Mutluluk nedir? Saadet sözcüğüyle eş anlamlı olan mutluluk, memnun, keyifli, hoşnut olmak duygularının geneline verilen isimdir. Mutlu olduğumuzda gülümseriz. Gülerken Serotonin ve Depomin hormonları salgılanır. Bu da kişinin çok daha enerjik hissetmesini ve olaylara daha pozitif yaklaşmasını sağlar. Bu mutluluğun sözlük anlamı peki mutluluk neye bağlı yaşantıya mı yoksa genlere mi? diye sorsam muhtemelen yaşantı dersiniz ama sanılanın tersi genlere bağlı neden mi? Çünkü bilim adamları mutluluğun çok büyük oranda kişinin genlerine bağlı olduğunu belirtiyor. İş yaşamı, aile hayatı, sosyal yaşam gibi diğer faktörlerin mutluluk üzerindeki oranları sanılanın aksine yalnızca %10. Bu hesaplamalara göre, genetik özelliklerimiz mutluluk üzerinde %50 gibi yüksek bir orana sahip. <em>Peki mutlu insan ne yapar?</em> <strong>Kendilerini Oldukları Gibi Kabul Ederler</strong> Herkesin kendince hataları ve doğruları var. Mutlu insanlar, bunun daima farkındadır ve kendilerini tüm eksi-artıları ile kabul ederler. Negatif yanlarını düzeltmek için çaba gösterirler. Olumsuzluktan beslenmez, olayların görünmeyen yüzlerini görmeye çalışırlar. Ya sen mutlu insan mısın sence? Bence çoğumuz değiliz. Niye mi? Mutsuz insana bakalım bir de öyle karar verelim. <strong>Mutsuz insan belirtileri;</strong> <ul> <li>Depresyon moral bozukluğu</li> <li>İsteksizlik</li> <li>Hayattan zevk almama</li> <li>Umutsuzluk</li> <li>Karamsarlık</li> <li>Odaklanamama</li> <li>Unutkanlık</li> <li>Yersiz suçluluk duygusu</li> <li>Uykusuzluk,</li> <li>İştah kaybı</li> </ul> gibi belirtilerle seyreden bir hastalıktır. Peki sen mutlu insan mısın yoksa mutsuz mu? Ben mutlu insanım. Kendime bir baktım mutsuz zannediyordum. Ama mutlu insanım, ya sen dostum?
Sevgi Bozdağ
@sevgi
İnsan çok yüce bir varlık olarak yaratıldı. Bu yüce olmasının en büyük özeliklerinden bir akıl sahibi olması onu diğer canlılardan ayıran en büyük özeliğidir. Madem ki bize bu kadar güzel ve bizi diğer canlılardan üstün kılan bir özelliğimiz var. O zaman biz neden mükemmel bir hayat sürmüyoruz? diye soruyorsunuzdur. Haklı olarak ama işte mükemmel bir hayat sürmüyorsak bunun sorumlusu da biziz. Neden mi? Şöyle düşün bak ne diyorum düşün ki sana doğru geliyor mu gelmiyor mu dediğim. Kendimizi savunacağımız zaman yada bir fikrimizin doğruluğunu teyit etmek için ilk söylediğimiz söz <strong>düşün</strong> oluyor. Yani diyeceğim o ki hayatı sorgulamak gerekiyor. Sorgulayıp daha doğrusuna en güzeline ulaşmak lazım. Yarınlarımız güzel olması bizim elimizde ben bu gün düşünüp doğur karar verirsem yarın daha güzel olacak. O zaman bu gün ne yapmamız lazım yarınların güzel olması için doğru adımlar atmamız gerekiyor. Her hatalı adımımız yarınlarımızı kirletiyor. Emin adımlarla geleceğimizi temiz tutalım. Bunun için ilk olarak idealist olmak gerekiyor. İkincisi idealerin için çabalaman gerekiyor. Üçüncüsü ise çabanın sonucunu beklemen yani sabır etmen gerekiyor. Bu üç temelden sonra yarınların güzel olduğunu göreceksin yaşamak güzel şey diyeceksin ki gerçekten yaşamak çok güzel bir şey sadece bunu tadını çıkarmayı bilmiyoruz. Ben çok pozitif bir insanımdır. Kötüyü çağırmam hep güzeli düşünürüm iyiliğe yorarım halimi. Bu günüm yarınıma bakan bir pencere gibi ben o pencereyi ne kadar temiz tutarsan yarınlarımı o kadar temiz ve net görürüm. Güzel yarınlar için sizde bir adım atın bugün ve yarınlarınızın ne kadar güzel olduğunu göreceksiniz. Yarınların daha güzel umut dolu olması dileğiyle.
