<em>DEHB aşırı hareketlilik, dikkat sorunları ve istekleri erteleyememe belirtileriyle giden bir psikiyatrik hastalıktır. Her ne kadar hareketli gördüğümüz her çocuğa kafamızdan bu tanıyı koysak da aslında hiperaktivite bozukluğu o kadar basit bir sorun değildir.</em> Okula başlama yaşlarında teşhisi konulabilmekle beraber bazılarında 12-13 yaşlarında kendi kendine geçebilmektedir. Ama ömür boyu sürenleri de görülür. DEHB'li insanlar genelde sonuçlarını düşünmeden davranabilirler. Sonucunda maddi kayıp, incinmek, yaralanmak gibi şeyler ile karşılaşabilirler. Özellikle genç ve yetişkin insanlarda, aniden çok fazla miktarda para harcamak, arkadaş veya aşk ilişkilerinde ani kararlar almak gibi problemlerle karşılaşılabilir. <strong>Belirtileri </strong> <ul> <li>Unutkanlık</li> <li>Eşya kaybetme</li> <li>Dikkatinin dağılması</li> <li>Konuşulanları dinlemiyor gibi yapma</li> <li>Sürekli oyun değiştirmek</li> <li>Sık sık bir şey sormak</li> <li>Çok konuşma</li> <li>Sakarlık</li> <li>Tek ilgi odağı olmak istemek</li> <li>Oturamamak</li> <li>Başladığı işi bitirememe</li> <li>Öncelikler konusunda sıralama yapmakta güçlük</li> <li>Hayal kurmak</li> </ul> <strong>Hiperaktivite Testi (MOXO D-CPT) Nasıl Yapılır?</strong> Hedef seçilen uyarı bilgisayar ekranında belirdiğinde klavyede gösterilen tuşa basması istenir. Bu test sayesinde dikkat, zamanlama, dürtüsellik ölçülür. Hiperaktivite bozukluğu varsa kişi ya hedef olmayan uyarı için tuşa birkaç defa basar ya da klavyede basılması gereken tuş haricinde bir tuşa dokunur. Oldukça profesyonel şartlarda yapılan bu testin en basit anlatımı bu şekildedir. Hiperaktif çocuklarla ilgili yanlış bilinen şeylerden biri zeka seviyelerinin daha yüksek olmasıdır. Böyle bir durum söz konusu değildir, zeka seviyeleri normal insanlarla aynıdır. Oluşumunda genetik faktörü %90 oranındadır. %10'luk dilimde ise alkol ve sigara vardır. <strong>Ailesinin Tutumu Nasıl Olmalıdır?</strong> <ul> <li>Hiperaktivite bozukluğuna sahip çocuklara aileleri daha ilgili davranmalıdır.</li> <li>Onu akran baskılarından korumalı ve öğretmenlerini bu konuda bilgilendirmeli, gerekirse DEHB raporu almalıdır.</li> <li>Ders çalışma ortamındaki ses çıkarabilecek, dikkat dağıtabilecek olan nesneler ortadan kaldırılmalıdır.</li> <li>Ona yeni bir şey öğretirken defalarca tekrarlamaktan gocunulmamalı ve çocuğa bunun normal bir şey olduğu anlatılmalıdır.</li> <li>Göz teması kurmaya özen gösterilmelidir.</li> <li>Doğru davranışları ödüllendirilmelidir.</li> <li>Söylenen bir şeyi yapana kadar ikinci şey söylenmemelidir. Bu, çocuğun kafasının karışmasına ve yapılan işten alınan verimin düşmesine yol açar.</li> <li>Kıyafetlerinin ve kitaplarının olabildiğince az sayıda tutulması gerekmektedir. Düzeninin zor sağlandığı bir oda çocuğa işkenceden başka bir şey yapmaz.</li> <li>Eskiden bu tarz psikolojik hastalıkların bir tedavisinin olmadığı düşünülerek şu an yaşanan durum boş verilmemelidir. Çünkü bir şeyin çözümünün zaman fark etmeksizin yapılmaması ondan sonraki nesli tehlikeye sokmaktadır.</li> </ul> <strong>Tedavisi</strong> İlaç ve terapilerle çözümü gerçekleşmektedir. Psikososyal ve psikoterapi alınmalıdır. Onun dışında düzenli olarak beyin egzersizleri ve fiziksel egzersizler yapılarak bu sorunu en aza indirgeyebiliriz. Gıda olarak ise ceviz, keten tohumu, çinko içeren besinler bireyi yatıştırmada rol oynar. BBC News Türkçe, Youtube kanalında yayınlanan videoda Penny Jarrett isimli genç kadını DEHB hastalığı hakkında verdiği röportajı izlemek isterseniz: <div class="badge badge-style-type-verified style-scope ytd-badge-supported-renderer" aria-label="Doğrulandı"></div>
Meryem Su Kaya
@m-sukaya
Kelime anlamı <strong>"canlı yayın"</strong> olan podcast, radyo tarzında kaydedilen yayınların istenilen zamanda istenildiği yerde yayımlanması demektir. Kimi zaman müzikten sıkılır ve yanımızda olacak bir insan arayışına gireriz. İmdadımıza Podcast'ler yetişir. Podcast'leri bir Spotify hesabına sahip olmasanız bile 3 aylık ücretsiz deneme sürümüyle, Apple Podcasts uygulamasıyla veya Youtube' dan bile dinleyebilirsiniz. Bazen yanınızda bir dost, bazen ise tavsiye veren bir sevdiğiniz gibi olacaklar. En sevdiğim üç podcasti en başa sıralayarak başlamak isterim. <h3>1. Kendine İyi Davran</h3> Bir psikolog olan Beyhan Budak podcastlerinde de psikolojik travmalardan, bunların nasıl atlatılabileceğinden ve bazı kitap önerilerinden bahsediyor. Bölüm uzunlukları ortalama 10-25 dakika. <img class="alignnone wp-image-46139" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-4-2-300x168.jpg" alt="" width="1012" height="567" /> <h3>2. Halledeceğiz</h3> Mimar ve Influencer olan Begüm Kabataş, editlemeden yaptığı bu podcast serisinde yaşadıklarından yola çıkarak bizlere hayat hakkında tecrübelerini sunuyor. Bunu oldukça doğal, kesmeden, ses efektleri kullanmadan yapıyor olması bize akışında giden bir şeylerin de güzel olabileceğini anlatıyor aslında. <h3>3. Yoldayız Geliyor Musun?</h3> Meditasyon ve yoga konusuna podcastlerinde sıkça yer veren Ece Targıt, sohbet tarzında yaşanmışlıklarını bizimle düzenli olarak paylaşıyor. Bazen konuk davet ettiği podcastleri sizi günlük yaşamın stresinden uzakta tutacak. <h3>4. TeknoSeyir</h3> Bilişim, teknoloji ve bilim dünyasındaki yenilikleri her hafta "Haftalık Gündem Değerlendirmesi" başlığı altında paylaşıyorlar. Bölümlerin uzunluğu yarım saat ile 1 saat arasında değişmekte. <img class="alignnone wp-image-46140" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/62cd275989e78ee-300x151.jpg" alt="" width="1099" height="553" /> <h3>5. Esmiyor</h3> İklim krizi, plastiksiz yaşam gibi ciddi sorunları ele alıyor ve her bireyin kendince neler yapabileceğini anlatıyor. Bölüm uzunlukları 30 dakika. <h3>6. Anlatsam Roman Olur</h3> Gazeteci Nida Dinçtürk’ ün konuklarıyla beraber kültür, sanat hakkında söyleşi yaptığı bir podcast kanalı. Oldukça bilgi edinebileceğiniz ve bir yandan eğlenebileceğiniz bir çalışma. <h3>7. Nasıl Olunur?</h3> Eğer gelecekte yapmak istediğiniz şeylerle ilgili kafa karışıklığınız varsa bu seri tam size göre. Podcast, Gazeteci Yazar Nilay Örnek'in farklı alanlarda çalışıp başarılı olmuş kişilerle gerçekleştirdiği sohbetlerden oluşuyor. Murathan Mungan, Saffet Emre Tonguç, Yekta Kopan, Aylin Aslım, Mert Fırat gibi isimler de bulunuyor. Bir göz atın deriz. <h3>8. Radyo Tiyatrosu</h3> Nostalji severler için birçok tiyatro klasiği büyük tiyatrocuların ağzından seslendiriliyor. Bir zamanlar TRT'de yayımlanan bu proje bir sürü bölüm içeriyor. <h3>9. Socrates Podcasts</h3> Sokrates Dergi ekibinin futbol, basketbol, tenis gibi sporları değerlendirdikleri bir podcast serisidir. Bölümlerinin ortalama uzunluğu 45 dakikadır. <img class="alignnone wp-image-46141" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-5-3-300x157.jpg" alt="" width="959" height="502" /> <h3>10. Bir Gidene Soralım</h3> Bu podcast kanalında dünyanın farklı şehirlerine yerleşen Türklere orada yaşamın nasıl olduğu soruluyor ve yurt dışına giriş çıkışlar hakkında bilgi alınıyor. Eğer başka ülkeleri merak ediyor ve gitmek istiyorsanız dinlemenin tam vakti. <h3>11. Umarım Annem Dinlemez</h3> Bu podcastee gelen konuklar adından da anlaşılabileceği gibi annelerinin dinlemesini istemedikleri şeyleri anlatıyor. <img class="alignnone wp-image-46143" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-6-1-300x157.jpg" alt="" width="827" height="433" /> <h3>12. Kendimiz İçin Yapıyoruz</h3> Dört genç kadın ilişkiler, sosyal yaşam, kariyer gibi konuları ele alıyor bu podcastte. Dinlerken seslerinin sıcaklığından pozitif hissetmemeniz mümkün değil. <h3>13. Hafiye</h3> Polisiye severler buraya! Bu podcast serisinde esrarengiz olaylar ve tuhaf hikayeler anlatılıyor. <img class="alignnone wp-image-46144" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-7-1-300x300.jpg" alt="" width="858" height="858" /> <strong>Peki sizin bize önerebileceğiniz podcastler var mı?</strong>
Eskiden size pekte iyi şeyler yaşatmayan ama şu an suların durulduğu birini sokakta gördüğünüzde yolunuzu değiştirdiğiniz oldu mu? Bunun nedeninin kızgınlık veya kırgınlık olduğu durumdan bahsetmiyoruz. Karşı tarafın olanları bile unuttuğu ama bizim hatırladıkça kendimizle kavga ettiğimiz durumdan bahsediyoruz. Buna psikolojide "tetiklenmek" deniliyor. Sanki o kişilerin yanına gidersek kendimizi onun yanında yeniden aşağıda hissedeceğiz gibi gelir. Artık beğenmediğimiz hatta hatırladıkça rahatsızlık duyduğumuz o kişi , yani eski biz, sanki açığa çıkacak ve bütün emeklerimiz boşa gidecektir sanki. Bütün bunlar bu kadarla kalmayıp panik atak, içsel sıkıntı vb. sonuçlara da yol açabilir. Bu hisleri boş vermek ve göremeyeceğimiz bir yere ittirmek kendimize yapacağımız en büyük kötülüklerden biridir. Çünkü bahsettiğimiz tetiklenme zaten bir travma sonucu, hisleri bastırma nedenli oluşurken yine aynı şeyi tekrarlamak kendi kendimize bile iyi davranamadığımızı gösterir. Hislerinizi anlayabilecek tek kişi siz iken artık sizi anlayabilecek kimse kalmamıştır. <strong>Bizi Neler Tetikler?</strong> <ul> <li>Ebeveyn baskısı</li> <li>Akran zorbalığı</li> <li>Bilinç altı</li> <li>Bazı sesler</li> <li>Bazı fiziksel acılar</li> </ul> Tetiklenme nedeni yalnızca bir mesaj sesi bile olabilir. Size travma yaşatan birini yıllar sonra tekrar gördüğünüzde telefonunuzdan gelen bir mesaj sesini saatler sonra eve gittiğinizde yine işitirseniz o ana geri dönersiniz. Bu, size fiziksel acı olarak bile dönüş yapabilir. Örneğin o sesi her işittiğinizde başınız ağrıyabilir. Bu birtakım insanlar tarafından "aşırı hassaslık" olarak algılansa da tetiklenmenin hassaslıkla alakası yoktur. Hemen hemen her insanının günlük yaşantısında bile başına gelebilecek bir durumdur. <strong>Bununla Nasıl Başa Çıkacağız?</strong> Karadut lekesini sadece karadut yaprağı çıkarır. Bir şey sizi tetiklediği anda bunun temeline inmeniz gerekir. Buna neyin sebep olduğunu ve neden böyle bir tepki gösterdiğinizi düşünün. Neyin gerçek neyin bir neden olduğunu sorgulayın. Bu sorulara cevap bulduğunuzda olayın aslını yaşamadığınızı, sadece kurguladığınızı ve tehlikede olmadığınızı hatırlayacaksınız. <strong>Mindfulness T</strong><strong>ekniği</strong>, birçok psikolojik rahatsızlığın çözümünde kullanılan anda kalma tekniğidir. Bazen bize eskiyi hatırlatan o kadar çok anıya şahit oluyoruz ve kendimizi bundan alıkoyamıyoruz ki şu anı yaşadığımızı hatırlamaya ihtiyacımız olabiliyor. Eğer yukarıda bahsettiğim sorulara bir cevap bulamıyorsanız ilaç gibi gelecek bu tekniği daha detaylı incelemenizi tavsiye ederiz.
