U

uyuryazar

@uyuryazar

4 paylaşım0 takipçi0 takip
U
uyuryazar
·2 Eyl 11:17·Sinema - TV

<strong>Zendaya Maree Stoermer Coleman</strong>, daha çok bilinen adıyla <strong>Zendaya</strong> 1 Eylül 1996 yılında ABD'nin Koliforniya eyaletinde doğdu. Zendaya'nın çocukluğu çeşitlilik ve yaratıcılıkla dolu bir şekilde geçti. Babası Kazembe Ajamu Coleman Afrika kökenliyken, annesi Claire Stoermer Alman ve İskoç kökenlidir. Zendaya sıkça karma ırk kökeninin kimlik ve güzellik standartları konusundaki bakış açısını nasıl etkilediğinden bahsetmiştir. Ayrıca babasının önceki evliliğinden beş büyük kardeşi vardır. Zendaya, çok genç yaşlardan itibaren sahne sanatlarına olan ilgisini göstermeye başladı. <strong>Kaliforniya Shakespeare Tiyatrosu</strong>'nda dans eğitimi aldı ve çeşitli müzik videolarında yedek dansçı olarak sahneye çıktı. <h2><strong>Disney Yıldızlığı:</strong></h2> Zendaya'nın büyük çıkışı, 2010 yılında Disney Channel dizisi <strong>Shake It Up'</strong>ta Rocky Blue karakterine seçilmesiyle geldi. Bu rol, onu genç izleyiciler arasında tanınmış bir isim haline getirdi. Rocky'yi canlandırması, dans ve oyunculuk yeteneklerini sergiledi ve dizi partneri Bella Thorne ile ekran başındaki uyumuyla şovu bir hit yapmayı başardı. <img src="https://m.media-amazon.com/images/M/MV5BMTUyOTk3NTYwMF5BMl5BanBnXkFtZTgwNTY2MjI4MjI@._V1_.jpg" alt="Shake It Up (TV Series 2010–2013) - IMDb" /> <h2><strong>Beyaz Perde ve Televizyona Geçiş:</strong></h2> <em>Shake It Up</em>'dan sonra Zendaya'nın kariyeri yükselmeye devam etti. Disney Channel filmleri olan <strong>Frenemies</strong> ve <strong>Zapped</strong> gibi yapımlarda başrol oynadı. Ancak Disney imajını atmak ve daha geniş bir yelpazede rol almak istiyordu. Bu fırsat, 2019'da <strong>HBO</strong> dizisi <strong>Euphoria'</strong>da başrol oynadığında geldi. Bağımlılık, zihinsel sağlık sorunları ve kimlik krizleriyle mücadele eden bir genç olan Rue'yu canlandırması, eleştirmenlerden geniş övgü aldı ve onu ciddi bir oyuncu olarak tanıttı. Zendaya'nın film kariyeri de gelişti. <strong>Marvel Sinematik Evreni</strong>'nin <strong>Örümcek Adam</strong> filmlerinde <strong>Michelle "MJ" Jones</strong>'u canlandırdı ve bu seride <strong>Örümcek Adam: Eve