<p>Kenevir bitkisi bilinenin aksine çok amaçlı bir bitki .</p><p>Kenevir Cannabaceae familyasına ait, tek yıllık bitki cinsidir. Saplarında bulunan lifler iplik, dokuma ve kumaş yapımında, hamurlu kısmı ise kâğıt yapımında kullanılan kenevir, insanlık tarihinin en eski bitkisel ham madde kaynaklarından biri olarak biliniyor.saplarında bulunan bu liflerle iplik dokuma ve kumaş yapımda kullanılabilir olması ve en sağlıklı giysilerin bu bitkinin iplikeri ile olması ona rağmen üretiminin yasak olması .</p><p>Kenevir üretimi dünyanın pek çok ülkesinde yasaklı bulunmaktadır. Türkiye'de de uyuşturucu sınıfında yer aldığından dolayı yasakladır.</p><p>Kenevir neden yasaklandı şu özelliklerine bakın Türkiye'yi zengin eder</p><p>TÜRKİYE'de kenevir üretimi 1940'lı yıllarda yasaklandı peki halk arasındaki ismiyle kendir gerçekte neden yasaklandı biliyor musunuz, şimdi okuyacaklarınızla nedenini öğreneceksiniz.</p><p>TÜRKİYE'de kenevir üretimi yıllardır yasak. Şimdi üretimin yeniden başlaması gündemde. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan halk arasında 'kendir' olarak bilinen kenevir için yeşil yaktı. Kenevir 'uyuşturucu' özelliği sebebiyle yasaklanmış olsa da bu mucize bitkinin sıradışı faydaları ve özellikleri var. Kenevir elli bin sınayi ürününde kullanılabiliyor ve yağından 250 cins ilaç elde edilebiliyor. Sadece ilaç sanayisindeki yeri bile düşünüldüğünde kenevir üretiminin Türkiye'de neden baskılandığını anlamak zor değil. Peki Türkiye'de kenevir yasağı ne zaman ve nasıl başladı, şu anda durum ne? İşte kenevir hakkında hiç bilmediğiniz sıradışı tablo:</p><p>KENEVİR NEDEN YASAKLANDI? : Dünyanın bir çok ülkesi gibi Türkiye'de de kenevir üretimi yıllarca yasaktı. Bu yasak da 1940'lı yıllarda ABD tarafından Türkiye'ye dayatıldı. Yasağın görünen yüzünde 'uyuşturucu' özelliği olsa da perde arkasında çok daha farklı oyunlar vardı. Kenevirin kullanım alanlarını ve ilaç sanayisindeki eşsiz yerini göz önüne aldığımızda mevzu anlaşılıyor.</p><p>DÜNYADA KİM NE KADAR KENEVİR ÜRETİYOR? : En güncel verilere göre, Fransa 84 bin, Çin 15 bin 860'a yakın, Şili bin 475, Ukrayna 553, Türkiye ise sadece 1 ton kenevir üretti. Türkiye'nin kenevir üretimi genel olarak lif ve tohum amaçlı kenevir ekimini kapsıyor. Türkiye'de kenevir yasağı 2016 yılında çıkarılan bir yönetmelikle kısmen kaldırıldı. 19 ilde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'ndan izin alınması koşuluyla, kenevir üretilebilmeye başlandı. Ancak bu üretim özellikle erkek kenevir konusunda çok düşük. 2017'de ülke genelindeki kenevir üretimi 70 dekar alanla sınırlı kaldı.