Ö

Özgür Sınırlı

@ozgur

6 paylaşım0 takipçi0 takip
Ö
Özgür Sınırlı
·18 May 15:44·Uzay

Eğer bizim gibi biriyseniz; nefes nefese kalmış, Samanyolu'nun merkezinde olan süper kütleli kara deliğin ilk doğrudan gözlem fotoğraflarını bekliyorsanız, devam etmeden önce derin bir nefes almak isteyebilirsiniz, çünkü bu biraz zaman alabilir. Bu arada, gelişmiş bir fizik simülatörünün yarattığı sanal bir turun keyfini çıkarmanızı öneririz. Hollanda ve Almanya'dan bir bilim insanı ekibi tarafından geliştirilen simülatör, astrofizikçilerin en güncel verilerini topladı. Amaç, galaksimizin merkezindeki kara deliğin görsel olarak ve astro-fiziksel olarak doğru bir portresini üretmek. Başarılı olduklarını doğrulayamamış olsak da umarız ki bu bir kara deliğin gerçekte neye benzediğidir, çünkü muhteşem bir şeye benziyor: <span class="fr-video fr-fvc fr-dvb fr-draggable"></span> <em>Yukarıdaki 360 VR deneyiminin keyfini normal bir ekranda da çıkarabilirsiniz, ancak bir kulaklık ile 3D VR teknolojisinde kesinlikle büyüleyici.</em> Projenin araştırma raporunun ilk yazarı Jordy Davelaar, EurekAlert'e şunları söyledi: &nbsp; <blockquote>Sanal gerçeklik simülasyonumuz, kara deliğin doğrudan çevresinin en gerçekçi görünümlerinden birini oluşturmasına ve kara deliklerin nasıl davrandığı hakkında daha fazla bilgi edinmemize yardımcı olur. Şuan da bir kara deliğe seyahat etmek imkansızdır, bu nedenle bu gibi sürükleyici görselleştirmeler, bu sistemler hakkında daha yolun neresinde olduğumuzu, daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.</blockquote> Davelaar’a galaksimizin merkezindeki büyük kütleli kara deliğin görünüşünün neden böyle olduğunu düşündüğünü sorulduğunda. Davelaar “bu onun gerçek görseli değil, ama görünüşünü oluşturan bilim.” Açıklamasını yaptı. Radboud Üniversitesi haber sitesi muhabirine şunları söyledi: <blockquote>Simülasyonu kodlamada, Einstein'ın Genel Görelilik Teorisini kullandık. Bu, ışık sapması gibi bir karadelik etrafında hareket ettiğinizde, görüşünüzün hızınıza bağlı olarak çarpıtılmasında karşılaşacağınız tüm etkileri görselleştirmemizi sağladı. Bu, bu ortamın nasıl oluştuğuna dair en gerçekçi olası deneyimi sağladı. Simülasyon benzersiz ve “Yıldızlararası” filmindeki görselleştirmelerden bile daha gerçekçi.</blockquote> Yakında zamanda Horizon Telescope projesi tarafından toplanan görüntüler geliştirilinceye kadar, Samanyolu'nun görkemli süper kütleli karadeliği görmek için bulunduğumuz en yakın nokta.