Kokusuna, narin duruşuna, saflığına bayıldığımız o çiçek aslında dışarıdan baktığımız kadar basit bir çiçek değil. Onun adına ne şiirler ne şarkılar yazılmış. Faydası olacağını hiç tahmin bile etmeyeceğimiz bu çiçek ne güzellikler barındırıyor... İlk içişinizde ağzınızda acımsı bir tat bıraktığı için pek hoşunuza gitmeyecek papatya çayı, ilk kez Mısır'da şifa için kullanılmıştır. Orta Çağ'da ise hoş kokular saldığı için tercih edilmiştir. <ul> <li>Dünya'da 4.000 çeşit papatya türü vardır.</li> <li>Papatya henüz hayattayken yani koparılmamışken kokmayan bir çiçektir. Biri onu yerden çekip kopardığında kokusunu salar, yani aslında papatyalar öldüğünde bizim seveceğimiz hale gelir.</li> <li>Masum bu bitkilerin bazıları zehirli olup ölüme bile yol açabiliyor.</li> <li>En büyük "Seviyor, sevmiyor..." oyununu merak ettiniz mi hiç? İtalya'nın Milano kentinde 331 kişi tarafından oynanmış ve sevdiklerinin kendilerini sevip sevmediklerini öğrenmeye çalışmışlardır.</li> <li>C vitamini açısından zengindir, kanamayı yavaşlatır, öksürüğü azaltır. Bu nedenle salatalarınıza koyarak kolayca tüketebilirsiniz.</li> <li>Yaşam döngüleri 2 yıl sonra sona erer.</li> <li>Güneşte, yarı gölgeli veya gölgeli alanlarda yetişebilir. Islak veya kuru alanlar fark etmeksizin büyürler. Yani büyümek için yer seçmezler.</li> <li>Antarktika kıtası hariç her kıtada bulunurlar.</li> <li>İngilizce'de <em>daisy, day's eye</em> yani günün gözü kalıbından gelen papatya gündüz açılıp akşam kapanır.</li> <li>Birçok yönüyle insanlara benzeyen papatyalar hep grup halinde bulunur, eğer bulunduğunuz alanda tek bir papatya varsa orada bir terslik olduğunu anlayabilirsiniz.</li> <li>Çayı, bebeklerdeki karın ağrıları için birebirdir.</li> <li>Papatya, 4.000 yıldan daha eski bir geçmişe sahiptir.</li> </ul> Bazı Papatya çeşitlerini inceleyelim: <strong>Alpin Papatyası</strong> <img class=" wp-image-45389 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/bloom-blossom-close-up-daisies-thumbnail-300x199.jpg" alt="" width="704" height="467" /> <strong>Dağ Papatyası-Sarı Papatya</strong> <img class=" wp-image-45393 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/sari-papatyanin-faydalari-300x209.jpg" alt="" width="694" height="484" /> <strong>Çayır Papatyası-İngiliz Papatyası</strong> <img class=" wp-image-45394 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/bellis-perennis-beyaz-ponpon-ingiliz-cayir-papatyasi-cicegi-300x300.jpg" alt="" width="681" height="681" /> Cemal Süreya'nında dediği gibi: <strong>Mevsimlerden papatyayı severim, sonra seni, sonra yine seni ve hep seni...</strong> <em>Ve Tevfik Fikret'le sonlandıralım...</em> Bahar olsun da seyredin Nasıl süsler bayırları, Zümrüt gibi çayırları Yüze gülen o pek narin Gelin yüzlü papatyalar, Altın gözlü papatyalar. Tarlalarda hoşa giden Sarı, turuncu, pembe, mor Birçok güzel çiçek olur; Bence güzeldir hepsinden Gelin yüzlü papatyalar, Altın gözlü papatyalar. Yaprakları kıvır kıvır; O da ayrı bir güzellik. <div id="FIOnDemandWrapper_fiInstance_112815_0_3413282052883880" class="FIOnDemandWrapper"> <div class="apd_inview_banner ">Boy bos, boyun ipincecik;</div> <div class="apd_inview_banner ">Hem güzel hem nazlıdır</div> <div class="apd_inview_banner ">Gelin yüzlü papatyalar,</div> <div class="apd_inview_banner ">Altın gözlü papatyalar.</div> </div>
Uzmanlar günde mutlaka bir fincan kahve içmemiz gerektiğini söylüyor, ama burada olduğunuza göre bir fincandan fazlasını içtiğinize eminim. <strong>Önce kahve hakkında bilinmeyenlere bir göz atalım.</strong> <ul> <li>Kahve, dondurularak kurutulmuş ilk besindir.</li> <li>Dünya'daki kahve üretiminin %40'ı Brezilya ve Kolombiya'da yapılır.</li> <li>Kahve çekirdekleri çalılarda yetişir ve meyve sınıfına girerler.</li> <li>Dünya'nın en çok ticareti yapılan ikinci ürünüdür.</li> <li>16. yüzyılda olsaydınız ve eşinize yeterince kahve almıyor olsaydınız sizi rahatlıkla boşayabilirdi.</li> <li>Beethoven günde 60 fincandan fazla kahve içermiş, Balzac ise 50.</li> <li>Kahve içmek depresyon riskinizi azaltır.</li> <li>Akşam saatlerinde tükettiğiniz kafein uykunuzu yaklaşık 40 dakika geciktirir.</li> <li>Sabah bir bardak içtiğiniz kahve size enerji verir, günlük vitaminleri almanızı kolaylaştırır, Parkinson ve Alzheimer hastalıkları riskini azaltır.</li> </ul> <strong>Hepimizin bir favori kahvesi var, peki Dünya genelinde içilen kahvelerin içeriğinde neler olduğunu hiç merak ettiniz mi?</strong> <h3><strong>Espresso</strong></h3> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/espresso.jpg" alt="" width="500" height="333" /></strong> İnce öğütülmüş kahve, 90 derece suyun içinde 30 saniye boyunca demlenir. Sonrasında 30 ml'lik shot bardaklarında servis edilir. Diğer birçok kahvede kullanılan Espresso, kahvenin en ham halidir. <h3>Americano</h3> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/amerikano.jpg" alt="" width="600" height="400" /> Espresso'dan yumuşak, filtre kahveden serttir. Özet olarak Espresso'nun sıcak suyla seyreltilmiş halidir. 2. Dünya Savaşı'nda Espresso'yla karşılaşan ABD askerleri bu kahveyi sert ve az bulduğu için su katma ihtiyacı duyarlar, hikayesi de bu şekildedir. <h3>Cappuccino</h3> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/cappucino.jpg" alt="" width="595" height="335" /> Espresso, süt ve süt köpüğüyle hazırlanır. Bir shot Expresso üzerine 70 dereceye kadar ısıtılmış süt eklenir. Püf noktası sütün üzerinde 2-3 santimetre köpük oluşmasıdır. <h3>Frappe</h3> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/frappe.jpg" alt="" width="640" height="320" /> Soğuk içim tercih edilir. 2 tatlı kaşığı çözünebilir kahve, şeker ve 3 yemek kaşığı soğuk su karıştırılır. Üzerine buz küpleri, soğuk süt ve soğuk su eklenir. Tercihen üzerine dondurma da koyulabilir. <h3>Latte</h3> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/latte.jpg" alt="" width="626" height="412" /> İçimi hafiftir. 3'te 1 oranında Espresso ve üzerine ısıtılmış süt konur. <h3>Macchiato</h3> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/macchiato.jpg" alt="" width="600" height="400" /> Espresso'ya köpüklü süt ilave edilerek hazırlanan bir kahvedir. Serttir. <h3>Mocha</h3> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/mocha.jpg" alt="" width="609" height="317" /> Yine Espresso'nun 3'te 1 oranında koyulmasıyla elde edilir. Latte'den farkı çikolata tozlarıdır. <h3><strong>Filtre Kahve</strong></h3> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/filtre-kahve-800x469.jpg" alt="" width="616" height="361" /></strong> Öğütülmüş kahvenin filtre yardımıyla sıcak sudan geçirilerek demlenmesidir. Dünya üzerinde en çok tüketilen kahvedir. <h3></h3>
Lisede veya üniversitede ilk defa yurtta kalacaksanız almanız gerekenleri, oradaki ortamı araştırıp merakınızı gidermeye çalışıyorsunuzdur muhtemelen. Ama size söylenmeyen ve gittiğinizde şaşıracağınız bir sürü şey olacak. Hatta bu şeyler canınızı o kadar çok sıkacak ki ev hasretiyle yanıp tutuşacaksınız. Tabii eğer bu makaleyi okuyup tecrübelerden faydalanırsanız ne olacağını az çok bilerek gitmiş olursunuz. <ul> <li>Tuvalet kağıdı, diş fırçası, kupa gibi eşyalarınızı götürmeden gitmemenizi birçok insandan duymuşsunuzdur. Ama tüm bunlardan daha çok ihtiyacınız olan bir şey var: Göz bandı. Eğer ilk defa aile evinden ayrılıyorsanız oraya gittiğinizde fark edeceksiniz ki herkes ayrı kafalarda takılıyor, kimileri ışık açık uyuyor kimileri müzik dinleyerek. Zifiri karanlık olmadan uyuyamayan biri olarak ilk gittiğimde çok zorlanmıştım, ama sonrasında dedikodu yapılan bir odada bile uyuyabildiğimi fark ettim. İlk haftalar ışıkla mücadele edebilmeniz için göz bandı şart.</li> </ul> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/yurt-pizza.jpg" alt="" width="662" height="482" /> <ul> <li>Diyelim ki yemekler berbat, midenizi bozuyor, yurdun etrafında da yiyebileceğiniz bir hızlı yemek dükkanı yok. Marketten donmuş hazır pizzalardan alın, yurttan kısa süreliğine bir ütüyü odanıza ödünç alın. Pizzanın etrafını yağlı kağıtla sararak ütüyü üstüne ve altına kısa zaman aralıklarıyla tutun. Olabileceğine imkan dahi vermediğiniz bu yemek, bütün odanın pizza kokmasını bile sağlıyor. Tek sorunu kısa sürede soğuyor, çabuk yemeniz lazım.</li> <li>Yurt kuralları sizin huzurunuz için olan ama aynı zamanda sizin huzurunuzu en çok bozan şeylerdir. Öyle ki kettle getiremezsiniz, kahve makinesi, elektrikli ocak getiremezsiniz. İntihar etmemeniz için ilaç bile getirmemeniz gerektiği yazar. Fakat bu kurallara uyarak az önce anlattığım gibi bir yemek hazırlayabilirsiniz. Kurallar içinde kendi kurallarınızı yaratın.</li> <li>Bir saç kurutma makinesi almayı unutmayın. Saçınızı kurutmanızdan çok kış günlerinde yanmayan kaloriferler yüzünden donmanızı engeller.</li> <li>Çamaşır makinesini kullandığınızda saati saatine alarm kurun. Eğer gecikirseniz çamaşır makinesini kullanmak isteyen başka biri sizin çamaşırlarınızı içinden çıkarıp bir yere atabilir veya birkaç çamaşırınız çalındığı için eksik olabilir.</li> <li>Her odanın bir gıcığı vardır, eğer o gıcık siz olursanız rahat edersiniz. Gıcıktan kastım kendinizi her şeyi kabul eden veya biri üstüne düşeni yapmadığında onu telafi edebilen bir karakter gibi göstermeyin. Eğer bir defa alttan alırsanız hep almak zorunda kalırsınız.</li> </ul> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/yurtt-800x450.jpg" alt="" width="662" height="372" /> <ul> <li>KYK'de kalacaksanız oda temizliğinizi belirli günlerde hizmetliler yapacak. Hizmetlilerle arkadaş olmayın, yoksa sizi tanıdıkları için temizliğe özen göstermeyeceklerdir. Siz de yakın olduğunuz için buna tepki verirken çekinirsiniz.</li> <li>Kimseyle yakın arkadaş olmayın, o yurttan çıktığınızda belki sadece bir iki kişiyle görüşmeye devam edeceksiniz, belki de hiç. Hatta ilk günlerde biriyle bağ kurarsanız yurt hayatınızın en büyük hatalarından birini yapmış olursunuz. İlk haftalar herkes kendini uyumlu biri gösterir, gerçek yüzlerini görmek istiyorsanız onlarla alış verişe çıkın veya bir restorantta yemek yiyin. Sadece zamana bırakırsanız da iyi arkadaş olup olmayacağınız anlaşılacaktır. Bu konu insanların iyi veya kötü olmasıyla da alakalı değildir aslında. Kafa yapınızın uyuşup uyuşmamasıyla alakalıdır.</li> </ul> Her ne kadar evden gideceğiniz için üzülüyor olursanız olun bu eve tekrar geldiğinizde asla aynı kişi olmayacaksınız. Evde yıllarınızı geçirseniz, sevdiğiniz tüm kitaplar, eşyalar odanızda olsa bile yurt daha cazip gelecek. Yurdunuz kendi kurallarınızı kendiniz belirleyebildiğiniz bir eviniz olacak aslında. Evet bir çok yasağı var, ama yurtta insanlara bakış açınız ve karakteriniz oturacak. Bir şeylere uyum sağlama zorunluluğunuz bile olsa kendi çizginizi kendiniz belirleyeceksiniz. Eğer çok kontrolcü biriyseniz artık umurunuzda olan şey eşyalarınız değil kendi iç benliğiniz olacak.