Dönüş</strong> (2021) da dahil olmak üzere başarılı işlere imza attı. 2020 yılında, COVID-19 pandemisi sırasında başrolünü üstlendiği ve yapımcılığını da üstlendiği romantik drama <strong>Malcolm &amp; Marie</strong> filminde yer aldı. Bu film, oyunculuk yeteneğini sergiledi ve eleştirmenlerden övgü aldı. Öte yandan Zendaya'nın başrolünde olduğu iki film 2024 yılına ertelendi. <strong>Luca</strong> <strong>Guadagnino</strong> imzalı <strong>Challengers</strong> filmi, Oyuncular Birliği grevi nedeniyle 2024 yılının bahar aylarına ertelenirken, <strong>Dune: Part Two</strong> da 3 Kasım 2023 yerine 15 Mart 2024'te vizyona girecek. <img src="https://assets.teenvogue.com/photos/6124d4553f8b66204c00b5b3/16:9/w_2560%2Cc_limit/MCDSPFA_EC007.jpg" alt="Spider-Man: No Way Home&quot; Trailer Stars Tom Holland, Zendaya &amp; Past Villains | Teen Vogue" /> <h2><strong>Savunuculuk ve Etki:</strong></h2> Zendaya, yetenekleri kadar sosyal adalet konularındaki savunuculuğuyla da birçok genç için rol model olmuştur. Platformunu ırk eşitsizliği, zihinsel sağlık farkındalığı ve beden pozitifliği gibi konuları ele almak için kullanmıştır. Eğlence endüstrisinde dahil ediciliği ve çeşitliliği teşvik etme çabaları geniş ölçüde tanınmış ve takdir edilmiştir. <h2><strong>Moda İkonu:</strong></h2> Zendaya'nın tarzı yeteneği kadar çok yönlüdür. Cesur ve benzersiz moda tercihleriyle tanınır ve moda ikonu olarak bir ün kazanmıştır. 2019'da <strong>CFDA Moda İkonu Ödülü</strong>'nün en genç kazananı oldu. Büyük moda markalarıyla yaptığı iş birlikleri sadece moda endüstrisindeki statüsünü pekiştirdi. <h2><strong>Müzik Kariyeri:</strong></h2> Oyunculuk ve modanın yanı sıra Zendaya, müziğe de el atmıştır. 2013 yılında çıkardığı aynı adı taşıyan ilk albümünde ticari başarı elde eden "Replay" adlı single bulunuyordu. Müziği ana kariyeri olarak benimsememekle birlikte, müzik yeteneğini sergileyen bu girişi sanat dünyasında daha fazla tanınmasını sağladı. Sonuç olarak, Zendaya'nın hayatı Disney yıldızlığından iyi bir oyuncu, moda ikonu ve sosyal değişim savunucusu olarak tanınma noktasına gelen ve genç yaşına rağmen başarılarla dolu bir hayat. Çok yönlü bir sanatçı olarak ilham verici bu yolculuğunda kendisine başarılar diliyoruz. &nbsp;