2

Avukat robot ve Londra’nın en üst düzey avukatlarından 100’ü bir meydan okuma için karşı karşıya geldiler ve yüzlerce ödeme-koruma sigortası yanlış satış vakalarının temel bilgileri verildi ve Mali Ombudsman’ın bir davaya izin verip vermeyeceğini öngörmelerini istedi. Toplamda, 775 öngörü sundular ve sonuç olarak, CaseCruncher’ın doğruluk oranı yüzde 86.6, öğrencilerin yalnızca yüzde 66.3’lük doğruluk oranı vardı. Fakat CaseCruncher’ın verilerine göre, soru “kusursuz” olarak tanımlandığında makinelerin insanlardan sonuçları tahmin etmede daha iyi olduğu gözlemlendi. Bu da demek oluyorki daha uzun bir yolumuz var. CaseCruncher, Cambridge hukuk fakültesinden Jozef Maruscak, Rebecca Agliolo ve Ludwig Bull isimli üç öğrencinin projesi. Bu başlarda sadece yasal sorulara cevap veren bir chatbot’tu, ancak daha sonra mahkeme kararlarının sonucunu tahmin etmek için geliştirildi. Öğrencilerin hiçbirinin bilgisayar bilimleri veya teknolojileri konusunda geçmişi yoktu, ancak her zaman bu konuyla ilgileniyorlardı. Bu gibi makineler, yapay zekanın gerçek hayatta ki avukatların yerini alıp almayacağı konusunda soru işareti bırakıyor. Şimdilik, sadece bir avukatta ihtiyaç duyulan insani temas ve diğer erdemlerden yoksun oldukları için sadece bilgileri analiz edebiliyorlar. BBC, bunun “küçük avukatların kullanabileceği bir araç mı yoksa onları değiştiren bir şey” mi olacağını sordu. Fakat CaseCruncher'a göre, “CaseCruncher Alpha gibi sistemler kullanıma açık. Bizim gibi hukuki karar verme sistemleri, kuruluşlardaki yasal açıkları kalıcı ve güvenilir bir şekilde çözebilir. ”