Fobilerin çoğunu araştırıyoruz ve biliyoruz. Ama tuhaf hobileri eminim ki daha önce hiç araştırma gereği duymadınız. Hadi bazılarına göz gezdirelim. <h3>Sinek Öldürme Hobisi</h3> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/sinek.jpg" alt="" width="600" height="414" /> Evet, yanlış okumadınız. Rouen Tang isimli Çinli kadın, günün 8 saatini sinek öldürmeye ayırıyor. 80 yaşına gelmiş olmasına rağmen hala mesai saati kadar sinek öldürmekte. <h3>Kulak Kıllarını Uzatmak</h3> Radhakant Bajipai isimli bu kişi kulak kıllarını 25 cm uzatmaktan keyif alıyor. Çoğunlukla fen kitaplarında gördüğümüz bu şahsın neden bundan zevk aldığı bilinmiyor. <h3>İnsan Takip Etmek</h3> Kulağa oldukça tuhaf gelse de bazı insanlar sokağa çıktıklarında gözlerine birini kestirip saatlerce onun arkasından yürüyorlar. Fark edilmemeye özen gösterdikleri için tek bir göz kontağında o kişiyi takip etmeyi bırakıyorlar. <h3>Saç Uzatmak</h3> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/hobi.jpg" alt="" width="662" height="380" /> Bu bildiğimiz saç uzatma değil, 7 metreye varan saç uzatmalardan söz ediyoruz. Saçlarını yıkaması ve kurulaması 2 gün sürebiliyor. <h3>Dava Açma Hobisi</h3> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/dava-800x450.jpg" alt="" width="662" height="372" /> Guinness Rekorlar Kitabı'na girmeye hak kazanan Jonathan Lee Riches "Dünya'da en çok dava açan kişi" seçilmiş. Nedenini bilemiyoruz ama neticesinde bir hobi değil mi? <h3>Televizyonda Görünmek</h3> Dışarıda çekim yapan birini gören halkın direkt olarak kameranın kadrajına girmeye çalıştığını mutlaka görmüşsünüzdür. Bu tüm dünyada bir hobi haline gelmiş durumda. <h3>Barbie Bebek Toplamak</h3> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/hobi2.jpg" alt="" width="620" height="400" /> Johnny Deep bu konuda çığır açmış durumda. Deposunda yüzlerce bebek biriktirip bazen onlarla oynadığını söylemiştir. Kulağa korkunç geliyor. <h3>Çatal Bükmek</h3> Asıl amaç çataldan tasarım ürünleri oluşturmak ve süs eşyaları yapmaktır. Bazıları ise bunu zihin gücüyle yapabildiğini iddia eder fakat bunun doğruluğu kesin değildir. <h3>Möö'lemek</h3> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/hobi3-800x533.jpg" alt="" width="662" height="441" /> En sıra dışı hobilerdendir. Bunu hobi edinmiş insanlar dışarı çıkıp inek taklidi yaparlar. Hatta bu o kadar ciddiye alınmış bir hobidir ki Amerika'da yarışması yapılmıştır. 10 yaşında bir çocuk galip gelmiştir. <h3>Göbek Tüylerini Toplamak</h3> İğrenç gelse bile bunu yapan insanlar bulunuyor. Graham Barker 38 yılda 22,1 gram göbek tüyünü toplayabilmiştir. Bunun yaparak ne elde ettiğini soracak olursanız bu tür makalelere adını yazdırmaktan başka pek bir işe yaradığı söylenemez. <h3>Hayalet Avcılığı</h3> En tüyler ürperten hobi bu olsa gerek. Korku filmlerinde çekilen sahneleri gerçek hayatta uygulayan insanlar var. Terk edilmiş binalara gidip orada hayalet yakalamaya çalışıyorlar. Bunu bazen kamera kaydına alıp insanlara kanıtlıyorlar.
<em><strong>Gün içinde depresif bir ruh halinde olduğumuz zaman sıkça psikolojimizin bozulduğunu söylüyoruz, ağzımıza takılıyor. Peki gerçekten psikolojimiz bozuk mu? Gelin öğrenelim.</strong></em> 1. Aynaya bakınca kendinizi rahatsız hissediyor ve aklınızdan hoş olmayan cümleler geçiriyorsanız, ayrıca bu durum uzun vadeli devam ediyorsa 2. Kendinizi yemek, uyku, alkol, sigara gibi bir şeye bağımlı kılıyor ve onunla moral buluyorsanız 3. Çevrenizdeki insanlarla iletişim kurmakta zorlanıyorsanız 4. Sevdiğiniz insanlarla yaşadığınız iyi veya kötü olayları çok fazla kafaya takıyorsanız 5. Hayata dair hiçbir planınızı gerçekleştirecek cesareti bulamıyorsanız 6. İçinde bulunduğunuz ilişkiye dair gerçek bir bağımlılık gösteriyor, iyi gitmediğinde siz de kendinize kötü davranıyorsanız 7. Rutinleriniz baştan sonra değiştiyse 8. Belki de en önemli madde: Etrafınızdaki insanların mutluluğunu sorgulayıp sizin de neden o kadar mutlu olmadığınızı düşünüyorsanız 9. Sürekli tartışmaya giriyorsanız 10. Çevrenizdeki insanların sizinle ilgili geri bildirimleri o kadar olumlu değilse, yani sizi eskisi gibi görmediklerini, mutsuz veya hasta olup olmadığınızı soruyorlarsa 11. Kapı, pencere seslerinden bile irkiliyorsanız 12. Yaptığınız işte süreklilik sağlamakta zorlanıyorsanız psikolojiniz gerçekten bozulmuş olabilir. En önemlisi bu maddelerin bir dönem başlayıp hala devam etmesi. Yani hayatınız boyunca bunları yaşamanız ve doğduğunuz andan itibaren psikolojinizin bozuk olması gibi bir şey söz konusu olamaz. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/psikoloji-800x410.jpg" alt="" width="662" height="339" /> <em><strong>Dışarıdan alacağınız hiçbir tavsiye sizin kendinizle geçireceğiniz bir moral motivasyon konuşması edemez belki ama daha iyi hissetmeniz için birkaç tavsiye vermeden geçmeyelim.</strong></em> <ul> <li>Bir uzmana mutlaka görünün. Ama en iyi uzmanın kendiniz olduğunu unutmayın, eğer siz kendinize yardım etmezseniz kimse size yardım etmeyecek. Neticesinde o da sizin gibi bir insan.</li> <li>En az 8 saat uyumaya özen gösterin.</li> <li>Eğer kendinize zaman ayırmaz ve tamamen işlerinize odaklanmaya çalışırsanız onlara da odaklanamayacaksınız, bu dönemde kendinize yapacağınız en güzel iyilik istediklerinize önem vermektir. Sorumluluklarınızı yerine getirin fakat bir hobiye kafayı takın. Onu yapmadığınız zaman rahat uyuyamayın, günlerinizi saatlerinizi alsın. Kendinizi unutun ama onu unutmayın. Çünkü kafanızın artık yeni bir şey üzerine saatlerce düşünmeye ihtiyacı var.</li> <li>Gece yürüyüşe çıkın. Gündüz de çıkabilirsiniz ama gecenin sakinliği size daha iyi gelecektir.</li> <li>Canınız istemese bile kendinizi yarım saat spor yapmaya zorlayın. En başta kendinizi bunu yaptığınız için suçlayacaksınız, ama ne kadar iyi geldiğine inanamayacaksınız.</li> </ul>
Genellikle magazinlerde sıkça gördüğümüz yarışmalardan biridir Dünya Güzellik Yarışmaları. Hangi yıl izlerseniz izleyin eminim ki siz de birinci olanın neden seçildiğini, arkadaki kızlardan birinin daha güzel olduğunu illa ki düşünmüşsünüzdür. Güzellik herkese göre farklı olmasına rağmen tanımına bakacak olursak "Bir canlının, somut bir nesnenin veya soyut bir kavramın algısal bir haz duyumsatan; hoşnutluk veren hususiyeti." olarak geçmektedir. Moda ise toplumun belirli bir dönem içerisinde nesnelerin nasıl kullanıldığının yanı sıra, bu nesnelerin tüketim trendlerini belirler. Belki de tüm bunlar yüzünden oluşan güzellik algısı, kadınların sağlıklı olmak kadar önemli olarak gördüğü bir algıdır. Aynadaki görüntüsünü beğenmesinden çok toplumun o görüntüsüne onay vermesini ister. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/guzel3.jpg" alt="" width="671" height="567" /> <h3></h3> <h3>1951 Dünya Güzeli: Günseli Başar</h3> İlk Dünya güzellik yarışmasının galibi olmuştur. Rumeli kökenlidir. Güldüğünde belirginleşen gamzeleri ve o dönemde moda olan ince kaşları vardır. Koyu tenlidir. <img class=" wp-image-42626 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/3b561b7f91c94151046034df9f1ade42-214x300.jpg" alt="" width="634" height="888" /> <h3></h3> <h3>1969 Dünya Güzeli: Eva Rueber- Staier</h3> Avusturyalı'dır. Miss World 1969'u kazanmıştır. TV sunucusu ve modeldir. Sarı saçlara, büyük gözlere sahiptir. Dudakları ve kaşları şu anki modanın aksine incedir. <img class=" wp-image-42629 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/79f55ad7439598db7694f423d53c7675-200x300.jpg" alt="" width="629" height="944" /> <h3></h3> <h3>1970 Dünya Güzeli: Jennifer Hosten</h3> Önceki yılda beyaz ten, sarı saç modayken bu yıl siyahi yarışmacı olarak anılan Jennifer birinciliği aldı. Hokka buruna, siyah tonlarında yapılmış bir göz makyajına sahipti. <img class=" wp-image-42632 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/Jennifer_Hosten_in_Grenada_during_her_Miss_World_1970_tour_with_Bob_Hope.jpg" alt="" width="627" height="674" /> <h3></h3> <h3>1990 Dünya Güzeli: Özlem Gültekin</h3> Birinciliği gölgede kalan Özlem Gültekin'i Jülide Ateş kariyer konusunda geride bırakmıştı. Yani asıl mesele en güzel olmak değil, devamını getirebilmekti. <h3><img class=" wp-image-42635 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/erhan-celik-in-esi-ozlem-gultekin-kimdir-ozlem-12524526_7919_m-300x300.jpg" alt="" width="629" height="629" /></h3> <h3></h3> <h3>2020 Dünya Güzeli: Elif Yılmaz</h3> Elif Yılmaz, bizi 1969'a götüren sarı saçlarıyla 2020'nin güzeliydi. Günümüze yaklaştığımızdan olsa gerek, dolgun dudakları ve buğulu bir göz makyajına sahipti. <img class=" wp-image-42636 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/1608561898_497_James-Rodriguez-Miss-Fashion-2020-guzeli-Elif-Yilmazi-yakin-takibe-266x300.jpg" alt="" width="588" height="663" /> <h3></h3> <h3>2021 Dünya Güzeli: Harnaaz Sandhu</h3> Hindistanlı Harnaaz, 80 adayın içinden birinci oldu. Koyu tene ve yüzüne orantılı bir buruna sahipti. <img class=" wp-image-42638 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/114653030-b3ddbb81-8893-4e4e-b125-3fd1bf6114ee42428753-200x300.webp" alt="" width="601" height="902" /> <h3></h3> <h3>2022 Dünya Güzeli: Angel Bhathal</h3> Kanadalı güzel de sarı saçlara ve dolgun dudaklara sahipti. <img class=" wp-image-42641 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/ekran-goruntusu-2022-06-25-091409-6lvy-300x199.webp" alt="" width="604" height="401" /> Yukarıdaki bir sürü örnekten de görebileceğimiz gibi aslında hiçbir zaman tek doğru olmadı, hatta birinciyle ikinci arasında bile ne ten ne yüz benzerliği olarak hiçbir aynılık yoktu. Hepsinin kendine has güzellikleri vardı. Bu yarışma her yıl yapıldı ama hiçbir yıl bir önceki yıla sadık kalınmadı. Veya hiçbir model sırf önceki yıl kazananın saçları sarıydı diye kendi saçını sarı yapmadı, kendi vücutlarını bütünleyen özellikleriyle oraya katıldılar. Kısacası şu an kendimizde moda yüzünden beğenmediğimiz her bir özellik yıllar sonra en çok seveceğimiz özelliğimiz haline gelebilir. Unutmayalım ki hiçbir şey durağan değil, her şey akıyor ve gidiyor... <h3></h3>