2
U
uyuryazar
·20 Tem 10:42·Gündem

<strong>Jane Birkin</strong>... 1900'lü yıllardan bu yana başta Avrupa olmak üzere tüm dünyada zahmetsiz zarafet, zamansız stil ve nesiller boyu büyüleyen bir ses imajını çağrıştırdı. Serge Gainsbourg ile ikonik ortaklığından hayırsever çabalarına, Birkin'in hayatı sanatsal zaferler, kişisel zorluklar ,sanat ve kültür dünyasında kalıcı bir etki ile doluydu. 16 Temmuz 2023'te 76 yaşında hayata veda eden Birkin'in bu ikonik hayat öyküsüne gelin daha yakından bakalım. <strong>İLK YILLAR</strong> <strong>Jane Mallory Birkin,</strong> 14 Aralık 1946'da Londra'da dünyaya geldi. Birkin'in erken yılları bohem bir yetişkinlikle geçti. Babası <strong>David Birkin</strong>, Birleşik Krallık Kraliyet Donanması subayıyken, annesi <strong>Judy Campbell</strong> bir aktristi. Bu yaratıcı ortam, Birkin'in sanatsal uğraşlarının temelini attı. Londra'da tiyatro okuluna gitti ve gelecekteki başarıları için ilk adımı attı. Birkin, gençliğinde "utangaç İngiliz kızı" olarak anılırdı. Ancak, henüz 17 yaşındayken, çok sayıda James Bond filmi müziğinin bestesinin sahibi olmak ile tanınan <strong>John Barry</strong> tarafından bestelenen bir müzikalde rol aldı. Birbirlerine aşık olan ikili bir yıl sonra Jane 18, John ise 31 yaşındayken dünya evine girdi. Bir çocukları oldu ancak birkaç yıl sonra yollarını ayırdılar. Bu noktada Birkin, İngiltere'deki oyunculuk kariyerini <strong>The Knack…</strong>, <strong>How to Get It</strong> ve <strong>Blow-Up</strong> gibi filmlerde rol alarak ilerletmişti.  Ancak Birkin, eski kocasının onu aldatıp çocukları ile bırakmasının ardından hayatının alt üst olduğunu hissetti. Sonuç olarak, bir iş ve yeni bir başlangıç için Fransa'ya gitti. <img class="alignnone wp-image-63275" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/07/7479234-les-confidences-sans-filtre-de-jane-birk-580x0-3-300x173.jpg" alt="" width="794" height="458" /> <strong>FRANSA- YÜKSELİŞ: "IT GIRL" </strong> Fransaya geldiğinde şans eseri, <strong>Slogan</strong> adlı bir romantik/drama filminde rol aldı. Bu filmde ise, on yıldan fazla sürecek olan ihtiraslı ilişkisi ve büyük aşkı Fransız müzisyen ve oyuncu <strong>Serge Gainsbourg</strong> ile tanıştı.Bu filmde Serge Gainsbourg ile filmin şarkısı için yaptıkları düet onun geniş kitlelerce tanınmasına yol açtı. <strong><em>Je t'aime... moi non plus</em></strong> (<em>Seni seviyorum... ben de</em>) adlı bu şarkı erotik sözleri ve içeriği ile pek çok ülkede yasaklanmıştı. 1975'te ise Gainsbourg'un ilk filmi olan <em>Je t'aime... moi non plus</em> filmindeki rolü ile en iyi aktris dalında Cesar Ödülü kazanmıştı. <img class="alignnone wp-image-63272" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/07/4641-1-300x225.jpg" alt="" width="729" height="547" /> <strong>JANE VE SERGE - 20. YÜZYILIN BÜYÜK AŞKI</strong> Birkin ve Gainsbourg, 20. yüzyılın en ünlü ünlü çiftlerinden biri oldu. Özellikle 20 yaş farkları, müzikal bir ortaklıkları ve büyüleyici hikayeler yaratan vahşi bir yaşam tarzları olduğu için... Birkin'e göre, "akşam dışarı çıkıp okuldan önce