</p><p>100 MİLYAR DOLAR GELİR ELDE EDEBİLİRİZ : ASAM uzmanı Yunus Ekşi kenevir üretiminin 19 ille sınırlı kalmaması gerektiğini belirtiyor ve şu önemli bilgiyi veriyor: -"Ülkemizde çok atıl topraklar var ve bu topraklarda yetiştirilmesi gerekir. Bu, ciddi bir şekilde istihdam oluşturacak, köye dönüş projesini gerçekleştirecek, şehirlerdeki yoğunluğu azaltacak, modern şehirlerin oluşturulmasının zeminini hazırlayacak, yurt içinde yeni ticari ağların oluşumunu sağlayacak milli bir projedir. Dolayısıyla Türkiye'ye 10 yıl gibi kısa bir sürede 100 milyar dolar gibi bir getiri gelebilir"</p><p>ERKEK KENEVİR BİR ÜLKEYİ ZENGİN EDER : Erkek kenevirden plastiğin ham maddesi olan doğada çözülebilir organik biyopolimer üretilebiliyor. Bu madde de biyoplastik, ambalaj sanayi, kozmetik ve hatta oyuncağa kadar pek çok ürünün üretiminde kullanılıyor. Yani petrolden üretilen yüksek maliyetli pek çok ürünün düşük maliyetli üretiminin önünü bu bitki açabilir. Kenevirin erkeğinin 50 bin sanayi ürünü elde edilebilirken, yağındansa 250 çeşit ilaç yapılabiliyor. Dolayısıyla Türkiye kenevir üretimine geçtiğinde özellikle ilaç sektöründe ciddi bir sıçrama elde edebilecek.</p><p>İLAÇSIZ YETİŞİYOR : Kenevir Cannabaceae familyasına ait, tek yıllık bitki cinsidir. Saplarında bulunan lifler iplik, dokuma ve kumaş yapımında, hamurlu kısmı ise kâğıt yapımında kullanılan kenevir, insanlık tarihinin en eski bitkisel ham madde kaynaklarından biri olarak biliniyor. Ana vatanı Orta Asya olan kenevir yapı olarak sert, çalımsı, gövde içi boş, palmat yapraklı, dioik ve tek yıllıktır. Bunun yanından lifleri dayanıklı ve oldukça uzundur. Bu özelliği nedeniyle çuval, halat çanta, ağ yapımı gibi alanlarda sıklıkla tercih edilir. Kenevir çok güçlü bir bitkidir ve böcekleri uzak tuttuğundan üretiminde ilaç kullanımına neredeyse hiç ihtiyaç duyulmaz.</p><p>YAPRAKLARI İLAÇ : Kenevirin yaprakları ise ilaç ve kozmetik sektöründe değerlendiriliyor. Kenevirin yaprakları ve liflerinin yanı sıra tohumları da değerlendiriliyor. Kenevir tohumları, oldukça yağlı olması açısından yakıt ve oldukça besleyici olması açısından da gıda olarak kullanılmaktadır. İşte kenevirin sıradışı özellikleri:</p><p>İpliği antibakteriyeldir. İpliğinden yapılan kumaşlar medikal sanayi dahil yüzlerce yerde kullanılabilinir. *Ateşe dayanıklıdır. Bu materyalden yapılan evler yalnız sağlıklı değil daha güvenlidir.</p><p>*Kenevirden suntadan sağlam tahta (fibreboard) yapılır. *Ses geçirmez mataryeldir.</p><p>*Kenevir elyafı inşaatlarda izolasyon malzemesi olarak kullanılır. *Keneviri izolasyon maddesi olarak kullandığınızda yakıt tüketimini azaltır.</p><p>*En büyük özelliklerinden biri de 20 dönümlük ağaçlarla kaplı bir orman kadar oksijen üretebiliyor olmasıdır. Sadece bir dönümlük kenevir alanı bile 4 dönümlük ağaçlarla kaplı bir alana eş değer olabiliyor. *Derine inen kökleri toprağın havalandırılmasını sağlar</p><p>*Kenevirin kağıda dönüştürme olayı birçok kişiyi şaşırtan olaylar arasında. Bir kenevirin kağıda dönüşmesi 8 kez olabiliyor. Ağaç ise sadece 3 kez kağıda dönüştürebilir. Kenevir 4 ayda yetişir, bir ağaç ise 20-50 yılda…</p><p>-Kenevir, gerçek bir radyasyon temizleyicidir. *Bataklık kurutmada çok etkilidir.