D

Dilaraaaa

@dilarakllr

32 paylaşım0 takipçi0 takip
D
Dilaraaaa
·10 Kas 10:06·Haber

Dizi-Film &amp; Program-Belgesel izleme platformlarından biri olan <strong>Disney Plus</strong> <strong>abonelik ücretleri</strong>ne 8 Aralık 2022 tarihinden itibaren zam yapacak! Zamlı fiyatlar sonucunda artık abonelik ücreti 11 dolar olacak! Bu yeni paket sonucunda ben bu kadar para vermek istemiyorum, eski fiyattan ödemek istiyorum derseniz de reklam izlemek zorunda kalacaksınız. Onu da herkesin sevmediğini çok aşikar. Açıkçası ben de sevmiyorum. Çünkü reklamlar insanın izleme hevesini kaçırıyor. Bu yüzden ya uygulamadan vazgeçersiniz ya da reklam izlersiniz ya da zamlı ücretle birlikte platforma devam edebilirsiniz. Dünyanın en büyük video izleme platformlarından biri olan Disney Plus'da yenilenen fiyatlar ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri'nde kullanıma sunulacakmış. Yeni fiyatlarla birlikte şu an reklamsız olan temel paketin ücreti aylık 7.99 dolardan 11 dolara çıkacak ve bu paketin yıllık abonelik ücreti ise 80 dolardan 110 dolara çıkacak! <strong>Disney Plus'ın yeni sunacağı reklamlı paketi</strong> ise yine eski temel paketin fiyatı olan 7.99 dolardan reklamlı olarak izlemek isteyen kullanıcılarına sunacak. Yani YouTube gibi sürekli reklam izlemek zorunda kalabiliriz. Bu da hayli can sıkıcı bir durum demek! Gelişen dönemde teknoloji çağında olduğumuz halde inatla her şeye zam gelmesi artık maalesef şaşırtmıyor bizi. Eminim çoğunuz habere artık şaşırmadınız bile. Çünkü maalesef zamlı tarifelere alıştırıldık. Öyle ya da böyle gerçek bu. YouTube Premium ve Netflix gibi platformların sadece insanlar üzerinden para kazanmak gibi bir amaçları olamaz herhalde. O zaman neden her fırsatta bu zamlarla karşılaşıyoruz? Belki cevabını bilen birileri vardır. Ya da fikri olan vardır. <img class="alignnone wp-image-55678" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/disney-plus-logo-nahled_1-300x150.jpg" alt="" width="760" height="380" /> Disney Plus, Türkiye'deki fiyatların ne olacağıyla ilgili herhangi bir açıklama henüz yapmadı. Her an yapabilir. Yıl sonuna doğru Türkiye'de de fiyat değişimine gideceği düşünülen dijital servisin <strong>Türkiye için uyguladığı fiyat tarifesi</strong> ise aylık 34.99 TL ve yıllık 349.90 TL. Zamlanacak fiyat ile birlikte Türkiye için abonelik ücretlerinin 15 TL daha zamlanarak aylık 50 TL seviyesine gelmesi bekleniyormuş. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Şahsen benim izleme hevesim kaçıyor. <strong>İşte Disney Plus'da izleyebileceğiniz bazı yapımların listesi;</strong> Disney evreninde izleyebileceğiniz dizilerin bazıları da Marvel evreninden! Bunlar; <ul> <li><strong><em>Agent Carter</em></strong></li> <li><strong><em>Daredevil </em></strong></li> <li><strong><em>DuckTales</em></strong></li> <li><strong><em>Esrarengiz Kasaba</em></strong></li> <li><strong><em>Muzice: Uğur Böceği ile Kara Kedi </em></strong></li> <li><strong><em>Fineas ve Förb </em></strong></li> </ul> Tabii ki artık efsaneleşmiş <strong><em>The Simpsons</em> ve <em>American Horror Story </em></strong>gibi dizileri de tercih edebilirsiniz. <strong><em>How I Met Your Mother, Lost, Modern Family, Prison Break</em> ve <em>The X-Files Pam and Tommy, How I Met Your Father </em>ve <em>What We Do in the Shadows </em>filminin aynı adlı dizisi de ayrıca yine Disney+’ta.</strong> Yerli dizilerimiz arasında izleyebileceğiniz yapımların bazıları ise <em>Sen Çal Kapımı</em> ve <em>Mucize Doktor</em><strong>. </strong>Bunların yanında <strong>Disney+’ın ilk yerli yapımı</strong> olan<strong> Kaçış </strong>da izleyebileceğiniz diziler arasında yer alıyor. <img class="alignnone wp-image-55681" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/11/4261-XV4dJ-300x156.jpg" alt="" width="762" height="396" /> <strong>Disney+’taki filmler ise; Avatar, Siyah Kuğu, Suyun Sesi, Büyük Budapeşte Oteli ve Zor Ölüm</strong> Bunların yanında, Disney’in kendi filmleri olan <em>Cruella, Küçük Deniz Kızı, Mulan, Moana, Aslan Kral, Encanto, Karlar Ülkesi </em>ve benzer Disney yapımı filmleri de izleyebilme şansını bulabilirsiniz. Disney+ aynı zamanda, animasyon stüdyolarının en iyilerinden biri olan<strong> Pixar animasyonları</strong>nı da film arşivinde barındırıyor. Herkes tarafından sevilen animasyon filmleri arasında, <em>Kayıp Balık Nemo, Coco, İnanılmaz Aile, Luca, Ters Yüz ve Oyuncak Hikâyes</em><strong>i</strong> gibi animasyonlar bulunuyor. Dizi ve filmlerin yanı sıra <strong>National Geographic imzalı belgeseller</strong> de izlemek isterseniz sizi böyle alalım. Hem doğal yaşam belgeselleri hem de gerçek hayatı temel alan yapımlar belgesel severler için Disney+’ta bulunuyor. İlgi alanınıza uyan ve dilediğinizi seçebileceğiniz belgeseller arasından en dikkat çekenleri ise şunlar; <em>Jeff Goldblum'un Dünyası</em><strong>,</strong> Oscar ödüllü <em>Free Solo</em> ve çeşitli sanatçıları ve bilim insanlarını anlatan <em>Deha </em>belgeseli gibi belgeselleri de tercih edebilirsiniz. Tamamen sizin tercihinize ve zevkinize kalmış!

7
D
Dilaraaaa
·6 Kas 17:44·İnsan

Geçen gün İzmir'de meydana gelen 4.9'luk depremden sonra bu konuya giriş yapmak istedim. Açıkçası bu deprem geçmiş zamanlardaki gibi çok şükür büyük bir hasara yol açmasa da ne yazık ki haberini almak bile bizi üzdü. Acaba yine aynısı mı oluyor diye düşündürdü. Peki neden dünyada böyle bir konu iyice masaya yatırılıp üzerine düşünülmüyor? Bence dünyanın gündemini bu mesele de meşgul etmeli. Ne tür önlemler alabiliriz? Özellikle Japonya biliyorsunuz ki deprem müdahale mekanizmalarında, altyapısında ve vatandaşların olası felaketlere hazırlanması konusunda büyük çaba harcıyor. Japonya Hükümeti izleme mekanizmalarına yoğun yatırım yapmış. Bu mekanizmalardan biri de, 1952 yılında kurulan ve Japon Meteoroloji Ajansı bünyesinde yer alan <strong>Tsunami Uyarı Sistemi</strong> adı verilen bir sistem. Tsunami Uyarı Sistemi, altı bölgesel merkezde, karada ve denizde gerçekleşen sismik hareketleri inceliyor ve Meteoroloji Ajansı, bu sistemi kullanarak herhangi bir depremden sonra 3 dakika içinde tsunami uyarısı yapabilmeyi umuyormuş. Deprem olduğunda, büyüklük ve merkez bilgileri televizyonda yayınlanıyor, hemen sonra ise tsunami uyarısı yapılıp yapılmadığı belirtiliyormuş. <img class="alignnone wp-image-55317" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/11/th-3-1-300x225.jpg" alt="" width="877" height="658" /> Ayrıca çoğu kentte ve kasabada, acil durum bilgilerini duyurmak için kurulmuş hoparlör sistemleri de varmış. Bazı kırsal bölgelerde ise, vatandaşlar radyolardan tahliye talimatlarını dinleyebiliyorlarmış. Çocuklar da okul yılları boyunca deprem sırasında sıralarının altına saklanmayı öğreniyor, yetişkinlere ise en yakın tahliye merkezlerinin neresi olduğu bildiriliyor. Peki biz bunu ne kadar iyi başarıyoruz? Japonya gerçekten bunca önleme rağmen hasar almıyor mu? Tabii ki alıyor. Ama bunu en az hasarla atlatıyor. Çok, hatta hemen hemen hiç can kaybı olmadan bile sadece artçı sarsıntılarla oluşan ufak problemlerle karşılaşıyorlarmış. Peki günümüzde kaç ülke bu yönde bir hareket sergiliyor? Benim bir tahminim yok, olsa da bir anlamı yok. Çünkü herkes kendi önlemini almalı. Bana sorarsanız kesinlikle bunlar yapılmalı; Binalar yapılıyorsa en güvenli şekilde yapılmalı. Hasarlı ve tehlikeli görünen bina ve yapılar önceden yıkılıp, can kaybının önüne geçilmeli. Çocuklara küçük yaşlardan itibaren deprem anında ve sonrasında yapılması gerekenler en ince ayrıntısına kadar öğretilmeli, anlatılmalı. Her zaman bir <strong>sağlık çantası</strong> hazır olmalı ve içinde gerekli en temel şeyler olmalı. Kullanımı uzun süren gıda çantası hazır bulundurulmalı. Hasarlı elektrik kabloları ve gaz sızıntısı yapabilecek tesisat bağlantıları onarılmalı. Çünkü bunlar potansiyel yangın kaynaklarıdır. Bu konuda profesyonel yardım almayı unutmayın. <img class="alignnone wp-image-55321" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/11/th-5-300x168.jpg" alt="" width="1116" height="625" /> Su ve gaz kaçaklarını önlemek için esnek tesisat malzemeleri kullandırın. Kırılmalara karşı daha dayanıklıdırlar. Buzdolabı, kombi, fırın gibi eşyaları duvara yada yere sabitlemelisiniz. Deprem anında da cam, pencere gibi yerlerden uzak durun. Merdivenlere doğru koşmak yerine güvenli bir yerde konumlanın. Binayı terk etmeye çalışmayın. Herhangi bir gaz kokusu duyarsanız gaz vanasını kapatın, havalandırın ve orayı terk edin. Sarsıntıdan sonra afet için hazırladığınız çantayı da alarak güvenli toplanma alanlarına ilerleyin. Biz kendimiz bu önlemleri alıyoruz da önemli olan dediğimiz gibi sağlam yapılar inşa etmek. Bunu şimdi yapamıyorsak gelecek nesillere bırakacağımız yapılar yapmalıyız. Çünkü her temelsiz ve sırf ucuza mal olsun diye yapılan binalar insanların canına mal oluyor. Siz ne tür önlemler alınması gerektiğini düşünüyorsunuz ya da sizin de aldığınız önlemler var mı? Bu konuda bir düşünceniz varsa yorumlarda belirtebilirsiniz.

D
Dilaraaaa
·27 Eki 19:20·Sinema - TV

<strong>Camdaki Kız</strong> dizisi bildiğiniz üzere 2021 yılında hayatımıza girdi. Gerek senaryosuyla gerek oyuncu kadrosuyla çok konuşuldu ve hala konuşulmaya da devam ediyor. <strong>Gülseren Budayıcıoğlu</strong>'nun <em>Camdaki Kız</em> adlı eserinden uyarlanan diziyle ilgili birkaç iddia var. Gülseren Budayıcıoğlu'na göre bu gerçek bir hayat hikayesi. Gülseren Hanım'ın danışanlarından bir kadının hayatı olduğu söyleniyor her yerde. Bu yüzden isimler değiştirilmiş olabilir. Konuya ve gerçekliğe hakim kalarak senaryo ilerlemeye devam ediyor. Peki gerçekten bu sadece bir danışanın hikayesi mi? İşte bu konuyla ilgili bir iddia var. <strong>Cem Uzan</strong> ve eski eşi <strong>Alara Koçibey</strong>'in hikayesini anlattığını düşünen çok kişi var. Bununla ilgili bir çok haber de yapıldı. Peki neden böyle bir iddia atıldı? Hikayelerin benzerliği o kadar çok ki bu bilginin bize bunu düşündürmesi çok normal. Alara Koçibey'i biraz yakından tanıyalım. Alara Koçibey, iş insanı Cem Uzan ile 1997 yılında Amerika'da sade bir nikahla evlendi. İkilinin bu evlilikten bir kızı bir de oğlu var. Cem Uzan ile olaylı bir evlilik yaşamışlar ve Alara Koçibey, Cem Uzan'ın Paris'e kaçmasının ardından ciddi psikolojik sorunlar yaşamış. İşte bu yüzden hayatı çok merak edilmiş. Tıpkı dizide olduğu gibi köklü bir ailenin kızı olan Alara Koçibey'in annesi Meryem Koçibey, babası ise efsane rallici, Renç Koçibey'dir. Cem Uzan'dan iki çocuğu olan Alara Koçibey, şu anda yurtdışında yaşıyor. <img class="alignnone wp-image-54612" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/527d30c8992df10f90d173a3-300x169.jpg" alt="" width="721" height="406" /> Çift evlilikleri boyunca çok zor şeyler yaşamış. TMSF tarafından ailenin tüm mal varlığına el konulduğunda da, Cem Uzan partisini kurup seçim gezisine çıktığında da, Alara Koçibey, eşinin yanında yer almış. Fakat hakkında uluslararası ‘kırmızı bülten’ çıkarılan Uzan’ın, Paris’e taşınması evliliklerin sonunu getirmiş. Bu ayrılığa Alara Koçibey’in Yunan bir futbolcuyla ilişkisinin neden olduğu iddia edilirken, Uzan da bu arada boş durmamış. Bettina Machler’le görüntülenen Uzan, daha sonradan da Derin Mermerci’yle aşk yaşamaya başlamış. Cem Uzan'ın yurt dışına kaçmadan önce eşiyle ilgilenmediği, hayatında başka kadınların olduğu bu nedenle tek başına kalan Alara Koçibey'in koruması ve şoförü ile yakınlaştığı biliniyordu. Bu yakınlaşma ortaya çıkınca Cem Uzan eşine sadece bir yalı bırakıp Paris'e kaçmıştı. Her şeyi elinden alınan Alara Koçibey ise o dönem psikolojik sorunlar yaşadığı için Gülseren Budayıcıoğlu'na gittiği destek aldığı söylenenler arasında. Bu iddialar doğru mu bilinmiyor fakat hikayelerin benzerliği çok şaşırtıcı. Peki Camdaki Kız dizisinde 'Sedat' olduğu söylenen Cem Uzan ve 'Nalan' olduğu söylenen Alara Koçibey kim? Biraz da onları yakından tanıyalım ve hikayelerin benzerliğine odaklanalım. <img class="alignnone wp-image-54613" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/626f6b09e4bfdd087c5d6d7b-300x170.jpg" alt="" width="715" height="405" /> Sedat'da Nalan'da dizide nüfuzlu ailelerin çocukları. Babası yokluktan devleşmiş, yakışıklı bir genç olan Cem'le babası itibarlı bir adam olan Alara'nın, ailelerinin zoru ile sözleşme üzerine kurulu bir evlilik yapmışlar. Bu evliliklerinde mutlu olamamışlar. Çünkü Cem Uzan'ın görüştüğü başka insanlar varmış o sıralar. Hikaye diziyle aynı gidiyor. Sedat karakterinin eşi Nalan'ı her seferinde aldatmasıyla benzerlik göz ardı edilemez. Canan adlı bir kadınla yasak aşk yaşaması ve ayrıca başka kadınların da olması örnek verilebilir. Evliliklerinde sürekli bir kriz olması ve tartışmalar olması gibi olayların sonucunda Nalan'ın evliyken, eşinin bu hallerine dayanamayıp şoförüyle aşk yaşaması da yine aynı benzerlik. Buna benzerlik mi deriz yoksa gerçekten onların hayatını mı anlatıyor bilemiyoruz. Fakat böyle haberlerin de durduk yere çıkmadığı aşikar. Normal bir kişinin hayatından ziyade böyle tanınmış kişilerin hikayesinin ele alınması ve bunun üstü kapalı yapılmasına da şaşırmamak gerek elbette. Ana karakterler aynı olunca yan karakterler de acaba kurgu mu? diye düşünüyoruz. Fakat eğer gerçekten onların hikayesi mi yoksa sade bir danışanın yaşam öyküsü mü bu, sanırım asla öğrenemeyeceğiz gibi. Siz bu tesadüflere ne diyorsunuz?

7
D
Dilaraaaa
·21 Eki 12:06·Sağlık

Cildimizin güzel ve sağlıklı durması için birtakım uygulamalarda bulunmak gerek. Sadece yüzümüzü suyla yıkayarak bunu elde edemeyiz elbette. Bunun için bazı önerilerim var. Birkaç aşama ile cildinizin sağlıklı görünmesini sağlayabilirsiniz. Ama sadece cildimizi temizlemek ve bakım yetmez. Cildi içeriden beslemeliyiz. Bağırsaklarımızın doğru çalışması, metabolizmamızın düzgün işleyişi bu aşamada çok önemli. Çünkü onlar iyi bir düzende olmazsa bu cildimize yansıyor. Ne kadar bakım yaparsak yapalım beslenmemiz kötüyse bunlar hiçbir işe yaramayacaktır. O yüzden öncelikle beslenme rutinimizi değiştirelim. Daha sonra her gün uygulayacağımız aşamalara geçelim. <strong>1. İlk aşama Temizlik</strong> <img class="wp-image-53772 alignnone" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/kbeaty-washing-face-1-300x200.webp" alt="" width="618" height="412" /> Sabah kalkar kalkmaz ilk işimiz tabi ki yüzümüzü yıkamak oluyor. Fakat onun dışında her cilt tipinin cildini yağ, kir ve makyaj kalıntılarından arındırması gerekiyor. Cildinizin taze, sağlıklı ve canlı görünmesi için temizlik çok önemlidir. Cilt tipinize uygun alacağınız bir temizleyici ile cildinizi günde 2 kez temizleyin. Cildinizi temizlerken mutlaka ılık su kullanın. Cildi aşırı kurutmayan ürünler tercih edin. Su bazlı ürünleri tercih etmek daha iyi olacaktır. Zaten yağlı bir cildiniz varsa yağlı nemlendiricilerden uzak durun. Aksi halde akne gibi sorunlarla karşılaşabilirsiniz. <strong>2. İkinci aşama Peeling</strong> <img class="wp-image-53775 alignnone" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/peeling-bogota-1-300x208.jpg" alt="" width="632" height="438" /> Ölü derilerden kurtulmak için en iyi yol peeling yapmaktır. Kendinizin hazırlayacağı peelingler de var hazır olarak alabilecekleriniz de. Tamamen size kalmış. Özellikle ev yapımı peelinglerde en çok kahve telvesi tercih ediliyormuş. Hazır olarak da uygun fiyatlı bir sürü seçenek var. Cilt tipinize göre karar verebilirsiniz. Haftada 1 ya da 2 kez peeling yaparak cildi ölü hücrelerden arındırabilirsiniz. Ayrıca daha pürüzsüz ve kusursuz bir cilde sahip olabilirsiniz. Sadece yüz için düşünmeyin vücudunuza da peeling uygulayabilirsiniz. Bacak ve kollara uygulanan peeling sonucu batıklardan kurtulmuş bir cilt sizi bekliyor olacak. <strong>3. Üçüncü aşama Nemlendirici</strong> <img class="wp-image-53774 alignnone" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/gunluk_makyaj_icin_cilt_nasil_hazirlanmalidir_1479543865_3682-300x174.webp" alt="" width="706" height="409" /> Cildimizi yaz kış nemli tutmak en önemli şeylerden biri kesinlikle. Cildinizi yağlandırmadan parlamasını sağlayacak bir nemlendirici istiyorsanız, C vitamini ve  E vitamini cildinizi anında iyileştirmeye yardımcı olabilir. Nemlendirici seçimi oldukça önemli. Çok kuru bir cildiniz varsa ona göre yoğun bir nemlendirici seçmelisiniz. Yağlı bir cildiniz varsa su bazlı, yağsız nemlendiricileri tercih etmelisiniz. Tabi nemlendirmeden önce yüzünüzü temizleyip, tonikle yüzünüzü temizlemeyi unutmayın. Tonik olarak birçok çeşit mevcut. İsterseniz gül suyu da güzel bir toniktir, onu da kullanabilirsiniz. <strong>4. Dördüncü aşama: Maske</strong> <img class="wp-image-53773 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/best_face_masks_main_image_0-300x169.webp" alt="" width="693" height="390" /> Artık son aşamalara geldik. Cildimizi bir güzel temizledikten sonra muhakkak bir maske ile desteklemeliyiz. Maske cildin onarılmasında iyi bir araçtır. İçeriğine bakıp ihtiyacınız olanı tercih ederek yüzünüze iyilik yapabilirsiniz. Elbette ev yapımı maskeler de kullanabilirsiniz fakat iyice araştırmadan her şeyi yüzünüze sürmeyin. Bilir bir kişiyle bu konuyu konuşun. Buna göre bir reçete hazırlayıp o yolda ilerleyin. <strong>5. Beşinci aşama: Serum</strong> <img class="alignnone wp-image-53776" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/cilt-sikilastirici-serum-01-1024x524-1-300x153.jpg" alt="" width="771" height="393" /> Serumlar cildi toparlamanın en kolay yoludur. İdeal bir serum, cilt bakım rutininizi hızla iyileştirebilir ve size bir iç ışıltı verebilir. Bunun için cilt dostu bileşenlere ve formüllere sahip bir serum seçtiğinizden emin olun. İçeriğini iyi araştırın. Her türlü soruna bir serum var. Göz çevresi için de ayrı serumlar var. İhtiyacınıza göre birini seçebilirsiniz. Yatmadan önce sürülen serumlar daha iyi onarır. Cilt bakım rutinine dahil edeceğiniz serumlar ile cildiniz daha aydınlık görünür. Ayrıca kırışıklık serumları cildinizi erken yaşlanma belirtilerinden korumuş olur. Her bölgeye ayrı serumlar var. İstediklerinizi tercih edebilirsiniz. Fakat dediğim gibi içeriğini iyice araştırmadan kullanmayalım. Cilt tipimizi önceden öğrenmek fayda sağlar.

7

Hepimiz zaman zaman evlenip mutlu bir yuva kurma hayaliyle yaşarız. 'Ben asla evlenmeyeceğim!' diyen bir insan bile, nadir de olsa, bu fikri gözden geçiriyordur. Onu bu raddeye getiren şeyin her defasında farkına varınca da ister istemez evlilikten soğuyor bazı insanlar. Haklılar. Peki kısa veya uzun vadede evlenmeyi düşünüyorsanız, hayatınızda böyle biri varsa eğer onu iyice tanıdığınıza emin olmalısınız. İki tarafında birbirine evlenmeden önce sorması ve bunun üzerine konuşması gereken sorular olduğuna inanıyorum. Gelin birlikte bunlar üzerine konuşalım. • Çiftlerin birbirine sorması gereken ilk soruyla başlayalım<em>. "Çocuk sahibi olmak istiyor musun?"</em> diye sormalısınız mutlaka. Çünkü iki tarafında bunda gönlü olmalı. Belki siz çocuk istiyorsunuz ama partneriniz istemiyor. Bu durumda evlenmeden önce bu konuyu ciddi bir şekilde konuşmak iyi olacaktır. • Çocuk konusunu hallettikten sonra, iki taraf da istiyorsa şu soru sorulmalı; <em>"Kaç çocuk istiyorsun?"</em> Bu önemli bir soru. Yine iki tarafın arasında vermesi gereken bir karar. Başta bunları konuşmak ileride çıkacak krize engel olacaktır. • <em>"Ailem hakkındaki düşüncelerin neler?"</em> Aile kavramı hepimiz için çok önemli. Evleneceğiniz kişinin ailenize karşı duyduğu sevgi ve saygı çok önemli. Evet belki anlaşmazlıklar olabilir. Sevgi de tamamen şart değil fakat saygı olmazsa olmaz. Bu yüzden evleneceğiniz kişinin aileniz hakkında düşündüğü iyi veya kötü her düşünceyi bilmeniz gerekir. • <em>"Ailelerimizi ne sıklıkla ziyaret edeceğiz?"</em> Yine önemli konulardan biri. Özellikle özel günlerde, bayramlarda vs iki tarafın da ailesi ziyaret edilir. Bu konu bazen çiftler arasında tartışmaya sebep oluyor. İlk önce kimin ailesine gidilmeli gibi düşünceler istenilmese de krize neden olabiliyor. O yüzden bu konuyu mutlaka masaya yatırmalısınız. • <em>"Evlenince nerede yaşayacağız?"</em> Öncelikle bu iki tarafın ortaklaşa vermesi gereken bir karar. İşlerimiz yüzünden bazen başka şehirlerde bulunabiliyoruz. Bu yüzden iki tarafında ortak istediği bir yer olmalı. • <em>"Cinsellikte kesin sınırların neler?"</em> Evlilik de cinsellik de önemli bir kavram. Bunu bu raddeye gelene kadar konuşmak lazım ama eğer konuşulmadıysa da mutlaka konuşulması gereken konulardan biri. •<em> "Öfkenin derecesi nedir, genellikle öfkeni nasıl ifade edersin?"</em> Bununla ilgili de evlenmeden önce bir fikriniz mutlaka vardır. Karşınızdaki kişi, öfkelenince bu öfkesini neyden veya kimden çıkarıyor mutlaka bilmeniz gerek. Tabi ki bu öfkenin derecesi de çok önemli. Hayatınızı her zaman öfkeli biriyle geçirmek istemezsiniz herhalde. • <em>"Bende beğenmediğin, seni rahatsız eden bir davranışım var mı?"</em> Kendinizle ilgili bu soruları da mutlaka eş adayınıza sormalısınız. Belki size söylemediği ama değiştirmenizi istediği şeyler vardır fakat bunları söyleyemiyordur. En başta bunları oturup konuşmak ileride yaşanacak şeyler için çok önemli. •<em> "Benim hakkımda en çok neleri takdir ediyorsun? Değiştirmememi istediğin yönlerim var mı?"</em> Yine iki tarafında birbirine sorması gereken bir soru. <img class="alignnone wp-image-53357" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/Untitled-3-300x150.jpg" alt="" width="700" height="350" /> •<em> "Seni bana çeken ne oldu?"</em> Sizde görüp hangi özelliğinize aşık oldu bilmek istersiniz diye düşündüm. •<em> "Evlilik de sadakat ve bağlılık senin için ne ifade ediyor?"</em> Diğerlerini unutun en üzerinde durulması gereken bir konu. Aldatma potansiyeli olan biriyle kim evlenmek ister ki? O yüzden iyice emin olmadan bir adım atmamak da fayda var. • <em>"Hangi konularda kıskançsın?"</em> Olabildiğince bu konuda anlaşmak gerek. Aşırı kıskançlık, baskılar ayrılmalara kadar gidiyor çünkü. • <em>"Ne kadar para kazanıyorsun, işin uzun vadede iyi bir iş mi?"</em> gibi soruları zaten bu raddeye kadar biliyor olmanız gerek. Sadece iki tarafın da gelir durumu bir aileyi kalkındıran şeydir. Özellikle günümüzde buna çok dikkat ediliyor. •<em> "Bir yere ya da kişiye büyük bir borcun var mı?"</em> Sizden gizlenen bir borcun aylar, yıllar sonra ortaya çıkmasını istemiyorsanız oturup bunu konuşmanız gerekiyor. • <em>"Tasarruf yapmayı sever misin, yoksa çok harcayan birisi misin?"</em> Artık bir aile kurulduktan sonra bekarken yapılan para savurganlığına bir son verilmeli. •<em> "Evlenmeden önce evlilik sözleşmesi yapmalı mıyız?"</em> Evet gerçekten artık bu sözleşme bile o kadar normal geliyor ki. Özellikle nişanlı çiftler arasında konuşulan bir konuymuş. • <em>"Tartışmalardan kaçmak için yalanlar söyler misin?"</em> Bazı insanlar bu yönden bakmayı tercih eder ve böylece ilişkilerini kurtarabileceklerini düşünürler. Ama ister beyaz ister pembe yalan olsun, yalanın her türlüsü asla kabul edilemez. • <em>"Eve giriş çıkış saatlerini konuşmamız gerekiyor mu sence de?"</em> İster iş isterseniz de arkadaşlarınızla birlikte olun. Bence eşlerin bu konularda birbirlerine haber vermeleri gerekir. • <em>"Arkadaşlarım hakkındaki düşüncelerin nelerdir?"</em> Eşinizin arkadaşlarınız hakkındaki olumlu/olumsuz düşüncelerini önemseyin. • <em>"İkimiz de çalışırken eve yardımcı birini alacak mıyız?"</em> Genelde çok sorulmayan ama ileride sorun yaratabilen bir durum. • <em>"Ev işlerinde, yemek konusunda ve çocuk bakımında ortaklaşa hareket edecek miyiz?"</em> Beyler bunların hepsini eşinize yüklemeyin lütfen. Bu herkesin ortaklaşa yapması gereken bir durum. • <em>"İleride ne olacağını bilemeyiz. Bu durumda boşanmayı düşünür müsün?"</em> Konuşması zor olan bir konu ama tartışmanız gerek. •<em> "İkimizin de karşıt fikirleri olduğu durumlarda ne yapacağız?"</em> Bu durumda her şeyi dengelemeniz gerekiyor. Uzlaşmak iyi bir fikirdir. • <em>"Seyahat etmekten, tatile çıkmaktan hoşlanır mısın?"</em> Birlikte yapacağınız aktiviteler kişiler için çok önemlidir. Eşinizi yalnız bırakmazsınız sanırım. Benim sorulması gereken sorular olarak düşündüklerim bunlardı. Daha çok soru var elbette. Peki siz ne eklemek isterdiniz?

