Şık ve resmi giyimiyle birlikte eve gelir gelmez rahatlamak amacıyla müzik açıp eşlik ettiği için bize ana karakterin yalnız yaşayan bir beyaz yakalı olduğunu düşündüren bir girişle başlıyoruz filme. Modern bir dekorasyona sahip salonunda uyumak için uzanmışken duyduğumuz yağmur sesi hoş olsa da, garip bir kasvetli hava da mevcut ve elbette Yusuf’un (Kıvanç Tatlıtuğ) neden yatak odasında değil de orada yattığını merak ediyoruz. <img class=" wp-image-46434 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/4382-KsPyf-300x156.jpg" alt="" width="706" height="367" /> Öksürüklerini ilk duyduğumuz andan itibaren hasta olduğunu resmen ilan eden davetsiz yaşlı misafirin ise baba olduğunu anlıyoruz. Zaten hikaye bu demeyin, genelde yaptığım gibi bu filme de konusunu okumadan, fragmanını izlemeden başladım. Aralarındaki büyük mesafe buram buram hissediliyor ve yalnızca bir iki mecburi kelimeyi barındıran sessizlik o garip uzaklığı vurgulamak için bir araç olarak kullanılıyor ilk anlarda. Sabah olduğunda izlediğimiz ilk sahneleri, özellikle de telefon konuşmalarını oldukça başarısız buldum. Çok kopuk ve geçiştirilmiş gibi duran anlardı nedense. Negatif yorumlarla devam etmek istemezdim ancak ardından gelen, Yusuf’un, babasının “yavuklularına” ve onun hayatında uzun yıllardır olmayışına olan kızgınlığını ve kırgınlığını dillendirdiği anlar da bir o kadar kötüydü. Sanki sahneler fikir olarak yazılmış ama akıcı bir kurgu haline getirilmeden, bütün olmadan ve geliştirilmeden çekilmiş gibiydi. Ne karakterin şaşırıp bocalaması ne de ikisi arasındaki yorgun bağ güzel verilememiş. Ama sebebi oyunculuklar değil. İki ismin de performansları iyi, beklendiği üzere. Sorun yönetmenlikte. Çünkü çekimler de hayli zayıf. En iyi başarılan şey sazını yanından ayırmayan ünlü türkücümüzün ağzından zorla laf alınan halinin iticiliği. <img class=" wp-image-46435 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/650x344-1659959099873-300x159.jpg" alt="" width="704" height="373" /> Hazal Türesan vibeı veren hemşireyle olan date hayatımda izlediğim en tatsız romantik sahnelerden biriydi. Ya da çift sahnesi, her ne ise. Romantik demeye bin şahit zaten. Hele bir de dövme hikayesini anlatması ve ilk gördüğümüzde de bunun bir aykırılık olarak yansıtılması… Şey sen biraz çılgınsın galiba. Filmde öyle bir olmamışlık var ki, herkesin sevip saydığı ozan amcamızı gönlünü verdiği hanımefendilerinden biriyle gözyaşları eşliğinde vedalaşırken izliyoruz ama iki saniyelik konuşma yine bir türküyle taçlanınca (sanırım kendini adamayı biraz yanlış anlamış) insanın aklına <em>Üç Kuruş</em> dizisi geliyor. Taşra işi desen değil, sanat filmi desen alakası yok. Neyse... Yusuf’un yer yer patlama yaşayıp söylediği sitemli cümlelerden bazıları ve babasına karşı kendi içinde kararsız duygularıyla savaş vermesi güzeldi. Ya da ben filmde beğenecek bir şeyler arıyorumdur bilmiyorum. Kınalı saçlı güzel kadın hoşuma gitmişti karakter olarak, sonra o da sadakatiyle göz dolduran (!) eski aşkı Heves Ali hakkında aslında iyi biriydi deyince bitti gözümde. Ben mi çok beklentiyle izledim bilmiyorum ama yirmi dakikalık bir kısa film olsa ancak katlanılabilecek bir yapımdı benim gözümde Aşıklar Bayramı. Olan gariban Yusuf’a oldu. Acılarına acı eklendi. https://youtu.be/H6SM2A0UkGc
Hatice Kübra Gürbüz
@kubragurbuz
<p>İlk haftasında, yayınlanan birinci bölümü dört milyonu aşkın izlenmeye ulaşan <strong>Kusursuz Kiracı</strong> sezona etkili bir başlangıç yaptı. Bugün bu taze dizinin ilk bölümünü konuşacağız. Mona’ nın ailesini kaybetmesinin ardından yetimhaneye verildiği ve orada, kimselere güvenip bağlanmadan büyümeyi öğrendiği (çocuk gelişimi öğrenen yanlarım ağrıdı müdirenin söylediklerini izlerken, pedagojik hasar atağı geçirdim, böyle bir şey var olmadığı halde, anladınız siz) geçmişine dair edindiğimiz bilgilerden sonra şimdi dizinin içeriğinden biraz bahsedeceğim.</p><p>Klişe bir karşılaşma, klişe konuşmalar, klişe tartışmalar, klişe mecbur kalmalar, klişe bakışmalar falan derken sonsuza uzanan bir klişeler listesi ile karşı karşıya kalıyoruz. Serkay Tütüncü’nün canlandırdığı, etik olmayan davranışları düstur edinerek yaşamayı hayat tarzı edinmiş olan Yakup karakterini sevimsiz bulduğumu söyleyebilirim. Mona’ nın saf saf gülümseyerek baktığı ayıcık sahnesi vb. itemlere kanmadığımı belirterek, henüz kendisinden nefret etmedim. Ama bu etmeyeceğim anlamına gelmiyor tabii.</p><p>Son zamanlarda en çok <strong>Gelsin Hayat Bildiği Gibi</strong> dizisinde gördüğümüz sosyal mesaj tarzı, bu dizide de bariz şekilde mevcut. İş kaybetme korkusu olmadan adeta keyfi çalışan zengin göndermeleri, laf söz olur diyen apartman teyzesine hangi devirdeyiz çıkışı, kamu spotu ayarındaki sokak hayvanı besleme sekansı vs.</p><p>Mona yeni evine, daha doğrusu yeni yarı-evine, yerleşir yerleşmez karakterleri tek tek tanımaya başlıyoruz. Karşılaştığı her mahalle/apartman sakini önce garip garip konuşuyor, ürpertici hareketler sergiliyor ardındansa hiçbir şey yokmuş gibi gülüp konuyu kapatıyor, işi şakaya vuruyor.</p><p>Dizide Dilan Deniz gözüme çok güzel gözüktü, bir de itiraf etmeliyim ki elbise üstü ceket ve bot kombiniyle buram buram<strong> Çukur dizisindeki Sena</strong> koktuğu için bir kısa zaman yolculuğu da yaptım 2017-18’ lere. Saç rengi ve boyu, şekli falan da aynı olunca... Tabi bir de zor durumda kalarak o gün tanıştığı bir adamın evinde kalması paralelliği de var.</p><p>Mona’ nın çocukluğunu oynayan oyuncu iyi seçilmiş. Onun haricinde, ilk gece meselesi konuşulunca gördüğümüz flashback kesit o kadar canımı sıktı ki.<strong> “Bir Çocuk Nasıl Travmatize Edilir | Tüm</strong> <strong>Detaylarıyla!”</strong> tadındaki bir youtube videosunu andıracak sanırım karakterin tüm küçüklük çağı ve büyüme evresi.</p><p>Arada bir klasik komşu tartışmaları sahneleri ve çekimler sayesinde korku filmi unsuru olarak gözüken teyzenin aslında sıradan bir üfürükçü nine olduğunu göstermeleri gibi yaşananları normalize eden şeyler olsa da, dizi o absürd komediyle karışık müzikal havasını pek kaybetmiyor.