içinde

HavalıHavalı

Osmanlı’nın İlk Seri Katili: Hrisantos

Mondros Mütarekesi sonrası İstanbul işgal altında. Düşman askerler sokaklarda istedikleri gibi gezip istedikleri gibi davranabiliyordu. Haneler, iş yerleri, resmi daireler İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmişti. Düşman askerler Türklerin onurunu zedeleyecek tutum ve davranışlar sergiliyordu. Bunlar İstanbul’daki Rum ve Ermenilerle işbirliği yapıyorlardı. Bu işbirlikçiler arasında en tehlikelilerden birisi ise Hrisantos’tu… 

Hrisantos Beyoğlu’nda dünyaya gelmişti, babası Atina’ya gitmiş ve bir daha geri dönmemişti. Annesi ise genelev işletmeciliği yapan bir kadındı. Hrisantos çocukluğundan itibaren suç batağına bulanmış bir psikopattı daha çocuk yaşlarında abisi Koço ile birlikte tramvaylarda yolcuların parasını çalıp kaçardı. Annesinin işlettiği geneleve giden erkekleri kıstırıp onları döver ve sonra parasını alırdı. Yaşı ilerledikçe daha tehlikeli birine dönüştü, liderliğini yaptığı silahlı bir çete kurdu. Zafiri, Fantoma, Harito ve Makarnacı Niko gibi dönemin en psikopat suçluları vardı. İstanbul’un her yerinde ama özellikle Beyoğlu’nda korkulan bir çete haline gelmişlerdi.

Hrisantos kayıtlara geçen ilk cinayetini Muhallebici Recep Usta’ya karşı işledi. Süt alma bahanesiyle sabahın erkek saatlerinde Recep Usta’nın dükkanına giren Hrisantos ve yanındakiler, Recep Usta’yı demir sopalarla döverek katlettikten sonra kasadaki parayı alıp kaçmışlardı. Bu vaka halk arasında hızla yayıldı ve büyük bir paniğe neden oldu fakat olaydan kısa bir süre sonra çete üyeleri yakalandılar. 15 yıl kürek cezasına çarptırılarak hapishaneye gönderildiler. Böylece İstanbul halkı da bu azılı katillerin yakalanmasıyla birlikte rahat bir nefes almıştı ancak bu durum fazla uzun sürmedi, İstanbullular bir gün gazeteyi açtıklarında o can sıkan haberlerle karşılaştılar. Hrisantos ve çetesi tünel kazarak firar etmişti, onlar hapisteyken İtilaf Devletleri İstanbul’u işgal etmişti ve çete işgalcilerle birlikte işbirliği yapmaya başladı.

İngiliz istihbarat servisinde casusluk yapmaya başlayan Hrisantos, İngilizlerden para ve silah yardımı almaktaydı. Firar çete gözden kaybolmuştu ve tüm İstanbul Emniyeti bu çetenin peşindeydi. Taksim polis merkezinden Mehmet Efendi bir gece görev yaptığı merkeze doğru giderken Hrisantos ve arkadaşlarına rastladı. Bunlar sokak ortasında bir kadına tecavüz ediyordu, Mehmet Efendi hızla kadının yardımına koştu fakat olay yerine yaklaşmadan Hrisantos’un mermilerine hedef oldu, Mehmet Efendi oracıkta hayatını kaybetti. Bunun üzerine İstanbul Emniyeti tedbirleri arttırdı ve bu çetenin peşine düşen özel ekipler oluşturdu, bu ekiplerden birinin lideri Fahri Efendi’ydi. Fahri Efendi yanına aldığı üç polisle birlikte Hrisantos’un peşine düştü fakat yaptığı plan başarısız olunca Hrisantos tarafından şehit edildi. Çete onlarca Osmanlı polisini gafil avlayıp acımasızca şehit etmeye devam etti. Tecavüzcü, katil ve hırsız olan bu çete fazlasıyla can sıkmaya başlamıştı ve bu çeteye kafayı takan polis Faik Bey, Hrisantos’un izini sürmeye başladı.

