Platon Gyges’in Yüzüğü ve Jean-Jacques Rousseau
I
Indium@rabihanakcam
15 Ağustos 2022·6 dk okuma

Mevcut tarihsel kanıtlar, Gyges'in selefi Heraklid hanedanının kralı Candaules'i devirerek Lidya kralı olduğunu göstermektedir.
Gyges, selefi Heraklid hanedanının kralının hizmetinde bir çobandı.
Çoban, sürüsünü otlattığı yerde kayaların arasında derin bir yarık görür. Gördüğü manzara karşısında hayrete düşer ve yarığa iner, kapıları olan içi boş bir bronz at görür, eğilir ve baktığında, insandan daha uzun boylu ölmüş bir beden görür. Bu ölü bedenin parmağında çok güzel altın bir taşlı yüzükten başka bir şey yoktur ve parmağından bu yüzüğü çıkarıp kendi parmağına takar.
Çobanlar, geleneklere göre, sürülerle ilgili aylık raporlarını krala göndermek için bir araya gelirler; Çoban Gyges parmağında yüzükle onların meclisine girer ve aralarında otururken sıkıntıdan yüzükle oynarken şans eseri taşlı yüzüğün halkasını avucunun içinde çevirir, o anda grubun geri kalanı için görünmez olur ve diğer çobanlar onun sanki o artık yokmuş gibi onun hakkında konuşurlar. Gyges buna şaşırır ve tekrar yüzüğe dokunarak taşı dışarı çevirir ve yeniden ortaya çıkar; yüzüğü birkaç kez dener ve her zaman aynı sonuçla karşılaşır.-Taşı içe çevirdiğinde görünmez olur, taşı dışarı çevirdiğinde yeniden ortaya çıkar. Bunun üzerine mahkemeye gönderilen elçi olarak seçilir; oraya varır varmaz kraliçeyi baştan çıkarır ve onun yardımıyla krala karşı komplo kurar ve onu öldürür ve krallığın başına geçer. Bu kral, yürüttüğü adaletsizliklerle istediği her şeye ulaşsa da insanoğlunun esas zenginliği olan mutluluğa ulaşamayacaktır.
Çobanlar, geleneklere göre, sürülerle ilgili aylık raporlarını krala göndermek için bir araya gelirler; Çoban Gyges parmağında yüzükle onların meclisine girer ve aralarında otururken sıkıntıdan yüzükle oynarken şans eseri taşlı yüzüğün halkasını avucunun içinde çevirir, o anda grubun geri kalanı için görünmez olur ve diğer çobanlar onun sanki o artık yokmuş gibi onun hakkında konuşurlar. Gyges buna şaşırır ve tekrar yüzüğe dokunarak taşı dışarı çevirir ve yeniden ortaya çıkar; yüzüğü birkaç kez dener ve her zaman aynı sonuçla karşılaşır.-Taşı içe çevirdiğinde görünmez olur, taşı dışarı çevirdiğinde yeniden ortaya çıkar. Bunun üzerine mahkemeye gönderilen elçi olarak seçilir; oraya varır varmaz kraliçeyi baştan çıkarır ve onun yardımıyla krala karşı komplo kurar ve onu öldürür ve krallığın başına geçer. Bu kral, yürüttüğü adaletsizliklerle istediği her şeye ulaşsa da insanoğlunun esas zenginliği olan mutluluğa ulaşamayacaktır.
Platonun, Devlet adlı eseri
Felsefe tarihinin kendisine dipnot olarak oluştuğu düşünülen Platon, Devlet adlı eserinde bu efsaneden bahseder. Platon’un önemli eserinde anlattığı efsaneyle varmak istediği esas mesele nedir? Çoban, insanların onu görmemesi sebebiyle kendi ahlak değerlerini aşmış, bir başka kişiye (kraliçeye) de o sınırı aştırmıştır. Platon bu noktada insan ruhunu üçe ayırmaktadır: iştahsal, ruhsal ve akılsal ruh. Akılsal ruh, zihni sembolize eder. Bilinçli farkındalığı ifade eder ve tüm ruhun yararına çalışır, böylece onu bilge kılar. Ruhsal Ruh kalbi sembolize eder. Cesaret, ruhun en yüksek erdemidir ve cesaret, onur ve büyük zorlukların üstesinden gelme ile ilişkilidir. Gönül ile hükmedilen kimseler, musibetlere büyük bir kuvvetle göğüs geren ve zafere ulaşmak için gurur ve şerefle yola çıkarlar,'''Gyges Yüzüğü'nün gücünü kötüye kullanan adam aslında kendini kendi iştahına köle ederken, onu kullanmamayı seçen adam ise rasyonel olarak kendi kontrolünü elinde tutar ve bu nedenle mutludur''İştahsal Ruh mideyi sembolize eder ve sıradan insanları temsil eder, arzu cinsel tatmin tarafından yönetilir, para hırsı, rahat yiyecekler ve çoğunlukla bireyin hayatını alan çeşitli diğer ihtiyaçlar. Bu bireyler sadece günlük yükümlülüklerini yerine getiriyorlar ve daha yüksek bir hedefe ulaşmıyorlar. İştahsal ruh, böyle bir güç karşısında tıpkı çoban gibi davranacak görünmezlikle birlikte kendi etik değerlerini, toplum ahlakını hiçe sayabilecektir. Ancak Platon’un öngörüsüne göre tıpkı çobanda da olduğu gibi bu ruh, mutsuz olmaya mahkûmdur. Elinden geleni ardına koymayarak ulaştığı yüksek mertebe ruhu beslemek şöyle dursun ruhu zehirler, adaletin yokluğu kişiye zarar verir. Platon, çobanın hareketleri bağlamında bizlere şu soruyu yöneltir: “Böyle bir yüzüğe sahip olsak ahlaklı olmaya devam eder miydik?” Bu soru ile ahlak felsefesi üzerine düşünmemizi sağlar. Platon’un bizlere sunduğu bu sorunun cevabı nedir? Bir kimse elinde sınırsız güce, kimsenin bilmediği şekilde ulaşma imkânı varken bizim modern ahlak kalıplarımızda kalabilecek midir? Bu durum filozoflar arasında dahi kendisine her daim düşünsel bir yer bulmuş bir çıkmazdır. Örneğin Aydınlanmacı hümanist düşünür Jean-Jacques Rousseau.
Yorumlar (7)
Bu yüzük olayını ilk kez duyuyorum. Bilgilendirici bir içerik olmuş.
En büyük çatışma akılsal - iştahsal ve ruhsal arasındaki ruhtur. Buradaki anahtar özne iştahsal ruhtur. Ve otokontrol onun elindedir. Bilgilendirici ve güzel bir içerik.
Ne kadar güzel bir içerik
O kadar bilgilendirici bir içerik olmuş ki... Elinize sağlık, keyifle okudum. Bu akşam Platon 'un ruh kavramına değinirken (kendi içeriğimde) Devlet'e de baktım tekrar. Üzerine sizin içeriği okumak pekiştirdi
Çok güzel ve çok sevdigim bir konu. Emeğinize sağlık.
Rousseau'ya katılıyorum
“İnsan özgür doğar ama her yerde zincire vurulur'' çok doğru