</p><p>*Kenevir dünyanın her yerinde yetiştirilebilir ve çok az suya ihtiyaç duyar. Ayrıca kendisini böceklerden koruyabildiği için tarım ilacına da ihtiyaç duymaz.</p><p>*Tohumu omega kompleksleri bakımından zengin ve besleyicidir. Tohumunun yağı bir çok hastalığa iyi gelir.</p><p>*Kenevirden yapılmış doğal çimentodan su karıştılıp kalıplara dökülerek inşaat tuğlası yapılır. *Tuğladan, betondan daha hafiftir ve daha sağlamdır. *600 yıl dayanır</p><p>KENEVİR TÜRKİYE'DE NERELERDE YETİŞEBİLİYOR : Kenevir Türkiye'de Kastamonu, Samsun, Kocaeli, Adana, Amasya, Kayseri, Sivas, İzmir ve Kütahya yörelerinde iklim olarak yetiştirilmeye uygundur.</p><p>Düşünün bu kadar çok amaçlı bir bitki .</p>
Teknoloji bize ne çok kolaylık imkan sağlıyor. Ben bu güne kadar bi zararını görmedim ama gören insanlar var . Nasıl oluyor bu bir taraf memnun bir taraf şikayetçi herşey de olduğu gibi teknolojinin de amacına göre kullanmak taraftarıyım teknoloji benim hayatımı yönetmemeli ben teknolojiyi hayatıma göre yönetmeliyiz o zaman hiç bir sorun kalmaz bence şu an çoğu aile teknoloji bağımlılığından şikayet ediyor çünkü çocukları ve ya yetişkinleri etkisi altına alıyor . Yaşamlarını kısıtlıyor nasıl mı seni ekran başına bağlayarak oysaki teknoljiye hayran olma çünkü onu geliştiren sensin yani bir insan sadece bir ihtiyaç olarak bak çünkü çıkış sebebi bu hayranlık bağımlılık değil ihtiyacımızı daha kolay yoldan daha konforlu bir yaşam sürmek için geliştirildi ve geliştirilmeye devam ediyor. Ben kendi üzerimden konuşim ben bu güne kadar kullandığım bütün teknolojik aletlerin hepsini ihtiyacım olduğu için aldım ve ihtiyacım olduğu kadar kullanıyorum çünkü onu yöneten benim o beni yönetemez peki sen yönetiyor musun yoksa yönetiliyor musun. Çocuk ve Gençler Risk Altında UNICEF’in 2017 yılında yayımladığı Dünya Çocuklarının Durumu: Dijital Dünyada Çocuk adlı raporda çocukların çevrim içi ortamda karşı karşıya kaldığı riskler üç kategoride ele alınmaktadır: İçerik riskleri, iletişim riskleri ve davranış riskleri. İçerik riskleri, çocukların istenmeyen ve uygunsuz içeriklere maruz kaldığı durumları kapsamaktadır. Çocukların internette pornografik ve şiddet unsuru içeren videolarla/resimlerle, sağlıksız veya tehlikeli davranışları savunan web siteleri ile karşılaşması tehlike oluşturmaktadır. İletişim riskleri çocukların yetişkinlerle fiziksel, duygusal, cinsel ve ekonomik istismarına yol açacak risk faktörlerini içermektedir. Davranış riskleri ise çocukların riskli içeriğe veya iletişime katkıda bulunacak şekilde davrandığı durumları kapsamaktadır. Çocukların diğer çocuklar hakkında nefret uyandıran materyaller üretmesi, yayımlaması veya dağıtması bu kapsama girmektedir. Tüm bu risk unsurları göz önünde bulundurulduğunda çocukların çevrim içi ortamlarda güvende olmasını sağlayacak bilgi ve becerilerle donatılması önemlidir. Bu bilgi ve beceriler arasında içerik oluşturma ve paylaşım