</p><p>Mona’ nın, kendini playboy sanan sevgili ev arkadaşının arkasından kullandığı “<strong>sersem</strong>” hitabı ise o kadar eğreti ki. Sevgili senaristlerimiz ne zaman vazgeçerler acaba bu Amerikanvari yapay katkılardan.</p><p>Kalan sahnelere hızlıca bir değinmek gerekirse, sanane- banane kısmı güzeldi. Yakup’un yaptığı hırsızlıktan sonra pişkin pişkin konuşup üstüne bir de kötü bir niyetim yoktu şeklinde açıklama yaparak özür dilemesi ise rezalet. Mona hiç yeterli bir tepki vermedi bence.</p><p>Dizideki bunca garipliğe rağmen en gizemli gözüken karakter beyaz saçlı imajıyla Melisa Döngel’in canlandırdığı Leyla bence. Polis mi, dedektif mi, suçlu mu bilmiyorum ama kötü oyunculuğa rağmen karakteri ilgimi çekti. Konuşurlarken Mona’ nın “<strong>bir tuhaf her şey”</strong> demesi güzel bir özetti bu birkaç günlük serüven için. İkilinin gözlerinin dolduğu arkadaşlık konuşması ise duygusal anlamda sıfır etkileyiciydi. Hiç geçmedi.</p><p>Son olarak, diziyi çok sevmedim. Çok akıcı da bulmadım ama bu maske geyiğinin ortaya çıkma sürecini takip etmek için biraz daha devam ederim gibi gözüküyor, birkaç bölüm. O süre boyunca bölüm yorumlarında görüşmek dileğiyle.</p>
Baştan sona ağır ilerlemesine karşın seyircisini sıkmanın yanından bile geçmeyen oldukça başarılı bu yapım, muhteşem oyunculuğu nedeniyle<strong> Benedict Cumberbatch'e</strong> nefret kusmanın eşiğinden döndürdü beni. <strong>The Power of the Dog’ta</strong> etkileyici müzik seçimlerinin de katkısıyla insanı hayli geren ve gizemini neredeyse son ana kadar koruyan bir kurgu söz konusu. Herkesin aksine, herkes derken çoğunluğun yorumlarını baz alarak genelleme yapıyorum, şahsen sinematografiye o kadar da bayılmadım ve başka unsurlardan bahsetmek istiyorum. <img class=" wp-image-45104 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/msg713825825-251-300x200.jpg" alt="" width="694" height="463" /> Rose ve Phil karakterleri arasındaki gerginliğin bu kadar kapalı verilmesini biraz can sıkıcı buldum. Yoksa benim çözemediğim geçmişe dayanan bir sorun mu var diye bile aklım karıştı hatta. Oğluyla samimiyet kurmasını istemeyişi konusundaki tedirginliği ve tavrı da dahil. Ama anladığım kadarıyla sıkıntı adamın bozuk karakteriymiş sadece. Ayrıca, Rose’un çiftlikteki depresif karanlık sürecinin de güzel bir şekilde işlenmediğini düşünüyorum. Yine gördüğümüz kadarıyla, dertlerine herhangi bir deva aramak veya onları kocasıyla paylaşmak gibi ihtimallere hiç şans vermeden kendini alkole vurdu... Bilemiyorum. Bunlar yaşandı ama açıkça gösterilmediyse de anlamamak kendi kabahatimdir, kabul ederim. <img class=" wp-image-45105 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/msg713825825-252-300x169.jpg" alt="" width="689" height="388" /> George'un kibarlığının yanında çok pasif de bir tip olması, daha doğrusu bunun seviyesi ilginçti. Kardeşine karşı olan çekingen hareketlerini de yersiz fazla buldum çünkü Phil'in onu sevdiği çok belliydi, buna güvenerek daha cesaretli ve atılgan olabilirdi sanki. Ama film bir kitap uyarlaması olduğu için belki de orijinal hikaye böyledir ve ona uygun yansıtılmak istenmiştir diye düşünüyorum. Rose'un ait hissetmediği bir ortama girdiğinde ki hislerini anlamakla beraber, valinin yemeğe çağrıldığı akşamda ve birkaç yerde daha yaşadığı dehşetli sarsılmaları bana pek convincing gelmedi. Peter'a gelecek olursak, göründüğünden daha tehlikeli biri olduğu sürpriz olmadı ancak dürüst olayım, sevimsiz başrolümüzün canını alması şaşırttı. Filmde bazı kısımların yetersiz verildiğini düşünüyorum. Onun haricinde bazı karakterlerin hizmet ettiği şeyleri kaçırdığım da oldu. Benim tahminim hep Phil'in Peter'la bi ilişki yaşayıp bunun açığa çıkma korkusuyla ona zarar vereceği yönündeydi ama Peter'ın, annesi sarhoşken ona kurduğu cümleler zaten neler yaşanacağına dair en büyük spoilermış. Uzun lafın kısası, aksiyon sevdalıları her ne kadar yerden yere vursa da, duyguların müthiş yansıtıldığı, etkileyici atmosferine kapıldığınız gayet güzel bir filmdi The Power of the Dog. <img class=" wp-image-45106 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/msg713825825-253-300x175.jpg" alt="" width="704" height="411" /> <strong>Meraklısına Teknik Bilgiler</strong> <strong>Yapım Yılı:</strong> 2021 <strong>Türü:</strong> Dram, Romantik, Western <strong>Süresi:</strong> 2 saat 6 dakika <strong>IMDB:</strong> 6.8 <strong>Yönetmen:</strong> Jane Campion <strong>Ödüller ve Adaylıklar: </strong>1 Oscar, 268 farklı ödül ve toplamda 309 ayrı adaylık <strong>Oyuncu Kadrosu: </strong>Benedict Cumberbatch, Kirsten Dunst, Jesse Plemons, Keith Carradine, Thomasin McKenzie, Frances Conroy, Adam Beach, Kodi Smit-McPhee, Genevieve Lemon, Kenneth Radley, Sean Keenan, George Mason, Ramontay McConnell
Ankara Büyükşehir Belediyesi, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 100. yılına özel coşkulu bir kutlama planlıyor. Birbirinden güzel konserlerin yer alacağı organizasyonun detayları ise şöyle: <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/1397272-800x450.jpg" alt="" width="662" height="372" /></strong> 26 Ağustos Cuma günü sevilen şarkıcı Zeynep Bastık’ın konseriyle başlayacak kutlamalar, 27 Ağustos’ta Koray Avcı’yla devam ediyor. 28 Ağustos’ta sahne Melike Şahin’in olurken 30 Ağustos’ta ise başkentliler büyük zaferin yıl dönümünü ise başarılı rock grubu Athena’yla birlikte kutlayacak. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/2dffc6f8ff5621c1b776ff3b215c75e2-800x378.jpg" alt="" width="662" height="313" /> Her biri Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen kutlama konserlerinin saat bilgisi işe şimdilik 20:00 olarak gözüküyor. Yapılacak herhangi bir değişiklik belediyenin resmi web sitesi ve sosyal medya hesaplarından duyurulacaktır. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/genclik-parki-800x450.jpg" alt="" width="662" height="372" /> <strong>Konserlerin Tarih ve Mekan Listesi:</strong> 26 Ağustos Cuma - Zeynep Bastık - Altınpark sahnesi 27 Ağustos Cumartesi - Koray Avcı - Gençlik Parkı <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/16675_1_28icf_33-800x323.jpg" alt="" width="662" height="267" /> 28 Ağustos Pazar - Melike Şahin Vedat Dalokay Parkı 29 Ağustos Pazartesi - Kuvayı Milliye Destanı Özel 30 Ağustos Zafer Bayramı (Salı) - Athena - Gençlik Parkı <strong>Ankara’da katılabileceğiniz bir diğer etkinlikler zinciri ise 24. Uluslararası Anadolu Günleri Kültür ve Sanat Festivali. </strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/dwdedw-800x528.jpg" alt="" width="662" height="437" /></strong> 26 Ağustos’ta başlayacak olan festival ilk defa 1999 yılında gerçekleştirilmişti. Festival 26 Ağustos-4 Eylül tarihleri arasında yapılacak ve toplamda 10 gün sürecek. Hazırlıkları hala süren festivalde birçok vakıf ve topluluğun yer aldığı 30 katılımcı bulunacak. Festivalin gerçekleştirileceği mekan ise Türk Beyleri Kent Meydanı. (Etimesgut/Ankara) Etimesgut Belediye Başkanı Enver Demirel, Festival toplantısında konuşurken festivale pandemi sebebiyle verilen iki yıllık mecburi araya üzüldüğünü belirterek, artık çok daha coşkulu ve heyecanlı bir şekilde devam edileceğini belirtti. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/1582022100125festival-5-800x533.jpg" alt="" width="662" height="441" /> <strong>FESTİVAL PROGRAMI</strong> 1. GÜN / 26 AĞUSTOS 2022 CUMA <strong>Festival Yürüyüşü</strong> (Festival Yürüyüşü Saat: 16.00’da Piyade Mahallesi Salı pazarından başlayıp Festival alanında son bulacaktır.) Akşam: <strong>MUSTAFA CECELİ</strong> KONSERİ 2. GÜN / 27 AĞUSTOS 2022 CUMARTESİ Akşam: <strong>EKİN UZUNLAR</strong> KONSERİ 3. GÜN /28 AĞUSTOS 2022 PAZAR Akşam: <strong>ELİF BUSE DOĞAN</strong> KONSERİ 4. GÜN / 29 AĞUSTOS 2022 PAZARTESİ Akşam: MUSTAFA TAŞ KONSERİ 5. GÜN / 30 AĞUSTOS 2022 SALI Akşam: <strong>OĞUZHAN KOÇ</strong> KONSERİ <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/oguzhan_gergedan.jpg" alt="" width="713" height="438" /> Festivalin 30 Ağustos Zafer Bayramı’ndan sonraki çizelgesi ise şu şekilde; 6 GÜN / 31 AĞUSTOS 2022 ÇARŞAMBA Akşam: İSMAİL ALTUNSARAY KONSERİ 7. GÜN / 01 EYLÜL 2022 PERŞEMBE Akşam: HÜSEYİN KAĞIT KONSERİ 8. GÜN / 02 EYLÜL 2022 CUMA Akşam: SEVCAN ORHAN KONSERİ 9. GÜN / 03 EYLÜL 2022 CUMARTESİ Akşam: AYSEL YAKUPOĞLU KONSERİ 10. GÜN / 04 EYLÜL 2022 PAZAR (Son) Azerbaycan Büyükelçiliği, Etimesgut Belediyesi Final Gecesi <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/thumbs_b_c_66642a0521f21a24023904a6c352b003-800x450.jpg" alt="" width="787" height="442" /> Akşam: HALUK LEVENT KONSERİ
Hepinizin bildiği üzere ünlü şarkıcı Gülşen, bir konserinde kurduğu bir cümle sebebiyle ülke çapında gündem oldu ve sayısız tepkiyle karşılaştı. Yaptığı açıklamada şaka olduğunu belirttiği cümlesinde imamhatipliler ve sapıklık kavramları hakkında söyledikleriyle eleştiri oklarının hedefi haline gelen şarkıcı, savcılık tarafından açılan soruşturma sonrasında dün ani bir şekilde tutuklandı. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/akp-sozcusu-omer-celik-gulsen-i-hedef-aldi-1056213-5-1.jpg" alt="" width="662" height="368" /> Halkı kin ve düşmanlığa sevk etme suçundan yargılanan Gülşen’e sanat ve hukuk camiasından destek yağarken, avukatlar tarafından yapılan en büyük itiraz tutuklamanın son çare olarak kullanılması gereken bir şeyken bu kadar hızlı bir şekilde devreye sokulması. Sosyal medya ise ikiye değil üçe bölünmüş durumda. Bir kesim Gülşen’in söylediklerinin yanlış olduğunu ancak tutuklanmasının doğru olmadığını, bir kesim söylediklerinin yanlış, tutuklanmasının ise doğru olduğunu, bir kesim ise söylediklerinde yanlış bir şey olmadığını ve dolayısıyla tutuklanmaması gerektiğini savunuyor. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/gulsen-hakkinda-sorusturma-baslatildi-1056050-5-1.jpg" alt="" width="662" height="368" /> Aklıselim her bireyin katılacağı üzere, Gülşen’in de kabul ettiği şekilde, herhangi bir topluluk hakkında genelleme yapmak, belli başlı örnekler üzerinden çıkarım yapılıp hareket edilse dahi, elbette yanlış ve adaletsizdir. Ünlü şarkıcı aldığı tepkilerden sonra sosyal medya hesapları aracılığıyla yayınladığı açıklamasında üslubu ve kelime seçimlerinden ötürü özür dilemiş ve düşüncelerini yanlış ifade ettiğinden bahsetmişti. GülşenSerbestBırakılsın etiketiyle çalkalanan sosyal medyada, olay hakkında en çok konuşulan taraflardan biri ise, kadına şiddetin en büyük problemlerimizden biri olduğu bu dönemde, cinayet veya tecavüz faillerinin davalarının aylar hatta yıllar sürerken Gülşen’in kurduğu bir cümleyle apar topar tutuklanması. Kullanıcılar, asıl sebebin bu olmadığını, Gülşen’in tarzını son zamanlarda büyük ölçüde değiştirdiği sahne şovları ve kostümlerinin asıl rahatsız olunan ve engellenmek istenen şey olduğunu savunuyorlar. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/tttt-800x458.jpg" alt="" width="662" height="379" /> İnsanlar, son yıllarda sıkça karşılaştığımız şekilde olduğu gibi yine radikal şekilde iki ayrı uca yığılmış durumda ve durumlara objektif bakabilenler gerçekten azınlıkta. Yine de belli bir kitlesi olan, çok sayıda insana hitap eden ve sanat yapan insanların hassas konularda daha dikkatli olması gerekliliğini savunup tutuklanma kararının da aşırılığı konusunda hemfikir olabilenler var ne mutlu ki. Uzun süredir manşetlerden düşmeyen Gülşen’in, bu konu haricindeki tavırlarını gündeme gelme ve gündemde kalma çabası olarak yorumlayanlar da oldukça fazla. Ünlü şarkıcısının artık sesine ve canlı performansına eskisi kadar güvenmediği için farklı yollara başvurduğu görüşü hayli yaygın. Son zamanlarda çıkardığı şarkı ve kliplerin yorumları da hem müzikal hem de içerik olarak eskiyi arattığı yönündeki görüşlerle dolu. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/rrrr-800x415.jpg" alt="" width="662" height="343" /> İnsanların başkalarının karakterlerine ve seçimlerine saldırmadan, hoşgörü ve anlayışla, açık fikirlilikle yaklaştığı, herkesin diğerlerinden çok kendi hayatıyla ilgilendiğini, bozmak yıkmak incitmek için değil de düzeltmek güzelleştirmek için çabalayarak yaşadığı daha az yorucu bir dünya en büyük hayalimiz. Umarız herkesin adil bir şekilde yargılandığı, özgürce ve başkalarına saygı duyarak yaşadığı, nefret duygumuzun günden güne azaldığı mutlu, huzurlu, neşeli yarınlara kavuşuruz.
