içinde ,

MuhteşemMuhteşem

4500 Yıl Önce Yazılan Tarihin İlk Aşk Mektubu!

Sevgi, En Gerçek Duygudur

Hayatında, hiç aşk mektubu yazmamış kimse yoktur herhalde. Ya da okumamış. Fakat her aşk mektubu gönderilmez. Ya da yazılan her mektup sahibine ulaşamaz ama mutlaka yazılır.

Aşk, insanlık tarihi kadar eski ve hep var olacak bir duygu. Belki burada Hz. Adem’le Havva’nın aşkını bile sayabiliriz. Sonuçta, dünya ya sürüldüklerinde, Adem’in gezerek ve ağlayarak yıllarca Havva’yı aradığı anlatılır.

Yani yeryüzünde, insan hayatı var olduğundan beri, sevgi ve sevgiyi ifade biçimi değişse de hep var olmuştur. İnsanlar, dilleri bulduğunda, yönler ve duygular için kelimeleri icat ettiğinde, bu kelimeleri anlatacak bir yazı oluşturulduğunda, bu yazıyı yok olmaması, kendini anlatabilmesinin, bir işareti olsun diye taşa, duvara, tahtaya, kağıda yani neye yazabilirse ona dönüştürmüştür. Bunu bazen resimle bazen halıya dokuyarak yapmıştır. Çünkü insan yok olmamak, kaybolmak ve bilinmek ister.

Dünyadaki ilk aşk mektubunun kime yazıldığını ya da kim tarafından yazıldığını hiç merak ettiniz mi?

Aslında, bu tarihin kaydettiği tam 4500 yıl önceye tarihlenen ve ilk aşk mektubu olduğu düşünülen yazıt, Sümerlere ait ve İstanbul Arkeoloji müzesinde korunmaktadır.

Peki kime yazılmış bu tarihe ilham veren yazı?

MS 19. yüzyılda arkeologlar, Eski Ahit’teki İncil anlatılarını destekleyecek fiziksel kanıtlar aramak için Mezopotamya bölgesinde araştırma yapmaya başladılar.

Arkeolog Austen Henry Layard, MS 1845’te Kalhu’da Hormuzd Rassam’ın yardımıyla kazılara başladığında, İncil’deki yerleri bulmak için o kadar çok baskı altındaydı ki, ortaya çıkardığı şehrin Nineveh olduğu sonucuna varmıştı.

MS 1849’da yaptığı kazılarla ilgili yayınlanmış kaydı, Nineveh ve Kalıntıları başlığını taşıyordu ve Nineveh’in, İncil’deki ünü sayesinde kitap, en çok satanlar arasında yer aldı. Kitabın başarısı, Mezopotamya tarihine, İncil’deki anlatıları doğrulamanın bir aracı olarak daha fazla ilgi uyandırdı ve bu nedenle, İncil’de bahsedilen diğer şehirleri aramak için bölgeye daha fazla keşif gezisi gönderildi.

Bu zamandan önce, İncil, dünyanın en eski kitabı ve İncil’de ki Şarkılar Şarkısı (Süleyman’ın Şarkısı olarak da bilinir) en eski, aşk şiiri olarak kabul edildi. İlginç bir şekilde, İncil’deki hikayeleri tarihsel olarak doğrulamak için, gönderilen keşif gezileri tam tersini yaptı. Layard, MS 1846-1847’de Nineveh’in asıl yerini kazdığında, Asur kralı Asurbanipal’in (MÖ 668-627) kütüphanesini ve daha sonra efsanevi George Smith tarafından tercüme edilen çivi yazılı metinleri keşfetti.

Burada bulunanlar,  İnsanın Düşüşü ve Büyük Tufan ve Nuh’un hikayesi Ark, değil, daha sonraki İbrani yazıcılar tarafından yeniden çalışılan ve  önceden var olan Mezopotamya hikayeleriydi.

İşte burada diğerlerinden farklı olan taş bir levha ile 70 bin ayrı levha bulundu.

Çivii yazısı ile yazıldığı için içeriği ne olduğu tam olarak anlaşılamadı Kazıda bulunan diğer 70 bin levha ile birlikte bölgenin o zaman ki sahibi Osmanlı İmparatorluğuna teslim ediliyor.

O zaman ne olduğu anlaşılamayan o levhalar, özenle korunuyor ve kazıdan tam 58 yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği ünlü Sümeroloğumuz Muazzez İlmiye Çığ ve Hatice Kızılay tarafından çözüldüğünde ise şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar.

Çünkü bu taş levha tarihin neredeyse bilinen ilk aşk mektubuydu.

Üstelik 4500 yıl önce bir kadın rahibe tarafından yazılmış. Sümerli güzeller güzeli, Rahibe Enril, Sümer Kralı, Su-Sin’e olan aşkını kazımış bu taş levhaya.

Rahibe Enril, aşık olduğu Sümer Kralının bir tören sırasında dikkatini çekerek tanışmış ve evlenmişler. İşte bu yazdığında, evlendikleri günün anısına kocası Kral Su-Sin’e yazdığı mektup.

19. Yüzyılda keşfedilmeden ve 20. yüzyılda tercüme edilmeden önce, İncil’deki Şarkıların Şarkısı’nın, mevcut en eski aşk şiiri olduğu düşünülüyordu

Bu keşifle birlikte ,tarihin ilk aşk mektubu olarak düşünüle , MÖ 6.-3. yüzyıllara tarihlenen Şarkıların Şarkısı, kabul edilemezdi. Çünkü Sümer Kralı, Shu-Sin için yazılan aşk mektubu yaklaşık MÖ 2000’de yazılmıştı.

Çevirisi şöyle;

“Güveyi, kalbimin sevgilisi

Senin güzelliğin fazladır,

Bal gibi tatlı beni büyüledin,

Senin önünde titreyerek durayım,

Güveyi, seni okşayayım,

Benim kıymetli okşayışım baldan hoştur,

Bağışla bana okşayışlarını,

Benim beyim Tanrım,

Benim beyim baygınlığım,

Enlil’in kalbini memnun eden Su-sin’im,

Bağışla bana okşayışlarını.”

Zamanı düşünülürse, ne hoş bir anlatım ne yalın. Aşk ve sevgi her devrin duygusu. Bazen değişse dönüşse de bazen anlamını yitirmiş gibi görünse de…

MS 19. yüzyılda Mezopotamya’da yapılan arkeolojik çalışmalar, tarihin ve dünyanın anlaşılma biçimini tamamen değiştirdi.

Mezopotamya’nın kadim geçmişinin keşfinin ardından tarih genişledi, derinleşti ve insanlığın hikayesi çok daha karmaşık ve ilginç hale geldi. Antik Mezopotamya edebiyatı, dünya edebiyatının ilk biçimlerini, insan duygu ve deneyiminin ilk ifadelerini ve bunların arasında, dünyanın, en eski, aşk şiiri aracılığıyla, romantik aşk ve tutku deneyimini sağlamış gibi.

Bize bu muhteşem şiiri, çeviri yaparak armağan edenlere sevgi ve saygıyla…

Editör: Sümeyye Özmen – 28.09.2022

Bu içerik hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorum yapabilir, oy kullanabilir ya da tepki seçebilirsiniz. Gönderinizi oluşturun!

Rapor Et

Usta

Nilay Tok tarafından yazıldı

İletişimci ve sosyolog. Patisever hemde pek çok. Hayat boyu hep öğrenci.

Üyelik YılıMakale YazarıYorumcu

Ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

    Daha fazla yorum yükle

    Gurur ve Kibir

    Mültecinin Ağlayan Kalbi