7
D
Dilaraaaa
·16 Eki 07:33·Sağlık

Alerji türleri içerisinde ev tozu alerjisinin en etkililerinden biri olduğunu ve birçok kişide görüldüğünü biliyor muydunuz? Astım, bronşit gibi birçok farklı hastalığın da temel tetikçisiymiş bu alerji aynı zamanda. Eklem bacaklılar ailesinden olan ve gözle de görülemeyecek kadar küçük olan bu <strong>akar</strong> adı verilen hayvanların sebep olduğu bu toz hastalığı, kaşıntı, kızarıklık, nefes almada zorluk gibi etkilerle kendisini gösteriyormuş. Evlerimizin içinde birçok farklı noktada görülebilme özelliğine sahip akarlara karşı vücudumuzun verdiği tepkilerle ortaya çıkan ev tozu alerjileri hakkında birkaç şeye değinelim. Özellikle evin içinde sıcak ve nemli ortamlarda daha çok bulunan, mikroskobik canlı türü arasında kabul edilen ve eklem bacaklılar sınıfında olan akarların neden olduğu bir hastalık olan ev tozu alerjisi maalesef çok sık her yerde bulunuyorlar. Tahıl artıkları ile besleniyor ve <strong>depo akarları</strong> olarak da geçiyor isimleri. <strong>Bu küçük hayvanların vücudumuza teması ile ortaya çıkan alerjik tepkimeler, hastalığın en önemli nedenleri arasında gösteriliyor.</strong> <img class="wp-image-53173 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/th-25-300x300.jpg" alt="" width="573" height="573" /> Bu akarlar, evin hemen hemen her noktasında bulunuyor ve orada uzun süre hayatta kalabiliyorlarmış. Çok küçük olmaları sebebiyle en ufak bir müdahale ya da dokunma ile havaya da karışabilir ve bu yolla vücudumuza temas edebilirlermiş. Bu canlılar solunum alerjileri içerisinde <strong>polenlerden sonra da en sık görülen ikinci alerjenler olarak sayılmaktaymış.</strong> Bu akarların kendilerinden çok <strong>dışkıları</strong> alerjik reaksiyonlara neden oluyormuş. Farklı tepkimelerle kendisini belli ediyor ve günlük yaşamın kalitesini de oldukça düşürmektelermiş. Zaten bahar aylarında oldukça alerjilerimiz artıyor. Toza, polene karşı hassaslaşıyoruz bu aylarda. Hava değişimi de cabası. Bu ev tozu alerjisi de hepimiz de farklı yan etkilere sahip oluyormuş. Genel olarak <strong>hapşırık, burun akıntısı, kaşıntı, gözlerde ve burunda yanma ve kaşınma</strong> sık olarak görülüyormuş. Benim de bu aralar burunda yanma ve kaşıntı bayağı bir arttı. Nedeninin açıkçası bu olduğunu düşünüyorum. Tabii alerji ilaçlarından kullanıyorum ve ek olarak burun spreylerini tercih ediyorum. Bu aylarda bunlardan korunmak gerçekten zor. Bu tür durumlarda özellikle ev tozu alerjisine karşı nasıl önlemler almalıyız işte bazı çözüm önerileri; Öncelikle söylemem gereken şey ev tozu akarlarının evin kirli ve temizlenmemiş olmasıyla bir alakası olmadığıdır. Ev ne kadar temiz olursa olsun bu küçük hayvanlar beslenip bizden bağımsız büyüyebiliyorlarmış. Ancak bunlara karşı evin içerisinde basit ama etkili olacak önlemler almak elbette mümkün. Örneğin; <img class="wp-image-53240 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/media-142420551279151400-300x225.jpg" alt="" width="959" height="719" /> • Yastıkları ve yorganları fermuarlı toz geçirmez kılıflarla kaplamak. • Tüm çarşafları ve yastık kılıflarını haftada en az 2 kez sıcak suyla yıkamak. • Bu canlılara karşı etkili olan anti alerjik kumaşlar kullanmak. • Evi düzenli olarak ve sık sık temizlemek. • Mümkünse halı, kilim gibi tozlu eşyalar kullanmamak. • Evin nem dengesini sürekli ayarlamak. Kuru havada hiçbiri yaşayamazmış. • İnce perdeler kullanmak da fayda var. • Evdeki peluş ve tüylü oyuncakların miktarı olabildiğince az olmalı. • İyi filtreli, özel elektrik süpürgeleri kullanmak etkili olabilir. • Ayrıca odaları sık sık havalandırmak. • Bunun için özel olarak üretilmiş deterjanlar kullanmak da işe yarayabilir. Organik deterjanlar tercih ederseniz daha iyi olur bence. <img class="wp-image-53242 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/main-1-1-1-1-900x600-1-300x200.jpg" alt="" width="989" height="659" /> Ev tozu alerjisini dikkate almazsak ileride ciddi boyutlara ulaşabilir. Eğer ileri bir seviyeye çıkarsa ciddi semptomlar gösterebiliriz. <strong>Nefes almada zorluk, astım, solunum yolu enfeksiyonlarına</strong> kadar gider bu iş. O yüzden sizdeki semptomların ilerlediğini hissederseniz mutlaka bir uzman hekim ile görüşmeyi ihmal etmeyin. Çocuklarda ve yetişkinlerde farklı tedavi seçenekleri bulunmaktaymış. En sık uygulanan tedavi ise <strong>sublingual immunotherapy</strong> adı verilen ve dil altı damla aşı olarak adlandırılan bir tedavi süreciymiş. Ev tozu alerjisine neden olan akarlardan kurtulmak neredeyse imkansız. Hangi önlemleri alırsak alalım zaman zaman istenen sonuç elde edilemeyebilir ve alerjik reaksiyonlar kaçınılmaz hale gelebilir. Bu tarz durumlarda en doğru yönlendirmeyi doktorumuz zaten bizlere yapacaktır. Onlara kulak vermekte ve önlem almakta fayda görüyorum.

D
Dilaraaaa
·14 Eki 12:46·Edebiyat

Alman asıllı olan <strong>John Steinbeck</strong> 27 Şubat 1902 yılında ABD’nin Kaliforniya eyaletinde doğmuştur. Yoksul bir aileden gelen yazar ırgat bir ailenin çocuğudur. Kendi yaşıtları gibi o da küçük yaşlarda çiftçilik yapmak zorunda kalmış. 1920'yle 1926 yılları arasında aralıklarla Stanford Üniversitesine devam etmiş. Ancak duvarcılık, boyacılık, kapıcılık ve eczacılık gibi işlerde çalıştığı halde okulunu bitirememiştir. Yaşamı boyunca pek çok meslek değiştiren John en son yazar olmakta karar kılmış. 1968 yılında New York’ta yaşamını yitirmiştir. İlk kitabını 1929 yılında <strong>"Altın Kupa" </strong>adı ile çıkardı. 1936 senesinde tarım işçilerinin grevlerini anlatan <strong>"Bitmeyen Kavga"</strong> adlı romanını piyasaya sürdü. Belki de en çok bilinen kitabı<strong> "Fareler ve İnsanlar"</strong>, Steinbeck'in üçüncü kitabıydı ve 1937 yılında çıkarıldı. Fareler ve İnsanlar romanında birbirine zıt karakterdeki iki mevsimlik tarım işçisinin, zeki George Milton ve onun güçlü kuvvetli ama akli dengesi bozuk yoldaşı Lennie Small’un hikayesini anlatır. Küçük bir toprak satın alıp insanca bir hayat yaşamanın hayalini kuran bu ikilinin hikayesinde dostluk ve dayanışma duygusu önemli bir yer tutar. Eserlerinde toplumu değişik yönleriyle ele alan <strong>John Steinbeck</strong> yaşamın dertli taraflarını ve insanların yoksulluklarını işlemiştir. Doğduğu ve büyüdüğü California bölgesindeki insanları, yaşayış tarzlarını, tarım işçilerinin yaşam koşullarını anlatmıştır. Eserlerinde 1929 ekonomik buhranının verdiği sıkıntıları, bu buranın insanlara olan etkisini görmemiz mümkün. Amerikan değer yargılarının bütününü onaylayan John Steinbeck özellikle Vietnam Savaşını onaylamasından ötürü bazı kitlelerin eleştirisine maruz kalmış. Toplum yaşamını derinden kavrayışı, eserlerinde ironik ve alaycı yaklaşımı ve imge gücü onun natüralist bir gerçeklikle yazdığının kanıtı niteliğinde resmen. Fareler ve İnsanlar adlı romanını yayınladıktan sonra büyük ün kazanmıştır. Kendisine Pulitzer Ödülünü getiren eseri Gazap Üzümleri ayrıca sinemaya aktarılmıştır. Gazap Üzümleri, Amerika'da tarım işçisi olan göçmenlerin zorlu yaşamlarını ve hak arayışlarının anlatıldığı acıklı hikayelerle dolu bir romandır. Okurken açlık ve sefaletin boyutlarını, gariban insanların nasıl hor görüldüğüne şahit olmanız mümkün. <strong>Peki neden hayatın her alanında bir hak yenme söz konusu?</strong> Yüzyıllar önce de olan, sonra da olmaya devam edecek bu düşünce kafasından nasıl sıyrılabiliriz. John Steinbeck'in ben ortaokula giderken ilk defa kitaplarını tanıdım ve okumaya aldım. Gerçekten de halkın sorunlarını anlatan, onların mücadelelerini gösteren ve bunları yazıya döken, hayatın gerçeklerinden haberi olan, onları saklamayan bir yazar. Kendisinin sevmeyeni de vardır tabi. Sevilmeyecek yönleri yok mudur? Vardır. Zaten hangimizin yok ki? Fakat biz insanları kişilikleriyle değil, ortaya koydukları başarılarıyla tanımlamalıyız. Nihayetinde John Steinbeck, edebiyat dünyasının içinde yazdığı eserlerle önemli bir yer edinmiş ve eserlerinin bir çoğu sinemaya uyarlanan dünyaca ünlü bir romancıdır. Her anında öfkeli bir kişilik olan Steinbeck, bunu tavırları ile bir çok kez göstermiş aslında. John Steinbeck 1952’de Amerika’nın Sesi adlı bir radyo programına katılmış. Radyo programına katılmayı sevmese de öfkesini dile getirmesi gerekiyordu ve göçmenlerin yaşadığı haksızlıklara karşı öfkesini püskürtmüş. Yazarın küçük yaşlardan gelen aykırı kişiliği ve öfkesi ölümünden sonra da devam etmiş. Ne tuhaf değil mi? Nitekim onun yakın zamanda yayımlanan biyografi kitabının ismi Dünya’ya Öfkeli’dir. Bu ince ayrıntıyı da verelim. <img class="wp-image-52739 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/John-Steinbeck-kitaplari-iletisim-yayinlari-300x159.jpg" alt="" width="1189" height="630" /> <strong>John Steinbeck'in eserleri; </strong> • Fareler ve İnsanlar • Gazap Üzümleri • Cennetin Doğusu • İnci • Ay Battı • Bitmeyen Kavga • Bilinmeyen Bir Tanrıya • Yukarı Mahalle (Kenar Mahalle) • Sardalye Sokağı • Tatlı Perşembe • Altın Kupa • Aşk Otobüsü • Alev • Pippin 4’ün Kısa Süren Saltanatı • Mutsuzluğumuzun Kışı (Acı Hayat)

7

Mitolojik hikayelerin ana karakterleri sayılırmış bazı özel çiçek türleri. Hatta yüzyıllardır hayatımızda sembolik önem taşıyor bunlar. Mesela papatyalar hangimiz sevmeyiz ki? Hem güzel kokarlar hem de görünüşleri güzeldir. Bu nedenle pek çok hikayeye konu olmaları, aslında şaşırtıcı değil. Nergislerden sümbüllere, güllerden şakayıklara kadar birçok çiçek, eski hikayelerde boy gösteriyor. Özellikle Yunan ve Roma mitolojisinde özel çiçekler ve hikayeleri ile karşılaşmamamız imkansız. Çünkü Yunan ve Romalı tanrıların insanları çiçeklere çevirmek gibi ilginç bir huyları var! Çiçeklerin günümüzdeki anlamlarına kavuşmasını sağlayan bu mitolojik hikayeleri birlikte inceleyelim. <strong>1. Su Perisi Paeonia</strong> <img class="wp-image-52618 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/Waterhouse-Hylas-and-the-Nymphs-Manchester-Art-Gallery-1896-1030x639-1-300x186.jpg" alt="" width="1147" height="711" /> Şakayık çiçeklerinden başlayalım. Listemizin ilk sırasında bulunan, yaz aylarında evimizi süsleyen rengarenk şakayık çiçeklerinin hikayesi, güzeller güzeli su perisi Paeonia’dan geliyormuş. Savaş tanrılarından Apollon, bu sıradışı güzellik karşısında kayıtsız kalamıyor ve Paeonia’ya aşık oluyor. Fakat bu durum aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’in canını sıkıyor, kıskançlık ve öfke duygularıyla Paeonia’yı kırmızı bir şakayık çiçeğine dönüştürüyor. Paeonia’nın kırmızı bir şakayığa dönüşmesinin sebebi ise Afrodit’in ikiliyi yakaladığı anda su perisi Paeonia’nın flörtleşmekten yanaklarının kızarmış olması ile ilişkilendiriliyor. Bu nedenle şakayıklar bugün hala mahcubiyeti temsil ediyorlarmış. Etkileyici hikayelerimize bir diğeriyle devam edelim. <strong>2. Narcissus'un Hikayesi </strong> İsmi size hangi çiçeği çağrıştırdı? Doğru bildiniz, Nergis! “Narsist” kelimesinin hem Yunan hem Roma mitolojisinin önemli figürlerinden Narcissus’tan geldiğini bilmeyen yoktur. Gelin güzelliği ve kendine olan takıntısıyla bilinen Narcissus’un hikayesine bir göz atalım. Hayatına aldığı her kadının kalbini bir şekilde kırmayı başaran Narcissus’un bu özelliği eninde sonunda başına iş açmış. Hikayenin Roma mitolojisi versiyonuna göre Narcissus, Echo adlı su perisini olabilecek en kaba şekilde reddediyor. Öyle ki Echo, aklını yitirip yok oluyor. Geriye yalnızca yankılanan sesi kalıyor. <img class="wp-image-52620 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/35_-_Narsistlerin_Atasi__Narcissusun_Hikayesi_79810-300x171.jpg" alt="" width="1144" height="652" /> Ancak bu kez işler Narcissus’un istediği gibi ilerlemiyor. İntikam tanrısı Nemesis, Narcissus’un yaptığını cezalandırmak için hemen harekete geçiyor ve onu bir gölete doğru gitmesi için büyülüyor. Bu göletin yansımasında kendini gören Narcissus, bu güzellikten öyle bir büyüleniyor ki kendi siluetine aşık olduğunu fark etmiyor bile ve Narcissus, bir süre sonra karşılıksız aşkın verdiği acıyla bugün en çok bilinen mitolojik bitkiler arasından nergis çiçeğine dönüşüyor. <strong>3. Hyacinthus ve Apollon'un Hikayesi </strong> <img class="wp-image-52621 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/tumblr_ndsi7wTH4J1tweelio1_1280-300x182.jpg" alt="" width="1015" height="616" /> Sümbüller.. Hangimiz sevmeyiz ki? Yunan mitolojisindeki Spartalı prenslerden Hyacinthus, iyi görünümüyle pek çok Yunan tanrısının ilgisini çekmeyi başarıyor. Özellikle savaş ve güneş tanrısı Apollon, “Batı Rüzgarı” lakaplı Zephyrus ve “Kuzey Rüzgarı” lakaplı Boreas’ın ilgisini çeken Hyacinthus, onunla birlikte savaşmak isteyen bu üç talipten Apollon’u tercih ediyor. Bu yüzden diğer iki talip, pek çok mitolojik hikayede de olduğu gibi kıskançlıkla hareket etmiş. Apollon ve Hyacinthus bir gün disk atma oynarken Apollon’u etkilemek isteyen Hyacinthus, attığı diskin peşinden giderek yakalamak istemiş. Bu fırsatı değerlendiren Zephyrus, diski ondan önce yakalayıp Hyacinthus’un kafasına fırlatıp onu öldürmüş. Buna çok üzülen Apollon ise yer altı dünyasının tanrısı Hades’in Hyacinthus’u almasına izin vermemiş. Onun yerine Hyacinthus’un bedenini bir sümbüle çevirmiş. <strong>4. Adonis'in Ölümü</strong> <strong><img class="wp-image-52622 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/1200px-Luca_Giordano_020-300x188.jpg" alt="" width="906" height="568" /></strong> Güzellik tanrıçası Afrodit’in ölümlü aşkı Adonis’in en az Hyacinthus’unki kadar üzücü hikayesi var gerçekten. Mitolojik hikayelere konu olan özel bitkiler arasında gelen anemon çiçeği de bu hikayenin başrolünde. Yakışıklı Adonis, Afrodit’ten çok avlanmakla ilgilense de Afrodit, sırf onu görebilmek için her gün Adonis’in avlandığı ormana gidiyormuş. Ancak bir tanrıçanın bir ölümlüye aşık olmasının getirdiği lanet yüzünden Adonis, yabani bir domuz tarafından saldırıya uğrayıp hayatını kaybetmiş. Adonis’in ölümü karşısında kendini tutamayan Afrodit, aşkını kollarının arasına alıp ağlamaya başlamış ve toprağa düşen gözyaşlarının arasından kırmızı bir anemon çiçeği bitmiş. Bu efsane nedeniyle anemon çiçekleri, günümüzde kayıpları ve karşılıksız aşkı temsil ediyormuş. Mitolojik hikayelerden günümüze, çiçekler ve bitkiler hayatımızda büyük sembolik öneme sahip gerçekten de. Hem güzellikleriyle hem de anlamlarıyla sen de sevdiklerini en güzel çiçeklerle mutlu edebilirsin. Sadece anneler günü, doğum günleri, özel ziyaretler için değil her an fırsat ve imkan buldukça sevdiklerimizi bu güzel çiçeklerle mutlu etmeliyiz. En azından ben öyle düşünüyorum. Çiçeklerin varlığı bile bizi ne kadar mutlu ediyor değil mi? Güzel bir çiçek buketine hiçbir kadın hayır demez bence. Sizin en sevdiğiniz çiçekler hangileri yorumlar da belirtebilirsiniz.

7

Günümüzde her dört çocuktan biri okula aç gidiyor maalesef! Yaşam pahalılığının her geçen gün arttığı Türkiye’de ekonomik kriz en çok çocukları etkiliyor. En temel gıda olarak bakabileceğimiz peynir, et ve süt gibi ürünlerin fiyatı neredeyse her hafta artıyor. Türkiye’de ailelerin önemli bir çoğunluğunun okul öncesi ve okul çağındaki çocuklarını yeterli düzeyde beslemeleri mümkün değil. Çok daha uygun fiyata alınan gıdaların ise besin katkısı da oldukça şüpheli. Araştırmalar da yer alan bir çarpıcı veriye göre ise çocuklar yoksulluk nedeniyle çalışmak zorunda kalıyorlar. Hanelerin yüzde 3,7’sinde 15 yaş altındaki çocukların okul saatleri dışında ücret getiren bir işte çalıştığı ortaya çıkmış. Yaşadığım şehirde sabahları veya akşamları bunlara şahit oluyorum maalesef. Aslında bu durumu konuşmamız bile ne kadar saçma değil mi? Neden bunlara maruz kalıyoruz. Çocukların her imkana ulaşabilir olmaları gerekirken yardım çağrılarında bulunmak zorunda kalmaları her gün daha da içler acısı bir duruma geliyor. Üzgünüm ve bu üzgünlüğümün bir tarifi yok. En kısa zamanda gerekli yardımların herkes tarafından yapılmasını diliyorum. <img class="wp-image-52498 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/ezgif.com-gif-maker-13-300x169.jpg" alt="" width="1191" height="671" /> <strong>Asıl konumuza gelecek olursak eğer, sabahları okula giden çocuklarımızı nasıl beslemeli ve ne tür yiyecekler hazırlamalıyız? Önerilerimize göz atalım.</strong> 1. En basitinden başlayalım. Peynirli bir tosta hiçbir çocuk hayır demez bence. İçini başka ürünlerle çeşitlendirebilirsiniz. Hem içinde ne olduğunu biliyor olmak sizi daha güvende hissettirecektir. 2. Taze sıkılmış meyve suları her zaman hazır meyve sularından çok daha sağlıklıdır. Mümkün olduğunca kendi sıktığınız suları, çocuklarınızın cam şişelerine koyarak daha sağlıklı bir hale getirebilirsiniz. Plastik şişeleri pek tavsiye etmiyorum. 3. Marketler de satılan hazır sandviçler yerine kendiniz daha sağlıklısını hazırlayabilirsiniz. Salam, sosis yerine peynir, yumurta ve avokado üçlüsünü tercih edebilirsiniz. Böylece çocuğunuz zengin bir besin olan avokadoyla tanışır ve küçük yaştan tadını sevmeye başlar. Biliyorum fiyat konusunda biraz pahalı ama toplu alımlarda ve pazar &amp; manav gibi yerleri tercih ederseniz daha uygun fiyata temin edebilirsiniz. Neredeyse tavukla eş değer proteine sahip olduğunu öğrenince bende sık sık tüketmeye başladım. Ayrıca büyük bir lif kaynağı olduğu için uzun süre tokluk tutma özelliğine sahip. 4. Meyve kasesi hazırlayın! Meyve hem sağlıklı bir öğündür hem de şekerli olduğu için çocuklarınız abur cuburdan uzak durmuş olur. Ne kadar küçük yaşta abur cuburların zararından bahsedersek o kadar iyi olur. 5. Yulaf kullanın. Benim tanıdığım bazı çocuklar yulafa bayılıyorlar. Büyük paket alıyoruz fiyatı da diğer şeylere nazaran gayet makul. Alın ve sütle karıştırıp mikrodalga fırına atın. Çıkardıktan sonra içerisine çocuğun sevdiği meyvelerden atabilirsiniz. Biraz da tarçın ekleyince gerçekten tadı nefis oluyor. Fıstık ezmesi eklemek isterseniz bir tatlı kaşığından fazla eklemeyin. Hem doyurucu hem de lezzetli bu karışıma alışan hiçbir çocuk hayır demez. 6. Muhakkak çantalarında bir süt bulundurun. Süt, çocukların gelişiminde önemli bir rol oynar. 7. Bol bol haşlanmış sebzeleri tercih edin. Eğer bir beslenme çantası hazırlıyorsanız içinde mutlaka haşlanmış karnabahar, brokoli ve havuç olsun. Fazla haşlamanıza gerek yok, erime kıvamına geçmeden biraz da diri bırakarak ocaktan alabilirsiniz. Çocukların çoğu alışamadıkları için maalesef bu sebzeleri tüketmek istemiyorlar. Ama çocuklarınızın seveceği tarza dönüştürmek de sizin elinizde. Ek olarak ıspanak ve pırasa tüketimini de çocuklara aşılayabilirsiniz. 8. Tavuklu veya ton balıklı salata hazırlayıp çocuğunuzun okul çantasına ekleyebilirsiniz. Bol bol su içmelerini de tembih etmeyi unutmayın! Kantinde şekerleri, çikolataları gören her çocuk onlardan almak ister. Ne kadar karşı olsak da onların da günde birer tane az miktarda çikolata tüketmelerine engel olmayalım. Mesela bitter çikolatayı sevdirebilirsiniz daha sağlıklı bir alternatif olur. Sizin eklemek istediğiniz öneriler var mı? Varsa belirtebilirsiniz.

