Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan
B
Beyza Nur Oruç@beyzanur
13 Haziran 2022·3 dk okuma

Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907’de Gümülcine’de doğmuş ve Cumhuriyet döneminde önemli eserler ortaya koymuş Türk yazardır. Şiir, roman, oyun, hikaye türünde önemli eserleri edebiyatımıza kazandırmıştır. Toplumcu gerçekçi ekseninde oluşturduğu eserleri arasında daha çok romanları ile ön plana çıkmıştır. Kısacık yaşamına fazlaca eser sığdırmış ve yazar kimliğinin yanında öğretmenlik de yapmıştır. 2 Nisan 1948’de yurtdışına kaçmak isterken kendisine kaçması için yardım eden kişi tarafından öldürülür.
Sabahattin Ali’nin ikinci romanı olan İçimizdeki Şeytan, 1939 yılında Ulus gazetesinde bölümler halinde yayımlanmaya başlar. 1940’da ise kitap halini alır. Balıkesir’de başlayıp çoğunluğunun İstanbul’da geçtiği bir aşk hikayesinin yanında toplumsal sorunlar, ilişkilerdeki iki yüzlülük de anlatılmaktadır. Roman, Ömer ve Nihat’ın vapurda bir sohbeti ile başlar. İkili aralarında üniversiteden, derslerden ve hayata dair yaklaşımlarından bahsederler. Vapurdan inmeye yakın Ömer karşı tarafta oturan bir kadını fark eder. Kadından oldukça etkilenen Ömer bir an önce gidip kadınla konuşmak ister. Arkadaşının çabasına rağmen kendine engel olamayan genç adam, kadına doğru yaklaşırken tanıdık bir yüz ile karşılaşır. Gözlerini alamadığı kadının yanında oturan kişinin uzaktan akrabası Emine teyzesi olduğunu fark eder. Kısa bir sohbetin ardından Ömer, etkilendiği kadının adının Macide olduğu öğrenir. Macide, çocukluğunu Balıkesir’de geçirmiş ve üniversite eğitimi için İstanbul’a, uzak akrabası olan Emine teyzenin yanına yerleşmiştir. Macide, ilkokula giderken müzik öğretmeninin keşfetmesi ile birlikte müzikle yakından ilgilenir. Sessiz, sakin bir çocukluk geçiren genç kız ortaokulda tanıştığı yeni müzik öğretmeni Bedri ile farkında olmadan duygusal bir yakınlık kurmuş fakat öğretmen okuldan ayrılınca hikayeleri bitmiş ya da yarım kalmıştır...
Tanıştıktan sonra birlikte sık sık vakit geçirmeye başlayan Ömer ve Macide günden güne birbirlerine sevgi ve bağlılık duymaya başlar. Bir gün yaşadığı evi terk etmek zorunda kalan Macide çareyi Ömer ile birlikte gitmekte bulur. Henüz birbirlerini tam anlamıyla tanıma fırsatı bulamayan bu iki genç artık evlidir. Evlilikleri maddi yetersizlik, hayata bakış açıları ve birbirinden oldukça farklı kişilikleri ile sürüp gider. Ömer; hayattan herhangi bir beklentisi olmayan, her hatasına mutlaka bir kılıf uyduran ve duygularını uç noktalarda yaşayan bir karakterken, Macide; düşündükten sonra kararlar veren, uzaktan izleyerek en doğrusunu tercih eden bir karakterdir. Hayata farklı pencerelerden bakan bu iki genç tüm yaşanan olaylar ve eski bir tanıdığın çıkıp gelmesiyle birlikte birbirlerinden uzaklaşmaya başlar…
Romanda, insanların yaptıkları yanlışları ve bu yanlışların yarattığı kötü sonuçları içlerindeki şeytana yüklemelerini okuyoruz aslında. Karakterlerin verdiği kararları hayretle okurken kimi zaman kendimi karakterlerle kavga ederken buldum. Sabahattin Ali, karakterleri ve mekanları o kadar güzel betimlemişti ki kendimi hikayenin tam ortasında hissettim. Karakterlerin iç seslerini okurken onları keşfetmek, neden o kararı verdiğini çözümlemek kitabın akıcılığını arttırmıştı. Aydın, eğitimli, bilgili geçinen insanların içlerindeki şeytanlarla tanışmak biraz da okurun kendisiyle yüzleşmesi gibi aslında. Romandaki bazı karakterlerin ise önemli yazarlardan esinlenerek oluşturulduğu söylenmiş. Kesinliğini bilemeyeceğiz ama romanın bu yönü de ilgi çekici. Hiç sıkmadan, heyecanı hep yüksek tutarak kaleme alınmış bu eseri siz okudunuz mu? Yorumlarınızı benimle paylaşmayı unutmayın!
