içinde

Eski Diş DNA’larında Bulunan Uçuk Virüsü Salgınlarla İlgili Yeni Bir Kapı Araladı

Uzun zaman önce ölmüş insanlardan ve hayvanlardan alınan dişler, geçmişte salgın oluşturan virüslerin, günümüzdeki evrimlerini ve modern patojenlerin tarihini ifşa ediyor.

İlk antik çağ döneminde yaşayan insanlara ait Herpes, yani bildiğimiz uçuk virüsünün genomları, virüsün Bronz Çağı’ndan Avrupa’ya göçlerle ve muhtemelen öpüşmenin ortaya çıkmasıyla yaygınlaştığını gösteriyor .

Herpes virüsü HSV-1, çok bilinen ismiyle uçuk virüsü, hepimizin, dudak ya da çene gibi bölgelerimizde zaman zaman atak geçirerek aktif olan ve kötü görünüm veren bir rahatsızlıktır. Her insan hayatının belirli döneminde buna maruz kalmıştır. Herpes, yakın temas, öpüşme yoluyla bulaşan ve bir kez bulaştığında artık hep taşınan, kişinin sinir sisteminde sürekli dolaşan ve stres gibi bağışıklık düşüklüğüne neden olan dönemlerde ise aktif olan ve hastalığa neden olan bir virüstür.

Son araştırmalar, bugün bildiğimiz yüz uçuklarının arkasındaki HSV-1 virüsünün, yaklaşık beş bin yıl önce, Avrasya’nın bozkır otlaklarından Avrupa’ya yapılan büyük Tunç Çağı göçlerinin ve buna bağlı nüfus patlamalarının ardından bulaştığını ve yayıldığını gösteriyor. Belki o dönemde bunla ilgili bir salgın bile söz konusu olmuş olabilir.

Herpes, milyonlarca yıl öncesine uzanan bir geçmişe sahiptir ve virüsün formları, yarasalardan mercanlara kadar türleri enfekte eder. Bununla birlikte, insanlar arasındaki çağdaş yaygınlığına rağmen, bilim adamları, HSV-1’in eski örneklerini bulmanın şaşırtıcı derecede zor olduğunu söylüyorlar. Yaygın olarak dudak yaralarına neden olan ve şu anda dünya çapında yaklaşık 3,7 milyar insanı enfekte eden Herpes virüsünün eski genomları, Cambridge Üniversitesi liderliğindeki uluslararası bir bilim adamları ekibi tarafından ilk kez sıralandı.

Öpüşmenin Virüsün Yayılımına Etkisi

Science Advances dergisinde yayınlanan çalışmanın yazarları, antik DNA’da tespit edilen yüzdeki uçukların Neolitik gelişiminin, doğudan ithal edilen yeni bir kültürel uygulamanın ortaya çıkışıyla çakışmış olabileceğini söylüyor: romantik ve cinsel öpüşme.

Hepimiz, COVID-19’un haftalar ve aylar boyunca hızlı bir oranda mutasyona uğramasını izledik. Her ay neredeyse ,yeni bir türü çıktı. Herpes gibi bir virüsün ise, mezarlarda yapılan inceleme çalışmalarında, çok daha büyük bir zaman ölçeğinde evrimleşmiş ve dönüşmüş olduğunu görüyoruz.

Yapılan Çalışmalar

Cambridge Genetik Bölümü’nden kıdemli yazar Dr. Charlotte Houldcroft, “Yüz uçukları ev sahibinde ömür boyu saklanır ve yalnızca oral temas yoluyla bulaşır, bu nedenle mutasyonlar yüzyıllar ve bin yıl boyunca yavaş yavaş meydana gelir” dedi.

“Bunun gibi DNA virüslerinin nasıl evrimleştiğini anlamak için derin zamanlı araştırmalar yapmamız gerekiyor. Daha önce, Herpes için genetik veriler sadece 1925’e kadar uzanıyordu.”

Ekip, bin yıllık bir süreye yayılan dört bireyin kalıntılarındaki uçukları avlamayı ve diş köklerinden viral DNA çıkarmayı başardı.

Herpes sıklıkla ağız enfeksiyonlarıyla alevlenir: Eski kadavralardan en az ikisinde diş eti hastalığı vardı ve üçüncüsü tütün içiyordu. En eski örnek, Rusya’nın Ural Dağı bölgesinde kazılan ve yaklaşık 1.500 yıl önce Demir Çağı’nın sonlarına tarihlenen yetişkin bir erkekten geldi. İkinci örnek Cambridge, İngiltere’de yereldi. Biri, şehrin birkaç mil güneyindeki erken dönem Anglo -Sakson mezarlığından, MS 6-7 . yüzyıllardan kalma bir kadın. Diğeri, 14. yüzyılın sonlarından kalma, korkunç diş apseleri geçirmiş olan Cambridge’deki yardım hastanesinin arazisine gömülmüş genç bir yetişkin erkek . Son örnek, Hollanda’da kazı yapılan genç bir yetişkin erkekten geldi: Ateşli bir kil pipo içicisi, büyük olasılıkla 1672’de Ren kıyısındaki köyüne bir Fransız saldırısında katledildi.