yapmadaki risklerin kavranması, çevrim içi gizliliğin ve kişisel verilerin nasıl korunacağının öğrenilmesi, çevrim içi hoşgörü ve empati becerilerinin geliştirmesi vb. yer almaktadır. Biliyor musunuz? Dünya Sağlık Örgütünün 2018 yılındaki yayınlarına göre oyun oynama bozukluğu oranları ülkeden ülkeye farklılık gösterse de genel nüfustaki yaygınlığı yaklaşık yüzde 1.3 – yüzde 9.9 arasında değişiklik göstermektedir. İçinde yaşanılan dijital çağda teknolojinin bilinçli kullanılması büyük önem kazanmıştır. Bu nedenle bu çağın içine doğan çocuk ve gençlerin teknolojiyle bilinçli bir şekilde temas kurmasına özen göstermek gerekmektedir. Türkiye Bağımlılıkla Mücadele (TBM) Eğitim Programı kaynaklı, Yeşilay’ın önerdiği ekran süreleri aşağıdaki gibidir: 0-3 yaş: Ekrandan olabildiğince uzak tutulmalıdır. 3-6 yaş: Günlük toplam süre en fazla 20-30 dk. 6-9 yaş: Günlük toplam süre en fazla 40-50 dk. 9-12 yaş: Günlük toplan süre en fazla 60-70 dk. 12+ yaş: Günlük toplam süre en fazla 120 dk. Amerikan Psikoloji Derneğinin 2019’da yayımladığı Dijital Kılavuz: Çocuklar İçin Sağlıklı Teknoloji Kullanımının Desteklenmesi başlıklı yayında yaş grubu bazında önerilen ekran süreleri ve kullanımları aşağıdaki gibidir: 18 ayın altındaki çocuklarda görüntülü sohbet dışında ekrana dayalı medyadan kaçınılması, 18-24 ay arasındaki çocuklarda nitelikli programlar seçilmesi ve ebeveynlerin bu programları çocuklarıyla birlikte izlemesi, 2-5 yaş arası çocuklarda nitelikli programlar seçilmesi ve ekran süresinin günde bir saatle sınırlı olması, 6 yaş ve üstü çocuklarda, medyayı ve medya türlerini kullanmaya ayrılan sürenin tutarlı sınırlar dâhilinde olması.
İstanbul’da Tepebaşı’nda inşa edilmesi planlanan Suna Kıraç Kültür Merkezi Frank Gehry’nin Türkiye’deki ilk ve tek projesi olması bakımından büyük bir önem taşımaktaydı. Frank Gehry bu projesi için müzenin İstanbul’a ek 1 milyon turist getirmediği takdirde para almayacağını söylemişti. 2010 yılında hayata geçmesi planlanan müze maalesef hayata geçemedi. İnan Kıraç ‘Suna Kıraç Kültür Merkezi Niye Olmadı’ kitabını yazdı SUNA ve İnan Kıraç Vakfı’nın ünlü mimar Frank Gehry’ye ısmarladığı müze projesinin hayata geçmemesiyle İstanbul nasıl büyük bir fırsat kaçırmış. Kıraç, bir yılan hikâyesine dönen, İstanbul’a tam anlamıyla bir eşik atlatacak olan projenin neden hayata geçmediğinin de kitabını yazdığını anlatıyor. “Suna Kıraç Kültür Merkezi Niye Olmadı” kitabının yakından yayınlanacağını belirten Kıraç “Gehry, müzenin İstanbul’a ek 1 milyon turist getirmediği takdirde para almayacağını söylemişti” diyor. Gehry, Tepebaşı’nda TRT binasının yerine müze projesini tasarladığı dönemde Paris’teki Louis Vuitton Vakfı Müzesi’nin üzerinde de çalışıyormuş. Louis Vuitton Vakfı Müzesi tam bir yıl önce kapılarını açtı. Kıraç’ın hatırlattığı gibi, Paris Belediyesi’nin Louis Vuitton Vakfı’na 55 yıllığına bedelsiz verdiği Boulogne Ormanı’ndaki kocaman