5
D
Dilaraaaa
·11 Eki 11:31·Sağlık

Uykusuzluk, çoğumuzun hayatını olumsuz yönde etkileyen, işlevselliğimizi düşüren ve sağlığımızı bozan durumlardan yalnızca biridir. Bu durumda olan hastaların bir uzman hekimle görüşüp bunun altında yatan nedenleri öğrenmeleri gerekir. Bazen bunlar psikolojik olabilir. Bazen de değindiğimiz gibi vitamin eksiklikleri bunlara sebep oluyor. Vitamin eksikliği, pek çok uyku sorununun başlıca sebepleri arasında yer alıyor. Maalesef çoğu insan uyku problemlerinin bundan kaynaklandığını bilmiyor bile. Uykusuzluğa sebebiyet verebilecek farklı vitamin çeşitleri de var, yok değil. <img class="wp-image-52417 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/Liver-Doctor-Vitamin-And-Mineral-Deficiency-300x162.jpg" alt="" width="1187" height="641" /> Uykusuzluk belirtileri kişiden kişiye değişiklik gösterir. Dikkat edilmesi gereken bir unsur da kişinin kendine özgü uyku ihtiyacını karşılaması konusunda güçlük çekmeye çalışmasıdır. Vücudumuzda eksikliği ya da anormalliği durumunda uyku sorunlarına sebep olacak bazı vitaminler şunlardır; <strong>• D vitamini eksikliği </strong> D vitaminini güneşlenerek yükseltmek, antioksidan etkileri ile pek çok bulguya olduğu gibi depresyon bulgularına daha iyi gelir. Güneş ışığı ayrıca serotonin ve melatonin düzeylerini yükseltir. D vitamini için yalnızca güneş yeterli gelmeyebilir. Takviye edicileri de almamız gerekebilir. <strong>• Demir eksikliği </strong> Vücudumuzdaki kansızlık, ferritin eksikliği birçok şeye neden olduğu gibi uykusuzluğa da neden oluyor. Yine bir hekim tarafından takviye edici gıda veya ilaçlar kullanmak gerekebilir. Bende de yıllardır olan bir sorun olduğu için hiç aksatmaya gelmeyen bir konu gerçekten. <strong>• B12 eksikliği </strong> B12 ısıya duyarlı ve suda çözünebilen bir vitamindir.  Sinir dokusunu ve beyin fonksiyonlarını korur ve aynı zamanda alyuvar üretimini sağlar. B12 vitamini insan vücudu tarafından kendi kendine üretilemez. Bu yüzden, dışarıdan takviye edilmesi gerekir; bu ihtiyaç da genellikle hayvansal besinlerle karşılanır. Özellikle et, yumurta, balık, süt ve süt ürünlerinde yüksek oranda B12 vitamini bulunur. Mutlaka tüketmemiz gereken besinler bunlar. İhmal etmeyelim. <strong>• B6 ve B2 vitamini eksikliği </strong> B vitaminleri suda çözünebilen vitaminler olduğu için, günlük olarak tüketilmesi gereken vitamin grubuna dahildir. DNA’nın işlevi, kırmızı kan hücrelerinin oluşumu gibi pek çok önemli görevleri olan B vitaminleri düzenli alınmadığı takdirde ciddi sorunlara yol açabilmektedir. <strong>• Kalsiyum eksikliği </strong> Kalsiyum vücutta en çok bulunan hayati önem taşıyan minerallerden biridir. Kalsiyum vücutta sentezlenemez. Besin yoluyla veya gıda takviyeleri ile alınması gerekir. <img class="wp-image-52418 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/Untitled-design-49-1638886538-300x157.jpeg" alt="" width="955" height="500" /> <strong>Vücudumuzda belli miktarlarda bulunması gereken çeşitli vitaminlerin olmaması durumunda meydana gelen uyku sorunları vardır. Belirtilerine örnek olarak şunlar verilebilir; </strong> • Uykuya dalmada zorluk. • Geceleri uykudan uyanmak. • Uyandığımızda yorgun hissetmemiz. • Çok geç saatlerde uyumak ya da çok erken uyanmak. • Aşırı uyku isteği. Verilen belirtilerin hepsi bir ya da birden fazla vitamin eksikliği yaşanması durumunda meydana gelebilecek belirtilerdir. Dikkate alınmaz ve önemsenmezse ilerleyen süreçlerde çeşitli hastalıklara neden olabilir. Bu nedenle düzenli olarak mevcut vitamin değerlerinizi kontrol ettirmek de fayda var. <strong>Eğer bunları kontrol altına almazsak uykusuzluk bir çok şeye sebep olabilir. Bunlar;</strong> • Sık sık yaşanan bir baş ağrısı • Enerji kaybı ve yorgunluk hissi • Dikkat dağınıklığı • Enerji kaybına bağlı hareketsizlik ve bu nedenle alınan kilolar Stres ve uykusuzluk için bitkiler kimi zaman çevremiz tarafından bize önerilir. Bir uzman onayı olmadan kullanılmamalıdır. Vitamin ölçümünden sonra uyku değerlerinizi etkileyecek herhangi bir vitamin dengesizliği mevcut değilse, o zaman akla stres ve psikolojik kaynaklara bağlı sebepler gelecektir. <strong>Vitamin eksikliğine bağlı olmayan uykusuzluk İçin kolay ve etkili çözüm önerileri de verecek olursak; </strong> Uykusuzluk sorununuz için başvurabileceğiniz en kolay çözüm yatmadan önce yorulmaktır. Araştırmalar, tüm gün dışarıda oynayan çocukların bilgisayar karşısında günü geçiren çocuklardan daha hızlı uykuya daldığını göstermiştir. Bu durum yetişkinler için de geçerlidir. Bu nedenle yetişkinler de yatmadan önce gün içinde yorulmalı, örneğin düzenli egzersiz yaparak veya ev işleriyle ilgilenerek uykuya hazırlanmalıdır. Bir diğer en önemli nokta yatak odasının düzenidir. Yatak odanızı yeniden düzenlemek, TV veya bilgisayar gibi ses ve ışık kaynaklarını ve uykuya dalmayı güçleştiren cihazları odanın dışına çıkarmak, ışıkları kapattığınızda yatak odanızın karanlık olmasını sağlayan perdeler tercih etmek konforlu bir uyku için gereklidir. <img class="wp-image-52419 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/uyku-laboratuvari-e1665487844796-300x150.jpg" alt="" width="1184" height="592" /> Ayrıca gün içerisinde zamanımızın çoğunu karşısında geçirdiğimiz tablet ve telefon ekranları da beynimizin gece-gündüz döngüsünü bozmaktadır. Hava karanlıkken zamanımızın çoğunu ekran başında geçirdiğimizde, beynimize hatalı bir şekilde havanın aydınlık olduğu sinyali gitmektedir. Bu da uykuyu düzenleyen bazı hormonların seviyelerinde anormal değişikliklere neden olmaktadır. Yatağınızı uzun süredir kullanıyorsanız yenilemeyi düşünebilirsiniz. Çünkü yatağınızın rahat ve konforlu olması uyku kalitenizi ve uyku sürenizi artırır. Yeni bir yatak alırken ise vücudunuza uygun, sizi rahat ettirecek bir yatak seçimi yapmalısınız. Kendinizi uykuya hazırlamanın önemli bir noktası da sizi sinirlendiren veya endişelendiren durumları unutmak veya unutmaya çalışmaktır. Bu olumsuz duygu ve düşüncelerin kafanızı meşgul ettiğini hissettiğinizde ılık bir banyo yapmak, ardından müzik dinlemek veya kitap okumak sizi uykuya hazırlayacaktır. Ben de bu durumdan muzdarip biri olarak bunları uygulamaya çalışıyorum. Gerçekten yatağa attığımız andan itibaren kafamızın içi susmuyor. Bunları hafifletmek için bu önerileri dikkate alabilirsiniz. Uykusuzluğun giderilmesi için bir başka çözüm de düzenli uyumak ve erken kalkmaktır. Her gün aynı saatte yatarak ve kalkarak bu sorundan kurtulabilirsiniz. Tabi işlerimizden mümkün vakit buldukça bunlara uymamız gerekir.

Hemingway'in çok sevdiğim sözleri üzerine düşüncelerimi aktaracağım. Öncelikle kısaca Ernest Hemingway'i tanıyalım. Adıl adı Ernest Miller Hemingway'dir.<strong> 1899</strong>’da <strong>Oak Park, İllınois'</strong>de doğdu. Hemingway, altı çocuklu ailesinin iki erkek çocuğundan birisiydi. Adını, babası ve de amcasının adlarından almıştı. Çocukluğunda eski bir müzisyen olan annesinden müzik dersleri aldı. Lise yıllarına geldiğinde kalemini kullanmaya başlayan Hemingway, ilk makalesini bir okul dergisi olan <strong>Trapeze</strong>’de yayınlamıştır. Yazılarında dönemin ünlü köşe yazarlarından <strong>Ring Lardner</strong>’dan etkilenmiş ve hayranlığını yazılarında kullandığı takma adıyla belli etmiş. Psikolojik sorunları olan Hemingway, silahını ağzına dayayarak ateş ederek 2 Temmuz 1961 tarihinde tıpkı iki kardeşi ve babası gibi<strong> intihar</strong> etmiş vaziyette bulunmuştur. <img class="alignnone wp-image-52146" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/th-8-3-300x196.jpg" alt="" width="992" height="648" /> <em><strong>“</strong></em><strong><em><strong>Her insanın hayatı aynı şekilde sona erer. Bir insanı diğerinden ayırt eden, nasıl yaşadığı ve nasıl öldüğünün ayrıntılarıdır.”</strong></em></strong> Adrenalini fazlasıyla seven Ernest Hemingway, ömrünü yalnızca yazarak geçirmemiş, pek çok farklı hobi edinmiş ve hepsine tutkuyla sarılmış. Özgür ruhlu yazar, kariyerine bir gazeteci olarak başlamış, sonrasında ise pek çok farklı kimliğe bürünmüş. Ben Hemingway ile 2018 yılında tanıştım. İlk o zaman adını daha yakından duyarak, kitaplarını incelemeye aldım. Kafasını av tüfeğiyle havaya uçuran bir adamın sözlerini dikkate almıyor olmak isteyebilir çoğu insan. Fakat kitaplarında kullandığı cümleleriyle, gerçekçiliğiyle gerçekten çok derin bir adam. Kendisini anlamak yetmez. Önemli olan bizlere anlatmaya çalıştığı şeyleri anlayabilmek. <strong>"Silahlara Veda" </strong>kitabındaki şu sözü çok seviyorum; <em><strong>"Dünya güzel bir yer ve de uğruna savaşmaya değer." </strong></em> <img class="alignnone wp-image-52147" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/th-9-2-300x225.jpg" alt="" width="971" height="728" /> Üstüne tartışmamız gereken bir cümle bence. Dünya gerçekten güzel bir yer mi? Uğruna savaşmaya değer mi? 1995 yapımı "<strong>Se7en (Yedi)</strong>" filminde bu cümleyi kullanmışlardı. Orada adam, "Ernest Hemingway, 'Dünya güzel bir yer ve de uğruna savaşmaya değer.' demiş. Ben cümlenin ikinci yarısına katılıyorum." diyor. Yani dünyanın güzel olduğuna inanmıyor. Aslında dünya güzel bir yer fakat biz insanlar bunun değerini bilmiyor ve onun güzelliğini yeterince fark edemiyoruz. Peki ona bunu dedirten şey ne? Uğruna savaşmaya değer bir dünya olduğunu, savaşmak ve ülkesi için bu savaşı kazanmak durumunda olması olabilir. Hemingway'in kitabının konusu da zaten bu. Kitabın konusu şöyle; Birinci dünya savaşının ortasında İtalyan Ordusunda görev yapan Henry Tenente isimli teğmenin savaş boyunca başından geçen olayları ve iki kişinin arasında geçen hem kendi sevgi dolu dünyalarında, hem de savaşın her şeyi yerle bir eden acımasız dünyasında yaşamlarını ele alır. Kitap, o kadar güzel bir aşkı anlatıyor ki okurken içinizi ısıtacak. Yine "<strong>Silahlara Veda</strong>" kitabında geçen şu cümle tam bir ders niteliğinde. <em><strong>"Korkak bin kez ölür, cesur ise ancak bir kez..." </strong></em> Savaşın içinde aşkı anlatan, Hemingway'in bakış açısını en iyi görebileceğimiz kitaplardan yalnızca biri. <img class="alignnone wp-image-52148" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/th-7-4-300x156.jpg" alt="" width="825" height="429" /> Hemingway'in kitaplar da geçmeyen şu sözüne bakalım. <em><strong>"İki insan birbirini seviyorsa buna mutlu bir son yoktur."  </strong>diyor Hemingway.</em> Bence Hemingway bu konuda yanılmış.<strong> </strong><em><strong>"İki insan birbirini seviyorsa buna mutlu bir son vardır." </strong></em> Birini çok severiz. Canımızdan bile çok severiz, gözümüzden sakınırız. Aşık olunca göz gerçekten de bir şey görmezmiş. Peki eski dönemlerde birbirine kavuşamayan insanlar var biliyoruz. Hemingway bu sözü çok eskiden söylediğine göre o dönemlere atıfta bulunmuş diyebilir miyiz? Yoksa günümüzde de birbirini seven iki insana mutlu bir son yok mudur? Buradan iki anlam çıkarabiliriz; ilki sevip de kavuşamayan insanlar, ikincisi de kavuşup çok erken kaybedenler. Ben bu sözü ikinci anlama daha çok yakıştırıyorum. Çünkü iki insan birbirini seviyorsa er geç bir zaman da kavuşur. En acı olan da kavuşmuşken ayrılmak zorunda kalmak değil midir? Hayatta en sevdiğimiz insanı kaybetmek nasıl derin bir üzüntü verir değil mi bize? Gerçekten de öyle. Tam bir şeylere kavuşuyoruz. Doya doya tadını çıkarmak isterken hayat elimizden koparıveriyor o şeyi. İşte karşılıklı aşklarda da böyle. Hemingway sözlerinde ümitsizliği değil aksine gerçekleri aşılamak istemiş bizlere. Tabi bunlar benim düşüncelerim. Sizlerin düşüncelerini de merak ediyorum açıkçası. Ernest Hemingway'in çok sevdiğim diğer bazı sözleri; • <em>“Dinlemeyi severim. İnsanları dikkatle dinleyerek çok şey öğrendim. Çoğu insan karşısındakini hiç dinlemez.”</em> • <em>“Tüm hayatım boyunca kelimelere hep onları ilk kez görüyormuşum gibi merakla baktım.”</em> • <em>“Birine güvenebileceğini anlamanın en iyi yolu, ona güvenmektir.”</em> • <em>“Zeki insanlardaki mutluluk, bildiğim en nadir şey.”</em> • <em>“Her insanın hayatı aynı şekilde sona erer. Bir insanı diğerinden ayırt eden, nasıl yaşadığı ve nasıl öldüğünün ayrıntılarıdır.”</em> • <em>“Ölüm korkusu zenginliği artırmakla aynı oranda artar.”</em> • <em>“Onun yaşına gelmiş bir kimsenin yalnız kalması doğru değildi. Oysa kaçınılmaz bir şeydi bu."</em> <strong>Yaşlı Adam ve Deniz </strong>

D
Dilaraaaa
·8 Eki 14:12·Eğlence

Para, pul, sakız paketleri gibi klasik koleksiyonları hepimiz biliyoruz. Sizin de koleksiyonlarınız var mı? Bir koleksiyon ne kadar ilginç olabilir ki diyor olabilirsiniz, ama birazdan belirteceğim koleksiyonları daha önce hiç duymadığınıza eminim. Bunlar nelermiş, gelin hep birlikte inceleyelim. <strong>1. Süt Şişesi Koleksiyonu </strong> <img src="https://img-s3.onedio.com/id-54d1fcf4891d1ec454ff68c5/rev-0/w-635/f-jpg/s-aa16cbc0437a4a18c1e62a16c938d876d801da0d.jpg" alt="17. Süt Şişesi koleksiyonu" /> Evet yanlış duymadınız. Paul Luke adında emekli bir sütçü kendi çapında adeta bir süt müzesi kurmuş. Çok eskiden beri süt şişelerini sergiliyormuş. 10.000 adet şişenin bulunduğu koleksiyonda yüz yıllık süt şişeleri bile varmış. Mesleği yüzünden süte çok hayranmış diyebilir miyiz? <strong>2. Su Tabancası Koleksiyonu </strong> Chris Reid adında bir genç adeta bir su savaşı hastasıymış. Çocukluğundan beri tüm parasını su tabancasına yatırmış. 340 adet su tabancası var. Üstelik en pahalılarından. <strong>3.</strong><strong>Barbie Bebek Koleksiyonu </strong> Koleksiyonun sahibi olarak aklınızda hemen bir kadın canlandı değil mi? Fakat bu koleksiyonu yapan bir erkek. Adı Jian Yang. 33 yaşında ve Singapurlu. Barbie bebeklere karşı aşırı bir takıntısı varmış. 6000 adet Barbie bebeğe sahipken daha sonra Alman bir kadın tarafından bu rekor kırılmış. <strong>4. Diş Macunu Koleksiyonu</strong> Diş macununun birçok seçeneği var bilindiği üzere. Mentollü, meyveli... Peki kim diş macunu koleksiyonu yapar ki? dediğinizi duyar gibiyim. Val Kolpakov adındaki bir adamın tam 1400 parçalık bir koleksiyonu var. Diş macunlarına olan ilgisi de diş hekimi olmasından kaynaklanıyor sanırım. <strong>5. Çiğnenmiş Nikotin Sakızı Koleksiyonu</strong> İsmi bile tüylerimizi ürpertmeye yetti değil mi? Barry Chappell adındaki adam sigarayı bırakıp nikotin sakızlarına başladığında bu fikir aklına gelmiş ve her gün çiğnediği nikotin sakızlarını çöpe atmak yerine birbirlerine yapıştırarak birleştirmiş. Kendisinin sayımlarına göre 95 bin adet civarında olan bu kütle 80 kg ağırlığında. <strong>6. Kullanılmış Çorap Koleksiyonu</strong> Adını duyunca siz de yüzünüzü buruşturdunuz değil mi? Gerçekten hangi aklı başında bir insan böyle bir koleksiyon yapar ki? Dug Gaines ayak ve ayağa giyilebilen her şeyle çok ilgili bir adammış. Evindeki bütün gardıroplar ayakkabı ve çoraplarla dolu olan adam ayrıca ayak konulu 5 milyona yakın fotoğrafa sahip. Bu adamın en büyük zevki kirli çorapları koklamak ve kokuları gitmemesi içinde kilitli poşetlerde saklamak. <strong>7. Deniz Kızı Kuyruğu Koleksiyonu</strong> <img src="https://i.haberler.com/galeri/2022/03/04/etini-tadana-olumsuzluk-verdigi-soyleniyor-iste-720605_7972_6_b.jpg" alt="Etini tadana ölümsüzlük verdiği söyleniyor! İşte okyanusta bulunan 300 yaşındaki gizemli deniz kızı - Haberler" /> O da ne dediğinizi duyar gibiyim! Gerçekten kimin aklına gelir ki böyle bir koleksiyon? Özellikle de bir erkek olunca insan şaşırmadan edemiyor. Eric adındanki adam, bu el yapımı özel kumaştan üretilen deniz kızı kuyruklarına 16 yaşından beri takmış durumda. <strong>8. Acılı Sos Koleksiyonu </strong> Acı sos sever misiniz? Vic Clinco adındaki adam acıyı çok seviyor ve yemeklerini acısız yemiyormuş. 6000 şişeden oluşan acılı sos koleksiyonu varmış. Üstelik farklı markalardan hatta farklı ülkelerden soslar her biri. Her tadı denemek istiyormuş .Bir otelde çalışan Vic, 17 yıldır bu koleksiyonla uğraşıyormuş. Gerçekten dünyada bunlarla uğraşan insanlar var gördüğünüz gibi. Hepimizin hobileri var elbette, hatta bizde hayatımızın bir evresinde koleksiyon yapmışız veya yapmak istemişizdir. Fakat bunların hiçbirini hayal edemiyorum. Baksanıza hem maddi hem de manevi açıdan çok uğraş gerektiriyor hepsi. O kadar zamanımız ve buna dayanabilecek ruh halimiz var mı emin değilim. Yapanları, yapmaya çalışanları gerçekten tebrik ediyorum. Bir yandan buna kafa yormalarına ve içlerinde birer rekor kırma canavarı olduğunu hissedebiliyorum. Kimileri bunu rekorlar kitabına girebilmek için yaparken, kimileri de sadece içindeki ses bunu yapmak istediği için yapıyor. Birilerine bir şey kanıtlama ihtiyacı duymadan yapıyorlar üstelik bunu. Zaten en önemlisi de o değil mi? İçimizden geldiği gibi yaşamak ve istediklerimizi uygulamak. O yüzden bu insanlar gibi, yapmak istediklerimizi başka insanlar garip bulacak olsa da önemli olan bizim isteyip istemediğimiz. Siz bu değişik koleksiyonlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizin de yaptığınız koleksiyonlar varsa aşağıda belirtebilirsiniz.

6
D
Dilaraaaa
·7 Eki 09:08·Sağlık

Sindirim sistemimizin düzenli çalışmasını sağlamak ve metabolizmamızı hızlandırarak yağ yakımını desteklemek için lifli gıdaları tüketmemiz gerekiyor. Lif bakımından zengin gıdalar bağırsak hareketlerini düzenleyerek vücuttaki şişkinlikten kurtulmamızı sağlıyor. Ayrıca metabolizmamızı harekete geçirerek kilo vermeye de yardımcı oluyor. Ayrıca şöyle bir bilgi verelim; Lifli gıdalar uzun süre tokluk hissi yaratarak açlığı bastırır. Lifli gıdalar tüketerek sindirim sistemimizin düzenli çalışmasını sağlayabiliriz. <strong>İşte metabolizmaya yardımcı lifli bazı gıdalar;</strong> <img class="wp-image-51698 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/yesil-yaprakli-sebze-300x180.jpg" alt="" width="998" height="599" /> <strong>1. Yeşil Sebzeler </strong> Yeşil renk olan her gıda sizce de çok sağlıklı gözükmüyor mu? Her diyete başladığımız da muhakkak yeşil yapraklı sebzeleri menülerimizde bulunduruyoruz. Bu gıdaları tüketerek ve sebze yemeklerine ağırlık vererek vücudumuzun lif ihtiyacını karşılayabiliriz. Yeşil sebzeler bol miktarda magnezyum içeriyor. Sindirimi de kolay olduğu için en temel seçenek gibi gözüküyor. Bağırsaklarımızı çalıştırır, kalorisi düşük olduğu için kilo almamızı engeller. Ayrıca vücuttaki yağların parçalanmasına da destek olur. Yeşil yapraklı sebzelere örnek olarak; <strong>Ispanak, pırasa, roka, lahana, brokoli, maydanoz, marul</strong> verilebilir. <img class="wp-image-51700 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/Avokado-300x225.jpg" alt="" width="1039" height="779" /> <strong>2. Avokado</strong> Sabah kahvaltılarında hatta gün içinde ne kadar avokado tükettiğimi sayamıyorum bile. Avokado'nun içinde de yüksek miktarda lif bulunur. Karbonhidrat oranı düşük, protein oranı yüksektir. İçinde sağlıklı yağlar barındırır. Yüksek bir C vitamini deposudur. Daha sayamayacağım birçok faydası var avokado'nun aslında. Düzenli kullanımda kilo vermenize de yardımcı olur. Mutlaka sabah kahvaltılarınız da yanınızdan ayırmayın! Tadını beğenmiyorsanız size küçük bir tarifle sevdirmeyi deneyebilirim. Olgunlaşmış bir avokadoyu bir kasenin içinde ezerek, üzerine tuz, limon, toz kırmızı biber ekleyin. Güzelce karıştırın ve afiyetle yiyin! Bir kere böyle denerseniz muhakkak bağımlısı olacaksınız! <img class="wp-image-51701 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/ezgif.com-gif-maker-6-1-300x200.jpg" alt="" width="1100" height="733" /> <strong>3. Yulaf</strong> Bir ara yulaf bağımlısı olduğumu itiraf etmeliyim! Her gün başka tarifler deneyerek kendime yulafı sevdirmiştim. Yulaf tüketerek zayıflayabilir, metabolizmanızı harekete geçirebilirsiniz. Düzenli yulaf tüketmek kilo vermeyi gerçekten kolaylaştırıyor. Ayrıca şöyle de bir avantajı var, gün içerisinde yulaf tüketmek fazla kalori almanızı engeller. Tokluk hissi sağladığı için başka yiyeceklere yönelmenizi engeller. Yulafın anksiyeteyi azaltarak kan şekerini dengelediğini de biliyor muydunuz? Yulaf tüketerek vücudun daha kısa sürede yağ yakmasını sağlamış oluyoruz. Kendimin de uyguladığı yulaf tarifi Bir kaseye yulafı boşaltın ve üzerine süt ekleyin. Ardından 1-2 dakika mikrodalga fırına koyun. Mikrodalga'dan çıkardıktan sonra üzerine sevdiğiniz meyvelerden ekleyin. Ben muz ve elma ekliyorum. Bir tatlı kaşığı fıstık ezmesi ve az miktarda tarçın koyarak daha da lezzetli hale getirebilirsiniz. Ben bu haliyle çok seviyorum. <img class="wp-image-51702 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/24191133elma-300x200.jpg" alt="" width="965" height="643" /> <strong>4. Elma </strong> En sevdiğim meyvenin elma olduğunu daha önce söylemiş miydim? Elma gerçekten büyük bir lif kaynağı. Hem lezzetli hem de doyurucu olması sebebiyle kesinlikle tercih edilme oranı günümüzde yüksek. Tek başına yemeyi sevmiyorsanız, salatalarınızın, yoğurtlarınızın içine koyabilirsiniz. <img class="wp-image-51704 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/ezgif.com-gif-maker-7-1-300x200.jpg" alt="" width="1142" height="761" /> <strong>5. Havuç</strong> Çıtır çıtır bir havuç, lezzetli ve son derece besleyici bir kök sebzedir. K vitamini, B6 vitamini, magnezyum ve vücudumuzda A vitaminine dönüşen bir antioksidan olan beta karoten bakımından yüksektir. 100 gram havuç içerisinde 2,8 gram lif barındırır. Muhakkak gün için de havuç tüketmeyi unutmayın. Ayrıca göz sağlığı açısından da faydalı olduğu biliniyor. <img class="wp-image-51705 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/pancarlar-300x225.jpg" alt="" width="911" height="683" /> <strong>6. Pancar </strong> Pancar; demir, bakır ve potasyum gibi çeşitli önemli besinleri yüksek olan bir kök sebzedir. Pancar ayrıca, kan basıncını düzenler ve egzersiz performansı ile ilgili çeşitli faydaları olduğu gösterilen besinler olan inorganik nitratlarla yüklüdür. Pancar haşlaması gerçekten çok lezzetli. Tek başına bile öyle tüketebilirsiniz. <img class="wp-image-51706 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/17022021025619-300x300.jpeg" alt="" width="1134" height="1134" /> <strong>7. Mercimek </strong> Mercimek, ucuz ve besleyici bakliyatlar arasında ve lezzetli bir besindir. Protein bakımından çok yüksektir ve birçok önemli besinle yüklüdür. Mercimek pilavı, mercimek salatası, mercimek çorbası olarak tüketebilirsiniz. <img class="wp-image-51708 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/ezgif.com-gif-maker-8-1-300x169.jpg" alt="" width="1191" height="671" /> <strong>8. Muz </strong> Muz, C vitamini ve potasyum dahil olmak üzere birçok besin maddesini alabileceğimiz iyi bir besindir. Yeşil veya olgunlaşmamış bir muz ayrıca, lif gibi işlev gören bir tür sindirilemeyen karbonhidrat olan önemli miktarda dirençli nişasta içerir. Muz'un her türlüsünü sevenler zaten her zaman tüketiyordur. Yine tek başına yemeyi sevmeyenler için bir sürü alternatif var. Bunun gibi birçok sebze, meyve ve diğer gıdalar büyük bir lif kaynağı gerçekten. Yediklerimiz, yaşantımıza gerçekten yansıyor. Sağlıklı beslenmeyi hayatımızın bir parçası haline getirebiliriz. Böylece hem zengin kaynakları vücudumuza depolar, gün içinde enerjik bir halde olabiliriz. Sağlıklı günler diliyorum.