uyandırmak için eve geliyorlar, sonra gündüz uyuyorlardı." Muhafazakar ideolojilerin hakim olduğu bir dönemde, yaşam tarzları pop kültüründe bir kurtuluş sembolü haline geldi. Gainsbourg'un ikisinden her zaman ahlaksız değil, "ahlak dışı bir çift" olarak bahsettiğini söyledi. <img class="alignnone wp-image-63276" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/07/ed25e61fcec99ec72fcad6f71a746206-300x200.jpg" alt="" width="795" height="530" /> 1971'de daha sonra oyuncu ve şarkıcı olacak kızları minik Charlotte dünyaya geldi. Kızlarının doğumunun ardından Serge ciddi bir kalp krizi geçirerek adeta ölümden döndü. Serge bu olaydan sonra her ne kadar sigara ve alkolü bırakacağını söylese de işler daha da kötü bir hal aldı. 12 yıl süren birlikteliklerinin ardından çift 1980'de yollarını ayırdı.  Ancak çift, ayrıldıktan sonra da arkadaş kaldı ve Birkin'den 18 yaş büyük olan Gainsbourg 1991'deki ölümüne kadar onun için şarkılar yazmaya devam etti. <strong>MEŞHUR BİRKİN ÇANTASI</strong> 1984'te Jane Birkin, Paris'ten Londra'ya uçuyordu. Yiyeceklerden bebek ürünlerine kadar her şeyi saklayacağı ikonik hasır sepetini de yanında getirmişti. Business Insider'a göre, koltuğunun üstündeki bölmeye yerleştirmeye çalışırken kapağı düştü ve içindeki eşyalar uçağın her yerine döküldü. Birkin, Hermès'in (1978-2006) İcra Kurulu Başkanı Jean-Louis Dumas'ın yanında oturuyordu ve genç bir anne olarak ihtiyaçlarına uygun bir çanta bulamadığından şikayet ediyordu. Dumas ve Birkin, uçuşları sırasında ideal çanta için bir tasarım yaptılar. Esnek, bir annenin eşyalarını rahatça saklaması için yeterli alana sahip olan ve şık bir çanta. Birkin, Dumas'ın çantaya kendi adını verme isteğini nezaketle kabul etti. <img class="alignnone wp-image-63277" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/07/victoria-beckhams-insane-hermes-birkin-collection-5-300x188.jpg" alt="" width="745" height="467" /> <strong>MİRAS</strong> Jane Birkin, 70'den fazla filmde rol aldı ve yaklaşık 20 albüm çıkardı, bu sırada moda ve modellik endüstrilerinde bir idol haline gelmeyi başardı. Modern zamanlarda Birkin, moda ve parizyen yaşam tarzındaki gündelik ama şık zevkiyle tanındı. Günümüzde sosyal medya platformlarında birçok kişi onun film rolleri, fotoğraf çekimleri ve samimi paparazzi fotoğraflarındaki stil anlayışına bayılıyor. 60'lar ve 70'lerde Birkin'in gardırobu, büyük ölçüde kot pantolonlar, düz üstler, mikro mini elbiseler ve diz boyu tayt veya botlarla eşleştirilmiş etekler etrafında dönüyordu. <img class="alignnone wp-image-63278" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/07/55b8f8f82acae719008bb0bd-300x225.jpg" alt="" width="848" height="636" /> Jane Birkin, müzik ve sinema hayatı dışında göçmen hakları ve AIDS gibi konularda derneklerle çalışmalar yaptı. Bosna, Ruanda ve Filistin'i ziyaret ederek çocuklarla ilgilendi. 2001'de İngiliz Kraliyet Nişanı'na layık görüldü. 16 Temmuz 2023'te Paristeki evinde ölü bulunan Jane Birkin, şüphesiz kendi nesli gibi gelecekte de pek çok kişiye ilham olacak gerçek bir sanatçıydı. Huzur içinde uyusun.

