Zoraki Mükemmel Görünmenin Arka Yüzü, Ördek Sendromu
N
Nilay Tok@incilay
25 Ağustos 2022·5 dk okuma

Her bireyin, hayatta yaşadığı zorluklar ve bunlarla baş etme yöntemleri farklıdır. Bazı kişilerin, çok kolay atlattığı bir olayı, bir diğeri, anksiyete geçirecek kadar içsellestirmiş olabilir. Çünkü herkesin kırılganlık seviyesi farklı farklıdır.
Birde, sakin ve iyi, hayatında her şey yolundaymış gibi görünen, fakat gerçekte ise çeşitli yaşam sorunları nedeniyle bunalımda olan kişiler vardır. İşte bu ördek sendromu olarak bilinir.
"Kadın, çocuklarının kirli elbiselerini değiştirirken söylendi. Bıktım hepinizden, temizle, yatır, yedir. Sonra odasına geçip hazırlandı. Hafif bir makyaj yaptı. Odadan çıktığında, kocası uzanmış televizyon izliyordu. Hadi, dedi, ya bu kadar olmaz, kalk üzerine bir şeyler giy birazdan misafirler gelecek. Adam kadına söylendi. Aslında evliliklerinde çok büyük bir krizi, henüz atlatmış değillerdi. Çok geçmeden kapı çaldı, misafirler geldi. Ve biz sosyal medyada gezinirken, bir kare düştü timelime'mıza. Kadın, adamla sarılmış, önde çocukları doğum günü mumlarına üflüyor. Yanlarında muhteşem gülümsemeleri ile dostları. Kadın altına, canım kocam ve çocuklarım. Bu yılda sağlıkla, huzurla. Sizinle çok mutluyum. Yazdı.
Bunu gören, kadın ise kendi haline baktı. Yan koltukta uzanmış kocasına baktı, en son kendine ne zaman çiçek aldığını düşündü. Evden dışarı çıkamıyor bile çocukların koşturmasından. Kendine en son ne zaman vakit ayırabildiğini düşündü. Bir ben böyleyim, diyerek iç çekti ve mutsuzluğu ve kendine olan öfkesi katlandı."
Size de tanıdık geldi mi bu olay.
Aslında, bunları hissetmekte yalnız değilsiniz. Birçok kişi hissediyor bunları. İşte bunu anlamanız için bu yazı. Keyifli okumalar.
Ördek sendromu, ilk olarak Stanford Üniversitesinin kendi öğrencileri için bulduğu bir terimdir. Popüler bir fenomeni açıklamak için kullanılan bir terminoloji. Çünkü öğrencilerin çoğunluğu çok seçilmiş öğrenciler. İlk yıl, Stanford öğrencileri genellikle kendilerini ördek olarak gösterirler. Ayakları suyun altında hızla yüzerken, su sakin görünür. Arkalarında büyük bir mücadele verirken çok sessiz görünmeye çalışırlar.
Şimdilerde ise aynı üniversite tarafından, özellikle Y kuşağı için, sosyal medyada gösterilmek istenenle, gerçekteki yaşamın farklılığına atıfta bulunmak için yine ördek sendromu diyorlar.
Ördek sendromu, mükemmel bir yaşam yanılsaması yaratmaya çalıştığınızda, ancak her şeyi güvenli bir şekilde kontrol altında tutmak için yüzeyin altında çok çalıştığınızda ortaya çıkar. Bu terim, sanki çok sakinmiş gibi yüzen bir ördeğe benzer, ancak bacakları, vücudunu su yüzeyinin üzerinde tutmak için hareket etmekte tüm gücüyle zorlanmasını ifade eder.