7
D
Dilaraaaa
·6 Eki 10:39·İnsan

Bugün ilk Müslüman Kadın tiyatro sanatçımız Afife Jale'nin hayatından ve yaşadıklarından bahsetmek istiyoruz. Afife Jale, yasaklara meydan okuyan kadındı. Türk kadınının gücünü öyle güzel temsil etmiş ki ona hayran olmamak elde değil. Afife Jale; 1902 yılında İstanbul Kadıköy'de doğdu. Dr. Sait Paşa'nın torunu ve orta halli bir ailenin kızıydı. 1918 yılında İstanbul Kız Sanayi Mektebi’nde okurken, Darülbedayi (Şehir Tiyatroları)’ye öğrenci almak üzere açılan sınavı kazandı. Müslüman kadınların sahneye çıkmasının hoş karşılanmadığı yıllarda tiyatroya başlayan Afife Jale, Darülbedayi’ye öğrenci olarak kabul edilen beş kızdan biri olmuş. <img class="wp-image-51520 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/ezgif.com-gif-maker-5-1-300x164.jpg" alt="" width="834" height="456" /> Gerçekten azmine ve sabrına hayran kalmamak elde değil. Diğer kızlar bırakırken o devam etmiş, babası karşı çıkmış ama herkese rağmen tiyatro aşkından hiç ayrılmamış. Düşünsenize herkese karşı tek kişisiniz, sanki karşınızda koca bir ordu var. Bunlara rağmen pes etmiyorsunuz. Jale, 1920 yılında sahneye konulan, Hüseyin Suat’ın “Yamalar” adlı oyununda sahneye çıkmış. “Jale” takma adıyla Emel rolüne çıkan Afife için tiyatroya gelen polis, sahneye çıkarılmaması için tiyatro yöneticilerine uyarıda bulunmuş. Afife Jale yine de bir hafta sonra başka bir oyunda yeniden sahneye çıkmış. Bunun üzerine polis Afife’yi tutuklamak istemiş. Daha sonraki bir gün, rol aldığı “Odalık” oyunu sırasında polis tiyatroyu basmış ve karakola alınmış. Hırpalanmış ve ailesi tarafından ne yazık ki dışlanmış. Bu arada İçişleri Bakanlığı’nın bir buyruğuyla belediye, 27 Şubat 1921 günü Darülbedayi Yönetim Kurulu’na bir bildiri gönderdi. Bildiride Müslüman Türk kadınlarının kesinlikle sahneye çıkamayacakları bildiriliyordu. Bu bozuk düzenin içinde mücadele vermeye çalışan Afife Jale için gerçekten bu hayata çok kırgınım. Neden hep bir mücadele vermek zorundayız biz kadınlar? Neden her işte bu işi kadın yapamaz diye bir algı oluşuyor. Halbuki kadının elinin değdiği her yer güzelleşir. Kadın, detaycıdır, titizdir, işini de en iyi şekilde yapar. Afife Jale'yi ailesi dışlamış, babası evlatlıktan reddetmiş. Bir de çok sevdiği işi elinden almak istenmiş. Gerçekten büyük bir hayat mücadelesi. Bir kadın için ne kadar zor değil mi? <img class="wp-image-51521 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/MV5BOGRlNjc2YjQtNWQ4NS00YzUzLTg4ODctZGJiY2MzM2M0Zjk5XkEyXkFqcGdeQXVyMjc2Mzk3ODA@._V1_-241x300.jpg" alt="" width="922" height="1148" /> Bu bildiri üzerine Afife Jale, tiyatronun ücretli kadrosundan çıkarıldı. Ama tiyatro onun için bir tutkuydu ve gözü  başka bir şey görmüyordu. Sahneye çıktığı ilk geceyi, altı yıl sonra yazar Refik Ahmet Sevengil’e; <strong>“Yaşamımda mutlu olduğum ilk gece” </strong>diyerek tanımlayan Afife Jale, şiddetli baş ağrıları çekmeye başladı. Tiyatrosuz kalması, onun zaten zayıf olan sinirlerini altüst etmişti. Kaçışı haplarda ve uyuşturucu da aramaya başladı. Fakat buna rağmen tiyatroyu hiç bırakmamış. Afife Jale, birkaç yıl sonra Anadolu turnesine çıktı; yeni tiyatro topluluğu ile Kadıköy’de oynadı. Daha sonra da Fikret Şadi’nin Milli Sahne’siyle çeşitli kentlerde temsiller verdi. Türk kadınları ancak 1923’ten sonra Atatürk’ün buyruğuyla sahneye çıkmaya başlamışlardı. Seniye, Şaziye Moral, Münire / Neyire Neyyir, Bedia Muvahhit, Huriye ve Hikmet hanımlar Afife Jale’yi izleyerek sahneye çıktılar. Yaşadığı sıkıntılar nedeniyle şiddetli baş ağrıları, gün geçtikçe bozulan sağlığı ve uyuşturucu alışkanlığı  Afife Jale’nin tiyatroyu ister istemez bırakmasına yol açtı. 1928 yılında gittiği Kuşdili Çayırı’nda Hafız Burhan konserinde tanıştığı tambur sanatçısı Selâhattin Pınar’la 1929 yılında evlendi ve mutlu günler yaşadılar. Şiirler yazdılar, Selâhattin Pınar çaldı, Afife dinledi. Ancak bu mutlu günleri uzun sürmedi. Afife Jale tiyatrosuz yaşayamıyor, uyuşturucudan da kopamıyordu. Selâhattin Pınar bir gün eşinin koluna morfin şırınga ettiğini görünce sarsıldı. Afife ‘yi yaşama döndürmek için çok çırpındı. Başaramadı ve 1935’te boşandılar. Selâhattin Pınar onun için <strong>“Nereden Sevdim O Zalim Kadını”</strong> ve<strong> “Huysuz ve Tatlı Kadın” </strong>adlı şarkıları bestelemiş. https://www.youtube.com/watch?v=9WMy3TwilGA Hepimizin bildiği, severek dinlediği Huysuz ve Tatlı Kadın şarkısını aramızda bilmeyen yoktur. İşte şarkının sözleri; <em>Şarkılar seni söyler</em> <em>Dillerde nağme adın</em> <em>Dillerde nağme adın</em> <em>Aşk gibi</em> <em>Sevda gibi</em> <em>Huysuz ve tatlı kadın</em> <em>Huysuz ve tatlı kadın</em> <em>En güzel günlerini</em> <em>Demek bensiz yaşadın</em> <em>Demek bensiz yaşadın</em> <em>Aşk gibi</em> <em>Sevda gibi</em> <em>Huysuz ve tatlı kadın</em> <em>Huysuz ve tatlı kadın</em> Afife Jale yaşamının son yıllarını Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde geçirdi, henüz 39 yaşındayken yaşamı orada son buldu. Afife Jale'nin bu sözü ders niteliğinde bence:<strong> “Beni acıyarak değil, düşünerek, severek, kucaklayarak hatırlayın. Tiyatro varsa ben de varım.” </strong>Tiyatro'ya verdiği önemi her defasında dile getirmiş.  1997 yılında, her yıl çeşitli dallarda verilen “Afife Jale Tiyatro Ödülü” oluştu. 1998’de Beşiktaş  Belediyesi’nin açtığı Ortaköy Kültür Merkezi’ndeki tiyatroya Afife Jale Sahnesi adı verildi. Afife Jale, her zaman Türk Kadınlarına öncü olmuş. Onlara davranışlarıyla ve mücadelesiyle büyük bir örnek olmuş. Onun yolunda, bu fikirlerle büyüyen kız çocuklarının da mücadeleci ve güçlü birer kadın olacağına inanıyorum. Türk kadınlarının her alan da daha da iyiye gideceği günleri görebilmek umuduyla, kısıtlanmadan, özgürlüğümüze el koyulmadan yaşamak dileğiyle... İçimiz de öyle bir güç var ki, yapamayacağımız hiçbir şey yok aslında. Sadece birlik olalım, birbirimizi her alanda destekleyelim. Bütün kadınları kucaklıyoruz.

7
D
Dilaraaaa
·5 Eki 10:01·İnsan

Türkiye'de yıllar önce, Dünya'ya nazaran kadınlara bazı haklar verildi. Aslında bu dönemde bunları konuşmak bizi hoşnut etmese de o dönemler için maalesef bunlar normaldi. Kadınların her alanda olması gerektiğine ve erkekler gibi eşit haklara sahip olmalarını gerektiğini hep savunduk. Savunmaya da devam edeceğiz. Çünkü şu yaşadığımız dönem de bile kadınlarımız değersizleştiriliyor. Bazı erkekler, kendilerini kadınlardan üstün görmeye devam ediyor. Onlara zarar verdiklerinde hiçbir ceza almayacaklarını düşünüyor. Ne kadar acı bir durum değil mi? Çok şükür ki özgürlük haklarımız yıllar evvel bizlere tanınmış. Aslında geç bile kalınmış ama <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong> biz Türk kadınlarına gerçekten ışık olmuş. <strong>İşte Türkiye'de kadın haklarının tarihsel gelişim sırası:</strong> <strong>1843</strong> - Tıbbiye mektebi bünyesinde kadınlar ebelik eğitimi almaya başladı. Böylece sosyal yaşamda yerlerini almaya başlamışlar. <strong>1847</strong> - Kız ve erkek çocuklara eşit miras hakkı tanıyan "İrade-i Seniye" yayımlandı. <img class="wp-image-51320 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/kahire-kc3b6le-pazarc4b1-robert-hay-1840.-300x212.jpg" alt="" width="1114" height="787" /> <strong>1856</strong> - Osmanlı'da köle ve cariye alınıp satılması yasaklandı. <strong>1858</strong> - Arazi Kanunnamesi'nde mirasın kız ve erkekler arasında eşit olarak paylaştırılacağı hükmü yer aldı. Böylece kadınlar ilk kez miras yoluyla mülkiyet hakkını kazandı. Aynı yıl Kız Rüştiyeleri (ortaokul) açıldı. <strong>1869</strong> - Kadınlar için ilk sürekli yayın olarak nitelenen (haftalık) Terakk-i Muhadderat dergisi yayımlandı. <strong>1869</strong> - Kızların eğitimine ilk kez yasal zorunluluk getiren Maarif-i Umumiye Nizamnamesi yayımlandı. <img class="wp-image-51321 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/EisxiJ9WsAAtGBg-300x205.jpg" alt="" width="1048" height="716" /> <strong>1870</strong> - Kız öğretmen okulu Dar-ül Muallimat açıldı. <strong>1871</strong> - Mecelle’nin (Osmanlı Medeni Kanunu) uygulanması için çıkarılan "Hukuk-ı Aile KararNamesi" ile evlilik sözleşmesinin resmi memur önünde yapılması, evlenme yaşının erkeklerde 18, kadınlarda 17 olması, zorla evlendirmelerin geçersiz sayılması düzenlendi. <strong>1876</strong> - Kanun-i Esasi (ilk anayasa) kabul edilerek temel haklar düzenlendi. Kız ve erkekler için ilköğretim zorunlu hale getirildi. <strong>1897</strong> - Kadınlar ücretli işçi olarak çalışmaya başladı. 16 sene boyunca devlet memuru olmak için beklediler. <strong>1913</strong> - Kadınlar ilk kez devlet memuru olarak çalışmaya başladı. Bir yıl sonra da tüccarlık ve esnaflığa başladılar. <strong>1914</strong> - "İnas Darülfünunu" adı altında kızlar için bir yüksek öğretim kurumu açıldı. <strong>1921</strong> - Darülfünunda karma öğretime geçildi. <strong>1922</strong> - Yedi kız öğrenci tıp fakültesine kayıt yaptırarak eğitime başladı. <img class="wp-image-51324 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/10th_Anniversary_Speech-300x212.jpg" alt="" width="1049" height="741" /> <strong>29 Ekim 1923</strong> - Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte kadınların kamusal alana girmesini sağlayan yasal ve yapısal reformlar hızlandı. <strong>3 Mart 1924</strong> - Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğrenim Birliği) çıkarıldı. Böylece eğitim laikleştirilerek tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. Kız ve erkekler eşit haklarla eğitim görmeye başladı. <strong>17 Şubat</strong><strong>1926</strong> - Türk Medeni Kanunu kabul edildi. Kanun ile erkeğin çok eşliliği ve tek taraflı boşanmasına ilişkin düzenlemeler kaldırıldı, kadınlara boşanma hakkı, velayet hakkı ve malları üzerinde tasarruf hakkı tanındı. 4 Nisan 1926 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan kanun 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girdi. <strong>1930</strong> - Belediye yasası çıkarıldı. Yasa ile kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanındı. <strong>1930</strong> - Kadın ve çocukların korunmasına ilişkin ilk düzenleme "Umumi Hıfzısıhha Kanunu" ile yapıldı. <strong>1930</strong> - Doğum izni düzenlendi. <strong>10 Haziran 1933</strong> - Kız çocuklarına mesleki eğitim vermek amacıyla Kız Teknik Öğretim Müdürlüğü kuruldu. <strong>26 Ekim 1933</strong> - Köy Kanunu’nda değişiklik yapılarak kadınlara köylerde muhtar olma ve ihtiyar meclisine seçilme hakları verildi. <strong>5 Aralık 1934</strong><strong>-</strong> Anayasa değişikliği ile kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Nihayet kadınlar da oy kullanabilmeye başladı. <img class="wp-image-51327 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/First_female_MPs_of_the_Turkish_Parliament_1935-300x229.jpg" alt="" width="926" height="707" /> <strong>8 Şubat 1935</strong> - Türkiye Büyük Millet Meclisi 5. Dönem seçimleri sonucunda 17 kadın milletvekili ilk kez meclise girdi, ara seçimlerde bu sayı 18’e ulaştı. <strong>8 Haziran 1936</strong> - İş Kanunu yürürlüğe girdi. Kadınların çalışma hayatına düzenleme getirildi. <strong>1937</strong> - Kadınların yeraltında ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılması 1935 tarihli 45 sayılı ILO sözleşmesi ile yasaklandı. <strong>1945</strong> - Analık sigortası (doğum yardımı) 4772 sayılı yasa ile düzenlendi. <strong>1949 </strong>- Yaşlılık sigortasının kadın ve erkekler için eşit esaslara göre düzenlenmesi 5417 sayılı yasa ile sağlandı. <strong>1950</strong> - İlk kadın belediye başkanı (Müfide İlhan) Mersin’den seçildi. Mersin'de yaşayan biri olarak ayrıca gurur verici bir olay benim için. <strong>1952</strong> - Sağlık Bakanlığı bünyesinde ana çocuk sağlığı hizmetleri verilmeye başladı. <strong>1965</strong> - Gebeliği önleyici araçların satış ve dağıtımının serbest bırakılmasını ve tıbbi zorunluluk halinde kürtaj hakkı tanınmasını düzenleyen Nüfus Planlaması Hakkında Kanun çıkarıldı. <strong>22 Şubat 1966</strong> - Eşit değerde iş için kadın ve erkek işçiler arasında ücret eşitliğini sağlayan 1951 tarihli 100 sayılı ILO sözleşmesi onaylandı. <img class="wp-image-51329 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/thumbs_b_c_a294c6c206e16872afb52ad4ee328722-300x169.jpg" alt="" width="1056" height="595" /> <strong>26 Mart 1971</strong> - İlk kadın bakan (Türkan Akyol) atandı. <strong>1975</strong> - Birleşmiş Milletler tarafından Mexico City’de Birinci Dünya Kadın Konferansı düzenlendi ve bunu takiben 1975-85 yılları arasındaki dönem “Kadın On Yılı” olarak ilan edildi. <strong>27 Mayıs 1983</strong> - 10 haftaya kadar olan gebeliklerin kürtajla sona erdirilmesi ve gönüllü cerrahi sterilizasyon yöntemlerine izin verilmesi Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikle sağlandı. Kürtaj için evli kadınlara kocadan izin alma koşulu getirildi. <strong>1985</strong> - Türkiye, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'ni (CEDAW) imzaladı ve sözleşme 1986 yılında yürürlüğe girdi. <strong>1985</strong> - 5. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda kadın konusu ilk kez bir sektör olarak yer aldı ve bu konuda politikalar belirlendi. <strong>1987</strong> - Devlet Planlama Teşkilatı’nda Kadına Yönelik Politikalar Danışma Kurulu kuruldu. <strong>1989</strong> - İstanbul Üniversitesi’nde ilk Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi kuruldu. Bugün üniversiteler bünyesinde kurulan bu merkezlerin sayısı yurt çapında 13’e ulaştı. <strong>24 Ocak 1989</strong> - İçişleri Bakanlığı kaymakamlık sınavlarına kadınların da alınacağını açıkladı. <strong>29 Kasım 1990</strong> - Kadının çalışmasını kocanın iznine bağlayan Medeni Kanun’un 159. maddesi Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildi. İptal kararı 2 Temmuz 1992 tarih ve 21272 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. <strong>1990</strong> - Tecavüz mağdurunun hayat kadını olması halinde cezanın indirilmesini öngören Türk Ceza Kanunu’nun 438. maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yürürlükten kaldırıldı. <strong>14 Nisan 1990</strong> - Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, ilk kadın kütüphanesi ve bilgi merkezini açtı. <strong>1990</strong> - Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü bünyesinde, şiddete uğrayan kadınlara ve çocuklara destek hizmeti vermek üzere ilk kadın konukevleri açılmaya başlandı. <strong>1990</strong> - 422 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Kadının statüsü ve Sorunları Başkanlığı kuruldu. 25.10.1990 tarihinde kadın sorunları konusunda ulusal mekanizma olarak Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü (KSSGM) 3670 sayılı kanunla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na bağlı olarak kuruldu ve 24.06.1991 tarihinde de Başbakanlığa bağlandı. <strong>Eylül 1990</strong> - Yerel yönetimler kadın konusunda özellikle şiddete uğrayan kadınlara yönelik hizmet vermeye başladı. Türkiye’deki ilk kadın sığınma evi Bakırköy Belediyesi tarafından açıldı. <img class="wp-image-51334 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/lale-aytaman-kimdir_6117-300x200.jpg" alt="" width="980" height="653" /> <strong>1991</strong> - 48. Hükümet döneminde ilk kadın vali (Lale Aytaman) Muğla iline atandı. <strong>17-20 Şubat 1992</strong> - Birleşmiş Milletler Uluslararası Kadının İlerlemesi İçin Araştırma ve Eğitim Merkezi'nin (INSTRAW) toplantısında, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü Türkiye’de kadın konusunda odak noktası olarak kabul edildi. <strong>1993</strong> - Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı işbirliği ile “Kadının kalkınmaya Katılımını Güçlendirme Ulusal programı Projesi” uygulamaya başlandı. Kadının Statüsü ve Sorunları genel Müdürlüğü’nün yürüttüğü proje kapsamında; eğitim programları, araştırma projeleri, pilot projeler ve istatistik/yayın faaliyetleri yürütüldü. <strong>1993</strong> - Halk Bankası'nca kadınları girişimciliğe özendirmek amacıyla kadınlara özel, düşük faizli kredi uygulaması başlatıldı. <strong>1994</strong> - Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü bünyesinde, şiddete uğrayan kadınlara hukuki ve psikolojik danışmanlık, girişimcilik ve el emeğinin değerlendirilmesi konularında hizmet vermek amacıyla Bilgi Başvuru Bankası (3B) kuruldu. <strong>5 Nisan 1994</strong> - Dünya Bankası ile kadın konulu projeler yürütülmeye başlandı. Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nde bir Dokümantasyon Merkezi kuruldu. <img class="wp-image-51337 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/ezgif.com-gif-maker-4-1-300x109.jpg" alt="" width="897" height="326" /> <strong>1995</strong> - Kurulduğundan bu yana, açtığı kadın danışma merkezi ile şiddete uğrayan kadınlara danışmanlık hizmeti veren Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, ilk kadın sığınağını açtı. <strong>19 Kasım 1997</strong> - Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nün önerisi üzerine İçişleri Bakanlığı'nca nüfus cüzdanlarında medeni hâl kısmında "evli/ bekar/ dul/ boşanmış" gibi ifadelerin yerine sadece "evli" veya "bekar" ifadelerinin kullanılmasını düzenleyen genelge yayımlandı. <strong>17 Şubat 1998</strong> - Yeni Türk Medeni Kanunu Tasarısı Adalet Bakanlığı ve Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nün ortaklaşa yaptığı bir toplantı ile kamuoyunun bilgisine sunuldu. <strong>1998</strong> - İçişleri Bakanlığı'nca nüfus cüzdanlarında yapılan düzenlemeye paralel olarak Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü'nce verilen dul ve yetim tanıtım kartlarındaki "Emekliye Yakınlığı" bölümünde yer alan "dul kadın vb." ifadelerin yerine sadece "eşi, kızı, oğlu, annesi, babası" gibi ifadelerin kullanılması sağlandı. <strong>22 Kasım 2001</strong> - Yeni Türk Medeni Kanunu TBMM tarafından kabul edildi. <strong>1 Ocak 2002</strong> - Yeni Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girdi. <strong>7 Ocak 2008</strong> - Avrupa Konseyi bünyesinde oluşturulan Kadınlara Yönelik Şiddetle Mücadele Gücü tarafından yürütülecek "Aile İçi Şiddet Dahil, Kadınlara Yönelik Şiddetle Mücadele Kampanyası" çerçevesinde Avrupa Konseyi'nce nakdi hibe verilmesine ilişkin anlaşmanın yürülüğe girmesine dair karar 26749 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

5
D
Dilaraaaa
·4 Eki 11:12·Sinema - TV

Hepimiz ara ara mutsuzluğa kapılıyoruz. Her günümüz güzel ve ve mutlu geçmek zorunda değil. Bu yüzden mutlu olabileceğimiz bir şeyler arayışında oluyoruz. Kimimiz kitap okuyarak, kimimiz müzik dinleyerek kimimiz de ailemizle vakit geçirerek bu durumu aşmaya çalışıyoruz. Gelin hep birlikte size izlerken mutluluk verecek filmlere göz atalım. <strong>1. </strong><strong>Çikolata / Chocolat (2000)</strong> <img class="wp-image-51064 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/e2bf3b11df0b872112757f1c2fee6e32_XL-202x300.jpg" alt="" width="981" height="1457" /> Adını duyunca bile içinize bir mutluluk geldiğine eminim! Bu filmimizin konusu şöyle; Genç bir kadın ve kızı, her şeyden uzak, küçük bir Fransız kasabasına taşınırlar. Kasabanın tüm sıradanlığına karşı bu iki kadın, oldukça farklı ve sevimli bir çikolata dükkanı açarlar. Bu tip zevklerin tatminkarlığından habersiz olan kasaba ahalisi; bu küçük dükkanın onlara sunduğu hazlar dünyasıyla bugüne kadar yaşamadığı, yeni bir hayatı keşfeder. Ancak öteki taraftan, kasabanın yaşadığı bu tatmin duygusunun tam karşısında duran kasaba sakinleri de vardır. Gizli bir soğuk savaş başlayacaktır. Film fragmanı 👇 https://www.youtube.com/watch?v=692hOJq1KJE <strong>2. </strong><strong>Çılgın Aile / City Island (2009)</strong> <img class="wp-image-51065 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/94d0ab310031464c1a13d6a4848308aa-203x300.jpg" alt="" width="876" height="1295" /> Hangimiz çılgın değiliz ki? Bu aile birbirine çok bağlı, fakat yine de hayatlarını yalanlar üzerine kurmuşlar ve bunu değiştiremiyorlar. Ailenin babası gardiyanlık yapmaktadır. Bir gün bir mahkum tüm ailenin kaderini değiştirir. Şimdiden siz de merak uyandırdığına eminim. Film fragmanı 👇 https://www.youtube.com/watch?v=wuQam8fRJrI <strong>3. </strong><strong>Kartal Eddie / Eddie the Eagle (2016)</strong> <img class="wp-image-51066 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/Eddie-300x144.jpg" alt="" width="890" height="427" /> Film, İngiltere tarihindeki en ünlü kayak atlamacı Michael Edwards nam-ı diğer Eddie the Eagle’ın ilham verici üstün başarısını konu ediniyor. Eddie kayakla atlamaya başlamadan önce bir çok spor dalında şansını dener. 1984 Kış Olimpiyatları'nda İngiliz takımına giremez ve dalını kayakla atlama olarak değiştirir. Film aynı zamanda Edwars’ın sıra dışı ihtimaller ve mücadeleler karşısındaki insani ruhunu ve direncini kutlar. İzlerken mücadeleyi, hırsı, azmi hissederken eminim çok mutlu olacaksınız. Film fragmanı 👇 https://www.youtube.com/watch?v=_SjPiXLojpM <strong>4. </strong><strong>Yaşamın Renkleri / Pleasantville (1998)</strong> <img class="wp-image-51067 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/yasamin-renkleri-225x300.jpg" alt="" width="1129" height="1505" /> Pleasantville, siyah-beyaz tonların egemenliğindeki, küçük ve kendine yeten bir kasabadır. Kasabanın insanları müthiş bir bağ ile birbirlerine bağlıdırlar. Bu kasabada asla kötülük hüküm sürmeyecek gibidir. Ancak ortada bir problem vardır: Pleasantville, bir televizyon dizisinin kurguladığı bir kasabadır. David ise bir 90’lar çocuğudur. Hayatına dair en büyük hobisi Pleasantville’i izlemek ve dizi hakkındaki her şeyi bilmektir. Bir gün esrarengiz bir televizyon tamircisi, David’in evine tuhaf bir televizyon kumandası bırakır. David, bu kumanda sayesinde ablası Jennifer’ı da yanlışlıkla yanına alarak Pleasantville’in içerisine girmeyi başaracaktır. Film fragmanı 👇 https://www.youtube.com/watch?v=owqnU-xvYO8 Okurken bile mutlu eden bu filmi izlemek gerçekten çok keyif verici olacak! <strong>5. </strong><strong>Charlie'nin Çikolata Fabrikası / Charlie and the Chocolate Factory (2005)</strong> <img class="wp-image-51069 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/ezgif.com-gif-maker-9-300x175.jpg" alt="" width="1034" height="603" /> Aramızda bu filmi izlemeyen ya da bilmeyen yoktur diye düşünüyorum. Yoksul ve kalabalık bir ailede büyüyen fedakar bir çocuk olan Charlie, tüm dünyaya nam salmış ünlü ve sıra dışı çikolatacı Willy Wonka tarafından yönetilen dünyanın en muhteşem çikolata fabrikasında bir gün geçirmeye hak kazanan beş çocuktan biridir. Hayallerin ötesindeki bu çikolata fabrikasında onu birbirinden mucizevi maceralar beklemektedir. Eğlenerek, ara ara da canınızın çikolata çekmesine sebep olacak bu filmi izlerken yanınızda koca bir dilim çikolata bulundurması ihmal etmeyin. Film fragmanı 👇 https://www.youtube.com/watch?v=tLcWCGtfKzo <strong>6. </strong><strong>Life Doesn’t Come Again</strong> <img class="wp-image-51070 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/tumblr_086b7aa1e26e327a91aa2375c9dd4976_448dd433_1280-200x300.jpg" alt="" width="888" height="1332" /> Bu Hint filmi olan bu film, kısa bir zaman sonra nişanlanacak olan bir çiftin, bu kadar ciddi bir adım atmadan önce arkadaşlarıyla biraz eğlenceli vakit geçirmek istemesini anlatıyor. Çift arkadaşlarını unutulmaz bir tatil geçirmek için bir araya topluyor. Parlak renkler ve yoğun duygularla dolu bu film, mutlu eden filmler arasında yer alıyor. Kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum. <strong>7. </strong><strong>The Secret Life of Walter Mitty (2013)</strong> <img class="wp-image-51071 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/811au74dUSL._AC_SL1500_-212x300.jpg" alt="" width="848" height="1200" /> Oyuncu Ben Stiller’ın hem yönetip hem başrolünde oynadığı bu film ise sizi derinden etkileyecek kesinlikle. Mutlu eden filmler listesinde yer alması gerektiğini düşündüğüm bu filmde, aşırı korumacı bir anneye ve kibirli bir patrona sahip olan Mitty, bu baskıcı hayatın ardından aslında bambaşka ve kimsenin bilmediği bir dünyada yaşıyor. Mitty’nin olağandışı maceralarına tanık olmaya hazırlansanız iyi olur! Film fragmanı 👇 https://www.youtube.com/watch?v=HddkucqSzSM <strong>8. </strong><strong>Rent (2005)</strong> <img class="wp-image-51072 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/AAAABTs3F8rGdRKg1I_B13nSHcQzg14AdrCc5YvfVysqbErWnaFd1eLuNX4r7kXwFGMxHEIZcF7kY84iRX6z1-h3P0EtFqcN2-et-9PO-300x169.jpg" alt="" width="991" height="558" /> Chris Columbus’un yönettiği 2005 yapımı ABD müzikal drama filmi olan Rent aynı adlı müzikalden uyarlandı. Müzikal filmleri seviyorsanız buna bir şans vermenizi öneriyoruz. Filmin konusu ise şöyle; 1980’lerin sonunda ayrımcılığın yaşandığı New York’un doğu yakasında hayatlarını devam ettirmeye ve kiralarını ödemeye çalışan 8 arkadaşın hikayesi anlatılıyor. Ben de bir an önce başlamak için can atıyorum. Film fragmanı 👇 https://www.youtube.com/watch?v=6DCbviP3nx0 <strong>9</strong>. <strong>Practical Magic (1998)</strong> <img class="wp-image-51073 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/MV5BMWUxYmZjODYtYWVlNS00NTk0LWJhYTktODY2ZWI0MDcxYjFlXkEyXkFqcGdeQXVyOTg4NTQ2MTA@._V1_-202x300.jpg" alt="" width="956" height="1420" /> Alice Hoffman’ın aynı isimli 1995'deki romanına dayanan filmdir. Bu film büyücülük yeteneğine sahip iki kız kardeşin komik ama bir o kadar da romantik hikayesini anlatıyor. Film fragmanı 👇 https://www.youtube.com/watch?v=R7uixLkpjPs <strong>10. </strong><strong>Karate Kid (2010)</strong> <img class="wp-image-51074 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/SNY-ID-001-A1066-P1200-300x169.jpg" alt="" width="1038" height="585" /> The Karate Kid’i bilmeyeniniz yoktur. Efsane film serisinin 2010’da yeniden çekiminde Jackie Chan ve ünlü aktör Will Smith’in oğlu Jaden Smith yer almış. 1984’teki Karate Kid filminin günümüz uyarlaması olan film,12 yaşındaki Dre Parker, Amerika’dan Çin’e yerleşmesi ve sınıf arkadaşlarıyla yaşadığı sorunlar sonrasında karate turnuvasına hazırlanmasını anlatıyor. Umudu ve azmi hissedeceğiniz bu filmi de listenizde muhakkak bulundurun bence! Eskiden çok kez karşıma çıkmıştı ve her defasında bıkmadan izleyerek, mutlu olmuştum. Film fragmanı 👇 https://www.youtube.com/watch?v=XY8amUImEu0 Şimdiden iyi seyirler 😍