Sabahattin Ali’nin ikinci romanı olan İçimizdeki Şeytan, 1939 yılında Ulus gazetesinde bölümler halinde yayımlanmaya başlar. 1940’da ise kitap halini alır. Balıkesir’de başlayıp çoğunluğunun İstanbul’da geçtiği bir aşk hikayesinin yanında toplumsal sorunlar, ilişkilerdeki iki yüzlülük de anlatılmaktadır. Roman, Ömer ve Nihat’ın vapurda bir sohbeti ile başlar. İkili aralarında üniversiteden, derslerden ve hayata dair yaklaşımlarından bahsederler. Vapurdan inmeye yakın Ömer karşı tarafta oturan bir kadını fark eder. Kadından oldukça etkilenen Ömer bir an önce gidip kadınla konuşmak ister. Arkadaşının çabasına rağmen kendine engel olamayan genç adam, kadına doğru yaklaşırken tanıdık bir yüz ile karşılaşır. Gözlerini alamadığı kadının yanında oturan kişinin uzaktan akrabası Emine teyzesi olduğunu fark eder. Kısa bir sohbetin ardından Ömer, etkilendiği kadının adının Macide olduğu öğrenir. Macide, çocukluğunu Balıkesir’de geçirmiş ve üniversite eğitimi için İstanbul’a, uzak akrabası olan Emine teyzenin yanına yerleşmiştir. Macide, ilkokula giderken müzik öğretmeninin keşfetmesi ile birlikte müzikle yakından ilgilenir. Sessiz, sakin bir çocukluk geçiren genç kız ortaokulda tanıştığı yeni müzik öğretmeni Bedri ile farkında olmadan duygusal bir yakınlık kurmuş fakat öğretmen okuldan ayrılınca hikayeleri bitmiş ya da yarım kalmıştır...
Tanıştıktan sonra birlikte sık sık vakit geçirmeye başlayan Ömer ve Macide günden güne birbirlerine sevgi ve bağlılık duymaya başlar. Bir gün yaşadığı evi terk etmek zorunda kalan Macide çareyi Ömer ile birlikte gitmekte bulur. Henüz birbirlerini tam anlamıyla tanıma fırsatı bulamayan bu iki genç artık evlidir. Evlilikleri maddi yetersizlik, hayata bakış açıları ve birbirinden oldukça farklı kişilikleri ile sürüp gider. Ömer; hayattan herhangi bir beklentisi olmayan, her hatasına mutlaka bir kılıf uyduran ve duygularını uç noktalarda yaşayan bir karakterken, Macide; düşündükten sonra kararlar veren, uzaktan izleyerek en doğrusunu tercih eden bir karakterdir. Hayata farklı pencerelerden bakan bu iki genç tüm yaşanan olaylar ve eski bir tanıdığın çıkıp gelmesiyle birlikte birbirlerinden uzaklaşmaya başlar…
Romanda, insanların yaptıkları yanlışları ve bu yanlışların yarattığı kötü sonuçları içlerindeki şeytana yüklemelerini okuyoruz aslında. Karakterlerin verdiği kararları hayretle okurken kimi zaman kendimi karakterlerle kavga ederken buldum. Sabahattin Ali, karakterleri ve mekanları o kadar güzel betimlemişti ki kendimi hikayenin tam ortasında hissettim. Karakterlerin iç seslerini okurken onları keşfetmek, neden o kararı verdiğini çözümlemek kitabın akıcılığını arttırmıştı. Aydın, eğitimli, bilgili geçinen insanların içlerindeki şeytanlarla tanışmak biraz da okurun kendisiyle yüzleşmesi gibi aslında. Romandaki bazı karakterlerin ise önemli yazarlardan esinlenerek oluşturulduğu söylenmiş. Kesinliğini bilemeyeceğiz ama romanın bu yönü de ilgi çekici. Hiç sıkmadan, heyecanı hep yüksek tutarak kaleme alınmış bu eseri siz okudunuz mu? Yorumlarınızı benimle paylaşmayı unutmayın!
Yorumlar (12)
Üç romanı var hepsi birbirinden özel, üçünü de iyiki okumuşum. Hâlâ duyunca bile okurken verdiği hissiyatı yeniden duyuyorum. Sabahattin Ali kalemi çok güçlü bir sanatçı
Okumamıştım galiba ama kesin okuyacağım.
Eserlerinden Kürk Mantolu Madonna'yı okuyabildim sadece, umarım en kısa zamanda diğerlerini de okuyabilirim. İnceleme için teşekkürler
Çok şey katıyor insana Sabahattin Ali'nin kitapları. Her okuduğum kitabında ayrı bir mutluluk farklı bir telaş var sanki.
Sabahattin Ali çok çok severim. Emeğinize sağlık. Keyifle okudum.
Ömer ve derin tahlilleri.. Sabahattin Ali'nin en güzel eserlerinden biri.
Bir gece yarısı gözyaşları içerisinde bitirip." Duygudan duyguya sürükleyen harika bir roman okudum. Ah Sabahattin Ali nurlar içinde yat inşallah" diye sonuna not yazdığımın üstünden dört yıl geçmiş 😣
Çok güzel ve kıymetli bir eser..
En az "Kürk Mantolu Madonna" kadar kıymetli bir eser, ne yazık ki onun kadar duyulmadı. Özellikle döneminin yazarlarını ve aydınlarını kitabında karakterize etmiş olması, eseri hayli ilginç kılıyor. Örneğin kitaptaki Nihat karakterinde, Sabahattin Ali'nin bizzat tanışıklığı olduğu ünlü şair ve yazar, Nihal Atsız 'dan esintiler görmek mümkündür.
Sebahattin Ali edebiyat tarihimizin keyifli yazarı... Harika bir kitaptı. Teşekkür ederiz
Tabi resmi olarak evlenemiyor karakterler fakat kitap boyunca yazar karakterleri karı-koca ve evlenmiş olarak anlattığı için bu şekilde ele aldım. Her ne kadar resmi olarak bir evlilik olmasa da karakterlerin birbirlerini karı-koca olarak nitelendirmesi evliliktir bir yerde bana göre. Bu noktaya değinmeniz çok iyi olmuş teşekkürler :)
Kitabı çok severek okumuştum. Ancak her ne kadar Ömer karım dese de resmi olarak hiç evlenmediler. Ömer’in tembelliği ve vurdumduymazlığı yüzünden... Bendeki baskıda, 264. sayfada bu konuyla ilgili ayrıntı var.