Diğer herkesin yaşam boyunca sanki zahmetsizce ilerlediğini izlemek, profesyonel başarıya ulaştıklarını görmek, sosyal olarak hep çok aktif ve harika görünmek, evli olanların harika bir evlilik hayatı ve mükemmel çocukları olduğunu izlemek, en güzel yerlerde tatil yaptıklarına şahit olmak gibi durumlarda, kendi içinde bulunduğunuz zorluklarınız hakkında daha kötü hissetmenize neden olan bir durumdur. Herkes çok iyi ve mükemmel hayat yaşıyor, ben hariç, kelimesini mutlaka sizde duymuşsunuzdur birilerinden.
İnsanların gösterdiği halleri, gerçekten hissettiklerinden farklıysa işte burada bu bir sorundur. Sosyal medya filtrelerinin bir çoğunun kullanım amacıda bu galiba. Çünkü insanların güzellik algıları her geçen gün değişiyor. Saç, makyaj, hep bakımlı olma baskısı, sosyal medya kullanıcılarını buraya doğru sürüklüyor.
Sosyal medya kendini çekici, başarılı ve mutlu gösteren kişiler tarafından, çoğunlukla takip edildiği söylenir. Aslında, tüm o kusursuz hallerin arkasında ya borçları var ya da çok çalışıyorlardır.
Araştırmalar, diğer insanların, hatta iyi tanıdığımız insanların bile ne kadar mutlu olduğunu sistematik olarak abarttığımızı gösteriyor. Bunun nedeni, diğer insanları yalnızca sosyal ortamlarda veya sosyal medyada özenle hazırlanmış dünyalarda görmemizdir. Özel duygusal yaşamları bizim için gözlemlenemez. Onlar için hayatın gerçekten nasıl olduğu hakkında hiçbir fikrimiz yok. Sonuç olarak, onların hayatlarına dair algımız bir yanılsama üzerine kuruludur. Ancak illüzyonun sonuçları gerçektir. Başkalarının mutluluğu hakkında varsayımlarda bulunmak, bizi kendi olumsuz duygusal deneyimlerimizi saklamaya teşvik eder, bu da yalnızlık, mutsuzluk ve genel olarak hayattan daha az tatmin olma duygularına yol açar.
Esas soru şu; herkes gerçekten, göründüğü kadar zengin, göründüğü kadar başarılı, güzel ve mutlu mu? Tabi ki değiller. Çünkü günümüzde, mükemmel olmayanı dışlayan, paylaşmadığında o şeyleri hiç yapmadığını düşünen insanlarla çevrelendik.
Kendini diğer insanlarla kıyaslama!
Özellikle Y kuşağı gençler, sosyal medya fenomenlerine ve yaşadıkları hayatlara özendikleri için kendilerinden ve etraflarından oldukça mutsuzlar. Bazı genç kızlarda bu durum takıntı haline gelip, zayıflamak ve onlar gibi olmak için, yeme bozuklukları yaşayabiliyorlar. Ya da o restaurantta yemek yiyebilmek için bütün parasını verebiliyor. Kendi kendisiyle barışamadığı için etrafındaki herkesle kavgalı hale geliyor.
Başarılı olmak isteyenler, kendilerine göre yeterince başarılı olamadıklarını düşündükleri için böyle göstermek isterler. Çünkü gerçekte bunalmışlardır ve hedeflerine ulaşamazlar. Kendilerini, yeteneklerinin dışında birileriyle kıyasladıkları için olur bütün bunlar. Kendilerini, gerçekçi olmayan durumlarla karşılaştırmayı bırakmaya ikna edilmelidirler.
Bununla başa çıkmak için bir birey kendini kabul etmede daha dürüst olmalıdır. Şu anda sahip olunan durum onlar için en iyisidir. Gerçek benlikleri bu olmasa da başarıyı göstermek için sosyal medyada numara yapmaya ve hile yapmaya gerek olmadığını, kimsenin hayatının mükemmel olmadığını kabul etmeleri doğru bir süreçtir.