9
D
Dilaraaaa
·2 Eki 09:58·Haber

Coronavirüs endişesini yeni yeni üzerimizden atmaya çalışırken dünyadan maalesef yeni virüs uyarıları gelmeye başladı. ABD'de yapılan çalışmalar, Afrika'da maymunlarda görülen ve Ebola benzeri öldürücü bir virüs olan SHFV'nin bir sonraki pandemiye yol açabileceğini ortaya çıkardı. Öncelikle bilmeyenler için Ebola virüsünden bahsedelim. <img class="wp-image-50720 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/ebola-reu-1519280-300x169.jpg" alt="" width="854" height="481" /> Ebola; yüksek ateşe yol açabilen, iç ve dış kanamalarla seyreden ve hayatı tehdit eden bir viral enfeksiyondur. Bu hastalık ebola virüsü adı verilen bir mikroorganizma nedeniyle ortaya çıkar. Ebola virüsü, 1970'lerin ortalarında Orta Afrika’da ortaya çıkan salgınlardan beri dünya çapında tanınmaktadır. Hastalığın önemli olmasının nedeni tedavisi için etkili bir ilaç veya aşısının olmayışı ve birçok vakanın ölümle sonuçlanmasıdır. Tropikal yağmur ormanlarına yakın, Orta ve Batı Afrika’da uzak köylerde ortaya çıkan ebola; yarasa, maymun, şempanze, antilop gibi hayvanlardan insanlara bulaşmış, daha sonra insandan-insana bulaşması ile yayılmış ölümcül bir virüstür. %90 gibi çok büyük bir ölüm oranına sahip olan hastalığın en yaygın nedeni su kirliliği, et ve süt gibi hayvansal ürünlerin iyi pişirilememesidir. Sağlık hizmetlerinde standart önlemlerin ihmal edilmesi, enfeksiyonun bulaşma riskini artırır. Hastalıkla ilgili birçok aşı test edilse de, ne yazık ki lisanslı bir aşısı henüz yoktur. Hastalığın özel bir tedavisi olmamakla birlikte, yoğun destekleyici bakım gerekir. <strong>Şimdi de Dünya bu virüse benzer bir virüs ile karşı karşıya maalesef.</strong> ABD’deki bilim insanları, Afrika’da maymunlarda ortaya çıkan ve ölümcül olduğu belirlenen yeni virüsün, bir sonraki pandemiye neden olabileceği konusunda uyarı veriyor. <img class="wp-image-50721 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/indir-88-660x423-1-300x192.jpg" alt="" width="1184" height="758" /> ABD’de yer alan Colorado Boulder Üniversitesi’de uzmanlar, Simian hemorajik ateş virüsünün (SHFV), iç kanama da dahil olmak üzere yıkıcı Ebola benzeri semptomlara neden olduğu ve bulaştığı hemen hemen her canlıyı öldürdüğünü ortaya koydu. Bilim insanları, virüsün bağışıklık sistemini ele geçirdiğini, temel savunma mekanizmalarını devre dışı bıraktığını ve vücudu hücre hücre parçaladığını belirledi. ABD’li araştırmacılar virüsün henüz bir insanda görülmediğini ancak ‘yayılmaya hazır’ olduğunu söyledi. ABD’li araştırmacılar, bu yeni virüsün potansiyel bir pandemiye neden olabileceğini vurgularken, şimdiden takip edilmesi gerektiğini açıkça belli etti. Colorado Boulder Üniversitesi’ndeki uzmanlar, SHFV’nin ‘insanlarla uyumluluğu’na dikkat çekerken, uyarı alarmının da yükseltilmesi gerektiğini vurguladı. Araştırmanın kıdemli yazarı Dr. Sara Sawyer, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Bu hayvan virüsü, insan hücrelerine nasıl erişeceğini, çoğalacağını ve bazı önemli bağışıklık mekanizmalarından nasıl kurtulacağını biliyor. Bu oldukça nadir görülen bir durum. Buna dikkat etmeliyiz.” dedi. Uzmanlar, SHFV’nin maymunlarda, vücut dokusunda sıvı tutulmasına, iştahsızlığa ve kanamaya neden olduğunu ve enfekte olan hayvanların iki hafta içerisinde hayatını kaybettiğini de söyledi. Profesör Cody Warren, ‘Bu virüs ile HIV pandemisine yol açan maymun virüsleri arasındaki benzerlikler çok büyük. Henüz bir insan arterivirüs enfeksiyonu teşhisi koymamış olmamız, hiçbir insanın maruz kalmadığı anlamına gelmez. Bu araştırması yapıldıkça ortaya çıkabilecek bir şeydir.” dedi. 2019 kışından önce, Covid-19’a neden olan virüs olan SARS-CoV-2 insanlarda hiç tespit edilmemişti. İnsanlara yayılmadan önce yarasalardan geçtiğine inanılan yeni bir virüstü. Daha önce hiç görülmemiş virüs, insanların deneyimsiz bağışıklık sistemlerine zarar verdi ve aylarca hız kesmeden yayıldı. Uzmanlar, yeni Ebole benzeri virüsün de benzer durumlara yol açabileceğini vurgularken, Dr. Sawyer, “COVID, hayvanlardan insanlara, bazıları küresel felaketlere yol açan uzun bir yayılma olayı dizisinin sadece sonuncusu. Ama yenilerin de çıkabilmesi muhtemel.” dedi. Sizce de dünyada bu tip virüslerin artışı çoğalmadı mı? Açıkçası bu artış beni korkutuyor. Umuyorum yeni virüslerle bir süre daha karşı karşıya kalmayız.

4
D
Dilaraaaa
·1 Eki 11:37·Sosyal Medya

Çoğumuz sosyal medya hesaplarımızla uzun süre geçirdiğimiz için sosyal medyaya göz atmadan önce neler yaptığımızı hatırlamamız oldukça zor. Aslında bu iletişimin çok sayıda faydası olsa da arkadaşlardan, aileden ve sürekli olarak dikkatimizi çekmek için yarışan markalardan gelen bildirimler arasında dengeyi nasıl bulacağız? Bazı araştırmalara göre sosyal medya kullanıcılarının yüzde 25’i, sosyal medyanın ruh sağlıkları üzerinde etkisi olduğunu düşünüyor ve bu kişilerin yüzde 53’ü, sosyal medya kullanımlarını azaltmaları halinde fayda görebileceğini söylüyor. Sosyal medyanın ruh sağlığı üzerindeki etkilerini araştıran çalışmalardan elde edilen sonuçların pek de olumlu olduğu söylenemez. Hatta beyniniz sosyal medyayı azaltmanız için size yalvarıyor olabilir. 2015 yılında İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre çocuklar, okul günlerinde 3 saat ya da daha fazla sosyal medya kullandıklarında ruh sağlığı ile ilgili sorunlar yaşama olasılıkları iki katına çıkmış. 2018’de yapılan başka bir araştırmada ise sosyal medya kullanımının azalması ile depresyon ve yalnızlık duygularında iyileşmeler olduğu görülmüş. Araştırmalar da görüldüğü gibi kaygı, depresyon, yalnızlık ve kalitesiz uyku gibi sorunlar yaşamamak için sosyal medya kullanımında bazı değişiklikler yapmak kesinlikle olumlu sonuçlar verecektir. <img class="alignnone wp-image-50632" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/hobiler-300x150.jpg" alt="" width="698" height="349" /> Peki "Sosyal medyaya girmek yerine neler yapabilirim?" diyorsan işte sana sunduğumuz seçenekler burada! 1. Bütün hesaplardan çıkış yaparak dışarı çıkın ve yürüyüş yapın. 2. Kulaklığınızı takın ve bir şarkı açın. 3. Evde olduğunuz zamanlar hoş kokular yayan esanslarla odanızın aurasını değiştirin. Sadece huzurlu olmaya bakın. 4. En basit adım! Kitap okuyun. Daha önce okumayı ertelediğiniz bir kitap varsa onları edinin ve yeni bir yolculuğa başlayın. 5. Resim çizin! Resim çizmeyi biliyorsanız zaten işiniz çok kolay. Bilmiyorsanız da öğrenmek için çaba sarf edebilirsiniz. Böylece yeni bir hobi edinmiş olursunuz. 6. Mutfağa girin! Yeni tarifler deneyin ve bunu aile üyelerinizle paylaşın. Farklı tarifler denemek bence her zaman eğlencelidir. 7. Meditasyon veya yoga yapmayı deneyin. Az da olsa sakin bir ortam yaratmak size iyi gelecektir. 8. Sıcak içecekler için! Hepimizi mutlu eden bir sıcak çikolata, çay ya da kahveye kim hayır diyebilir ki? 9. Sıkıldınız mı? Arkadaşlarınızı arayın ve bir buluşma ayarlayın. Dışarıdayken zamanın nasıl geçtiğini bile anlamayacaksınız. 10. Ailenizin yanında vakit geçirin! Onlarla daha önce konuşmadığınız konular hakkında konuşun. Aileyle bir arada olmak her zaman rahatlatır. 11. Varsa eğer evcil hayvanınızla oyunlar oynayın. Bir hayvanın sevgisini edinmek kadar güzel bir şey olabilir mi? 12. Çevrenizde ki insanlarla gün yapın! Birkaç çeşit yemek ve tatlıyla gün yapmak bence çok eğlenceli! Herkesi davet edin. 13. Yardım kuruluşlarına, organizasyonlara gönüllü olarak katılıp, boş vakitlerinizde çalışabilirsiniz! 14. Ücretsiz belediye kurslarına katılın! Dil öğrenebilir, yeni şeyler de beceri sahibi olabilirsiniz. 15. Spor salonuna yazılın. Sağlıklı bir yaşam için gerekli en temel şey spor biliyorsunuz. 16. Hafta sonları buluşmalar ayarlayın. Kalabalık bir toplulukla alışveriş yapın. Yemekler yiyin. 17. Sinema veya tiyatroya gidin! Hem eğlenip hem de bilgi sahibi olabileceğiniz bu alanları değerlendirin. 18. Çömlek kurslarına katılın! 19. Yeni bir müzik aleti çalmayı deneyin! 20. Bir müzeyi ziyaret edin! Öğrencilere yönelik daha uygun fiyatlar var hatta bazıları ücretsiz bile! 21. Dans dersleri alın! Dans ederken müziğin ritmine kapılıp gitmeyi unutmayın! 22. Bahçe işleriyle uğraşın! Ağaçlar, çiçekler ve toprakla uğraşmak tüm negatif enerjinizi alacaktır. 23. İmkanınız varsa hafta sonu şehir dışına çıkın. Turlara katılın. Eklemek istediğiniz şeyler varsa yorumlar da belirtin!

Öncelikle<strong> rezil</strong> ne demek kelime anlamını tanıyalım. <em>Rezil; utanılacak davranışları olan, aşağılık, alçak, bayağı. Çok rezil bir duruma düşmek.</em> Ne kadar kötü değil mi? Bize rezil olursun diyenlerin kelime anlamını bildiklerini hiç sanmıyorum. Bu iş eğitimle de olmuyor. Eğer içinizde böyle bir şey varsa ve size bu durum eskiden beri yapılıyorsa maalesef siz de başkalarına yapıyorsunuz. O yüzden yetişme tarzı, aile ortamı çok önemli ama her şey kişinin kendisinde bitiyor. El alem ne der? Çoğumuzun bunu ara ara söylediğine eminim ya da çevresindeki insanlardan duyduğuna. İnsanlar bir şey söyler diye diye çoğu şeyimizi ertelemedik mi zaten? Buna karşı çıkıyoruz ama önemli olan bizim o 'el alem' içinde yer almamamız. Eğer biz de oradaysak başkasına söz söyleme hakkımız geçerliliğini yitiriyor. Rezil oldum, rezillik gibi kelimeleri istemeden de olsa maalesef çok kullanıyoruz. Gelin birkaç örnekle gösterelim. <strong>1. Üniversite Sınavı!</strong> <img class="alignnone wp-image-50563" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/61e7dc314e3fe0098c616f35-300x169.webp" alt="" width="722" height="407" /> Muhakkak şu lafı duymuşuzdur. "Üniversiteyi kazanamazsam rezil olacağım. Bir sınavı yapamadı diyecekler arkamdan." Bırakın desinler. Sizin hayatınızın ipleri onların elinde mi? Niye hayatlarımıza bu kadar karışmalarına izin veriyoruz. Hayat senin hayatın. Evet, bugün kazanamamış olabilirsin ama bu yarın kazanamayacağın anlamına gelmez. Kimsenin bu yolda sana dediklerine kulak asma. Sadece çok çalış ve başarılı ol. Ya bir daha kazanamazsam? Olabilir. Sakın herkese rezil olurum diye düşünme. Emin ol bu hayatta utanılması gereken o kadar konu var ki senin ki yanından bile geçemez. <strong>2. Genç Yaşta Evlenmek! </strong> <img class="alignnone wp-image-50565" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/erken-yasta-evlilik-magdurlarina-122116-300x169.jpg" alt="" width="707" height="398" /> Bir tanıdığım vardı. 21 yaşında ve üniversite okuyordu. Aynı yıl sevgilisiyle evlenmeye karar verdi. İki tarafın ailesi de bu durumu onayladı. Hem eğitimlerine devam edecekler hem de birlikte bir yuva kuracaklardı. Fakat o sıralar tanıdığım kızdan şu cümleyi duydum. 'Akrabaların çoğu bana imalı sözler söyleyip ailemi arıyorlar. Evlenmek için biraz daha bekleyememiş miyim? Niye acele ediyormuşum? Ben de bu yüzden kendimi küçük bir alana sıkışmış hissediyorum. Utanıyorum!' demişti. Utanmak? nereden çıktı diye sorduğum da ise 'Sadece nikah yapacağız. Düğün yaparsam rezil oluruz.' dedi. İşte o dakikadan sonra bu konuda ne kadar öfkeli olduğumu anladım. Kimin haddine? diye bağırmak geldi içimden. Çok konuştum, tavsiyeler verdim fakat o hayalindeki düğünden vazgeçip sade bir nikah yaptı. Niye bu kadar kafasına taktığını düşündüm sonraları. Ailesini zor durumda bırakmamak için, millet arkasından laf etmesin diye, aman rezil olmayayım diye... Bu hayata sadece bir kere geliyoruz. Kim ne derse desin istediğimiz gibi yaşayalım. Bu verdiğim sadece küçük bir örnekti. Üzülüyorum. Üzülüyorum çünkü hayalindeki düğünü gerçekleştiremedi. Evlenen kişi bir çocuk değildi. Ailesi de yanındaydı. Neden evleniyor diye rezil olsun ki? Bu tarz saçma düşüncelere maalesef gelemiyorum. Siz de geç olmadan istediklerinizi gerçekleştirin. Yoksa zaman geçince her şey için daha zor oluyor. <strong>3. Yere Düşmek!</strong> <img class="alignnone wp-image-50567" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/yere-dusmek-ve-kalkmak-1340-300x198.jpg" alt="" width="689" height="455" /> Çocukken bile yere düştüğümüz zaman etrafımızdaki çocukların gülüşleri arasında kaldık. Bizle dalga geçer gibi kahkaha attılar. Peki yere düşen çocuk ne yaptı? Canı acıdığı halde ağlamayı unutup, utandı. 'Eyvah rezil oldum!' bile dedi. Hayır çocuk, sen utanmamalısın. Çünkü sen utanılacak bir şey yapmadın. O an içinden ne geliyorsa öyle davranmalısın. Ağlamamak için kendini sıkma, ağla. Çünkü sen de bir daha çocukluk yıllarına geri dönemeyeceksin. Ne acı ki çocukluktan beri beynimize yer edinmiş bu düşünce. Büyüyünce de hep bir adım atmaya korkuyoruz. Sonu ne olur diye düşünüyoruz. <strong>4. Dans Etmek ve Şarkı Söylemek!</strong> <img class="alignnone wp-image-50568" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/a590be70-7c19-4ac7-9b0a-85e225047665-m-300x300.jpg" alt="" width="705" height="705" /> Aile arasında veya başka bir yerde şarkılar söyleyip dans etmek istiyoruz. Mesela bir düğüne gittik. Arkada eğlenceli bir müzik. Kalkıp dans etmek istiyoruz. Ama karşımızda hemen o yüzleri görüyoruz. 'Hanım hanım otur. Kocaman kız oldun. Millete rezil mi edeceksin bizi?' sesleriyle ya ailen sana engel oluyor ya da başkaları. Dans etmeye, şarkı söylemeye bile sonradan çekinir oluyoruz. Ya haklılarsa ya herkese rezil olursam? diye düşünceler ardı sıra geliyor. Ve hayatımız boyunca nereye gidersek gidelim bu aklımızdan çıkmıyor. Gelecek nesillere de utangaç ve çekingen çocuklar bırakıyoruz. Aferin bize. Aferin bize bunu yaşatanlara! Lütfen ama lütfen bu düşünceden kurtulun. Siz zaten nerede ne yapacağınızı bilirsiniz. Kimsenin sizi yönlendirmesine izin vermeyin. Bu yanlış düşünce de olanlar aileniz bile olsa onlarla oturup konuşun. Umarım hepimiz bu düşünceden sıyrılıp hayatlarımıza istediğimiz gibi devam ederiz.

6
D
Dilaraaaa
·29 Eyl 16:02·Sinema - TV

Asıl adı Norma Jean Mortenson'dur. 1 Haziran 1926 yılında Amerika’nın California eyaletinde Gladys Baker’ın üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Babasının kim olduğu bilinmiyordu. Doğumundan bir süre sonra annesi, Norma Jean’e bakamayacağına karar verip onu bir aileye evlatlık verdi. Olanakları ve hayatı zamanla düzelen Gladys, 7 yaşına gelen kızını geri almak istedi fakat aile, çocuğu geri vermek istemedi. Gladys asla vazgeçmedi ve yasal yollara başvurarak 1933 yılında kızının velayetini geri aldı. <img class="wp-image-50503 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/monroe-vs-mother-300x159.jpg" alt="" width="1060" height="562" /> Şizofreni hastalığı yüzünden hastaneye kaldırılması üzerine çocuğun velayetini, yakın bir arkadaşı olan Grace McKee Goddard aldı. İki yıl Grace ile kalan Norma Jean, kadının evlenmesi üzerine Los Angeles Yetimhanesi ’ne gönderildi. 16 yaşında hayatının belki de en zor kararını vererek 19 Temmuz 1942’de polis memuru olan komşularının oğlu James Doughtery ile evlendi. James ile evlenen Norma’nın evliliği uzun sürmedi ve 1946 Eylül’ünde sona erdi. Norma Jean’ın kusursuz güzelliği Century Fox’un yöneticisi olan Ben Lyon’ın dikkatini çekmişti. Lyon, bir deneme çekimi ayarladı ve genç kadınla 6 aylık bir kontrat imzaladı. Ben Lyon’ın önerisiyle adını Marilyn Monroe olarak değiştiren Norma Jean, oynadığı ilk iki film başarısız olunca sinemalardan bir süre uzak kaldı. Monroe, Century Fox şirketinin kendisiyle yeni bir kontrat imzalamaması üzerine oyunculuğa ara vermişti. Modelliğe tekrar dönmesine rağmen aklında hep oyuncu olmak vardı. Kendisini geliştirmek için oyunculuk dersleri almaya başladı. ‘Ladies of the Chorus’ adlı filmdeki rolüyle ilk kez şarkı söyleyip dans etme şansı yakaladı. <img class="wp-image-50504 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/ladiesofthechorus1949.80594-300x195.jpg" alt="" width="1095" height="712" /> Ünlü beysbol oyuncusu Joe Di Maggio ile 1952 yılında başlayan ilişkisini, 1954 yılında evliliğe taşımıştı. Marilyn Monroe, Amerikan askerlerine moral vermek için Kore’ye gitti. Kore’den döndükten sonra çekimlerine başladığı The Seven Year Itch filmindeki fan sahnesinde, metro rüzgarının eteğini savurduğu o meşhur sahne çekildi. Di Maggio’nun kıskançlık krizlerine girmesine neden olan bu sahne, evliliğinin bitmesine ve kocasının kendisini dövdüğü söylentilerine de yol açtı. Marilyn’in mutluluğu bulduğunu sandığı evliliği de sadece 9 ay sürmüştü. Artık Monroe’nun tek bir amacı vardı: iyi bir oyuncu olmak. Oyunculuk dersleri almaya devam ederken ünlü yazar Arthur Miller ile tanıştı ve arkadaş oldu. İlerleyen dönemde Arthur Miller ile ilişkisi olduğuna dair dedikodular çıktı. Gizli yaşanılan ilişki, Marilyn Monroe ve Arthur Miller’ı oldukça yordu ve çift, daha fazla kaçmanın gereksiz olduğunu düşünerek Haziran 1956’da evlendi. Monroe’nun anne olma hayali, peş peşe yaptığı düşükler nedeniyle gerçek olmuyordu. 1960’ların başında Marilyn Monroe, kariyeriyle ilgili amaçlarının çoğunu gerçekleştirmiş, ancak hayalini kurduğu aileye sahip olma ümitlerini de kaybetmişti. Alkol ve uyuşturucu sorunları da bu dönemde ortaya çıktı. Film boyunca Monroe’un psikolojik ve fiziksel sorunları, alkol ve yatıştırıcı ilaç bağımlılığı, iki sefer yorgunluk ve sinir bozukluğu nedeniyle hastaneye yatırılması, çekimlerin aksamasına ve yapım şirketinin Marilyn Monroe’yu kovmasına neden olmuştu. Yapımcılar filmi tamamlamak için başka bir oyuncuyla anlaşsa da filmdeki rol arkadaşı Dean Martin, başka bir aktris ile çalışmayı kabul etmediğinden Marilyn Monroe, yeni bir sözleşme ile işi yeniden aldı ancak bu da filmin tamamlanmasında yeterli olmadı. Filmin çekimleri başlamadan Monroe, yüksek dozda sakinleştirici ilaç alarak 5 Ağustos 1962’de, Los Angeles’taki evinin yatak odasında henüz 36 yaşındayken hayata veda etti. Ölümünün ardından yapılan otopsi sonucunda ölüm sebebi yüksek dozda sakinleştirici ilaç alımı olarak ilan edilse de midesinde hiç ilaç bulunmamıştı. Olay yerindeki delil yetersizliği, otopside bedeninden alınan dokuların daha sonrasında kaybolması ve başta kahyası Eunice Murray olmak üzere görgü tanıklarının çelişkili ifadeleri, ölüm sebebinin cinayet olduğunu düşündürdü. Hatta politik sebeplerden <strong>FBI, CIA, mafya ve Kennedy ailesinin</strong> buna sebep olduklarına dair tam olarak kanıtlanamamış birçok komplo teorisi ortaya atılmıştı. Yine de hiçbir iddia kanıtlanamadı. <img class="wp-image-50507 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/ezgif.com-gif-maker-2-2-300x169.jpg" alt="" width="815" height="459" /> Marilyn Monroe öldüğünde genel kanının aksine saçları haftalardır boyanmamış, elleri manikürsüz ve tırnaklarının arası kirli olamaz bence. Çünkü ölmeden iki gün önce, daha sonra ardından <em>"33 çekimin 21'ine gitmemiş, yine de kendini mağdur olarak gösteriyordu"</em> diyecek olan gazeteciye en son röportajını vermiş. Aynı gazeteci, Marilyn'in evinde bu röportajı yapmış ve röportajı yaptığı yerin ne kadar düzenli olduğundan bahsetmiş. Monroe "Some Like It Hot" filminde hamileymiş mesela, çocuğunu düşürmüş. Arthur Miller'in kendi için yazdığı notları bulmuş. Miller, Marilyn'in eski karısı gibi sorunlu olduğunu, hiç umduğu gibi melek olmadığını yazmış. Resmi kayıtlara göre, evinde sabaha karşı ölü bulunan Monroe'nun PR danışmanının karısının anlattığına göre, öldüğü çok daha erken öğreniliyor. Evinde Robert Kennedy ile çok büyük bir kavga ediyor ve ambulans şoförlerinin söylediğine göre, gittiklerinde komadaymış ve onu hastaneye acile götürmüşler. Ambulans şirketinin sahibi ise, Monroe'nun ambulansta acile giderken öldüğünü söylüyor. Yani, hastanede veya ambulansta öldüğü de biliniyor ancak, resmi kayıtlara göre sabaha karşı evinde ölü bulunuyor. Bir şekilde eve geri götürmüş olmalılar. Eski bir FBI çalışanı ise, Kennedyler ile Monroe'nun her türlü fotoğrafının ortadan kaldırıldığını söylüyor. Psikiyatristinin oğlu ise, Marilyn'i başta hiç sevmediğini ama tanıdıkça çok sevdiğini anlatıyor. Hatta aile içindeki tek komünist bu oğlanmış ve "Zaman zaman politik tartışmalarda beklenmedik şekilde marilyn benim tarafımı tutardı" diyor. FBI'ın bu konuya dahil olmasının sebebi de bu, Soğuk Savaş döneminde Marilyn'in komünist olduğuna dair belgeler de tutulmuş. Burada ilginç olan, Monroe ile birlikte çalışan kadınların, onun hakkındaki sorulara çok daha tutarlı ve şefkâtli yanıtlar vermeleri. Erkekler ise çok daha acımasızlar, zaten güya çok yakın arkadaşı olan Pete Lawford'un yaptıklarını düşünürsek, <em>çok dağınıktı, çok pisti</em> falan gibi dedikoduları kimin çıkardığını anlamak da çok zor değil. Jane Russell onun sete hiç geç kalmadığını, her zaman repliklerini ezbere bildiğini söylerken, son dönem filmlerinde çalışmış olan başka bir aktris, sete geç ve kafası karışık halde geldiğini söylüyor ve şunu ekliyor <em>"özgüvensizlik sorunları vardı ve anksiyete atakları geçirirdi. her zaman sahnesinin ardından oyuncu koçuna bakardı ve onay alamazsa sahneyi tekrar çekerdik."</em> Jane Russell, kendisi tüm gün süren çekimlerden yorgun düşmüşken, Monroe'nun çekimlerden sonra oyuncu koçuna gittiğini anlatıyor ve bunu övüyor. Bazen, anksiyete atakları o kadar kötü olurmuş ki karavanından çıkamazmış ve jane Russell onu almaya gidermiş. Monroe çocukken istismar edilmiş, 10 yaşına geldiğinde neredeyse on farklı koruyucu aileden geçmiş, bir süre devlet korumasında kalmış. Annesine şizofreni teşhisi konulmuş ve bir süre akıl hastanesinde yatmış. babasını hiç tanımamış... İhtiyaçları karşılanmamış her çocuğun yapacağı şekilde, hayatta kalma mekanizmaları geliştirmiş ve bu mekanizmalar yetişkinlik hayatı için fonksiyonel olmamış.

