Geçmişten bugüne gelişen ve sürekli olarak kendisini yenileyen iletişim teknolojileri toplumların bir takım ürünleri benimsemesinde, kullanmasında ve doyuma ulaşmasındaki en önemli araçlar olarak görülmektedir. Dolayısıyla kitle iletişim araçları bireylerin ve toplumların neyi tüketip tüketmeyeceği noktasında da belirli stratejiler geliştirmektedir. Bu durum, iletişim teknolojileri ve kitle iletişim araçlarının tüketimi etkilediğinin ve bir tüketim aracı olduğunun göstergesidir. Günümüz toplumlarındaki kapitalist ilişkiler sonucunda ortaya çıkan tüketme arzusu, üretimin oldukça önüne geçmiştir. Bu durum, toplumsal yaşam içerisinde popüler olana yönelimi beraberinde getirirken popüler olanı tüketmek insanlara haz ve mutluluk vermektedir. Bunun en temel sebebi ise kişilerdeki narsis duyguların sürekli olarak kendisini yenilemesinde yatmaktadır. Dolayısıyla kişilerdeki popüler olana ulaşma arzusu, bireylerin tüketim alışkanlığını körüklemektedir. Bu kapsamda mutluluğun satın alınmış ürünlere verilen maddi karşılıklar kadar olduğu ise kişiler veya toplumlar açısından unutulmaktadır. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/02188907-86F8-4709-BBDA-337B61E6792F.jpeg" alt="" width="662" height="373" /> <strong>Popüler Kültür</strong> (Latince: Populus / halk) veya <strong>Pop Kültürü</strong>, 20. yüzyıldan sonra özellikle toplumsal modernleşme ile toplu kültür olarak yayılan, kavram olarak kültürel gelişmeleri ve günlük uygulamaları kapsamakta, aynı zamanda genel ve tarafsız olarak eski halk kültürü kavramı yerine geçmekte. Popüler kültür daha çok bir alan jargonu iken, pop kültürü daha çok ortam jargonu olarak kabul görmektedir. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre ise, popüler kültür kavramının tanımı "isim; belli bir dönem için geçerli olan, hızlı üretilen ve hızlı tüketilen kültürel ögelerin bütünü" olarak açıklanmıştır. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/5477CEEA-1438-41E5-8D3A-8BD8A81DCFAC.jpeg" alt="" width="662" height="370" /> <strong>Popüler kültür</strong>, yeni ve farklı bir kültür kalıbı ve kültür biçimi olarak dikkat çeker. <strong>Popüler</strong>; halka ait, yaygın, kitlesel demektir; <strong>popüler kültür </strong>ise çoğunluk ve kitleler tarafından benimsenen kültür demektir.<strong>Popüler kültür </strong>en geniş ve kabul gören tanımıyla gündelik hayatın kültürüdür. Gündelik hayatın bütün kurumlarında ve ritüellerinde kendini gösterir. Gündelik hayat içinde belirli bir yaşam tarzının ideolojik olarak yeniden üretilmesinin ön koşullarını da sağlar. Gündelik ideolojinin yaygınlaşma ve onaylanma ortamını yaratır. Dolayısıyla <strong>popüler kültür </strong>gündelik hayat içindeki iktidar mücadelesinin de alanıdır. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/5305904A-8109-4523-8CAD-F435E71812F1.jpeg" alt="" width="573" height="386" /> Tüm bu anlatılar çerçevesinde genel bir ifade kullanmak gerekirse popüler kültürün mutluluk tüketimi üzerindeki etkisi bariz bir şekilde araçsal anlamda insanların duygularına hitap eden bir sattırma politikasından öteye geçemezken insanların narsis duygusu kullanılaraktan popüler kültürün dayantıları insanlara benimsetilir. İnsanlar bir takım metaları tükettiklerinde mutlu olabileceklerini düşünmektedir. Kitle veya popüler kültür bir takım ürünleri kapitalist sistem içesinde bireylere sattırmak isterken bireylere o malı ve hizmeti kullandıklarında mutluluk vadetmektedir. Burada ki temel mesele görünürde tamamen mutlu olmak üzerine kurulu olsa da asıl amaç kapitalizmin kazanmasından öteye geçememektedir. Popüler kültür bireylerin tek tip tüketim anlayışını kullanaraktan kişilerin duygusal anlamda yoksunluğuna sebep olmaktadır. Bununla birlikte gerçek anlamda popüler kültür bireylerde standart ve paraya dayalı bir mutluluk duygusu geliştirmektedir. İnsanlar tüketim alışkanlıkları çerçevesinde mutlu olmak için aldıkları bir ürünle geçici hazlar yaşarken kendi mutluluklarına maddi anlamda bir değer biçtiklerini unutmuşlardır. Bu düzen geçmişte böyle olmuşken gelecekte de böyle olacaktır.
