1950 sonrası Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatındaki kadın yazarlar, dönemin roman ve öykü türlerine yeni bir boyut kazandırmışlardır. <strong>Leyla Erbil, Nezihe Meriç, Adalet Ağaoğlu, Sevgi Sosyal, Füruzan, Pınar Kür</strong> gibi kadın yazarlar, erkeklerden farklı olarak kadın diliyle kadını eserlerde ön plana koyarak, kadının feminist sorgulamalarıyla varoluşsal çabalarını, topluma karşı eleştirel bir yaklaşımın olmalarını konu olarak işlemişlerdir. Böylece kadın yazarlar, bu konuları işledikçe, toplumu bilinçlendirmişlerdir. 1950 ve sonrası Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında konu açısından değişiklik yaşanmıştır. Eserlere; insan, birey yerleşmeye başlamıştır. Özellikle kadın yazarları, kadın bakış açısıyla bireye, kadına yönelmişlerdir. Toplumu, roman ve öykülerinde merkeze koydukları kadın üzerinden eleştirmişlerdir. <strong>1950 ve sonrası yıllarda kadın yazarlardan örnek vermek gerekirse Leyla Erbil, Nezihe Meriç, Adalet Ağaoğlu, Pınar Kür, Sevgi Sosyal, Latife Tekin, İnci Aral, Nazlı Eray gibi isimleri söylemek mümkündür</strong>. Yukarıda bahsedilen bu yazarlar, fantastik öğeler ve ironik söylemlerle kadınların sorunlarına değinmektedirler. Hem modern hem de postmodern yazın türlerinde görebileceğimiz iç monolog ve bilinç akışı teknikleriyle de bireyin iç dünyasına girmişlerdir. Arayış içerisine giren bireyler vardır. Bireyler, bu arayış içerisindeyken toplumla birey çatışmaktadır. 1960’lı yılların toplumunda yaşanan 12 Mart Dönemini eserlerinde yansıtmışlardır. Yazarlar, bu toplumda kadının yerini sorgulamaktadır. <img class="alignnone wp-image-42179" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/ec-cmr9xyaaqomp-300x196.jpg" alt="" width="785" height="513" /> Çalışmada, 1950 ve sonrası Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatına kadın yazarların girmesiyle edebiyatımızda ne gibi değişim olmuştur? Yazarların eserlerinden örnekler vererek açıklamak daha anlaşılır olacaktır. 1950 sonrası Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında kadın yazarların etkisinin gösterildiği, kadın sesinin duyulmaya başlandığı bir dönem olmuştur. Ve eserlere feminist bir söylem yerleşmektedir. Birey olarak kadına yönelen, kadın sesini, kadın dilini duyurmaya çalışan Sevgi Sosyal, Nezihe Meriç, Adalet Ağaoğlu, Leyla Erbil, Pınar Kür, Nazlı Eray, İnci Aral gibi kadın yazarları, önceki yazılanlardan özellikle erkek yazarlardan farklı olarak kendi kadın bakış açısıyla ve kadın diliyle eserlerinde kadının varoluşunu, toplumdaki yerini, kadının kimliğini, kadını erkeğin ve toplumun baskısından kurtarma konularını işlemişlerdir. Örneğin ; <strong>Leyla Erbil’in, Konuşmadan Geçen Bir Tren Yolculuğu </strong>adlı eserinde yazar; <strong>kutsal çanak</strong> imgesiyle kadın karakteri, ataerkil sisteme karşı gelerek ataerkil değerlere başkaldırı yaptığını görmekteyiz. Aynı durumu <strong>Adalet</strong> <strong>Ağaoğlu’nun Kozalar</strong> adlı oyununda da görmekteyiz. Oyunda üç kadın kendilerini kozalarına hapsetmişlerdir. Oyunda kadınlar radyodan banka soygunu duyduktan sonra kapı çalınır ve kapıyı açıp açmama konusunda direnmişlerdir. Yabancılardan korkma durumu anlatılmıştır. Oyundaki örümcek ağının onları sarması kadınların sığ düşüncelere sahip olduklarını göstermek için kullanılmıştır. Toplum; sakat, kötürüm, kokuşmuş olduğu için kadın da kendisini sakat gibi göstermiştir. <img class="alignnone wp-image-42178" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/th-2-13.jpg" alt="" width="944" height="629" /> <strong>Leyla Erbil’in Üç Arkadaş Ya da Oyun</strong> öyküsünde de durum aynıdır. Öyküde gözlüklü, oyuncu ve balerin olmak üzere üç kadın vardır. Kadınlar, aralarına dördüncü kişiyi almaktan korkmaktadırlar. Yalnızca üçü her gün birbirleriyle buluşmaktadırlar. Çünkü araya başka biri girerse aralarının bozulacağını düşünmektedirler. Öyküde kadınlar, kendilerini çevreden soyutlayarak yabancılaşma ve yabancılardan korkma durumu işlenmiştir. Ayrıca öyküde kadının varlığının yok olduğu da anlatılmaktadır. Balerin, oyuncuya, ''İşin yok mu senin?'' diye sorması üzerine oyuncu da, ''İşim yok. Kaçta olursa giderim.'' demiştir. Kadınların toplumda unutulduğu ve toplumdaki yeri ironik bir şekilde anlatılmaktadır. <strong>Leyla Erbil’in Konuşmadan Geçen Bir Tren Yolculuğu</strong> öyküsünde Tekvin ninenin bal ve macunla çeşitli ilaçlar yapıp yedi yaşındaki küçük kıza yedirmesiyle yüzyıllardır kutsadığı ata yadigarının bedene yerleştiği görülmektedir. Daha sonra bir arı tarafından sokulup cezalandırılmasıyla ruhuna işlenen ataerkil değerler, bir kadın yazarın kaleminde alegorik bir şekilde ortaya çıkmıştır. Ve kadınlığını bilinciyle sorgulamıştır. Leyla Erbil’in <strong>Hallaç</strong> öyküsünde kadının giderek miyoplaşmasıyla tutunacak bir dalı kalmamıştır. Böylece Tanrı tarafından terk edildiğini görünce, ''Allah’ım neden beni bıraktın?'' diyerek kadın kim olduğunu, ne olduğunu feminist bir şekilde kendisini sorgulamıştır. <strong>Bilinçli Eğilim öyküsünde, ''Öleceğim birazdan ...Neremden başlayacak ölüm? Annem nereden yakalayacak kim bilir? Anamla babamı da sulasam bi, ama yerimden kıpırdamam olası değil ve kızın annemle bir olup boğazımı sıkıyorlar şimdi</strong>. <strong>Canım yanıyor hah hah...'' sözleri ironik feminist bir çığlıktır</strong>. Yazarda bunu kadın diliyle anlatmıştır. Aslında kadının yaptığı bir başkaldırıdır. Böyle yaparak ataerkil toplum düzenine bir mesaj vermek istemiştir. <strong>Tuhaf Bir Kadın'da ise</strong> Nermin, toplumun kabul ettiği Tanrıyı kabul etmemiştir. Onun kendisine göre bir Tanrısı vardır. Erkeğin egemen olan Tanrıyı kabul etmemiştir. Nermin, iyi Allah, demesiyle topluma yol göstericilik yapmıştır. <img class="alignnone wp-image-42177" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/5c81a478e8ce6719809020-300x164.jpg" alt="" width="785" height="429" /> Böylece kadın yazarlar, kadın diliyle kadınların kendilerini sorgulamalarını, topluma ve erkeklere karşı bilinçlenmeleri ve topluma bir başkaldırı yapmalarıyla Türk edebiyatına adlarını duyurup edebiyatımızda yenilikler yapmışlardır . Kadın yazarlar, erkek yazarlardan farklıdır. Farklarına değinecek olursak erkek yazarlar, merkeze kadını koymayıp kadını benimsememişlerdir. Oysa yukarıdaki örneklerde olduğu gibi kadın yazarların eserlerinde merkezde kadın vardır. Kadınların sorunları, sorgulayışları vardır. Örneğin; Halit Ziya Uşaklıgil'in, <strong>Aşkı Memnu</strong> eserinde toplum Bihter’i yok saymıştır. Toplum kadını yani Bihter’i öldürmüştür. Yazar erkek olduğu için kadını öldürmüştür. Erkek yazarların eserlerinde kadınların sorgulayışlarını, topluma başkaldırışlarını görememekteyiz. Kadın, cariye olarak görülmüştür. Sami paşazade Sezai,<strong> Sergüzeşt</strong> eserinde Dilaşup ve Namık Kemal’in <strong>İntibah</strong>'ında Mahpeyker cariyedir. Esir kadın tipi ele alınmıştır. Herhangi bir sorgulayışları bir başkaldırıları yoktur. Kadın yazarlar, kadına değer vermiştir. Kadınlara verilen değerleri yukarıdaki örneklerde olduğu gibi eserlerinde görmekteyiz. Fakat erkek yazarlarda ve eserlerinde kadına değer yoktur. Örneğin, Fakir Bayburt’un <strong>Yılanların Öcü</strong> adlı eserinde Haceli muhtar, Irazcanın gelinini Hatça'yı dövmüştür. Kadına değer vermek yerine kadına şiddet uygulanmıştır. Kadına değer yoktur. Kadınlar, artık daha bilinçlidir. Nezihe Meriç’te Leyla Erbil ve Adalet Ağaoğlu gibi kadın diliyle kadınların sorunlarını anlatmıştır. <strong>Korsan Çıkmazı</strong> adlı romanında 1970’li yıllarda yoğunlaşan kadının, ekonomik ve cinsel yönden erkeklerin baskısından kurtulma soruna değinmiştir. Sevgi Sosyal da <strong>Yürümek</strong> adlı romanında bir kadınla bir erkekten hareket edilerek kadınlık sorunları ele alınmıştır. <strong>Sonuç</strong> 1950 sonrası Türk Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Kadın yazarların sayısı artmış olup bu dönemde önemli ölçüde etkilerini göstermektedirler. Kadın yazarlar; bireyi, kadını merkeze alarak birey yani kadının toplumdaki yerini feminist bakış açısıyla sorgulamışlardır. Yazarlar, kadına değer vermektedirler. Kadın yazarların, yukarıda açıklandığı gibi edebiyatımızda yaptıkları bu yeniliklerle edebiyata ve topluma katkıda bulunmaktadırlar.
Hüsne Sürmelioğlu
@husnesurmelioglu
Hindistan’a Bir Geçit E. M. Forster tarafından 1924 yılında yazılan bir romandır. Daha sonra 1984 tarihinde David Lean tarafından kurgulanarak filme uyarlanmıştır. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/images-29.jpeg" alt="" width="360" height="540" /><strong>Filmdeki Karakterler :</strong> •Cyril Fielding (James Fox) •Mrs. Moore (Peggy Ashcroft) •Dr. Aziz (Victor Banarjee) – Doğu karakteri •Ronny Heaslop (Nigel Havers) •Adela Quested (Judy Davis) Filmi incelemeden önce Oryantalizm ve Oksidantalizm kavramlarını açıklamak gerekecektir. <strong>Oryantalizm Nedir?</strong> Oryantalizm, diğer bir adı şarkiyatçılıktır. Batı medeniyetinin Doğu toplumlarını tanımlamakta kullandığı bir düşünce biçimidir. Oryantalizm, Doğu algısıdır. Batı’nın Doğu’ya bakışı ve yansımasıdır. Yabancıların bize karşı yaptıklarıdır. Sömürgeciliktir. Şark ( Doğu ) hakkında yazan , ders veren ya da şarkı araştıran kişi ise şarkiyatçı olarak nitelendirilmektedir. Yaptığı iş yine şarkiyatçılıktır. <strong>Oryantalizm adlı kitabın yazarı olan Edward Saide göre şarkiyat, Şark ( Doğu ) ile Garp ( Batı ) arasında varlık bilim ve bilgi bilim ayrımına dayanan bir düşünce biçimidir</strong>. Burada Edward Said; Batı toplumlarının sahip oldukları bilgi, beceri , alt yapı ve geçmişleri ile şark karşısında kendi üstünlüklerini kişileştirdiklerini öne sürmektedir. <strong>Oksidantalizm Nedir?</strong> Oksidantalizm ise oryantalizmin tam tersidir. Oksidantalizm, Doğu’nun gözüyle Batı’nın toplumlarına bakmak anlamına gelmektedir. Batı algısıdır. Doğu’nun Batı’ya bakışı olarak nitelendirilmektedir. <strong>Hindistan’a Bir Geçit Filminde Oryantalizm Unsurlar :</strong> Hindistan’a Bir Geçit Filminde Batı’nın Doğu’ya bakışı olarak adlandırılan oryantalizm unsurlara rastlanmaktadır. Örneğin; Dr. Aziz, Fielding’e yani Devlet Okulu Yöneticisine karısını anlatırken karısının cahil olduğunu söylemiştir. Kadın , kadının okumamışlığı , cahilliği Batı’nın Doğu’da gördüklerinin bir simgesidir. Ayrıca Dr. Aziz, görücü usulü ile evlenmiştir. Karısını görmeden ailelerinin planlamasıyla evlenmiştir. Bu durumda Doğu toplumunda görülen bir durumdur. Batı, Doğu’ya böyle bir gözle bakmıştır. Görücü usulü ile evlendiklerini görmüştür. Filmde giyim kuşam meselesi de oryantalizm açısından dikkat çeken bir unsur olmuştur. Filmde Doğulular eski , fistan kıyafetleri giymişlerdir. Batılılar ise özenli bir şekilde , iyi , yeni, şapka gibi modern kıyafetler giymişlerdir. Bu durum, Oryantalizm açısından Batılılar, Doğuluların eski püskü kıyafetleri giydiklerini göstermişlerdir. Hindistan’a Bir Geçit adlı filmde İngiliz sömürüsü vardır. İngilizler, ele geçirdikleri Hindistan topraklarını sömürmektedirler. Orada küçük bir İngiltere yaratmak istemişlerdir. İngiliz halkı rahat fakat Hindistan halkı köle gibidir. Sürekli çalışmaktadırlar. İngilizlere göre Hint halkı, kendini yönetemez. Bundan dolayı onları yönetmeye geldiklerini söylemişlerdir. Yapılan partilere, sinemalara sadece İngiliz halkı gidebilmektedir. Bu hallerinden de memnunlardır. Örneğin, Bayan Moore ile Dr. Aziz camide tanıştıklarında Dr. Aziz Hintliler sinemaya giremez demiştir. Her yerde İngiliz bayrakları olup İngiliz marşları çalmaktadır . Kendi gibi olmayanları da dışlamışlardır. İşte bu kandırmaca, aldatmadır. Göz boyamışlardır. Filmde Dr. Aziz ‘in Adela ’ya tecavüz ettiği düşünülmüştür. Bu durum, oryantalizm bakımından Doğuluların azgın , sapık ve Doğu toplumunda erkeklerin kadına tecavüz ettikleri olarak görülmektedir. Dilencilik imgesinde oryantalizm bakımından hem Hindistan’a bir geçit romanında hem de filminde görebilmekteyiz. Mesela Doğulular, arabada ne kadar para alsak iyi gözüyle bakmışlardır. Hep para koparma derdindeler. Batılılar filmde Doğuluların para peşinde koşan insanlar olduğunu, ne kadar para alsak iyi düşüncesiyle göstermişlerdir. <strong>Hindistan’a Bir Geçit Filminde Oksidantalizm Unsurlar :</strong> Giyim kuşam meselesi, oryantalizmin bakımından incelendiği gibi oksidantalizm açısından da incelenebilir. Doğulular; Batı toplumunda kıyafete önem verildiğini, Batılı karakterlerin iyi ve modern kıyafetler giydiğini göstermiştir . Bu durum, oksidantalizm yönünden Doğulu insanların Batılı insanlarda gördüğü, düşündüğü bir durum olarak gösterilen bir durum olmuştur. Batılı insanlarda yeme içme simgesi de bulunmaktadır. Batılı insanın iştahı olduğu için doymamaktadır. Hatta filmde Hindistanlı bir karakter olan Dr. Aziz, “İngilizler çok yerler, şarap içmeyi severler.” Demiştir. Burada oksidantalizm açısından Doğu karakterlerin gözünde Batılıların iştahlı ve çok yemek yediklerini görebilmekteyiz. Oksidantalizm kavramı olarak incelenecek olan bir başka unsur ise Filmde mahkemede Adela’nın İncile el bastığını görmekteyiz. Bu durum oksidantalizm açısından İngilizlerin gelenek ve göreneklerine bağlı olduğu, onların mahkemelerinde İncile el bastıklarını görebiliyoruz. Doğu, Batıya böyle bir gözle bakmıştır.
Dünya Arkadaşlık Gününün Dostluk Günü, Arkadaş Günü, Uluslararası Dostluk Günü gibi farklı adları vardır. Arkadaşlık Gününü kutlayan ilk ülke, Paraguay olmuştur. Paraguay,; günü 30 Temmuz 1958 yılında kutlamasıyla birlikte günün 30 Temmuzda kutlanması için öneride bulunmuştur. Daha sonra 27 Nisan 2011 yılında Birleşmiş Milletler’in aldığı kararla Arkadaşlık Gününün 30 Temmuzda kutlanması kabul edilmiştir. Ve gün, 2011 yılından beri her yıl 30 Temmuzda dünyada kutlanmaktadır. <strong>Nasıl Ortaya Çıktı?</strong> Paraguay doğumlu Dr. Artemio Bracho, Meksika’nın Puerto Pinasco şehrinde bir arkadaşıyla akşam yemeğinde Arkadaş Gününün kutlanması fikrini ortaya atmasıyla ortaya çıkmıştır. <strong>Arkadaşınızla izleyeceğiniz ya da arkadaşınız uzakta olsa bile izlerken onu hatırlayacağınız arkadaş konulu filmler şöyledir;</strong> <strong>Uçurtma Avcısı</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-38-4.jpeg" alt="" width="326" height="538" /></strong> Filmin Orijinal adı The Kite Runnerdir. Çıkış tarihi 17 Aralık 2007 yılı olan film, ABD filmidir. 128 dakikadadır. Filmi, Netflix’te izleyebilirsiniz. Biyografi ve dram türündedir. Filmin yönetmenliğini Marc Forster, senaristliğini de David Benioff yapmıştır. Amerikalı yazar Halit Hüseyninin Uçurtma Avcısı adlı romanından kurgulanarak filme uyarlanmıştır. 65.Küre Ödüllerinde en iyi film ödülünü almıştır. Khalid Abdalla,Atossa Leoni,Shaun Toub başrol oyunculardır. Film, çocukluk arkadaşı üzerine kurgulanmıştır. Birleşik Devletlerde yaşayan Amir adlı bir çocuğun çocukluk arkadaşına yardım etmek için Afganistan’a gitmesini anlatır. <strong>Kelebeğin Rüyası</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-39-1.jpeg" alt="" width="650" height="355" /></strong> 22 Şubat 2013 yılında gösterime giren filmin yönetmenliğini ve senaristliğini Çok Güzel Hareketler Bunlar adlı programın sunucusu Yılmaz Erdoğan yapmıştır. Yılmaz Erdoğan, senarist ve yönetmen olmasıyla birlikte filmin başrol oyuncuları arasındadır. Yılmaz Erdoğan, edebiyat öğretmeni Behçet Necatigil’i canlandırmıştır. Diğer oyuncular; Mert Fırat (Rüştü), Kıvanç Tatlıtuğ ( Muzaffer), Bergen filminin başrol oyuncusu Farah Zeynep Abdullah(Mediha), Belçim Bilgin, (Suzan), Ahmet Mümtaz Taylan’dır (Zikri). Film; dram, tarih ve biyografi türündedir. Film, Zonguldak’ta 1940 yılında yaşayan ve edebiyatla ilgilenen Rüştü ile Muzaffer adlı iki genç şairi anlatır. Bu iki şair, edebiyat’ı severken edebiyat, toplum tarafından ilgi görmemektir. Rüştü ve Muzaffer’in veremden dolayı sağlıkla ilgili sorunlar yaşamalarının yanında topluma edebiyatı sevdirmeye çalışmaktadırlar. <strong>Canım Kardeşim</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/220px-Canim_kardesim.jpg" alt="" width="376" height="509" /></strong>1 Mart 1973’te yayınlanan sinema filmidir. Yönetmenliğini ve yapımcılığını Ertem Eğilmez yapmıştır. Senarist ise Hababam Sınıfı gibi Türk filmlerin senaristliğini yapan Sadık Şendil’dir. Başrolde Tarık Akan (Murat), Kahraman Kıral (Kahraman), Halit Akçatepe (Halit) vardır. Türk sinemasında dram türündeki en iyi filmlerden biridir. Evde çıkan yangın sonucunda Murat ve Murat’ın kardeşi Kahraman, babalarını kaybetmişlerdir. Bunun üzerine Murat’ın en yakın arkadaşı Halit, evden kovulur. Ve Murat’ın yanına taşınır. Bir süre sonra Kahraman’ın kanser olduğu öğrenilce Halit ve Murat’ın Kahramanın mutlu olması için yaptıklarıyla konu gelişir. <strong>Üç İdiots</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-40-2.jpeg" alt="" width="364" height="528" /></strong> Türkçe ’de Üç Aptal demektir. 25 Aralık 2009 yılında yayınlamıştır. Bolywood yani Hint filmidir. Film, Hintçe ve İngilizce dilleriyle gösterime girmiştir. Komedi ve dram türündedir. Yönetmen, Rajkumar Hiranidir. Aamir Khan, Madhavan, Kareena Kapoor, Boman Irani, Mona Singh başrol oyunculardır. 2 saat 50 dakikadır. Hindistan’da mühendislik okulundaki Raju, Farhan ve Rancho adlı üç arkadaşın hayat hikayeleri anlatılmıştır. <strong>Can Dostum </strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-41-1.jpeg" alt="" width="360" height="540" /></strong>Filmin Orijinal adı Intouchables’tıir. Fransız filmidir. Süresi kısadır. 1 saat 50 dakikadır. Bundan dolayı izlerken sıkılmayacağınız filmlerden biridir. 2 Kasım 2011 yılında Fransa’da yayınlanan filmi, Netflix’te izleyebilirsiniz. Gerçek hayattan uyarlanmıştır. Başrollerini François Cluzet ve Omar paylaşmıştır. Yamaç paraşütü kazasında felç olan bir adamın kendine bakması için bir yardımcıyı işe alması ve yardımcının hikayesi anlatılmıştır. <strong>Dünya Arkadaşlık Gününüz Kutlu Olsun. </strong> <blockquote> <p style="text-align: center"><strong>"Arkadaşlık her zaman gölge veren bir ağaçtır. </strong></p> </blockquote> <strong> </strong><strong>Nazım Hikmet </strong>
<strong>Türkiye’nin</strong> <strong>2000’li Yıllarında Dünya Mirası Listesine Alınan Yerler şunlardır;</strong> <strong>Edirne Selimiye Cami ve Külliyesi</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-38-3.jpeg" alt="" width="1063" height="596" /></strong> Cami ve Külliye, Osmanlı Dönemi’nde inşa edilmiştir. 2011 yılında kültür alanında Unesco Dünya Mirası Listesine girmişlerdir. Böylece 2000’li yıllarda Dünya Mirası Listesine girmiş ilk eserler olmuştur. Selimiye Cami, 1568 yılında 2.Selim Dönemi’nde Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Osmanlı Devletinin 6.başkenti olan Edirne’de inşa edilmiştir. 1575 yılında tamamlanan yapı, Mimar Sinan'ın ustalık eseridir. Selimiye Külliyesi ise İstanbul’un Fatih ilçesine bağlı Süleymaniye semtinde bulunmaktadır. Külliye’yi Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Mimar Sinan yapmıştır. Külliye; anlam olarak caminin yanında medrese, okul, hastane, hamam, çarşı gibi yapıların olduğu yerdir. <strong>Çatalhöyük Neolitik Alanı</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-40-1.jpeg" alt="" width="875" height="454" /></strong> Konya ilinin Çumra ilçesinde bulunmaktadır. Konya Ovası’nın üzerinde yer almaktadır. Doğu ve Batı olmak üzere iki höyükten meydana gelmektedir. Höyük, topraktan oluşan tepe demektir. Doğu’daki höyük, Neolitik Dönemde Batı’daki höyük, Kalkolitik Dönemde oluşmuş tarihi yerleşim yerleridir. Alanın bir yerleşim yeri olması tarım ve avcılık faaliyetlerin yapıldığını göstermektedir. Yüksekliği 20 metredir. Doğu höyükte heykeller, duvar resimleri, kabartmalar dediğimiz rölyefler vardır. Batı höyükte çanak çömleği ile küçük odalar bulunmuştur. Kültür turizmi açısından önemli bir yere sahiptir. Konya’ya gittiğinizde gidebileceğiniz yerlerden biridir. 2009 yılında geçici listede yer alırken 2012 yılında Unesco tarafından Dünya Mirası Listesine girmiştir. <strong>Cumalıkızık</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-43-3.jpeg" alt="" width="787" height="525" /></strong> Bursa’nın Yıldırım ilçesinde bulunmaktadır. Uludağ’ın kuzeyinde yer alır. 1300 yılında kurulan vakıf köyüdür. Köy, ismini Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Bey’in köyü cuma günü kurması üzerine Cuma denmiştir. Kızık ise köy, Uludağ ile vadi arasında sıkışıp kaldığı için Kızık denilmiştir. Köyde Cumalıkızık Etnografya Müzesi vardır. Cumalıkızık’a giderseniz Müzede köy yaşamına ait eşyalara rastlayabilirsiniz. Taşlı ve dar sokaklardan oluşan Cumalıkızık evlerini, köy’deki cami’yi Zekiye Hatun Çeşmesini de ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca 2015 yılından beri haziran’da Ahududu Festivali düzenlenir. Eğer haziran’da giderseniz festivale katılabilirsiniz. Köy, bu kültürel özellikler açısından 2014 yılında Dünya Mirası Listesine girmiştir. Osmanlı imparatorluğunun Doğuşu olarak bilinmektedir. <strong>Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-45-2.jpeg" alt="" width="991" height="663" /></strong> Antik Kenttir. İzmir’in Bergama ilçesinde bulunduğu için Bergama denmiştir. Çok katmanlı denmesinin sebebi ise içerisinde Roma, Doğu Roma, Osmanlı Devletine ait kalıntılar bulunmuştur. Bergama’nın bir diğer adı Pergamondur. Pergamon Krallığının başkentidir. Bergama’da Bergama Müzesi vardır. Müze, ilk arkeolojik olarak açılmıştır. Müzede Pergamon’a ait kalıntılar sergilenmiştir. Mezar, kaya mezarı, sur duvarları, kabartmalar, çatı kiremitleri kalıntılara örnek verilebilir. 2014’te Dünya Mirası Listesine alınan yerlerden biri olmuştur. <strong>Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-47-2.jpeg" alt="" width="1062" height="643" /></strong> Kale, Diyarbakır’ın Sur ilçesindedir. Kalenin yapılışında kullanılan temel malzeme bazalt taşıdır. İç ve dış kale olma üzere iki bölümü vardır. İç kale, ilk yerleşim alanıdır. Hevsel Bahçeleri, Diyarbakır Kalesi ile Dicle Nehri arasındadır. Bahçelerde şahin, yılan kartalı, kerkenez gibi yırtıcı kuşlar vardır. Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri, 2015’te Dünya Mirası Komitesi adında yapılan toplantıyla Dünya Mirası Listesine dahil edilmiştir. Toplantı, Almanya’da yapılmıştır. <strong>Efes Antik Kenti</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-49-1.jpeg" alt="" width="953" height="529" /></strong> İzmir’in Selçuklu ilçesinde bulunan kent, 2015’te Dünya Mirası Listesine girmiştir. Eski Yunanca'da Ephesos’tur. Sözcüğün Hititçe’den türediği düşünülmektedir. Antik Kent, Cilalı Taş Devrinde kurulmuş olup önemli mimari eserlere sahiptir. Artemis Tapınağı, Meryem Ana Evi, Ashabı Kehf Mağarası, tiyatro, İsa Bey Cami, İmparator Hadrianus için yapılmış Hadrian Tapınağı ve Celsus Kütüphanesi önemli eserlerdir. Artemis Tapınağı, Dünyanın Yedi Harikasından biridir. Kütüphane, adını Efes valisi Celsus’tan almıştır. Yapının, kütüphanenin yanında anıt özelliği de bulunmaktadır. Kütüphanenin arkasında Serapis Tapınağı vardır. <strong>Ani Arkeoloji Alanı</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-51-2.jpeg" alt="" width="1013" height="678" /></strong> Kars’ın Güneydoğusunda ve Türkiye – Ermenistan sınırları arasındaki Arpaçay Nehri’nde yer alır. Latince'de Abnicumdur. 2012’de geçici listede yer almıştır. 2016’da Dünya Mirası Listesine alınmıştır. <strong>Aphrodisias</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-52-2.jpeg" alt="" width="783" height="517" /></strong> Sözcük, Roma alfabesinde kullanılmıştır. Kent, Aydının Karacasu ilçesindeki Geyre Mahallesindedir. Afrodit Tapınağı ve Antik Tiyatro önemli eserlerdir. 2017’de Dünya Mirası Listesine girmiştir. <strong>Göbeklitepe</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-54-3.jpeg" alt="" width="1389" height="726" /></strong> Tarihin sıfır noktası adıyla bilinen Göbeklitepe, Şanlıurfa’dadır. Haliliye ilçesinin Örencik köyündedir. Şanlıurfa Arkeoloji Müzesinde Göbeklitepe'de bulunan heykeller ve taşlar sergilenmiştir. Dikili taşlar ve hayvan motifleri bulunmuştur. Dikili taşlar, insan vücudu şeklinde yapıları vardır. İnsan vücudunun üç boyutlu hali olarak düşünülebilir. Göbeklitepe, Eski kült’ten oluşan yapılan topluluğudur. <strong>Aslantepe</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-55-2.jpeg" alt="" width="946" height="616" /></strong> Malatya’da Fırat Nehrinin batısında yer almıştır. 2021 yılında Dünya Mirası Listesine girmiştir. 30 metre yüksekliğindedir. Kazı çalışmalarının sonucunda kerpiç saray, mühür baskısı bulunmuştur. Kerpiç sarayında duvar resimleri vardır.