araziye kuruldu müze. Gehry imzalı müzeyi günde 7 binin üzerinde kişi ziyaret ediyor. Gelin de İstanbul’un kaçırdığı tarihi fırsata hayıflanmayın 150 MİLYON DOLAR Projenin TRT ile İBB arasındaki anlaşmazlıktan dolayı İstanbul için bir hayalden öteye geçemediği iddiası vardı. Gerçeği İnan Kıraç’ın kitabından öğreneceğiz. Bundan 8 yıl kadar önce Kıraç ile bu meseleyi konuştuğumuzda “Umarım müze projesi İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olacağı 2010 yılına yetişir” demişti. İnan Kıraç önceki gece vakıf olarak projeye 150 milyon doların üzerinde bir bütçe ayrılmış olduğunu hatırlatıyor. “Bir ülkenin kültür ve sanatta bir yere gelmesi için kişi başı milli gelirin 25 bin dolar olması gerekiyor. Böyle bir gelir olmadığına göre boşluğu özel sektör ya da kamu dolduracak” diyor. Kamunun boşluğu doldurması bir yana 150 milyon dolarlık bir bütçeyi dahi elinin tersiyle ittiği bir ülkedeyiz yazık ki. Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın kültür ve sanat hayatımıza nasıl destek oldukları şu hesapta ortada: Pera Müzesi’nin 10 yılda yaklaşık 1,5 milyon kişi gezmiş. Vakıf satın aldığı eserler hariç müzeye 30 milyon lira harcamış. Dolayısıyla İnan Kıraç diyor ki “Müze ziyaretçilerinin her birinin cebine biz ekstra 20 lira koymuşuz”. <strong>SERVETİN ÜÇTE BİRİ</strong> Telefonun kapağına oryantalist ressam Fausto Zonaro’nun bir resmini koyan İnan Kıraç “300 tabloluk “Oryantalist Resim” koleksiyonumuzu vakfa verdik. Çok sevdiğim Zonaro’nun bu resmi artık bizde değil. Görmek istediğimde müzeye geliyorum” diyor. Sanat ve kültür faaliyetlerinin devamı için Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın güçlü olması gerektiğini belirten Kıraç, ailenin servetinin üçte birini de vakfa bırakacağının altını çiziyor. “Bu sektörü yaşatmak gerek” diye konuşuyor. Vakfın Kültür Sanat İşletmeleri Genel Müdürü Özalp Birol’un da söylediği gibi Pera Müzesi güçlü koleksiyonlarıyla uluslararası sanat haritasında yerini almış durumda. Dünyada sektörün güçlü kurumlarıyla sıkı bir işbirliği halinde. Müze, Suna ve İnan Kıraç Vakfı’na ait “Oryantalist Ressamlar” koleksiyonunun yanı sıra dünyanın en önemli “Anadolu Ağırlık Ölçüleri” koleksiyonuyla “Kütahya Çini ve Seramikleri” koleksiyonunu da sergiliyor. Pera Müzesi’nin 10. Yıldönümünde, İpek Kıraç babasını bir saniye yalnız bırakmıyor. Yanında değilse bile gözleriyle hep onu izliyor. Kıraça Grubu şirketlerinden Sirena Marine’in CEO’su olan İpek Kıraç, annesinin rahatsızlığı nedeniyle biyolojiyi okuduğu ve tıbba ilgi duyduğu halde beklenmedik bir şekilde girdiği sanayi dünyasını benimsemiş. Heyecanla Sirena Marine’in projelerini, tasarım ve kalitesiyle uluslararası bir tekne markası yaratmak için neler yaptığını anlatıyor. Gecenin sürprizi ise Sevgili Doğan Hızlan’ın doğum günü. Hızlan, bir müzede, sanat ve kültürün konuşulduğu bir ortamda doğum günü pastasının mumlarını üflerken keyifli.