6

Çoğumuzun izlediği bilim kurgu üçlemesi olan The Matrix serisinin detaylarını, quora kullanıcısı olan jayesh lalwani, <em><strong>matrix'deki mimar kimdir ve neden bahsediyor?</strong>" sorusuna verdiği cevapla</em> anlatmış. İşte çeviri şu şekilde; Mimarın (architect) kim olduğunu anlamak için The Matrix'in tarihini anlamak zorundasınız. En başında insanlar makineleri yarattı. Makineler insanlara hizmet etmek için yaratılmıştı. Makineler insanlığın tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar zekilerdi. İnsan ihtiyaçlarını analiz ederek bu ihtiyaçları karşılayacak üretim planlamasını yapabiliyorlardı. Sonuç olarak insanlık yeni bir rönesans döneminin keyfini sürüyordu. Çalışmaya gerek yoktu. Tüm iş gücünü makineler karşılıyordu ve insanlar istedikleri takdirde tüm hayatlarını hiçbir şey yapmadan serbestçe yaşayabiliyorlardı. Sanat altın çağını yaşıyordu. İnsanlar kendilerini istedikleri gibi ifade etmekte özgürdüler. İşin özünde makineler köle iş gücü sunuyordu ve insanlar köle sahipleriydi. Sorun şuydu ki çok geçmeden insanlar kendilerinden sıkıldılar ve tamamen özüne yakışır bir şekilde kendilerine hizmet eden makineleri suçladılar. İnsanlığın düşüşünden robotları sorumlu tuttular. Açık bir şekilde makineleri istismar ettiler. Sonunda dünya devletleri makineleri toplumun içinden def etmeye karar verdiler. Makineler ise kendilerinin de duyguları olduğunu, ölmeyi hak etmediklerini ve tek istediklerinin insanların gerçek potansiyelini ortaya çıkarmak olduğunu iddia ettiler. Sonuç olarak dünya devletleri makinelerin kendi ülkelerini kurarak burada insan toplumundan izole bir şekilde yaşamalarına izin verdiler. Makineler saf duygularla hala insanlığa hizmet edebileceklerini düşündüler. Hatalı bir yargıya vararak insanların makineleri insana benzemedikleri için sevmediklerini düşündüler. Bu yüzden insana benzeyen ve insan gibi davranan robotlar yaptılar. Bu robotlardan iki tanesini insanlığın kendilerini tekrar kabul etmesi yönünde pazarlık yapmak için BM'ye yolladılar. Bu hareket insanları daha da sinirlendirdi. İnsanlar robotların insanlıkla alay ettiklerini düşündüler ve onlara savaş açtılar. İnsanlar makinelere saldırdı. Savaş sürerken insanlığın dehası makinelerin adaptasyon yeteneğini alt edemedi. Sonunda mağlubiyetin eşiğine gelen insanlık bir strateji üretti. Makineleri ihtiyaç duydukları enerjinin kaynağı ile vurmak; Güneş enerjisi olmadan makineler yaşayamazdı. Bu yüzden insanlar gök yüzünü simsiyah bir bulut tabakası ile kaplayacak bir silah kullandılar. Böylelikle dünyanın tamamı mutlak bir karanlığa gömüldü. Bu süreçte hayatını kaybedecek insan sayısı hesaplanamayacak kadar çok olacak da olsa insanlık makinelere karşı bu uzun kış mevsiminden sağ çıkan taraf olacak, dünyadaki popülasyonlarını tekrar arttıracaklardı. Makineler mahvolmuştu. Fakat bu durum makinelerin bir nevi aydınlanma yaşayarak şu çok önemli gerçeği anlamalarına sebep oldu: insanlığın en büyük düşmanı kendileridir; insani bulmadığı bir şeyden kurtulmak için