<strong>Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde bulunan ve yıkık bir durumda olan tarihi binanın sanat merkezi olması kararlaştırıldı. </strong> Yapı, önceden Fransızlar tarafından yapılmış bir ruhban okuluydu. Fransızların Hatay'ı işgal ettiği dönemlerde okulu Fransızlar yönetiyordu. Okul, Kırıkhan Ruhban okulu adıyla bilinmiştir. Hem bir okul hem de bir kiliseden oluşmuştur. Kırıkhan’daki Kurtlusoğuksu mahallesinde bulunmaktadır. Fransız hükümeti, Cizvit ve Lazarist tarikatının ortaklaşa açtıkları okuldur. Bu tarikatlar, Hristiyanlığı yaymaya çalışan misyoner yani din görevlileridir. Okulun açılış tarihi ile ilgili kesin bilgi olmamasına rağmen bazı kaynaklar 1923 yılını gösterirken bazı kaynaklar 1930’u göstermektedir. 7 Temmuz 1939 tarihinde Hatay’ın Türkiye’ye katılmasıyla Fransızlar Hatay'ı terk ettiler. Böylece okul Türklerin olmuş oldu. Ruhban sözcüğünün etimolojisine baktığımızda 'Ruhban' Arapça kökenli sözcüktür. Rahip sözcüğünden türemiştir. Sözcük, Yunanca'da pneuma Latince'de spiritus demektir. Türkçe'de bu sözcükler nefes, ruh anlamlarını karşılar. Tanımı ise, TDK’nın İfadesiyle rahipler demektir. Rahipler, bekar olan, kliselerde çalışan din adamları veya din görevlileri anlamına gelmektedir. Kendilerini dine adarlar. Rahipler manastırda yaşarlar. Manastır, din adamlarının bir arada yaşadıkları yerdir. Manastırda da görev alabilirler. Ayrıca rahiplerin evlenmeleri yasaktır. <img class="size-large wp-image-31901 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/ruhban_06-800x533.jpg" alt="" width="662" height="441" /> <strong>Hatay valisi Rahmi Doğan dün akşam tarihi binayı ziyarette bulundu.</strong> Binayı Rahmi Doğan dışında Ayhan Yavuz, Hüseyin Yayman, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Numan Bölükbaşı, Jandarma Komutanı Yüzbaşı rütbesine sahip Kenan Özmen inceledi. Hüseyin Yayman, TBMM Dijital Komisyon Başkanı, Ayhan Yavuz Kırıkhan Belediye Başkanı'dır. Okul, Fransızlardan sonra ilkokula daha sonra halk eğitim merkezine dönüştü. Şu an yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya olan okulun, incelemeler üzerine bir proje ile kültür, sanat merkezine dönüştürüleceği bilgisi paylaşıldı. Merkezin içerisinde konferans salonu, sergi yerleri, atölye çalışmalarının yapılabilmesi için eğitim atölyelerinin olacağı belirtildi. Projeye DOĞAKA yani Doğu Akdeniz Kalkınma Ajansı'nın destek vereceği ve Projenin adının "Sarı okulun kültür sanat ve eğitim merkezine dönüştürülmesi projesi" olacağı bildirildi. Proje şu an ihale aşamasında olsa da yıkık durumda olan tarihi yapının, sanat merkezi olarak değerlendirilmesi proje için bir hayli önemli. Merkez içerisinde eğitim atölyelerinin ve sergi yerlerinin açılmasıyla vatandaşların bu kısımlardan eğitim almaları tüm vatandaşların yararına olabilecek bir gelişmedir.
Rolls Royce adlı İngiliz otomobil üreticisine Ceo olarak Tufan Erginbilgiç atandı. Böylece Rolls Roycenin idari yönetiminde bir Türk olacak. Bu durum oldukça dikkat çekici bir durum oldu. Rolls Royce, Tufan Erginbilgiç ’in Rools Roycede yeni görevine başlayacağını, CEO olacağını duyurunca insanlar için merak konusu oldu. Hem Rolls Royce hem de Tufan Erginbilgiç Gündemde yer aldı. Ve Google’da trend aramalarına girip Bilginç hakkında araştırmalar yapıldı. <strong>Peki Tufan Erginbilgiç Kimdir</strong><strong>?</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-54-2.jpeg" alt="" width="662" height="372" /></strong> Kilislidir. Ünlü Türk gazeteci Hıncal Uluç’un akrabasıdır. 1982'de İstanbul Teknik Üniversitesinde işletme mühendisliği bölümünü tamamladı. 1989 yılında Ohio State Üniversitesinde ekonomi dalında yüksek lisansını yaptı. Üniversite, ABD Ohio eyaletindeki devlet üniversitesidir. Yüksek Lisansını tamamladıktan sonra 1990’ da Mobil Oilde (Motor Yağlar) çalıştı. 1997 yılına kadar devam etti. Daha sonra 20 yıl BP isimli petrol şirketinde yönetici olarak çalıştı.2020 yılında BP’den ayrıldı. Ayrıca 2020 yılında Küresel Alt Yapı yönetiminin ortaklarından biri oldu. (GIP) Global ile ilgili çalışmalarını Londra’da sürdürmektedir. Genel müdür yardımcısı pozisyonundadır.31 Mart 2021 tarihinden beri Türkiye Petrol rafinerileri yani TÜPRAŞ şirketinin yönetim kurulu bağımsız üyesidir. 1 Ocak 2023’te Rools Roycede yeni görevi CEO’luğa başlayacak. Tufan Erginbilgiç, çalıştığı şirketlerde görev yaparken başarılı ve önemli işlere imza atmış birisidir. Tufan Erginbilgiç, görevi ve Rolls Royce hakkında şu açıklamaları yaptı. <strong>"Müşterileri enerji geçişini benimserken, önemli ticari fırsatlar ve stratejik evrim döneminde Rolls Royce’a katılmaktan onur duyuyorum. Ve Dünyanın dört bir yanındaki müşteriler, ortaklar ve Rolls-Royce ekibiyle birlikte çalışmayı dört gözle bekliyorum."</strong> Erginbilgiç ’in CEO atama haberi ekonomik açısından Rolls Royce piyasasına olumlu yönde etkisi oldu. Şirketin hisseleri yüzde 1.4 artarken piyasa değeri 7.8 milyar sterline oldu. Tufan Erginbilgiç ’in işletme mühendisliği bölümünden mezun olması hem Rolls Royce şirketi hem de Londra borsası için önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir. <strong>Rolls Royce Nedir?</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-55-1.jpeg" alt="" width="660" height="371" /></strong> 15 Mart 1906 yılında kurulmuş İngiliz araç üreten bir firmadır. <strong>Şirketin</strong> <strong>yönetim</strong> <strong>kurulu</strong> <strong>başkanı</strong> <strong>Anita</strong> <strong>Frewdir</strong>. 1973’te plc Holdings ve Rolls Royce Motors olarak ikiye ayrıldı. Plc Holdings, hava taşıtı motorlarını üreticisi iken Rolls Royce Motors otomobil üreticisidir. Royce Motors, Henry Royce ile Charles Stewart Rolls tarafından kurulmuştur. Merkezi ABD’dedir. 1998’de alman otomobil üreticisi BMW’nin kontrolüne girmiş sahibi BMW olmuştur. Torsten Müller firmanın CEO’su olup icra kurulu başkanıdır. Plc Holdings ’in merkezi Londra’dadır. <strong>Şu</strong> <strong>an</strong> <strong>Warren East CEO’luk yapmaktadır. Fakat Warren East, 24 Şubat tarihinde Rolls Royce plc Holdings şirketinden ayrılacaktır</strong>. <strong>1 Ocak 2023</strong> <strong>tarihinde East’in yerine Tufan Erginbilgiç CEO olarak şirkette çalışacaktır</strong>. Anita Frew, Erginbilgiç hakkında "<strong>Tufan Erginbilgiç ’in CEO olarak atandığını duyurmaktan mutluluk duyuyorum." dedi.</strong>
Son zamanlarda insanların en çok kullandığı ve oldukça popüler olan bir sosyal medya uygulaması Tiktok'ta bir fenomen tarafından Kemal Sunal'ın replikleriyle rap müzik yapıldı. Müzisyen ve Tiktok fenomeni olan Miraç Online, bu yıl kaybettiğimiz Cüneyt Arkın'ın Kara Murat adlı filmindeki repliklerinden de yararlanarak anlamlı bir rap yapmıştı. Bu kez de Kemal Sunal'ın filmlerini toparlayıp repliklerinden yola çıktı. Cüneyt Arkın'ın anısına yaptığı rap, gündem olduğu gibi Kemal Sunal için yayınladığı rap da sosyal medyada gündem oldu, beğenildi, izlenme rekoru kırdı ve birçok kişi videoya yorum yaptı. Fenomen, videoyu yayınladığında "Rahmetli Kemal Sunal replikleriyle düet yapıyorum" şeklinde paylaşımda bulundu. <strong>Kemal</strong> <strong>Sunal'ın</strong> <strong>sanat</strong> <strong>hayatı</strong><strong>;</strong> Türk sinemasının önemli simalarından olan sanatçı, Vefa Lisesi'ne devam ederken Zoraki Tabip isimli oyunda amatör olarak oynadı. Daha sonra lisede sanatçının hocalığını yapmış Belkıs Balkır'ın Kemal Sunal'ı Avrupa Yakası, Yasemince dizilerinde oynamış Müşfik Kenter ile tanıştırması Kemal Sunal'ın sanat hayatının gerçek anlamda başlamasında etkili olmuştur. 1964-2000 yılları arası sanat hayatının aktif olduğu yıllardır. Bu yıllarda tiyatro, sinema ve TV dizilerinde oynamıştır ve bu dallarda ödüller almıştır. Kemal Sunal'ın oynadığı Kenterler Tiyatrosu sanat hayatının başladığı yerdir. Fadik Kız adlı oyunu da İlk oyunudur. 1972 yılında filmin yönetmenliğini Ertem Eğilmez’in yaptığı Tatlı Dillim filmi Kemal Sunal'ın basketbolcu rolüyle oynadığı ilk sinema filmidir. 1992 yılında dram, komedi ve politika türündeki Saygılar Bizden ilk dizisidir. Başrol olarak oynadığı dizi Bay Kamber ve oğlu Ali Sunal ile birlikte oynadığı dizinin adı da Şaban ile Şirin'dir. Antalya Film Festivali'nde Kapıcılar Kralı ve Düttürü Dünya ile en iyi erkek oyuncu ödülünü almıştır. <strong>Rap müzikte kullanılan Kemal Sunal replikleri şu şekilde;</strong> "Güzel adamım güzel! Allah övmüşte yaratmış maşallah! Anladı adam. Yüzümden anladı. Aynen beni tarif ettiniz. Arkadaş için çiğ tavuk bile yenir. Tutmayın küçük enişteyi salıverin gitsin. Neee? – çok doğru lazım. Yok canım – Nerede? Bak bu olabilir. Ben çok iyi adamdım yav. Dimi – bulamadın şafak! Bom patladı hı hı! Benden öğrendiğini bana satma." <strong>İşte Kemal Sunal'ın replikleriyle yapılan rap videosu</strong> https://youtu.be/6puhT2cCc8k İyi dinlemeler. 😊
Her yıl Unesco tarafından Dünya Miras listesine giren kültürel ve doğal yerler vardır. <strong>Türkiye’nin 90’lı Yıllarında Dünya Mirası Listesine Alınan Yerler şunlardır;</strong> <strong>Divriği Ulu Cami</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-62.jpeg" alt="" width="710" height="475" /></strong> Sivas ilinin Divriği ilçesinde 1228 yılında yaptırılmış cami ve hastanedir. Darüşşifa hastane demektir. Hastane ile cami yan yana inşa edilmiştir. Cami mengücekliler tarafından yapılmışken hastane Turan Melek tarafından yapılmıştır. Hastanenin mimari ise Ahlatlı Hürrem Şahtır. 1985 tarihinde Unesco tarafından Dünya Miras listesine girmiş ve koruma altına alınmıştır. <strong>Ayrıca listenin ilk mimari yapısı olma özelliğine sahiplerdir</strong>. <strong>İstanbul’un Tarihi Alanları</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-63.jpeg" alt="" width="692" height="460" /></strong> Dört bölgesi vardır. Bunlar : İstanbul kara surları, Zeyrek, Süleymaniye, Sultanahmet cami isimli tarihi yerleri koruma altına alan alanlardır. Süleymaniye cami mimar Sinan’ın kalfalık eseridir. Sultanahmet Ayasofya caminin karşısında yer almaktadır. Dini bir yapı olan Zeyrek cami kiliseden camiye dönüştürülmüştür. Doğu Roma’dan günümüze kadar gelen tarihi alandır. İstanbul’un Fatih ilçesine bağlı Zeyrek semtinde yer almaktadır. Kara surları 2.Theodosius’un zamanıdır. Bu alanlar, 1985’te Unesco listesinde yer almıştır. <strong>Göreme Milli Parkı ve Kapadokya</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-38-1.jpeg" alt="" width="694" height="462" /></strong> Nevşehir’dedir. 6 Aralık 1985 yılında kültürel bir yer olması bakımından Dünya Mirası listesine eklenmişlerdir. Bakanlar kurulunun aldığı kararla Göreme, 30 Ekim 1986’da milli park olmuştur. Daha sonra 22 Ekim 2019 tarihinde milli park olmaktan çıkarılmıştır. Her iki bölge turizmin yoğun olduğu bölgelerdir. <strong>Hattuşaş</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-40.jpeg" alt="" width="739" height="449" /></strong> Avrupa ve Kuzey Amerika bölgesinde yer alan Hititlerin başkentidir. 1986 yılında Dünya Mirası Listesine girmiştir. Günümüzde Çorum ilinin Boğazkale ilçesinde bulunmaktadır. Alan Anadolu’da önemli bir arkeolojik merkezidir. Önceki adı hatitler döneminde hattuş daha sonra Hititler döneminde Hattuşaş adını aldı. Alanı 1834’te Fransız Charles Texier keşfetmiştir. <strong>Nemrut Dağı</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-43-2.jpeg" alt="" width="710" height="383" /></strong> Adıyaman’da Kahta ilçesindedir. Yüksek bir dağdır. 2 bin 150 metre yüksekliğindedir. Dağın yamaçlarında mezar ve heykeller bulunmaktadır. Adıyaman’a gittiğinizde gezebileceğiniz yerlerden biridir. Mezar ve heykeller Grek kültürünün etkili olduğu Helenistik dönemde yapılmıştır. Ve yüksekliği 8 metredir. Çevresinde Atatürk Barajı vardır. Bu nedenle Akdeniz ikliminin özelliklerini taşımaktadır. 1987’de Dünya Mirası listesinde yer almıştır. 1988’de milli parkıyla da koruma alanı olmuştur. <strong>Ksantos (Xsantos) </strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-45-1.jpeg" alt="" width="684" height="435" /></strong> Antik çağda Likya antik kentin başkenti ve idari merkezidir. Günümüzde Kaş ilçesine bağlı Kınık köyünde bulunmaktadır. Kitabelerde Arnna adıyla yazılmıştır. En uzun kitabe Khereidir. Sur duvarlarla çevrili alan, 1938 yılında Charles Fellows tarafından keşfedilmiştir. Yerin kalıntılarına Harpy kabartmaları, kaya mezarı, aslanlı mezar , Roma Devri Tiyatrosu ve Agorası, Nereid Anıtı örnek verilebilir. Roma Devri Tiyatrosu yapının kuzeyinde aslanlı mezarlar güneyindedirler. Kabartmalar, Biritish Museum’da bulunmaktadır. Bulunan kalıntılardan dolayı 1998’de UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası listesine girmiştir. <strong>Safranbolu</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-47-1.jpeg" alt="" width="701" height="472" /></strong> Adını safran isimli baharatlı bir bitkiden alan şehir Karadeniz bölgesinin turistik ve tarihi yeridir. Bundan dolayı 1994 yılında Unesco tarafından Dünya Miras listesine dahil edilmiştir. Karabük ilinin bir ilçesidir. Doğal bir güzelliği vardır. Karabük’e gidince Safranbolu’nun evlerini ve müzelerini gezebilirsiniz. <strong>Hieropolis-Pamukkale</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-49.jpeg" alt="" width="694" height="521" /></strong> Pamukkale, Denizli’de travertenlerden oluşmuştur. Kalp rahatsızlığı, deri, sindirim ve romatizma hastalıklarınız varsa Pamukkale travertenlerini ziyaret edebilirsiniz. Travertenler, sıcak su bakımından bu tür rahatsızlıklara iyi gelir. Hierapolis Antik Kenti de Pamukkale’nin yakınlarında yer almaktadır. <strong>Truva Antik Kenti</strong> <strong><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/indir-1-1.jpeg" alt="" width="682" height="447" /></strong>Yunancada bir diğer adı trioyadır. Latincede illium, Hititçede truvisa demektir. Çanakkale ilinin Kaz Dağının kuzeyindedir. Troya Savaşının yapıldığı tarihi bir kenttir. Troya Savaşı Homeros’un yazdığı İlyada destanında geçmektedir. Truva Antik Kenti, 1996 yılında milli park olarak belirlendi. Mili Park olma özelliğini hala korumaktadır. Milli Parkın içinde <strong>Troya Müzesi</strong> açılmıştır. Çanakkale’ye yolunuz düşerse müzeyi gezebilirsiniz. 1998’de Dünya Mirası listesine girmeyi başarmıştır.
<strong>Tarihçilerin</strong> <strong>Kutbu</strong> unvanına sahip Halil İbrahim İnalcık 7 Eylül 1916 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Kırımlıdır. Önemli Türk Tarih profesörlerdendir. 1924 yılında ailesiyle Ankara’ya taşındılar. Eğitim hayatını da Ankara’da geçirdi. Liseyi Ankara Gazi mektebinde okudu. 1936’da Ankara Üniversitesinde Tarih coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünü kazandı. 1940 yılında tarih bölümünü bitirdi ve mezun olduğu üniversitede asistanlık yaptı. <strong>1942'de Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini yazdı. Viyana’dan Büyük Ricat’e Osmanlı imparatorluğu ve Kırım Hanlığı adlı çalışmasıyla 1943 yılında </strong><strong>doçent</strong> <strong>unvanıyla</strong> <strong>akademisyen</strong> <strong>olarak</strong> <strong>atandı</strong>. Tarih dalı üzerine çalışmalar yapan profesör, 1947 yılında Türk Tarih kurumunun üyesi oldu. 1949’da Osmanlı Devleti konusunda araştırma yapmak için İngiltere’ye gitti. 2 yıl sonra Türkiye’ye geri döndü. Chicago Üniversitesi’nde 1972 tarihinde Osmanlı Tarihi bölümünü kurdu. Üniversite, ABD’de kurulmuş bir vakıf üniversitesidir. <strong>Economic History Of Turkey</strong> adında bir birlik kurdu. Birlik 1977’de Türk Tarihi üzerine yapılan araştırmaları tartışmak amacıyla kurulmuştur. 1993 yılında Ankara’da bir vakıf üniversiteehmetsi olan Bilkent üniversitesinde yüksek lisanstaki öğrencilere dersler vermiştir. Tarihçinin doktora danışmanı M. Fuat Köprülüdür. Doktora öğrencileri de İlber Ortaylı, Bülent Arı, Özer Ergenç’tir. Köprülü dışında Abdülbaki Gölpınarlı, Bernard Lewis isimli tarihçilerden etkilenmiştir. Organ yetmezliği sebebiyle Ankara’da hastanede tedavi görüyordu. Fakat 25 Temmuz 2016 tarihinde hastanede hayatını kaybetti. İstanbul Fatih Cami mezarlığında defnedildi. Tarihçilerin Kutbu lakabı dışında <strong>Tarihçilerin</strong> <strong>Şeyhi</strong> adıyla da anılmaktadır. Osmanlı tarihinde İslamiyet ve Devlet, Atatürk ve Demokratik Türkiye, Kuruluş Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak, Rönesans Avrupası Türkiye’nin Batı Medeniyetiyle Özdeşleşme Süreci, Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar, Osmanlı İmparatorluğu Toplum ve Ekonomi, Osmanlı imparatorluğu Klasik Çağ tarih türündeki eserleridir. <strong>Sosyal alanda en iyi eseri, Osmanlı imparatorluğu Toplum ve Ekonomidir. Osmanlı imparatorluğ</strong><strong>u</strong> <strong>Klasik</strong> <strong>Çağ</strong> <strong>adlı eseri 1973’te Londra’da İngilizce olarak The Ottoman Empire The Classical Age şeklinde yayınlamıştır.</strong> Eser, üniversitelerde ders kitabı niteliğindedir. Osmanlı Devletinin 1300 ile 1600 yıllbaşarılıarını anlatmaktadır. Tarihçinin bir de <strong>ABD Tarihi</strong> adlı bir çevirisi vardır. Halil İnalcık yazdığı eserlerinin yanında birçok ödül almıştır. Kültür ve Sanat Büyük Ödülü, Türksoy Onur Madalyası, İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi Ödülü, Sedat Simavi Vakfı Ödülü aldığı birkaç ödüldür. 2017’de tarihçinin anısına <strong>Halil</strong> <strong>İnalcık</strong> <strong>100</strong> <strong>Yıllık Çınar</strong> adında belgesel yayınladı. Belgeselin yönetmenliğini ve yapımcılığını Neşe Sarısoy Karatay yapmıştır. Belgesel, TRT’de yayınlanmıştır. Ve <strong>Simavi Vakfı Televizyon ödülünü almıştır.</strong>
<strong>Starlink</strong> <strong>Uyduları</strong> <strong>Türkiye’de</strong> <strong>Görüntülendi</strong> Starlink uyduları, dün akşam saatlerinde zincir haliyle ve parlak cisimlerle Türkiye’de göründü. İnsanlar, uyduları büyük bir şaşkınla ve hayranlıkla izlerken uyduların fotoğraflarını çektiler. Ve insanlar tarafından ne olduğu belli olmayan bu görüntüler cep telefonlarına canlı olarak kaydedilmiş oldu. İstanbul, Adana, Ankara, Konya, Bursa illerinde görülürken uydu haritasında İstanbul’daki görüntüler aktarıldı. Starlink uyduları insanların merak ettiği konu olmasıyla birlikte araştırma yapılan ve gündemde çok konuşulan konular arasında yer aldı. Vatandaşlar görüntüleri UFO zannetti. <img class="size-large wp-image-29748 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/dunyaya-internet-yayacak-starlink-uydulari-parlamayacak-2-800x450.webp" alt="" width="662" height="372" /> Kısa bir süre sonra uyduların Elon Musk’a ait olduğu anlaşıldı. NASA Twitter Türkiye hesabından konuyla ilgili paylaşım yaparak şu ifadelere yer verdi: <strong>“</strong><strong>Gökyüzünde</strong> <strong>gördüğünüz çizgi halinde hareket eden ışıklar UFO değil. SpaceX ’in Starlink uyduları. Panik yapmayın, keyfini çıkarın.</strong> <img class="size-full wp-image-29729 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-57-1.jpeg" alt="" width="617" height="414" /> <strong>Starlink ve SpaceX Nedir?</strong> Starlink, Amerikan uydu takımyıldızıdır. SpaceX şirketi tarafından yapılmıştır. İnternete ulaşmak amacıyla üretilmiş takımyıldızı halindeki uydulardır. SpaceX şirketi Amerikan uzay taşımacılık şirketidir. Türkçe açılımı <strong>Uzay</strong> <strong>Keşif</strong> <strong>Teknolojileri</strong> <strong>Şirketi</strong> demektir. Şirketin merkezi Kaliforniya eyaletinde bulunan Los Angeles’teki Hawthorne şehrinde bulunmaktadır. <strong>CEO’su</strong> ve <strong>teknik</strong> <strong>kurulum</strong> <strong>başkanı</strong> <strong>Elon</strong> <strong>Musk</strong> ’tur. Şirket Starlink dışında Dragon Kargo, Falcon 9, Falcon Heavy, Starship adlı uzay araçlarını üretmiştir. <strong>30 Mayıs 2020</strong> <strong>yılında</strong> <strong>Dragon</strong> <strong>aracıyla</strong> <strong>insanlı</strong> <strong>bir</strong> <strong>görev</strong> <strong>gerçekleştiren ilk şirket olmuştur</strong>. TUA yani Türkiye Uzay Ajansı, dün görüntülenen Starlink uydularının ise İnternet erişimi ve iletişim için yapılmış bir takımyıldızı projesi olduğunu Twitter üzerinden paylaştı. <strong>Federal İletişim Kurulu(FCC)</strong>, SpaceX ’in İnternet takımyıldızı projesi için 1 milyon uydu fırlatmasına izin verdi.