Gün geçtikçe daha da anlam verilemez hale geliyor bu sektör. Başlangıçta her şey ne kadar güzeldi değil mi? Merak ettiğimiz, ilgimizi çeken ürünlere kolayca ulaşabilmemiz için bir aracıydı linkler. Şu duymaktan illallah ettiğimiz, her Allah’ın günü mutlaka bir yerlerde eleştiri oklarının hedefi olan linkler. O kadar hızla büyüyüp olumsuz bir duruma evrildi ki bu influence etme olayı, aydan aya araba değiştirmeyen, kirası ortalama bir ailenin yıllık gelirinden fazla olan evlerde yaşamayan içerik üreticisi kalmadı nerdeyse. Burada onları suçlamıyorum ama. Çünkü görevleri bu. İşleri gereği size airfryerın ya da dyson saç şekillendiricisinin en az oksijen kadar gerekli, su kadar vazgeçilmez olduğunu anlatmaları gerekiyor. Kendileri sözleşmeleri gereği her ay malum markadan çok komik fiyatlara kıyafet alışverişi yaparken, onların onda biri kadar geliri olmayan insanları da buna alıştırıyorlar. Sıkıntı onlara nefesi bile nereden aldığını soracak kadar şuursuzlaşan hedef kitleleri. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/1-17-800x444.jpg" alt="" width="821" height="455" /> Firmaların sahtekarlığını, online alışverişin artı-eksilerini falan tartışmayacağım ama şu an. Benim derdim o değil çünkü. Bu tercihleri yapmak, kendine uygun olup olmadığına karar vermek veya bu mecralardaki sistemin ne kadar insani, ahlaki olduğunu tartmak herkesin -daha doğrusu aklı başında her bireyin- kendi sorumluluğu elbette. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/84347-800x400.jpg" alt="" width="806" height="403" /> İşin ilginci şu, günden güne toplumu daha da yutan bu yaşam tarzının rahatsız ettiği çok az kişi kaldık. Herkes ya içine girip pastadan pay almak için canını dişine takıyor ya da umursamamayı seçerek kendi yolunu ayırıyor. Zaman zaman ben de o uzak durup boş verme evresine kayıyorum ancak sonra bir şekilde duramıyorum yine. Bu kadar yozlaşma canımı öyle sıkıyor ki konuşmazsak, fark etmezsek daha neler olacak diye endişelere dalıyorum. Belki hatırlatmaya devam edersek, vehamet boyutu korkutucu boyutlarda olan durumları insanlara göstermek için adım atarsak bir şeyler değişebilir umudunu taşıyorum. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/Instagram-popup.jpg" alt="" width="790" height="259" /> Teknoloji çağının içine doğmuş çocukları korumaya çalışmak, tüketimin değil de üretimin cazip olmasına uğraşmak, her türlü israfın insanlığa ve dünyaya olan zararını anlatmak için çabalamak… Dünya çok garip bir yere gidiyor. Belki bunu tarihin her döneminde söylemişlerdir ama şu anki hali kadar kaygı verici olmuş mudur bilemiyorum. İrademizden bu kadar uzaklaşmak, önümüze serilen şeyleri akıl süzgecinden geçirmeden teslim olmak ve yalnızca bir kere yaşayacağımız bu hayatta bunca şeyi telef etmek bana çok korkutucu geliyor. Neredeyse hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı yapay bir alem için yapılan bunca fedakarlık, para gibi dünyanın temel hakimlerinden birisinin bunun etrafında dönmesi, düzene karşı çıkan kıymetli ruhların gitgide azalması… Gerçekten bu rahatsızlık hissi çok boğucu. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/6179261645d2a0aac46ba57c.jpg" alt="" width="800" height="382" /> Şaşkınlık limitimin dolduğunu zannederdim bir süre öncesine kadar. Ama insanlar sürekli bunun doğru olmadığını kanıtlayıp duruyor. Anlam veremediğim şeyler listesi resmen sonsuza uzanıyor ve ben her ne kadar bazen bunlardan kaçmak istesem de dönüp dolaşıp haklarında konuşmak isterken buluyorum kendimi. En azından denedim demek istiyorum. Denedim ve fazlası için de niyet ettim.
Sıradanlıktan sıkıldıysanız doğru yerdesiniz. Eğer çok kötü bir ruh halinde değilseniz size önermek istediğim bir şey var çünkü. Bugün kendinize bir iyilik yapın ve iki saat bile sürmeyecek olan bu filmi izleyin. 2014 yapımı olan The Road Within, izlerken, acaba bu semptomların yüzde biri bende olsa nasıl hissederdim diye düşüneceğiniz hastalıklara sahip üç gencin hikayesini anlatıyor. Macera, drama ve komedi türlerinde sınıflandırılmış ve bence bunlar haksız sıfatlar değiller. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/neizledik-4-800x413.jpg" alt="" width="807" height="417" /> Duygudan duyguya sürükleneceğiniz, bir yandan da derin düşüncelere dalmanızı garanti eden bir senaryo var karşınızda. Oyunculuklar oldukça iyi, rahatsız eden bir şey yok. Ayrıca güzel, yalın anlatımlı kurgusunun yanında sinematografi açısından da memnun ediyor sizi film. Hassas bir konu hatta konular grubu işlemesine rağmen her şeyin dozu öyle güzel ayarlanmış ki, kırpıp birleştirdiğimde ortaya inanılmaz keyifli, çerezlik bir film fragmanı çıkarabileceğim onlarca sahne var filmde. Arkadaşıyla birlikte yolculuğa çıkmış birkaç haylazın merkezde olduğu bir gençlik filmi yaratabilirim yani anlayacağınız. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/dergio-4-800x462.jpg" alt="" width="742" height="428" /> Dramatik konuları ağlak olmadan, duygularımızı çirkin yollarla sömürmeden işleyen dizileri, filmleri çok takdir ederim. The Road Within de onlardan birisi oldu kesinlikle. Etkileyici pek çok sahnesi var ama hiçbiri gereğinden uzun sürmüyor veya duygusal sınırları rahatsız edici biçimde aşmıyor. Seyircisini yormadan, üzmeden ilerliyor ve kullandığı basit dilin aksine oldukça karmaşık düşüncelerin içine sürüklerken çok rahat bir şekilde vermek istediği mesajları veriyor. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/dergio-3-800x441.jpg" alt="" width="751" height="414" /> Hastalıklara dair birçok film çekilmiştir şimdiye dek. Hemen hemen hepsi de fazla artı unsura gerek duymadan yalnızca temaları sebebiyle başarılı bulunmuştur. Bunda yanlış bir şey yok elbette. İnsanız ve “hissetmek” dediğimiz şeyi hem bedenimiz hem de ruhumuzla, yani hem beynimiz/aklımız hem de kalbimizle yaptığımız için duygusal şeylere, gördüğümüz etki anlamında pozitif tepki vermeye tamamen meyilliyiz. Dolayısıyla ben de, kendim de hayli duygusal ve hassas bir insan olduğumdan, bu tarz işlere yaklaşımlarda objektife yakın bir tutum sergileyemiyorum. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/dergio-1-800x438.jpg" alt="" width="786" height="430" /> Yine de bir filmi güzel yapan şeyin yalnızca konusu olmaması gerektiği fikrine zaman zaman katıldığımı söyleyebilirim. Sinema sayısız unsurun bir araya gelerek oluşturduğu çok katmanlı bir sanat dalı ve biz amatör izleyiciler olarak bile, en azından en temel teknik detayların ve her birinin hakkının verilmesi gerektiğinin farkında olmalıyız. Konuyu daha da dağıtmadan filme dönecek olursam, The Road Within’in farkındalık yaratma konusunda oldukça sakin, tasasız bir yöntem seçtiğini düşünüyorum. Elbette bir iki mantık hatası var gözden kaçırmayacağınız ancak bu filme odaklanmanıza engel olmuyor. Ayrıca bütçesinin az olduğunu duymuştum. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/dergio-1fht-800x423.jpg" alt="" width="758" height="401" /> Tam olarak ne kadar bilmiyorum ama her anlamda ellerinden geleni yapmışlar ve ortaya güzel bir iş çıkmış bence. Tabii diğer tüm söylediklerim gibi, filmi tanımlarken kullandığım bu sıfat da son derece özgün bir yorumun sonucu. Eğer siz de izlerseniz, umarım beğenirsiniz.
