Ana Sayfa
Köşe Yazısı

Travmaların Nesilden Nesile Aktarımı

N
Nilay Tok@incilay
14 Temmuz 2022·2 dk okuma
Travmaların Nesilden Nesile Aktarımı
Son yıllarda dilimizde her türlü durum için kullandığımız bir kelime var "çocukluğuna inmek lazım" diye. Çünkü çocukluk, insanın anavatanıdır. Bu durum kısmen doğru. Fakat eksik. Artık yapılan çalışmalarda şunu biliyoruz 👇🏻

Anne babamız, hatta 4 nesile kadar olan akrabalarımızın yaşadıkları  ve yaptıkları travmalarını taşıyoruz.

Ve bizim çocuklarımızda bizden taşınanları deneyimliyorlar. Özellikle anne karnında geçirdiğimiz 8. ve 9. aylarda annemizin yaşadıkları bizde derin izler bırakıyor maalesef. Çocukluk ve yetişkinlikte yaşadığımız ruhsal problemler , fiziksel pek çok semptomunda temeli olabilir. Kronik baş ağrısı, romatizmal hastalıklar, derin nefes problemleri, deri hastalıkları gibi doktorların tam olarak nedenlerini açıklayamadıkları hastalıklardan bir çok insan şikayetçidir ve çoğu tedavi sadece semptomları hafifletmeye yöneliktir.
Fiziksel ağrı çoğu zaman bastırılmış duygusal acının bir ifadesidir der, Franz Ruppert.
Nedeni bilinmeyen korkular, panik atak, intihar düşüncesi, depresyon, obsesyon (saplantı) gibi psikolojik hastalıkları düşündüğümüzde ve etrafımızı gözlemlediğimizde ne kadar fazla olduğunu görebiliriz. İşte burada, bu insanları gerçekte neyin hasta ettiğini düşünmek lazım. Aklınıza gelen düşünceler gerçekten size mi ait yoksa birilerinin düşüncelerini ve hislerini mi taşıyorsunuz. İğne olmaktan korktuğunuzu düşünün; nedenini bilmiyorsunuz çocukluktan gelen hatırladığınız bir travmanız yoksa. Psikoterapide daha derinlere inildiğinde sizden önceki nesillerden gelen bir metal batması ile yaralanan birisini görebilmeniz muhtemeldir. Bu hep böyle değildir fakat çoğunluğu bize ait olmayan hisleri taşıdığımız doğrudur. Sırtınızda bir çuval olduğunu hayal edin. Bir kaç kuşak öteden gelen travmaları içine koydunuz ( burada bir parantez açıp şunu belirteyim atalarımızın bu konuda oldukça güzel bir sözü var, "dedesi haram yemiş torununun dişi kamaşmış," ) anne karnında yaşadıklarınız içinde, anne babalarınızın sorunları çuvalın içinde ( bunların hiç birisi bilinçli yapılan şeyler değil tamamen bilinç dışı ) çocukken yaşadığınız herşey ve büyüklük anılarınız,travmalarınız. Ve bu çuval o kadar büyüdü ki sizi geriye doğru itmeye başladı ve burada bel ağrıları, baş ağrıları, ayak ve bacak sorunları hepsi ortaya çıkmaya başlıyor. Önce hayatımızı fark etmeliyiz. Bu duygular bana mı ait? Bu fiziksel gördüğümüz ağrılarımızın nedeni sahiden kolumuz, bacağımız belimiz mi? Yoksa çok daha derinlerde yaşadığımız acılarımız, öfkelerimiz, söyleyemediklerimiz, sustuklarımız, susmak zorunda kaldıklarımız, görmek istemediklerimiz, bedensel ya da ruhsal istismarlarımız, tutulmamış sözlerimiz, hayal kırıklıklarımız, güven kayıplarımız ve çocukluğumuzdaki güvenli bağlanma sorunlarımız mı?
Alice Miller bu konuda şöyle söyler "Vücut yaşanmasına izin verilmeyen her duyguya marazi tepki verir"
Herşey farkındalıkla başlar. Bundan sonrası ise şifa süreci. Bilmemiz gereken bu süreçteki en önemli şey, bunların bizden çocuklarımıza taşınacak olması. Bari onların üzerinde bir yara izi olmasın, ne bizim açtığımız ne de bizden taşınan...

Yorumlar (6)

Nilay Tok3 yıldan fazla önce

Evet DNA'mız sırlarla dolu. Teşekkür ederim.

bengysu3 yıldan fazla önce

Bilimin hala ortaya çıkaramadığı, DNA'larımızda kayıtlı kim bilir daha ne sırlar gizli...Faydalı bir içerik, teşekkürler

Hatice Kübra Baştaş3 yıldan fazla önce

Bari onların üzerinde bir yara izi olmasın.. Tüm anne babaların özen göstermesi gereken bir konu.

Ece Altaylıgil3 yıldan fazla önce

Ellerinize sağlık, çok verimli bir paylaşım olmuş.

Beste aydın3 yıldan fazla önce

Bu çok tecrübe ettiğim bir konu, ellerinize sağlık

Indium3 yıldan fazla önce

Güzel paylaşım, tebrikler. Güçlü olup travmayı DNAmıza işleyecek kadar uzun tutmayıp çabuk atlatmaya bakmalı. Mutluluklarımızı daha çok benimseyip çocuklarımıza travmadan daha güzel DNAsal hediyeler vermeliyiz.