Kendi kapasitelerini bilip, yeteneklerine göre kendilerini geliştirebilirler. Kendilerini sevmeyi öğrenmeli. Olmadıkları biri gibi davranmak yerine, fotoğraflarda gördükleri hayatların gerçekte nasıl olduğunu düşünerek, o fotoğraf karelerinden kırpılan durumlar olduğunu bilerek hayatlarına yön verebilirler. Stresi azaltmak için kendilerine zaman ayırmakta faydalı olacaktır. Zihinlerini daha olumlu olacak şekilde değiştirip ve kendilerini başkalarıyla karşılaştırmayı bırakmaları en önemli unsurdur ve tabi ki bir süre sosyal medyadan uzak durmak, çok iyi gelecektir.
Ördek sendromu, ilk olarak Stanford Üniversitesinin kendi öğrencileri için bulduğu bir terimdir. Popüler bir fenomeni açıklamak için kullanılan bir terminoloji. Çünkü öğrencilerin çoğunluğu çok seçilmiş öğrenciler. İlk yıl, Stanford öğrencileri genellikle kendilerini ördek olarak gösterirler. Ayakları suyun altında hızla yüzerken, su sakin görünür. Arkalarında büyük bir mücadele verirken çok sessiz görünmeye çalışırlar.
Şimdilerde ise aynı üniversite tarafından, özellikle Y kuşağı için, sosyal medyada gösterilmek istenenle, gerçekteki yaşamın farklılığına atıfta bulunmak için yine ördek sendromu diyorlar.
Ördek sendromu, mükemmel bir yaşam yanılsaması yaratmaya çalıştığınızda, ancak her şeyi güvenli bir şekilde kontrol altında tutmak için yüzeyin altında çok çalıştığınızda ortaya çıkar. Bu terim, sanki çok sakinmiş gibi yüzen bir ördeğe benzer, ancak bacakları, vücudunu su yüzeyinin üzerinde tutmak için hareket etmekte tüm gücüyle zorlanmasını ifade eder.
Diğer herkesin yaşam boyunca sanki zahmetsizce ilerlediğini izlemek, profesyonel başarıya ulaştıklarını görmek, sosyal olarak hep çok aktif ve harika görünmek, evli olanların harika bir evlilik hayatı ve mükemmel çocukları olduğunu izlemek, en güzel yerlerde tatil yaptıklarına şahit olmak gibi durumlarda, kendi içinde bulunduğunuz zorluklarınız hakkında daha kötü hissetmenize neden olan bir durumdur. Herkes çok iyi ve mükemmel hayat yaşıyor, ben hariç, kelimesini mutlaka sizde duymuşsunuzdur birilerinden.
İnsanların gösterdiği halleri, gerçekten hissettiklerinden farklıysa işte burada bu bir sorundur. Sosyal medya filtrelerinin bir çoğunun kullanım amacıda bu galiba. Çünkü insanların güzellik algıları her geçen gün değişiyor. Saç, makyaj, hep bakımlı olma baskısı, sosyal medya kullanıcılarını buraya doğru sürüklüyor.
Sosyal medya kendini çekici, başarılı ve mutlu gösteren kişiler tarafından, çoğunlukla takip edildiği söylenir. Aslında, tüm o kusursuz hallerin arkasında ya borçları var ya da çok çalışıyorlardır.
Araştırmalar, diğer insanların, hatta iyi tanıdığımız insanların bile ne kadar mutlu olduğunu sistematik olarak abarttığımızı gösteriyor. Bunun nedeni, diğer insanları yalnızca sosyal ortamlarda veya sosyal medyada özenle hazırlanmış dünyalarda görmemizdir. Özel duygusal yaşamları bizim için gözlemlenemez. Onlar için hayatın gerçekten nasıl olduğu hakkında hiçbir fikrimiz yok. Sonuç olarak, onların hayatlarına dair algımız bir yanılsama üzerine kuruludur. Ancak illüzyonun sonuçları gerçektir. Başkalarının mutluluğu hakkında varsayımlarda bulunmak, bizi kendi olumsuz duygusal deneyimlerimizi saklamaya teşvik eder, bu da yalnızlık, mutsuzluk ve genel olarak hayattan daha az tatmin olma duygularına yol açar.