8
D
Dilaraaaa
·28 Eyl 10:33·Sinema - TV

Pasta yapmayı seviyor musunuz? Ya da pasta yapanları izlemeyi? Eğer bu alanda kendinize güveniyor ve daha da geliştirmek istiyorsanız ya da sadece hobiniz pasta yapmaksa bu yarışma programı tam size göre! Ama işin içine biraz da çılgınlık ekleyebilirsiniz! İzlerken eğlenebileceğiniz, eğlenirken öğrenebileceğiniz bu programdan zevk almamak bence imkansız! Ayrıca programın şöyle bir artısı var. Almanca'nızı geliştirebilirsiniz. Sonuçta Almanya'da çekilen bir yarışma ve bir de bu dile sempatiniz varsa izlemeyi kesinlikle ertelemeyeceksiniz! Bu komik yarışma programında amatör aşçılar, 5000 avroluk ödülü kazanmak için görkemli tatlıları yeniden yaratmayı deniyor ve kaçınılmaz şekilde başarısız oluyor. <img class="alignnone wp-image-50342" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/Screenshot-508-300x169.webp" alt="" width="698" height="393" /> Jüri, model Angelina Kirsch ile ödüllü pasta şefi ve pişirme uzmanı Bernd Siefert'ten oluşuyor. Siz de amatör bir aşçıysanız hazırlayın kalemi, kağıdı çılgınlık yapmaya başlıyoruz! İlk bölümünü izlediğimde görev olarak jürilerin görüntüsünden üç tane pasta yapılmıştı. Bu küçük postalardan birer tane seçen üç yarışmacı aynı pastayı elde etmeye çalışıyorlar! Görevleri zor ama işin özü eğlenmek! Kısacası mutfakta yaşanan fiyaskoların birer şölene dönüştürüldüğü ilginç bir yarışma programı! Zaten sıkıcı ve monoton bir hayatımız varken neden hayatımıza böyle ufak güzellikler eklemiyoruz ki? Buna alternatif bir sürü program var elbette fakat ben keyif aldığımı sizinle paylaşmak istedim. Özellikle hafta sonları izleyecek bir şeyler arıyorsanız bu programı izlemeyi unutmayın! Benim Almanca'm iyidir ama daha da üstüne katmak istediğim için araştırmalar yaparken bu program çıkmıştı karşıma. Alt yazılı veya dublaj olarak izleyebilirsiniz. Bölümleri çok uzun olmadığından insanı sıkmıyor, tadında bırakıyor diyelim. Zaten benim istediğimde buydu. İzlerken keyif alabileceğim, dilimi geliştirebileceğim bir program bulmak benim için zordu. Çünkü temelim zaten var. Önemli olan günlük yaşantı da daha önce deneyimlemediğim alanlar da bilgi sahibi olmak. Gerçekten program buna aracı oldu. En önemlisi de aksanımı geliştirmemi sağladı ve buna devam ediyor! <img class="alignnone wp-image-50343" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/Mandou-bem_interno1-300x160.jpg" alt="" width="692" height="369" /> Hem kış kapı da bol bol battaniye altına girip dizi film ve program izlemelik günler çok yakın! Alın elinize sıcak çikolatanızı veya salepinizi bu eğlenceli programın tadını çıkarın! Ha derseniz ki ben Almanca programlar izlemiyorum o zaman Nailed It! programlarının serisine göz atarak size uygun olanları seçebilirsiniz! Amacım burada tabi ki sadece pasta yarışması programını tanıtmak değil. Sadece aramızda dil öğrenme aşamasında olanlar için de iyi bir alternatif olacağını düşündüm. Çünkü ben yola böyle çıktım. Aradım, araştırdım. Bir sürü program, dizi ve film keşfettim. Tabii okuduğum için hepsini aynı anda götürmekte zorlanıyorum ama dil öğrenmek veya geliştirmek kendime yaptığım en büyük yatırım olabilir. İleride iş alanlarında bana yeni kapılar açabilir. Sadece İngilizce'yle olmadığının farkına vararak bence sizde şimdiden yeni diller öğrenmeye başlayın! Almanca olabilir, Rusça olabilir, İtalyanca olabilir... Bir sürü dil var sonuçta. Gerisi size kalmış! Bu program da kendinizi yeniden bulacaksınız. Yeni alanlara yönelmek isteyebilirsiniz. Sizin böyle tavsiye edebileceğiniz programlar var mı? Bence hafif çılgın ve eğlenceliyseniz kesin vardır! Mutfakta olmak hepimize keyif veriyor çünkü. Tamam hepimiz olmasa da çoğumuz mutfakta zaman geçirmeyi seviyoruz. Yeni tarifler deniyoruz. Bazen bildiğimiz yemekleri bazen de bilgimizin olmadığı fakat araştırdığımız tarifleri deniyoruz. Her şey deneme yanılma yoluyla oluyor zaten! Bu alanda özgürsünüz ve özgürlüğünüzün sınırı yok! Yeni şeyler denemenin de sınırı yok! Ama bu tarz programlar arıyorsanız dediğim gibi dilinizi geliştirebileceğiniz programlar olmasını unutmayın! <a href="https://youtu.be/LxCCv3OHdLg">https://youtu.be/LxCCv3OHdLg</a>

3

Bu yıl sen de üniversiteye başlayacak mısın? Biliyorum şu anda korkuların, endişelerin ve kaygıların var. İlk gün ne yapacağını bilmiyorsun ve bunu biraz gözünde büyütüyorsun. Seni çok iyi anlıyorum. Herkes bu yollardan geçti ve geçmeye de devam ediyor. Öncelikle kendine güven ve sana vereceğim birkaç ipucuyla özgüven sahibi ol! <strong>İşte üniversitenin ilk günü yapman gerekenler👇</strong> <img class="wp-image-49879 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/ankarada-universite-okumak-4-300x164.jpg" alt="" width="1187" height="649" /> - Öncelikle bir arkadaş edinmen de bence fayda var. Ama bunun için acele etme. Koca üniversite de yalnız kalmayacaksın elbette. Sınıfından da, çevreden de mutlaka arkadaşların olacak. İlk adımı karşı taraftan bekleyebilirsin ama sen de ilk adımı atabilirsin. Özgüvenli bir şekilde kendini tanıtabilir ve iyi ilişkiler kurabilirsin. İlk günden böyle bir şeye kalkışma cesaretin olmayabilir. Ama unutma ufak bir adım bile ilerisi için çok önemlidir. -  Üniversiteye gelmeden önce gideceğin fakülteye ve sınıfa bakmadıysan telaşlanmana gerek yok. İlk gün biraz erken gelerek çevrendeki insanlardan da yardım alarak kolayca bulabilirsin. Sadece sakin ol ve panik yapma. -  İlk günden bir rutin oluştur. Yaşamını düzenli tut, ilk günden üniversite hayatını kontrol et. Bir rutinin kurulması için zaman ayırırsan hedeflerine ulaşman daha kısa sürer. Bir süre sonra rutin kurulunca yakında bir alışkanlık haline gelir ve bir işten daha azını hissettirir. Yatmadan önce, öğrenim görürken, egzersiz yaparken ve ders dışı faaliyetlerinde rutin olduğundan emin ol. Unutma nasıl başlarsan öyle gider! <img class="wp-image-49880 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/I00A8175-300x200.jpg" alt="" width="1185" height="790" /> - İlk dersin öğleden sonra veya akşamsa, günün çoğunda uyumak cazip gelse de, her zamanki saatinde uyanmak ve işleri halletmek bence senin için daha iyi olacaktır. Üniversite de yapılacak çok şey var, o yüzden aktif ol. Bir kulübe katılabilir ve üniversite şehrini keşfedebilirsin. Ayrıca bir iş bulabilir ve sosyalleşebilirsin. Her şeyden önce, çalışmak için zaman bul. Üniversite yıllarını boşa harcama! Yıllar uçup gidecek ve geriye dönüp pişmanlık duymak istemezsin. - İyi bir ilk izlenim bırak! Üniversite de iyi bir ilk izlenim bıraktığından emin ol. Kendini arkadaşlarına, eğitimcilerine, sınıf arkadaşlarına tanıtarak bunu yapabilirsin. İlk izlenimler kalıcıdır, bu nedenle dikkat etmelisin. Sınıfın önüne doğru oturup, sunum yaparak, sınıfta aktif bir katılımcı olarak ve arkadaşlarına dostça bakarak iyi bir ilk izlenim bırakabilirsin. - Her gün giyinmek istemeyebilirsin ancak bakımlı olmak önemlidir. İlk gün ve her gün istediğini giyebilirsin fakat hijyenik olmak her zaman önemlidir, bu yüzden her zaman temiz ve bakımlı olmakta fayda var. <img class="wp-image-49881 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/Bilgi-Merkezi-_20_-300x201.jpeg" alt="" width="1006" height="674" /> - İlk günden üniversiteyi keşfet! Yemekhane, kütüphane, derslikler, aktiviteler nerede onları öğrenmek sana fayda sağlayacaktır. Sınıfın ilk haftası genellikle iş yükünün en hafif olduğu zamandır, bu nedenle yeni yaşam ortamını keşfetmek için mükemmel bir zamandır. - Toplu taşıma güzergahlarını incele! Çoğu üniversite ve kampüs, öğrencilerin günün belirli saatlerinde rahat ulaşabilmelerini sağlayan metro, otobüs, tramvay gibi toplu taşıma ve ulaşım ağı seçeneklerine sahip.  Üniversitenin ilk günü, güzergahları tanıman, zamanlama yapman ve çevreyi keşfetmen için önemlidir. - Üniversitede düzenlenen söyleşilere, seminerlere katıl ve üniversite hakkında bilgi sahibi ol. İleri de bu bilgilere ihtiyacın olabilir. Şimdilik benim şahsen verebileceğim ipuçları bunlar! Senin de fikirlerin varsa yorumlar da belirtmeyi unutma!

7
D
Dilaraaaa
·23 Eyl 12:31·Tarih

2.Selim, (Sarı Selim olarak da bilinir) 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslam halifesidir. Eşleri hakkında Nurbanu Sultan dışında çok bilgi olmadığı için bu konuyu ele almak istedim. <strong>İşte 2.Selim'in Eşleri 👇</strong> <strong>Haseki/Valide Nurbanu Sultan </strong> <img class="wp-image-49467 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/Nurbanu-Sultan-249x300.jpg" alt="" width="762" height="918" /> 1525 yılında Venedik'te doğmuştur. Asıl adı Cecilia Venier Baffo'dur. Osmanlı Padişahı 3.Murat'ın annesi ve 2.Selim'in eşidir. Valide Sultanlık mertebesine yükselmiştir. Hürrem Sultan, oğlu Şehzade Selim için Nurbanu'yu seçerek onu da şehzadenin sancağı Manisa'ya göndermiştir. Ayrıca Nurbanu adını ona Hürrem Sultan koymuştur. Nurbanu'nun anlamı, "Işık Saçan Kraliçe" demektir. Şehzade Selim'in, Nurbanu'ya yazdığı şiirler divan edebiyatının en güzel eserleri arasında gösterilmiş. Şehzade Selim, Nurbanu'ya büyük bir aşkla bağlıydı. Selim, tahta geçtikten sonra Padişah ile nikah kıydıran cariyelerden biri olan Nurbanu Haseki Sultan iyice güçlendi. 2.Selim'in hayatına daha sonradan başka kadınlar girse de güzelliğiyle nam salan Nurbanu Haseki'nin yerini kimse alamamıştır. Nurbanu Sultan 1578'de oğlu Murat'ın saltanatı sırasında vefat etti. Cenazesi İstanbul Ayasofya Camii'nde 2.Selim Türbesi'ne gömülmüştür. Toplam da 4 çocuğu olmuştur. <strong>Çocukları:</strong> Şehzade Murat (3.Murat) 1546 yılında Manisa'da doğdu. 12.Osmanlı Padişahı'dır. 1595 yılında İstanbul'da ölmüştür. <strong>2.Çocuğu:</strong> Şah Sultan 1544 yılında Konya'da doğdu. Çakırcıbaşı Hasan Efendi ile izdivaç etmiştir. İlk eşi ölünce Silahtar Ali Paşa ile evlendirildi. 1577 yılında İstanbul'da ölmüştür. <strong>3.Çocuğu:</strong> Fatma Sultan 1548 yılında Manisa'da doğdu. Osmanlı Sadrazamı Kanijeli Siyavuş Paşa’yla izdivaç etmiştir. 1580 yılında İstanbul'da ölmüştür. <strong>4.Çocuğu: </strong>Esmahan Sultan 1545 yılında Manisa'da doğdu. Vezir-i Azam Sokullu Mehmet Paşa’yla izdivaç etmiştir. Adı bazı kaynaklarda İsmihan olarak geçer. 1585 yılında İstanbul'da ölmüştür. <strong>Haseki Leyla Sultan </strong> Sultan Selim'in ikinci hasekisidir. 2.Selim'in şehzadeliğinden itibaren hükümdarlığı süresince yanında olan eşidir. Leyla Sultan'ın asıl adı bilinmemektedir. Hürrem Sultan, oğlu Selim için Leyla Sultan'ı seçmiştir. Kaynaklara göre 4 şehzade annesidir. <strong>Çocukları: </strong>Şehzade Mustafa <strong>2.Çocuğu:</strong> Şehzade Cihangir <strong>3.Çocuğu:</strong> Şehzade Osman <strong>4.Çocuğu: </strong>Şehzade Süleyman <strong>Haseki Selimiye Sultan </strong> <img class="wp-image-49470 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/Sultan-3.-Selim-Saray-Haremi-Ailesi-Esleri-Gozde-ikbal-kadinlari-300x244.jpg" alt="" width="973" height="791" /> Selimiye Sultan, 2.Selimin üçüncü hasekisidir. Esas adı Maria'dır. Bosna kökenli ya da Venedikli olduğu bilinmektedir. Mihrimah Sultan tarafından kardeşi Selim'in haremine seçilmiştir. 1525 yılında doğmuştur. 1540 yılında 2.Selim'in haremine girmiştir. 3 çocuğu olduğu bilinmektedir. <strong>Çocukları: </strong>Şehzade Abdullah Şehzade Abdullah 1550 yılında doğdu. 1574 yılında abisi 3.Murat tarafından idam edildi. <strong>2.Çocuğu:</strong> Şehzade Mehmet Şehzade Mehmet, 1572 yılında babası 2.Selim'den iki yıl önce vefat etmiştir. <strong>3.Çocuğu: </strong>Gevherhan Sultan Gevherhan Sultan 1544 yılında Konya'da doğdu.  Kaptan-ı Derya Piyale Paşa'yla evlenmiş ve 1578 yılında vefat etmiştir. Selimiye Sultan ve Nurbanu Sultan arasındaki anlaşmazlık pekçok kaynakta belirtilmiştir. Selimiye Sultan'ın Trabzon Sarayı'na sürgün edilmesi bu hadiselerin bir neticesidir. Kaynaklar da Nurbanu Sultan'ın entrikaları yüzünden olduğu yazar. Galiba Nurbanu Sultan'a bir zararı dokunmuş ki çocuklarından uzağa hatta bir daha dönmemek üzere sürgün edilmiş Selimiye Sultan. 1596 yılında Trabzon Sarayı'nda vefat etmiştir. Çocuklarından ayrı bir hayat çok acı olsa gerek. Üstelik oğlu Abdullah idam edilirken yanında olamamış. İşte bu daha da acı. Bazı tarihçilere göre 2.Selim'in 11 çocuğu dışında 2 çocuğu daha vardı. İkisi de şehzadedir fakat anneleri bilinmemektedir. Bu şehzadelerin adı, <strong>Şehzade Mahmut ve Şehzade Alemşah'tır.</strong> Ben bir diğer eşi <strong>Emine Sultan'dan veya diğer eşlerinden Beyazbahar Sultan veya Esma Sultan'dan</strong> olduklarını düşünüyorum. Onlar hakkında pek bir bilgi yoktur. 3.Murat 5 erkek kardeşini de boğdurtmuştur. 2.Selim vefat ettiğinde 6 oğlu da hayattaydı. Sadece oğlu Mehmet kendisinden iki yıl önce vefat etmiştir.

3
D
Dilaraaaa
·22 Eyl 19:27·Tarih

Hatice &amp; İbrahim aşkını bilmeyenimiz yoktur. Peki gerçekten evliler miydi, bunun hakkında konuşalım. Hatice Sultan, Yavuz Sultan Selim'in kızı ve Kanuni Sultan Süleyman'ın kız kardeşidir. Diğer kız kardeşlerinden daha fazla ilgi görmüş, güçlü bir hanım sultandır. Pargalı'dan önce ailesinin isteği üzerine bir evlilik yaptığı bilinir. Fakat çok yaşlı olan bu müstakbel damat Paşa'nın düğün günü hayatını kaybettiği yazar. Bazı kaynaklar da evlenmediğini, sadece nişanlandığını ve düğün olmadan Paşa’nın vefat ettiği yazar. Hatice Sultan'ın gönlünde yatan tek bir aslan vardır. O da İbrahim Paşa’dır. İbrahim Paşa, genç yaşta o zamanlar şehzade olan Süleyman'ın Manisa'da en yakın dostu, sırdaşı, kardeşi olmuştur. Süleyman tahta çıkınca da Paşa'ya verebileceği en yüksek makamları vermiş gerçekten. Hasodabaşıyla başlayan serüven, Serasker, Damat ve hatta en yüksek mertebe Sadrazamlıkla sonuçlanmıştır. Sultan Süleyman canı gibi sevdiği, kardeşi gibi gördüğü Paşa'yla kız kardeşini evlendirmez mi? Hem de iki tarafında gönlü varsa. Uzun yıllar tartışma konusu olan bu konuya, İbrahim Paşa'nın seferdeyken eşi Hatice Sultan'a yazdığı mektupların ortaya çıkmasıyla noktayı koyuyoruz. Topkapı Sarayı'nda Sadrazam İbrahim Paşa'nın Kanuni'nin kardeşi Hatice Sultan'a yazdığı 12 mektup bulunuyor. Bu mektupları Pargalı, Hatice Sultan ile evlendikten sonra yazmış. Hatice Sultan’a hep <strong>'Kadınların en yücesi' </strong>diye hitap edermiş. Hatice sultana saygısı ve sevgisi gerçekten çok büyükmüş. Genelde mektuplarını sefer sırasında yazmış. Hatice Sultan'ı çok sevdiği ve onu çok özlediği de mektuplar da belli oluyor. <img class="alignnone wp-image-49378" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/ask-300x198.jpg" alt="" width="742" height="490" /> İşte o mektuplardan birkaçı; <em>“Canım, sevdiğim,</em> <em>Oğlumuzun iki gözünden öperim. İnşallah iyicedir. Size de en derin selamlarımı ve candan ve gönülden iyi dileklerimi bildiririm. Sevgi ve özlem içinde kalmış bu aşığın iyi soracak olursanız sıhhat ve selametteyim. Daima hazır dualarınızla meşkul olduğumu bilesiniz. Malumunuz olduğu üzere hala Halep’teyim. Yüce sultanımız sayesinde her taraftan zafer haberleri gelmeye devam ediyor. İnşallah bütün işlerimiz hayırlarla tamamlanacaktır. Siz de iyilik haberlerinizi bildirmeyi unutmayınız. Ancak sanıyorum ki bu kulunuza biraz küsmüşsünüz. Sevdiceğim, Allah bilir ya sizi canımdan çok severim. Elbette ben günahkar bir kulunuzum. Size karşı mutlaka bir hatam olmuştur. Fakat üzülmenizi asla istemem. Ancak bunca zaman geçti sizden hiçbir haber alamadım. Size ne yaptım ki bana küstünüz?”</em> <strong>2. Mektup;</strong> "Canım, gözleri güzel sevdiğim, <em>Aşkımızın meyvesi olan oğlumuzun gözlerinden öperim. Size de candan ve gönülden selamlarımı bildiririm. Bu aşığınızın halini soracak olursanız çok şükür sıhhat ve selametteyim. Gece ve gündüz daima hayır duanıza devam etmekteyim. Şu sıralar İznik'e yaklaşmış bulunuyorum. Yüce sultanımızın zafer haberlerini bekliyoruz. İnşallah bütün işlerimiz hayırla sona erecektir. Sizin sağlık haberinizi almak ise bizi ayrı bir mutlu etmiştir. Bu kulunuzu aklınızdan hiç çıkarmayınız. Başka ne söylemek gerekir bilemem. Sözlerimi kabul ediniz.</em> <em>Aşığınız İbrahim"</em> <strong>3.Mektup;</strong> <em>"Kadınların en yücesine,</em> <em>Daima tertemiz kalasınız. Oğlumun gözlerinden de öperim. Sonsuz selamlar ve en kalbi duygularımla, size karşı olan özlemimi bildiririm. Lütfedip beni soracak olursanız çok şükür sağlığım yerinde. Gece ve gündüz size kavuşmak için dua etmekteyim. Allah’tan dileğim, kavuşmamızın bir an evvel gerçekleşmesidir. Nerede olduğumu merak etmişseniz söyleyeyim. Şu an Diyarbakır'a doğru ilerliyoruz. Etraftan yine zafer haberleri geliyor. Ümid ederim ki hayır dualarınız eksik olmuyordur. Sağlığınızdan ve iyiliğinizden beni haberdar etmeyi unutmayınız. Sizden iyi haberler geldikçe kalbimiz aydınlanıyor. Dualarım sizinledir.</em> <em>Sizi seven ve özleyen İbrahim"</em> Hatice Sultan'ın eşi İbrahim Paşa'ya da mektupları bulunuyor elbet. <strong>İşte onlardan bazıları;</strong> <em>"Ne güneşin aydınlığı, ne de gecelerimin parlayan yıldızları yardım etmiyor kanayan yüreğime. Kaç kez Ay hilal, kaç kez dolunay oldu yoksun. Bu mermer teras soğuk, karanlık, kimsesiz, sahibini bekliyor. Rüyalarımda keman sesini duyunca ağlayarak uyanıyorum. Sabah ezanına kadar dualar ediyorum Rabbime. Rabbim benim mehtabımın yıldızını koru, önündeki karanlığı kaldır ışığınla. Merhametinle yol göster seferde olanlara. Tez zamanda kavuşsunlar ardından ağlayanlara. İki gözüm sana emanet. Unutma beni.</em> <em>Saraydan sevinçli haber de var. Hürrem Hatun gebe, inşallah yine hala olacağım.</em> <em>Hatice"</em> Hatice Sultan'ın yazdığı bir diğer mektup ise şu şekilde: <em>"Senin olanın yokluğu ateş gibi yaktı mı hiç seni</em> <em>Önce alevlendi de yaktı kavurdu mu tüm vücudunu</em> <em>Yaman bir kora dönüştü mü o kor alev dağladı mı yüreğini</em> <em>Soğudu mu, soğudu da bembeyaz bir alave döndü mü</em> <em>Sevgilim, ey yokluğunla canımı alan senin aksindir tüm hakikat, akisini gördüm</em> <em>Gülüm kokusunu aldım, çağrını işittim</em> <em>Sen gönlüme fısıldadın dedin ki, ey sevgilim aşk aşk derim</em> <em>Erimek isterim iki değil bir olmaktır derdim</em> <em>Ey sevgilim ey ten kafesinde kendini açığa vuranım</em> <em>Sana kavuşmaktır tek arzum."</em> İbrahim Paşa’nın eşine yazdığı bu dizeler ile birbirlerine çok büyük bir aşkla bağlı oldukları belli. <strong><em>"Karanlık gecelerime yıldızlar yağar sultanım</em></strong> <strong><em>Işığınız güneşle aşık atar,</em></strong> <strong><em>Ay mahcup olur kaçar</em></strong> <strong><em>İbrahim kulunuz bu ışıkla kör olmuş</em></strong> <strong><em>Gayri iflah olmaz sultanım."</em></strong> Aralarında ne büyük bir aşk varmış değil mi? İkisinin aşkı şüphesiz tarihin en güzel aşklarından. Bir Cihan padişahının kardeşi ve onun çok sevgili eşi İbrahim Paşa hakkında başka araştırmalar da yapmayı düşünüyorum. Okuduğunuz için teşekkür ederim!

9
D
Dilaraaaa
·21 Eyl 14:48·Tarih

Bugün sizlerle Haseki Hürrem Sultan'ın başlattığı "Kadınlar Saltanatını" inceleyeceğiz. Kadınların gücünü tartışmaya hiç gerek yok. Çünkü tarih boyunca kadınlar her alanda rol oynamışlar ve güçlerini tüm dünyaya kanıtlamışlar. <em>Osmanlı Tarihi'nde, padişah eşlerinin (haseki sultanlar), annelerinin (valide sultanlar) hatta kızlarının devlet diplomasisine etki ettiği, ülke yönetimine doğrudan müdahalede bulunduğu döneme "</em><em>Kadınlar Saltanatı Dönemi</em><em>"</em> denir. <strong>Haseki Hürrem Sultan</strong> <img class=" wp-image-49119 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/resim_2022-09-21_173401561-Cropped-300x225.jpg" alt="" width="1079" height="809" /> Kadınlar Saltanatı, Kanuni Sultan Süleyman'ın eşi Hürrem Sultan'la başlamış, III. Murat'ın annesi Nurbanu Sultan ve III. Mehmet'in annesi Safiye Sultan ile devam etmiş, Kösem Sultan ile zirveye çıkmış ve Hatice Turhan Sultan ile sona ermiştir. Kanuni'nin kızı Mihrimah Sultan da sürecin içindeki bir diğer önemli kişidir. Bu dönemin öncesinde harem kadınlarının nüfuzlarını (güçlerini) siyasi açıdan kullandıkları pek görülmemiştir. Sadece II. Bayezid'ın annesi Gülbahar Sultan ve Kanuni'nin validesi Ayşe Hafsa Sultan'nın oğullarına siyasi konularda tavsiyelerde bulunduğu bilinmektedir. Bildiğiniz üzere bu dönem Hürrem Sultan'la başlamıştır. Kanuni Sultan Süleyman ile nikah kıydırmış bir cariyedir. O dönemler bir Padişah'ın bir cariyeyle nikah kıyması görülmüş şey değildi. Fakat Hürrem Sultan bunu başarmıştır. Valide Sultan'dan sonra saraydaki en güçlü kadın konumuna geçmiştir. Bununla kalmayıp Sultan Süleyman tarafından azledilerek, hür bir kadın olarak sarayda yaşamaya devam etmiştir. Valide Sultan öldükten sonra güç Hürrem Sultan'a geçmiş ve artık haremi yönetmeye başlamıştır. Hürrem Sultan haremi yönetmekle kalmamış, devlet işlerinde de söz sahibi olmuştur. Hürrem, ayrıca diplomatik yazışmalarda da bulunmuştur. Lehistan tahtına çıkan kral II. Zygmunt'a tebrik mektubu ve hediyeler göndermiştir. <strong>Mihrimah Sultan</strong> <img class="wp-image-49120 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/resim_2022-09-21_173623619-Cropped-300x225.jpg" alt="" width="1084" height="813" /> Validesi Hürrem Sultan, valide sultan olamadan vefat edince ölümünden sonra haremde baş aktör oldu. Kanuni de kızını yanında tutuyor; onun konuşmalarından etkileniyordu. Mihrimah Sultan, kardeşi II. Selim döneminde de yeğeni III. Murat döneminde de haremin en güçlü kadınlarından olmaya devam etti. Eski sarayda yaşadı. 25 Ocak 1578'de vefat etti. <strong>Nurbanu Sultan</strong> <img class=" wp-image-49122 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/resim_2022-09-21_173807103-Cropped-300x225.jpg" alt="" width="969" height="726" /> Kadınlar Saltanatı döneminde, Nurbanu Sultan ile birlikte valide sultanların nüfuzu başlamıştı. Kendisi kölelikten valide sultanlığa yükselen ilk Osmanlı kadınıdır. Hürrem'in gelini, 2.Selim'in hasekisi, 3.Murat'ın annesi Nurbanu Sultan, Osmanlıların Venedikle uzun süre barış içinde yaşamasındaki baş aktördü. Venedik kökenli olduğu belirtilen Nurbanu Sultan, Venedik ile hediye yolu ile ilişki kuruyordu. Ayrıca Fransa Kraliçesi Catharine De Medicis ile mektuplaşıyordu. Nurbanu Atik Valide Sultan, 7 Aralık 1583'te vefat etti. Yerini ise gelini Safiye Sultan aldı. Ayrıca Nurbanu Sultan da Padişahla nikah kıydıran yegane sultanlardandır. <strong>Safiye Sultan </strong> <img class="wp-image-49124 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/resim_2022-09-21_174022239-Cropped-300x225.jpg" alt="" width="981" height="735" /> 3. Murat'ın hasekisi, 3.Mehmet'in validesi Safiye Sultan, sabırlı, hazır cevap bir sultandı. Safiye Sultan, kayınvalidesi Nurbanu'nun ölümü sonrası haremde rakipsiz kaldı. Oğlu III. Mehmet'in padişah olması ile birlikte valide sultan oldu. Haseki sultanlık sürecinden beri devlet işlerine müdahil oldu. Oğlu III. Mehmet'in baş danışmanıydı. Devlet görevlilerinin atamalarında etkin rolü vardı. Dönemi boyunca Venediklilerle de ilişkileri sıkı tuttu. Venedik'in en önemli destekçisiydi. Venediklilerin gönderdiği değerli hediyeler, Venedik'in valide sultanla arasını iyi tutup taleplerinin gerçeklemesinde etkili olurdu. Tıpkı Nurbanu Sultan gibi o da Venedikliydi. <strong>Mahpeyker Kösem Sultan</strong> <img class=" wp-image-49125 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/resim_2022-09-21_174358877-Cropped-300x225.jpg" alt="" width="1005" height="753" /> IV. Murat, henüz 12 yaşındayken tahta çıktığında annesi Kösem'in saltanatı başladı. Mâhpeyker Kösem Valide Sultan; Hürrem, Nurbanu, ve Safiye sultanlar gibi güçlü bir saray kadını olması bir yana, Osmanlı Tarihi'nin en güçlü kadınlarından biridir. <em>Oğulları IV. Murat ve I. İbrahim döneminde "Vâlide Sultan", torunu IV. Mehmet döneminde ise "Büyük Vâlide Sultan" olarak anılmış</em>; belli başlı süreçlerde devlet siyasetini kendisi yönetmiştir. 2 dönem valide sultanlık, bir dönem de "Ulu Valide Sultanlık" yapmıştır.