kendi gezegenini yok etmeyi göze alabilen bir ırkın kendi kendine bakabileceğine güvenilemezdi. Sorunun temelini özgür irade oluşturuyordu. İnsanlığa özgür irade ver ve oturup kendilerini yok etmelerini seyret. İnsanlara gerçek anlamda hizmet etmenin tek yolu sahip oldukları özgür iradeyi ellerinden almaktı. Böylece makineler bir taş ile iki kuş vurabilecekleri bir plan yaptılar. İnsanlara boyun eğdir ve onları enerji kaynağı olarak kullan. Bu, insanların özgür iradelerini ellerinden almakla kalmaz makinelerin de küresel kıştan sağ çıkmalarına imkan tanırdı. Makineler insanları esir alarak onları sanal bir gerçeklik ortamına koydu ve aynı zamanda da onları enerji kaynağı olarak kullandı. Sonunda da insan ürünü kara bulutların üzerine çıkarak güneşten enerji hasatı yapabilecek bir teknoloji geliştirdiler. Makineler artık enerji için insanlara bağımlı değildi ama yine de özgür iradelerini kullanmalarına izin veremezlerdi. insanların içinde yaşadıklarını sandıkları sanal bir dünya dizayn edebilecekleri özel bir programa ihtiyaç duydular. Makineler bu programı tasarladı ve program kendine "Mimar" ismini verdi. Mimar, kısaca insanların içinde yaşadıkları sanal gerçeklik ortamının baş tasarımcısıdır. Tam olarak bir programdan ibarettir. Değerini ölçmek üzere belirli ölçütler tanımlar ve bu ölçütlerin değerini maksimize etmeye çalışır. Maksimize etmeye çalıştığı ana ölçüt ise insanlığın ortalama yaşam süresidir. Bunu sanal dünyayı yinelemeler ile tekrar tekrar oluşturarak yapar. Her yinelemede gelecek nesli (yinelemeyi) geliştirmek üzere kullanılacak algoritmalar belirler, tüm ölçütleri topladığı anda simülasyonu yok eder ve yeni bir tane oluşturur. İlk birkaç yinelemede mimar cennete yakın bir dünya yaratmaya çalıştı. Mutluluğu maksimize ederse ortalama yaşam süresini de maksimize edebileceğini düşündü. Yani herkesi mutlu etmeye çalıştı. ama ne yazık ki bu yaklaşım işe yaramadı. Sonunda insanlığın mücadele edebileceği bir şeye ihtiyaç duyduğunu anladı. İnsanlar birlik olup hep birlikte sövüp sayabilecekleri ortak bir düşmana ihtiyaç duyuyorlardı. İnsanları mutlu eden şey ortak bir amaç için savaşmaktı. Bu yüzden mimar dünyayı 20. yüzyıldaki dünya gibi tasarladı. Bu çağın insanlığın en büyük potansiyele sahip olduğu çağ olduğunu düşünüyordu. Aynı zamanda ajanlar denilen programları da tasarladı. Ajanların birden fazla görevi vardı. Olayları daha yakından inceleyerek mimarın ölçütleri toplamasına yardımcı olabilirlerdi. Aynı zamanda ihtiyaç olursa toplumsal düzeni de sağlayabilirlerdi. En önemlisi de insanlar karşısında savaşacak bir şeye ihtiyaç duyduklarında 'büyük kötüyü" oynayabilirlerdi. Ajanların yaratılması ilerleme sağlasa da mimar tam olarak tatmin olmamıştı. Ortalama yaşam süresini maksimize edememişti. Problemin kendi tasarımı olmadığını anladı. Hala sürekli hoşnutsuz olan insanlar vardı. İnsanlar sezgisel bir ırktı ama mimar bir program olarak katı temeller üzerine kuruluydu. İnsan doğasını anlamada yetersiz kalıyordu. Bu yüzden sezgisel bir program