içinde ,

MuhteşemMuhteşem HavalıHavalı

Hayat, sunulmuş bir armağandır insana

Son zamanlarda bu yeryüzüne ait olmadığımı hissettiğim çok zaman oldu. Paranın ,evlerin, arabaların, hırsların, insanların olduğu bu dünyada nefes alacak pek bir yer kalmamış gibi hissediyordum.

Kendimi, boyutumdan kat kat küçük bir kutuda nefes almak zorundaymış gibi hissediyordum. İnsanların yapmak zorunda olduğum şeyleri bana yüksek seslerle söyleyip kendi hayatlarına dönüp mutlu yaşamalarını idrak edemiyor, yaşadığım yalnızlığı anlamlandırılamıyordum. Sonra sert bir tokat gibi gerçekler çarptı suratıma. Önce bir sarsıldım ne olduğunu anlamaya çalışırken bir tokat daha geldi, bir tokat daha..

Artık acıyı hissetmediğimi sadece acıyormuş gibi yapmam gerektiğini hatırlatıyordum kendime. Artık hayatın bana sunduğu hiçbir şeye şaşırmıyor hiçbir yanığın acısında ağlamıyordum. 

Düzinelerce kitap okuyan ben tek bir kitabın bile sayfasını çeviremez olmuştum. Dinlediğim şarkıların sözleri çok yabancı geliyor, sanki bambaşka bir evrenin kapılarını arıyor gibiydim.

Savrula savrula yürüdüğüm bu yol nereye çıkacak bilemiyor, çarptığımız bedenlerin izlerinden korkuyordum.

Gözlerimi kapadım Can Yücel gibi İstanbul’un orta yerinde…

 “ Yaşamayı bu soğumuş cehennemde, ölü bir dost gibi içim titreyerek değil sade, yaşamayı yaşamak istiyorum!” diye haykırdım güpegündüz bu toz kaplı kalabalık şehirde  !

Yığılıp kalmış zihnim… Bilmediğim bir gezegenin en meşhur hastanesinin acil servisinde, iyileştirilmeyi bekleyen zihnimin haykırışlarına kimse kulak asmıyor şimdi.

Birkaç doz sakinleştiricinin damarlarımdan akıp giderken , her şeyin düzeleceğini söyleyen mavi giyimli adamların hissiz bakışlarından midem bulanıyor.

Üstüme bir yorgunluk çöktü sonra , göz kapaklarımı aşağı çeken yer çekimine meydan okumaya çalışırken kısık bir ses duydum çok uzaklardan.

Gözlerim kapalıyken elimi birinin tuttuğunu hissedebiliyordum, buruşuk ellerinden ve kalın çatallı sesinden yaşlı biri olduğunu tahmin edebiliyordum. Kısık gelen sesi artık çok netti. Kulağıma eğilerek bana hayattan bahsetti.

“Güzel kızım hayat seni yoracak, bazen ellerinden alacak en güzel çiçekleri, bazen kötü kokular gelecek burnun ucuna, kaçamayacaksın. Bazen çok sevdiğin o deniz, seni boğmaya çalışacak da fark etmeyeceksin. “ dedi ve ekledi

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var güzel kızım, “ Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.” (A.Behramoğlu)

Rapor Et

Ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

    Beyninizi yakacak 10 film

    Ahmet Muhip Dıranas ve eserleri