Megastar lakaplı Tarkan’ın 22 Temmuz Cuma Günü yeni şarkısı olan Yap Bi Güzellik adlı şarkısı Fizy, Spotify, Deezer, Google Play music, İ Tunes ve YouTube gibi bütün müzik dijital platformlarında aynı zamanda yayınlandı. Yeni şarkısı yayınlanmadan önce 17 şubatta çıkardığı Geççek şarkısıyla uzun bir süre gündemde olmayı başaran Megastar bu kez yeni şarkısıyla hem dijital platformlarda hem de sosyal medyada gündem olup dinlenilmiştir. Özellikle dün Twitter üzerinden şarkısının bir kısmını tanıtarak <blockquote>“<strong>Bu tadımlığı klibin tamamı yarın sizlerle.” ve “Yine geri sayım başladı. Beni heyecan sardı</strong>.”</blockquote> İfadelerini hayranlarına paylaşmasıyla gündemde yer aldı. Kendi İnstagram hesabından da klibin yarın yayınlanacağının duyurusu yapmıştı. 2 saat önce de Twitterde şarkıcı, klip yayında haberini verdi. YouTubede klibin yayınlanmasıyla kısa bir zamanda binlerce beğeni aldı ve izlendi. <strong>Yap Bi Güzellik Şarkısı ve Klibi Hakkında </strong><strong>Bilgi</strong> Şarkının sözleri Tarkan’a aittir. Müziğini Tarkanla birlikte Ozan Çolakoğlu yapmıştır. Yapımcılığını Doğan Music Company isimli yapım şirketi üstlenmiştir. Klibin çekimleri için mekan İstanbul’dur. Klibin yönetmenliğini de İrfan Yıldırım yapmıştır. Klibin çekimlerinde Trendyol’un katkısı bulunmaktadır. Ve çekimler iki günde bitmiştir. Klibin yapımcılığını ise Neptune Film üstlenmiştir. <strong>İşte Tarkan’ın Yap Bi Güzellik Şarkısı ve </strong><strong>Klibi</strong> https://youtu.be/osST8Ausxtw Keyifli dinlemeler😊
<strong>Bu Hafta Vizyona Giren Filmler: 22 Temmuz</strong> <strong>Çıkış Yok</strong> <img class="size-full wp-image-28662 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-9-1.jpeg" alt="" width="378" height="540" /> 22 Temmuzda sinemada gösterime girecek olan film 1 saat 33 dakikadır. ABD filmidir. Tme films imzalı filmin yönetmenliğini Sophia Banks yapmış John Collee ve Jinder Ho tarafından yazılmıştır. Gerilim ve aksiyon türündedir. Oyuncular; Michelle Monaghan, Lucy Barett, Jason Clarkedir. Film, CIA ajanı Abbynin hapisteki mücadeleleri ve hayat hikayesini ele almaktadır. <strong>Sihirbazlar Akademisi</strong> <img class="size-full wp-image-28664 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-10-1.jpeg" alt="" width="365" height="540" /> Orijinal adı The Academy Of Magictir. Animasyon türündedir. 86 dakikadır. (1 saat 25 dakika) yönetmen ve senarist bir böceğin yaşamını yazan Jorgan Klubiendir. Konusu Auor, çocukların olduğu sihirbazlar akademisine gönderilir. Auor özel yeteneklere sahip bir çocuktur. Akademide Auor ve arkadaşlarının yaşadığı maceralar, olaylar anlatılmıştır. Başrol oyuncusu Laura Stahl’dir. <strong>Zehşin: Cin-İ Musallat</strong> <img class="size-full wp-image-28665 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/gelecekb_1656919050.jpeg" alt="" width="443" height="540" /> 22 Temmuzda gösterime girecek olan filmin süresi 67 dakikadadır. Adından da anlaşılacağı gibi korku türündedir. Yönetmenliğini ve senaristliğini İlker Tuncay yapmıştır. İlker Tuncay, daha önce bu filme benzer filmler yazmıştır. Engin Kahya, Gökçen Derbeder, Gürkan Erduvan başrol oyunculardır. Konusu ise Esra’nın babasının ölümü üzerine köyüne geri dönme hikayesini anlatmaktadır. <strong>Öksüz Kız: Bir Türk Masalı</strong> <img class="size-full wp-image-28670 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/2016053_55419790-1.jpg" alt="" width="378" height="540" /> Özen Film imzalı film, 1 saat 6 dakikadadır. Animasyon türündedir. Yönetmen koltuğunda Binbir Gece Masalları ile Bir Annenin Feryadı adlı filmlerin yönetmenliğini yapan Ali Osman Emir Osmanoğlu oturmuştur. Senaryosunu ise Ekrem Bektaş’a aittir. Film, Külkedisi masalını anlatmaktadır. <strong>Kehanet: Ayasofya</strong> <img class="size-full wp-image-28671 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-11-1.jpeg" alt="" width="378" height="540" /> Korku, gerilim türündedir. 1 saat 31 dakikadan oluşmaktadır. Mustafa Fırat tarafından kaleme alınmıştır. Yönetmen Fatih Hasanoğlu'dur. Hasanoğlu, filmin hem yönetmenliğini yapmış hem de oyuncu kadrosunda yer almıştır. Diğer oyuncular, Halil Kumara ve Mustafa Aktır. Fatih ve Muhammed adlı kişiler normal olmayan olayları araştırmalarıyla konu gelişir. <strong>Tanah</strong> <img class="size-full wp-image-28672 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/images-12-1.jpeg" alt="" width="378" height="540" /> Korku türündedir. Yönetmen ve senarist Mert Can Kesimdir. Asi Güner, Almina Kahraman, Ömersan Yemişçioğlu oyunculardır. Ebru adlı genç bir kadının bir ayrılık yaşamasıyla şehirden ayrılmaya karar verir. Bunun üzerine Leyla isimli arkadaşının önerisiyle bir kasabaya gider. Ebru'nun kasabada yaşadığı olaylar filmin konusudur.
<strong>HAYATIMIZDAN ÇIKARMAMIZ GEREKEN DÖRT SÖZCÜK</strong> Dualite yani ikililiğin yaşandığı bu dünyada, hayatımızın her alanında iyi ya da kötü birçok kavramlarla karşılaşmaktayız. İyilik, kötülük, Sevgi, Nefret, özgüven, endişe, korku, inanç ve daha birçok kavram. <strong>Fakat genel anlamda hayatımızda yer vermememiz gereken ve varsa da kurtulmamız gereken dört sözcük vardır. Bunlar: Ego , öfke, kıskançlık ve korkudur</strong>. <strong>EGO</strong> Ego kavramı Latinceden gelmektedir. Anlam olarak ben, benlik ve bencillik sözcüklerini ifade etmektedir. Ego deyince aklımıza gelen ilk isim <strong>Pskilanalizm akımının babası dediğimiz Freud’dur</strong> Freud, egoyu şöyle tanımlar : “<strong>ego, id ile süpergo arasında bir hakemdir</strong>. Yani bilinç altından gelen istekleri buradaki istekler id sözcüğünü karşılar. Süpergo ile uzlaşarak yapmamıza izin verir. Ego aslında normal bir durumdur. İnsanda bulunabilecek bir durumdur. Fakat aşırıya kaçıldığında zararlı bir hale dönüşür. Egosu yüksek olanlar ise yeni bir şeyler öğrenmeye, gelişime açık değildir. Çünkü onlara göre her şey bilirler. <strong>Ben her şeyi bilirim şeklinde tarzları </strong><strong>vardır</strong><strong>.</strong> Karşısındakinin bir dediğinin önemi yoktur. Önemi olmadığından dinlemeye de ihtiyaçları yoktur. Yardım da almazlar. Hata, onların lügatlarında yoktur. Neredeyse “<strong>Ben hata yapmam</strong> .” en çok kullandıkları kelimeden biridir. <strong>ÖFKE</strong> <strong>Öfke ile kalkan zararlı oturur</strong>. Çok doğru. Deyim, aslında kontrolsüz öfke anlamına gelmektedir. Öfkemizi kontrol etmediğimiz zaman kırıcı olabiliyoruz. Fevri davranışlar sergilediğimizde olayları net bir şekilde göremiyoruz. Yaşananları algılayamıyoruz. Çünkü öfke bizi etkisi altına almaktadır. Öfke, yaşanabilecek doğal bir durumdur. Fakat egoda olduğu gibi kontrolden çıkmamamız gerekmektedir. Kendimizi kaybettiğimiz an öfke bizi tesiri altına alır. Öfke bizi tesiri altına almadan onu biz kontrol etmeliyiz. Kontrol etmezsek eğer sosyal Hayatımız, insani ilişkilerimiz yıkıcı, kırıcı ve problemli hale gelir. Çünkü Öfkemiz dindiğinde, sakinleştiğimiz zaman maalesef bazı şeylerin telafisini etmek geç oluyor .Bundan dolayı öfke nöbetleri ile başa çıkmak gerekir. <strong>Bunun için nefes egzersizleri, yoga, spor, yürüyüş yapılabilir. Ya da profesyonel bir yardım alınabilir</strong>. <strong>KISKANÇLIK</strong> Kıskançlık da kurtulmamız gereken sözcüklerden biridir. Kıskançlık kendimize odaklanmamızı engellemesi açısından zararlı bir kavramdır. Özellikle de sevdiğimiz insanları kıskanırız. Kıskançlık, başkalarına gösterilen ilgiyi arttırır. <strong>Fakat başkalarına olan ilgimiz artarken kendimize olan ilgimiz azalır</strong>. <strong>KORKU</strong> Eş anlamı endişedir. Bir duygu durumudur. Kafamızda tehlikeli olarak algıladığımız durumlar için endişe duyduğumuz bir duygu halidir. Korku duygusunu yaşayan insanlar, genellikle risk almaktan kaçınırlar. Acaba yapabilir miyim? Kazanabilir miyim soruları içerisindedirler yaşadığımız korkular ise genellikle sınav korkusu, risk alma korkusu, yeniden başlama korkusu ve bir işe atılım korkusudur. <strong>Aslında korku yeniden başlamak için tecrübeye dönüşür. Daha önce yaptığımız hataları yapmayız. Fakat yine de korkunun fazlası zararlıdır.</strong> <strong>Sonuç olarak</strong> ego, öfke, kıskançlık ve korku her insanda bulunabilecek duygu ve durumlardır. Ancak bu kavramların insanlarda fazla olması ya da bunları aşırıya kaçarak davranışlarda bulunmanız zararlıdır. Bundan dolayı bu duygu durumların fazlalığını hayatımızdan çıkarmamız gerekmektedir.
<strong>Dizi Platformlarında Yeni Başlayacak Olan Diziler</strong> Netflix, BluTV, Exxen, Gain, Disney Plus, TRT0 gibi dizilerin ve filmlerin yayınlandığı platformlar, günümüzde popüler olduğu kadar platformlarda yayınlanan dizi ve filmler de popüler olmuşlardır. yeni başlayacak olanlar da gündemde olmayı başarmışlardır. <strong>Platformlarda gündemde olan ve yeni başlayacak diziler ise şunlardır;</strong> <strong>Zeytin Ağacı</strong> 28 Temmuzda Netflix'te yayınlanacak olan İnternet dizisi sosyal medyada gündem olan dizilerden biridir. Yapımcı Onur Güvenatam'dır. Yönetmen Burcu Alptekin senarist Aşk Tesadüfleri Sever filmini kaleme alan Nuran Evren Şit'tir. Tuba Büyük üstün (Ada), Boncuk Yılmaz(Sevgi), Seda Bakan (Leyla), Murat Boz (toprak), Fırat Tanış (Zaman) başrol oyunculardır. Konu ise Sevgi, Ada ve Leyla'nın Balıkesir’e gitmeleri ve oradaki arayışlar ve yaşananlardır. <strong><img class=" wp-image-26069 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/caa6b7f9535aa9d31562255c6df69598948c0acb-300x169.jpeg" alt="" width="702" height="396" /></strong> <strong>Çekiç ve Gül Bir Behzat Ç. Hikayesi</strong> Geçtiğimiz haftalarda fragmanı yayınlanan dizi BluTv’de yayınlanacaktır. Polisiye, aksiyon, komedi türündedir. Dizi, Emrah Serbes’in romanından uyarlanmıştır. Yönetmenliğini Devrim Yalçın üstlenecektir. Senaristliğini de Ercan Uğur yapmıştır. Erdal Beşikçioğlu, Gökçe Eyüboğlu, Berkan Şal, Burak Dakak, Esra Ronabar ana karakterlerdir. Çekimler Ankara’dadır. Baş komiser Behzat Ç. ve ekibinin göreve yeniden başlamaları dizinin konusudur. <img class=" wp-image-26070 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/VNB0VY-300x154.jpg" alt="" width="792" height="406" /> <strong>Yaratılan</strong> Yakında başlayacak dizi Netflix'te yayınlanacaktır. Babam ve Oğlum ile Issız Adamın senaristliğini yapmış olan Çağan Irmak, Yaratılan dizisinin hem yönetmeni hem de senaristidir. Başrolde Bülent Şakrak, Taner Ölmez, Erkan Kolçak Köstendil ve Şifanur Gül yer alacaklardır. Konusu ile ilgili henüz bir açıklama yapılmadı. <img class="wp-image-26072 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/indir-8.jpg" alt="" width="788" height="441" /> <strong>Süper Star</strong> Yargı dizisinde Ceylin'e hayat veren ve en son Üç Kuruş dizisinde oynayan Uraz Kaygılaroğlu'nun başrollerini paylaştığı dizi yakında Disney Plus'ta yayınlanacaktır. Pınar Deniz ''Yasemin'' adlı seri bir katili canlandıracak Uraz Kaygılaroğlu ise seri katilin peşinde olan polisi canlandıracak. <img class=" wp-image-26074 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/indir-1-4-300x160.jpg" alt="" width="709" height="379" /> <strong>Akif</strong> Dizi, TRT’nin TRT0 adlı dijital yayınında yayın hayatına başlayacak. Oyuncu kadrosunda Fikret Kuşkan (istiklal Marşı Şairi Mehmet Akif Ersoy), Adnan Biricik(Tevfik Fikret), Taha Baran Özbek ( Cevdet), Gökçe Akyıldız (Cemile) , Erdem Akakçe ( Eşref Edip), Özge Borak ( İsmet Ersoy), Ertan Saban(Frew)adlı kişiler dizide yer alacaklardır. Dizinin yapımcısı Uğur Uzunok'tur. Ve Uğur Uzunok, Nurullah Sevimli ile Tacettin Girgin tarafından kaleme alınmıştır. İstiklal Marşı Dönemindeki olaylar dizinin konusunu oluşturmaktadır. <img class="wp-image-26075 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/indir-2-1.jpg" alt="" width="750" height="455" /> <strong>Sizi Dinliyorum</strong> Dizi, kurucusu Acun Ilıcalının olduğu Exxen adlı dijital yayında başlayacak. Ve dizinin başrol oyuncusu Güldür Güldür Show’un Bilal’i olarak bilinen Onur Buldu ’dur. Onur Buldu dizide farklı karakterlere hayat verecek. İyi seyirler 🎥
<strong>Barış Akarsu “Merhaba” Filmi Sinemalarda</strong> Barış Akarsu Merhaba adlı film, 18 Kasım 2022 tarihinde sinemalarda gösterime girecektir ve Barış Akarsu’nun hayatı filmin konusunu oluşturacaktır. <strong>Film Hakkında Bilgi</strong> Yapımcılığını Özgür Tari'nin üstlendiği filmin yönetmen koltuğunda Mert Dikmen oturacaktır. Mert Dikmen ile Can Anar tarafından da kaleme alınmıştır. 18 Kasımda gösterime girecek olan sinema filmi biyografi – dram türündedir. Başrolde en son El Kızı adlı dizide oynamış İsmail Ege Şaşmaz ile Kaderimin Yazıldığı Gün, Cennetin gözyaşları günümüzde oynadığı Üç Kız Kardeş adlı dizilerde tanınmış Almila Ada vardır. İsmail Ege Şaşmaz, Barış Akarsuyu; Almila Ada, Barış Akarsu’nun sevgilisi Zeynep karakterini canlandıracaktır. Hüseyin Avni Danyal (Baba Selahattin Akarsu), Ebru Nil Aydın (Anne Hatice Akarsu), Burak Satıbol, Metin Coşkun (Barış Akarsu’nun dedesi), Aslıhan Kapan Şahin, Yasak Elmanın Zehra’sı Şafak Pekdemir diğer oyunculardır. Filmin konusu müzisyen Barış Akarsu’nun hayatıdır. <strong>Barış Akarsu’nun Hayat hikayesi ise şöyledir;</strong> Anadolu Rock’ın Sürmeli Çocuğu lakaplı müzisyen, 29 Haziran 1979 yılında Bartın ilinin Amasra ilçesinde doğdu. Annesi, Hatice Akarsu babası Selahattin Akarsudur. Çocukluğunda müziğe karşı ilgisi olmasıyla gitar, klavye, mızıka, flüt, vokal enstrümanlarını çaldı. Gençlik yıllarında barlarda müzisyenlik yaptı. Gerçek anlamda müzik kariyerine 2004’te başladı. Sanatçının 2004 – 2007 yılları arası müzik hayatının aktif olduğu yıllardır. 2004’te katıldığı Akademi Türkiye adlı müzik yarışmasında birinci oldu. Yarışmadan sonra aynı yılda Islak Islak albümünü çıkardı. Sanatçı, Rock tarzını benimsemiştir. Bu tarzı da insanlara sevdirmeyi başarmıştır. 2005’te çeşitli konserler verdi.2006 yılında Düşmeden Bulutlarda Koşmam Gerek albümünü çıkardıktan sonra Yalancı Yarim dizisinde başrol oyuncu olarak yer aldı. 2007’de ise En İyi Rock sanatçısı ödülünü aldı. 4 Temmuz 2007 yılında Bodruma giderken geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Sanatçı, Amasra şehir mezarlığında defnedildi.
<strong>Tatil Beldeleri</strong> Havalar ısınınca tatil dönemine girince de birkaç günlüğüne de olsa dinlemek için yapacağımız etkinliklerden biri de tatil yerlerine gitmektir. <strong>Tercih edilecek 5 Tatil Beldeleri ise şöyledir;</strong> <strong>Kemer</strong> <img class="wp-image-24147 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/kemer_kemer-olimpos-sahili-ad8a68-300x160.jpg" alt="" width="921" height="491" /> Akdeniz’in kıyılarında yer alan Kemer, Antalya’nın bir ilçesidir. İnsanların tercih ettiği tatil beldelerden biri olmuştur. Belde, turizm açısından önemli bir yere sahip olup deniz, antik kentler ve Milli parkların olduğu bir yerdir. Yat limanı, Ay ışığı plajı ve Phaselis plajı, Olympos dağları, Göynük Kanyonu, bir orman alanı olan Selçuklu Av Köşkü Kemerin önemli yerlerindendir. Phaselis plajınının milli park özelliği de vardır. <strong>Datça</strong> <img class="wp-image-24148 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/ezgif.com-gif-maker-5-2-300x169.jpg" alt="" width="825" height="465" /> Ege bölgesinin sevilen tatil beldelerinden Datça, Muğla’nın bir ilçesidir. Belde; gezi, alışveriş, tatil ve eğlence için tercih edilebilmektedir. Can Yücel Sokak’ındaki kütüphane ile sokakta Cafe Barın olması gezi ve eğlence için görülmesi gereken yerlerdendir. organik ürünlerin bulunduğu Olive Farmda ise hem gezebilir hem de alışveriş yapabilirsiniz. Palamutbükü Plajı, Ovabükü plajı ve Kumluk Plajı yüzmek için tercih edilen yerlerdir. <strong>Çeşme</strong> <img class="alignnone wp-image-24149" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/Cesme-Tatil-Firsati-Genel-344856-300x169.jpg" alt="" width="953" height="537" /> İzmir’in ilçesinde bulunan Çeşme, kültür turizmi için önemli bir tatil beldesidir. Çeşme Kalesi ve Müzesi, Dalyan köy ve Çeşmeler kültür açısından örnek gösterilebilir. Osmanlı Döneminde 2. Bayezid tarafından yaptırılan Çeşme Kalesi günümüzde Müze olarak kullanılmaktadır. Dalyan köyün çevresinde balık restoranları, Rum evi, cami ve plajlar bulunmaktadır. Ali Bostan Plaj, Kocakarı plajı Dalyan köyün plajlarındandır. Ayrıca Datça’nın Ilıca plajı da önemlidir. Plaj, yer altı kaynak sularıyla beslenmesi bakımından suyu ılıktır. Bundan dolayı sonbaharda havalar ısınmadan önce de yüzülebilir. <strong>Ayvalık</strong> <img class=" wp-image-24150 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/ayvalik-300x169.jpg" alt="" width="948" height="534" /> Balıkesir’in bir ilçesidir. Yaz mevsiminin önemli turizm yerlerindendir. Unesco tarafından Dünya Miras geçici listesine dahil edilmiştir. Ayvalık’ın en çok tercih edilen plajı, Sarımsaklı Plajıdır. Plajın çevresinde birçok Cafe, restoran ve konaklama yerleri mevcuttur. Sessiz, kafa dinlemek için bir yer arıyorsanız da Badavut Sahilini tercih edebilirsiniz. Ayvalık’a gidildiğinde gezilecek diğer bir yer de Saatli Camidir. Saatli Cami, ilk önce 19. Yüzyılda yapılmış bir Ortodoks Klisesi iken 1928 yılında camiye dönüştürülmüştür. 1944 depreminde yıkılan çan kulesi yerine saat kulesi yapılmıştır. <strong>Assos</strong> <img class="wp-image-24151 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/ezgif.com-gif-maker-6-2-300x169.jpg" alt="" width="946" height="533" /> Çanakkale’de yer alan tatil beldelerindendir. 1. Murat’ın yaptırdığı Behramkale Köprüsü, deniz manzaralı Assos Antik Kent, Hermogenes’in yaptığı Apollon Smitheus tapınağı gezilecek yerler arasındadır. Sivrice plajı ile Akliman Sahili Assos’un tercih edilen yerleridir.
Geçmişten günümüze<strong> </strong>birçok dizi yayınlanmıştır. Fakat bazı diziler seyirciler tarafından çok beğenilmiş ve yayınladıkları dönemlerde damga vurmuş, hafızalardan silinmeyen, unutulmaz diziler olmuştur. <strong>Unutulmaz 5 Türk Dizisi ise Şunlardır;</strong> <strong>Hayat Bilgisi</strong> <img class="wp-image-23961 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/MV5BM2M3M2ViMDUtNjJhMi00NTViLTgzZTAtMzhlZDdlNjgwNDA1XkEyXkFqcGdeQXVyNDg4MjkzNDk@._V1_-300x225.jpg" alt="" width="939" height="704" /> 19 Eylül 2003’te Show TV’de yayınlamıştır. Kendi döneminde beğenilmiş dizilerden biridir. Yönetmen koltuğunda Tarkan Karlıdağ oturmuşken senaristliğini Gani Müjde yapmıştır. Dizi gençlik komedi dizisidir. Perran Kutman(Afet Hoca) ve Tarık Pabuçcuoğlu (Amil Sağlam) başrol oyunculardır. Konusu Anne ve babalarını trafik kazasında kaybeden Afet Hoca ile kardeş Keremin İstanbul’a gelmeleri ile Rıdvan Kanat Lisesinde Afet Hocanın öğretmenliğe başlaması Keremin de aynı okulda okumasıyla olaylar gelişir. <strong>Avrupa Yakası</strong> <img class="alignnone wp-image-23963" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/ezgif.com-gif-maker-1-1-300x169.jpg" alt="" width="953" height="537" /> 11 Şubat 2004 tarihinde yayın hayatına başlamış 2009 yılında da sona ermiş bir ATV dizisidir. Komedi türündedir. Dizinin yapımcısı Sinan Çetindir. Senaryosunu başrol oyuncu kadrosunda yer alan Gürsel Birsel yazmıştır. 6 sezondan oluşmuştur. Ve her sezonda oyuncular değişmiştir. Fakat genel olarak başrol oyuncuları Gürsel Birsel, Levent Üzümcü Gazanfer Özcan’dır. Dizide Aslı ve Nişantaşı’nda yaşayan ailesinin yaşadığı olaylar anlatılmıştır. <strong>Kuzey Güney</strong> <img class="alignnone wp-image-23964" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/maxresdefault-1-4-1-300x169.jpg" alt="" width="1024" height="577" /> 7 Eylül 2011 tarihinde Kanal D ‘de yayınlanmış unutulmaz Türk dizilerden biridir. Dizi, İki sezon sürmüş 80. Bölümde final yapmıştır. AY Yapım imzalı dizinin yönetmenliğini Mehmet Ada Öztekin ve Hilal Saral yapmıştır. Ece Yörenç ile Melek Gençoğlu tarafından kaleme alınmıştır. Aksiyon ve dram türündedir. Başrol oyuncuları Aşkı Memnuda oynamış Kıvanç Tatlıtuğ ve Buğra Gülsoy’dur. Kuzey Güney adlı iki kardeşin başından geçenler anlatılmıştır. <strong>Öyle Bir Geçer Zaman Ki</strong> <img class="alignnone wp-image-23965" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/ezgif.com-gif-maker-2-1-300x169.jpg" alt="" width="1021" height="575" /> Bir dönem seyirciler tarafından beğenilmiş diğer dizilerden biridir. 14 Eylül 2010 yılında yayınlamış olup 18 Haziran 2013’te Kanal D'de final yapmıştır. Dram türündedir. Yönetmen Zeynep Günay Tandır. Senarist Baba dizisini yazan Coşkun Irmaktır. Erkan Petekkaya, Ayça Bingöl, Aras Bulut İynemli, Farah Zeynep Abdullah, Wilma Elles, Salih Bademci, Mine Tugay oyuncu kadrosunda yer almışlardır. Cemile, Cemilenin çocuklarının başından geçenler ve aile hikayesi anlatılmıştır. <strong>İkinci Bahar</strong> <img class="alignnone wp-image-23966" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/ezgif.com-gif-maker-3-1-300x169.jpg" alt="" width="1054" height="594" /> 29 Ekim 1998’de Atv'de yayınlamıştır. 11 Ocak 2001’de sona ermiştir. 1998’de damga vurmuş dizilerden biridir. Yönetmenliğini Uğur Yücel, Orhan Oğuz yapmıştır. Senaristliğini ise Sulhi Dölek yapmıştır. Başrollerini Türkan Şoray ve Şener Şen’in paylaştığı dizi dram türündedir. Bir kebapçı ailesinin ikinci baharı yaşamaları verdikleri hayat mücadeleleri dizinin konusunu oluşturmuştur.