UCL Genetics’ten yardımcı yazar Dr Lucy van Dorp, “Eski bir DNA’yı 20. yüzyıldan kalma uçuk örnekleriyle karşılaştırarak, farklılıkları analiz edebildik ve  mutasyon oranını ve dolayısıyla virüs evrimi için bir zaman çizelgesini tahmin edebildik” dedi.

Estonya’daki Tartu Üniversitesi’nde arkeomoleküler biyolog olan Christiana Scheib, dişten alınan DNA ile ilgili bu ve diğer çalışmaların, hastalıklarla ortak tarihimize dair şaşırtıcı iç görülere yol açtığını söylüyor. “Bugün sahip olduğumuz tüm patojenler bir zamanlar yeni enfeksiyonlardı” diyor. “Bu geçmiş deneyimleri anlayabilmemiz ve gelecek nesilleri salgın hastalıklardan koruyabilmemiz için eski DNA’ları incelemek önemlidir.”

Biyolojik molekülleri bozulmadan koruma yetenekleri nedeniyle dişler, antik DNA için hazine sandıklarıdır.”

Dişlerin patojen DNA’sı için önbellek olduğunun farkına varılmasının, eski hastalıklarla ilgili araştırmaları “daha önce erişebileceğimizden tamamen farklı bir tür bilgiye” açtığını söylüyor.

Yaklaşık beş bin yıl önce bir uçuk türünün diğerlerini geçmesine izin veren bir şey oldu, muhtemelen bulaşmalarda bir artış, bir salgın ki bu da öpüşmeyle bağlantılı olabilir. Araştırmacılar, öpüşmenin bilinen en eski kaydının Güney Asya’dan bir Tunç Çağı el yazması olduğuna dikkat çekiyor ve insan kültürlerinde evrensel olmaktan uzak olan geleneğin Avrasya’dan Avrupa’ya göçlerle batıya doğru seyahat etmiş olabileceğini öne sürüyorlar.

Aslına bakılırsa, yüzyıllar sonra, Roma İmparatoru Tiberius, resmi törenlerde öpüşmeyi yasaklamaya çalışmış, belki buda uçukla ilgili olabilecek, hastalığın ve salgının yayılmasını engellemeye yönelik yapılan bir karar olabilir.

Bununla birlikte, tarih öncesi insanların çoğu için, HSV-1 iletimi “dikey” olurdu: Enfekte anneden yeni doğan çocuğa geçerdi, oysa burada “yatay” bir yayılım olarak herkeste görülüyor.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, 50 yaşın altındaki küresel nüfusun üçte ikisi artık HSV-1 taşıyor. Çoğumuz için, ara sıra ortaya çıkan dudak yaraları utanç verici ve rahatsız edicidir, ancak diğer rahatsızlıklarla birlikte – örneğin sepsis ve hatta COVID-19 – virüsü ile ölümcül olabilir. 2018’de Birleşik Krallık’ta iki kadın sezaryenle doğumdan sonra HSV-1 enfeksiyonundan öldü.

Houldcroft, “Çalışmalar derinlestikce, yalnızca yüzlerce hatta binlerce yıllık genetik örnekler, herpes ve maymun çiçeği gibi DNA virüslerinin yanı sıra kendi bağışıklık sistemlerimizin birbirine nasıl uyum sağladığını anlamamıza izin verecek” dedi.

Bu alanın gelişiminin en başındayız. Bunlar oldukça heyecan verici gelişmeler. Geçmiş DNA’ları ve bunun en önemli unsuru dişleri incelemek, bize ortak bir salgın ve hastalık penceresi açacaktır. Yani geçmiş, virüs ve patojenleri incelemek, bize bugün ve gelecekte hangi salgınlar olabileceğini bulmamızı sağlayacak ipuçları verebilir. Bu da bilim anlamında devrim demektir. Sizce de çok heyecan verici değil mi?

Editör: Ayşe Tunç – 29.08.2022

Bu içerik hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorum yapabilir, oy kullanabilir ya da tepki seçebilirsiniz. Gönderinizi oluşturun!

Rapor Et

Usta

Nilay Tok tarafından yazıldı

İletişimci ve sosyolog. Patisever hemde pek çok. Hayat boyu hep öğrenci.

Üyelik YılıMakale YazarıYorumcu

Ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

    Çocuktur Oyun Oynar, Kendini Hayata Hazırlar!

    Sevilen Çizgi Filmlerin Gerçek Hikayeleri ?