Şükrü Bıyıklı
@sukrubiyikli
<strong>Konu okuma kültürü olunca ‘okumayı alışkanlık haline getirenler’ ve ‘sadece okumaları söylendiğiiçin zorla okuyanlar’ olarak ayrılabiliyor insanlar. Peki, Türk toplumu okuyor mu?</strong> Kitap okuma kültürü insanların kendi zamanlarını kitap okumalarıyla doldurması olarak tanımlanıyor. Kitap, boş zamanda okunacak bir olay ve alışkanlık olarak tanımlanmazken kitap kültürü; insan ve gelecek nesiller yetiştiren bir olgu olarak vurgulanıyor. Eski Türk tarihine bakıldığında, kâğıt ve kitabın göçebe hayattan dolayı Türklere geç gelmesiyle beraber yazı ve yerleşik hayatla tanışıldıktan sonra kitap okumak Türk kültürüyle bağdaştırılıyor. Bu süreçle beraber Türk kültüründe önemli isimler olan Farabi, İbn-i Sina veya Nizamülmülk gibi kişilerin yetişmeye başladığını belirtiliyor. <strong>Her yerde kitap okunmalı</strong> Her zaman ve her yerde kitap okunması gerektiğini aktaran kitapçı Can Ahmet Çelik, okunulan kitapların insanların kendileriyle ve ilgi alanlarıyla bağdaşması gerektiğinin bilgisini veriyor. Kitap okumak için bir yer sınırlamasının olmadığı kaydedilirken, bireylerin yaşam alanlarının farklı yerlerinde 3 veya 4 farklı kitabın birlikte okunmasının kitap okuma alışkanlığı açısından önemi aktarılıyor. <strong>‘Beyin okudukça gelişir’</strong> Kitap okuyan insanların kelime haznesi güçlenirken, konuşma alışkanlığı da gelişiyor. Bununla beraber bilgi dağarcığı artıyor ve beyin içi doldukça genişliyor. Beynin içinin dolması ise kitap okuma sayesinde gerçekleşiyor. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/ssss.jpg" alt="" width="593" height="310" /> <strong>Okuyan ve okumayan bireyler arasındaki farklar</strong> Kitap okuyan ve okumayan bireyler arasındaki farklardan bahseden Çelik, “Bireylerin konuşmasından tutunda çocuklarını yetiştirmesine kadar, yaptığı işin zevk ve verimine varıncaya kadar, yolda yürüyüşüne ve insanları rahatsız etmemeye kadar her türlü alanda kitap okuyan ve okumayan birey arasındaki farklar ortaya koyulabilir” diye konuşurken hayatta uygulanabilecek bütün bilgilerin kitaplardan öğrenilebileceğine dikkat çekiyor. <strong>Türkiye Dünyada orta sıralarda</strong> Türkiye’nin kitap okuma alışkanlığı açısından dünyada ortalarda olduğu dile getirilirken 2019 verilerine göre dünyada en çok kitap okuyan toplumun, Hintliler olduğu bilgisi veriliyor. Kitap okuma alışkanlığının artmasıyla insanların kendi ülkelerine de katkılarının artacağı ifade edilirken, ülke yöneticilerinin de kitap okumaya teşvik etmesi gerektiğinden bahsediliyor. Ayrıca teknolojiyi kullanarak da kitap okunulabileceği dile getirilirken okumanın bir sınırının olmadığı söyleniyor.