Aynı tatta başka bir dizi bulamadığım için Sherlock Holmes’a bilmem kaçıncı defa tekrar başlamayı kafaya koyduğum bir süreçte denk gelmiştim Mentalist’e. Sherlock’u izleyip sevenler tarafından, benzerleri için arayışta olanlara tavsiye ediliyordu. Dürüst olacağım, onun yerini hiçbir iş tutmaz. Tutamaz çünkü, efsaneler arasına adını altın harflerle yazdırmış bir şaheser çünkü. Gelmiş geçmiş en iyi kitap uyarlamalarından biri ama Mentalist’in de hakkını yemeyeceğim. İzleyicileri büyük ihtimalle Sherlock kadar özel bir yere koyamamış/koyamayacak olsa da kendi türünde oldukça başarılı bir yapım. Kendi türü derken polisiyeyi kast ediyorum. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/MV5BOWU1ZjA4OWYtMjZlMS00MzMxLWFmOGUtNmNlMjBhNGNjYWRhXkEyXkFqcGdeQXVyMjg2MTMyNTM@._V1_-800x533.jpg" alt="" width="662" height="441" /> Tek marifeti cinayet çözmek olmayan, bize bir de hayli zeki ve çıkarım yapabilme yeteneği ultra gelişmiş bir ana karakter veren bir dizi Mentalist. İşte Sherlock esintilerini de zaten burada görüyoruz. Sherlock’ta yalnızca on üç bölüm izleyip büyülendiğimiz -herkes ilk izlediğinde eminim hayran kalmış ve çok özenmiştir- o keskin zeka ve gözlem becerisi bu dizide bizlere kamyon kamyon veriliyor desek yeridir. Dizi 2008’de başlıyor ve 2015’te bitiyor. Başlangıçta yadırganabileceğine ihtimal verdiğim bir iki ufak şey olsa da alıştıktan sonra tek oturuşta yarım sezon gömebileceğiniz bir hale geliyor. Neden bir sezon diyemiyorum çünkü eski işleri biliyorsunuz, şimdikiler gibi 6-8 bölümden oluşan sezonlar pek yok. Bölüm sayıları 20-25 arası ve Mentalist tamı tamına 7 sezon. Tadını çıkara çıkara, hemen bitme korkusu olmadan keyfini sürebiliyorsunuz yani. Daha da detaylı bahsedecek olursak, dizinin genel işleyişi akıcı ve eğlenceli. Ana karakterimiz sahte <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/tv-show-the-mentalist-patrick-jane-simon-baker-wallpaper-preview.jpg" alt="" width="662" height="373" /> Medyum Patrick Jane CBI (California Bureau of Investigation) adındaki bir polis teşkilatına danışmanlık yapıyor. Daha doğrusu iş arkadaşları, diğer devlet yetkilileri, masumlar ve suçlular olmak üzere bütün insanları kızdırarak cinayet vakalarını aydınlatıyor da diyebiliriz. Patrick’in olayları çözerkenki tavırlarında, bir de titleı sebebiyle tabi, Lucifer Morningstar’ı görmeniz de mümkün. İkisi de kendinden çok emin, geçmişi sebebiyle birçok bağlantısı olan, alaycı ve biraz da sempatik karakterler çünkü. Tabi bu durumda Patrick’in en çok baş belası olduğu ve tarafından kollandığı kişi olan Teresa Lisbon’ın vasfını da biraz Chloe Decker’a benzetebilirsiniz. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/d14f8bccd1cdfc149a7264303855cdb6.jpg" alt="" width="662" height="523" /> 183 bin kişinin oyuyla 8.1 imdb’ye sahip dizinin birçok ödülünün de bulunduğunu söyleyelim. The Mentalist, genel akışı eğlenceli olsa da içinde çok sağlam dramlar da barındıran ve neredeyse her karakterin hikayesine önem veren bir dizi. Zaman zaman olayları hızlı geçiştirip hatta yok saydığını düşünsem de tamamına baktığımızda beni birçok konuda mutlu eden bir iş olmuştu. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/1634f296fd69258d78c0f0d09583125c-800x450.jpg" alt="" width="714" height="401" /> Eğer siz de birlikte çalışan/yaşayan her biri farklı özelliklerdeki insanların ekip olduğu, aile ortamı sunan samimi dizileri seviyorsanız bu dizi tam size göre. Örnek olarak Friends, Brooklyn 99, The Good Place… Yeri gelmişken, elbette haberdarsınızdır ve izlemişsinizdir ama eğer izlemediyseniz bu saydıklarımın her biri inanılmaz güzel dizilerdir. Aklınızda bulunsun.