Birçoğumuzun hesap sahibi olduğu Instagram'da oldukça zaman harcıyoruz. Bazen insanların hayatlarına bakıp şaşırıyoruz, bazen kendi hayatımızla alakalı şeyler paylaşıyoruz. Eğlenmek için videolar izliyoruz. Ama bu kadar zaman harcamamıza rağmen oraya dair bilmediğimiz bir sürü şey bulunuyor. Bazılarına göz atalım. <ul> <li>Instagram'ın günlük 400 milyon aktif kullanıcısı bulunmaktadır.</li> <li>Instagram'ın reklamlarından en çok yararlanan marka Nike olmuştur.</li> <li>Gençlerin %17'si Instagram'ın en iyi sosyal medya uygulaması olduğunu söylemektedir.</li> <li>Intagram'ın yaş ortalaması 18-29'dur.</li> <li>Instagram video özelliğini kullanıma sunduğunda sadece 24 saatte 5 milyon video yüklenmiştir. Kullanıcıların bu özelliği canla başla beklediği aşikar.</li> <li>Dükkanların bile Instagram hesabı olduğunu biliyoruz ama hala %80 gibi bir oranda kişisel hesaplar kullanılıyor.</li> </ul> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/insta-2-800x474.jpg" alt="" width="662" height="392" /> <ul> <li>En çok kullanılan etiket #love, en çok kullanılan filtre Gingham'dır.</li> <li>Selfie kelimesi Instagram sayesinde bulunmuştur. 2013 yılında Oxford sözlüğüne girmiştir.</li> <li>Instagram satın alındığında yalnızca 13 çalışanı bulunuyordu.</li> <li>Instagram'da en çok kullanılan emoji kalp emojisidir.</li> <li>Hesapların %8'i sahtedir.</li> <li>Instagram kelimesi anlık kamera ve telgraf kelimelerinden türemiştir.</li> <li>Başta "Codename" olan uygulama adı sonrasında "Instagram" olarak değişmiştir.</li> <li>Sandığımız kadar eski bir kuruluş tarihi yoktur. 6 Ekim 2010 tarihinde kurulmuştur.</li> </ul> <img class="aligncenter wp-image-42156 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/7a8f5aa3instagram-1.jpg" alt="" width="960" height="540" /> Biraz da işinize yarayacak bilgilere gelelim o halde. <ul> <li>Birini etiketlemek istiyorsunuz ama bunun gözükmesini istemiyor musunuz? Konum veya saat gibi şeylerin arkasına saklayabilirsiniz. Eğer fotoğrafa başka hiçbir şey eklemiyorsanız rengini arkadaki fotoğrafın renginde ayarlayıp küçültebildiğiniz kadar küçültün.</li> <li>Yazılarınızda bir farklılık yapmak istiyorsanız gök kuşağı yazı stilini deneyebilirsiniz. Her rengin olduğu renk paletini açın, bir parmağınız kelimede diğer parmağınız ise renk paletinde olsun. Renk paletindeki parmağınızı gezdirin. Artık kelimeleriniz rengarenk.</li> <li>Eğer güzel çıkmadığınız ama etiketlendiğiniz fotoğraftan etiketi kaldırmak istiyorsanız profilinize girin. Etiketlendiğiniz fotoğraflar bölümüne girin. Fotoğrafın sağ üstündeki üç noktadan kolayca onu oradan kaldırabilirsiniz.</li> <li>Diğer birçok uygulamada kapattığımız çevrim içi özelliğini burada da kapatabileceğinizi biliyor muydunuz? İzlemeniz gereken yol: Ayarlar, Gizlilik, Hareket Durumu, Hareket Durumunu Göster. Buradan çevrim içi özelliğini kapatabilirsiniz. Ama unutmayın ki artık siz de kimlerin çevrim içi olduğunu göremeyeceksiniz.</li> </ul>
Eğer bu yazıyı internette doğru bir kaynak bulamadığınız için okuyorsanız doğru yerdesiniz. Çünkü sitelerin duyguları yoktur, yalnızca bilimi konuşurlar. Ama insanlar henüz tanımlanmamış şeyler üzerinde kolayca söz sahipliği yapabilirler. İnsan sevmemek, hoşlanmamak, keyif almamak gibi cümleleri arattığınızda karşınıza "mizantropi" diye bir kalıp çıkacak. "İnsanlardan nefret etmek, ürkmek veya sevmemek" anlamına geliyor. Bu kişilere ise mizantropist deniyor. Bizim aradığımız şey ise bunlarla tamamen alakasız. Bebekliğimde bile en yakınımız dahi olsa bana dokunan insanlardan hoşlanmamam ve direkt olarak ağlamaya başlamam beni bu aramayı yapmaya itti. En basit bir şeyi bile yanımda kimse yokken yapmak isterim. Evin boş hali en güzel halidir. Duymayı en çok sevdiğim ses kendi kendime konuşan sesimdir mesela, çünkü bu bana yanımda kimse olmadığını hatırlatır. Birileriyle buluştuğumda oradan kalkmak için türlü insanlara mesaj atıp beni aramalarını ve acil çağırmaları gerektiklerini yazarım. Ve bu büyük bir olaydan sonra bende kalan kötü bir özellik değil, yaşama biçimimdir. Keyif alarak yaparım tüm bunları. Yani korkmak, ürkmek veya nefret etmek söz konusu değil. Mantıklı bulunduğu için bir anda oluşabilecek bir durum da değil. Hele kendini sevmek veya sevmemekle hiç alakası yok. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/yalniz2.jpg" alt="" width="662" height="455" /> Hani içimizde hep bir çatının altına girme iç güdüsü var, yaşadıklarımızı araştırıp anlamını bulmaya çalışıyoruz daima. O kadar şey araştırdım ama bunun tanımını bulamadım. Fakat benim gibi bir sürü insan buldum. İşte medya bizi bir noktada birleştiriyor. Biri şöyle bir cümle kullanmış mesela: "Bu, kendimi bildim bileli bende var ama onlardan nefret etmiyorum, nötr hissediyorum." Bu duruma dair en iyi kelime herhalde nötrdür. Bir başkası ise şu: "Sosyal medya kullanmama sebebim; kimin nerede tatil yaptığı, ne story attığı hiç umurumda değil." "Sevmemek değil de sevememek olarak değiştirelim onu biz." Bir yaşıma kadar herkesin hayatta aldığı en büyük keyfin tek başına bir şeyler yapmak olduğunu sanıyordum hatta. Bunun az sayıda insanlarda olduğunu anlamam ve sindirmem çok uzun sürmüştü. Bu dediklerime en yakın kelime sanırım "merdümgiriz"dir. Mert insan manasına gelir, giriz ise kaçmak demektir. Yani nefretten çok, 'kaçmak' söz konusudur, zarar vermeden ve almadan. İyisini de kötüsünü de reddederek... Siz de merdümgiriz insanlardan mısınız veya çevrenizde böyle insanlar var mı?
Psikoloji insanların gerçekliğini o kadar yansıtıyor ki, bilim dünyası kadar değerli bir hal aldı gözümüzde. Doktorların tespit edemediği hastalıklara direkt olarak "psikolojik" tanısını koyabilmesi de bunun örneği. <strong>İşte sizi şaşırtacak bazı psikolojik gerçekler:</strong> <ul> <li>Sizi korkutan şeyleri yapmak daha mutlu olmanıza neden olur. Bunun altında yatan psikolojik nedenlerden biri ise çevrenizin sizin yapamıyor olduğunuzu bildiği şeyleri onlara içgüdüsel olarak kanıtlamanızdır. Kendinizi aşarak onlara göründüğünüzden daha fazlası olduğunuzu göstermiş olursunuz.</li> <li>Ne kadar mutluysak o kadar az uykuya ihtiyaç duyarız. Eminim ki siz de depresif hissettiğiniz zamanlarda en çok yatağınıza koşmak istiyorsunuzdur.</li> </ul> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/msk1-1-800x502.jpg" alt="" width="662" height="415" /> <ul> <li>Zeki insanların arkadaş sayısı diğerlerine göre daha azdır. Çünkü zeki insanların seçicilik seviyesi artar.</li> <li>Uzun süre yalnız kalmak, bir gün içerisinde 15 sigara içmekle eş değerdir. Yalnızlığın bize iyi geldiğini sansak bile gerçekler biraz acımasız.</li> <li>Sevdiğiniz kişinin elini tuttuğunuzda acıyı daha az hissedersiniz, stresiniz azalır.</li> <li>Bir kadın bir sırrı en fazla 47 saat saklayabilir. Tabii ayrıcalıklar olabilir...</li> <li>Kadın bedeninin ağrı alıcısı erkeklere göre 2 kat daha yüksektir, ama acı eşikleri daha fazladır.</li> <li>Fobilerimiz genellikle atalarımızın genlerinden geçen anılardır.</li> <li>Çikolata size aşktan daha fazla mutluluk hormonu verir. Bir diğer gerçek ise çikolata sizi terk etmez, o yüzden aşk yerine çikolatayı rahatlıkla tercih edebilirsiniz.</li> <li>Birinin restoranlarda çalışanlara davranışı karakterini anlatır.</li> </ul> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/msk2-1-800x450.jpg" alt="" width="662" height="372" /> <ul> <li>Eğer bir sırrınız varsa gece arkadaşlarınızla sohbet etmemenizi tavsiye ederiz çünkü yorgun olduğunda dürüst olursunuz. Kelimelerinizi seçemezsiniz, bir bakmışsınız sırrınız artık hepinizin sırrı olmuş...</li> <li>Bir grup insanın hepsi aynı anda gülüyorsa herkes kendini en yakın hissettiği kişiye bakacaktır.</li> <li>Kendine saygısı düşük olan insanlar başkalarını aşağılama eğilimindedirler.</li> <li>Birini özlediğiniz zaman çalışma veriminiz %70 oranında düşer.</li> <li>Eğer esnediğiniz sırada çevrenizdeki biri de esniyorsa bu ya sizi izlediği ya da sizden etkilendiği anlamına gelir.</li> </ul> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/msk4.jpg" alt="" width="550" height="271" /> <ul> <li>Sahte gülümsemeniz bile kendinizi iyi hissetmenizi sağlar.</li> <li>Mor rengin yatıştırıcı bir özelliği vardır.</li> <li>Yemeklerin tadı başkası yaptığında daha güzeldir. Nedeni ise yapan kişi için bunun uzun bir süre olması ve artık heyecanının geçmesinden kaynaklıdır.</li> <li>Yetiştirmeniz gereken bir ödev veya proje olduğunda onu hep son güne bırakanlardan mısınız? Aslında doğru yapıyorsunuz. Çünkü beynimiz son dakikalarda bu işi daha iyi yapar.</li> </ul> Peki sizin ilginizi çeken en çok hangisi oldu?