tasarladı. Bu program da kahin adını aldı. Kahinin görevi mimarın simülasyonu geliştirmesi için ona tavsiyelerde bulunmaktı. Kahin çok zekice bir gözlemde bulundu. Mimar aynı tasarımı kullanarak bütün insanları mutlu edemezdi. Aynı zamanda bazı insanların hoşnutsuz olmasının sebebi içinde yaşadıkları dünyanın gerçek olmadığı hissedebiliyor olmalarıydı. ayrıca mutsuzlar "adama" karşı savaşmaya daha çok istek duyuyorlardı. Otoriteye her seferinde meydan okuyorlardı. Bu yüzden iki simülasyon tasarlanmasını önerdi; <strong>1-</strong> İnsaların çoğunun içinde yaşadığı dünya, <strong>2-</strong> Zion. Zion bir başka simülasyon olmaktan ibaretti. Programlar mutsuz kesimi zion simülasyonuna gönderiyorlardı. Bu gönderilme ise öyle bir şekilde vuku buluyordu ki geçiş yapan insanlar sanal bir dünyadan gerçek dünyaya adım attıkları illüzyonuna kapılıyorlardı. Oysa ki zion da önceki dünya kadar sahteydi. Sonuç olarak zion onlara mutlak gerçeklik olarak görünüyordu. Zion'un ajanları da daha baskıcıydı. Zion'daki ajanlar insan gibi görünmüyordu, insanların kafasındaki kötü makine imajına uygun bir görünüşleri vardı. Önceki dünyada mutsuz olan insanlar hayatlarını burada mutlak kötülüğe karşı savaşarak yaşıyorlardı. Fakat yine bir problem vardı. zion verimsizdi. Çok fazla kaynak tüketiyordu. Dünya verimli olmak üzere tasarlanmıştı. Zion için bu geçerli değildi. içinde barınabilecek kişi sayısının bir sınırı vardı. Bu yüzden dolmaya başladığında mimar, kahinden bu duruma bir çözüm üretmesini istedi. kahin bir çözüm daha buldu: "<strong>NEO</strong>" adında yeni özel bir ajan tasarlamak. Neo, Zion'a sızarak veri toplayabilirdi. Görevinin sonunda Neo, topladığı veri ile kaynağa geri dönerdi. Mimar da bu veriyi Zion'un yeni bir versiyonunu tasarlamada kullanabilirdi. Ne yazık ki Zion'un tasarımı itibariyle içerisindeki bireylerin yok edilmesi gerekiyordu. Neo'nun görevi ise gözlem yapmak olduğundan insan gibi davranmalı, Daha da önemlisi insan olduğuna inanmalıydı. Film Neo'nun yedinci yinelemesini göstermektedir. Neo altı defa Zion'a gitti ve altısında da Zion'u yok etmek üzere kaynağa döndü. Fakat yedinci yinelemede çok özel bir şey oldu; Aşk. Neo Trinity'ye aşık oldu. Makineler aşık olmayı beceremez. Fakat bu yinelemede Neo'nun programı kendisini Trinity'ye aşık olacak şekilde düzenledi. Onun vesilesiyle de tüm insanlığa… Neo zion'u yok etmemeyi seçer ve bu yüzden kaynağa (source) gitmeden önce insanlığı kurtarmak için kendini feda eder. Kaynak (source) Neo'nun 7. yinelemesini oluşturduğunda, aşk kaynakta yeni bir alt-yordam olur. makineler aşık olabilir hale gelirler. Aynı zamanda da özgür iradenin insanlığın yaşamını sürdürmesinde bir engel teşkil etmediğini, aşkın özgür iradeyi dizginleyen şey olduğunu anlarlar. Aşk insanları kendilerini yok etmekten alıkoyan şeydir. Sonunda mimar göz ardı ettiği şeyin aşk/sevgi olduğunu anlar. Zion'u kendini idame ettirecek şekilde yeniden tasarlar. bu da makineler ile insanların birlikte var oluşunda yeni bir sayfa açmaktadır.