Tıbbı ve Aromatik Bitkiler Müzesi, gastronomi şehri Hatay’ın Antakya ilçesinde bulunmaktadır. Hatay’da 2000'den fazla bitki bulunmaktadır. Bu bitkilerden 300 kadarı endemik bitkilerden oluşmaktadır. Müze; Endemik, tıbbı ve aromatik bitkileri tanıtmak amacıyla kurulmuştur. Müze ise Antakya’daki 2 katlı eski bir evdir. Evin imarı 19. yüzyılda yapılmışken 2013 yılında müze olarak faaliyete geçmiştir. Türkiye’nin ilk tıbbı ve aromatik bitkiler müzesidir. 280 tane tıbbı ve aromatik bitkiler müzede yer almaktadır. Her bitki fotoğraflarının altında niçin kullanıldığı ve faydaları ile ilgili bilgiler verilmiştir. Müzede bitkilerin yağlarına da yer verilmiştir. Bitki yağları cam kavanozlarla doldurulmuştur. Müzeye gidildiğinde bitki ve bitki yağlarının cam kavanozlarda ve sepetlerde kullanıma hazır bir şekilde sergilendiğini görebilmekteyiz. Bitkiler dışında şehrin tarihi, kültürel, doğa güzelliklerini de müzede görebilmemiz mümkündür. <strong>Tıbbı Ve Aromatik Bitkiler </strong> Tıbbı ve Aromatik Bitkiler; hastalıklara iyi gelen, hastalıkların tedavisinde kullanılan kokulu bitkilerdir. Adaçayı, defne, tilki üzümü, meyan kökü, böğürtlen kökü, Sarı kantaron, taş nanesi , Erguvan yaprağı, hatmi gülü, hartlap, ölmez çiçeği, rezene , mayıs papatyası, karahindiba, kuzukulağı, fesleğen gibi bitkiler tıbbı ve aromatik bitkilere örnek gösterilebilir. <img class="aligncenter wp-image-23396 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/img_9616.jpg" alt="" width="533" height="400" /> <strong>Bitkilerin faydaları ile bilgiler ise şu şekildedir</strong><strong>;</strong> •<strong>Adaçayı</strong> İlaç sektöründe yaygındır. Çay dışında yemek sosu olarak da kullanılabilir. Hafızayı güçlendirir. Soğuk algınlığı, üst solunum yolu enfeksiyonlarına, sindirim sistemine, ruhsal sorunlara ve alzheimer hastalığına iyi gelen bir bitkidir. <img class="aligncenter wp-image-23403 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/adacayi-1.jpg" alt="" width="711" height="400" /> •<strong>Defne</strong> Akdeniz bölgesinde yetişir. Yemekte baharat olarak kullanılmaktadır. Ateşi düşürür. Kan şekerini dengeler, cildi güzelleştirir. Sakinleştirici özelliği vardır. Mide hastalıklarına iyi gelir. Çayı ise baş ağrısını hafifletir. <img class="aligncenter wp-image-23404 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/defne-agaci.jpg" alt="" width="786" height="400" /> •<strong>Tilki Üzümü</strong> Diğer bir adı köpek üzümüdür. Ağrı kesici özelliği vardır. Romatizma ağrısını ve öksürüğü keser. Uykusuzluğa iyi gelir. Fakat içinde zehirli atropin maddesi olduğu için fazlası zararlıdır. <img class="aligncenter wp-image-23406 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/maxresdefault-2-2.jpg" alt="" width="711" height="400" /> •<strong>Meyan Kökü</strong> Köküyle sabun ve şampuan yapılabilir. Sinir sistemine iyi gelir. Cilde parlaklık verir. Metabolizmayı hızlandırır. Soğuk algınlığı için kullanılan bir bitkidir. <img class="aligncenter wp-image-23407 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/fff-1.jpg" alt="" width="711" height="400" /> •<strong>Böğürtlen Kökü</strong> Meyve olarak çileğe benzemektedir. Kanı temizler. Vücudu kuvvetlendirir. Şişkinliği gidermede ve böbrek taşlarını düşürmede yardımcı olur. Enfeksiyon hastalıklarına iyi gelir. Kanser tedavisi için Kökünden yararlanılabilir. <img class="aligncenter wp-image-23408 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/2861488_810x458.jpg" alt="" width="707" height="400" /> •<strong>Sarı Kantaron</strong> Çay ve kapsül halinde bulunmaktadır. Cildi nemlendirir. Saça parlak bir görünüm kazandırıp saçı güçlendirir. Ve saç dökülmesini önler. Egzamaya iyi gelir. Derinin üzerine sürülmektedir. Hücre yenileyici bir özelliği vardır. <img class="aligncenter wp-image-23409 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/SARI-KANTARON-YAGI.jpg" alt="" width="600" height="400" /> •<strong>Taş Nanesi</strong> Ağız sağlığında kullanılır. Virüslere karşı koruma sağlar. Bulantılara iyi gelir. Genelde çay olarak tüketilmektedir. <img class="aligncenter wp-image-23410" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/20201217_214330-scaled-900x900-1.jpg" alt="" width="530" height="530" /> •<strong>Erguvan Yaprağı</strong> Bakteriler ile savaşarak vücuttaki toksinleri atar. Kas ağrılarını hafifletir. <img class="aligncenter wp-image-23411" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/77-8552.jpg" alt="" width="550" height="412" /> •<strong>Mayıs Papatyası</strong> Egzama, sedef gibi deri rahatsızlıklarda kullanılır. Yaraları iyileştirir. Mide hastalıklarının tedavisinde kullanılan bir bitkidir. <img class="aligncenter wp-image-23421 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/oxeye-583413_1920.jpg" alt="" width="603" height="400" /> •<strong>Karahindiba</strong> Eski adı saçratkudur. Kanser tedavisinde kullanılan bir bitkidir. Sinir sistemine, ruhsal probleme, depresyona iyi gelir. Egzama veya sivilce gibi deri rahatsızlıklarda bitkisi derinin üzerinde kullanılır. Kan dolaşımını hızlandırır. Sakinleştirici özelliği olmasından dolayı yorgunluğuna da iyi gelir. Karahindiba her ne kadar faydalı bir bitki olsa da bu tür bitkilere alerjisi olanlar için uzak durmalıdır . <img class="aligncenter wp-image-23420 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/karahindiba-faydalari-hakkinda-bilgiler.jpg" alt="" width="686" height="400" /> <ul> <li><strong>Ölmez Çiçeği</strong></li> </ul> Diğer bir adı ölmez otu olup papatyaya benzemektedir. Kireçlenmeyi ve varisi azaltır. Obeziteye karşı savaşır. Metabolizmayı güçlendirir. Cildi nemlendirir, yumuşatır. Sivilcelere iyi gelir. <img class="aligncenter wp-image-23419" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/olmez-cicegi-yagi-ne-ise-yarar-1200x900-1.jpg" alt="" width="533" height="400" /> •<strong>Hatmi Gülü</strong> Deve gülü, silindir çiçeği adları da vardır. Kalp damarlarını açar. Yüzdeki kırışıklıkları giderir. Diş ve diş etindeki yaraları iyileştirir. Uykusuzluğa iyi gelir. Hatmi çiçeğinin faydalarını görmek için ise düzenli olarak kullanılmalıdır. <img class="aligncenter wp-image-23417 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/maxresdefault-3-1.jpg" alt="" width="711" height="400" /> •<strong>Hartlap</strong> Dağ çileği veya kocayemiş adlarıyla bilinmektedir. Tropikal bir meyve çiçeğidir. Böbrek sorularına ve siyah noktalara karşı etkilidir. <img class="aligncenter wp-image-23416" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/15122927_1162104793876243_6520383525348464375_o-1024x768-1.jpg" alt="" width="686" height="515" /> •<strong>Rezene</strong> C vitamini bakımından zengin olmasından dolayı çayından grip gibi soğuk algınlığı için kullanılan bir bitkidir. Baş ağrısına iyi gelir. Şişkinlikleri azaltır. Stresi azaltır. Uykusuzluğa iyi gelir. Fakat ada çayının tüketimi zararlıdır. Günde 1 bardak içmek yeterlidir. <img class="aligncenter wp-image-23415 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/rezene-faydalari-hakkinda-bilgi.jpg" alt="" width="686" height="400" /> •<strong>Kuzu Kulağı</strong> Halk arasında hayatta kalma bitkisi ismi ile bilinir. Lekeleri ve yanıkları iyileştirir. A, B, C vitaminleri bulunmaktadır. Taşın oluşmasını önler. Soğuk algınlığına iyi gelir kanı ve cildi temizler. <img class="aligncenter wp-image-23414 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/kuzukulagi-nasil-saklanir-hangi-yemeklerde-kullanilir-kalorisi-kactir-64974-1.jpg" alt="" width="686" height="400" /> •<strong>Fesleğen</strong> Epilepsi, sara nöbeti hastalıklarının tedavisinde kullanılan bir bitkidir. Migrene de iyi gelir. A ve K vitamini yönünden zengindir. A vitamini ile akciğer kanserini önler. K vitamini ile kemikleri güçlendirir. Böcek ısırıkları için fesleğen suyu tercih edilmektedir Bronşit, üst solunum yolu hastalıklarına iyi gelir. <img class="aligncenter wp-image-23412 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/adsiz-tasarim.jpeg" alt="" width="562" height="400" />
<strong>İvan Gonçarov’un Oblomov Adlı Romanın İncelemesi</strong> Oblomov adlı roman, İvan Gonçarov’un en tanınmış romanıdır. Ve yazar, romanını modernizm ile postmodernizm kuramlardan yararlanarak kurgulamıştır. Eseri modernizm ve postmodernizm açısından incelediğimizde her iki kuramda görebileceğimiz iç monologlar ve bilinç akışı teknikleri kullanılmıştır. Örneğin; romanın asıl karakteri Oblomov’un sürekli anda geçmişi yaşaması, yurtluktaki kahyanın ona yazdığı mektubu düşünmesi, Oblomov tek başına ya da eve gelen misafirlerle birlikteyken düşünceden düşünceye atlaması ile birlikte bilinç hiç susmaz. Zaman su gibi akıp geçmektedir. Sohbetler azalır. An sürekli kopmaktadır. Oblomov, Alekseyev ile birlikte Odasında otururken bile sohbetler azalıp bir anda sessizlik olur. Oblomov;Kahyanın ona yazdığı mektubu, gelir azlığını, evin sahibini düşünürken Alekseyev de bir yandan dalgın dalgın duvara bakar. O anda bir sessizlik olmuşken yine an’a dönüp Alekseyev, Oblomov’a <strong>“Hadi kalk gitmiyor muyuz?” </strong>sorması üzerine sessizlik bozulur. Geçmiş ve an iç içe olarak yaşanmıştır. Daha çok postmodern türünün bir özelliği olan üst kurmaca vardır. Üst kurmaca; roman içinde roman, hikaye içinde hikaye, anlatıcı içinde anlatıcıdır. Romana anlatımın bozulmasıyla araya başka hikayeler başka anlatıcılar girmiş olmaktadır. Örneğin, Oblomov ’da kapı çalındığı sırada eve gelen Tarantyev’in bakıcı Zahar’a <strong>“evde mi?</strong> diye sorması üzerine Tarantyev’in kişiliği anlatılır. Tarantyev’in her şeye karamsar gözle bakan, kıvrak, bir zekaya sahip, güçlü bir kişilik olduğu söylenmiştir. Daha sonra Oblomov, Tarantyev’e “<strong>Hoş geldin hemşerim. Der. </strong>Karakter, bize hikaye içinde hikaye anlatır. Oblomov’un Alekseyev’e Kahyanın mektubunu okumasıyla roman içinde roman yazılır. Eserlerde anlatıcı içinde anlatıcı olur. Araya bazen yazar bazen de karakter girmektedir. Üst kurmacanın en büyük amacı sorgulatmaktır. Yazarlar, okurda güvensizlik duygusu uyandırırlar. Romanda Oblomov, bütün gününü odasında geçirir. Fakat bundan rahatsız olup kalkmak için Zahar’a seslenir. "Yataktan kalkmalıyım." Diyerek kendi kendine konuşur. Bir yandan odadan çıkmak ister. Bir yandan çalışmayı istemeyip odadan çıkmaz. Okur, şüphe içine düşer. Yazar, okuru sorgulatır.Okuyucuyu esere dahil ederek okuyucuya oyun oynar. Romanda oyun, İroni, parodi vardır. Yazarlar, İroni ve hiciv yapmıştır. Oblomov kendi ülkesindeki toplumu yabancı bir gözle gözlemiştir. Oblomov romanında Sudbinskiy’nin bütün gün başkaları için dairede çalışması gibi toplum, kendisi için değil başkaları için çalışmayı tercih etmiştir. Yazar, makine gibi çalışmayı eleştirmiştir. Eserde metinler arasılık dediğimiz diğer eserlere gönderme vardır. Örneğin; Nasıl ki romanda Oblomov, bir gün boyunca bütün vaktini odasında geçiriyorsa Adalet Ağaoğlu’nun Ölmeye Yatmak romanında da Aysel; Oblomov, gibi bir gününü bir otel odasında geçirir. Yatağında ölmeyi bekler. Bu da metinler arasılık örneğidir. Romanda arayış hakimdir.Oblomov, nasıl taşınacağını düşünürken bunlardan kurtulmak için bir çıkar yol arar. Oturduğu evden çıkmak istemez. Taşınmak istemediği için eve gelen arkadaşlarından yardım ister. Alekseyev’e <strong>“Ev sahibi evden çıkartıyor ne yapmalıyım? ”Diye sorar .</strong>Taşınmamak için bir arayış içerisine girer. Modernizemdeki İmgesel anlatım romanda da vardır. Çağrışımlara yer verilir. Oblomovda ayna simgesi vardır. Oblomovdaki ayna, tozludur. Ayna, bireyin yansımasıdır. İnsanın bölük pörçük olduğunu gösterir. Saat de İmge olarak kullanılmıştır. Saat, hatırlatıcı görevindedir. Romanda saatin çalması Oblomov’a yazı yazmasını, çalışması gerektiğini hatırlatır. Postmodern kuramıyla beraber eserlere iğrençlikler girmeye başlar. Oblomovda kirli tabaklarının, halılardaki tozların tasvir edilmesi, örümcek, fare, pire, tahta kurusu gibi hayvan isimlerin yer alması iğrençliklere örnektir. Postmodern kuramının bir diğer özelliği, varoluşçuluk akımından yararlanarak karakterler kendi kendine konuşur. Kendilerine ontolojik sorularla kendisi ve evren hakkında bilinçli ya da bilinçsiz sorular sorarlar. Örneğin Oblomov’un Zahar’ı sürekli çağırmasıyla bundan rahatsız duyup “<strong>Oh! Tanrım. Ne tür bir işkence bu böyle bir an önce ölsem de kurtulsam. Der</strong>. Oblomovda olaylar, ayrıntılarıyla verilir. Oblomov’un günlük yaptığı sıradan şeyler ayrıntılarına kadar anlatılır. Karakterin, oturdukları apartman dairesi bile ayrıntılarıyla tasvir edilir. Oblomov, Gorohovaya Caddesinde bir ilçe merkezinin nüfusu kadar çok insanın yaşadığı büyük binalardan birindeki dairesinin oturduğu tasvir edilmesiyle birlikte Oblomov’un orta boylu, koyu gri gözleri vardır. Diyerek tasvirler yapılmıştır. Ve Oblomov, battaniyesini silkeledi. Kıvrımların arasındaki mektup döşemenin üzerine düştü. Gri kağıt üzerine kahverengi mumla mühürlenmiş mektubu okumaya başladı metinde olduğu gibi karakterin günlük yaptığı sıradan şeyler ayrıntılarıyla anlatılmıştır. <strong>Kaynakça</strong> <strong>İvan Gonçarov- Oblomov Romanı</strong>
<strong>Rıfat</strong> <strong>Ilgaz</strong> <strong>Kimdir</strong><strong>?</strong> Hem şair hem de yazar olan Rıfat Ilgaz, 8 Mayıs 1911'de Kastamonu’da dünyaya geldi. 7 Temmuz 1993 yılında İstanbul’da hayatını kaybetmiştir. Ankara’da Gazi Eğitim fakültesinde edebiyat bölümünü bitirdi. Daha sonra İstanbul Üniversitesinde Türkçe öğretmenliği yaparken felsefe bölümüne girdi. O sırada Salah Birsel ve Sabahattin Kudret Aksal ile tanıştı. Ulus, Varlık, Güneş, Yeni İnsanlık adlı dergilerinde şiirleri yayımlanmıştır. Çıkardığı Yürüyüş dergisinde Ömer Faruk Toprak, Nazım Hikmet Sait Faik, Orhan Kemal ile çalıştı. 1943’te yayımladığı Yarenlik ilk şiir kitabıdır. 1950’li yıllarda gazetecilik yaptı. Dolmuş dergisinde yazılar yazdı. Fakat dönemin yasaklarından dolayı kendi ismini kullanamadı. Stepne takma adını kullanmıştır. Hem roman hem de oyun olan Hababam Sınıfı, Bizim Koğuş roman, Don Kişot İstanbul’da öyküsü Dolmuş Dergisinde dizi olarak yayınlandı. 1961 anayasasının kabul edilmesiyle Vatan, Akbaba, Yeni Gün, Demokrat dergilerinde kendi ismini kullandı. Yazar, toplumcu gerçekçi şair topluluğunda yer almıştır. Eserleri ise Sınıf, Yaşadıkça, Devam, Üsküdar’da Sabah Oldu şiir Sarı Yazma, Karartma Geceleri, Halime Kaptan, Apartman Çocukları roman Radarın Anahtarı, Çatal Matal Kaç Çatal, Nerede O Eski Usturalar öykü türündedir. <strong>Eserinden Uyarlanan Filmleri</strong> Rıfat Ilgaz’ın tanınmış eseri Hababam Sınıfı ve Hababam Sınıfının devamı niteliğinde olan eserler filme uyarlanmıştır. <strong>1900 yıllardaki filmlerin serisi ise şöyledir;</strong> <strong>Hababam Sınıfı</strong> <img class="wp-image-22472 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/ezgif.com-gif-maker-9-2-300x168.jpg" alt="" width="795" height="445" /> 1 Nisan 1975 yılında yayınlanan serinin ilki olan film, komedi dram türündedir. Filmin yönetmenliğini ve yapımcılığını Ertem Eğilmez yapmıştır. Umar Ugay tarafından kaleme alınmıştır. Başrolde Kemal Sunal, Tarık Akan, Münir Özkul, Halit Akçatepe, Adile Naşit vardır. İstanbul’da Özel Çamlıca lisesinin yaramaz 6-A sınıfı ve okula yeni gelen Mahmut hocanın sınıfı disiplin etmesi filmin konusunu oluşturmuştur. <strong>Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı</strong> <img class="wp-image-22473 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/ezgif.com-gif-maker-10-1-300x169.jpg" alt="" width="833" height="469" /> Arzu film imzalı film Hababam Sınıfının ikincisidir. 1 Ocak 1976’da yayınlanmış yönetmenliğini de Ertem Eğilmez yapmıştır. Senaristliğini süt kardeşler ve Şaban oğlu Şaban filmleri kaleme alan Sadık Şendil yapmıştır. Oyuncu kadrosunda yukarıdaki oyuncuların yanında Şener Şen, Semra Özdamar ve Sıtkı Akçatepe vardır. Hababam Sınıfının liseye geri dönmesi ile yeni gelen hocalarla gelişen olaylar filmin konusudur. Tarık Akan serinin devamında yoktur. <strong>Hababam Sınıfı Uyanıyor</strong> <img class="wp-image-22474 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/maxresdefault-2-1-300x169.jpg" alt="" width="873" height="492" /> Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı filminin devamıdır. 20 Kasım 1976’da yayınlanmıştır. Adile Naşit, Ahmet Sezerel, Şevket Altuğ, Sıtkı Akçatepe, Akil Öztuna oyuncu kadrosunda yer almışlardır. Sınıfa Ahmet isimli çalışkan bir öğrenci gelmiştir. <strong>Hababam Sınıfı Tatilde</strong> <img class="wp-image-22487 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/84774-300x169.jpg" alt="" width="841" height="474" /> 1977 yapımlı film serinin dördüncüsüdür. Oyuncular; Münir Özkul, Şener Şen, Kemal Sunal, Ayşen Garudadır. Kemal Sunalın bu serideki oynadığı son filmidir. Liseye dört kız öğrencilerin gelmesi ve öğrencilerin izcilik kampına gitmeleri filmin konusudur. <strong>Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor</strong> <img class="wp-image-22488 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/ezgif.com-gif-maker-11-1-300x162.jpg" alt="" width="854" height="461" /> 1978 yılı sinema filmidir. Yönetmenliğini Kartal Tibet yapmıştır. Münir Özkul, Şener Şen, İlyas Salman, Adile Naşit, Perran Kutman, Şevket Altuğ başrol oyunculardır. Bu kez sınıf karma bir sınıf olarak karşımıza çıkmıştır. <strong>Hababam Sınıfı Güle Güle</strong> <img class="wp-image-22490 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/hababam-sinifi-gule-gule_6142-1-300x169.jpg" alt="" width="847" height="477" /> Serinin son filmidir. 1 Mayıs 1981’de yayınlanmıştır. Münir Özkul’un olmadığı tek filmdir. Oyuncular, İlyas Salman, Mehmet Ali Erbil, Fulya Özcan, Yaprak Özdemiroğlu, Yonca Evcimik, Cem Özerdir. Doğulu Mehmet Bülbül isimli edebiyat Filmde Hocanın liseye gelmesi daha sonra başka bir yere tayini çıkması üzerine sınıfın hocaya parti düzenleyip onu uğurlamışlardır.
Forbes adlı dergi her yıl yayınladığı gibi bu yıl da iş Dünyasındaki zengin kişilerin listesini yayınladı. Sıralamaya geçmeden önce Forbes dergisi hakkında bilgi vermek gerekecektir. <strong>Forbes Dergisi Hakkında Bilgi</strong> Integrated Whale Media adlı şirket, Forbes Dergisinin sahibidir. Yüzde 5 hisseyle Forbes ailesinin dergide payı vardır. Derginin editor sorumlusu Steve Forbestir. Merkezi ABD'nin Jersey City kentindedir. Asıl Dili İngilizce olup dergi yirmi yedi dilde basılmaktadır. Finans, yatırım, teknoloji, bilim, siyaset, pazarlama, inşaat gibi konulardan oluşan iş dünyası kategorisinde yer almış bir dergidir. Derginin Daha önce iş dünyası kategorisinde liste hazırladığını görülmüştür. Bu listelere En Zengin 400 Amerikalı ve Dünyanın en büyük 2000 şirketler listesi örnek gösterilebilir. Bu yıl da en zengin 24 iş insanı listesi yayınlanmıştır. <strong>Forbes Dergisinin hazırladığı en zengin 24 Türk iş insanı listesi ise şöyledir;</strong> <strong>Listenin başında</strong> 4.7 milyar dolar ile Yıldız Holding adlı gıda şirketinin başkanı, sanayici ve iş adamı <strong>Murat Ülker</strong> yer almaktadır. İkinci isim 2.4 milyar dolar şahsi varlığı ile <strong>Ferit Şahenktir</strong>. Şahenk, 1951 yılında Ayhan Şahenkin kurduğu Doğuş Holdingin başkanıdır. Aynı zamanda Garanti bankasının da başkanlığını yapmaktadır. Üçüncü sırada Türk girişimci ve ABD’DE Chobani süzme yoğurt markasının kurucusu ve CEO’su olan <strong>Erzincanlı Hamdi Ulukaya’dır</strong>. Listesinin dördüncü ismi Malatyalı iş adamı <strong>Erman ılıcaktır</strong>. Ilıcak, 1933 yılında kurulan merkezi Ankara olan Rönesans Holdingin hem kurucusu hem de başkanıdır. Holding inşaat sektöründe hizmet etmektedir. <strong>Filiz Şahenk</strong>, Listenin beşinci sırasında yer almaktadır. Doğuş Holdingin üyeleri arasındadır. Zengin kadınlardandır . 2.3 milyar şahsi varlığı bulunmaktadır. <strong>Altıncı isim Sezai Bacaksızdır</strong>. Sezai Bacaksız, başta inşaat olmak üzere çimento, enerji, havalimanı, gıda, hayvancılık sektöründe faaliyet göstermiş Ankara’daki Limak Holdingin kurucularındandır. 1.9 milyar dolar serveti vardır. Diyarbakırlı <strong>Nihat Özdemir</strong> Listenin yedinci sırasında yer almış iş insanı ve 35. Türkiye Futbol Federasyonu başkanıdır. Özdemir 2021 yılında 2.3 milyar dolar serveti olup listenin beşinci sırasında yer alırken 2022 yılında serveti 1.9 milyar dolardır 1.8 milyar servetiyle halı sektöründe hizmet veren <strong>İbrahim</strong> <strong>Erdemoğlu</strong>, <strong>sekizinci</strong> <strong>ismidir</strong>. Erdemoğlu, Merinos Halının kurucusudur. Koç Holdingin kurucusu Vehbi Koç’un kızı <strong>Semahat Sevim Arsel</strong> 1.6 milyarla listenin 9.sırasına girmeyi başarmış zengin kadınlardandır. <strong>Onuncu sırada</strong> makine mühendisi <strong>Hamdi</strong> <strong>Akın</strong> vardır. TAV Havalimanları Holdingin başkanıdır. 1.5 milyar dolar servetiyle 1997 yılında kurulan <strong>Çalık</strong> <strong>Holdingin</strong> <strong>kurucusu Ahmet Çalık</strong> Türkiye’nin on birinci zengini oldu. Çalık Holding, enerji, finans, madencilik, inşaat ve tekstil hizmeti vermektedir. <strong>Zengin iş insanın On ikincisi</strong> eczalık hizmeti verdiği İstanbul doğumlu <strong>Bülent</strong> <strong>Eczacıbaşı’dır</strong>. Eczacıbaşı Holdingin yönetim kurulu başkanıdır. Eczacıbaşı Holdingin üyelerinden <strong>Faruk</strong> <strong>Eczacıbaşı</strong> da 1.5 milyar dolar şahsi varlığı ile listenin <strong>on üçüncü ismidir</strong>. <strong>On dördüncü isim</strong> Erdemoğlu ailesinin ve Merinos Halının üyesi <strong>Ali</strong> <strong>Erdemoğlu’dur</strong>. <strong>On beşinci sırada</strong> Koç Holdingin onursal yönetim başkanı Ankara Keçiören doğumlu <strong>Mustafa Rahmi Koçtur</strong>. Hazır giyim üzerine hizmet veren ve dünya çapında tanınmış <strong>Lc</strong> <strong>Waikiki</strong> <strong>giyim</strong> <strong>markasının</strong> <strong>CEO’su Mustafa Küçük 16. Sıradadır</strong>. Marka Les Copains(arkadaşlar) kelimelerin baş harflerinden ve Waikiki plajınının birleşimidir. <strong>17. İsim</strong> Adana’daki Acı Badem Hastanesinin Kurucusu <strong>Mehmet Ali Aydınlar.</strong> Doğuş Holdingin kurucusu Ayhan Şahenkin eşi <strong>Deniz Şahenk</strong> 1.3 milyar dolar ile <strong>18. Sıradadır</strong>. <strong>Listesinin</strong> <strong>on</strong> <strong>dokuzuncusu</strong> <strong>İpek kıraçtır</strong>. Kıraç, Koç vakfın yönetim kurulu üyesidir. <strong>20</strong>. <strong>Zengin</strong> <strong>iş</strong> <strong>insanı</strong> Artvin ilinin Hopa ilçesinde doğan <strong>Turgay</strong> <strong>Cinerdir</strong>. Ciner grubu Holdingin sahibidir. Holding, önce park grubu ismiyle kurulmuş daha sonra Ciner grup adını almıştır. Ticaret, sanayi, maden medya ve yayın sektörlerinde faaliyet gösteren bir şirkettir. <strong>Listesinin</strong> <strong>21</strong>. <strong>İsmi</strong> Gümüşhaneli <strong>Aydın</strong> <strong>Doğandır</strong>. Aydın Doğan, sanayide hizmet veren Doğan Holdingin onursal başkanıdır. Ayrıca doğan, Kanal D, Star TV ve Milliyet, Hürriyet gazetelerinin eski sahibidir. <strong>Yirmi</strong> <strong>ikinci</strong> <strong>iş</strong> <strong>insanı</strong>, inşaat, lojistik alanında hizmet veren Enka adlı şirketin başkanı <strong>Mehmet</strong> <strong>Sinan</strong> <strong>Taradır</strong>. <strong>23</strong>. <strong>Sırada</strong> <strong>Murat</strong> <strong>Vargı</strong> yer almaktadır. Vargı, Mv Holdingin kurucusu ve Turkcell iletişim şirketinin ortaklarından biridir. Ve <strong>listenin</strong> <strong>sonunda</strong> yer alan Türk iş insanı <strong>Şefik</strong> <strong>Yılmaz</strong> <strong>Dizdardır</strong>. Dizdar, Lc Waikiki mağazasının ortaklarındandır.