Saçlarımızla enerjinin iyisini de kötüsünü de üzerimize toplarız. Hatta stres olduğumuz zamanlarda elimizin önce gitmesinin nedeni de budur. Bu nedenle iş görüşmeleri gibi stres olabileceğiniz yerlere saçınızı toplayarak gitmeniz önerilir. Terleyebilmeniz bir yana, kötü enerjiyi toplamaları bir yana... <ul> <li>Saçlarımız her ay yaklaşık 1,5 cm uzar.</li> <li>Bir tel saçın ömrü yaklaşık 3-4 yıldır.</li> <li>Günde yaklaşık 75-150 tel saçınızın dökülmesi normaldir.</li> <li>Güneş sayesinde saçınızın rengi açılır ama hiç sağlıklı değildir. Saçınızdaki sağlıklı mineralleri öldürür ve köklerini kurutur.</li> <li>Stres saçınızı beyazlatmaz, saçınızın ne zaman beyazlayacağı DNA'nızda bulunur.</li> </ul> Gelin bir de yüz okuma uzmanları tarafından kanıtlanmış olan saç tiplerini inceleyelim. <h2>Kızıl Saçlar</h2> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/kizil.jpg" alt="" width="620" height="393" /> Genelde reddedilmekten korkan utangaç tiplerdir. Doğal olmasa, boyamış olsanız bile bu saç tipi sizin eğlenceye düşkün olduğunuzu simgeler. <h2>Kıvırcık Saçlar</h2> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/kivircik.jpg" alt="" width="662" height="367" /> Sıcakkanlı, eğlenceli ve dost canlısı insanlardır. Dinamik ve mantıklı hareket ederler. Dizilerde baş rolün en yakın kız arkadaşı genellikle kıvırcık saçlı olur ve bu tesadüf değildir. <h2>Dalgalı Saçlar</h2> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/dalgali-800x450.jpg" alt="" width="662" height="372" /> Yenilikçi ve yaratıcıdırlar. Oldukça duygusal, kolay incinebilir bir kişiliğe sahiptirler. Yalnızlığı severler bu yüzden ilişkilerinin uzun süreli olmasından sıkılırlar. Eğer dalgalı ama ince telli saç türüne sahipseniz enerjiniz çabuk bitiyor olabilir, ama yaratıcı olduğunuzdan bunu kolayca telafi edebileceksiniz. <h2>Düz Saçlarını Kıvırcık Kullananlar</h2> Bilinçaltında sıkıcı hayatından kurtulma ve eğlenceli bir hayata yelken açma isteği yatar. Saçlarını kıvırdığında daha güzel bir hayat yaşayacağını düşünürler. <h2>Kıvırcık Saçlarını Düz Kullananlar</h2> Tam tersi kaotik hayatınızda sakinleşmeye ihtiyacınızın olduğunu anlatıyor. Daha sakin ve ipleri elinde bir hayat yaşamak isteyenler kıvırcık saçlarını her gün düzleştiriyorlar. <h2>Orta Uzunlukta Saçlar</h2> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/orta.jpg" alt="" width="591" height="401" /> Mantıklarını her daim kullanırlar. Biraz sabırsızlardır. Hedef odaklıdırlar. Hayatlarında telaş istemezler, bu saç boyu onlar için idealdir. <h2>Uzun Saçlar</h2> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/uzun-800x527.jpg" alt="" width="662" height="436" /> Hayatı akışına bırakmayı severler. Yaratıcı olmalarının yanı sıra romantiklerdir. <h2>Çok Kısa Saçlar</h2> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/cok-kisa.jpg" alt="" width="314" height="161" /> Konfor onlar için vazgeçilmezdir. Efor harcamayı sevmezler. <h2>Küt Saçlar</h2> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/kut-sac-800x533.jpeg" alt="" width="662" height="441" /> Hayatta hedef koymayı ve onlara ulaşmayı kendilerine amaç belirlemişlerdir.
<strong>Günümüzün vazgeçilmez öğünü olan kahvaltının kelime kökenini hiç merak etmiş miydiniz?</strong> Kahvaltı, Türk kültüründe hemen ardından kahve içildiği için midede olan sıralamasından alıyor adını. Kahve-altı yani Kahvenin altında, kahveden önce yenen yiyecekler şeklinde tanımlanıyor. Yıllardır günün en önemli öğünü olarak bilmemize rağmen aslında en önemli öğün akşam yemeği. Ama günü hafif şeyler yiyerek başlatmak sağlık açısından en iyisi. En verimli kahvaltı uyandıktan 1 saat içinde, saat 7-8 civarları arasında edilir. Öğlen uyanmayı tercih edenlerdenseniz ettiğiniz kahvaltıya brunch deniyor. 1740'ların sonlarında kahvaltı sadece zenginlerin önem verdiği ve yediği bir öğünken 20. yüzyılda yaygınlaşmıştır. <strong>Türk Kahvaltısı</strong> <img class="aligncenter wp-image-38758 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/uzmanlar-acikladi-turk-ti-298_2-41.jpg" alt="" width="960" height="540" /> Bir kere tadına bakan turistlerin bile unutamadığı kahvaltı kültürümüz oldukça çok çeşit barındırıyor. Ayrıca bu şehirden şehire bile değişebilen bir durum. Birden çok çeşit peynir, zeytin, reçel, bal, kaymak, börek çeşitleri, tereyağı veya zeytinyağı, domates, salatalık, simit, kuruyemiş, yumurta çeşitleri en çok bulunanlardan. Bir de bunun kuymağı, menemeni, sucuklu yumurtası var. Çayıyla bilinen İngiltere'yi bile sadece kahvaltıda içtiğimiz çayla solladığımızı biliyor muydunuz? Türkiye'de yıllık kişi başına düşen çay miktarı 3 kilogramdan bile fazla... Tabii ki kendi kahvaltımızdan vazgeçemeyiz ama gelin bir de diğer ülkelerin neler yediklerine bakalım. <strong>Çin Kahvaltısı</strong> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/cin-1-800x533.jpg" alt="" width="662" height="441" /> Genellikle Youtiao adında kızartılmış uzun hamur çubuklarının yanında soya sütü tüketiyorlar. Bazen noodle veya pilav da tercih ediyorlar. <strong>Hindistan Kahvaltısı</strong> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/hindistan.jpg" alt="" width="662" height="497" /> Mayalanmış pirinç ve mercimek hamurundan yapılan İdli adındaki beyaz bir ekmeği tüketiyorlar. Bunun yanında çorba kıvamında sıvı bir yemek bulunuyor. <strong>Meksika Kahvaltısı</strong> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/meksik-800x450.jpg" alt="" width="662" height="372" /> Yumurta, sosis, fasulye, avokado, patates, kırmızı, yeşil ve sarı biber, muz, ananas gibi yiyeceklerin yanında onlar için vazgeçilmez olan Tortilla ekmeğini yiyorlar. Bazen farklılık katmak için ise Tortilla ekmeğini yumurtayla birleştiriyorlar. <strong>Norveç Kahvaltısı</strong> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/norvec.jpg" alt="" width="500" height="311" /> Geçimini balıktan sağlayan Norveç, kızarmış ekmek üzerine yumurta ve tütsülenmiş somon balığı yiyor. Farklı bir tercih. <strong>Fransa Kahvaltısı</strong> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/fransiz-800x443.jpg" alt="" width="662" height="367" /> Herhalde hepimizin bildiği Fransa kahvaltısı kruvasan ve sıcacık bir çaydan oluşuyor. Hafta sonu daha çok özenerek krep ve sos eklemeyi unutmuyorlar. <strong>Amerika Kahvaltısı</strong> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/amerika.jpg" alt="" width="662" height="471" /> Amerikanlar kahvaltıda bacon, yumurta, krem peynir, donut, domuz sosisi, mısır gevreği ve waffle yiyorlar. Bizin gibi çok çeşitli kahvaltılardan hoşlanıyorlar. Güne genelde filtre kahveyle başlarlar. <strong>İtalyan Kahvaltısı</strong> <img class="aligncenter wp-image-38754 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/1280px-Mediaslunas_cafe_en_jarrito_y_agua_mineral_en_Cafe_El_Gato_Negro.jpg" alt="" width="807" height="540" /> Kahveye bayılan İtalyanlar hiçbir şey yemeseler bile kahvaltıyı kahveyle geçiştirebilirler. Kültürleri biraz Fransa'ya da benziyor. Bisküvi, iç kayısı reçeli ve pastaneden alınan hazır yiyecekleri seviyorlar. <strong>İngiltere Kahvaltısı</strong> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/ingiliz-800x533.jpg" alt="" width="662" height="441" /> İngilizler kahvaltı öğününü atlamamaya özen gösteriyorlar. Yumurta, mantar, reçel, kızarmış sosis, bacon, fasulye, közlenmiş domates yerken bir yandan süt ya da portakal suyu içiyorlar.