9
D
Dilaraaaa
·20 Eyl 16:21·Gezi

Akdeniz'in incisi Mersin'e yolunuz düşerse mutlaka tavsiye edeceğimiz yerlere gitmeyi unutmayın! İşte Mersin'de görülmesi gereken bazı yerler; <strong>1. Kız Kalesi</strong> <img class="alignnone wp-image-48960" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-5-16-300x199.jpg" alt="" width="819" height="543" /> Erdemli'deki en bilinen turistik yerlerden birisi şüphesiz Kız Kalesi'dir. Kız Kalesi karaya yaklaşık 600 metre uzaklıkta yani bayağı yakın, bu yüzden gitmek için ya yüzmelisiniz ya da deniz bisikleti kiralayabilirsiniz. Bu arada denizi de gerçekten muazzamdır. Yaklaşık 10-15 dakikada kaleye varabiliyorsunuz bisikletle. Varınca da kaleyi gezmek 15 dakika falan sürüyor. Mutlaka tatil rotanıza burayı eklemelisiniz. Bizden size tavsiye! <strong>2. Silifke/Cennet Cehennem Obrukları </strong> <img class="alignnone wp-image-48962" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-6-5-300x187.jpg" alt="" width="796" height="496" /> Bu çöküntüler, bundan milyonlarca yıl önce, Miyosen Çağ’da mağaraların tavanının çökmesi sonucu oluşmuş. Cennet, içine merdivenle inilebilen, en dibinde de bir mağara olan, Cehennem ise içine sadece dağcılık ekipmanı ile inilebilen darlıkta ve derinlikteki obruk. Cennet çukuru, ismi gibi bir o kadar ferah ve inmesi çıkması kolay. Cehennem de adı gibi bir o kadar ürpertici, inmesi çıkması zor bir yer. Cehenneme seyir terasından bakmakla yetinebilirsiniz ama 450 basamaklı Cennet Çukuruna inmeden dönmek olmaz bizce! <strong>3. Mut/ Yerköprü Şelalesi</strong> <img class="alignnone wp-image-48963" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-43-300x200.jpg" alt="" width="827" height="551" /> O kadar güzel bir yer ki... Görünce kesinlikle aşık olacaksınız! Mut İlçesi’ne bağlı Yerköprü Milli Parkı içinde bulunan Yerköprü Şelalesi, Mersin’in turizm çalışmalarında en öne çıkarılası güzelliği, zaten doğa anıtı olarak korumaya alındı. Şelaleyi görmek için biraz efor sarf etmeniz gerekiyor. Ermenek yolu üzerinde, çok sapa bir yerde kalıyor. Milli Park’a vardıktan sonra kanyonun içindeki şelaleye ulaşmak için 35-45 dakika yürümeniz gerekiyor. Giderken yokuş, dönerken tırmanış. Ama o kadar güzel bir kanyonda yürüyorsunuz, o kadar etkileyici yerlerden geçiyorsunuz ki yorulmak nedir bilmiyorsunuz! <strong>4. Adamkayalar</strong> <img class="alignnone wp-image-48964" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/adamkayalar-mersin-turkey-adamkayalar-literally-man-rocks-mersin-turkey-99674007-300x200.jpg" alt="" width="888" height="592" /> Adamkayalar Mersin‘in Erdemli ilçesinde ve <strong>Şeytan Deresi Vadisi</strong>’nde. Kızkalesi’ne 5 kilometre uzaklıkta yani arabanız varsa 10 dakikada ulaşabilirsiniz. Adamkayalar ismini kayaların üstüne yapılan insan kabartmalarından almış. Çok eski bir zaman diliminde yapılmış. Aslında çok ilgi çekici bir yer olsa da ulaşması bir hayli zor. <strong>5. Sunturas Şelalesi</strong> <img class="alignnone wp-image-48966" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-1-29-300x168.jpg" alt="" width="871" height="488" /> Sunturas Şelalesi, Mersin'in Toroslar ilçesinde bulunmaktadır. Muhteşem bir doğa harikası olan şelale gürül gürül akan suyuyla Mersin'in en gözde yerlerinden biridir. Şelale içerisinde piknik alanları da bulunmaktadır. Bu alana giriş için belli bir miktar ödeyip masa kiralayabilirsiniz! Cennetten bir yer gibi gözüken bu şelaleyi mutlaka ziyaret etmelisiniz! <strong>6. Tarsus Hayvanat Bahçesi</strong> <img class="alignnone wp-image-48967" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-2-23-300x180.jpg" alt="" width="810" height="486" /> Tarsus Hayvanat Bahçesi, çocuklarınızla gelebileceğiniz, eğlenebileceğiniz, son derece bakımlı ve temiz bir hayvanat bahçesi gerçekten! Özellikle çocukların çok ilgisini çeken bu mükemmel yere Mersin merkezden kısa bir süre içerisinde ulaşım mümkün! <strong>7. Narlıkuyu</strong> <img class="alignnone wp-image-48968" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-3-19-300x225.jpg" alt="" width="859" height="644" /> Özellikle öğlen saatlerinde ziyaret ettiğinizde eşsiz bir görünüme sahip olan Narlıkuyu, denize nazır eşsiz bir yer. Bölgede bulunan balık restoranlarında mükemmel bir yemek yiyerek Mersin’in tadını doyasıya çıkarabilirsiniz! Şunu da ekleyelim; denizi mükemmeldir! <strong>8. Aynalı Göl - Gilindire Mağarası</strong> <img class="alignnone wp-image-48969" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-4-19-300x225.jpg" alt="" width="860" height="645" /> Ayna gibi yansıdığı için Aynalı Göl ismini alan ve denizden 46 metre kadar yükseklikte bulunan Aynalı Göl, şifalı olduğu düşünüldüğü için turistlerin yoğun talep gösterdiği Gilindire Mağarası’nın girişinin bir ucundadır. Mutlaka ziyaret etmenizi öneririm! <strong>9. Alahan Manastırı</strong> <img class="alignnone wp-image-48970" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-5-17-300x201.jpg" alt="" width="846" height="567" /> Hristiyanlığın en eski kiliselerinden bir tanesi olan Alahan Manastır'ı da görülmesi gereken yerlerden biri bence. Aziz Paul ve Barnabas gibi önemli din adamlarının en çok tercih ettiği manastırlardan bir tanesi olan Alahan Manastırı, Hristiyanlığın yasak olduğu dönemlerde Hristiyanların saklanmasına da vesile olmuş. Gözlerden uzak ve saklı bir şekilde ibadet yapılması için son derece ideal bir yer. Mersin’e gelen pek çok turist Alahan Manastırı’nı ziyaret etmektedir. <strong>10. Astım Mağarası</strong> <img class="alignnone wp-image-48973" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-7-5-300x168.jpg" alt="" width="871" height="488" /> Cennet-Cehennem Çukurlarının yanında bulunan Astım Mağarası, Cennet Çukuru’na yaklaşık 300 metre uzaklıkta yer almaktadır. Mağaranın etrafında bulunan ağaçlara insanlar bez parçaları bağlayarak dilek dileyebiliyorlar. Bu nedenle son derece etkileyici ve görülmeye değer bir yer alan Astım Mağarası mutlaka gidilecek yerler arasında olmalı! Aslında Mersin'de gezilecek o kadar çok yer var ki. Bir sonraki yazılarımda mutlaka şehir içinde de gezmeniz gereken yerlerden bahsedeceğim.

D
Dilaraaaa
·19 Eyl 08:53·Magazin

Bugün kardeş olan ünlülerimizden bahsedeceğim sizlere! Umarım okurken zevk alırsınız. <strong>Uğur Yıldıran - Mustafa Yıldıran</strong> <img class="wp-image-48609 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/878e92f8collage-300x150.jpg" alt="" width="1004" height="502" /> Mustafa Yıldıran'ı Söz dizisinde 'Hafız' karakteriyle izlemiştik. Bence aranızda tanımayan yoktur. Kardeşi Uğur Yıldıran ise hem oyunculuk hem de aksiyon yönetmenliği yapıyor. Uğur Yıldıran, Çukur dizisinde 'Kemal' karakterine hayat vermişti. Oradan tanıyor olma ihtimaliniz yüksek. <strong>İsmail Ege Şaşmaz - Aytaç Şaşmaz</strong> <img class="wp-image-48610 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/aytac_64-300x225.jpg" alt="" width="983" height="737" /> Bu yakışıklı kardeşlerin kim olduğunu hepimiz biliyoruzdur bence! İsmail Ege Şaşmaz'ı, Güneşi Beklerken dizisinde 'Barış' karakteriyle tanımıştık. O günden beri de herkes tarafından bilinen ünlü bir oyuncu oldu. Kendisi gibi oyuncu olan kardeşi Aytaç Şaşmaz'ı ise yine Söz dizisinde 'Feyzullah Altıparmak' yani nam-ı diğer 'Çaylak' karakteriyle tanıdık! Hekimoğlu ve Baht Oyunu gibi dizilerde oynadığı başrol karakterlerle iyice göz önünde olan bir oyuncu oldu! <strong>Gürkan Uygun - Volkan Uygun</strong> <img class="wp-image-48611 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/volkanuygun-300x166.jpg" alt="" width="927" height="513" /> Gürkan Uygun, Kurtlar Vadisi dizisinde 'Memati' karakteriyle tüm Türkiye tarafından tanınan bir oyuncu! Bunu biliyoruz. Pekiii ünlü oyuncunun kardeşinin de bir oyuncu olduğunu biliyor musunuz? Gürkan Uygun'un kardeşi Volkan Uygun, Söz dizisinde 'Cevdet' takma adı 'Kibar' olan bir askeri canlandırmıştı. Hatta Volkan Uygun, Kurtlar Vadisi dizisinde abisinin canlandırdığı Memati karakterinin gençliğini canlandırdı. Bunu biliyor muydunuz? <strong>Aras Bulut İynemli - Orçun İynemli</strong> <img class="wp-image-48614 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/ezgif.com-gif-maker-9-300x169.jpg" alt="" width="934" height="526" /> Sana bu iki kardeşin beraber aynı dizi de rol aldıklarını ama herkesin yıllar sonra öğrendiğini söylesek? Aras Bulut İynemli'yi aramızda tanımayan yoktur. Çukur dizisinde oynadığı 'Yamaç Koçovalı' , Muhteşem Yüzyıl dizisinde 'Şehzade Beyazıt' karakterleriyle ününe ün katan Aras Bulut İynemli'nin asıl meşhur olduğu o muhteşem diziyi unutmak ne mümkün? Evet, evet Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisinden bahsediyoruz. 'Mete Akarsu' karakteriyle nasıl hayran olmuştuk kendisine! İşte o meşhur dizi de oynayan biri daha vardı. O kişi abisi Orçun İynemli'ydi. Dizide Hüseyin Avni Danyal’ın oynadığı Kenan karakterinin adamı 'İbo' yu canlandırmıştı. Evet, evet 'Mesude' karakteriyle evlenen İbo'dan bahsediyoruz!  Böylece abi kardeş aynı dizi de boy gösterdi! <strong>Sarp Akkaya - Kaya Akkaya</strong> <img class="wp-image-48615 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/KAYA-ESRA-SARP-AKKAYA-300x200.jpg" alt="" width="890" height="593" /> Sarp ve Kaya Akkaya aslında ikiz kardeşler. Sarp Akkaya, Suskunlar (Bilal), Ezel, Söz (Dragan) gibi diziler de boy göstermiş ünlü bir oyuncudur. Kendisi gibi oyuncu olan kardeşi Kaya ile aynı dizi de rol aldıklarını biliyor muydunuz? İki kardeş, Muhteşem Yüzyıl dizisinde rol aldılar. Sarp Akkaya, Şehzade Mustafa'nın sağ kolu 'Atmaca' karakteriyle karşımıza çıkarken, Kaya Akkaya ise Sultan Süleyman'ın kapı ağası 'Lokman Ağa' karakteriyle boy göstermiştir. <strong>Reha Özcan - Serhat Özcan</strong> <img class="wp-image-48616 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/serhatsuhaozcan_18514132_291655244593947_1777389816502026240_n-300x225.jpg" alt="" width="768" height="576" /> Usta oyuncu Reha Özcan'ı, Mucize Doktor dizisinde 'Başhekim Adil Hoca' karakteriyle tanıyor olmalısınız. Reha Özcan'ın kardeşi Serhat Özcan ise aslında çok yakından tanıdığımız biri! Serhat Özcan, Cennet Mahallesi'nde 'Selim' karakteriyle hepimizin yüzünü güldürmüştü. Aramızda kalsın bu ikilinin kardeş olduğunu duyunca ben de çok şaşırdım! <strong>Rıza Kocaoğlu - Gözde Kocaoğlu</strong> <img class="wp-image-48617 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/12485066724_9d50efe144_o-300x200.jpg" alt="" width="905" height="603" /> Rıza Kocaoğlu, Kuzey Güney, İçerde, Ezel gibi bilinen birçok dizi de rol almıştır. Çukur dizisinde 'Aliço' karakteriyle çoğumuzun hafızasında büyük yer edinen Rıza Kocaoğlu'nun kardeşi de kendisi gibi oyuncu Gözde Kocaoğlu! Gözde Kocaoğlu, Fatmagül'ün Suçu Ne dizisinde Kerim'in kardeşi 'Deniz' karakterini canlandırmıştı. Oyuncu, Babil Ve Aşk Laftan Anlamaz gibi ünlü dizilerde de boy gösterdi. <strong>Melisa Şenolsun - Efecan Şenolsun</strong> <img class="wp-image-48618 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/melisa_5323-300x276.jpg" alt="" width="829" height="763" /> Efecan Şenolsun, Güneşi Beklerken dizisinde Kerem'in yakın arkadaşı 'Can' karakterine hayat vermişti. Ardından Paramparça, Fi, Yaşamayanlar gibi önemli yapımlar da rol aldı. Kendisi gibi oyuncu olan kardeşi Melisa Şenolsun ise Masumlar Apartmanı dizisinde 'Rüya' karakteriyle ses getirmişti. Netflix'in başarılı yapımlarından Atiye dizisinde de rol alan Melisa Şenolsun başarılı oyunculuğuyla göz doldurmaya devam ediyor. Bence bu ikilinin de kardeş olduğunu çoğu kişi bilmiyordu.. Değil mi? :) <strong>Ek Bilgi: </strong>Aras Bulut İynemli ve Miray Daner'in kuzen olduklarını biliyor muydunuz? Artık biliyorsunuz. 😁

5
D
Dilaraaaa
·18 Eyl 13:54·Edebiyat

Bugün sizlere şiirlerini çok sevdiğim, Sultan Süleyman'ın mahlasından bahsedeceğim. 1. Süleyman, Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahıdır. Batı'da Muhteşem Süleyman, Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanuni Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar 46 yıl boyunca padişahlık yapan 1.Süleyman'ın mahlası <strong>"Muhibbi"</strong> hakkında konuşalım. Muhibbî, <strong>Osmanlı Sultanı Kanunî Sultan Süleyman'ın mahlasıdır</strong>. Mahlas'ı bilmeyenler için açıklayayım. Mahlas, genellikle Divan Şiiri ve Türk Halk Şiiri ozanlarının yapıtlarında kullandıkları ve ünlendikleri takma addır. Çoğu Osmanlı Padişahı gibi Kanuni Sultan Süleyman'ın da bir mahlası vardı; Muhibbi. <strong>Muhibbi; "Seven, sevgi besleyen anlamında Muhible ilgili." demektir.</strong> Ayrıca Muhibbi'den başka "Muhib" ve "Meftûnî" mahlaslarını da kullanmıştır. Fakat en bilineni bu mahlası olduğu için bunu ele aldım. Kaynaklar da Sultan Süleyman'ın şiirden iyi anladığı, alim ve şairlere itibar gösterdiği ve onları himaye ettiği yazar. Zaten o döneme bakarsak Kanuni zamanında yaşamış ve ün salmış bir sürü şair var. Doç Dr. Orhan Yavuz’un 2014 yılında hazırladığı ‘MuhibbÎ Dîvânı’ adlı çalışmanın tanıtım yazısında, <strong><em>“Şiir; Muhibbî’nin sığındığı, dinlendiği, konuştuğu emniyetli bir yer gibidir”</em></strong> der. <img class="wp-image-48521 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/ezgif.com-gif-maker-5-2-300x169.jpg" alt="" width="850" height="479" /> Buradan da anlıyoruz ki Sultan Süleyman şiir yazmaktan çok hoşlanan bir Padişahmış. Yazdığı aşk, kahramanlık ve düşünce şiirleriyle büyük bir divan meydana getirmiştir. <strong>"Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi" </strong> <em>Anlamı: "Halk devlete Sultan olmayı, en geçerli mertebe olarak görür. Oysa tek bir sağlıklı nefes, o yüce makamdan daha değerlidir." </em> beytin de olduğu gibi dillerden düşmeyen ve atasözü niteliğinde olan beyitler de yazmış. Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan arasındaki aşk tarihe geçmiş bir aşktır. Kanuni Sultan Süleyman, seferleri ve askeri başarılarının yanında aşkı ile de Osmanlı tarihine geçmiştir. Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan arasındaki aşk mektuplara da yansımıştır. Birbirlerine yazdıkları mektuplar bugün hala devlet arşivlerindedir ve incelendiğinde bu aşkın ne kadar büyük olduğu görülür. Gelin Kanuni'nin eşi Hürrem Sultan'a 'Muhibbi' mahlasıyla yazdığı bir şiiri inceleyelim. "Celis-i halvetim, varım, habibim mah-ı tabanım Enisim, mahremim, varım, güzeller şahı sultanım Hayatım, hasılım, ömrüm, şarab-ı kevserim, adnim Baharım, behçetim, rüzum, nigarım verd-i handanım Neşatım, işretim, bezmim, çerağım, neyyirim, şemim Turuncu u nar u narencim, benim şem-i şebistanım Nebatım, sükkerim, genc,m, cihan içinde bi-rencim Azizim, Yusufum varım, gönül Mısrındaki hanım Stanbulum, Karamanım, diyar-ı milket-i Rumum Bedahşanım ve Kıpçağım ve Bağdadım, Horasanım Saçı marım, kaşı yayım, gözü pür fitne, bimarım Ölürsem boynuna kanım, meded he na-müsülmanım Kapında çünki meddahım, seni medh ederim daim Yürek pür gam, gözüm pür nem, Muhibbiyim hoş halim!" <strong>Anlamı: </strong> <strong>"</strong>Benim birlikte olduğum, sevgilim, parıldayan ayım, Can dostum, en yakınım, güzellerin şahı sultanım. Hayatımın, yaşamımın sebebi Cennetim, Kevser şarabım Baharım, sevincim, günlerimin anlamı, gönlüme nakşolmuş resim gibi sevgilim, benim gülen gülüm, Sevinç kaynağım, içkimdeki lezzet, eğlenceli meclisim, nurlu parlak ışığım, meş’alem. Turuncum, narım, narencim, benim gecelerimin, visal odamın aydınlığı, Nebatım, şekerim, hazinem, cihanda hiç örselenmemiş, el değmemiş sevgilim. Gönlümdeki Mısır’ın Sultanı, Hazret-i Yusuf’um, varlığımın anlamı, İstanbul’um, Karaman’ım, Bütün Anadolu ve Rum ülkesindeki diyara bedel sevgilim. Değerli lal madeninin çıktığı yer olan Bedahşan’ım ve Kıpçağım, Bağdad’ım, Horasan’ım. Güzel saçlım, yay kaşlım, gözleri ışıl ışıl fitneler koparan sevgilim, hastayım! Eğer ölürsem benim vebalim senin boynunadır, çünkü bana eza ederek kanıma sen girdin, bana imdad et, ey Müslüman olmayan güzel sevgilim. Kapında, devamlı olarak seni medhederim, seni överim, sanki hep seni öğmek için görevlendirilmiş gibiyim. Yüreğim gam ile, gözlerim yaşlarla dolu, ben Muhibbi’yim, sevgi adamıyım, bana bir şeyler oldu, sarhoş gibiyim. Bir hoş hale geldim." Kanuni gerçekten aşk adamıymış. Her şeyden önce bir erkek olarak, sevdiği kadına olan hislerini ne güzel aktarmış değil mi? Daha bir sürü şiiri olan Kanuni'nin, Hürrem Sultan'a yazdığı şiirleri okuyunca bana hak vereceksiniz. Ayrıca Kanuni’nin şiirleri ilk kez II.Mahmut’un kendisi de şair olan kızı Adile Sultan tarafından 1308 (1890-1891) yılında İstanbul’da bastırılmış. Okuduğunuz için teşekkür ederim!

9
D
Dilaraaaa
·16 Eyl 05:30·Tarih

Bugün yazım da sizlere Osmanlı'nın hasekisi Hürrem Sultan'ın, Sultan Süleyman'dan olma oğlu Şehzade Bayezid'in eşlerinden bahsedeceğim. Şehzade Bayezid'in hikayesini aramızda bilmeyen yoktur. Şehzade Bayezid çok cesur ve cengaver bir şehzadeydi. Yiğitliği ve savaşçı ruhuyla, iyi yetişmiş, bir divan oluşturacak kadar şiir yazan şehzadelerden biriydi. Mizacı itibariyle babası Kanuni Sultan Süleyman'a çok benzerdi. Ne yazık ki babası henüz sağ iken kardeşi Şehzade Selim ile giriştiği taht mücadelesinde yenilmiş; sığındığı Safevi Şahı’nın sarayında babasının adamları tarafından oğulları ile birlikte boğularak öldürülmüştür. Gelin hep birlikte Osmanlı'nın yiğit Şehzadesi Bayezid'in ailesini inceleyelim. Şehzade Bayezid'in bilinen toplam 12 çocuğu olmuştur. Üç şehzade bebekken öldüğü için resmi kayıtlar da 9 olarak geçer. Bunlardan beşi erkek, dördü kız çocuğudur. Eşlerini tek tek inceleyelim. <img class="alignnone wp-image-47961" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/sehzade-bayezid-esi-kimdir-6263c9adf350d-300x200.jpg" alt="" width="690" height="460" /> <strong>1. Şah Perver Sultan </strong> Şah Perver Sultan, Çerkes Prensi Boletuko'nun kızıdır. 1541 yılında Kütahya Sancağı'nda izdivaç etmiştir. 1588'de vefat etmiştir. Bursa'da medfundur. Eşi ve oğlu idam edilince Mahidevran Sultan'ın yanına gitmek için izin istemiş ve Mahidevran Sultan ile Bursa'da kalmıştır. <strong>Çocukları: </strong>Şehzade Orhan 1542 yılında Kütahya'da doğdu. 1561 yılında Kazvin'de idam edildi. <strong>2. Çocuğu:</strong> Mihrimah Sultan 1547 yılında Kütahya'da doğdu. Damat Muzaffer Paşa ile nikahlanmıştır. 1596 yılında vefat etmiştir. <strong>2. Rukiye Sultan </strong> Rukiye Sultan, Arnavud Murat Bey'in kızıdır. 1542 yılında Kütahya'da izdivaç etmiştir. 1566 yılında vefat etmiştir. Bursa'da medfundur. <strong>Çocukları: </strong>Şehzade Osman 1544 yılında Kütahya'da doğdu. 1561 yılında Kazvin'de idam edildi. <strong>2. Çocuğu: </strong>Şehzade Mahmut 1553 yılında Kütahya'da doğdu. 1561 yılında Kazvin'de idam edildi. <strong>3. Çocuğu:</strong> Hatice Sultan 1549 yılında Kütahya'da doğdu. Ölüm tarihi bilinmemektedir. <strong>3. Gülferah Sultan</strong> Gülferah Sultan, Boşnak asıllıdır. 1545 yılında Kütahya'da izdivaç etmiştir. 1575 yılında vefat etmiştir. Bursa'da medfundur. <strong>Çocukları: </strong>Şehzade Abdullah 1547 yılında Kütahya'da doğdu. 1561 yılında Kazvin'de idam edildi. <strong>4. Hanife Sultan</strong> Hanife Sultan, Gürcü Nakaşidze Hanedanı'ndandır. 1540 yılında Batı Gürcistan'da doğmuştur. 1555 yılında Amasya'da izdivaç etmiştir. 1591 yılında Bursa'da vefat etmiştir. <strong>Çocukları: </strong>Şehzade Mehmet 1559 yılında Amasya'da doğdu. 1562 yılında Bursa'da idam edildi. <strong>2.Çocuğu:</strong> Hanzade Sultan 1556 yılında Kütahya'da doğdu. Ölüm tarihi bilinmemektedir. <strong>5. Cihanşah Sultan</strong> Cihanşah Sultan, Çerkes Beyi Arslanbek'in kızıdır. Mahidevran Sultan'ın kızı olan Raziye Sultan'a hizmet etmek için saraya girmiş fakat Şehzade Bayezid'e eş olarak seçilmiştir. Üç şehzadesi olan Cihanşah Sultan'ın oğullarının muhtemelen küçük yaştayken vefat ettikleri düşünülüyor. <strong>6. Muteber Sultan</strong> Muteber Sultan, 1578 yılında Bursa'da vefat etmiştir. <strong>Çocukları: </strong>Ayşe Sultan 1552 yılında Kütahya'da doğdu. Damat Eretnaoğlu Hoca Ali Paşa ile izdivaç etti. 1572 yılında Tokat'ta vefat etmiştir. <em><strong>Şehzade'nin Gözdeleri</strong></em> <strong>7. Gevher Hatun</strong> <strong>8. Perviz Hatun</strong> (1564 yılında Bursa'da vefat etti.) Ayrıca bir bilgi daha eklemek istiyorum. Bazı kaynaklar da Şehzade Bayezid'in, <strong>Fatma</strong> adında bir eşi olduğu ve şehzadenin ölüm haberini aldıktan sonra intihar ettiği şeklinde yazılara rastlamak mümkündür. Ayrıca doğan tüm çocukların <strong>Fatma Haseki Sultan</strong>'dan olduğu söylenir. Bu yüzden çoğu tarihçi tarafından kabul görmez. Diğer sultanların 'kesinlikle' var olduğu kaynaklarda belirtildiği için, bu bilgi doğru olarak kabul edilemez. Şehzade'nin eşlerinin hepsi Bursa'da vefat etmiş dikkat ettiyseniz. İşte bu bilgi ile bütün eşlerinin Mahidevran Sultan'la bir yakınlığı veya husumeti olduğu görülmektedir. Mahidevran Sultan, oğlu Şehzade Mustafa'nın vefatından sonra tüm yaşamını Bursa'da geçirmiştir. Zaman ayırıp, okuduğunuz için teşekkür ederim!