Rus edebiyatında Anton Çehov; tarafından gelişmeye başlayan durum öyküsü, Türk edebiyatı alanında da yerini almıştır. Hem Türk hem de Dünya edebiyatında durum öyküsünü kullanan yazarlar, olay örgüsünün dışına çıkarak modern bir öykü dediğimiz durum öyküsüne yönelmişlerdir. Durum öyküsünün Türk Edebiyatındaki önemli temsilcilerinden birisi Sait Faik Abasıyanıktır. Mahalle Kahvesi adlı öyküsünde günlük yaşamdan bir kesit ve tasvirlerin yanında imgelerle, duygularla durum öyküsünün tekniklerini eserine yansımıştır. Bu çalışmada Sait Faik Abasıyanık’ın Mahalle Kahvesi adlı öyküsünden örnekler vererek durum öyküsünü ve durum öyküsünün tekniklerinin ne olduğu anlatılacaktır. Durum öyküsü; bir olaydan daha çok günlük yaşamdan anlatılan bir kesitin ön planda olduğu, serim, düğüm çözüm bölümlerinin olmadığı bir öykü türüdür. Durum öyküsüne modern bir öykü de denilir. Rus yazar Anton Çehov, tarafından geliştirildiği için de <strong>Çehov</strong> <strong>tarzı</strong> <strong>hikaye olarak da bilinir.</strong> Günlük hayatta yaşanabilecek herhangi bir durum eserlere yerleştirilir. Örneğin; Sait Faik Abasıyanık’ın Mahalle Kahvesi adlı öyküsünde günlük hayatta var olan, herkesin yaşayabileceği ölüm konusu işlenir. Ölüm, yaşamımızda karşımıza çıkacak olan bir olgudur. Öyküde günlük yaşamdaki bir kesit anlatıldığı gibi olay ve olay örgüsü yoktur. Olay olmadığından serim, düğüm, çözüm bölümleri de yoktur. Olay örgüsünden ziyade durum öyküsünde tema ön planda olur. Mahalle Kahvesinde öykünün başından başlayıp öykünün sonuna kadar devam eden ölüm teması ön plandadır. Günlük yaşamda olabilecek her şey Çehov tarzı öykülerinin konusunu oluşturur. Örneğin; Mahalle Kahvesi adlı öyküde insanların kahveye gelip oturmaları, bir ölümün oluşu, insanların birinin ölüm haberini almalarını, bu habere üzülmeleri gibi bunlar, günlük yaşamda olabilecek durumlardır. Sıradan kişiler, durum hikâyelerinin karakterleridir. Örneğin; Mahalle Kahvesinde kahveci, kahveye gelip kahvede tavla oynayan insanlar, öyküde sıradan kişiler, günlük hayattaki insanlar olarak karşımıza çıkarlar . Durum öyküsünde betimleyici bir anlatım hakimdir. Mahalle Kahvesinde de betimleyici anlatımın yapıldığını, tasvirlerin olduğunu görebiliriz . Örneğin; karakter, kahveye girerken bahçe tasvirini yapmıştır. Bahçedeki mavi boyalı kasımpatılarının üzerine birikmiş karları, lapa lapa yağan kar’ı, küçücük küçücük soğuk darı tanelerini, çay bardağının ince belli oluşu, kahveye yeni gelen adamın siyah çizgili beyaz mintarını, kirli beyaz renkli bol bir kazağı yazar, bize betimleyici anlatım yaparak tasvir etmiştir. Çehov tarzı olarak adlandırılan durum öyküleri, okuyucuda heyecan ve merak duygusu uyandırmazlar. Öyküde kahvedeki insanların susmaları, yüzlerindeki ifadeden üzüldüklerinin anlaşılması, kahveye yeni gelen <strong>adamın kahvedeki "insanlara sizi çağırıyor</strong>, <strong>Mahmut Çavuş sen de gel seni de severdi"</strong> daha sonra ruhunu teslim etti demesi üzerine birinin öldüğünü, bir ölümün olduğunu yazar, okura hissettirmiştir. Sessizlikle, üzüntüyle ölüm başından beri belliydi. <strong>Ruhunu teslim etti ve kahvecinin “Kamil Ağa öldü.”</strong> sözüyle ölüm olduğu kesinleşmiş olur. Bundan dolayı öyküde bir merak ve heyecan duygusu yoktur. Okur, öykünün başında bu söylemleri okuyarak ölüm temasını anlar. Modern öykü dediğimiz durum öykülerinde imgeler, psikolojik tasvirler ve duygular okuyucuya hissettirilir. Örneğin; Mahalle Kahvesi adlı öyküde kahveye uzun zamandır insanların gelmemesi, insanların yüzünde hüzünlü bir şeylerin olması, uzun uzun birbirlerine bakıp sadece susmaları ölümü simgeleyerek okuyucuya hissettirilmiştir. Sessizlik, İmgesel anlamda ölümü çağrıştırır. Durum öyküsünde karakterin özellikleri, mekan ve zaman unsurları direkt anlatılmaz. Okuyucuya sezdirilir. Mekan ve zaman unsurları olarak iş yeri, sokak gibi genel tanımlar yapılır . Mahalle Kahvesinde öykü, bir mahalle kahvesinde geçer . Mekan, genel bir anlamda kahve olarak ifade edilir. Karakterin özelliklerine bakıldığında ise karakter; meraklı, yorgun, uyuşuk olduğu doğrudan söylenmez. Dolaylı olarak karakterin; iç düşünceleriyle, söylemleriyle, davranışlarıyla okur, adamın meraklı ve uyuşuk olduğunu anlar. Örneğin; karakterin; kahvedeki insanları dinlemesi, insanlar arasındaki sessizliği, kahveye neden kimsenin gelmeyişini daha sonra kahveciye dönüp<strong> "Nedir bu Allah aşkına”</strong> <strong>ya</strong> <strong>da</strong> “ <strong>Kız</strong> <strong>ne</strong> <strong>oldu</strong><strong>?" </strong>Diye sorması üzerine adamın meraklı olduğu anlaşılmıştır. Bunun yanında “<strong>öyle bir uyuşukluk içindeyim ki kalkacak halim yok.” demesinin ardından kahvecinin "eviniz yakınsa biraz daha kalın" </strong>diyerek biraz daha kahvede oturur. Böylece karakterin, iç düşünceleriyle söylemleriyle ve davranışlarıyla adamın nasıl biri olduğu anlaşılmıştır. Durum öykülerinin diğer bir özelliği de düşünceler iç ses ile anlatılır. Örneğin Mahalle Kahvesi adlı öyküde <strong>Bunu niye sordun? – Ne lüzumu vardı?</strong> – <strong>Başka soracak şey yok muydu? – Ne de meraklı imişsin!.</strong><strong>.</strong> diyen bir hal vardı. Şeklinde karakterin, iç konuşmalarıyla düşüncelerin anlatıldığı görülür . Çehov tarzı durum öyküsünde detaylar, planlı olarak işlenir . Mahalle Kahvesinde de detaylar, planlıdır. Örneğin; Kamil Ağa, ölmeden önce ilk olarak kahveye yeni birinin gelmesiyle ortamda bir sessizlik olur. Daha sonra adamın ihtiyarlara sizi çağırıyor. Aklı yerinde ama sabaha çıkamaz arada sırada fena dalıyor demektedir. Sonra yine adamın kahveye gelip ruhun teslim etti demesiyle ölüm temasının planlı olarak işlendiğini gördük. Durum öykülerinde kullanılan başka bir teknik ise geri kalanlar okurun hayal gücüne bırakılır. Mahalle Kahvesinde Kamil Ağa’nın öldüğü öyküde söylenmiştir. Fakat Kamil Ağa’nın oğlu kız kardeşini kötü yola düşürdüğünü öğrendiğimizden sonra kıza ne olduğu öyküde anlatılmamıştır. Belki de karakterin dediği gibi kızı kötü hayattan kahveci kurtarmıştır. Öyküde Boşluklar bırakılır. Boşlukları Okur, hayal gücüne göre tamamlar. <strong>Sonuç</strong> Sonuç olarak Çehov tarzı durum öykülerinin özelliklerine bakıldığında günlük yaşamdan bir kesit, betimleyici anlatım, tasvirler, sıradan kişiler, temanın ön planda oluşu gibi özellikler durum öykülerinde görülür. Sait Faik Abasıyanık da Çehov tarzı öykü türünü benimseyerek öykülerinde bu özellikleri Kullanmıştır. Böylece yukarıda bahsedilen bu özellikler de Sait Faik Abasıyanık’ın hikayeciliğini ortaya koyan unsurlar olmuştur. <strong>Kaynakça</strong> • <strong>Sait Faik Abasıyanık – Mahalle Kahvesi Öyküsü</strong>
Netflixte izleyebileceğiniz birçok konudan ve türden oluşan dizi veya film vardır. Bu konulardan biri de sosyal medya ile sosyal medya platformlarını anlatan filmlerdir. <strong>Sosyal Medya Konulu Filmler ise şöyledir;</strong> <strong>Sosyal İkilem</strong> <img class="wp-image-21209 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/ezgif.com-gif-maker-4-12-300x145.jpg" alt="" width="735" height="355" /> 9 Ocak 2020 yılı yapımlı film Netflixte yayınlanmıştır. Filmin yönetmen koltuğunda Jeff Orlowski oturmaktadır. Davis Coombe tarafından da kaleme alınmıştır. Film, 1 saat 34 dakika olup doğa, bilim belgeseli türündedir. Başrol oyuncusu kadrosunda Skyler Gisondo (Ben) Kara Hayward (Cassandra) Vincent Kartheiser (yapay zeka) adlı kişiler vardır. Filmin konusu ise Facebook ve Twitterin insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini, ruh sağlığı açısından tehlikeli oldukları anlatılmıştır. Filmin orijinal adı Social Dilemmadır. <strong>Sosyal İkilem | Fragman 👇</strong> https://www.youtube.com/watch?v=uaaC57tcci0 <strong>Uçak Modu</strong> <img class="wp-image-21210 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/ezgif.com-gif-maker-5-9-300x169.jpg" alt="" width="797" height="449" /> Orijinal adı Airplane Mode olan filmin çıkış tarihi 23 Ocak 2020’dir. Yapımcılığını Luiz Noronha yönetmenliğini César Rodriguez senaristliğini de Renato Fagundes Alice Name-Bomtempo Alberto Bremer Jonathan Davis yapmışlardır. bir oturuşta bitirebileceğiniz 1 saat 35 dakikadan oluşan Brezilya filmidir. Türü romantik komedidir. Başrol oyuncuları, Larissa Manoela(Ana), André Frambach (João), Erasmo Carlos (Germano)’dur. Film, sosyal medya fenomeni Ananın telefonla konuşma sırasında kaza yapınca büyükbabasının yanına gönderilmesini ve orada dijital cihazlardan uzak durması konu edinmiştir. <strong>Uçak Modu | Fragman 👇</strong> https://www.youtube.com/watch?v=2Jn3s33ca44 <strong>Sosyal Ağ</strong> <img class="wp-image-21211 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/WhatsApp-Image-2019-03-01-at-23.58.06-2-300x169.jpeg" alt="" width="747" height="421" /> Orijinal adı Social Networktur. 1 Ekim 2010 tarihinde yayınlanmış bir ABD filmidir. Filmin yönetmenliğini David Fincher senaristliğini Aaron Sorkin yapmıştır. Seyirci tarafından beğenilmiş ve altın Küre ile üç Oscar ödülü kazanan filmin süresi 121 dakikadır. Gerçek hayattan uyarlanan film dram türündedir. Filmde 2003’te kurulan Facebook’un ve Harvard Üniversitesinin öğrencisi Mark Zuckerberg anlatılmıştır. Jesse Eisenberg, Mark Zuckerberg’i canlandırmıştır. <strong>Sosyal Ağ | Fragman 👇</strong> https://www.youtube.com/watch?v=q3mSOWEM5bY <strong>The Great Hack</strong> <img class="wp-image-21212 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/ezgif.com-gif-maker-6-8-300x169.jpg" alt="" width="937" height="528" /> 26 Ocak 2019’da Sundance Film Festivalinde gösterime giren film, 24 Temmuz 2019’da Netlifx de yayınlanmış bir ABD filmidir. Belgesel türündedir. Yönetmenliğini ve senaristliğini Karim Amer yapmıştır. Konusu Facebook kullanıcıların kişisel verilerini ihlal edilmesine yönelik bir Facebook Cambridge veri skandalı anlatılmıştır. <strong>The Great Hack | Fragman 👇</strong> https://www.youtube.com/watch?v=iX8GxLP1FHo <strong>Alive</strong> <img class="wp-image-21213 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/ezgif.com-gif-maker-7-6-300x169.jpg" alt="" width="859" height="484" /> 24 Haziran 2020 yılı yapımlı Kore filmidir. Korku türündedir. Türkçe anlamıyla canlı demektir. Filmin yönetmeni ve senaristi Cho Il hyung yapmıştır. Başrol oyuncuları Yoo Ah-in (Joon Woo) ve hem şarkıcı hem de oyuncu Park Shin Hye(Kim Yoo Bin)’dir. Film, Matt Naylor’in Alone filminden uyarlanmıştır. Güney Kore zombiler tarafından istila edilince Joon Woo adlı bir adam evin kapısını kilitleyip çaresizce yalnız kaldığını bunun üzerine telefonunu drone’ye bağlaması ve kurtulmak için sosyal medya üzerinden yardım istemesi, acil durumu paylaşması filmin konusunu oluşturmuştur. <strong>Alive | Fragman 👇</strong> https://www.youtube.com/watch?v=jQ8CCg1tOqc <em>İyi seyirler </em>😊
<strong>Atatürk’ü Etkileyen Ünlü Düşünür: Jean Jacques Rousseau</strong> <strong>Jean Jacques Rousseau’nun Hayatı</strong> Jean Jacques Rousseau, 28 Haziran 1712 yılında İsviçre’nin bir şehri olan Cenevre’de dünyaya geldi. 2 Temmuz 1778 tarihinde Fransa’da Oise iline bağlı Ermenonvillede kan kaybından dolayı hayatını kaybetti. Ve Fransa’nın başkenti Pariste Pantheon adlı bir anıtta defnedildi. Annesini doğumda kaybetti. On yaşında Babası tarafından da terkedilmiştir. Babası onu terk ettikten sonra 30 yaşında Pariste yaşamaya başlamıştır. Fransa’da da felsefe, siyaset, edebiyat ve müzikle ilgilenmiş olup tercümanlık, müzik hocalığı ve Fransız elçisinin sekreterliği yapmıştır. İtalya’ya gittiği sırada İtalyan müziği ile tanışma fırsatı da bulmuştur. İtalya’da iken Roma Katolik mezhebini benimsemiş daha sonra Hristiyan bir mezhep olan Kalvenizm’i savunmuştur. Felsefede gerçekçilik yani realizm görüşündedir. Edebiyat alanında ise Romantizm akımının önemli temsilcilerindendir. Aydınlanma çağının önemli Fransız filozoflardan olan <strong>Denis Diderot</strong> ile tanışmasının yanında birçok yazarların ve makalelerin bulunduğu <strong>Encycloopedie</strong> adlı bir ansiklopedide yer alması Rousseau’nun filozof olmasında etkili olmuştur. Böylece eğitim, siyaset ve ahlak gibi konularla ilgili düşünceleriyle toplumu ve Fransız devrimini etkileyen bir düşünür olmuştur. 18.yüzyılın aydınlanma çağında yaşayan filozofun <strong>İnsanlığın Ahlaki Basitliliği, Çocuk Merkezli Eğitim, Sivil Din, Halk Egemenliği ve Pozitif Özgürlük adlı fikirleri önemli fikirlere örnek gösterilebilir.</strong> Rousseau, birçok yazarlardan etkilendiği gibi birçok yazarları da etkilemiştir. Örnek olarak Aristoteles, Montaigne, Machievelli, Cicero, Baruch Spinoza isimli düşünürlerden etkilenirken başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Kant, Hegel, Nietzsche, Goethe, Comte, Tolstoy, Marx, Engels, Emile Durkheim ve Dimitri adlı kişileri etkilemiştir. <strong>Rousseau, Mustafa Kemal Atatürk’ü devlet, politika, bilim, milli egemenlik, özgürlük, demokrasi gibi konularla ve yazdığı eserlerle etkilemiştir.</strong> <strong>Mustafa Kemal Atatürk'ün Rousseaudan etkilendiğini şu ifadelerden anlamak mümkündür.</strong> <strong>"Efendiler, bu meşrutiyet teorisini bulan en büyük filozofların bu teoriyi kurmak için çalıştıkları esasları inceledim. Bunlara nüfuz ettim… Jean-Jacques Rousseau’yu baştan nihayete kadar okuyunuz. Ben bunu okuduğum vakit, hakikat olduğuna inandığım bu kitap sahibinde iki esas gördüm. Birisi bu ıstırap, diğeri bir cennettir…"</strong> Atatürk’ün<strong> “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir!” </strong>sözü Rousseaudan etkilenerek söylediği sözdür. <strong>ESERLERİ</strong> Rousseau, deneme, otobiyografi, tiyatro, roman ve müzik türlerinde eserler vermiştir. Bilimler ve Sanatlar üzerine söylev, insanlar arasındaki eşitsizliğin temeli ve kökenleri, politik ekonomi üstüne söylev, ahlak prensipleri mektupları, toplum sözleşmesi Emile ya da eğitim üzerine, Polonya hükümeti üstüne Korsika için anayasa projesi deneme ; itiraflar, yalnız gezegenin düşleri otobiyografi; Julie ya da yeni Heloise, Leviler Kabilesinden Efraim roman; Jean-Jacques Rousseau Tarafından Bulunmuş Olan Müziksel Notasyon Sistemi, Fransız Müziği Üstüne Mektup, köy Falcısı müzik; Pygmalion tiyatro türündedir. <strong>Eserleri Hakkında Bilgi</strong> <strong>Bilimler ve Sanatlar üzerine söylev, </strong>Dijon akademisinin düzenlediği yarışmada “Bilimlerin ve sanatların gelişmesi ahlakın düzelmesine yardım etmiş midir?” sorusuna karşılık hayır cevabını vermesiyle birincilik kazandığı Fransızca denemesidir. <strong>Emile ya da eğitim üzerine, </strong>insanın ve eğitimin doğasını anlatan bir denemedir. <strong>Toplum sözleşmesi, </strong>siyasi bir yapı içeren eserde Fransız devriminden yola çıkarak toplumda olması gereken özgürlük, demokrasi, hukuk, Adalet, eşitlik gibi kavramları anlatmış ve bu kavramlar üzerine eleştiride bulunmuştur. <strong>“Özgürlüğün, insanın canının istediğini yapması demek değil özgürlük, daha çok yapmak istemediğini yapmamaktır.”</strong> <strong>Köy Falcısı, </strong>bestesini Rousseau’nun yaptığı Fransızca ve bir perdeden oluşun operadır. <strong>Pygmalion, </strong>dramatik türünde müzikal bir oyundur. Horace Coignet müziğinden etkilenerek yazılmıştır. Fransa’nın Lyon kentinde sahnelenmiştir.
Bu yaz tatilini daha verimli geçirmek için boş zamanlarımızda yapacağımız birçok aktive vardır. Bu aktivelerden biri de kitap okumaktır. <strong>Kütüphanenize ya da listenize alacağınız 5 kitap önerisi ise şöyledir;</strong> <strong>Son Ada</strong> <img class="wp-image-20695 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/EiICwKbX0AMsKS5-300x225.jpg" alt="" width="753" height="565" /> Orhan Kemal roman armağanını kazanan Zülfü Livaneli’nin 2008 yılında yayımladığı romanıdır. Roman, toplumsal sorunları kurgusal bir yaklaşımla anlatarak siyasi mesajlar içeren bir romandır. İsminden anlaşılacağı gibi roman şehirden uzak denizin ortasında bir adada geçmektedir. Ada 40 evden oluşmaktadır. Roman adanın doğa güzelliklerini anlatmakla başlar. Daha sonra eski bir devlet başkanının ada'yı almasıyla olaylar gelişir. Her ne kadar adanın yeni sahibi bir başkan olsa da gerçek sahipleri martılardır. Romandaki kişilerin isimleri yoktur. Kişiler, oturduğu kapı numaralarıyla bahsedilmektedir. Anlatıcı ve başkan romanın asıl karakterleridir. Romanın anlatıcısı halktan biri 36 numarada oturan bir bankacıdır. Başkan 24 numarada oturmaktadır. Romanın konusu ise eski bir devlet başkanının kendisini seçtirmesiyle ada halkını boyunduruğu altına almasından dolayı insanların değiştiğini ve darbeci bir politikayla düzeni, huzuru bozan her şeyi yok etmeye çalışan bir başkanı anlatır. "<strong>Bir yerde kötülük varsa oradaki herkes biraz suçludur." </strong> <strong>Okçu'nun Yolu</strong> <img class="wp-image-20696 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/FIFsZYVWQAQ6bZ--300x225.jpg" alt="" width="809" height="607" /> Simyacının yazarı Brezilyalı Paulo Coelho tarafından 2021 yılında yazılmıştır. Çevirisini Emrah İmre yapmıştır. Kitap, hayat üzerine bir öğretidir. Paulo Coelho, romanını Mete Gazoz’a armağan etmiştir. Roman; ok, yay, hedef ve dostluk öğretileri üzerine kuruludur. Bunlar birer imgedir. Okun kaynağı olan yay, yaşamdır. Ok, hedef için bir yolcudur. Hedef okun vardığı yoldur. Dostluk, hedefe varırken çıktığımız yolculuklarda birlikte yürüdüğümüz bir şeyleri paylaştığımız dostlarımızdır. Romanın konusu Tetsuya adlı marangozun köylü bir gence okçu’nun yolunu öğretmesini anlatır. "<strong>İstikametinin deniz olduğunu, er ya da geç oraya ulaşacağını asla unutmaz." </strong> <strong>Korkuyu Beklerken</strong> <img class="wp-image-20697 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/beklerken-300x157.jpg" alt="" width="722" height="378" /> Türk edebiyatının sevilen yazarlardan biri olan Oğuz Atay tarafından yazılmıştır. Bir hikaye kitabıdır. Oğuz Atay, yazdığı sekiz hikayeyi Korkuyu Beklerken adlı kitabında toplamıştır. Öykünün karakteri isimsiz ve korkaktır. Karakterin evinin önüne Ubor Metenga adında bir örgütün karakterinin evden çıkmaması gerektiğini yazan bir mektup göndermesi öykünün asıl konusunu oluşturmuştur. Karakter, tehdit içeren bu mektubu alması üzerine toplumdan uzaklaşmış, korkak, kimlik bunalımı içerisinde olan bir bireye dönüşür. Yazar, okura varoluşçuluk ve psikanalitik kuramlarını da yansımıştır. Toplumdan dışlanmış varoluşsal çabalarla var olmaya çalışan korkuyu, ölümü bekleyen bunalım, arayış içerisindeki bireyi yazar gözler önüne sermektedir. <strong>“Beni anlamıyorlardı zararı yok. Zaten beni daha kimler anlamadı…”</strong> <strong>Martin Eden</strong> <img class="wp-image-20698 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/202fcb03-d81a-41f9-be42-c48697a70952-e1571340793517-300x157.jpg" alt="" width="764" height="400" /> 1909 yılında Jock London tarafından yazılmış bir romandır. Romanın asıl karakteri, gemide çalışan martın edendir. Edenin kavgadan kurtardığı Arthur ve Arthur’un kız kardeşi ruth ile tanışınca hayatı değişir. Eden, bilgiye ve öğrenmeye meraklı olduğu için kendini geliştirip yazar olmaya karar verir. Önce yazıları yayın evleri tarafından reddedilmesi daha sonra Okurlar sayesinde tanınıp zengin olmasıyla karakterin burjuva sınıfıyla tanışması, işçi sınıfında kendine ait bir yer olmaması Makyavelizm ile hiçliğin kıyılarında karakteri intihara sürüklemesi romanın konusudur. <strong>"</strong><strong>Yalnızlığını daha güçlü ve kendini daha yorgun hissetti." </strong> <strong>İnce Memed 1</strong> <img class="wp-image-20699 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/5c7443_470ffd46c3a045afa1e63fe335cb86f0_mv2-300x225.jpg" alt="" width="717" height="538" /> Asıl adı Kemal sadık Gökçeli olan Yaşar Kemal’in romanıdır. İnce memed 4 ciltten oluşmuş bir roman serisidir. Romanlar, Cumhuriyet Döneminin ilk yıllarını, köy hayatını, ağaları anlatmıştır. Olaylar, Çukurova’da geçmektedir. İnce Memed, En İyi 100 roman listesine girmeyi başarmıştır. İnce Memed 1, Şahinim Memed adıyla filme uyarlanmıştır. Konusu, değirmenonluk isimli köyün ağası Abdi ağanın köy insanlarına töre, kanun koyması, halkı yönetmesi ve köyde yaşayan insanların sefaleti ile bu duruma bir başkaldırıdır. <strong>İşte bunu yapmamalı</strong><strong>.</strong> <strong>İnsanlarla</strong> <strong>oynamamalı. </strong><strong>Bir yerleri var, bir ince yerleri, işte oraya değmemeli. "</strong>
<strong>Kore Savaşı, 25 Haziran 1950'de başlamış 27 Temmuz 1953'te sona ermiştir.</strong> Kore Savaşı, Soğuk Savaş döneminde yapılmıştır. Fakat tarihe soğuk savaşın ilk sıcak teması olarak geçmiştir. <strong>Yalta ve Postdam konferanslarında alınan kararla Kore, 38.enlemden Kuzey, Güney olmak üzere ikiye bölünmüştür.</strong> Kuzey Kore komünist Rusya’nın kontrolünde kalırken Güney Kore de kapitalist Amerika’nın kontrolünde kalmıştır. 25 Haziran 1950 tarihinde Kuzey Kore’deki birlikler Rusya’nın emriyle Güney Kore’ye saldırınca ABD de saldırıdan sonra harekete geçti. Ve Birleşmiş Milletler teşkilatını göreve çağırdı. Birleşmiş Milletler Güney Kore’yi haklı bulması üzerine askeri gücünün kurulması kararı alıp Güney Kore’ye yardım göndermek amacıyla bir birlik oluşturdu. <strong>Birleşmiş Milletler Kuvvetler Birliği Komutanı, ABD’li General Mc. Arthur olmuştur.</strong> Türkiye de Birleşmiş Milletler bünyesinde Güney Kore’ye altı bin asker gönderdi. Türkiye, ABD’den hemen sonra Kore’ye asker gönderen ikinci devlet oldu. Böylece Kore Savaşı Türkiye’yi de ilgilendiren bir mesele olup <strong>Türkiye Cumhuriyeti askerinin Kore’ye asker göndererek ilk yurt dışı görevi olmuştur.</strong> <strong>Güney Kore, Türkiye’nin asker gönderdiği ilk yerdir. </strong> Türkiye tarafını belli etmiştir. Josef Stalin’in Türkiye’den toprak ve boğazlardan üs istemesi Türkiye’yi Batı bloğuna yani ABD'ye yakınlaştırmıştır. <strong>Stalin, Kore’ye gitmemizi</strong> <strong>sağlayan kişidir.</strong> Bu savaştan sonra ABD’nin yanında yer almasından dolayı <strong>1952’de Türkiye, Yunanistan’la birlikte NATO’ya üye olmuştur.</strong> Fatin Rüştü Zorlu NATO’daki ilk daima büyük elçimizdir. Kore’ye gönderdiğimiz birliğin adı da <strong>Şimal yıldızıdır</strong>. <strong>Komutanın adı</strong> <strong>Tahsin Yazıcıdır.</strong> Tahsin Yazıcı, Savaşta özellikle Kunuri Muharebesinde gösterdiği başarıdan dolayı tuğgeneralden tümgeneral oldu. <strong>Kunuri Muharebesi, Türk askeri birliklerin Çin askerlerine karşı gösterdiği mücadeledir</strong>. Güney Kore’deki askerlerin Türkiye’den haber almaları için Türkiye, <strong>Kutup Yıldızı</strong> adında gazete çıkarmıştır. Gazete Türkçedir. <strong>1953’te</strong> <strong>Panmunjon Mütarekesi </strong>imzalanmasıyla savaş sona ermiştir. Savaşın sonucunda 3 milyon kadar insan öldü. Panmunjon Ateşkes Antlaşması, Kuzey Kore’deki Hwanghoe ilinin Panmunjon köyünde imzalanmıştır. Antlaşma ’ya Birleşmiş Milletler, Kuzey Kore ve Çin katıldı. <strong>Birleşmiş</strong> <strong>Milletler adına William Harrison</strong>, <strong>Kore adına</strong> <strong>General</strong> <strong>Nam</strong> <strong>2 katılmıştır</strong>. Antlaşmanın sonucunda Kore tarafsız bölgesi kuruldu. <strong>Savaş sonuçsuz kaldı. 1953’e kadar süren savaşta her iki taraf birbirlerine üstünlük sağlayamadı</strong>.