Hrisantos’u bulamasa da Hrisantos’un sağ kolu Zafiri’nin yerini tespit etti ve Zafiri ile bir başına çatışmaya başladı, sonunda Faik Bey yaralansada Zafiri’yi de öldürmeyi başarmıştı. Bu haber halk arasında büyük bir sevince sebep oldu hatta padişahın emriyle Faik Bey’e para ödülü bile verildi, bununla kalmadı Osmanlı Nişanı bile takıldı. Çeteden birini öldüren herkese mükafatlar vereceğini söyledi padişah. Hrisantos bu kadar büyük bir sıkıntıydı. Zafiri’nin ölümüyle çete büyük bir güç kaybetmişti fakat çete illegal işlerine hâlâ devam ediyordu. Osmanlı polisleri bu seferde çetenin bir diğer önemli ismi Harito’yu sıkıştırdı, Harito sıkışınca polislere: “Beni bugünlük bırakın yarın gelir teslim olurum.” Gibi saçma bir söz söyledi. Polisler bunu ciddiye almayınca polislere silahla karşılık verdi fakat sonunda başından vurularak öldürüldü. Hrisantos’un en önemli iki adamı öldürülmüştü, kendisi için çemberin daraldığını fark eden Hrisantos kimlik değiştirdi ve “Doktor Yani” adında sahte bir kimlik oluşturdu, kılığını ise baştan aşağı değiştirdi fakat cinayetlerine ve soygunlarına ara vermeyen Hrisantos bu arada iki polisi daha öldürdü. Mikail adında bir kuyumcunun dükkanını soydular, Mikail’in iki kardeşini de öldürdüler fakat Mikail onlarla çatıştı ve çetenin önemli üyesi Makarnacı Niko’yu yakalayarak polise teslim etti. Makarnacı Niko, çete arkadaşlarının yerlerini bir bir ötmeye başladı. Çete üyelerinin saklandıkları yerleri öğrenen Türk polisleri buralara baskın düzenleyerek onları yakaladı, kimisi zorluk çıkarmadan teslim oldu kimisi ise polislere silahla karşılık verdi ve iki polisimizde orada şehit oldu. Hrisantos’un çetesi tamamen çökmüştü ama kendisi bir türlü yakalanamıyordu artık İstanbul’da yaşaması, soygunlarına ve cinayetlerine devam edebilmesi mümkün değildi. Yakalanması ise an meselesiydi bu sebeplerden dolayı 1920’de sevgilisi Eftimya ile birlikte Yunanistan’a kaçtı. Burada sakin ve yasalara uyan bir hayat yaşamaya başladı ta ki orada işleyeceği cinayete kadar. Bir Yunan askeri sevgilisi Eftimya’ya sarkınca sinirlerine hakim olamadı ve bu askeri öldürdü artık Yunanistan’da da aranan biri haline geldi ve kaçak hayatına başladı. Sevgilisi Eftimya ise bunun üzerine dayanamayıp İstanbul’a geri döndü. Terk edildiğine çok sinirlenen Hrisantos, Eftimya’nın peşine düştü. Amacı Eftimya’yı öldürmekti sahte bir pasaportla İstanbul’a Eftimya’nın peşinden geldi. Hrisantos İstanbul’a döndükten sonra Nobar isminde Ermeni bir haydutla irtibat kurdu, Nobar ise polislerin takip ettiği azılı bir suçluydu. Polisler Hrisantos’un Nobar’la iletişime geçtiğini görünce Nobar’ın evinin etrafında Hrisantos’u beklemeye başladılar. Nobar ve Hrisantos buluşmuştu, polisler bunu tespit edince dur ihtarı verdiler ama her zamanki gibi silahla karşılık aldılar maalesef cani Hrisantos yine kaçmayı başarmıştı.

Ertesi gün Eftimya’nın babası karakola gelerek Hrisantos’un İstanbul’da olduğunu ve kendilerinin hayatlarının tehlikede olduğunu söyledi ve Hrisantos’un kaldığı yeri ihbar etti. Balıkçı Agaton isimli birinin evinde kalıyordu. Komiser Hasan Tahsin Bey ve yardımcısı Muharrem Efendi, Balıkçı Agaton ile bağlantıya geçti ve onunla ortak bir plan yürüttü. Balıkçı Agaton, Hristos uyuduğunda onun silahlarını alacaktı sonrasında öksürerek dışarıdaki polislere haber verecekti. Gece oldu ve plan denildiği gibi uygulandı ama polisler eve girerken ses çıkardı ve Hrisantos bu sese uyandı. Balıkçı Agaton’un elinden silahı zorla alan Hrisantos polislere ateş etmeye başladı ve bu çatışma esnasında Hrisantos vuruldu, pencereden giren Muharrem Efendi, Hrisantos’un yaralı bir şekilde yerde yattığını görünce derhal üzerine atladı. Hrisantos ise son bir hamle ile silahını çekerek Cafer Tayyar Efendi’yi karnından vurdu, bunun üzerine Muharrem Efendi şarjöründeki bütün mermiyi yaralı olan Hrisantos’un üzerine boşalttı ve azılı haydut son nefesini bu kurşunlarla verdi. Türk Polis tarihinde Hrisantos’un öldürülmesi büyük bir önem arz etmekte, onu öldüren silah hâlâ polis müzesinde sergilenmektedir.

Rapor Et

Taraftar

Burcu Aydınlı tarafından yazıldı

Hikaye Yazarı

Ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

Sorgulayın!

Yeni ses teknolojisi: Duvar kağıdı hoparlörler geliştirildi!