Mutluluk; bütün özlemlere, bütün isteklere eksiksiz bir biçimde ve sürekli olarak erişilmekten duyulan kıvanç durumudur. Her insanda farklı nedenlerle ve farklı biçimlerde kendini gösterir. Mutlu insanlar geleceğine daha çok odaklanır, kendini o sıcak yatağından kaldıracak nedeni kolayca bulabilirler. Tabii duygularımız değişebilir, birkaç saat içinde bu gitgelleri defalarca yaşayabiliriz. Ama benim bahsettiğim depresif ve melankolikliği mutluluğuna asır basan taraftan olan insanlar. Bu kişilerde mutluluk hormonları daha az salgılanır, beyni ona göre düzenlidir. Ama alacağı psikolojik destek ile anti depresana başlarsa çok uzun bir süre geçmeden mutluluk hormonları normal bir insanla aynı seviyeye gelebilir. Anti depresanların da amacı budur, vücudunda az miktarda mutluluk hormonu olan insanları normale döndürmek. Biraz da şu 4 mutluluk hormonundan bahsedelim: Dopamin, oksitosin, serotonin, endorfin. Bunların tam tersi olarak bilinen kortizol hormonu ise stres salgılar. Gün ışığına maruz kalmak, spor yapmak, hareket etmek <strong>dopamin</strong> hormonunu arttırır. Bu hormon öz güvenimizi çok etkilemektedir. Sosyalleşmek ve insanlarla iletişim halinde olmak <strong>oksitosin</strong> hormonunu arttırır. Bazı yiyecekler <strong>serotonin</strong> hormonunu arttırır. Bu yiyeceklerden bazıları; Ton balığı, tere, tavuk, susam, maydanoz, kırmızı et, incir, ısırgan otu, ıspanak, karnabahar, kale, enginar ve çikolatadır. Bu yiyeceklerden mutluluk hormonunu en iyi arttırdığını bildiğimiz çikolatanın kokusu bile mutluluk verir. Hatta bitter çikolata doğal bir anti depresandır. Ayrıca çikolata aşk hormonunu da arttırır, sevdiklerinizle düzgün ilişkiler kurmanıza yardımcı olur. <strong>Endorfin</strong> hormonu en çok gece 11 ile 3 arasında salgılanır. Demir ve çinko tüketmek, beynin bir şeylerle ilgilenmesi endorfin seviyesini arttırır. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/mutluluk2.jpg" alt="" width="662" height="348" /> <h2>Mutluluğunuzu İki Katına Çıkartacak Besinler</h2> <ol> <li>Bitter Çikolata</li> <li>Muz</li> <li>Ceviz</li> <li>Çekirdek</li> <li>İncir</li> <li>Bezelye</li> <li>Peynir</li> <li>Tahıl ...</li> </ol> <h2>Dünya'nın En Mutlu İnsanı: Mathieu Ricard</h2> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/mutluluk3-1-800x383.jpg" alt="" width="662" height="317" /> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/mutluluk3-800x383.jpg" alt="" width="662" height="317" />Mathieu, meditasyon sonucu beyinde artan mutluluk hormonlarının incelenmesi için yapılan bir deneye katılmıştır. Ricard'ın beyninde sol prefrontal korteksindeki aktivitenin sağ kısmına göre çok daha fazla olduğu görülmüş ve bu yüzden en mutlu insan seçilmiştir. Bu mutluluğu tabii ki hep böyle devam etmiyor ama güzel bir şey yaşadığında hepimizden daha çok sevinebiliyor ve olaylara pozitif bakabiliyor. Bize birkaç tavsiyesi bulunuyor. <ul> <li>Düşünceleriniz zihninizden akıp geçmeli, onlara tutunup kalmayın.</li> <li>Nefes alış-verişlerinize odaklanarak düşüncelerinizi susturabilirsiniz. Zihninizin kölesi olmayın.</li> <li>İçinde bulunduğunuz ana odaklanmaya çalışın.</li> <li>Yaşadığınız şeyi durdurmanız mümkün değildir ancak farkındalık ve duyarlılıkla üstesinden gelebilirsiniz.</li> <li>Meditasyonu piyano çalmak gibi görün. Her gün biraz zaman ayırdığınızda üzerinde ustalaşacaksınız.</li> </ul>
Imposter Sendromu, kişilerin başarıyı hak etmediğini düşünmesi ve başarısının gerçekliğinden şüphe duymasından kaynaklanır. Bu yüzden kişi kendini sahtekar olarak tanımlar. Kişi; diğerlerinin aksini belirtmesine ve tüm kanıtlara rağmen başarısının gerçekliğine inanamaz. Arkadaşlarıyla bir ortama girdiğinde anlattığı şeylerin aslında kafasında uydurma olduğunu veya yaptığı şeyleri sırf bunları anlatabilmek için başardığını sanır. İlk defa 1978’de ABD’li psikologlar Pauline Rose Clance ve Suzanne Imes tarafından tanısı koyulmuştur. <img class="aligncenter wp-image-37706 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/pexels-pixabay-260024-scaled-1.jpg" alt="" width="789" height="540" /> Hepimizin az çok bu hisse kapıldığı olmuştur. Sizin de çevrenizdeki insanlar tarafından "Ne güzel şansın yaver gitti." ve "Denk geldi bak, senin için iyi oldu." cümlelerini hiç duymadınız mı? O an bunu fark etmesek de aslında bu bize yapılan büyük bir hakaret. Çünkü o şey benim şansım yüzünden olmadı, başarım sayesinde oldu. Kadere inanıyorsanız kader diyebilirsiniz, emek veya hırs... Aslında hiçbiri şans değil, çünkü o tesadüfü değerlendirmek tamamen benim elimdeydi. Kendim için en iyisini yaparak bu fırsatı kullandım. Siz hiç "Aa, bir anda üniversiteyi kazanıvermişim!" veya "Yanlışlıkla bir enstrüman çalmayı öğrenmişim!" gibi bir cümle duydunuz mu? Ben duymadım, çünkü iyi şeyler tesadüfen olmaz. Eğer çevrenizde bu ve bunun gibi cümleleri sıkça duyuyorsanız kibarca uyarmaktan zarar gelmez, çünkü şu anda sizi rahatsız ettiği gibi daha bir çok insanı rahatsız edebilir. Bilinçaltlarında bu sendromun oluşmasına ön hazırlık yapabilir. <img class="aligncenter wp-image-37705 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/imposter_1858.jpg" alt="" width="960" height="540" /> Eğer sendroma dönecek olursak ilk başlarda başarılı kadınlarda ortaya çıkmaya başlamış, sonrasında ise erkek ve kadınlarda eşit sayıda görülerek devam etmiştir. Einstein'ın bile ölümünden sonra "Çalışmalarıma gösterilen abartılı saygı beni çok rahatsız ediyor. Kendimi, istemeden sahtekarlık yapan biri gibi hissediyorum." dediği biliniyor. Bu Imposter Sendromu'nun en temel cümlelerinden biri. Sadece bu kadarla da kalmıyor. Imposter Sendromu yaşayan ünlüler arasında Tom Hanks, Grand Slam, Serena Williams'ta bulunuyor. Hem de bunlar Oscar gibi büyük ödüller almış insanlar. Imposter Sendromu bu kadar çok görülmesine rağmen yapılan araştırmalar oldukça az. Bu yüzden psikolojik bir rahatsızlık olarak tanımlanmıyor ve ayrı bir tedavisi yok. Sadece psikolojik destek alınabiliyor. Bu sendrom biraz da yetersiz hissetmekle alakalı olduğu için bu kişiler genelde ne yaparsa yapsın tatmin olamayan insanlardan. Neyi başarırlarsa başarsınlar hala yeteri kadar şey yapmadıklarını düşünüyorlar. Bu nedenle hayattaki tek amaçlarını kendini tatmin etmeye bağlıyorlar; yemek içmek ve uykudan kesilecek kadar. Bunun gibi duyguları ara ara hepimiz yaşasak da kendimize direkt olarak tanı koymamamız gerekir. Psikolojik destek alabilir veya hislerinizi güvendiğiniz bir dostunuza anlatabilirsiniz.
Göz, göz çukurunda bulunan, iri bir bilye büyüklüğünde, görmeyi sağlayan küremsi bir organdır. <ul> <li>Gözlerimiz beynimizin kullanmak için topladığı enerjinin %65'ini harcar.</li> <li>Dünya'da yeşil gözlü insanların sayısı %2 kadardır.</li> <li>İnsan gözü en iyi yeşilin tonlarını görebilir, bu yüzden gece görüş gözlükleri bu şekilde tasarlanmaktadır.</li> <li>Eigengrau (beyin grisi) rengi, gözlerimizin zifiri karanlıkta gördüğü renktir.</li> <li>Arıların 5 adet gözü bulunur.</li> <li>Tetris oyununun asıl çıkma amacı yetişkinlerdeki göz tembelliğini sona erdirmektir, faydalı da olmuştur..</li> <li>Deve kuşlarının gözleri, beyninden daha büyüktür.</li> <li>Gözlerimiz 576 megapiksel çözünürlüğe sahiptir.</li> <li>Gözlerimiz 10 milyon farklı renk tonunu algılayabilirler.</li> <li>Kirpiklerimizin yaşam süresi 5 aydır.</li> <li>Gözlerimiz kendini en hızlı iyileştiren organlarımızdır.</li> <li>Göz testiyle şizofreni tespit edilebilir.</li> <li>Uyanık olduğumuz süre boyunca bile %10'unu gözlerimiz kapalı geçiririz.</li> <li>Sadece kırmızı, mavi ve yeşili algılayabiliriz. Geri kalan renkler ise gözlerimiz için ara tondur.</li> <li>Sadece bir gözümüzde 107 milyon hücre vardır.</li> <li>Sevdiğimiz birini veya bir şeyi gördüğümüzde gözlerimiz %45 oranında büyür.</li> <li>Gözlerimiz açıkken hapşıramazsınız.</li> <li>Japon balıkları göz kırpamazlar.</li> <li>Maskara kullanımı göz küresine zarar vermektedir.</li> <li>Kedilerin 3 göz kapağı bulunur.</li> <li>Gözlerimiz anne karnında oluşmaya başladıktan sonra sadece birkaç hafta içinde oluşmaya başlar.</li> <li>Mavi gözlü insanların alkole toleransı daha yüksektir.</li> <li>Her bir gözümüzün çapı 2,5 santim kadardır ve 8 gram ağırlığındadır.</li> <li>Einstein'ın gözleri New York şehrinde güvenli bir bölgede hala saklanmaktadır.</li> <li>Ommetavobi adında gözlerden korkma fobisi bulunmaktadır.</li> </ul> <h2><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/goz-1.jpg" alt="" width="759" height="478" /></h2> <h2>Bazı Göz Rahatsızlıkları</h2> <strong>Glokom</strong> Göz içi basıncının görme sinirini tahrip edecek kadar yükselmesi nedeniyle görme kaybına yol açan bir hastalıktır. Tonometre adı verilen bir alet ile hastanın göz içi basıncını ölçülür. Nedeni Aköz Hümör denilen göz suyunun sürekli olarak üretilmesidir. Hastaları sigara içmemeli, beslenmesine dikkat etmeli, düzenli egzersiz yapmalıdır. Şiddetli baş ağrısı yapabilir. <strong>Işığa Karşı Hassasiyet</strong> Küçük bir çocuk ışıktan rahatsız oluyorsa bunun nedeni genellikle astigmat, gençlerde alerji, orta ve ileri yaşta kornea sorunu olabilir. <strong>Çapaklanma</strong> Halkın sandığının aksine bunun nedeni her zaman enfeksiyon olmayabilir. Gözyaşı kanalı tıkandığında ağrı veya kızarıklık oluşmasa bile çapaklanma görülebilir. Genelde ciddi bir sorunu temsil etmezler. Tedavisinde antibiyotik göz damlası ve merhemler kullanılır. <strong>Göz Ağrısı</strong> Gözün önünde veya arkasında hissedilen sızılardır. Nedeni göz kuruluğu, göz tansiyonu olabilir. Aloe Vera göz ağrılarının geçmesinde çok iyi bir ilaçtır. <strong>Gözlerde Kanlanma</strong> Kılcal damarların genişleyip belirginleşmesiyle oluşur. Göz kuruluğu veya alerjik hastalıklar temel nedenidir. Evde kısa süreli tedavisi pamuğu soğuk süte batırıp uygulama yapmaktır. Bölgeye salatalık, patates sürmekte doktora gidene kadar olan rahatlama ihtiyacınıza iyi gelecektir. <strong>Görme Bozukluğu</strong> Çocuklarda göz kayması ile göz tembelliği, gençlerde görme kusurları, orta ve ileri yaşlarda katarakt habercisidir. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/goz2-1.jpg" alt="" width="744" height="419" /> Bu gibi nedenlerle göz doktorunuza başvurmaktan çekinmeyin. Eğer geç olmadan giderseniz damla veya dinlendirici gözlük gibi basit çarelerle bile kurtulabilirsiniz.