Dilan Çiçek Deniz ve Serkay Tütüncü’nün başrollerinde olacağı Fox’un yeni dizisi çok yakında başlıyor. Yarı ciddi bir korku filmi teaserı tadındaki ilk tanıtımıyla meraklı gözleri üstüne toplayan Kusursuz Kiracı bir apartmandaki gizemli olayları ve bunları araştıran bir kadını (Mona) konu alacak. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/Ekran-Alintis-1.jpg" alt="" width="662" height="243" /> Mona (Dilan Çiçek Deniz), yetimhanede büyüyen bir gazetecidir. Şehirde son zamanlarda artan kundaklama olaylarının haberlerini yapan genç kadın, sorun yaşadığı ev sahibinin onu kovmasıyla Yuva Apartmanı’na geçici olarak taşınmak zorunda kalır ve orada bir şeylerin döndüğünü fark eder. İlk tanıtımıyla zaten ilgi çekmişken, geçtiğimiz günlerde yayınlandığı şarkılı fragmanıyla iyice merak uyandırdı dizi. Bütün karakterlerin yer aldığı, cümle cümle bir hikaye gibi olacakların anlatıldığı videoda yerli tvde görmeye alışık olmadığımız bir hava hakim. Daha ferah, daha eğlenceli ve çok enteresan bir şey yapmamış olsalar da bizim ülkemiz şartlarında biraz yenilikçi. Zaten fragmana gelen yorumlardan da anlayabilirsiniz olumlu tepkileri. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/3-4-800x388.jpg" alt="" width="662" height="321" /> Sık sık hem geleneksel medyada hem de dijital platformlarda görüyoruz Dilan Deniz’i, çalışmayı seven, kendini geliştirmek için de çeşitli yöntemlerle çabalayan, özel hayatında oldukça sempatik bir oyuncu kendisi. Partneri içinse durum biraz karışık. Sık sık tuhaf açıklamalarıyla gündeme gelip adını linçlerle duyduğumuz bir isme dönüştü son zamanlarda Serkay bey. Umarız bu sefer sadece işine odaklanır ve rolünün hakkını verir. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/2-14.jpg" alt="" width="662" height="270" /> Kadroda birçok tecrübeli oyuncu da bulunuyor. Merak edenler için tam liste şu şekilde: Dilan Çiçek Deniz , Serkay Tütüncü , Bennu Yıldırımlar, Melisa Döngel, Ruhi Sarı, Rüçhan Çalışkur, Beyti Engin, Özlem Tokaslan, Umut Kurt, Deniz Cengiz, İncinur Daşdemir, Nilsu Yılmaz. Geçtiğimiz sezon Gönül Dağı dizisindeki Fikret karakteriyle izlediğimiz Ruhi Sarı, kötü bir karakteri canlandırdığı dizideki performansıyla oldukça beğenilmişti. Ayrıca geçtiğimiz aylarda Netflix’te yayınlanıp en son beğenilen yerli dizilerden biri haline gelen Kulüp’te de yer alan oyuncu bir yandan sinema filmlerinde de yer almaya devam ediyor. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/maxresdefault-46-800x450.jpg" alt="" width="662" height="372" /> MF Yapım’ın hazırladığı, Asena Bülbüloğlu’nun yapımcılığını üstlendiği dram türündeki dizinin yayına girme tarihi henüz belli değil. Eylül ayında diğer dizilerin de başlayacağı dönemde ilk bölümüyle izleyisiyle buluşması bekleniyor. Kusursuz Kiracı’nın resmi Youtube hesabı ise şimdiden yaklaşık 18 bin aboneye ulaşmış durumda. MF Yapım hakkında bir fikir edinmek isteyenlere, şirketin eski işlerinden birkaç örnek vermek gerekirse, Mahkum, Evlilik Hakkında Her Şey, Sen Çal Kapımı, Öğretmen, Mucize Doktor, Kadın, Kalp Atışı, Seviyor Sevmiyor ve Bir Aşk Hikayesi dizilerini sayabiliriz. Listeden de anlayacağınız üzere MF yapım uzun yıllardır sektördeki farklı türlerden, zaman zaman eğlence ağırlıklı çok izlenen ve sevilen dizilerin yaratıcısı. İnşallah sıkıcı klişelerden uzak, gizem duygusunu hissettirebilen ve en önemlisi diğer malum apartman projesi gibi güzel başlayıp daha sonra insanı boğan, bunaltan bir şeye evrilmeyen keyifli bir dizi olur. Sırf reytingi yüksek diye dramın suyunun çıkarıldığı pek çok duruma şahidiz çünkü. Takipçisiyiz!
Günceldeki rakiplerinin aksine içinde orantısız şiddet, rahatsız edici boyutta zorbalık ve gerçekdışı okul dünyası barındırmayan bir gençlik dizisi Tozlu Yaka. Bir grup liselinin arkadaşlarının şüpheli ölümü üzerine bir adalet yolculuğuna çıkmalarını konu alıyor. Kadronun çoğunluğu genç olunca elbette sosyal medyada bir takım ship savaşları dönüyor ama, dizinin tek dayanağı bu aşk meseleleri olmadığı için rahat olabilirsiniz. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/3473020_389aba163df70df43a367f653b32bb44_640x640.jpg" alt="" width="761" height="428" /> Dolunay Soysert, Tayanç Ayaydın ve Emre Kınay gibi sevilen isimler dizinin yetişkin kadrosunu oluşturuyor. Böylelikle iyi oyunculukların da tadını çıkarmış oluyoruz. Hem dozunda entrika, hem de dozunda eğlence var dizide. Zengin-fakir mevzusu, geçmiş aşklar gibi konular da mevcut. Daha ne olsun? <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/lazim-olabilir-800x391.jpg" alt="" width="766" height="375" /> Dizi, küçük yaştaki izleyicilere kötü örnek olabilecek veya travmalarını tetikleyebilecek sahneleri ballandıra ballandıra sunmak yerine çok daha insani, etik sınırlar içerisinde oluşan bir kurguya sahip. Dehşet ve mide bulantısı hissetmeden de olumsuz şeylerin anlatılabileceğini gösteriyor bir nevi. İzlenme uğruna akla ziyan sahnelerle ilerlemiyor. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/1-4-800x461.jpg" alt="" width="742" height="427" /> Yeri geliyor çocukları ve çocukları saydığı gençlerin arkasında dağ gibi duran bir kadın izliyoruz, yeri geliyor evladını kaybetmiş bir adamın samimi acısını izliyoruz. Oyunculuk ve kişilik özellikleri olarak benim en sevdiğim karakterlerden biri ise Arap lakaplı Sinan. En son 7. bölümü yayınlanmış olan Tozlu Yaka'nın kanalı Fox, yayın günü ise Pazartesi. Çok izlenen pek çok videonun yayınlandığı dizinin resmi Youtube kanalı yarım milyonu aşkın aboneye sahip. Eğer cringe festivali yaşamadan, yurtdışından devşirilmemiş bir iş izlemek isterseniz şans verebilirsiniz. Ekipteki öne çıkan isimler ise; Kaan Miraç Sezen, Ecem Çalhan ve Ahmet Haktan Zavlak.
