içinde ,

MuhteşemMuhteşem HavalıHavalı İnanılmazİnanılmaz

Tüm Hikayelerinin Altında Çocukluğun Yatar

Nefretle dolu çehreni kaldırıp aynaya baktığında gördüğün yalnızca minik bir beden oluyorsa eğer, tüm hikayelerinin ardında yatan çocukluk çaresizliğindir.

Kim aldıysa ellerinden rengârenk şekerlerini, kim çaldıysa gülümsemeni yüzünden ya da kim dokunduysa kapkara elleriyle minik bedenine  asıl suçlu O’dur.

Kendimi kötü hissettiğim bir dönem yardımcı olması için tavsiye edilen bir psikiyatri doktoruna gittim . İlk sorulan sorular çocukluğumla ilgiliydi. O zamanlar  “iş stresimin  çocukluk anılarımla ne  ilgisi var” diye içimden geçirdim. Zamanla irdelediğim bu konu tüm bakış açımı değiştirdi.

Freud’un ‘Bir Çocukluk Nevrozu Hikayesi’ kitabında yazdığı “Bireyin nevroz ( sürekli sıkıntı içeren, sanrı ya da varsanı içermeyen işlevsel akıl hastalıkları) oluşumlarının başlangıç aşamasında, bireyin hayatın gerçek sorunları karşısında pes edip etmeyeceği, edecekse hangi anda edeceğinde çocukluğun da belirleyici olduğunun anlaşılmaya başlandığını iddia ediyorum”  (syf 82) sözleri tüm hikayenin çocukluk yıllarında şekillendiğini bir kez daha gözler önüne serdi.

 

Anne ve babanın ayrı olduğu ilişkilerde büyüyen çocukların büyük bir kısmında bağlanma problemi olduğunu fark ettim. Özellikle 18-25 yaşlarınızdaki ilişkilerinizde, sık sık karşı tarafın ilişkiden kaçarak ‘bağlanmaktan korkuyorum, ilişki yapabilecek biri değilim’ sözlerine maruz kalmışsınızdır. Bu sözleri söyleyen bireylere sinirlenmeden önce çocukluk yıllarında maruz kaldığı kaotik ilişki ortamlarını da anlamak gerekiyor aslında. O kişilerin derinlerine indiğimizde  asıl amaçları, karşısındaki kişiden kaçmaktan çok, anne ve babasının yaşadığı o ilişki tarzından kaçmak olduğunu görürüz.

Klinik psikolog ya da Psikiyatri değilim, onların kullandığı kanıtlanmış bilgilerden çok, tanık olduğum ve ya dinlediğim hikayelerden sizlere bahsetmek istiyorum.

Kısa bir süre önce her hangi bir cinse karşı duygu hissetmeyen bir kadın ile tanıştım. Fiziksel görüntüsü güzel, oldukça iyi bir akademik kariyere sahip, dışarıdan bakıldığında herhangi bir ‘anormallik’ görünmeyen bir kadın. Bir kahveyle başlayan sohbet derinleştiğinde altında yatan çocukluk hikayesi beni darmadağın etti.  6 yaşlarındayken  maruz kaldığı ilk tacizin ardından insan bedeninden tiksindiğini anlatırken, bir gram gözyaşı dökmedi. Çok yakın bir akrabası tarafından maruz kaldığı tacizin bir süre daha devam ettiğini ve daha sonra dayanamayıp ailesine anlattığını lakin kimsenin duymaması için sessizce olayın çözüldüğünü anlattığında tüylerim diken diken oldu.

Hissiz gözleriyle bana bakarken, “Toplum ! Çocukluğumun elimden alınmaya çalışılması, toplumun duymasından daha önemsizdi. Ben de toplumun dışında yaşamaya karar verdim” dedi.

Çocuklukta yaşanmış bir hikaye, yetişkin bir bireyin tüm hayatını şekillendirmeye yetmiş. Hala tedavi edilmesi gereken pek çok travmayı da beraberinde getirmiş .

İlişki yaşamaktan kaçanların ve  herhangi bir cinse karşı bir duygu beslemeyenlerin hikayelerinin ardından ilişki içindeki çocukluk travmalarının nasıl ortaya çıktığını da gözlemledim.

Özellikle televizyonlarda yayınlanan aile içi şiddet içeren dizilere tanık olmuşsunuzdur. Sarhoş halde gelen erkek ve kadınların partnerine karşı uyguladığı fiziksel ve psikolojik şiddetin temelinde ne yazık ki çocukluk anıları yatıyor.

“Genel olarak travma yaşantısının “kendisine ve diğer insanlara karşı öfkeli olma ve bunun sonucunda benlik algısında bozulmalar, sosyal ilişkilerin bozulması, iştahsızlık, kaygı, depresyon, travma sonrası stres bozuklukları gibi semptom ve bozukluklara sorunlara neden olduğunu gösteren çeşitli araştırma sonuçları bulunmaktadır” (Garcia ve ark, 2002; Fergusson ve ark.2008; Kong ve Benstein, 2009).

Öfke kontrolü olmayan birey, atak anında karşısındakinin yakını olup olmadığını sorgulamadan biriktirdiği tüm nefreti kusar. Atak geçtiği ve kendini fark ettiği anda karşısındakinden özür dileyerek bir daha yapmayacağını söyler. hatta zaman zaman ağlayarak kendisinin suçu olmadığını, kontrol edemediğini ve ona iyi davranman gerektiğini söyleyerek seni suçlu konumuna da düşürebilir.

Bu hastalıklı ilişki türü iki bireyin de hayatını tehlikeye atar. Ne yazık ki 3’üncü sayfa haberlerinin çoğunun hikayesi bu şekilde başlar .

Tüm bu hikayelerin ardından ‘Çocukluğum çok kötüydü, hiç sevgi görmeden yaşadım. Korkunç biri olacağım ‘ diye düşünebilirsiniz. Ama öyle değil. Bazen problemlerimizi tek başımıza çözmeye çalışmaktansa birilerinden yardım talep etmemiz gerektiğini unutmamalıyız.

Ne yazık ki kronik depresyonlar, kişilik bozukluları vb. psikiyatrilerden ve psikologlardan yardım gereken sorunlardır. Sosyal medyanın size ‘ayağa kalk, renkli yemek ye ,spor yap ! ‘ diyerek basitleştirdiği ruhsal durumların altında çok derin hikayeler yatar.

Nefretle kaplı çehreni kaldırıp aynaya baktığında gördüğün şey minik bedeninse sorumlu sen olmayabilirsin. Kendini tanımak , kendini sevmeyi öğrenmek, çocukluğunu iyileştirmek için harekete geç !

İçindeki çocuk sen istedikçe yaşamaya devam edecek !

Editör: Zehra Garipli – 13.08.2022

Rapor Et

Ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

    1. Psikologlar genel olarak neden hep çocukluğunuza dönelim diye konu başlığı oluştururlar bu makale ile onu anlamlandırabiliyoruz. Her şey çocuklukta başlar. Sevgi ile yetiştirilen çocuk ile sevgisiz büyüyen çocuk arasında dağlar kadar fark vardır. Birisi hayata hep pozitif bakarken diğeri hep olumsuzlukları düşünerek hayatı yaşanmayacak hale getirir.

    Yatırım Nedir? Nasıl Yapılır?

    Güne Astrolojik Bakış | 18.05.2022