<strong>Yağ somunu Konya'nın geçmişten bugüne getirmiş olduğu bir lezzet olarak belirginleşiyor. Osmanlı'dan bugüne kadar ulaşan yağ somunu, Konya'da geleneksel bir lezzet olarak yemek severlerle buluşuyor. Yağ Somunu Ustası Emrah Gümüşer, Konya ile özdeşleşmiş olan bu yemek hakkında bilgi verdi.</strong> Yağ Somunu Ustası Emrah Gümüşer, yağ somununun Konya’da geleneksel bir tat olduğunu söyledi. Gümüşer, yağ somunu için “Osmanlı'dan bugüne kadar uzanan lezzetiyle vazgeçilmez bir hale geldi. Halkımız özellikle sabah namazından sonra işlerine gitmeden önce yağ somununu yiyor. Cep yakmıyor, maliyeti az, karın doyuruyor ve bir o kadar lezzetli ve birçok kişi tarafından tercih edilen bir yiyecek” dedi. <img class="size-large wp-image-29799 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/en_kolay_yag_somonu_nasil_yapilir_yag_somonunun_puf_noktalari_1618042164_8682-800x485.webp" alt="" width="662" height="401" /> <strong>‘Ustalarımızdan öğrendik çıraklarda bizden öğrenecek’</strong> Usta Emrah Gümüşer, mesleğine 11 yaşında, usta çırak ilişkisiyle başladığını ve bir meslek sahibi olmak amacıyla bu mesleğe adım attığını belirtip yağ somununun kuşak aktarımında, “Bu yiyeceğin ileri dönemlere aktarımı bizim yetiştirdiğimiz çıraklara bağlı. Sonuçta biz de ustalarımızdan gördük, öğrendik çıraklarda bizden öğrenecek” cümlesini kullandı. <strong>Konya’da da çok bilinmiyor</strong> Somun Ustası Gümüşer, Konya’nın birçok yerinde bu yemeğin bilinmediğini Mevlana ve Karatay bölgesine has bir yiyecek olduğunu dile getirdi. Somunun hamuru hakkında da konuşan Gümüşer, “Yağ somunun hamuru kabarık olur mayası biraz fazla olur. Baklavalık unla karıştırırız. Yağ somunun aslı içerisinde ki tereyağıdır” dedi. Somunun temel malzemelerinin küflü peynir ve tereyağ olduğunu da kaydeden Gümüşer, beyaz peynirli, sucuklu, pastırmalı gibi birçok çeşidi olduğunu ifade etti. <strong>Soğuk havalarda tercih ediliyor</strong> Yağ somununun genellikle sıcak havalarda tercih edilmediğini belirten Gümüşer, “Sıcak havalarda yağ somunu ağır gelebilir. Kış aylarında insanların içini ısıtmak amacıyla tercih ettikleri bir yiyecek” şeklinde konuştu. Konya’nın geleneksel lezzeti olan ‘Yağ Somunu’ yemek severleri bekliyor.