Rüyalar, uyuduktan sonra beynimizin gördüğü düşsel algı ve duygulardır. <ul> <li>Rüyalarınızda tanımadığınız hiçbir yüz görmezsiniz. Eğer o kişiyi tanımıyorsanız muhtemelen televizyonda, otobüste veya bir reklamda görmüşsünüzdür ve siz hatırlamıyor olsanız bile beyniniz unutmamıştır.</li> <li>Kadınlar rüyalarında karşı cinsi daha çok görürken erkekler kendi cinslerini görürler.</li> <li>Uyandıktan 5 dakika sonra rüyanızın yarısını, 10 dakika sonra ise %90'ını unuturuz.</li> <li>İnsanların %12'si rüyalarını sadece siyah-beyaz görmektedir.</li> </ul> <img class="alignnone wp-image-36990" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/th-21.jpg" alt="" width="807" height="603" /> <ul> <li>Görme yeteneğini sonradan kaybeden körler, rüyalarını görsel olarak görebilir. Eğer doğuştan kör ise 4 duyu organıyla alakalı rüyalar görür.</li> <li>Rüyalarımız gerçek hayatla işbirliği içindedir. Eğer gerçekte çalan bir telefon varsa siz de rüyanızda onu arıyor olabilirsiniz.</li> <li>Göz kapaklarının çok hızlı hareket ettiği rüya hali ise uykunun 4'te birini oluşturur. Bu rüya kısmında vücut geçici felç yaşamaktadır.</li> <li>Rüyada daha negatif duygular hissederiz. Yapılan araştırmalara göre ise en çok hissedilen negatif duygu endişedir.</li> <li>Ortalama bir yaşam boyunca 6 yılımız rüya görmekle geçer.</li> <li>Günde ortalama 4 ila 7 rüya görürüz.</li> <li>Horlarken rüya göremeyiz.</li> <li>Ağır psikolojik rahatsızlığı olan insanlar rüya görmezler.</li> <li>Rüyanızın gelecekten haber verdiğini düşünüyorsanız doğru bilme olasılığınız %38.</li> <li>Bir insan yılda ortalama 1460 rüya görür.</li> <li>Çocukken gördüğümüz rüyalar daha uzundur.</li> <li>Hamile kadınlar rüyalarını daha çok hatırlar.</li> <li>Eğer sigarayı yeni bıraktıysanız rüyanızın yönetmeni olup onu kendiniz kontrol edebilirsiniz.</li> <li>Çok sık alkol kullanıyorsanız pek fazla rüya görmezsiniz veya hatırlamazsınız.</li> </ul> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/ruya-1.jpg" alt="" width="789" height="551" /> <h2>Sık Görülen Rüyalar ve Anlamları</h2> <strong>Kovalanmak</strong> Eğer karşı cinsten kaçıyorsanız bu aşktan kaçtığınız veya geçmişteki ilişkinizin hala sizi etkilediği anlamına gelir. Bir hayvan tarafından kovalanıyorsanız bu, kendi duygularınızdan kaçtığınızı ifade eder. <strong>Düşmek</strong> Herkesin hayatında kaç kere gördüğünü bilmediği bu rüya aşk, iş, arkadaşlık gibi konularda yaşanılan büyük problemlerden kaynaklıdır. <strong>Ölüm</strong> Hayatta meydana gelecek büyük bir değişikliğin habercisidir. <strong>Hamile Olmak</strong> Yaratıcı projelerin ve fikirlerin kişinin aklında yeni yeni gelişmekte olduğunun göstergesidir. <strong>Para Görmek</strong> Kişinin şansının açılacağına veya zengin olacağına işaret eder. <strong>Suda Boğulmak</strong> Hayatınızda sizi bunaltan şeyler var. Geleceğe dair umutsuzsunuz. <strong>Rüyada Bir Ünlüyle Tanışmak</strong> Kişinin çevresi tarafından önemsenme ve bilinme ihtiyacı taşıdığını anlatır. <strong>Bebek Görmek</strong> Her zaman iyiye yorulan rüyalardandır. Neşe ve mutluluk anlamındadır.
Kekemelik; kelimeler, sesler ya da hecelerin tekrarlanması, konuşma sırasında duraklama veya dengesiz konuşma hızı ile karakterize bir konuşma bozukluğudur. Genellikle 2 ila 6 yaş arasındaki çocuklarda görülür. Ani korku, stres ve travma çocuğun kekeme olmasına neden olabilir. Ancak sonradan oluştuğu gibi doğuştan, genetik olarak da oluşabilir. Erken dönem kekemelik, müdahale edildiği taktirde 5-6 yaş arası çocuklarda geçicilik söz konusudur. Kız çocuklarında erkek çocuklarına nazaran daha çok atlatma söz konusudur. Bunun nedeni erkeklerin ergenlik dönemlerinde ses telleriyle fazla uğraşmasından kaynaklanır. Genelde 11,12 yaşlarında görülür. Yetişkin bireylerde ise kekemelik kalıcıdır. Fakat yine de konuşma akıcılığını kazanmak için konuşma terapistlerine gözükmekte fayda vardır. Çünkü kekemeliğin herhangi bir ameliyatı bulunmamaktadır. Ayrıca kekeme insanların zeka ortalaması normal insanlara göre 14 daha fazladır. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/kekeme2.jpg" alt="" width="662" height="331" /> <h2><strong>Peki, kekemeler nasıl takılmadan şarkı söyler?</strong></h2> Aslında bunun çok basit bir açıklaması vardır. Konuşma sırasında beynin sol tarafı aktiftir, sayı sayarken veya şarkı söylerken ise sağ tarafı aktiftir. Sağ tarafta daha çok mantıksal düşünme gerektirmeyen eylemler yapılır. Yani sanıldığı gibi bunun için beyni bir bütün olarak kullanmayıp ayrı parçalarıyla kullanmış bulunuyoruz. Ayrıca kekemeler sadece şarkı söylerken değil, fısıldıyorken veya kendi seslerini duymadan konuşuyorken de takılmıyorlar. Bazı bilim adamları ise her kekeme görünen insanın kekeme olmadığını, sadece beynin sol tarafında bir birleştirme sorunu olduğunu düşünüyor. Bununla ilgili çalışmalar devam etmekte. Bizim onlara edebileceğimiz en büyük yardımlardan biri ise konuşmalarına değil dediklerine odaklanmak olacaktır. "Düşünerek konuş, sakin ol." "Heyecan yapma, yabancı mı var?" demek yerine bu konuyu sürekli açmamak gerekir. Eğer bu kalıpları kullanarak ona yardımcı olmaya çalışırsanız aksine kötü bir şey yapmış olacaksınız. Çünkü bu cümleler çocuğun veya bireyin kekemeliğine daha çok odaklanmasına neden olur. Kekemelik hiçbir şeye engel değildir, onları ötekileştirmeyelim ve bunu bir sorun olarak algılamayalım.
<h2>Paris Sendromu</h2> Paris'e tatile giden turistlerin Paris'i umduğu gibi bulamamasıyla oluşan bir sendromdur. Bir kültür şokudur. Bu sendromu yaşayan kişinin morali son derece bozulur. Kişinin gerçeklik algısı kaybolur ve bununla beraber halüsinasyon görmeye bile başlayabilir. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/s-1-800x500.jpg" alt="" width="768" height="480" /> <h2>Capgras Sendorumu (Sanrısal Yanlış Tanıma)</h2> Kişi kendisinin veya çok yakın bir tanıdığının tıpatıp benzerleriyle değiştirildiğini düşünür. Az görülen bir sendromdur. Şizofreniyle benzer özellikler taşır. <h2>Fregoli Sendromu</h2> Diğer adı binbir surat sendromudur. Adını İtalyan aktör Fregoli'den alır. Kişi bir çeşit halüsinasyon görür. Kendisi dışında, etraftaki herkesin yüzü aynıdır. Hepsini aynı kişi olarak algılar. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/ss-1-800x450.jpg" alt="" width="756" height="425" /> <h2>Cotard Sanrısı</h2> Adını, hastalığı 1880'de tanımlayan nörolog Jules Cotard'dan almıştır. Kişi kendinin veya vücut parçalarının öldüğünü düşünür. Mezarlığa gidip ölülerle konuşma eğilimindedir. İçindeki bütün kanın çekildiğini bile düşünür. <h2>Paramnezi Sendromu</h2> Bu bazen bizim de yaşadığımız bir durumdur ama bu sendromu yaşayan kişinin kontrolden çıkmış hali, asıl hastalığını oluşturur. Birinden dinlediği veya okuduğu bir olayı daha önce yaşadığına körü körüne inanır. ilk kez gittiği bir mekanda daha önce bulunduğunu iddia eder. Buna dejavu da denir. <h2>Çözülmeli Füj</h2> Kişi geçmişi ile bugününü bağdaştıramaz. Az önce yaşadığı anları bile kolayca unutabilir. Arkadaşlarıyla gittiği bir mekanda birden onlardan kaçabilir çünkü onların kim olduğunu ve buraya nasıl geldiğini bilememektedir. <h2>Stendhal Sendromu</h2> Bir sanat eserini incelerken ona olan beğenisini abartıp aşırı tepki veren insanların psikolojik rahatsızlığıdır. Belirtilerine gelince; şoka girmek veya eseri görünce yüksek ses çıkarmaktır. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/sss-1.jpg" alt="" width="759" height="507" /> <h2>Yabancı Aksan Sendromu</h2> Beynine darbe alan insanların yaşadığı sendromlardan biridir. Kendi ana dilini başka bir dilin aksanıyla konuşmaya başlar. <h2>Progeria Sendromu</h2> Erken yaşlanma hastalığıdır. Telomer zincirinin kısalığından kaynaklanır. Birey yalnızca 15 - 20 yıl yaşar. Vücutta 46 kromozom bulunur. En ilginç tarafı ise birey 10 yaşına geldiğinde 70 yaşındaki bir bireyle aynı görünüme sahiptir. 8 milyonda bir ender görülen bir rahatsızlıktır. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/ssssss-800x450.jpg" alt="" width="753" height="423" /> <h2>Pika Sendromu</h2> Kir, kıl, tebeşir, toprak, plastik, hatta metal ve kaya gibi maddeleri yeme dürtüsüdür. Otizmle ilişkili olup küçük yaşlarda daha çok görünmektedir. Midede ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Birdenbire ortadan kaybolan bir hastalıktır, tedavisi mümkün değildir. <h2>Prosopagnosia</h2> Diğer adı yüz körlüğüdür. Bu kişiler tanıdığı insanların yüzlerini hatırlayamazlar. Ve en kötüsü de bu geçici bir durum değildir, hayatları boyunca insanları seslerinden tanırlar. <h2>Todd Sendromu</h2> Bu hastalığın bir diğer adı "Alice Harikalar Diyarı"nda sendromudur. Etraftaki nesneleri olduğundan büyük veya küçük görürler. Genelde çocuklarda görülür. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/s.-800x535.jpg" alt="" width="762" height="510" /> <h2>Apophenia</h2> Şekilleri ve desenleri bir şeye benzetme hastalığıdır. Bu bozukluğun temeli örüntü düzenleme ve işleme yeteneğinin normal bir insana göre çok daha yüksek olmasından kaynaklıdır. <img class="alignnone wp-image-36362" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/th-1-6.jpg" alt="" width="779" height="578" />
Sanal paralardan sonra günümüzde en çok konuşulan şeylerden biri Metaverse. <strong>Peki Metaverse nedir? Ne zaman ortaya çıktı ve aktif hale gelecek? Gelin kısaca bir göz atalım.</strong> Metaverse; tüm sanal dünyaların, artırılmış gerçeklik ve internet'in toplamı da dahil olmak üzere, neredeyse geliştirilmiş fiziksel gerçeklik ve fiziksel olarak kalıcı sanal alanın yakınsamasıyla oluşturulan kolektif bir sanal paylaşılan alandır. Günümüzde kitaplara konu olan bu sanal evren yine bir kurgu sonucu ortaya çıkmıştır. Neal Stephenson'ın 1992 yılında yayımladığı bilimkurgu romanı Snow Crash'de bu konu ele alınmıştır. Fransa, Almanya ve İsviçre bu konudaki en derin araştırmaları yapan ülkeler arasında. Türkiye ise 12. sırada geliyor. Bazı insanlar 2022 yıl sonunda Güney Kore'nin sanal gerçekliği aktif hale getirip günümüzde kullanacağını bile düşünüyor. Bu yüzden Metaverse ile ilgili yapılmış oyun sitelerinde bir metrekareye 4 bin dolar pay biçiliyor. Tabii sadece arsa ve toprakla kalmıyor bu işler. Ördeğinden yumurtasına her şey satılıyor. Hatta 2021 yılında mega boyutunda bir yata 650 bin dolar veren biri bile bulunup günlerce haberleri yapılmıştı. Metaverse'in mekanı da bu fiyatları derinden etkiliyor. Mesela Bağcılar'da metrekare fiyatı ortalama 135 TL iken bu meblağ Beşiktaş gibi semtlerde 500 Türk Lirası'nın üzerine çıkıyor. Yani insanlar bu gerçekliğe sandığımızdan çok daha fazla güveniyorlar ve üzerinde uğraşıyorlar. <img class="aligncenter wp-image-36115 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/metaverse-landscape-glow.jpg" alt="" width="960" height="540" /> <strong>Metaverse çıktığında ne mi olacak?</strong> <ul> <li>İyi yanlarından söz etmek gerekirse hepimizin oluşturacağı sanal karakterler olabilecek.</li> <li>Onlara istediğimiz özellikleri yükleyebileceğiz.</li> <li>Avatarlarımızı kişisel asistanımız olarak kullanabileceğiz.</li> <li>Hatta avatarlarımızın bebekleri bile olabilecek.</li> <li>Avatarlarımız yoluyla başka insanlarla tanışabileceğiz.</li> </ul> Tabii bunlar oyundan oyuna farklılık gösteren durumlar. Ayrıca kendinize az önce bahsettiğimiz miktarlarda bir kişisel cüzdan oluşturmanız lazım. En bilinen Metaverse oyun adları ise başlıca Zepeto, Roblox, Minecraft, Gather Town ve Fortnite. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/meta2-800x408.jpg" alt="" width="662" height="338" /> Böyle güzel bir alternatif sunuyorken tabii ki negatif yanları da bulunuyor. Z kuşağının sosyal medya ilgisi yüzünden şikayetçi oluyorken bu durum artık hayatımızın tamamını ele geçiren bir durum olacak. Yani eğer Metaverse gerçekten işe yararsa herkes burayı tercih edecek ve gerçek hayat kalmayacak. Gökyüzü parsellerden ibaret olacak. Asosyallik bir tercihken artık yaşama biçimi olacak. Yüzyıllardır var olan bir hayatın üzerine bambaşka bir hayat çizmemizi doğanın hoş karşılamasını zaten bekleyemezdik. İzleyelim ve görelim... Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Metaverse'ün hayata geçip geçmemesi sizin elinizde olsaydı ne karar verirdiniz?