Kuş cenneti aklıma getiriyor her zaman neden mi çünkü bir insan için uçmak en büyük özgürlüktür. İstediğin yere kanat çırparak gitmek cennet ise istediğin her şey bir sözün ile olacak diye bize vaat edilmiyor mu bu dünyada bana deseler sana uçma özeliği vereceğim istediğim yaparsan yaparım cennet için ilahımızın koyduğu kuralara uyarsak girmeye hak kazanacağız . İşte bundan dolayı kuş gibi olmak kuş gibi hafifledim sözü çok hoşuma gider. Çünkü bu söz bana şunu diyor sana verilen sorumluluğu yükü üstlendin ve üstesinden geldin artık rahatlamaya hak kazandın uçmaya yani hafiflemeye hak kazandın. İşte kuş benim için bunu anlatıyor ne zaman ki daralsam yeter artık bu yükü bana ağır geliyor . Dediğimde hep şunu derim kendime kuşlara bak kuşlara bir başımı kaldırıp gökyüzünün sonsuzluğun da sınırsızca özgürce uçan kuşları görünce işte diyorum bu yükün üstesinden gelebilirim çünkü bende kuş olmak istiyorum ama o yüklerle uçamam önce bu yükten kurtulmam lazım diyorum. Sonra bir özgüven geliyor bana ve o yükten kurtulduğumda tekrar kuşlara bak kuşlara diyorum kendime o zaman ise şunu diyorum bak sen gökyüzünde özgürce uçuyorsun bende yeryüzünde uçuyorum çünkü artık senin kadar hafifledim. Sen de var mısın kuşlar gibi hafif olmaya o zaman ne diyoruz hep birlikte kuşlara bak kuşlara
<p>Aşk ne kadar yüce bir söz. Tabi kime neye göre diyeceksiniz bana göre kime ve ya neye göre bakarsakta aşk yüce ve yaşanması güzel bir duygu aşk sadece şu anki devrin bakış açısı ile değil bize anlatılan hikayelerdeki kadar güzel özel ve yüce onun uğruna canını feda edeceğin bir duygudur. Sadece aşkı iki insan arasındaki duygu olarak da görmüyorum ben meslek aşkı yaşama aşkı kendine olan aşk ilahi aşk vs. Bunalarında olduğuna inanıyorum.ilahi aşk konusuna girmek istemiyorum çünkü ilaha olan aşkı anlatmak . Kelimeler kifayetsiz kaldı deriz ya işte tamda bu söz bunu anlatıyor benim için anlatılmaycak kadar yüce derin bir duygu meslek aşkına gelicek olursam ben tam bir iş koliğim yaptım işi severek şevk heyecanla yaparım bundan dolayı çok mutluyum böyle olduğum için yaşama aşkı yaşamayı sev ki hayat yaşama bilir olsun kendine olan aşk evet bizim en kötü olduğumuz ikinci aşkımız birincisi bir insana olan aşk bu ikisinde çok başarısız işte ben aşkı olmak istiyorum önce kendime evet kendime bu bencillik değil yanlış anlamayın kendimizi sevmeyi bilmezsek başka birini severken hep eksik olacağız ondan sevmek güzel şey ya ben hiç birine daha aşık olmadım açıkçası olur muyum bilmem ama olursam nasıl olurum onu da bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey var sevmek çok güzel şey ben de aşık olacağım çünkü olmak istiyorum ama kendime . kendimi sevmeyi öğrendikten sonra belki birine de aşık olurum kim bilir .</p>
