Hep mutlu olmak mı istiyorsunuz? Tehlikedesiniz...
N
Nilay Tok@incilay
12 Temmuz 2022·4 dk okuma

Dünyaca ünlü davranışsal ekonomi ve davranış bilimleriyle ilgili çok sayıda çalışması bulunan Lancester üniversitesi profesörlerinden Eyal Winter, The conversetion için hazırladığı bir araştırma, psikoloji ,kişisel gelişim ve davranış bilimleri ile ilgilenenler için oldukça ilgi çekici sonuçlar içermektedir. Bu yazıda yayınlanan makaleyi özetlemeye çalışacağım.
Gündelik hayatımızda surekli “mutlu olmak an’da kalmak gerektiği , mutsuz ve stressiz bir yaşamın gerekliliği konusunu insanlara dayatan bir sistemin içerisinde yaşıyoruz. Pozitif psikoloji olarak bilinen bu yaklaşımın, olumsuz etkilerini gösteren araştırmanın detayları şöyle;
Pozitif psikologların en yaygın tavsiyesi, günü yakalamamız ve an’ı yaşamamız gerektiğidir. Bunu yapmak, daha olumlu olmamıza ve daha iyi duygular taşımamıza ve zihin sağlığı açısından fazlası zarar olan 3 ana duygunun azaltılması amaçlanıyor: pişmanlık, öfke ve endişe. Geçmişle ilgili pişmanlıklara ve öfkeye ya da gelecekle ilgili endişelere çok fazla odaklanmaktan kaçınmamızı öneriyor. An’da kalarak bu duyguların zararlı etkilerinden korunulması amaçlanıyor. Kulağa kolay ve yapılabilir bir fikir gibi gelsede bu ne kadar doğru. İnsan psikolojisi evrimsel süreçler düşünüldüğünde, hem geçmişle hemde gelecekle kopmaz bağlar içinde değerlendirilmelidir.. Diğer türlerin hayatta kalmalarına yardımcı olacak içgüdüleri ve refleksleri vardır, ancak insanın hayatta kalması büyük ölçüde öğrenmeye ve planlamaya dayanır. Geçmişte yaşamadan öğrenemezsiniz ve gelecekte yaşamadan plan yapamazsınız.
Örneğin geçmişi düşünerek bize acı çektirebilen pişmanlık, kişinin kendi hatalarından ders çıkarması ve bunları tekrarlamaması için vazgeçilmez bir zihinsel mekanizmadır.
Ve yine gelecekle ilgili endişeler de aynı şekilde bizi bugün biraz tatsız ve zor olan ama kazanç yaratabilecek veya gelecekte daha büyük bir kayıptan kurtarabilecek bir şey yapmaya motive etmek için gereklidir. Gelecek kaygımız olmasaydı, eğitim almaya, sağlığımız için önlem almaya çaba göstermeyiz. Ya da büyük çaba gösterdiğimiz işlerin gelecekte bize kazandıracaklarını bilmesek motive olmayız ve yarım bırakabiliriz. Bunların hepsi için endişe çok önemlidir. Öfke de aynı şekilde dozunda olduğunda yararımızadır. Bizi başkaları tarafından istismar edilmeye karşı korur ve çevremizdeki insanları çıkarlarımıza saygı duymaya motive eder. Araştırmalar, müzakerelerde belirli bir dereceye kadar öfkenin yardımcı olabileceğini ve daha iyi sonuçlara yol açabileceğini bile göstermiştir.
Peki gerçekten daha iyimser olmamız gerekiyor mu? Örneğin, iyimserlik yanlılığı aşırı öz güvenle bağlantılıdır – araba kullanmaktan dilbilgisine kadar pek çok konuda genellikle diğerlerinden daha iyi olduğumuza inanmak isteriz. Aşırı kendine güven, ilişkilerimizde bir sorun haline gelebilir. Aynı zamanda zor bir göreve düzgün bir şekilde hazırlanmamamıza ve sonunda başarısız olduğumuzda başkalarını suçlamamıza neden olabilir.
Kendini savunacak kadar karamsarlık ise özellikle kaygılı bireylerin panik yapmak yerine çıtayı oldukça düşük tutarak hazırlık yapmasına yardımcı olabilir ve engelleri sakince aşmasını kolaylaştırır. Örneğin sınavdan hep 100 almayı düşünmek yerine 70 alabilirim ve bu dünyanın sonu değil diye düşünmek, insanın kaygı düzeyini düşürdüğü için daha fazla. Motive olmasını sağlayabilir.
Pozitif psikolojinin mutluluğa aşırı odaklanması ve onun üzerinde tam kontrole sahip olduğumuzu iddia etmesinin zararlarının olduğunu da anlatıyor araştırmada. Mutluluğumuz üzerinde tam kontrole sahipsek, parasızlığımız, sefaletimiz için işsizliği, eşitsizliği veya yoksulluğu nasıl suçlayabiliriz? Ancak gerçek şu ki, mutluluğumuz üzerinde tam kontrole sahip değiliz ve toplumsal yapılar sıklıkla sıkıntı, yoksulluk, stres ve adaletsizlik yaratabilir – nasıl hissettiğimizi şekillendiren şeyler. Finansal tehlikede olduğunuzda veya büyük bir travma geçirdiğinizde olumlu duygulara odaklanarak kendinizi daha iyi düşünebileceğinize inanmak en azından saflıktır ve kendini kandırma olduğunu söylüyor.
Sonuç olarak bazılarının dediği gibi pozitif psikolojinin kapitalist şirketler tarafından desteklenen bir komplo olduğuna inanmasam da, mutluluğumuz üzerinde tam kontrole sahip olmadığımıza ve bunun için çabalamanın insanları mutlu olmaktan çok perişan edebileceğine inanıyorum. Bir kişiye mutlu olmayı öğretmek, ondan pembe bir fil düşünmemesini (çoktan düşündünüz bile) istemekten çok farklı değildir – her iki durumda da zihinleri kolaylıkla ters yöne gidebilir. Sürekli mutlu olması gerektiği söylenen kişi aklı negative daha kolay gidebilir. İlk durumda, mutlu olma hedefini gerçekleştirememek, önemli ölçüde hayal kırıklığı yaratır ve kendini suçlamayı (benim yüzümden böyleyim) arttırır.
Ve sonra, mutluluğun gerçekten hayattaki en önemli değer olup olmadığı sorusu gelir. Mutluluk zamanla değişmeden kalabilen istikrarlı bir şey mi? Bu soruların cevabı yüz yıldan fazla bir süre önce Amerikalı filozof Ralph Waldo Emerson tarafından verilmişti: “Hayatın amacı mutlu olmak değildir. Yararlı olmak, onurlu olmak, şefkatli olmak, iyi yaşamış ve yaşamış olmanın bir fark yaratmasını sağlamaktır.”
Yorumlar (3)
Elinize sağlık maalesef hep mutlu olmak mümkün değil
Çok teşekkür ederim.
Çok güzel bir yazı olmuş. Sürekli olarak bizlere dikte edilen "mutlu ol" imgesine karşı düşünmemi sağladı.