4
U
uyuryazar
·18 Eyl 14:07·Müzik

Onlar müzik tarihine adını altın harflerle yazdırmış kadınlar. Her birinin ayrı hayat hikayesi, her hikayede bin bir zorluk var. Aşklarıyla ve toplumla; belki de en çok kendileriyle sınandılar ama her büyük sanatçı gibi yaşadıklarını sanatlarının gücüyle ve sesleriyle temize çıkardılar. Bize de dinlemek düşer ne diyelim. Eğer sizlerin de bildiğiniz öfkeli kadın şarkıları varsa yorumlarda paylaşmayı unutmayın lütfen! Not: Dün İran'da ahlak polisi tarafından vahşice darp edilip öldürülen Mahsa Amini ve nicelerine gelsin bu şarkılar... Bu dünyada kadın olmayı size çok gördüler, başka bir alemde huzur içinde uyuyun.

U
uyuryazar
·31 Ağu 14:38·Köşe Yazısı

Daha demin balkona mandalı koymak için çıktım ve o an orada öylece kalakaldım inanır mısınız? Gökyüzü o kadar güzel bir mavilikte, güneş parıldıyor, havanın öyle dingin bir sakinliği vardı ki... O an orada saatlerce kalmak istedim. Sanki sabahtan beri başımda dolanıp duran, oradan oraya zıplayan tüm düşünceler, fikirler havada eridi, gitti... Beynimin içi, zaman; zamanım durdu. Orada saatlerce kalmak istedim. O sakin ve serin havayı ciğerlerime doldurmak istedim. Ve sonra dedim ki kendi kendime: "Çalmışlar... Bizlerden o kadar şey çalmışlar ki... Sadece bir devlet değil, ülke değil. Yıllardır üzerimize çökmüş bu düzen, ağır ve mekanik, kimyasallarla dolu; her birimiz adeta birer laboratuvar deneği gibiyiz. Ruhlarımız bir kafeste, bu kesindir ey insanlar! Doğa anamızdan koparılmışız, küçücük ve sınırlı hapishanelere kapatılmışız. Ve yaptığımız her şey sanki bizlerin seçimi gibi... Oysa gerçekler çok başkaymış meğer..." Dünyada bir yerleri gezip görmek, belirli bir süre dahilinde... Bana çok yüzeysel geliyor. Ne zamandan beri oraya ben istediğim gibi gidemez oldum? Ben ki insanoğlu bu dünyanın karış karış toprağında ne zaman bölüştürüldüm? Al burası senin, burası da senin ne zaman denildi bana? Ne zamandır bu dört duvarlar arasında hastalıklarla boğuşuyorum? Ne zamandır suya, toprağa, çiçeğe, ağaca, havaya dokunmak, hissetmek, koklamak, sevmek benim için bir lüks oldu?! Ne zamandır yabancıyım kendi yaşadığım, herkes gibi eşit doğduğum gezegene? Doğadan koparılmışız, doğamızdan da böylece... Milyonlarca insanın yaşadığı yerde nasıl yalnız kalmışız? Pek çoğumuz -sözde- yaşamamız için yaratılan küçücük hapishaneler içerisindeyiz gibi geliyor bana son zamanlarda. İnsanlar şehri değil hepsi birer betonlar şehri adeta. Aldığımız nefes kirli, yürüdüğümüz toprak kirli, yüzdüğümüz deniz kirli. Zaten tüm bunların sebebi dünyada hakimiyeti ellerinde tutan küçük bir grubun çıkarları değilmiş gibi, bir de doğayla buluşmak istediğimiz zaman yine o çıkarlara hizmet etmek zorunda kalıyoruz. Yani örneğin zaten benim olan bir şeyi çalıp üstüne onu geri alabilmem için para vermem gerektiğini söylüyorlar bana... Gerçek bir saçmalık! İç içe geçmiş kargacık burgacık binalar, her yerde arabalar, dev bacalı fabrikalar, zulmedilen hayvanlar... İnsandan başka herhangi bir canlı varlığın bizden daha değersiz olduğu fikrini kim söyledi bize? Sırf kesilen bir ağaç bağıramıyor, yaralanan bir hayvan acısını sözlere dökemiyor diye mi? Ki inanın tam tersine, onların bize hiçbir zararı yokken bizim hem kendimize hem de onlara o kadar zararımız var ki... Bu günümüz modern yaşamında tatil diye bir kavram var ki asla aklım almıyor. Hepimiz aslında ne kadar sıkıştırılmışız ki günlük yaşamımızda yılın birkaç ayını o sıkıcı yaşamlarımızdan kaçmak için ayırıyoruz. Teknoloji gelişti ve hayat kolaylığı açısından bizlere pek çok şey sağladı, evet ama İlk Çağ ve Orta Çağlarda insanların yaptıkları o şaheserler, teknolojinin olmadığı zamanlarda yapılmış olmasına karşın nasıl bu kadar muhteşem güzellikte ve sağlamlıkta olabiliyor? Bir de şimdiki yapılara bakın. İlerlerken gerilemek bu olsa gerek... Zaman değişiyor, çağlar değişiyor, hep değişti. Bunu göz ardı etmek aptallık olur. Ama o değiştikçe yani bizler değiştikçe biyolojimize, sağlığımıza, günlük yaşamımıza bir bakın... Bir keresinde bir hocam şöyle demişti: <strong>"Doğa her zaman intikamını alır."</strong> Buna katılıyor muyum bilmiyorum ama öyle olmasını umuyorum. Sevgiyle kalın.