<p>Küçük bir çocuk için kaçmak şudur . Kötü yada yanlış bir şey yapar ve kısa süreli o yaptığından dolayı kimesinin olmadığı bir yere kaçar sonra geri döner.işte ben de bu gün kaçmak istiyorum ama kendimden değil bozuk giden düzenden kaçmak istiyorum.yaşadığım bu zamandan dönemden bir günde olsa kaçmak istiyorum . hiç bilmediğim bir zaman bir yere orayı keşfetme heyecanı ile orayı gezemeyi dolaşmayı yeni insanlar tanımak istiyorum. Ama böyle bir şansım yok o zaman ben de bu gün hayal dünyama kaçarım kimsenin müdahale etmediği tek yer ve sadece bana ait olan dünyama yani hayal dünyama kaçarım orda yaşamadığım ama yaşamak istediğim her şeyi yaşaya bilirim siz de var mısınız bugün kaçmaya sadece size ait olan bir dünyaya sizin kontrol ettiğiniz bir diyar . Bu düşünce bile beni çok rahatlatıyor ve onadan sonra ki günüm daha güzel geçiyor. Çünkü negatif fikirlerden bir anada olsa kurtuluyorum iç huzura kavuşuyorum hayatın hep kötü olan yanına değilde bi de güzel yönlerine bakıyorum . En güzel yanı ise koşulsuz sevgi bu koşulsuz sevgi sözü bile beni alır başka diyarlara götürür muhtaç olduğumuz en büyük nimet sevgi sevip sevilmek bu yazıyı yazmak bile emin olun beni çok rahatlatı sizde nasıl bir etki yaratır bilemem belki hiç etkilenmiyeceksiniz . Ama bir gün benim gibi kötülükten kaçmayı denemenizi tavsiye ederim. Çocukken yaptığımız gibi kaçmak bazen güzeldir.</p>
<p><strong>Hayatı sorgulamak nedir ? </strong>Sorusu ile başlamak isterim hayat öyküm şöyle ki hayat dediğimiz bilmece herkes için çok farklı bir kavram çünkü herkes yaşadığı hayatı anlatır ve hayatı öyle anlar ben bir çoban isem hayatı sürekli koyun gütmeden ibaret zannederim ama bir öğretmen isen hep insanlara bir şey öğretme çabasında olurum bir işçi bir doktor vs. Bu böyle uzar gider yani herkes yaşadığını anlar bu hayatta peki ben kimim bir çoban evet mi öğretmen mi işçi ya da doktor mu hayır hiç biri değilim en başat bebektim yürümeyi konuşmayı anlamayı anladım sonra çocuk oynamayı koşmayı ve sevgiyi öğrenmek istedim sonra ergen oldum bir kaç yılda karakterimi oturtmam için geçti şimdi ise bir gencim ve hayatı hep böyle istek arzularla bir şeyler öğrenerek anlamaya çalışıyorum. Şimdi şuraya tekrar dönmek istiyorum çocukluk evet oynamak koşmak tamda sevmeyi bize öğretiler mi bir insana sevmek nasıl öğretilir buraya tekrar değinmek istedim çünkü bir anne ve babanın bu hayatta çocuğuna yapabileceği en kötü şey ona sevmeyi öğretememektir. Neden mi bu çocuk hep başkasında arayacak sevilmeyi ve sevmeyi ama bulamayacak neden mi çünkü kimse seni dokuz ay karnında taşımadı ve kimse sen daha rahat ol daha rahat yaşa diye kendinden ödün vermedi işte anne baba budur fedakar cefakardır evet annenin babanın hakkı ödenmez ama ben de istedim babam sarılmak annemle uyumak ama yapmadım çünkü öğrenmedim her şeyim vardı ama tek bir şey yoktu Sevgi o zaman ben hayatı sorgulamak istiyorum neden ben sevmeyi bilmiyorum sarılmak istiyorum hem de sımsıkı ama yapamıyorum neden ? Sizde böyle oluyor musunuz size de sevmeyi öğretmediler benim gibi yoksa sizin de başka bir sebebiniz var mı? İçimde ki huzuru buldum mu evet nasıl mı sordum kendime ben mi sevmeyi bilmiyordum yoksa hayat bana öğretmedi mı evet hayat öğretmediği için sevmeyi bilmiyordum işte bunu fark ettim ve öğrenmek istedim ve öğreniyorum galiba sevmeyi </p>