<strong>Şair Ceket Çocuk</strong> lakaplı Kazım Koyuncu, 7 Kasım 1971 yılında <strong>Artvin ilinin Hopa ilçesinde</strong> doğdu. 1989'da İstanbul Üniversitesini kazandı. Fakat siyasal bilimler fakültesini tamamlamadan üniversiteyi bıraktı. 2000 yılında asker hizmetini tamamladı. 2004'te kanser olduğunu öğrendi. 25 Haziran 2005 yılında Şişli İstanbul’da kanser hastalığı sebebiyle hayatını kaybetti. <strong>Dünyaya geldiği Hopa ilçesine bağlı Yeşilköy diğer bir adı Pançol köyü mezarlığında defnedildi.</strong> <strong>MÜZİK HAYATI</strong> Karadenizli şarkıcı, okulu bırakmadan önce 1992 yılında <strong>Dinmeyen</strong> adlı bir grup kurdu. Daha sonra 1993 yılında okulu bırakıp müzik hayatına başlamıştır. Müziğe başlamasına çocukluğunda babasının ona aldığı mandolin , amcasının getirdiği gitar ve memleketinden olan o dönemin <strong>ünlü Kemençeci Yaşar Turna’yı</strong> dinlemesi etkili olmuştur. 1992 – 2005 yılları arası müzik hayatının aktif olduğu yıllardır. Karadeniz halk müziği ile Rock müziği sentezleyip aynı potada birleştirmiştir. Birleştirerek kendi tarzıyla müziği yorumlamıştır. Böylece Kazım Koyuncunun yaptığı yorumla bu tarzda yapılmış müzik olması açısından bir ilk olmuştur. Ağustos 1995’te <strong>Zuğaşi Berepe</strong> adlı grupla çıkarılan <strong>Va</strong> <strong>Miş</strong> <strong>Kunan</strong> müziği Kazım Koyuncunun ilk albümüdür. İkinci albüm ise Aralık 1998’de yayımlanan <strong>igsaz</strong> adlı albümüdür. Bu albüm aynı zamanda grupla çıkarılan son albüm özelliği taşımaktadır. Yorumladığı tarz ve yayınladığı albümlerinin yanında yaptığı dizi müzikleri de şarkıcının başarıları arasındadır. Karadeniz’de Amasra’da çekilen 2002 yılı yapımlı <strong>Gülbeyaz</strong> ve 2006 yılında çekilen <strong>Fırtına</strong> adlı dizilerinin bestesini yapmıştır. Bunun dışında çağdaş sanat atölyesinde sahnelenen <strong>Faşizmin Korku ve Sefaleti</strong> oyunun müziğini yapmıştır. Çocukluk yıllarında konserler vermeye başlayan Türk müzisyen <strong>Kazım Koyuncunun İstanbul Teknik Üniversitesinde verdiği konserle şarkıcının müzik kariyerinin sona erdiği konser olmuştur</strong>. <strong>MÜZİKLERİ</strong> <strong>Va Miş Kunan</strong>, Dili Lazca olup müziğin tarzı Rocktur <strong>Lazca’da bilmiyoruz</strong> anlamına gelmektedir. <strong>İgsaz</strong>, ada şirketi tarafından çıkarılan yine Dili Lazca ve Rock tarzıdır. <strong>Lazca’da yürüyor</strong> anlamına gelmektedir. 9 parçadan oluşan bir albümdür. <strong>Enel Hak ve Anlat Bana</strong> albümde yer alan şarkılardandır. <strong>Viya</strong>, 10 Ağustos 2001’de Metropol Müzik tarafından çıkarılan <strong>ilk solo albümdür.</strong> <strong>Lazca’da Vücut sörfü demektir</strong>. Albüm ;Laz, Rock, geleneksel halk müziği tarzında 11 parçadan oluşmaktadır. <strong>Koçari</strong>, <strong>Didou Nana, Hey Gidi Karadeniz, Ateşlerde, Ben popüler olmuş şarkılardır.</strong> <strong>Hayde</strong>, 17 Mart 2004’te çıkardığı albümdür. <strong>Gülbeyaz</strong> <strong>dizisinin</strong> <strong>müziği</strong> <strong>bu</strong> <strong>albümde</strong> <strong>yer</strong> <strong>almaktadır</strong>. Şarkıların Dili Türkçe Lazca olmakla birlikte Gürcüce, Hemşince ve megrelcedir. <strong>Kazım Koyuncunun Şevval Sam ile söylediği Ben Seni Sevdiğimu, Gelevera Deresi şarkıları albümün popülerliğini arttırmıştır.</strong> <strong>Dünyada Bir Yerdeyim</strong>, şarkıcının ölümünden sonra çıkarılmıştır. Albüm, stüdyo kayıtlarından ve konserde söylenen şarkılardan oluşmaktadır. <strong>İşte gidiyorum, ayrılık şarkıları bu albümde yer almaktadır.</strong> <strong>İşte Gidiyorum (Hoşçakal) Şarkısı👇</strong> https://youtu.be/hluVrTixQwI
<strong>TÜRKİYENİN İHTİYAÇ DUYDUĞU ENERJİ KAYNAĞI : PETROL</strong> Petrol, <strong>3. Jeolojik zamanda</strong> oluşmuş bir yeraltı kaynağıdır. TDK’nin İfadesiyle <strong>yer yağı</strong> anlamına gelmektedir. <strong>Petra</strong><strong>(taş)</strong> ile <strong>oleum</strong><strong>(yağ)</strong> sözcüklerinin birleşimidir. Yenilemeyen yani tükenebilir enerji kaynakları arasındadır. Tükenebilir kaynaklar içerisinde Fosil yakıt grubuna dahildir. Fosil yakıt olmasından dolayı pek çevreci değildir. Çevreye zarar verebilmektedir. Fakat ülkemizde ihtiyacımız olan bir enerji kaynağıdır. Çünkü Türkiye, kullandığı petrolün sadece yüzde 10'nunu kendisi çıkartmaktadır. Geriye kalan yüzde 90'lık kısmını ithal etmekteyiz. Rezervi az olması bakımından <strong>petrol ithalatımızda ilk sırada yer almaktadır.</strong> Petrol’ün bu kadar az olması bizim dışarıya olan bağlılığımızı ve dış ticaret açığımızı arttırmaktadır. Türkiye’de <strong>Petrol’ün çıkartıldığı yer, Güney Doğu Anadolu Bölgesidir. </strong>Batman (Raman, Garzan bölgesi) Siirt (Kurtalan), Urfa, Adıyaman, Diyarbakır, Mardin petrolün çıkartıldığı alanlardır. İthal olarak aldığımız yerler ise Rusya, Azerbaycan ve Iraktır. <strong>En çok ithal ettiğimiz Rusya’dır</strong>. Kara yolu, hava yolu, deniz yolu gibi ulaşımda ve birçok sanayi dalında petrol kullanılmaktadır. Bundan dolayı petrolden elektrik üretilmemektedir. Elektrik üretirsek daha çok ithal etmek zorunda kalabiliriz. Bu durum ticari açığımızı yüksek oranda arttırabilir. Ama Petrolden yardımcı kaynak olarak faydalanabilmekteyiz. Buna Doğalgaz santrallerinde petrolün yardımcı kaynak olarak kullanılması örnektir. Dışarıdan aldığımız petrol ham petroldür. Ham petrolün işlendiği işletmelere de <strong>rafineri</strong> denilmektedir. Batman petrol rafinerisi, İzmir Aliağa, İzmit ipraş, Kırıkkale Orta Anadolu rafinerilere örnektir. <strong>Ham maddeye yakın kurulan tek rafineri Batman Petrol Rafinerisidir.</strong> Mersin ataş rafinerisi ise artık depolama alanı olarak kullanılmaktadır. Petrol’ün taşınma yöntemine baktığımızda iki şekilde taşınmaktadır. Bunlar: deniz yolu ve boru hattıdır. İpraş ve Aliağa deniz yoluyla;Orta Anadolu’daki petrol rafinerisi yumurtalıktan(Adana) Orta Anadolu’ya boru hattıyla taşınmaktadır. Rusya ve Iraktan ithal ettiğimiz petrolü deniz yoluyla alırken Azerbaycan’dan boru hattıyla petrol almaktayız. <strong>Bakü-Tiflis-Ceyhan</strong> adlı boru hattıyla Adana Ceyhan çevresine gelmektedir. Ülkemizde ihtiyaç duyduğumuz petrol için Adana’dan güzel bir haber geldi. İki yıldır petrol aramaların sonucunda Adananın Ceyhan ilçesinde Soysalı mahallesinde Çukurova 1-2 çalışma alanında <strong>Türkiye Petrolleri Anonim ortaklığı (TPAO)’</strong><strong>nın</strong> yaptığı aramalarla bin 350 metrede yüksek kalitede petrol bulundu. Petrol’ün bulunması üzerine alanlarda 14 yeni kuyuların açılacağı belirtildi. Petrol çalışmalarıyla ilgili açıklama yapan <strong>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez,</strong> <strong>"</strong><strong>Adana’daki petrol keşfini yakında ilan edeceğiz."ifadelerini kullandı</strong>.
Netflix, birçok türde dizilerin, filmlerin belgesellerin izlendiği ve günümüzde oldukça popüler olan bir dijital yayın platformudur. Platformda yayınlanan türlerden biri de tarih türünde olup 2. Dünya Savaşını anlatan filmlerdir. <strong>Netlifx ve 2. Dünya Savaşı filmleri ile ilgili bilgiler ise şöyledir;</strong> <strong>İkinci Dünya Savaşı Filmleri</strong> <strong>Hitler – Kariyer</strong> <img class="wp-image-20220 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/hitler-bir-kariyer-300x169.jpg" alt="" width="749" height="422" /> Hitler-Kariyer, Netflixte popüler film arasına giren ve 1977 yapımlı bir bölümü yayımlanan askeri, politik belgesel türündedir. Yönetmen koltuğunda Christian Herrendoerfer oturmuş senaristliğini <strong>Bir Millet Çöküşünü Bekliyor</strong> adlı filmi kaleme alan Joachim Fest yapmıştır. Hikayeyi anlatan oyuncu Gert Westphaldır. Film, 1933-1945 dönemlerinde Almanya’nın ve Nazizm’in lideri olan Hayat Sahası politikasıyla hayat sahasını geliştirerek dünyayı ele geçirmek isteyen Adolf Hitler’in yaşamını ve kariyerini anlatmıştır. <strong>Schindler’in Listesi</strong> <img class="wp-image-20223 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/maxresdefault-80-300x169.jpg" alt="" width="776" height="437" /> Gerçek hayattan uyarlanan film, 30 Kasım 1993 yılında yayınlamıştır. Popüler filmlerin arasına girmeyi başarmıştır. Filmin yönetmenliğini Steven Allan Spielberg, <strong>senaristliğini</strong> <strong>Schindler’in Gemisi adlı romandan yola</strong> <strong>çıkarak</strong> <strong>Steven</strong> <strong>Zaillian</strong> <strong>yapmıştır</strong>. Film, tarih – drama türündedir. Nazizm’in üyesi olan Oscar Schindler’in daha sonra değişerek Nazizm Almanya’sının katlettiği Polonyalı Yahudileri kurtarması filmin konusunu oluşturmuştur. Liam Neeson (Schindler), Ralph Fiennes(savaş suçlusu Amon Goth), Ben Kingsley (Yahudi muhasebecisi) filmin oyuncu kadrosunda yer almaktadırlar. <strong>Münih: Savaş Yaklaşıyor</strong> <img class="alignnone wp-image-20225" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/ezgif.com-gif-maker-1-16-300x169.jpg" alt="" width="746" height="420" /> Film, önce sinemada gösterimi yapıldı. Daha sonra 21 Ocak 2022 yılında Netlifxin yapımcılığını üstlendiği bir İnternet filmi oldu. Dram türündedir. Filmin yönetmenliğini Christian Schwochow senaristliğini Ben Power yapmıştır. Oyunculardan Ulric Matthes Adolf Hitler’i ,Jeemy Irons İngiltere başkanı Chamberlain’i, Jannis Niewöhner Paul Von Hortmann’ı George Mackay Hugh Legat’ı canlandırmıştır. Filmin konusu Münih Konferansında rakip devletler adına çalışan iki kişinin Almanya’nın sırrını bulmak için casusluk yapmalarıdır. <strong>Münih Konferansı</strong>, 1938 yılında Çekoslovakya’nın Südet bölgesinde yapılan Fransa, İngiltere, Almanya ve İtalya’nın katıldığı bir barış antlaşmasıdır. <strong>Çizgili Pijamalı Çocuk</strong> <img class="alignnone wp-image-20226" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/ezgif.com-gif-maker-2-14-300x145.jpg" alt="" width="766" height="370" /> Film, <strong>John Boyne tarafından yazılan</strong> <strong>Çizgili</strong> <strong>Pijamalı</strong> <strong>Çocuk</strong> <strong>adlı</strong> <strong>romanından</strong> <strong>uyarlanmıştır</strong>. Filmin çıkış tarihi 2008'dir. Savaş, gerilim, dram türündedir. Filmin yönetmenliğini ve senaristliğini Mark Herman yapmıştır. Konusu ise ilgi çekicidir. Nazi Almanya’sından Ralf adlı bir askerin Polonya’ya gönderilmesi ve askerin Bruno adlı çocuğun Auschwitzs denilen Yahudileri toplayıp öldürüldüğü kampta bulunan bir çocukla arkadaşlık kurması anlatılmıştır. David Thewlis(Baba Ralf), Asa Butteerfield(Çocuk Bruno), Jack Scanlon(Shmuel)filmin oyuncularıdır. Film bir yandan Savaşı anlatırken bir yandan da çocuk masumiyetini gözler önüne sermektedir. <strong>Er Ryan’ı Kurtarmak</strong> <img class="wp-image-20229 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/AAAABZ5PIXH-hmcDwYBUailtglGMn06R-0W_uPrGBULUNar0fzJFiy0j9iQ2_nLofO_jqTuV3Yc5QKhjkbFqugJtcSbfNoff-300x169.jpg" alt="" width="783" height="441" /> 1998 yılı yapımlı filmin yönetmeni Steven Spielbergtir. Senaryosu Robert Rodat tarafından kaleme alınmıştır. Başrolde Tom Hanks(yüzbaşı John Miller), Tom Sizemore (Çavuş Horvath), Edward Burns(Richard), Matt Damon(Er Ryan) vardır. Filmin süresi 2 saat 49 dakika olup aksiyon, macera, dram türündedir. Konusu, ABD’nin silah harekatı D Day’ın zorluklarına karşı gelen John Millerin savaşta ölen üç kardeş ve Er James Ryan adlı paraşütçüyü kurtarmak için başından geçen hikayeler işlenmiştir.