<strong>Mutlu olmaktan korkuyor musunuz? </strong><strong>Eğer mutlu olursanız başınıza kötü şeylerin geleceğini mi düşünüyorsunuz?</strong> <h2><strong> O zaman siz de mutluluk fobisine sahip olabilirsiniz. </strong></h2> <strong>Diğer adı çerofobi olarak da bilinen "Mutluluk Korkusu'nu" sizler için araştırdık.</strong> Çerofobi kişilerinin aslında her zaman mutsuz olmadıkları sadece mutluluklarını ifade etmekten korktukları vurgulanıyor. Fobinin, diğer fobiler gibi genellikle bireylerin geçmişte yaşadıkları travmatik olaylardan kaynaklandığı bilgisi verilirken, fobinin asıl belirtisinin mutlu ve neşeli hissetmekten kaçınma çabası olduğu kaydediliyor. Bunun dışında düzensiz kalp atışı, nefes darlığı, endişe hali veya bulantı gibi olgularda gözlemlenebiliyor. <strong>"Doğu toplumlarında daha yoğun" </strong> Çerofobi’nin doğu toplumlarında daha yoğun ve yaygın olarak görüldüğü bilinse de fobiye bütün dünya toplumlarında rastlanabileceği dikkat çekiyor. Mutluluk fobisine yakalanan kişilerin, insani ilişki ve hayatın merkezinde yer almaktan kaçtıklarını, sürekli endişe hissettiklerini ve mutluluğun onlar için gerçek dışı bir hayal olduğunu ifade eden Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Mezunu Yasemin Söğüt; “Bu insanlar için, diğer insanların çoğu güvenilmezdir ve onlar mutluluk yaşatabilecek olaylardan ve etkinliklerden kaçınıyor” şeklinde konuşuyor. <img class=" wp-image-29446 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/cherophobia-300x279.jpg" alt="" width="548" height="510" /> <strong>"Tedavisi mevcut"</strong> Mutluluk fobisinin de tıpkı diğer fobilerde olduğu gibi tedavisinin olduğu aktarılırken ‘sistematik duyarsızlaştırma’ yönteminin en sık kullanılan yöntem olduğu biliniyor. Sistematik duyarsızlaştırmayı, korkulan duruma kademeli olarak maruz kalınarak, tepkinin yavaş yavaş artması olarak tanımlıyor. Bununla beraber psikoterapi ve bilişsel davranış terapisinin de, fobinin sebeplerini anlama ve üstesinden gelme konusunda faydalı olabileceği öne sürülüyor. <blockquote>Günümüz dijital dünyasında oldukça önemli biryere sahip olan Wikipedia kaynağı çerofobi hakkında şunları aktarıyor; “Mohsen Joshanloo ve Dan Weijers, mutluluktan kaçınma davranışının dört sebebini şöyle tanımlar:</blockquote> <ul> <li> <blockquote>Mutluluğun kötü şeylerin olmasına neden olacağına;</blockquote> </li> <li> <blockquote>bu mutluluğun kişinin kötü biri olmasına neden olacağına;</blockquote> </li> <li> <blockquote>mutluluğu göstermenin kişinin kendisi ve başkaları için bir şekilde kötü olduğuna ve mutluluğun peşinden koşmanın kişinin kendisi ve başkaları için kötü olduğuna dair inanç.</blockquote> </li> </ul> Batı ve Doğu kültürlerindeki bazı insanlar, mutsuzluk, ıstırap ve ölüm gibi kötü şeylerin mutlu insanların başına geldiğine inandıkları için mutluluğa karşı temkinlidirler. Bu bulgular, belirli seçimlerin kişiyi mutlu edip etmeyeceğine dair çok sayıda makale yayınında yinelenen mutluluğun nihai hedef olduğu fikrini sorguya açar, ayrıca dünyevi mutluluğu günah, sığlık ve ahlaki çöküşle ilişkili olduğuna inanan kültürlerde, insanlar hayatları (diğer standartlara göre) iyi gittiğinde daha az tatmin hissedeceklerdir, bu nedenle kişisel mutluluk ölçüleri, kişinin hayatından tatmin oluşunu ölçmek için basit bir yol olarak düşünülemez. Bunun yanı sıra mutluluktan kaçınma gibi tutumlar, kültürler arası mutluluk ölçümleriyle ve ülkelerin mutluluk puanlarına göre sıralanmasıyla önemli ölçüde ilişkilidir. Mutluluktan kaçınma, kültürlerin farklı duygu deneyimlerine değer verme derecesinin farklılık gösterdiği duygu değerleme teorisi tarafından tanımlanan <strong>ideal duygulanımın</strong> özel bir örneği olarak düşünülebilir.