Anksiyete tanım olarak endişe, kaygı ve korku gibi duygulara karşı aşırı ve kontrol edilemeyen tepkiler vermesine neden olan yaygın görülen psikolojik bir hastalıktır. Bir olay sonucu ortaya çıkması gibi çocukluktan gelen travmalar sonucu da kendini gösterebilir. Bunun başında aileden görülen sevgi eksikliği gelir. Çocuğun aile içinde kendini büyük bir bireymiş gibi hissedecek kadar üzerine sorumluluk yüklenmesi, dışlanmalar bunun temelini oluşturur. Bilinçsiz aileler çocukluktan itibaren çocuğa sevilmek için bir şey yapması gerektiğini aşılarlar. Bunu sözle ifade etmeseler bile çocuk bir şeyi başaramadığında ona olan ilgisini azaltıp başardığında sanki önceki mesele hiç yaşanmamış gibi davranırlar. Birey her ne kadar büyüdüğü için bunları kafaya takmasa da içinde biriktirdikleri bu tarz psikolojik rahatsızlıklar yaşaması için ona yeter. Dışarıdan pek hareketli gözükmese de kafasında olanları durduramaz, her bir kaygı birbirini kovalar. Sürekli bir yere gitme peşindedir, olduğu yer sanki ona ait değilmiş gibi hisseder. Vücut aşırı terler. Yaptığı hiçbir işe odaklanamamaya başlar. Artık uyuyup uyumadığını bile bilmeyecek durumdadır. Çünkü uyumak için yattığı yatak ona çivili bir tahta gibi gelir, saatlerce üzerinde acı çeker. Kendini kaybedip bir anda uykuya dalar, uyandığındaysa sabah olduğu için yine kafasında güne dair bir sürü endişe uyanır. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/ank2.jpg" alt="" width="640" height="480" /> Bir de bunun belirli bir olay üzerine yaşanmış panik atak hali vardır ki bu her şeyden daha kötü hissettirir. Aklında sürekli başa sardığı o olay resmen nefes almasına engel olur. Kalbi yerinden çıkacak gibidir. Gerçekten birkaç dakika sonra öleceğini sanır. En kilit noktası ise beyinde karıncalaşmanın başlamasıdır. Tam da bu evreden buna bir son vermezse sonu pek hayra alamet olmayacaktır. Eğer bunları yaşıyorsanız mutlaka bir psikiyatriste görünmelisiniz. Randevuların çokluğundan olsa gerek, çoğu biraz dinleyip sonra anti-depresan yazıyor ve sizi yolluyor. Prospektüsünde yazan korkunç yan etkileri bir kenara bırakın. Ön yargılarınızı kırıp o ilaçları içmeyi denemek zorundasınız. Hemen etki etmeyecek, birkaç ay düzenli deneyin. Unutmayın ki bu evreye geldiyseniz kaybedecek hiçbir şeyiniz yok. Her gittiğinizde ilaçlarınızın dozu artıyorsa ve yan etkilerini fazlaca görmeye başladıysanız benim gibi bırakabilir veya ilaç değişikliği talep edebilirsiniz. Gelelim benim bundan nasıl kurtulduğuma... Bu illete nasıl bulaştığımdan bahsetmeyeceğim. Melankolik vücudum hatırlayarak kendini artık yormak istemiyor. Anlattığım bütün belirtileri fazlasıyla yaşadım. Sadece grip olduğumda bile ölümümü beklemem cabası. Prozac, lustral, selectra... Her gün bir sürü doz aldım. Yan etkileri bende mide bulantısıydı, kaç gün hiçbir şey yiyemedim. Yaşadığım bir başka olayın üstüne yatağımda beynim karıncalaşırken kendime gelmek için akla hayale sığmayan şeyler yaptım. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/ank-3.jpg" alt="" width="662" height="397" /> Yani depresyon kimsenin sandığı gibi tek bir moral bozukluğu nedeniyle çikolata yiyerek atlatılan bir şey değil. Her hafta girilecek bir şey de değil. Sizi bütünüyle yoran ama çıktığınızda hayata karşı çok güçlü olmanızı sağlayan bir durum. Psikiyatristim bana okumam için kitap adı verdiğinde artık oraya gitmeyi bıraktım. Çünkü hiçbir faydası olmuyordu. Bu dönem benim için 8 ay sürdü. Bunu zaman kaybı olarak asla algılamıyorum. O 8 ay boyunca yatağımda çok zaman geçirdim ama öyle bir toparlandım ki eski halimi hatırlamıyorum bile. Nasıl kurtulduğumu soracak olursanız, biraz tuhaf bir çıkış oldu benim için. Tek seferde olmadı, aşk gibi yavaş yavaş kayboldu. Elime 5 yıldır yazdıklarımı bastırma fırsatı geçti, bir sürü insanla konuştum. Kitabımın üzerinde çalıştık. Hem kitabım basıldı hem de bir sürü sitede köşe yazarlığı yapmaya başladım. Bu fırsat elime geçtiğinde hayattaki tek yaşama amacımı kitabıma bağlamıştım. Sadece yazıyor, yazdıklarımı düzeltiyor ve tekrar yazıyordum. Kafam meşgul oluyordu. İçimdeki çocuk az biraz umutluydu artık. Beni umut kurtardı. Hayatımın odağına koyduğum yazarlığa 6 ay boyunca ara vermişken bu fırsat içimde öyle bir ışık yaktı ki size anlatamam. İnsanların yüzüne baktığında midesi bulanan ben, bir sürü insanla görüştüm ve kendi geleceği için her şeyin en iyisini yapmaya çalıştım. O zamanlardan bana sadece bir ilaç kaldı, hatta onun tarihi çok daha eskilere dayanıyor. 16 yıllık hayatımın 7 yılı boyunca kullandığım ilaç: Atarax. Bütün ilaçlar gitti ama ben onunla mücadele etmeye devam ediyorum. İyi de anlaşıyoruz, yalan yok. ? Umarım bu yazıyı sadece merakınızdan okuyorsunuzdur. Eğer yaşadığınız için okuyorsanız da yalnız değilsiniz, yarışın bitiş çizgisinde sizi elimizde bayraklarla bekliyoruz...
Birkaç enstrüman ve güzel şarkı sözleri duymak bazen gözyaşlarımızın dostu oluyor, bazen ise neşemizi paylaşıyor. Gittiğimiz yolun farkında olmuyoruz adeta, bir şeyleri daha anlamlı kılıyor. <em><strong>Hislerimiz bu yönde, peki bunun bilimsel açıklamasını merak ediyor musunuz?</strong></em> Yeni keşfettiğimiz müzikler bizim için pek bir anlam ifade etmese de birkaç dinleyişten sonra hoşumuza gitmeye başlar. Bunun nedeni artık sözlere ve melodiye alışkın oluşumuzdur. Her bir cümle sonrasında beynimiz diğer cümleyi de tahmin etmeye çalışarak kendine bir nevi oyun bulmuştur. Sözleri ezberleyecek kadar iyi bilmemiz beynimizi tatmin eder, bundan haz duyar. Tabii ne kadar çok dinlersek bununla orantılı olarak kısa süre içinde bıkarız. Artık bunu tamamen bildiğini fark eden ve duyduğu haz azalan beynimiz bu şarkıdan uzaklaşır. Yenilerini tahmin etmek ister. Uzaklaştığımız şarkı ise belki bir ay belki de bir yıl sonra yine dinlemekten hoşlanacağımız şarkılar kategorisine girmiştir. Çünkü beynimiz o süre içerisinde sözleri unutmaya başlamıştır. Müzik dinlerken mutluluk hormonlarından olan olan dopamin salgılanır. Eğer bunu arkadaş grubunuzla yaparsanız ise endorfin seviyeniz artar. Fakat bunu bilip yine de müziğin şiddetini arttırmamak gerekir. Çünkü kulağımız yalnızca 20 ila 20.000 Hertz arasındaki seslere duyarlıdır. <img class="snax-figure-content attachment-large aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/muzuk-800x451.jpeg" alt="" width="866" height="488" /> Tabii ki o şarkı anılarınızı yansıtıyor olabilir, arkada çok sevdiğiniz bir enstrüman olduğu için dinliyor olabilirsiniz veya sanatçısına bayılıyorsunuzdur. Ama az önce anlattığım bilimsel olan kısım tüm bunlara ağır basmakta. Birçoğumuzun da bildiği inek örneğini atlamadan geçmeyelim yine de. Yapılan bir karşılaştırma deneyi sonucu belli saatlerde müzik dinletilen ineklerin %3 daha fazla süt ürettikleri keşfedildi. Ayrıca klasik müzik dinleyen bitkiler enteresan şekilde hızlı büyüyor. Evet, artık siz de müzik dinlerken bunun beyninizin bir oyunu olduğu bilinciyle dinleyip tuhaf hissedeceksiniz...
<blockquote><strong>Ah şu sosyal medya filtreleri...</strong></blockquote> Sanki hayatımızdaki en büyük sorun yüzümüzün kusursuz gözükmesiymiş gibi bize bin tane seçenek sunup bunları kullandırtmak zorunda bırakıyorlar. Peki nereden çıktı bu filtreler? İlk ne amaçla kullanıldı? Başta yalnızca birkaç selfie çekme uygulamasında bulunan bu filtreler insanları eğlendiriyordu. Çünkü yüzünüze dil çıkaran bir köpek ifadesi koyuyordu bazen, bazen tuhaf bir aynaya bakarsanız yüz hatlarınızın nasıl dalga dalga olacağını gösterip güldürüyordu. <img class="wp-image-28023 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/1_org_zoom-1-200x300.jpg" alt="" width="213" height="320" /> Sonrasında bunlara birbirinden farklı renk seçenekleri geldi. Artık fotoğraflarınızı siyah-beyaz yapabiliyordunuz ya da alt tonlarını soft bir pembe rengiyle tamamlayabilirdiniz. Ama bu kadarıyla kalmadı, neredeyse bütün sosyal medya uygulamalarına yayıldı. İnsanların hoşuna gittiğini fark eden medya sahipleri yepyeni filtreler eklemeye başladı, hatta buna her gün devam etmekte. <img class=" wp-image-28025 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/en-populer-instagram-filtreleri-3-300x256.jpg" alt="" width="391" height="334" /> İlk zamanlarda çıkardıkları 'porselen yüz' filtresi birçok yabancı ünlü tarafından tepki aldı. Çünkü çekilen fotoğraf ve videolar insana kendini ne kadar iyi hissettirirse hissettirsin bu kadarla kalmayacağını biliyorlardı. İnsanların bu ve bunun gibi filtreleri kullandıkça aynaya bakmaya korkar hale geleceğini, kendi bedenleri hakkında söz söyleme yetkisini modaya vereceğini tahmin etmişlerdi. Hakikaten de günden güne böyle oldu. Hatta efektleri dışarıda kullanamadığımız için yüzümüze filtrelere benzeyen makyajlar yapmaya başladık. Kime baksanız tek tip haline geldi. Sokaktan geçen 10 kişiye "Dünyada 'ki bütün insanlar aynı olsa sıkılır mıydınız yoksa hoşunuza mı giderdi?" diye sorsanız 9'unun vereceği cevap "Sıkılırdım." olacaktır. Fakat verdiği cevaplarla yaptıkları uyuşmaz. Sizce sırf uyum sağlamak için kendimizle zıtlaşmamız doğru mu? Birbirinden farklı zevk ve tarzlarımız varken neden bir başkasının aklına gelen fikri dayatmasına izin veriyoruz?