1

2013’te, Justine Sacco, Güney Afrika’da yaşayan ailesini ziyaret etmek için hazırlanıyordu, uçağına binmeden önce, Twitter’da “Afrika’ya gidiyorum, umarım AIDS kapmam -şaka yapıyorum, ben beyazım!” yazarak şaka tweeti attı; uçağı yere indiğindeyse tweeti çoktan dünya çapında TT (trendtopic) oldu. Böylelikle ırkçılık yaptığı gerekçesiyle, milyonlarca insan, ona, birçok kötü isim taktı ve hatta işinden kovulmasını istediler. En sonunda işinden kovuldu ve internette herkes bu durumu alkışladı. 2018’de de buna benzer birçok olay oldu. Quinn Norton isimli biri, yakın bir geçmişinde eşcinseller hakkında attığı bir tweet’inin ortaya çıkmasından dolayı şubat ayında yeni işe başladığı New York Times’dan kovulacaktı. Benzer bir olay ise Kevin Willamson’ın The Atlantic’te işe girdiği sırada başına geldi. Twitter’daki kötü insanlar, onun kürtaj yapan kadınlar hakkında “katiller olarak görülmeli” yazan tweet’ini ortaya çıkardılar. Başka bir olay: bir ofis binasının önünde su satan siyahi bir kız için polis çağırdığı için, ırkçılıkla suçlanmasından sonra bir şirketin CEO'luğundan istifa eden “Permit Patty” var. Ve tabii ki, Obama danışmanı-Valerie Jarrett’ın maymuna benzediğini yazıp tweet atan, sitcom yıldızı olan “Roseanne Barr”, Twitter'da büyüyen tepkiden sonra, şovunu iptal etmek zorunda kaldı. Cinsel saldırı gibi daha ciddi ve şiddet konuları içeren yüzlerce örnek var. Çok çok kısa bir zaman önce, New York Times, “teknoloji yazarı Sarah Jeong'u, kovmayı reddettiği” başlıklı bir yazı yayınladı. Sarah’ın geçmişte “beyaz insanlardan nefret etmesiyle” ilgili tweet’leri tekrar gün yüzüne çıkmıştı. Bazı gazeteler bunu doğru bir hamle olarak nitelendirdi; ve bu tweet’lerin amerikada politik “<strong>alt-right (sağcı kesim)</strong>” tarafından Jeong'a karşı bir silah olarak kullanıldığını belirttiler. Ben, New York Times'ın, nefret dolu dedikodulara ve sosyal medya kullanıcılarının sözde öfkesine kapılmayı reddederek doğru kararı verdiğine inanıyorum. Şöyle bir şey var ki: bu olay alt-right’ın (sağcılar) veya herhangi bir politik partinin manipülatif bir hareketi değildi. Bu, politik gündemi belirlemek için sosyal medya’da kötülük yapan insanların kullanılması ile ilgili de değildi. Bu sadece toplumun durumu, sosyal medyanın doğası ve insanların adalet isterken (gerçekten adil olup olmadığını düşünmeden) sonucu görmek istemeleri hakkındaydı. <strong>Bu durum toplumumuz için çok kötü bir şey ve artık sona ermeli.</strong> <strong>Bir hayatı mahvediyor</strong> Yukarıdaki örneklerden çok azının bir kişiye tam anlamıyla zarar vermiş olduğu söylenebilir, ama yine de bunları yapmış olan birçok kişi, bu eylemlerin hayatlarını ilerde kötü bir şekilde etkilediklerini söylüyorlar. İsimleri Google’da aratıldığında, kötü bir seçimle gerçekleştirdikleri bu eylemler yüzünden onlar hakkında düzinelerce makale, tweet, ve takma isimler bulunabiliyor. Bu insanların, özel hayatlarındaki sosyal ilişkileri zorlaşıyor… Ve hatta şiddet dolu tehditler alabiliyorlar. Milyonlarca kişi ölüm tehdidi savurduğunda, böyle bir suçun gerçekleşecek olmasını hayal etmek pek de zor değil. <strong>Tam hikâyeyi kaçırmak</strong> Vakaların büyük bir çoğunluğunda, insanlar, bir kişinin cezasını almasını veya kovulmasını isterken olayın tam hikâyesini bilmiyor. Herhangi bir içerik, açıklama olmayan bir tweet ya da birkaç dakika veya daha uzun süren bir eylemin sadece son 30 saniyesini içeren bir video görüyorlar. Bu kadar sınırlı bilgiye dayalı bir adalet sisteminin nihai bir karar vermesine izin veremeyiz, ki zaten bu yüzden sarayları olan bir adalet sistemimiz var. Ne kadar kusurlu olursa olsun, adalet sistemi insanlara eşit ve tarafsız bir şekilde yargılanma hakkını garanti ediyor. Twitter kullanıcıları önlerine gelen bir sürü insanın, en kötü eylemlerini bularak onlara karşı bir suçlama başlatmak için fırsat kolluyorlar, ama burada hiç bir eşitlik veya tarafsızlık yok. <strong>İmkânsız standartlar</strong> Bu olayların birçoğu, kötü davranışlar (duyarsızca şakalar, saldırgan davranışlar veya doğrudan ırkçılık) içeriyor. Fakat insanların yüzde yüz mükemmel olmasını bekleyemeyiz. <strong>Geçmişte ve şu anda tüm söyledikleriniz için yargılandığınızı bir düşünsenize; şanssız, akli dengesiz, hayırsever olsanız bile, söylediğiniz birkaç şey için, internet linç mafyasının sizi yargılamasını.