Bir günde bitirebileceğiniz kısacık bir kitap "Arayışlar." Rus bir psikanalist olan yazarımızın aşka, tutkuya dair düşüncelerini okuduğumuz bir hikaye. Adine'in gençlik çağlarında bir erkeğe adanmışlığını, onun için nelerden vazgeçtiğini okuyoruz bir süre. Sonra kendi sahip olduğu yoğun duyguların karşısındaki insanda karşılık bulamayışıyla ayırıyor yollarını. Aslında olması gereken oluyor, aynı frekansta buluşamadığı sevgilisinden uzaklara gidip hayatını yaşamaya başlıyor genç kadın. Tabi seneler sonra bir mektup her şeyi değiştiriyor. Aklında onca soruyla eski evine, ait olmak konusunda büyük kararsızlıklarla beraber aslında çokça sevdiği doğup büyüdüğü yere bir ziyaret gerçekleştiriyor. En son seneler önce bambaşka şekilde gördüğü aşkını önce karlı bir gecenin loş ışığında heyecanla selamlıyor, sonra rollerin değiştiğini anlıyor. Sabit fikirliliğiyle tanıyıp bildiği adamın şimdilerle sığ fikirlerden uzak, ona olan hasretiyle yanıp tutuşan daha açık görüşlü birine evrildiğini görüyor. Sanatçı kişiliğiyle gençlik hevesleri birbirine giriyor, yaşadıkları anın büyüsüne kapılmış doktora direnmeden kendisini öpmesine izin verirken bütün bunları düşünüyor. <img class="alignnone wp-image-37977" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/4subat2017_arayislar-300x144.jpg" alt="" width="698" height="335" /> Sessiz itirafların, değişen bakış açılarının, gerçek olmayan kavuşmaların ve çok da aleni olmayan vedaların kitabı diyebiliriz<em> Arayışlar</em> için. Kadınların erkekleri yüceltme arzularından, kendi hayatlarından yaptıkları devasa fedakarlıklardan ve yerini makul tercihlere bırakmak için biraz zamana ihtiyaç duyan tapınma derecesindeki duygulardan bahsediyor genel anlamda. Yazarı Adine'le özdeşleştiren ve güçlü romantik duyguları bir kenara atıp asıl isteği olan sanatı yaşama ve yaşatma yoluna yönelmesini otobiyografik bulan bazı okuyucular da var zannediyorum ki. Yalnızca tek bir kadını da okumuyoruz ayrıca. Ana karakterimiz dışında onun annesini, heveslerine içten içe saygı duyduğunu sıkça dile getirdiği bir komşu kızını ve gençlik aşkına kendi eski hislerini beslediğini gördüğü bir başka kızı da tanıyoruz az az. Kendinizi belki yerlerine koyacağınız ama büyük ihtimalle sık sık kızacağınız, çünkü şimdiki bakış açımızla olabildiğince zıt, aşkın biz aklı başında duygu savunucuları tarafından yapılmış tanımlarına kilometrelerce uzak cümlelerle bezenmiş iç dünyalara sahip karakterler onlar çünkü. Benno'nun neler yaşadığına ve kitapta geçen birçok fikre dair düşüncelere dalabileceğiniz<em> Arayışlar</em>, ya çevirinin yeterince iyi olmaması ya da orijinal dilden başkalarına geçerken anlam kayıpları yaşaması sebebiyle beni dili açısından pek tatmin etmedi, aksine yer yer rahatsız etti. Atmosferin hakkını vermeyen kelime ve kullanımlar çarptı gözüme. Ancak okuduğunuz için pişman olmayacağınız, bir şans verilebilecek bir kitap.
Tanıyanlar bilir, Sezin bu başlığı görse “Benim yeni bio../Cv” tarzı bir cümleyle paylaşırdı. Kendisinin öne çıkan birkaç özelliğinden bahsedeceğim ama, sanırım mizah anlayışı ilk sırada gelmeli. Gerek sosyal medya dilini günlük hayatında aktif bir şekilde kullanmasıyla gerek kendi dahil birçok şeye alaycı yaklaşmasıyla kalplerimize taht kurmuş durumda Sezin. Herkesin duyar makinesi olarak gezdiği bu günlerde, hala gülüp eğlenebilen, yalnızca gerçekten hassas durumlarda tepkisini gösteren, çok hümanist olmadığını düşünmeme rağmen oldukça nazik, gülüşüyle etrafa pozitiflik saçan genç bir kadın kendisi. Zaman zaman kendine bile iyi gelemediğini söylerken bize nasıl bu kadar iyi geldiğini sormayın, çünkü kimse bilmiyor. Asıl adıyla Sezin Erkek, seneler önce yerli Youtube’da çok ağırlık verilmediğini keşfettiği farklı temalarla sektöre girmiş, kayda değer bir kitle oluşumunun ardından kanalının içeriğini genişletmişti. Şimdilerde daha çok sohbet ve eğlence ağırlıklı ilerleyen Sezin’in en büyük artısı samimi tavrı sayesinde ona bağlanan geniş bir takipçi ağının olması. Çoğunluğu genç kızlardan oluşan bu liste, Sezin’in sosyal medya hesaplarında herkesin keyif alacağı, birlikte takılıyormuş hissi yaratan bir ortamın oluşmasına sebep oluyor. <img class="aligncenter wp-image-36124 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/maxresdefault-1-2.jpg" alt="" width="960" height="540" /> Influencerlığa bir meslek olarak baktığımızda, Karameşe’nin bu konuda da iyi bir yol izlediğinizi görebiliriz. İzleyicilerine karşı gereksiz abartılı sevgi gösterilerine girmeden kurulan doğru mesafedeki bir ilişki, yeri geldiğinde açıkça “Bu video sevilmiş, çok izlenmiş, yenisini çekelim” tarzı açıklamalar, kimseye sataşarak gündeme gelme çabasının olmayışı… Kısacası ekran başına oturup peş peşe bir sürü videosunu izleyebileceğiniz, özledikçe tekrar açacağınız, şıkır şıkır giyinen, konuşma tarzı kısa sürede ağzınıza yapışacak kendi halinde biri Sezin. Kasıntılıktan bıkanlar için de doğru adres ayrıca. Başta Instagram olmak üzere birçok platformda hüküm süren “Hiç sıkılmıyoruz, daima eğleniyoruz, vov bu nasıl hayat!” anlayışının aksine, sakin geçen günlerin de gayet normal ve yaygın olduğundan, vaktini arkadaşlarıyla buluşarak geçirdiğinden vs. bahsediyor. Yanlış anlaşılmasın, çok daha aktif ve maceralı bir hayatı da olabilirdi, bu imkansız değil. Veya öyle yaşayan içerik üreticileri de vardır elbette, bu da mümkün. Ama öyle olmadığı halde farklı yansıtanlar çok, benim bahsettiğim o. Dürüstlüğüyle kalbimi kazanan ne kadar isim varsa hepsinden söz edeceğim merak etmeyin. Son olarak, küçüklüğünden beri ilgi duyduğu yazma konusunda da bir adım atmış ve ilk kitabını çıkarmıştı Sezin. 37 isimli romanı okumuş biri olarak sürükleyici ve ilke göre hiç de fena olmayan bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Şu an ikincisi için çalışmaya devam ediyor, beklemedeyiz. Uzun lafın kısası, Z kuşağına ait olmasa da onları yakalayan, (hit olan mevzuları on yıl sonra sormasını falan çaktırmıyoruz şşşt!) saçma sapan olaylara girmeden işini yapan, sohbeti çok keyifli, arada bir-iki gün kafa iznine çıkan, enerjisi insana iyi gelen, dümdüz otursa da izlerim diyeceğiniz biri diyebiliriz onun için. İzledikçe keşke benim yakın arkadaşım olsaydı diyorsunuz. Her videosu güzel ama hiç bakmadıysanız “Konuşmamız Lazım” serisini şiddetle öneririm tanışmak için.