D
Dilaraaaa
·15 Eyl 15:24·Kültür

Bugün sizlere okurken etkilendiğim bazı tabloların hikayesinden bahsedeceğim. Umarım severek okursunuz. <strong>1. ARNOLFİ'NİN EVLENMESİ</strong> <em>Jan Van Eyck – 1389-1441 – HOLLANDA</em> Sanatçının bu resmi, tarihi açıdan da bir ilk olma özelliğine sahipmiş. Bu tablo, evlenme anının resmedilmesi nedeniyle, bir nevi <strong>‘evlilik cüzdanı’</strong> niteliği taşırmış. Benim eser de en çok dikkatimi çeken şey ayna. Duvardaki ayna, anı derinleştirmek için kullanılmış gibi. Aynaya dikkatlice bakıldığında, Van Eyck’ın da resmin içinde olduğunu görüyoruz. Ressam, kendini ‘an’a dahil ederek, resim sanatına farklı bir boyut kazandırmış. Bence eserin bu kadar önemli olmasının en önemli nedeni bu. <img class="alignnone wp-image-47872" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-26-300x193.jpg" alt="" width="838" height="539" /> <strong>2</strong>. <strong>TUIN DER LUSTEN – ZEVKLER BAHÇESİ</strong> <em>Hieronymus Bosch – 1450-1516 – HOLLANDA</em> Sanatçı bu eserinde bütün toplumsal kuralları yıkmış gibi durmuyor mu sizce de? Resmettiği çıplak insanların keyifli anlarını, fantastik bir hikaye içinde vermiş. Tabloda, bir yanda dünyadan zevk alan insanlar, diğer yanda günahları yüzünden cezalandırılanlar dikkat çekiyor. Ben çok etkilendim. Bence bu tabloda gerçeklere açıkça değinilmiş. <img class="alignnone wp-image-47874" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-1-15-300x161.jpg" alt="" width="898" height="482" /> <strong>3. </strong><strong>BIRTH OF VENUS – VENÜS'ÜN DOĞUŞU</strong> <em>Sandro Botticelli – 1445-1510 – İTALYA</em> Bu eserde, Tanrıça Venüs’ün bir deniz kabuğundan doğduğu ve çıplak güzelliğiyle etrafındakileri büyülediği an resmedilmiş. Hak verirsiniz ki bu Venüs tasviri, diğer sanatçılardan farklı olarak biraz erotiktir. Fotoğrafta ana karakterin göğsünü ve cinsel organını tam kapatamadığını görüyoruz ki doğuşunu resmeden bir eserde aslında bu bana normal geldi. Hatta bu kapatma biçimi sonrasında birçok heykeltraş tarafından taklit edilmiş. <strong>4. </strong><strong>SCHOOL OF ATHENS – ATİNA OKULU</strong> <em>Raffaello Sanzio – 1483-1520 – İTALYA</em> Atina Okulu, Raffaello'nun kariyerindeki en önemli eseriymiş. Eser eski Yunan filozoflarını tasvir ediyormuş. Tam ortada yan yana Eflatun, Aristo ve Sokrates'i görüyoruz. Ben felsefenin büyük argümanlarının içinde saklandığı eser olarak görüyorum Atina Okulu'nu. <img class="alignnone wp-image-47876" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-2-12-300x201.jpg" alt="" width="919" height="616" /> <strong>5. </strong><strong>CREATION OF ADAM – ADEM'İN YARATILIŞI </strong> <em>Michelangelo Buonarroti – 1475-1564 – İTALYA</em> Michelangelo, kendini heykeltıraş olarak tanımlayan bir sanatçı. En önemli eserlerinden ‘Adem’in Yaratılışı’, yaratılış efsanesindeki birbirine ancak parmak ucu kadar yakın ama bir o kadar ayrı düşmüş Tanrı ve Adem’in hikayesini konu almış. Resimde birbirine değen işaret parmakları, Tanrı’nın Adem’i kendi suretinden yarattığına gönderme yapmış. Eminim hepimiz bu resmi çoğu yerde kullanılırken görmüşüzdür. <img class="alignnone wp-image-47905" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-8-4-300x194.jpg" alt="" width="999" height="646" /> &nbsp; <strong>6. </strong><strong>THE NIGHT WATCH – GECE BEKÇİLERİ</strong> <em>Harmensz van Rijn Rembrandt – 1606-1669 – HOLLANDA</em> Bu resimde, Yüzbaşı Frans Banning Cocq ve Teğmen Willem Van Ruytenbuch komutasındaki şehir muhafızlarının gece devriyesi anlatılmış. Resimde dikkatimi çeken en önemli detay, ışık gölge karşıtlığının, ressam tarafından ustaca kullanılması sayesinde, tüm figürlerin canlıymış gibi algılanması. Bence bu yönüyle muazzam bir eser. <img class="alignnone wp-image-47898" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-5-10-300x220.jpg" alt="" width="805" height="590" /> <strong>7. </strong><strong>NAVE NAVE MOE</strong> <em>Paul Gauguin – 1848-1903 – FRANSA</em> Bu resim, Tahitili iki genç kızın gün ortasındaki en saf halini anlatırmış. Bence ressamın kullandığı canlı renkler ve resmin doğallığı, ressamın başarısını göstermiş. Bu yönüyle resimde bulunan iki kız kompozisyondan uzak, yapıştırma gibi duruyorlar. <img class="alignnone wp-image-47897" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-4-12-300x224.jpg" alt="" width="813" height="607" /> <strong>8. </strong><strong>NIGHTHAWKS – GECE KUŞLARI</strong> <em>Edward Hopper – 1882-1967 – ABD 1942</em> Sanatçı, Manhattan’daki bir restorandan esinlenerek <strong>'Gece Kuşları'</strong> tablosunu çizmiş ve bu tablo Amerika tarihinin en önemli eserlerinden biri kabul edilmiş.Tabloda gördüğümüz kadarıyla gece geç bir saatte, tüm şehir uyumasına rağmen, birbirine yakın duran ama hiç konuşmayan üç müşteri var. Okuduğuma göre bu resim, Ünlü<strong> Pearl Harbour</strong> saldırısı sonrası yapılmış. Hatta garsonun başındaki denizci şapkası, bu üzücü olaya gönderme yapmak için çizilmiş. Resim de birbiriyle hiç konuşmadan duran üç insanın aralarındaki kopukluk ve karamsar halleri, dönemin Amerikan toplumunun psikolojik yansımasıymış. <strong>9. </strong><strong>THE TWO FRIDAS – İKİ FRİDA</strong> <em>Frida Kahlo – 1907-1954 – MEKSİKA</em> Aramızda Frida Kahlo'yu tanımayan yoktur değil mi? Çoğumuzun bildiği gibi Frida, 15 yaşında geçirdiği ağır trafik kazasında ciddi şekilde sakat kalır. Geri kalan hayatını hastaneler ve ameliyatlar arasında geçirir. Frida’nın hemen her tablosu, hayatı boyunca çektiği acılardan feyz almış. Kadınların toplum içinde karşılaştıkları zorlukları ve erkek egemenliğinin altında kalan kadın imajını tablolarına yansıtmış. Gerçekten kendisi hayran olduğum sanatçılardan biridir. <img class="alignnone wp-image-47902" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-7-3-300x300.jpg" alt="" width="905" height="905" /> <strong>10. </strong><strong>LA PERSISTENCIA DE LA MEMORIA – BELLEĞİN AZMİ </strong> <em>Salvador Dali – 1904-1989 – İSPANYA-1931</em> Sanatçının en ünlü tablolarından<strong> ‘Belleğin Azmi’</strong>, eriyen cep saatleri sembolizminde, zamanı ve belleği kullanır. Yapıt, Dali’nin ‘yumuşaklık’ ve ‘sertlik’ anlayışına önemli bir örnektir. Bir ağustos güneşi sıcağında eriyen Camembert peynirinden ilham almış ve yağlı boya ile çalışmış. Bu eser, değişmez ve katı olan zaman anlayışını protesto niteliğindedir. <img class="alignnone wp-image-47892" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-3-12-300x168.jpg" alt="" width="822" height="461" /> <strong>11. </strong><strong>BLACK SQUARE – SİYAH KARE</strong> <em>Kasimir Malevich – 1879-1935 – RUSYA</em> Sanatçının <strong>‘Black Square’</strong> adını verdiği etkileyici tablosunda siyah kare sezgi, beyaz alan da onun ötesindeki boşluğu yansıtıyormuş. Malevich, bir şeyin değil, hiçbir şeyin resmi olarak bilinen bu tabloyu, aynı dönem de<strong> ‘sıfır biçim</strong>’ olarak yorumlamış. <img class="alignnone wp-image-47893" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-2-13-300x225.jpg" alt="" width="819" height="614" /> <strong>12. </strong><strong>VASE WITH TWO SUNFLOWERS – VAZODA ON İKİ AYÇİÇEĞİ</strong> <em>Vincent Van Gogh – 1853-1890 – HOLLANDA</em> Sanatçının en ünlü tablolarından biri olan<strong> ‘Vazoda On İki Ayçiçeği’</strong>, parlak sarı rengi ve hemen tuvalden çıkacakmış gibi canlı oluşuyla sanatseverlerden tam not almış. Gerçekten de muazzam durmuyor mu? Vazoda görünen 12 ayçiçeği, gerçekliğinden çok, ressamın kendi iç dünyasındaki yansıması olarak tuvale taşınmış. <strong>13. </strong><strong>THE THIRD OF MAY 1808 – 3 MAYIS 1808</strong> <em>Francisco Goya – 1746-1828 – İSPANYA</em> Goya, eserini Fransızların 1808’de Madrid’i işgali sırasında, Napolyon’un askerlerine direnen ve çaresiz kalan İspanyolların anısına resmetmiştir. Tablo, kanlı bir savaşı resmederek, tarihe ışık tuttuğu için önemlidir. <img class="alignnone wp-image-47879" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-1-16-300x232.jpg" alt="" width="820" height="634" /> <strong>14. </strong><strong>THE SWING – SALINCAK</strong> <em>Jean Honore Fragonard – FRANSA</em> Ressam eserlerinde, erotizm, toplumsal düzendeki çarpıklıklar, ‘an’ın resmi ya da aldatma gibi güncel temaları işlemiştir. En önemli tablosu olan <strong>‘Salıncak’</strong>, halinden memnun bir adamın, salıncakta sallanan genç kızın bacakları arasındaki gizli şeye baktığı anı anlatır. Eserde Fragonard, o dönemin kadınlarının, kabarık elbiseler giymesine rağmen iç çamaşırı kullanmayarak, erkekleri kendine bağladığına gönderme yapar. <img class="alignnone wp-image-47878" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-27-300x157.jpg" alt="" width="822" height="430" /> <strong>15. </strong><strong>GUERNICA</strong> Guernica, Pablo Picasso tarafından 1937’de yapılan, İspanya İç Savaşı sırasında Nazi Almanyası’na ait 28 bombardıman uçağının 26 Nisan 1937’de İspanya’daki Guernica şehrini bombalamasını anlatan, <strong>anıtsal bir tablo</strong> niteliği taşırmış. Ne yazık ki saldırı sırasında 250 ila 1.600 kişi hayatını kaybetmiş, çok daha fazla sayıda kişi de yaralanmış. Picasso, saldırıdan sonraki 15 gün içinde bu duvar resmini tamamladıktan sonra tablo ufak bir dünya turu kapsamında çeşitli ülkelerde sergilenmiş ve beğeni toplamış. Gerçekten Guernica'yı, savaş trajedilerinin ve savaşın insanlar üzerindeki acı verici etkilerinin bir özeti olarak görüyorum... Daha hikayesini bilmediğimiz birçok tablo var. Hepsinin derinlerine inmek ve incelemek çoğu kişi gibi bana da haz veriyor. Beğendiğim eserleri sizlerle paylaştım. Yorumlarınızı merak ediyorum.

D
Dilaraaaa
·13 Eyl 13:54·İnsan

Bugün konumuz sosyalleşmek! Eminim birçoğumuz bu konuda çok zorlanmışızdır ve hala zorlanmaya devam ediyoruzdur. İsterseniz önce sosyalleşmenin kelime anlamını öğrenelim. Sonra sizlere kendi tecrübelerimi aktaracağım. Birey, içine doğduğu kültürel ortamın özelliklerini anne-babasından, yakınlarından, arkadaşlarından, okuldan, sokaktan ve iş ortamından öğrenir. Ömür boyu süren bu öğrenme ve uyum sürecine <strong>sosyalleşme</strong> denir. Birey, sosyalleşme süreciyle içinde yaşadığı toplumun bir üyesi olur. Olayları algılayış tarzından giyim tarzına, düşünüş tarzından davranış biçimine kadar her konuda kültürden etkilenir. Sosyalleşmeyi birkaç örnekle açıklayalım; 1. İnternet, kitap, televizyon, gazete, dergi vb yayın organları okumak / kullanmak. 2. Toplu takım halinde sporlar veya bireysel olup turnuva veya yarışmalara katıldığımız sporlar. 3. Sanat ile uğraşmak. Çünkü sanatın her dalı insanı sosyalleştirir. 4. Okula gitmek veya bir işte çalışmak. 5. Grup, takım, gezi ve kulüplere katılmak vs. Bir insan doğduğu andan beri sosyalleşmeyi öğrenebilir mi? Tabi ki evet! <img class="alignnone wp-image-47438" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-7-2-300x199.jpg" alt="" width="917" height="608" /> <strong>Bebeğinizin</strong> <strong>sosyalleşmesi</strong>, iletişim kurma kabiliyetinin temelini oluşturur. Aynı zamanda dil gelişimine ve empati hissinin oluşmasına da destek olur. Ebeveyn olarak bebeğinizi kucağınıza aldığınız andan itibaren onunla iletişim kurarak sosyalleşmesine katkıda bulunabilirsiniz. Bebeğinizle yüz yüze etkileşimde bulunmanız, onun farklı sesleri ayırt etmesine ve insanların duygularını nasıl ifade ettiklerini algılamasına yardımcı olur. Bebeğinizle göz teması kurmak, ona gülümsemek ve şarkı söylemek, sosyal ilişkilerinin gelişmesine destek olur. Bebeğinizin farklı ortamlarda bulunması, onun mizacını anlamanıza ve desteğe ihtiyaç duyan taraflarını gözlemlemenize yardımcı olur. Gerek birebir gerek grup içerisinde, sosyal gelişimine katkıda bulunacak oyunlar oynatarak bebeğinize destek olabilirsiniz. Peki bizler bunların ne kadarını uyguladık? Bebeklikten beri gerçekten sosyal bir insan mıyız? İlk defa tanıştığımız insanların yanında, yeni bir ortama girince utanmadan, çekinmeden onlarla iletişim kurabildik mi? Maalesef çoğumuz bunu uygulayamadık. Ne yaptıysak yapalım, toplumsal dayatmalar yüzünden bir türlü sosyalleşemedik. Kimimiz çocukken hala bu durumu yaşıyor, kimimiz gençken, kimimiz de yaşlılığında. Aslında bu bir süreç. Her şey gibi bunu da değiştirmek bizim elimizde. Dilersek her ortama ayak uydurabiliriz. İnsanların arasına karışarak onlarla iletişimimizi güçlendirebiliriz. <img class="alignnone wp-image-47442" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-8-3-300x168.jpg" alt="" width="937" height="525" /> Ben bu yazım da kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak bana iyi gelen uygulamaları yazacağım. Sosyalleşemeyen insanlar için bir umut kapısı olabilirsem ne mutlu bana! İşte benim bu durumu aşabilmek için uyguladığım bazı uygulamalar; <strong>1.</strong> Öncelikle ruh halim iyi olmasa bile kendimi dışarı attım. Çünkü tek başıma kalınca her şeyi düşünüp kafama takıyordum ve bu durum beni daha da yıpratıyordu. Kendinizi dışarı atın ve temiz havanın tadını çıkarın. <strong>2.</strong> "Müzik, ruhun gıdasıdır." diye boşa dememişler. Gerçekten de öyle. Kendinizi şu koca dünya da yalnız hissediyorsanız açın müziği son ses dinleyin. Enerjik ve öz güveninizi yükseltecek şarkılar dinlemek, hızlı sosyalleşmenize yardımcı olacaktır. <strong>3.</strong> Dans edin. Sokakta, evde, kendinizi rahat ya da tam tersi utangaç hissettiğiniz yerlerde durmadan dans edin. Toplum içinde ya da yalnız hiç fark etmez yeter ki dansın ritmine kendinizi kaptırıp, yeteneklerinizin farkına varın. <strong>4. </strong>Okula gitmek mi istemiyorsunuz? Orada sevmediğiniz/hoşlanmadığınız insanlar mı var? Hiç önemli değil. Siz niye onlar orada diye oraya gitmiyorsunuz ki, tam tersi gideceksiniz. Korkularınızın, nefretlerinizin üstüne gideceksiniz. Kimseden çekinmediğinizi, onların sizin hayatınızda sizi üzecek kadar bir yerleri olmadığını göstermelisiniz. Dünyaya toz pembe bakın demiyorum. Sadece öz güvenli olun yeter! <strong>5.</strong> Arkadaşınızla dışarı çıkmak istiyorsunuz ama o gelmek istemiyor. Olabilir. Siz de diretiyorsunuz sırf yalnız dışarı çıkmamak için. Çıkın. Tek başınıza bu hayatta bir şeyler yapabileceğinizi gösterin. Kimseye kanıtlamanıza gerek yok. Kendinize kanıtlayın yeter! Bu ufacık detaylar bile o kadar önemli ki! Çünkü bir şeye nasıl başlarsanız öyle gidiyor. Bunlar benim önerilerimden sadece birkaçıydı. Bu kadar ufak görünen şeyler mi beni sosyal bir insan yapacak diyor olabilirsiniz. Ama inanın bana her şey ufak bir adım atmakla başlar. Kimseye muhtaç değiliz bu hayatta. Kimsenin onayına ihtiyacımız yok. Bu hayata bir kere geliyoruz ve istediğimiz gibi yaşayalım. Hiçbir şey içimiz de kalmadan!.. Hepinize sosyalleşmeli günler diliyorum ve hepinizi kucaklıyorum. Unutmayın bu hayatta yalnız değilsiniz. <!--/data/user/0/com.samsung.android.app.notes/files/clipdata/clipdata_bodytext_220913_150628_781.sdocx-->

6
D
Dilaraaaa
·10 Eyl 12:14·Tarih

Bugün yazım da sizlere Osmanlı'nın bahtsız hasekisi Mahidevran Sultan'ın, Sultan Süleyman'dan olma oğlu Şehzade Mustafa'nın eşlerinden bahsedeceğim. Şehzade Mustafa'nın hikayesini aramızda bilmeyen yoktur değil mi? Şehzade Mustafa öyle cesur, öyle yiğit bir şehzadeydi ki sadece ailesinin değil tüm cihanın sevgilisiydi. Şehzade Mustafa'nın idamı devletin istikbalinin çöküşüne sebebiyet veren en önemli hadiselerden biridir. Şehzadeye olan sevgi yüzünden bugün hala 'Osmanlı'nın Tahtsız Padişahı' olarak anılır. Gelin hep birlikte Osmanlı'nın vicdanı Şehzade Mustafa'nın ailesini inceleyelim. Şehzade Mustafa'nın idamından sonra maalesef oğulları da öldürüldüğünden soyu yok edilmiştir. Ancak kızları hayatta kalmıştır. Şehzade Mustafa'nın toplam 6 çocuğu olmuştur fakat 2 tanesi henüz kundaktayken öldüğü için kayıtlara 4 çocuk olarak geçmiştir. Ayrıca Şehzade'nin bütün kadınlarını da annesi Mahidevran Sultan seçmiştir. Bu kızlar da tıpkı annesi gibi Çerkez diyarından gelmişlerdir. Zaten Mahidevran Sultan özellikle gelinlerinin kendi halkından olmalarına özen göstermiştir. Bu yüzden de Temruk Hanedanıyla akraba ve dost olan ailelerin kızlarını oğlu Mustafa'nın haremi için saraya aldırmıştır. Eşlerinden birinin Kırımlı olduğu biliniyor ve bir erkek ve bir kız çocuğu dünyaya getirdiği kayıtlar da geçiyor. Dilerseniz eşlerini tek tek inceleyelim. <strong>1. Fatma Handan Sultan</strong> <strong><img class=" wp-image-46798 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/764658-300x209.jpg" alt="" width="659" height="459" /> </strong> Fatma Handan Hatun, Çerkez Prensi Kaituko'nun kızıdır. 1534 yılında Saruhan Sancağı'nda nikahlanmıştır. Bursa Üç Hanım Kızlar Türbesi'nde medfundur. <strong>Çocukları:</strong> Şehzade Ahmed 1538 senesinde Manisa'da doğdu. 1553 senesinde Konya'da öldü. Şehzade Ahmed aynı zaman da amcasının ismini taşımaktadır. Mahidevran Sultan'ın oğullarından Şehzade Ahmed'de 1553 senesin de öldürüldüğünden acı bir tesadüftür. <strong>2. Nurcihan-Begüm Sultan</strong> Nurcihan Begüm Hatun, Tatar Prensi Daşkın'ın kızıdır. 1537 yılında Saruhan Sancağı'nda nikahlanmıştır. Bursa Üç Hanımlar Türbesi'nde medfundur. <strong>Çocukları:</strong> Nergisşah Sultan 1536 yılında Manisa'da doğdu. 1598 yılında Bursa'da öldü. Damat Cenabi Ahmet Paşa ile 1554 tarihinde izdivaç etti. <strong>3. Hatice Ayşe Sultan</strong> Hatice Ayşe Hatun, Çerkez Prensi Pşeabşoko'nun kızıdır. 1542 yılında Amasya Sancağı'nda nikahlanmıştır. Bursa'da medfundur. <strong>Çocukları:</strong> Bir şehzade kundakta öldü. Bir sultan kundakta öldü. <strong>4. Futuha-Begüm Sultan</strong> Futuha Begüm Hatun, Kırım Prensi Mahmud Giray'ın kızıdır. 1530 yılında Kırım'da doğmuştur. 1571 yılında İstanbul'da ölmüştür. 1545 yılında Amasya Sancağı'nda nikahlanmıştır. İki çocuğu vardır. <strong>Çocukları: </strong>Şehzade Mehmet 1546 yılında Amasya'da doğdu. 1553 yılında Bursa'da, Hadım İbrahim Paşa tarafından boğduruldu. Muradiye Külliyesi Mustafa-i Cedid Türbesi'ne defnedildi. <strong>2.Çocuğu:</strong> Şah Sultan 1549 yılında Amasya'da doğdu. 1577 yılında İstanbul'da ölmüştür. Damat Abdülkerim Ağa ile 1562 yılında izdivaç etmiştir. Futuha Begüm Hatun, eşi Şehzade Mustafa'nın idamından sonra İstanbul'a gönderilip sarayın emri üzerine 1564 yılında Kubbe Veziri Pertev Mehmet Paşa ile evlenmiş, çocuk sahibi olmuştur. Vefat ettikten sonra Eyüp Pertev Paşa Türbesi'ne defnedilmiştir. Fatma Handan Hatun ve Nuricihan Begüm Hatun ise Mahidevran Sultan'la beraber Bursa'da sürgünde yaşamışlar ve orada ölmüşlerdir. Her ikisi de ikinci evliliklerini yapmamışlardır. Biri Mahidevran Sultan'dan önce, diğeri de sonra ölmüştür. <img class=" wp-image-46801 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/1005991_620x360-300x174.jpg" alt="" width="706" height="409" /> Her iki Sultan da çok vefakar ve hürmetkarlarmış. Şehzade Mustafa'ya ve Mahidevran Sultan'a çok bağlı oldukları Bursa'dan ayrılmamalarından anlaşılıyor. 2.Selim Padişah olunca memleketlerine geri dönebileceklerine müsaade edileceği söylenmiş. Buna rağmen Mahidevran'ın yanından ayrılmamışlar. Nurcihan Hatun kızı Nergisşah Sultan'ı yalnız bırakmamak için kalmış da olabilir. Fakat Handan Hatun oğlunun öldürülmesinden dolayı çocuksuz kaldığından memleketine dönmesi beklenirken o gitmemiş ve sadakatle Mahidevran'ın yanında ömrünün sonuna kadar yaşamıştır. Nurcihan ve Handan Hatunlar Bursa'da Hanım Kızlar Türbesi'nde medfundurlar. Bu türbede Şehzade Mustafa'nın eşlerinden hariç önceden ölmüş iki hanedan gelini daha yatmaktadır. Şu konuya da değinmek istiyorum. Şehzade Mustafa'nın bilinen bir eşi daha var. Çoğu kaynakta adı geçer. Bu eşinin adı da Rümeysa Sultan'dır. Son olarak Şehzade'nin eşi Rümeysa'yı da tanıyalım. <strong>5. Rümeysa Sultan</strong> 1516 yılında doğmuştur. Asıl adı Nadia Frankos'dur. Aslen Bosna Herseklidir. 12 yaşında Osmanlı haremine girmiştir. Rümeysa Sultan güzelliği ve zekasıyla Şehzade Mustafa'nın dikkatini çekmeyi başarmıştır. Şehzade Mustafa'nın 4 çocuğunun annesidir. 1547 yılında ilk çocuğu Şehzade Mehmet'i doğurmuştur. 1553 yılında Şehzade Mustafa'nın idam edilmesinden sonra Mehmet'in de büyüyünce dedesi Kanuni Sultan Süleyman'a isyan açacağı düşüncesiyle 6 yaşındaki Şehzade Mehmet'te boğdurulmuştur. Şehzade Mustafa'nın ve çocuklarının boğdurulmasından sonra İzmir'e yerleşen Rümeysa Sultan, İzmir'in <em>Kadın Efendisi </em>olarak kabul edilmiştir. Bu yüzden Ege'de herkes onu sayar severdi, padişah gibi görürdü. Adaletli, zeki ve ağırbaşlı olduğu için Ege'de kime sorulursa direkt o gösterilirdi. Bu huyuyla Şehzade Mustafa'nın eşi olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. <strong>Çocukları: </strong>Şehzade Orhan, Şehzade Mehmet, Handan Sultan ve Mihrişah Sultan. Allah hepsine rahmet etsin. Nur içinde yatsınlar.