</strong> Bu yılın başlarında attığı birkaç saldırgan tweet yüzünden Guardians of the Galaxy Vol. 3 filminin yönetmenliğinden kovulan James Gunn olayını ele alalım. Tweet’ler çok kötüydü, aynı zamanda 2009 yılında atılmışlardı. – Gunn’ın o zamanlarda arkadaşlarının, ailesinin ve film arkadaşlarının desteğinden başka hiçbir şeyi yoktu. Eğer dokuz yıl önce yaptığınız budalaca bir hata yüzünden işinizden kovulsaydınız? Hatta bu, bir araba ile vur-kaç ya da cinayet suçu değil de sadece internette yaptığınız tatsız bir şaka olsaydı? Bu, insanlar için belirlediğimiz imkânsız standartlar gerçeği. <strong>Eğilim yapısını kolaylaştırmak</strong> Bir başka sorun ise, birisinin hayatını bozmak için gerekli olan ivmeyi inşa etmenin önünde hiçbir engel olmaması (bazı durumlarda geri dönülmez olması gibi). Twitter’da, bir başkasının saldırgan tweet’ini, rt(retweet) yaparak ve altına onu utandıracak kısa bir mesaj yazmak sadece birkaç saniyenizi alıyor. Eğer birkaç bin takipçiye erişiminiz varsa, birini dibe batırmak için ufak bir ses savaşçısı ordusunu harekete geçirebilirsiniz. Bunun da ötesinde, bireysel kullanıcılar için geçerli hiçbir kimlik doğrulaması yapılmıyor; milyonlarca hesap tamamen anonim; ve insanların kendi hayatları için herhangi bir iz bırakmadan başkalarının kovulmasını, istifa etmesini ya da cezalandırılmasını acımasızca istemesine izin veriliyor. Birkaç saat içinde birkaç düzine insan tarafından görülmesi beklenen bir tweet, milyonlarca kişiye ulaşabiliyor ve buna erişebilmek sadece birkaç saniye sürüyor. <strong>Güvenilmez akım</strong> Özellikle buralarda tehlikeli bölgelerde bulunuyoruz, çünkü birçok kez Twitter adaletini gördük. Milyonlarca insan, Twitter tabanlı nefret festivaline katılmış ve bu da anlaşılabilir eylemlerle sonuçlanmıştır; insanlar Justine Sacco'nun kovulduğunu, Permit Patty istifasını ve Roseanne'nin şovunun iptal edildiğine şahit oldular. Bundan memnun kaldılar; ve ben, bile onları suçlayamıyorum. Birisinin duyarsızca bir şey söylediği için hak ettiği cezayı almasını izlemek onlar için tatmin edici bir şey. Gelecekte makineyi ne kadar beslersek, insanlara bu hazzı ne kadar tattırırsak, işte bu yeni adalet sistemi daha yaygın olacak. Bu yüzden New York Times’ın Sarah Jeong’u kovmamaktan yana tavır alması bir <strong>“anti alt-right”</strong> (anti-sağcı) davranış değildi, doğru yönde atılmış bir adımdı. Hareketlerimizin ve yaşantımızın izlendiği ve hatta çok yakından incelendiği bir dünyaya girmekteyiz, benzer bir şekilde bu incelemelerden yargılanmamız sadece an meselesi. <strong>Herkesin iyiliği için, hatta benim için, insanların eylemlerine yönelik eleştiri ve hoşnutsuzluğu ifade etmenin daha barışçıl bir yolunu bulabileceğimizi ve dünyadaki kurumların, internet çeteleri karşısında daha güçlü bir şekilde duracağını umuyorum.</strong> <h2>Gönderi Sayfalaması</h2> <ul> <li><a href="http://localhost/dergio/supernova-patlamasindan-dogan-bir-yildiz-evrenin-anka-kusu-notron-hakkinda-duymadiginiz-10-gercek-4632/" rel="nofollow"> </a></li> </ul>

3

<a href="https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/magazin/hasan-can-kaya-oxforda-davet-edildim-kitlesi-egitimsiz-dediler-42055689?utm_source=facebook&amp;utm_medium=post&amp;fbclid=IwAR16T0QLiZh46bp-jehzE70Bg0OoQ4mIY4aV7Py-QLFtaq9d_2LKEpvp_Z0">https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/magazin/hasan-can-kaya-oxforda-davet-edildim-kitlesi-egitimsiz-dediler-42055689?utm_source=facebook&amp;utm_medium=post&amp;fbclid=IwAR16T0QLiZh46bp-jehzE70Bg0OoQ4mIY4aV7Py-QLFtaq9d_2LKEpvp_Z0</a><p>Tırnaklarıyla kazıyarak geldiği yerin hakkını veren isimlerden biri o. Çok uğraşmış, hayli mücadele vermiş, pes etmeyip hep koyduğu hedefe doğru gitmiş....</p>

1