<strong>HAYATI</strong> Ahmet Muhip Dıranas, 1909 yılında Sinop ilinin efelek ilçesinde dünyaya geldi. 21 Haziran 1980 yılında Ankara’da hayatını kaybetmiştir. Memleketi Sinop’ta Çukurbağ şehir mezarlığında defnedildi. Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar Ankara erkek lisesinde Ahmet Muhip Dıranas'ın hocalığını yapmışlardır. İstanbul Üniversitesinde Fen Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünden mezun oldu. Üniversiteden sonra Anadolu Ajansı, Halk Evleri, Devlet Tiyatrosu Çocuk Esirgeme Kurumu ve İş Bankasında çalıştı. <strong>EDEBİ KİŞİLİĞİ</strong> Cumhuriyet Döneminin önemli şair ve yazarlardandır. Her ne kadar şiir türünün yanında oyunlar yazıp çeviri yapsa da şair kimliğiyle ön plana çıkmıştır. Serveti Fünun, Varlık, Çığır, Yeni Lisans, Ülkü, Hisar, Şadırvan, Milli mecmua isimli dergilerinde şiirleri yayımlanmıştır. Halk edebiyatı ile Batı Edebiyatını sentezleyip aynı potada eritmeye çalışmıştır. Şair için gelenekte sembolizmi ve çağrışımı birleştirerek çağrışımı yüksek sembolizmin öncü isimlerinden biri olmayı başarmıştır. Şairi, birkaç toplulukta görebilmek mümkündür. Faruk Nafiz Çamlıbel’in etkisiyle hecenin beş şairi dediğimiz beş heceliler grubuna dahil olmuştur. Faruk Nafiz Çamlıbel dışında Türk Edebiyatından ;Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı adlı şairlerden etkilenerek öz(saf) şiir anlayışının temsilcilerinden olmuştur. Batıdan yine sembolizm akımının önemli temsilcilerinden Charles Baudelaire, Paul Verlaine adlı şairlerden etkilenmiştir. İlk eserlerinde Baudelaire tarzıyla karşımıza çıkmıştır. <strong>Olvido, Kar, Fahriye Abla şiirleri Baudelaire tarzına örnek gösterilebilir.</strong> Daha sonra bu etkiden gitgide kurtulmuştur. Orhan Velinin dahil olduğu Garip akımı içerisinde de yer almıştır. 15 Eylül 1926’da Milli Mecmua dergisinde yayımlanan Bir Kadına şiiri şairin ilk şiiridir. Şiir, Muhip Atalay ismiyle basılmıştır. <strong>ESERLERİ</strong> Şairin eserlerine baktığımda şiir, tiyatro ve çeviri türünde eserleri vardır. Şiirlerinde aşk, tabiat, ölüm konusunu işlemiştir. Kırık Saz, Şiirler, Ağrı, Dağlara Kar, Fahriye Abla, Olvido şiir türündedir. Gölgeler, Oyunlar, Çıkmaz, O Böyle İstemezdi tiyatro türündedir. Dostoyevski’den Ecinniler, Abdal oyununu; Charles Kunstlerden Fransa’da Müstakil Resim ;Tevfik Fikret’in Rübabı Şikestesini çevirmiştir. <strong>Kar şiirinde ses ön plandadır. </strong>Saf şiir anlayışıyla yazılmıştır. İmge kullanılmıştır. Şiirde Anadolu bir imgedir. Özlem anlatılmaktadır. Ağrının Sürbehan ilçesinde askerlik yaptığı dönemde <strong>Ağrı şiirini</strong> yazmıştır. <strong>İspanyolcada unutuş anlamına gelen Olvido</strong> şiirinde hem ses hem de anlam önemlidir. <strong>Edip Cansever Olvidoyu şöyle tanımlar:</strong> <strong> "Bildiğim tek şey, yaşlanmayan bir şiirdir ‘Olvido’, Türk şiirinin başyapıtlarından biridir."</strong><strong> </strong> Şiirin konusunu hatıralar oluşturmuştur. <strong>Fahriye Abla Hakkında Bilgi</strong> Ahmet hmet Muhip Dıranasın 1935 yılında Varlık dergisinde yayımlanan şiiridir. Bu şiiriyle ün kazanmıştır. Şiirde Mustafa adlı bir adamın mahallenin bir kızı olan Fahriye’ye karşı hissettiği duygular anlatılır. Şiir, 1984 yılında filme uyarlanmıştır. Yönetmenliğini ve senaristliğini Yavuz Turgul yapmıştır. Filmin oyuncu kadrosunda Müjde Ar, Tarık Tarcan, İhsan Yüce vardır. Müjde Ar Fahriye Ablayı Tarık Tarcan Mustafa’yı canlandırmıştır. <strong>Olvido Şiiri👇</strong> https://youtu.be/NpNLplbkcE0
Tarihte birçok İlkler yaşanıp inkılap alanında yenilikler olmuştur . Bu yeniliklerden biri de Soyadı kanunun kabul edilmesidir. Soyadı kanunu <strong>İsviçre’den</strong> alınmıştır. Bizde Kanunu düzenledikten sonra yürürlüğe konulmuştur. Soyadı Kanuna göre her Türk vatandaşı Türkçe kelime olacak şekilde bir soyadı alacaktır. Soyadı kanunun Tarihsel sürecine bakıldığında ilk defa 16 Haziranda TBMM’de kanundan bahsedilmiş, düzenlemeler ile ilgili konuşulmuştur. 21 Haziran 1934 yılında kabul edilmiş aynı yıl 2Temmuz Resmi Gazetede yayımlanmış 2 ocak 1935 tarihinde yürürlüğe girmiştir. <strong>Soyadı kanunu toplumsal alanda yapılmış inkılaplardan birisidir.</strong> Soyadı kanunun kabulüyle Türk toplumu çağdaş ve Batılı bir görünüm kazanmıştır. Ve Osmanlı Devletinin verdiği sivil rütbe, madalyalar kaldırıldı. İmza, kanun değişikliğin sebebidir. Amacı ise sosyal, askeri, resmi işlerde karışıklık olmaması amacıyla kanun kabul edilmiştir. komik, ahlaki olmayan adları kaldırmak kanunun bir diğer amacı olmuştur. Soyadı kanunu ile birlikte toplumda eşitsizliği oluşturan ağa, hacı, hoca, hafız, bey, paşa, hanım, zade, şeyh, molla, hazretleri gibi unvanlar kaldırıldı. Böylece herkes kanun önünde eşit olması sağlanmıştır. <strong>24 Kasım 1934 yılında TBMM tarafından M. Kemal’e Atatürk soyadı verildi</strong>. 17 Aralıkta çıkarılan yasaya göre de M. Kemal dışında hiç kimseye Atatürk soyadı verilmeyecekti. Bundan dolayı <strong>M. Kemal’in kız kardeşi Makbule’ye ve ailesine Atadan soyadı verildi</strong>. <strong>Meclis M. Kemal Atatürk’e 13 soyadı teklif etmiştir. Bu soyadları şöyledir </strong> <em>Ulaş, Korkut, Arız, Ergin, Begit, Etel, Beşe, Yazır, Emen, Çoğaş, Salır, Tokuş, Etelalp’tır.</em> <strong>Atatürk soyadını ise Dönemin TDK Başkanı Saffet Arıkan önermiştir</strong>. Soyadı Kanunu Halkçılık, Laiklik, Devrimcilik (İnkılapçılık) ve Milliyetçilik ilkeleriyle ilgilidir. <em>Konuyla İlgili Video👇</em> https://youtu.be/dEAu5aUtO5w
https://youtu.be/RCqnn3O0dP0 <em>Cahit Külebi, 20 Aralık 1917 tarihinde Tokat’ın zile ilçesinde dünyaya gelmiştir. 20 Haziran 1997 yılında Ankara’da hayatını kaybetmiştir. Asıl adı Mahmut Cahit Külebidir.</em> <em> İstanbul Yüksek Öğretmen okulunda Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olmuştur. 1973'ten 1983 yılına kadar Türk Dil kurumu genel yazman olarak çalıştı. </em> <em>Sanat hayatı boyunca bağımsız kalmıştır. Anadolu’ya romantik bir bakış açısıyla bakan memleketçi bir şairdir. Şiirleri, <strong>Gençlik</strong> <strong>, Varlık,</strong> <strong>Yaratış</strong> , <strong>Kültür Dünyası</strong>, <strong>Türk Dili</strong> adlı dergilerinde yayımlanmıştır. Bu dergilerde <strong>Nazmi Cahit</strong> takma adını kullanmıştır. İlk şiirlerini 1938 yılında gençlik dergisinde yayımlamıştır.</em> <em> <strong>İlk</strong> <strong>şiir kitabı</strong> <strong>ise</strong> <strong>Adamın</strong> <strong>Biri</strong> adlı şiiridir. Kültür Dünyası, Türk Dili dergilerinde yayımlanan şiirlerle daha çok ün kazanmıştır. <strong>İkinci şiir kitabı Rüzgar</strong> isimli şiirdir. Şiirde Orhan Veli tarzı görülür. Cahit Külebi; rahat, içten, samimi, Kendine has bir tarzı ile karşımıza çıkmaktadır. Eserlerine baktığımızda Adamın Biri, Yeşeren Otlar, Türk Mavisi, Sıkıntı ve Umut, Yangın, Atatürk Kurtuluş Savaşında şiir türündedir. Hikaye halk şiiri, İçi Sevda Dolu Bir Yolculuk anı türündedir. </em>
https://youtu.be/PfgtJWmreTk <em><strong>Bu yıl 19 Haziran Pazar</strong> gününe denk gelen Babalar Günü, <strong>ABD'nin </strong><strong>36.başkanı</strong> <strong>Lyndon</strong> <strong>Baines</strong> <strong>Johnson'un</strong> <strong>yayımladığı</strong> <strong>bir</strong> <strong>bildirisiyle</strong> genel olarak her yıl Haziran ayının üçüncü pazarında kutlanmaktadır. Baba sözcüğü çoğunlukla güven, otorite, kahraman şeklinde tanımlanmaktadır. Babalar Gününün kutlanma amacı ise Anneler Günününde olduğu gibi aynıdır. Babaların Çocuklarına sağladığı katkıları onurlandırmak, babaların önemini anlamak, onların varlıklarını hatırlamak için kutlanan bir gün olmuştur. </em> <em>Babalar Günü, <strong>ilk</strong> <strong>kez</strong> <strong>19 Haziran 1910 tarihinde ABD’nin</strong> <strong>Kuzeybatısındaki</strong> <strong>eyaletlerden</strong> <strong>Washington’da</strong> <strong>kutlanmış</strong> ve o gün resmi tatil ilan edilmiştir. Daha sonra da birçok ülkenin önem verip kutladığı özel bir gün haline gelmiştir. Her ne kadar Haziran ayının üçüncü pazarında kutlansa da başka ülkelerin bu tarihlerin dışına çıktıkları olmuştur. Örneğin; Tayland ülkesinde 5 Aralık, Yeni Zelanda ve Avustralya Eylül ayının ilk pazarı Katolikler, önem verdikleri din bayramından biri olan <strong>Aziz Yusuf</strong> yani <strong>St. Joseph</strong> günü için Babalar Gününü mart ayının 19. Günününde kutlamaktadırlar. Babalar Gününün hikayesine ise videoda detaylı bir şekilde ulaşabilirsiniz. </em> <strong>Tüm babaların Babalar Günü kutlu olsun. </strong>
Vaktimizin birçoğunu geçirdiğimiz Facebook, İnstagram, Tik Tok, Pinterest, Twitter gibi sosyal medya uygulamaları; gerek haberleşme, bilgi sahibi olma, sosyal paylaşım amaçlı gerek iletişim ve gündemdeki konuları yakından takip etmek için hayatımızın önemli bir parçası olmuşlardır. Zaman geçtikçe de uygulamalar güncellemelerle gelişip uygulamalara yeni özellikler eklenmektedir. Bu gelişmeler de son zamanlarda instagram ve Twitter uygulamalarına geldi. İnstagram, kısa videolar anlamına gelen <strong>reels </strong><strong>videoları</strong> ile ilgili yeni özellikler eklerken Twitter, işletmeler için eklediği <strong>location </strong><strong>spotlight</strong> özelliğini duyurdu. Fotoğraf, video ve sosyal paylaşım ağı olan İnstagram, Kevin Systrom ve Mike Krieger tarafından kurulmuştur. İlk yayın tarihi 6 Ekim 2010 yılındadır. Uygulamanın yeni sürümleri çıkarak bu zamana kadar eklenen özelliklerin Tarihsel süreci ise şöyledir; 2012'de keşfet özelliği geldi. Keşfet sayfasında takip edilmeyen kullanıcılar dahil popüler aramalar ve kullanıcıların ilgi alanları görülmektedir. 2013’te video yükleme özelliğiyle fotoğraf dışında 10 dakikalık video paylaşılabilir oldu. 2016’da 1 saatlik canlı yayın yapma ve 24 saatte kaybolacak fotoğraf, video hikaye özelliği geldi. 2020 ‘de reels özelliği yüklendi. <strong>Reels, mevcut sesleri ayarlayarak kısa ve ilginç videolar kaydetmektir. </strong>Bu açıdan tik tok uygulamasına benzemektedir. Videolar, Önceden 15 – 30 saniye iken daha sonra 60 saniyeye çıkartıldı. <strong>Reels videoları ile İlgili eklenen yeni özellikler de şöyledir:</strong> Reels üzerinden çalışmalarını yapan İnstagram ilk olarak reels videolarını 90 saniyeye çıkarttı. Artık reels ’in aktif kullanıcıları videolarını 90 saniyelik yükleyebileceklerdir. Hikaye kısmında anket yapma ve çıkartma ekleme özelliği reels videolarına da geldi. Artık videolarda anket ve çıkartma eklenebilecek. Son özellik de hazır şablonlardan geldi. Reels videoları hazır şablonlarla kullanılabilecek. Sıra Twitter’e geldiğinde uygulamanın yeni sahibi Elon Musk olduğundan beri gündemden düşmeyen bir uygulama haline geldi. İnternetin SMS’si olarak bilinen Twitter, insanların tweet dediğimiz mesajlarla etkileşimde bulunduğu bir sosyal ağ hizmetidir. 21 Mart 2006 yılında Jack Dorsey, Noah Glass ve Evan Williams tarafından oluşturuldu. Aynı yıl temmuz ayında kullanıma açıldı. Şu an Twitterin 396.5 milyon kullanıcısı 206 milyon da aktif kullanıcısı bulunmaktadır. Türkiye’de ise Twitterin 16. 1 milyon aktif kullanıcısı vardır. Uygulamayı en çok kullanılan ülkelerin sıralamasına bakıldığında <strong>ABD 1. sırada Türkiye 7.sırada yer almaktadır.</strong> Geçen günlerde tanıtılan özellik, işletmeler için location spotlight özelliği oldu. Location spotlight işletme hesabı olan kullanıcılar için oldukça fayda sağlayacak bir özellik. Çünkü işletmeciler hesaplarında location spotlight özelliği sayesinde profil kısmında telefon numarası, E posta gibi iletişim bilgilerini, çalışma saatlerini harita uygulamalarıyla konumlarını ve işletmelerin açık ya da kapalı olduğu bilgisini müşterilerle paylaşabileceklerdir. Böylece yerel işletmeler, Twitterin hem aktif kullanıcı sayısı hem de location spotlight özelliğini açısından müşterilere kolayca ulaşabilecek. <strong>İşletmelerin daha fazla müşteriye erişimi için yapılması gerekenler ise şöyledir :</strong> •İşletmeler için profil kısmı önemlidir. İşletmelerin kendilerini daha iyi tanıtmak için iyi bir profil hazırlanmalı. •Bilgilendirici, ilgi çekici görseller kullanılmalı. •Hashtag ve anahtar kelimeler de önemlidir. Daha çok popüler olan anahtar kelimeler kullanılmalıdır. •Diğer kullanıcıların içerikleri retweetleme yani yeniden paylaşım yapılmalıdır. •Müşteriler için anket yapılmalı. •Günlük olarak aktif olup tweet paylaşımı yapılmalıdır. •Takip etmeyen kullanıcıları da takip edebilirsiniz. Özellikle branşınızla ilgili ve ulaşmak istediğiniz kişiler takip edilmelidir. Location spotlight özelliği dışında yeni özellikler de gelebilir. Çünkü 25 Nisan 2022 tarihinden itibaren Twitter'in yeni sahibi olan Elon Musk Twitter ile ilgili farklı çalışmalar yapmak istemektedir. Geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada <strong>"Twitter’i tik tok gibi eğlenceli ve bilgilendirici yapmak istiyorum." </strong>ifadelerini kullandı. Elon Musk ’un Twitterin kullanıcı sayısını 1 milyara ulaşması gibi hedefi bulunmaktadır.
Nazım Hikmet, 15 Ocak 1902 tarihinde Selanik’te dünyaya geldi. Her ne kadar Selanik’te doğsa da hayatını sürgünlerle, kaçışlarla geçirmiştir. 1919 yılında Bahriye mektebinden mezun oldu. Şiire başlamasına hocası Yahya Kemal Bayatlı ile dedesi etkili olmuştur. Alemdar gazetesinin düzenlediği yarışmada birinci oldu. Yarışmadan sonra milli mücadele katılması ile ilgili yazdığı şiir beğenince Bolu’ya öğretmen olarak atandı. Fakat Bolu’da polisin gizli takibiyle arkadaşı Nurettin ile Moskova’ya gittiler. Moskova’da serbest nazım şiir ile tanıştı. Önce hece ölçüsüyle şiirler yazan Nazım Hikmet daha sonra <strong>toplumcu gerçekçi serbest nazım şiir topluluğuna katıldı</strong>. Toplumcu gerçekçi akımı Rusya’da ortaya çıkan bir görüştür. Toplumcu şairlerin üzerinde etkili olmuştur. Moskova’da <strong>Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesine</strong> kayıt oldu. 1924 yılında üniversiteyi bitirdikten sonra gizlice Türkiye’ye geldi. Fakat şiire sosyalizm, komünizm Marksist düşüncesini getirdiği için sürekli hakkında soruşturmalar başlatılmıştır. Soruşturma sonucunda 15 yıl ceza alınca tekrar Moskova’ya daha sonra Polonya’ya kaçtı. Yaşadığı ceza evlerini, kaçışlarını, sürgünlerini şiirlerine yansıtmayı başarmıştır. Şiirlerinde aşk, hapishane, memleket, özlem konularını işlemiştir. Bakü’de <strong>Güneşi İçenlerin Türküsü</strong> adlı ilk şiir kitabı basıldı. Dönenin yasaklarından dolayı kendisini saklamak için kullandığı bazı takma adları vardır. Bunlar : <strong>Ercüment Er, Orhan Selim, Mümtaz Orhan, Ahmet Oğuz’dur.</strong> Fütürizm akımının önemli temsilcilerindendir. Nazım Hikmetin eserlerine baktığımızda ise 835 satır, Sesini Kaybeden Şair, Benerci Kendini Niçin Öldürdü, Gece Gelen telgraf şiir türündedir. Kan Konuşmaz, Yeşil Elmalar, Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim roman türündedir. Bir Ölü evi tiyatrodur. Oyun, İstanbul Şehir tiyatrosunda sahnelenmiştir. Ceza Evinden Mehmet Fuat’a Mektuplar adlı eseri de vardır . Nazım Hikmet, 17 Haziran 1951 yılında Nazım Hikmet’in eşinin erkek kardeşi <strong>Refik Erduran </strong>yardımıyla Türkiye’den kaçtı. Edebiyat dünyasında da <strong>17 Haziran, Nazım</strong> <strong>Hikmet’in</strong> <strong>Türkiye’den gittiği</strong> <strong>gün</strong> olarak bilinmiştir. 1963 yılında Moskova’da kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Moskova’da Novodeviçiy mezarlığına defnedildi. <strong>Konula ilgili video👇</strong> https://www.youtube.com/watch?v=JxnYjCeV4cA
Günümüzde televizyon ve sinemayı gölgesinde bırakan dijital yayın platformları bizim için oldukça önemli bir yere sahip olup televizyon ve sinemadan daha çok kullanmaya başladığımız bir platform olmuştur. Teknolojinin ilerlemesiyle 2016 yılında Netflix ile başlayan dijital yayın platformu önemli ölçüde ilgi görmüş Netflix ‘in arkasından Blu TV, Puhu TV, Gain ve kurucusunun Acun Ilıcalı'nın olduğu Exxen adlı dijital yayınlar Türkiye’de kullanıma girmiş ve en çok tercih edilen dijital yayın platformları olmuşlardır. Bu platformların arasına Disney Plus da yer almıştır. ABD, Belçika, Hollanda gibi ülkelerde hizmet verirken artık Disney Plus da <strong>14 Haziran tarihinden itibaren Türkiye’de kullanıma açılmıştır.</strong> Pandeminin hayatımıza girmesiyle vaktimizin birçoğunu evde geçirmemiz dijital platformlara olan ilgimizi arttırmıştır. Ayrıca dijital yayın platformların bize istediğimiz zaman, istediğimiz yerde içeriği, süreyi ve reklamları kısa tutarak seyirciyi sıkmadan izleme imkanı sağlaması da bu tür platformlara ilgimizin artmasında etkisi olmuştur. 14 Haziranda Türkiye’de kullanıma açılmış olan Disney Plus ile ilgili bilgiler ise şu şekildedir: <strong>Dısney Plus Hakkında Bilgi :</strong> 8 Kasım 2018 yılında Disney’e + eklenmiştir. Ve bu tarihten itibaren yayın platformu Disney Plus adıyla faaliyete geçmiştir. Dısney Plus, 12 Kasım 2019 tarihinde ABD’de kurulan bir dijital yayın platformudur. Merkezi ABD’nin Güneybatısında bulunan Kaliforniya’dadır. İçerik pazarlama başkanı Ricky Strausstur. İlk olarak 12 Eylülde Hollanda’da yayın hayatına başladı. 2020’de Endonezya, Belçika, Portekiz, İzlanda, Norveç, Danimarka, İsveç, Lüksemburg 2021’de Kanada, Japonya, Yeni Zelanda, Avustralya 2022’de Türkiye’de hizmet girmiştir. Android TV cihazları, Smart TV, Android ve Apple telefon ve tabletler, Windows 10 ve 11 sürümlü bilgisayarlar, Mac OS, Chrome OS Disney Plus’u destekleyen cihazlardır. Ebeveyn kontrol sistemi, group watch ile 6 kişiyle sanal izleme etkinlikleri düzenleme ve aynı anda 4 ekranda izleyebilme Disney Plus'un özellikleridir. Disney Plus yayın programında diziler, filmler, belgeseller ve animasyonlar yer alacaktır. Yerli dizilerden büyük bir yankı uyandıran <strong>Kaçış</strong>, 2023 yılında yayına başlaması beklenen Atatürk’ün hayat hikayesinin anlatılacağı <strong>Atatürk</strong>, Demet Özdemir ile Buğra Gülsoy’un başrollerini paylaştığı <strong>Dünyayla</strong> <strong>Benim</strong> <strong>Aramda</strong>, Timuçin Esen ile Ebru Özkan’ın olduğu <strong>Gri</strong> adlı diziler olacaktır. <strong>KAÇIŞ</strong> <img class="wp-image-17473 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/8aa261f2f2300b28bc565f6db0b146fdc2493cbe-300x169.jpeg" alt="" width="742" height="418" /> Kaçış, büyük bir yankı uyandıran ve ilk bölümü 14 Haziranda yayınlamış olmasıyla birlikte Disney Plus'ın ilk yerli yapımıdır. Dizinin yönetmen koltuğunda ise Yağız Alp Akaydın oturmaktadır. Senaryosunu da Ali Doğançay tarafından yazılmıştır. Başrolde Engin Akyürek ve İrem Helvacıoğlu bulunmaktadır. Engin Akyürek savaş fotoğrafçısı Mehmet İrem Helvacıoğlu Zeynep adlı karakteri canlandıracaktır. Levent Ülgen, Aras aydın, Deniz Baysal Yurtçu ve Leyla Tanlar dizinin diğer oyuncularıdır. Büyük bir yankı uyandırmasın sebebi konusu olmuştur. Konuya baktığımızda ise araştırma yapmak için Ezidi adlı bir köye gelen grubun bir terör örgütüne yakalanmaları üzerine kaçış hikayeleri işlenecektir. <strong>ATATÜRK</strong> <img class="wp-image-17475 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/ataturk-dizisi-disney-plus-p3ym-cov-rY0t_cover-300x169.jpg" alt="" width="707" height="398" /> Lanistar Medya imzalı Atatürk adlı dizi 29 Ekim 2023 yılında yayınlanması bekleniyor. Dizinin yönetmenliğini Mehmet Ada Öztekin yapacaktır. Dizi, tarih türündedir. Dizide Atatürk’ün hayat hikayesi anlatılacaktır. Atatürk’ü canlandıracak oyuncu ise Aras Bulut İynemlidir. M. Kemal Atatürk’ün annesini Songül Özden, babasını Mehmet Günsür, kız kardeşi Makbule Atadan’ı Sahra Şaş, M. Kemal Atatürk’ün mektuplaştığı Madam Corinne’ yi de Esra Bilgiç canlandıracak. Dizinin 2 sezon ve toplam 12 bölümden oluşacağı düşünülüyor. <strong>DÜNYAYLA BENİM ARAMDA</strong> <img class="wp-image-17477 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/f067187f4a1145b841f441e0b1dac55b2538d40f-300x169.jpeg" alt="" width="707" height="398" /> Dünyayla Benim Aramda adlı dizi de yakında Disney Plus platformda yer alacak bir diğer internet dizisidir. Dizi daha yayınlanmadan sosyal medyada popüler olmayı başarmıştır. Dizinin yönetmenliğini Hülya Gezer senaristliğini Ezel, Suskunlar, Maral dizileri ve İkimizin Yerine adlı filmi kaleme alan Pınar Bulut yapacaktır. Başrolde Demet Özdemir (İlkin) ile Buğra Gülsoy (Tolga) vardır. Hafsanur Sancaktutan (Sinem), Zerrin Tekindor (Burçin), İbrahim selim (Cüneyt), Melisa Döngel (Ceren), Metin Akdülger (Kenan) dizinin diğer oyuncularıdır. Zamanla Sevdiği adama yabancılaşan bir kızın ilişkilerine devam etmek için sosyal medya aracılığıyla oynadığı oyun dizinin konusunu oluşturmaktadır. <strong>GRİ</strong> <img class="wp-image-17479 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/5b3e0393cd96e2e25a3bd51efe3c7ee8bfe3858b-300x169.jpeg" alt="" width="712" height="401" /> Ogm Pictures yapımlı İnternet dizisinin yönetmeni Taylar Biraderdir. Timuçin Esen (Fuat), Ebru Özkan’ın (Hülya) başrollerini paylaştığı Gri dizisi gizem ve gerilim türündedir. Selin Kahraman (Leyla), İlayda Akdoğan (Ceyda), Buçe Buse kahraman (Selin) kadroda yer alacak diğer oyuncularıdır . Dizinin süresi 1 saat ve 8 bölüm olacağı düşünülüyor. Konusu da oldukça ilgi çekicidir. Fuat, başarılı bir avukattır. Fakat kızının yaşadığı bir olayla ve telefonuna gizemli mesajlar gelmesiyle Ferit’in hayatı bir anda değişmesini konu edinmiştir. Disney Plus yayın programına dahil edilen gri adlı dizinin çekimleri başlamıştır. yayın tarihi ise henüz belli değildir. <em>Sonuç olarak Netflix, Exxen, Blu TV, Amazon Prime Video ve Türkiye’de kullanıma yeni giren Disney Plus adlı dijital yayınlara günümüzde ilgi oldukça artmıştır. Disney Plus, Yeni kullanıma açılmasına ve yukarıda bahsedilen dizilerin daha başlamamasına rağmen gerek oyuncular gerek konu açıdan merakla beklenen bir yayın platformu olmuştur.</em>
https://youtu.be/zKI_wPRKzFE Cemil Meriç, 12 Aralık 1917 tarihinde Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde Dünya'ya geldi. Cemil Meriç yaşımını bir yandan Hatay’da bir yandan da İstanbul'da geçirdi. İstanbul Üniversitesinde Felsefe bölümünü tamamlamadan Hatay'a döndü. Daha sonra İstanbul Üniversitesinde Fen Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. 38 yaşında gözlerinden birisinin retinası çatlaktı diğer bir gözünün ise kataraktı. Bu görme rahatsızlığı sonucunda görme yeteneğini kaybetti. Görmeyi şiirlerinde şöyle anlattı: <em><strong>Görmek yaşamaktır. Vuslattır görmek. </strong></em> 13 Haziran 1987 tarihinde ise sol tarafına felç inmesiyle vefat etti. Cemil Meriç’in Edebi kişiliğine baktığımızda Cumhuriyet Döneminin öğretici metinlerinden deneme türünün önemli temsilcilerindendir. Çağdaş bir deneme yazarıdır. Yeni Gün gazetesinde yayımlanan <strong>Hatay</strong> adlı yazısı yazarın ilk yazısıdır. Batı medeniyeti ile ilgili araştırmalar yapmıştır. Türk aydınının yaşadığı Doğu Batı ikilimlerini yorumlayıp eleştirmiştir. <strong>Dil, bir milletin özü</strong> olduğunun düşüncesindedir. Ümrandan Uygarlığa, Kırk Ambar, Bu ülke, Kültürden irfana adlı denemeleri vardır. Kırk Ambar denemesiyle Türkiye Milli Kültür vakfı ödülünü almıştır. Cemil Meriç, günlük hayattan aşka bir yolculuk yapmıştır. İstanbul'da iken aşık olduğu Lamia Hanıma mektuplar yazmıştır. Bu mektuplardan biri de Sevginin Maskeye İhtiyacı Yoktur adlı mektubudur.
<strong>Aniden sellenme nedir?</strong> Aniden sellenme, sel olaylarının oluşum hızlarına göre sınıflandırmada yer alan bir sel çeşididir. Aniden sellenme birkaç gün veya bir iki saat süre içinde oluşan sellere denilmektedir. Ani seller, ani taşkınlar ve sellenme olarak da bilinmektedir. Aniden oluşan bu seller, yeri bakımından akarsu seli olarak adlandırılmaktadır. Yaz ve ilkbahar mevsimlerinde görülmektedir. <strong>Nasıl Oluşur?</strong> Aniden sellenme, yağış oluşum şekillerinden biri olan konveksiyonel yağış oluşum şekli ile oluşur. <strong>Konveksiyonel Yağış Oluşum Şekli:</strong> Konveksiyonel Yağış Şekli şu şekilde oluşmaktadır: Yeryüzünden ısınan hava sürekli olarak yükselecektir. Yükseldikçe de sıcaklık düşecek sıcaklık ile birlikte maximum nem de düşecek ve bağıl nem artacak. Bağıl nem, taşma oranıdır. Yağış ve bulutluluk anlamındadır. Bağıl nem artınca bir süre sonra yoğunlaşacak ve yağış bırakacaktır. Bu şekilde oluşan yağış şekline de konveksiyonel yağış denilmektedir. Diğer bir adı yükselim yağışlardır. Kırk gün boyunca ikindi vaktinde meydana geldiği için halk arasında kırk ikindi yağışlar olarak bilinmektedir. Fakat kırk gün yağmasının bilimsel bir dayanağı yoktur. Ahmak ıslatan ya da memurların çıkış saatine denk geldiği için Ankara’da memur ıslatan adıyla da anılmaktadır. Konveksiyonel yağışlar, şiddetli yağışlardır. İri tanelidir. Aniden bastırır. Sellenmeye neden olur. Sel rejimli akarsulardır. İlkbahar ve yaz dönemlerinde etkilidir. İç Anadolu, Trakya Çevresi, Ergene gibi karasal yerlerde görülmektedir. Aniden oluşan sellerin diğer bir sebebi de ülkemizde etkili Asor Dinamik Yüksek Basınç olmuştur. <img class=" wp-image-16201 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/4835394F-687D-4BCE-9FB22BA4E0EADF7D.jpg-300x200.webp" alt="" width="389" height="259" /> <strong>Asor Dinamik Yüksek Basınç Hakkında Bilgi :</strong> Dünyanın günlük hareketinden kaynaklı oluşan basınç merkezidir. Dinamik basınçtan dolayı Güneybatıdan nemli bir hava ile gelmektedir. Her dönemde etkili olmasının yanında yaz mevsiminde daha çok etkisini göstermiştir. Kışın yağışlı, yazın kuru sıcak ve ılıktır. Asor basınç merkezinin başka bir özelliği de okyanusta etkili alanı genişleterek yukarı çıkıp Avrupa’ya geçmekte Avrupa’da soğur, nemlenir. Bize yaz poyrazını getirir. Böylece ani serinlik, dolu, ani taşkınlar ve seller meydana gelmektedir. Birkaç gündür Ankara’da aniden bastıran şiddetli yağışlar oluşmaktadır . Bu sellenmenin temel sebebi en başta dünyadaki küresel iklim değişikliği gelmektedir. İklim değişikliğinin yanında konveksiyonel yükselim yağışlar ve Asor Dinamik Yüksek Basınç Merkezi Ankara’daki aniden bastıran yağışların nedenleridir. <img class=" wp-image-16202 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/GettyImages-1233987431-1024x683-1-300x200.jpg" alt="" width="412" height="274" /> <strong>Sel Sırasında Neler Yapılmalıdır?</strong> •Elektrikten uzak durulmalıdır. •Sel sularının olduğu yerlerde araç kullanılmamalı. •Evden çıkmadan önce vanalar kapatılmalıdır. •Elektrik kesintisi yaşandığında mum yerine el feneri kullanılmalı. •Sel bölgesi terk edilerek yüksek ve güvenli yerlere çıkılmalı. •Su derinleşebileceği için karşıdan karşıya geçilmemeli . •Suyla sürüklenen enkazın yönünü kum torbalarıyla değiştirerek evden uzak tutabiliriz. •Çukur alanlardan uzaklaşılmalıdır. •Bazı durumlarda bütün kapıları açarak suyun binanın içinden akmasına izin vermek çok daha iyidir; böylece su basıncının yapının taşıyıcı sistemine zarar vermesi önlenebilir. •Pencere ve kapıları korumak için taşınabilir engeller yerleştirilebilir. <em>(Kaynak: Afet Acil Durum Eğitim Merkezi)</em>
<strong>Küresel Isınma Nedir?</strong> Küresel ısınma yani bir diğer adı iklim değişikliğidir. Dünya üzerindeki sıcaklıkların artması iklim değişikliğine neden olmaktadır. Bu durum da küresel ısınmanın bir sonucudur. Çünkü atmosferdeki sera gazlarının salınmasıyla metan, ozon, karbondioksit gibi ısı gazlarının atmosferde artmasıyla sera etkisi oluşur. Böylece karada denizde ve havada ölçülen sıcaklık değerleri yükselmeye başlamaktadır. Küresel ısınmanın yaşanması hem doğal hem de beşeri faktörler açısından dünya için önemi bir sorun teşkil eder. Doğal faktörlere bağlı petrol, doğalgaz, kömür gibi fosil yakıtların kullanımı, ormansızlaşma, elektrik tüketimi ve çevresel etkenler beşeri faktörlere örnek gösterilebilir. <strong>Küresel ısınmayı engellemek için yapılması gerekenler ise şöyledir :</strong> <strong>1. </strong>Öncelikle İklim değişikliği konusunda bilgilenmemiz gerekmektedir. Konuyla ilgili araştırmalar yapıp bilgi sahibi olabiliriz. Böylece bilgilerimiz ışığında diğer insanları bilinçlendirebiliriz. <strong>2. </strong>Fosil yakıt kullanımı azaltılmalı. <strong>3. </strong>Ağaç dikilmeli. <strong>4. </strong>Floresan tasarruflu ampuller kullanılmalı. <strong>5</strong>. TV, bilgisayar, telefon gibi aletleri prizde bırakılmamalı. Hemen fişten çekilmelidir. <strong>6. </strong>Klima kullanımı azaltılmalı. <strong>7. </strong>Fosil yakıt yerine güneş enerjisi kullanılmalıdır. Son yıllarda ise küresel ısınmayı engellemek için yapılan çalışmalardan birisi küresel ısınmayı engelleyen Mamut adlı hayvanı dünyaya tekrar getirme çalışmaları olmuştur. Bilim insanları bu çalışmaya da 4 bin yıl <strong>Önce Soyları Tükenen Tüylü Mamutları Klonlama Projesi</strong> adını vermişlerdir. Projeye geçmeden önce Mamut hakkında bilgi vermek gerekecektir. <strong>Mamut Hakkında Bilgi</strong> <img class="wp-image-15539 alignnone" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/FMNH_Woolly_Mammoth-300x225.jpg" alt="" width="711" height="533" /> Mamut adlı hayvan filgiller ailesindendir. Bilim insanları Mamut’un DNA yapısını incelemişlerdir. İncelemeler sonucunda Mamut’un genetik yapısı fillerle uyumlu olduğu görülmüştür. Soğuk havalara dayanaklı oldukları için buzul çağında daha sonra da Asya, Avrupa, Afrika ve en son Kuzey Amerika kıtalarında görülmüştür. Bu tür hayvanların 3 milyon yıl yaşadıkları tahmin edilmektedir. Fakat soyları 4000 yıl önce tükenmiştir. Bu durum Mamut cinslerinin en eskisi 4000 yaşında olduğunu göstermektedir. Tür adlarına bakıldığında ise yünlü, step, Güney fiili, preri ve cüce Mamut olmak üzere 5 tür Mamut adı vardır. <strong>Mamut Adlı Filin Küresel Isınmaya Karşı Etkisi Ve Klonlama Projesi</strong> Klonlama Projesi, Harvard üniversitesi tarafından başlatılmıştır. Mamut cinsi 4.5 boy ve 8 ton ağırlığındadır. Bununla birlikte tüyleri yünlüdür. Tüylerinin yünlü olmasıyla buzul devrinde yaşayabilmişlerdir. Bilim insanlarının tabiriyle de buz devri canlıları olan mamutlar bitki örtüsü bakımından zengin olup kuzey kutup ikilimleri iyileştirmektedirler. Burada iklim önemli bir rol oynamaktadır. Çünkü bitki örtüsünü etkileyen faktörlerden biri de iklimdir. Bilim insanları, Mamutlardan alınan diş ve kan örnekleri, fil ile eşleştirdiğinden fillerle klonlayarak Mamut-fil melez üretmeyi planlanmaktadırlar.