Yayına girdiği ilk dönemden itibaren gerek konusu gerekse çekimleri ve başarılı oyunculuklarıyla çok konuşulan Amerikan dizisi The Boys, çok beklenen üçüncü sezonunu nihayet izleyicisiyle buluşturdu. 434 bin oyla imdb'de 8.7'lik puanını koruyan 2019 çıkışlı dizi şimdiye dek izlediğimiz en yaratıcı süperkahraman dizisi. Bugün sizlerle, günden güne popülaritesi artan The Boys'un çarpıcı son sezonunu konuşacağız. Adalet savaşçılarımızın şirket bünyesine dahil olarak mücadele etme yolunu denediklerini gördüğümüz bu bölümlerde, dizi her zamanki gibi dehşet unsurlarını sergileme konusunda mütevazı davranmıyor ve bizi hem fiziksel hem de ruhsal türlü türlü işkencelere maruz bırakıyor diyebiliriz. <img class="alignnone wp-image-35547" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/th-13-e1659733112221.jpg" alt="" width="746" height="419" /> Adeta her sahnesi farklı bir sosyal-toplumsal meseleye dikkat çekmek/tepki göstermek olan The Boys, tıpkı önceki sezonlarında olduğu gibi, bu sezonda da cesur adımlar atmaktan çekinmemiş ve bizleri tahmin etmesi zor bir senaryo akışında gezdirmeyi hedeflemiş. Para ve güç uğruna aşılabilecek -belki de hiç var olmayan- sınırları, o sınırların sebep olabileceklerini ve görece daha az yozlaşmış ''normal'' insanların bu duruma, yaşananlara tepkilerini izliyoruz dizide. Marvel'ın iç savaş dönemini hatırlatan kutuplaşmaların da yer aldığı bu sezonda, Hughie'nin yaşadıklarının çok da umrumda olduğunu söyleyemeyeceğim. Butcher, çoğu izleyici gibi büyük merakla beklediğim Soldier Boy ve en çok da Kimiko ve Frenchie oldu asıl ilgimi çeken. Frenchiko zaten uzun zaman önce gönlümüzü fethetmiş olan ve bu sezondaki sahneleriyle de gözümüzde iyice güzelleşen bir çift artık. Yaraları, birbirlerine olan şefkatli yaklaşımları, her şeyin ötesindeki o masum gülümsemeleri... <img class="alignnone wp-image-35560" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/th-2-4.jpg" alt="" width="818" height="461" /> Her gün, her dakika başka bir skandalın patladığı Amerika ve Vought cephesinde neredeyse herkesin ikiyüzlü olması ve bırakın dizideki halkı, izleyiciler olarak bile defalarca doğru bildiğimiz şeylerin yanlış çıkmasını tecrübe ettiğimiz anlarda, bu yaşananlar bizi daha çok düşünmeye sevk ediyor. Kim iyi, kim kötü, kim kaç tane vahşetin faili veya şahidi, akıl sağlığı yerinde olan herhangi biri var mı ya da kaldı mı? Homelander'a sempati duyan insanlar şaka mı? Yeri gelmişken, hayatımda gördüğüm en korkunç, en dehşet verici ve en akılalmaz karakterlerden biri Homelander ve ne taraftan bakarsam bakayım, isterse dünyadaki en zor çocukluğu geçirmiş, en ağır travmaları yaşamış kişi olsun, değil yaptıklarına herhangi bir şekilde kılıf uydurma çabası, ona acımak bile bana öylesine uzak ki, bin metre yakınından dahi geçemiyorum bu fikrin. Hayranlarını da anlamakta güçlük çekiyorum dolayısıyla. <img class="alignnone wp-image-35561" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/th-3-4.jpg" alt="" width="775" height="516" /> İzlerken gerçek anlamda midemin çok bulandığı ve ekip dahil herkesin dilinden düşüremediği Herogasm bölümünden bahsedecek olursam, benim için neredeyse klasik bir bölümdü ve aldığı oyları ve puanını görünce biraz şaşırdım açıkçası. Bence bu kadar hırpalanmasalar insanlar böyle manipüle olmazdı. Yedinci bölüm benim gözümde çok daha iyiydi. Karakterlerin dönüşümünü sabırsızlıkla bekliyor ve bu dizinin her halükarda bir çığır açtığını düşünüyorum. Annie, izlemeye bayılmadığım biri olduğu için ekran süresi bana fazla geliyor ama aşırı da rahatsız edici bulmuyorum, genele baktığımızda çok da dengesiz değil karakterlere ayrılan zaman. Yine de iç sesim Hughie'ye falan göz devirip duruyor sık sık, yalan yok. Çok konuşulan sezon finaline gelecek olursak, izlemekten çok keyif aldım. Akıcı ve etkileyiciydi. Ancak sürprizlerinin bir kısmından hoşlanmadığımı söylemeliyim. Mesela onca zamandan sonra Meave'in Homelander'dan intikam almak, tüm öfkesini dökmek ve yaşadığı her şeyin acısını çıkarmak için bir fırsat bulmasını sevdim. O dövdükçe ben rahatladım hatta. Ancak buna rağmen, sırf diğerlerini kurtarmak için bu fırsatı sonuna kadar kullanıp Homelander'ı öldürmeye çalışmak yerine kendini feda etmişken ölmemesi tadımı kaçırdı. Onun düşündüğünün aksine, o an gerçek bir kahramanlık yapmıştı ve kurtarılmak zorunda değildi. Tüylerimin diken diken oluşu boşa gitti açıkçası. Bazen sevdiğimiz karakterlerin de ölmesi gerekir, çizgi film izlemiyoruz sonuçta... <img class="alignnone wp-image-35562" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/th-4-4.jpg" alt="" width="764" height="406" /> Bir diğer mesele olarak, bunca zamandır tanıdığımız canavarların şahı Homelander sırf babasının varlığını öğrendi diye mi bu kadar duygusallaştı da, sırf Ryan gidelim diyip elinden tuttu diye kimseye zarar vermeden oradan (büyük kavganın olduğu yer) ayrıldı? Anladık o esasında yaralı, sevgiye aç falan da üçüncü dünya savaşı çıkmıştı resmen, bu hamle bana biraz anlamsız geldi. Savaştan bahsetmişken, herkesin ama gerçekten herkesin nihai amacı olarak gördüğümüz Homelander'ın öldürülmesi neden böyle basitçe iptal edildi? Kendi içinde de fikir ayrılıkları yaşayan bizimkilerin bir anda onu bırakıp cümbür cemaat Soldierboy'a saldırması şaka mıdır? Gerçekten aşamıyorum hep bir elden ona abanıp asıl hedefi böyle boş vermelerini, Butcher dahil. En çok o tadımı kaçırdı. Çocuk unsuru kolayca halledilebilirdi, ama onun yerine gidişini izlediler sessizce. Ufak bir detay olarak, Hughie'nin Starlight tehlikedeyken kimyasalı almak yerine onun gücünü artırmak için elektrik ayarlarıyla oynayıp onun halledeceğine güvenmesi de hoştu. Sonucu devasa bir etki yaratmamış olsa da... <img class="alignnone wp-image-35563" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/th-5-5.jpg" alt="" width="780" height="437" /> Ryan'ın babasının tarafını seçip bu yaşta evil bir dönüşüme başlaması korkuttu, Homelander'ın artık açıktan yaptığı katliamların da destekçileri tarafından tolere edilip onaylanmaya başlaması ise daha da sıkıntı. Zaten böyle olacağını biliyorduk, ilk kez bir programda gerçek hislerini söylediğinde aldığı olumlu tepkiler bunların habercisiydi elbette. Normal sezon finali yapan dizi sahneleri haricinde (Annie Meave vedalaşması, ekibin tekrar bir araya toplanması, MM'in kızına geçmişini anlatması vb.) Butcher'ın artık bir iki aylık ömrü kalan bir adam olması önemli. Şimdi çok daha cesaretli, çok daha gözü kara ve muhtemelen çok daha acımasız ilerleyecek. Umarım yarım bıraktığı işi tamamlar. Homelander vahşi bir ölüm yaşasa iki gözüm açık şekilde izlemeye dayanabilir miyim bilmiyorum ama dizide ultra rahatsız olmadığım tek şiddet sahnesi olmaya aday olur o sahne, ondan eminim. Hoş, kararlarını diğerlerine nasıl kabul ettirecek veya ettirebilecek mi göreceğiz ama yaşanacak her şey için şimdiden heyecanlıyım.