Esas soru şu; herkes gerçekten, göründüğü kadar zengin, göründüğü kadar başarılı, güzel ve mutlu mu? Tabi ki değiller. Çünkü günümüzde, mükemmel olmayanı dışlayan, paylaşmadığında o şeyleri hiç yapmadığını düşünen insanlarla çevrelendik.
Kendini diğer insanlarla kıyaslama!
Özellikle Y kuşağı gençler, sosyal medya fenomenlerine ve yaşadıkları hayatlara özendikleri için kendilerinden ve etraflarından oldukça mutsuzlar. Bazı genç kızlarda bu durum takıntı haline gelip, zayıflamak ve onlar gibi olmak için, yeme bozuklukları yaşayabiliyorlar. Ya da o restaurantta yemek yiyebilmek için bütün parasını verebiliyor. Kendi kendisiyle barışamadığı için etrafındaki herkesle kavgalı hale geliyor.
Başarılı olmak isteyenler, kendilerine göre yeterince başarılı olamadıklarını düşündükleri için böyle göstermek isterler. Çünkü gerçekte bunalmışlardır ve hedeflerine ulaşamazlar. Kendilerini, yeteneklerinin dışında birileriyle kıyasladıkları için olur bütün bunlar. Kendilerini, gerçekçi olmayan durumlarla karşılaştırmayı bırakmaya ikna edilmelidirler.
Bununla başa çıkmak için bir birey kendini kabul etmede daha dürüst olmalıdır. Şu anda sahip olunan durum onlar için en iyisidir. Gerçek benlikleri bu olmasa da başarıyı göstermek için sosyal medyada numara yapmaya ve hile yapmaya gerek olmadığını, kimsenin hayatının mükemmel olmadığını kabul etmeleri doğru bir süreçtir.
Kendi kapasitelerini bilip, yeteneklerine göre kendilerini geliştirebilirler. Kendilerini sevmeyi öğrenmeli. Olmadıkları biri gibi davranmak yerine, fotoğraflarda gördükleri hayatların gerçekte nasıl olduğunu düşünerek, o fotoğraf karelerinden kırpılan durumlar olduğunu bilerek hayatlarına yön verebilirler. Stresi azaltmak için kendilerine zaman ayırmakta faydalı olacaktır. Zihinlerini daha olumlu olacak şekilde değiştirip ve kendilerini başkalarıyla karşılaştırmayı bırakmaları en önemli unsurdur ve tabi ki bir süre sosyal medyadan uzak durmak, çok iyi gelecektir.
Yorumlar (12)
Bilinçlendirici bir yazı olmuş, ellerinize sağlık.
ördek sendromu da aslında günlük hayatımızda sıklıkla karşımıza çıkan bir şeymiş.
Mükemmel değiliz bunu bilsek bile sosyal medyada sanki mükemmel olmak zorundaymışız gibi davranıyoruz
Mutsuzluk da yeri geldiğinde bir ihtiyaçtır, sağlıklı ve doğal bir şekilde yaşanması gereken. Asıl tehlikeli olan suni tebessümlerle zoraki ve sahte bir mutlu hayatı sürdürmeye çalışmaktır. Bknz: saklı depresyon
Güzel içerik. Sosyal medya bir reklamdır. Reklamların amacı, insanların yaşam tarzını şekillendirmektir. Kaleminize sağlık. 🙂
Teşekkür ederim.
Kaleminiz ışıldasın
elinize sağlık
'' Esas soru şu; herkes gerçekten, göründüğü kadar zengin, göründüğü kadar başarılı, güzel ve mutlu mu? Tabi ki değiller. ''
Elinize sağlık
güzel anlatım emeğinize sağlık.
Emeğinize sağlık