Her yıl Çevre ve Orman bakanlığı tarafından bir alan seçilmektedir. Seçilen alana da milli park adı verilmektedir. Ve alan, koruma altına alınmaktadır. 2022 yılında da bir tabiat alanı seçilmiştir. Milli park olarak belirlenen alan ise 7 Haziran 2022 tarihinde Konya ilindeki Derebucak Çamlık Mağaralarıdır. Fakat en son milli park edilen alan yine değişmiştir. 10 Haziran tarihinden itibaren Çevre ve Orman Bakanlığı onayı ile Derebucak Çamlık Mağaraları yerine Bolu’da bulunan Abant Gölü ve Çevresi en son Milli Park olarak ilan edilmiştir. <strong>Milli Park ve Millî Park Kanunu Hakkında Bilgi </strong> Milli Park, doğayı korumak amacıyla arazi üzerinde kurulmuş, gelişmiş doğal, insan katkısının olmadığı, biyolojik çeşitlilik ile bitki örtüsü bakımından zengin, bilimsel bir değeri olan tabiat alanlarıdır. Her ulusun kendine ait bir milli parkı vardır. Bundan dolayı Milli Park’ın diğer bir adı ulusal parktır. Ulusal parkın dışında tabiat alanı, tabiat parkı, tabiat koruma alanı, tabiat anıtı gibi isimlerle de anılmaktadır. Bir alanın milli park olarak seçilmesi için en az 1000 hektarlık alana sahip olması gerekmektedir. Milli park olarak seçilen alanlar, Devlet tarafından koruma altına alınmaktadır. 1 Mart 1872 yılında ABD’nin 18. Devlet başkanı Ulysses S. Grant’in onayı ile Montana ve Wyoming eyaletinde bulunan Yellowstone, Dünyanın ilk ulusal parkı seçilmiştir. Böylece Dünyada ilk kez Milli Park Kanunu başlatılmıştır. Türkiye’de ise Milli Park terimi, 1971 – 1973 dönemlerinde Orman Bakanı olarak görev yapan Selahattin İnal tarafından bahsedilmiştir. Mili Park Kanunu da 31 Ağustos 1956 yılında Orman Kanununda yerini almıştır. Milli Parklar kanunun 2.maddesinin tanımlar kısmında milli park kavramının tanımı şu şekildedir. “Millî Park Bilimsel ve estetik bakımdan, millî ve milletlerarası ender bulunan tabiî ve kültürel kaynak değerleri ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip tabiat ve gezinme parçalarıdır.” Türkiye’de 5 Şubat 1958 yılında seçilen ilk milli park alanı Yozgat Çamlığı olmuştur. Son milli park edilen yer Derebucak Çamlık Mağaraları iken 10 haziranda değişiklik yapılarak Abant Gölü ve Çevresi milli park ilan edilmiştir. <img class="wp-image-15185 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/212115-300x200.jpg" alt="" width="677" height="451" /> <strong>Abant Gölü Ve Çevresi Milli Parkı Hakkında Bilgi</strong> Abant Gölü, Bolu ilinin Güneybatısında bulunan doğal bir göldür. Heyelan set Gölü olma özelliği taşımaktadır. Göl suları niteliği bakımından Abant Gölünün suları tatlıdır. Abant Gölü, 1196 hektarlık bir alana sahiptir. Tektonik kökenlidir. Kuzey Anadolu fay hattında yer almaktadır. Kıvrım dağlarındandır. Göl, Abant dağları ve Kemali dağlarının üzerindedir. Abant Gölü, kıvrımlı Karadeniz Dağlarının batısında olup üç sıra halinde oluşan dağlarının ikinci sırasını oluşturmaktadır. Gölü besleyen kaynaklar arasında birkaç kaynak suyu, akarsu olmakla birlikte özellikle kar ve yağmur suları ile beslenmektedir. Bitki örtüsü olarak düşünüldüğünde de zengin bir bitki örtüsüne sahiptir. Abant Gölü ve çevresinde geniş yapraklı ağaçlar ile iğne yapraklı ağaçlar bulunmaktadır. İğne yapraklı ağaçlardan karaçam, sarıçam, köknar bulunmaktadır. Geniş yapraklı ağaçlardan ise kayın, meşe, gürgen ve kestane bulunmaktadır. Kıyılarda nilüferler de bulunmaktadır. Böylece Abant Gölü, Hem doğal bir göl hem de hektarlık alanın geniş ve bitki örtüsü bakımından zengin olması Milli park seçilirken belirlenen kriterler için uygun bir göl olmuştur.
Geçmişten gelen ve günümüzde de kullanmaya devam ettiğimiz dijital oyunlar, bir eğlence aracıdır. Geçmişte, çocukluğumuzda oynadığımız dijital oyunlar bizim için her zaman ayrı bir yeri olmuştur. saatlerce hoş bir vakit geçireceğimiz yeri geldiğinde kafamızı bile kaldırmadığımız eğlenceli oyunlardır. Çocukluk günlerimizde daha çok atari adıyla bilinmesiyle birlikte oyun konsolu ve el tetrisleriyle oynarken günümüzde teknoloji alanının ilerlemesiyle farklı aletlerle bilgisayarlar, telefonlar ve PlayStation gibi aletlerle oynamaktayız. Dijital oyunlara sanal gerçeklik veya gerçekliği arttırılmış oyunlar da denilmektedir. Dijital oyunların yarış, strateji, aksiyon, macera, yapboz, rol yapma, simülasyon, bulmaca, kart, zar, blok gibi türleri bulunmaktadır. Hem geçmişte hem de günümüzdeki dijital oyunların isimlerine baktığımızda ise <strong>Geçmişteki oyunların isimleri şöyledir :</strong> •<strong>Snake</strong> Yılan oyunudur. Eski telefonlardan biri olan Nokia 3310 modeli telefonda 90’lı yıllarda oynadığımız çocukluk oyunumuzdur. •<strong>Tank 90</strong> Hedefimiz kartalı kurtarmak. Kapalı bir yerdeki Kartalı kurtarmak için mücadele ettiğimiz dijital çocukluk oyunumuzdur. •<strong>Süper Mario</strong> Kartalı kurtardık. Şimdi sıra prensesi kurtarmaya geldi. Süper Mario 90’lı yıllarının en çok oynanan en çok sevilen eski bir dijital oyundur. Su tesisatçının prensesi kurtarmak için geçtiği seviyeler, ettiği mücadeleler ve fedakarlıklarla prensese ulaşmaya çalışıp kurtarmaya çalıştığı eski dijital bir oyundur. •<strong>Kaptan Tsubasa</strong> Futbol oyunudur. 1981’de Yoichi Takahashi tarafından tasarlanmıştır. Manga serisidir Kaptan Tsubasa, Japon takımın yıldız oyuncusudur. •<strong>Circus Charlie</strong> 1984 yılındaki aksiyon türünde bir oyundur. Oyun sirk alanında geçmektedir. Oyunda 6 farklı seviye bulunmaktadır. Charlie, sirk palyaçosudur. Charlie tarafından zamana karşı ile 6 seviye geçmeye çalışılmaktadır. •<strong>Pro Evolution Soccer</strong> Winning Eleven adıyla bilinmektedir. Bir video oyun serisidir. 1985 döneminin futbol oyunudur. Futbol sevenleri bir araya toplamıştır. Süper Mario, Pacman, Tarzan, Tank 90,Bomberman, Goal 3 bu oyunlar 90’lı yıllarda çocukluk günlerimizde oynadığımız dijital oyunlardır. Birçoğumuz bu oyunları oynamışızdır. Oynamasak bile adlarını duymuşuzdur. Belki de isimleri aklımıza geldiğinde oyunlar, bizi çocukluk yıllarımıza, 90’ lı yıllara götürmüştür. <strong>Günümüzdeki oyun isimleri :</strong> •<strong>Pubg Mobile</strong> Savaş türündedir. Hayatta kalmayı amaç edinen bir video oyunudur. Çok nick yani çok oyunculu olarak oynanmaktadır. 2018 yılında hem iOS hem de Android için piyasaya sürülmüştür. •<strong>Valorant</strong> Riot Games tarafından geliştirilmiş çok oyunculu taktiksel birinci şahıs nişan oyunudur. 2 Haziran 2020 tarihinde piyasaya çıkmıştır. •<strong>League Of Legends</strong> Efsaneler ligi anlamına gelmektedir. Riot Games tarafından geliştirilmiş olup Riot Gamesin ilk oyunudur. Çok oyunculu ile oynanmaktadır. Strateji türündedir. Sporun dijital haline çeviren e spor olarak bilinen bir oyundur. Bu oyunla birlikte insanlar tarafından E spor sevilmiştir. •<strong>FİFA 20</strong> 27 Eylül 2019 tarihinde piyasaya sürülmüştür. EA Vancouver tarafından geliştirilmiştir. Spor türündedir. Hem tek oyuncu hem de çoklu oyuncu ile oynanmaktadır. Pro Evolution Soccer adlı eski dijital oyunun günümüzdeki modern halidir. •<strong>Call of Duty: Mobile</strong> 2019 döneminin dijital oyunudur. Tencent Games tarafından tasarlanmıştır. Hem Android hem de iOS platformda ücretsiz olarak oynanmaktadır. Birinci ve üçüncü şahıs nişan oyunudur. Çoklu oyuncu modu ile oynanmaktadır. Battle Royale yani hayatta kalmayı hedef edinen bir dijital oyundur. PUBG Mobile, Garena FREE, Fire Valorant, World of Warcraft, Call of Duty: Mobile, Counter-Strike: Global Offensive, Cyberpunk 2077, Roblox, Resident Evil Village, FIFA 21, Football Manager 2021, Lords Mobile: Castle Clash, PES 2021, Mobile Legends: Bang Bang, Brawl Stars, Call of Duty: Warzone adlı oyunlar günümüzdeki dijital oyunlardır. Bu oyun isimleri 2021 yılında en çok tercih edilen, oynanan ve en çok gelir elde eden oyunlar olmuştur. Dijital oyunlar, her ne kadar eğlenceli araçlar olsa da insan üzerinde hem faydalı hem de zararları da bulunmaktadır. <strong>Faydaları :</strong> Dijital oyunların insanlara yaparak yaşatarak bir öğrenme ortamı sağlaması, bağımsız düşünme becerisini geliştirmesi, deneysel ve farklı bakış açılarla oyunların çözülmesi, öğrenme becerisini geliştirmesi, aynı anda birden çok işi yapabilme yeteneği, odaklanmayı sağlaması dijital oyunların faydaları arasında bulunmaktadır. <strong>Zararları :</strong> Bağımlılık yapabilmesi, dikkat dağınıklığın yaşanması, etrafa, çevreye ve diğer faaliyetlere karşı ilgi kaybının olması, şiddet içeren oyunlarla saldırganlık, yalnızlık, olumlu davranışların azalması gibi psikolojik problemlerin ortaya çıkması, hayal kırıklığın yaşanması, macera, aksiyon gibi türler heyecana sebebiyet vermesiyle birlikte kalp atışlarını hızlanması, kan basıncının artması, nörolojik alandaki rahatsızlıkları etkilemesi, epilepsi hastalıkları ile nöbetleri tetiklemesi ise dijital oyunların zararları arasında yer almaktadır.
Her yıl Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür örgütü (Unesco) tarafından kültür, müzik, gastronomi, sanat, edebiyat gibi birçok alandaki yerler ve kişiler Unesco listesinde yer alıp Unesco tarafından koruma altına alınmaktadırlar. <strong>Unesco Hakkında Bilgi</strong> Unesco, Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür örgütüdür. 16 Kasım 1945 yılında Londra'da kurulmuştur. Merkezi ise Fransa’nın başkenti Paris'te bulunmaktadır. Üst kuruluşu Birleşmiş Milletler olup ana kuruluşu ekonomik ve sosyal konseydir. UNESCO’nun 20 kurucu üyesi bulunmaktadır. Türkiye ile birlikte Çin, Brezilya, Fransa, Lübnan, Suudi Arabistan, Hindistan, Güney Afrika, Birleşik Krallık, ABD, Yunanistan, Meksika, Kanada, Mısır, Norveç, Avustralya, Dominik Cumhuriyeti, Yeni Zelanda, Danimarka, Çekoslovakya kurucu ülkelerdir. Türkiye adına 1945 döneminin Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından imzalanmıştır. Başkanı, Unesco genel direktör olarak atanan Audrey Azoulaydır. Genel konferans, yürütme konseyi ve sekreterlik olmak üzere üç organı vardır. Genel konferans, UNESCO’nun çalışma programını kabul eder. Yürütme konseyi, bütün teknik çalışmaları yapar. Sekreterlik organı da genel konferansa katılır. UNESCO’nun amacı eğitim, bilim, kültür unsurlarından yola çıkarak sürdürülebilir ve paylaşılan ortak değerlere, toplumlararası diyaloga katkıda bulunmaktır. <strong>Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi ise şöyledir</strong> <strong>:</strong> • Unesco tarafından seçilen Dünya Kitap Başkent Şehirleri 2021 yılında Gürcistan’ın başkenti Tiflis listede yer alırken 2022 yılında Tiflis, yerini Meksika’nın Güneydoğusunda olup Jalisco eyaletinin başkenti Guadalajara’ya bırakmıştır. Unesco yaratıcı şehirler ağı listesi, şehirlerin kendi yaratıcılıklarına ve endüstrilerine göre belirlenmiştir. Edebiyat, müzik, film, zanaat, halk sanatları, tasarım, gastronomi ve medya sanatları alanlarında seçilen şehirler, UNESCO’nun yaratıcı şehirler ağı listesine girmektedir. • Gastronomi alanında ilk olarak 2015 yılında Gaziantep listede yer almıştır. Daha sonra 2017 yılında Hatay 2019 yılında Afyon illeri listeye dahil olmuştur. 2021 yılında ise bu alandaki şehirler artmış olup Adana, Balıkesir, Diyarbakır, Kayseri ve Konya şehirleri listede yerlerini almışlardır. <img class="wp-image-14795 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/unesco-dunya-mirasi-1652808-300x169.jpg" alt="" width="719" height="405" /> • Tasarım alanında 2017’de İstanbul 2021 yılında da İzmir illeri seçilmiştir. • Zanaat ve Halk Sanatları alanında 2017’de porselenleriyle tanınan Kütahya 2021 yılında dokumacılık sektöründe faaliyet gösteren Bursa şehri listede yer almıştır. • Müzik alanında 2019’da Neşat Ertaş’ın şehri Kırşehir 2021’de Kırşehir’in yanında geleneksel müzik ile ön plana çıkan yanık müziğin kenti Sivas ve Şanlıurfa listeye dahil olmuşlardır. • Edebiyat alanında 2021’de şiir ve Edebiyatın başkenti Kahramanmaraş listeye girmiştir. Çünkü Kahramanmaraş; Türk Edebiyatına yön veren Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt, Nuri Pakdil gibi birçok şair ve yazarları yetiştirmiş ve bu şairlerle anılmıştır. Yedi Güzel Adam Edebiyat müzesi de Kahramanmaraş için önemli bir yere sahiptir. Bundan dolayı Kahramanmaraş, edebiyat alanında yaratıcı şehirler ağı listesine girmeyi başarmıştır. • Somut olmayan kültürel temsili listesine 2021 yılında Hüsn-i Hat sanatı girmiştir. Hüsn-i Hat , İslam medeniyetinde oluşmuş Arap harfleriyle yazılan güzel yazı sanatıdır. • Acil koruması gerektiren somut olmayan kültürel temsili listesine ölü dil olmaktan kurtararak ıslık dil seçilmiştir. Islık Dili iletişim sisteminin bir adıdır. Kuş dili olarak da bilinmektedir. Islık; Parmak, diş, dudak yardımıyla oluşur. Ve kelime değeri kazanır. Unesco Yaşayan İnsan Hazinesi, bir konu ile ilgili icra gösteren, bilgi ve becerisi yüksek kişiler içindir. Yüksek bilgi ve becerisiyle icraat gösteren kişiler, Yaşayan İnsan hazinesi listesine girerler. <strong>UNESCO’nun Yaşayan İnsan Hazinesi listesine giren kişiler şu şekildedir:</strong> •Islık dilinin icrası Mustafa Civelek •Hat sanatçısı Ayten Tiryaki •Masal anlatıcısı Fatma Önkol •Metal el işçiliği ustası Hasan Tuluk •Dokuma ustası Sevim Ataner adlı kişiler, Yaşayan İnsan Hazinesi somut olmayan kültürel temsili listesinde yer almışlardır. •Hem Unesco hem de Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2022 yılı Süleyman Çelebi yılı ilan edilmiştir. 15.yüzyılda Bayezid Döneminde yaşadığı bilinen Süleyman Çelebi, Vesiletün Necat (Mevlid) adlı mesnevinin yazarıdır. Böylece Süleyman Çelebi de Unesco listesinde yer almış ve Unesco tarafından koruma altına alınmıştır.
https://youtu.be/cu0F8GIdWsg <p><em>Yedi Güzel Adam şairlerinden biri olan Cahit Zarifoğlu 1 Temmuz 1940 yılında Dünya'ya geldi. 7 Haziran 1987 tarihinde ise vefat etti. İstanbul Üniversitesi Fen - Edebiyat fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olmuştur. Cahit Zarifoğlunun edebi kişiliğine baktığımızda ilk şiirlerinde ikinci yeni şiirinin etkisinde kalmıştır. İlk şiir kitabı İşaret Çocukları adlı şiiridir. Şiirini 1967 tarihinde yayımladı. Şiirlerinde tema olarak madde ruh çatışması Batı'ya Doğu protestosu temasını işledi. Bu temalarının yanında din inanç çerçevesinde ele aldığı Anadolu insanının acı, umut ve sevgilerini de işlemiştir. Son şiirlerinde ise islamcı düşünceye yer vererek insan sevgisi, toplumsal mutluluk anlayışıyla şiirlerini yazmıştır. Açı adlı bir sanat dergisi vardır. Mavera dergisinde de yazarlık yapmıştır. İşaret Çocukları adlı şiir kitabı dışında Yedi Güzel Adam, Menziller, korku ve Yakarış şiir türündeki eserleridir. Gülücük şiiri ise çocuk şiir türündedir. Yaşamak eseri günlük türünde olup Ana, Savaş Ritimleri romandır. </em></p>
Hayatımızda birçok olaylara rastlamaktayız ve rastlamaya da devam ediyoruz. Sanat, müzik, sağlık, kültür, spor, tarih, coğrafya, bilim ve teknoloji alanlarında birçok gelişmeler olmaktadır. Günümüzde yaşadığımız, karşılaştığımız bu gelişmelere güncel olaylar ya da güncel bilgiler denilmektedir. <strong>2022 yılında yaşanan güncel olaylar şu şekildedir: </strong> • İzlanda’nın başkenti Reykjavik’in yarım adasında bulunan Fagradals yanardağı 6 bin yıl sonra tekrar faaliyete geçti. • 28 mayıs cumartesi gününde düzenlenen 75. Cannes film festivalinde TRT ortak yapımı Hüzün Üçgeni adlı filme Altın Palmiye ödülü verildi. • Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşa neden olan kriz Donbaz krizi olarak adlandırılmıştır. • Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2022 yılı Süleyman Çelebi yılı ilan edildi. • İçişleri Bakanlığı tarafından 2022 yılı Afet Tatbikat yılı olarak ilan edildi. • Kamu tüzel kişiliği olan ve Cumhurbaşkanına bağlı İnsan Kaynakları Ofisi 2022 yılını Kamu Personeli Eğitim Atılım Yılı olarak ilan etti. • 2022 yılında KKTC’nin Cumhurbaşkanı Ersin Tatar olmuştur. • 48 yıl önce nesli tükenen Anadolu Leoparı Türkiye’de yeniden göründü. • Seçim barajı %10’ dan %7’e indirildi. • Uzay Sanatları adlı yarışmada Beray Kahraman Olympus Dağı eseriyle dünya birincisi oldu. • Toprak Ana, postacı, Ezo Gelin adlı filmlerle tanınmış Yeşilçam oyuncusu, yapımcı, senarist ve siyasetçi Fatma Girik 24 Ocak 2022 tarihinde Covid 19 ‘a bağlı organ yetmezliği ile vefat etti. • İnsanların başka bir gezegende yaşayabilmeleri için gökyüzünü tarayacak olan ülke Çin'dir . • Dünya Kadınlar Boks Şampiyonunda 48 kiloyla Dünya şampiyonu Ayşe Çağırır olmuştur. • Aces yani Avrupa Spor Başkentleri ve Şehirler Federasyonu Konya ilini 2023 yılında Dünya Spor Başkenti ilan etti. • İtalya’da yapılan Eurovision 2022’nin birincisi Stefania şarkısıyla Ukrayna oldu. • Cittaslow yani sakin şehirlere dahil edilen 21.yerleşim yeri Erzincan’ın ilçesi Kemaliye olmuştur. • AB Dönem Başkanlığı görevini üstlenecek ülkeler Fransa ile Çek Cumhuriyetidir. • Birleşmiş Milletler tarafından Türkiye’nin isteğiyle Turkey kelimesi yabancı ülkelerde Türkiye olarak değiştirilmiştir. • Şuşa kenti, Türksoy tarafından 2023 Türk Dünyası Kültür Başkenti olarak seçilmiştir. Ve Azerbaycan’da bulunmaktadır. • 2025 yılında Expo’ya ev sahipliği yapacak ülke Japonya’dır.
<strong>ZODYAK BULUTU NEDİR?</strong> Zodyak bulutu, halk arasında gezegenler arası toz bulutu olarak bilinmektedir. Gezegenler arası toz bulutu olarak adlandırılmasının sebebi de 1970 tarihlerinde güneş sistemi dışı yaşamdan çıkarak yıldızlar arası uzay yolculuğu yapan, ilk uzay aracı görevinde bulunan Pioneer’in gözlemlediği sonuçlarla güneş sistemindeki gezegenler arası toz bulutu ile bağlantılı olduğu kabul edilmiştir. Zodyak bulutu, Daha çok toz bulutu adıyla bilinmesiyle birlikte toz aşınımı, toz fırtınası adları da vardır. <strong>Nasıl oluşur?</strong> Orta kuvvetli rüzgarların etkisiyle oluşmaktadır. Çöl bölgesinden gelen orta kuvvetli rüzgarlardan toz parçacıkları oluşur. Ve bu toz parçacıkları başka yerlere yayıldıkça rüzgarların dağıttığı yerleri sarı renkli toz bulutu kaplar. Böylece gökyüzü sarı renge bürünür. Orta kuvvetli rüzgarları etkileyen unsur ise sıcaklığı etkileyen faktörlerden olan basınç etkisidir. Bundan dolayı toz bulutunun oluşmasından kaynaklanan diğer bir etki de basınç merkezleridir. Özellikle Basra termik alçak basınç merkezi toz bulutunun meydana gelmesinde oldukça etkili bir basınç merkezi olmuştur. <strong>Basra Termik Alçak Basınç Merkezi :</strong> Yaz mevsiminde etkili olmaktadır. Aşırı sıcak ve Anadolu’da kurak bir etki yapar. Muson iklimini taşımaktadır. Basra termik alçak basınç merkezi, Arap yarım adası, Suriye, Irak gibi yerlerdeki çöl bölgesinden aldığı sıcak havayı Anadolu’ya bastırmasıyla oluşur. Başta Güney Doğu Anadolu Bölgesi olmak üzere geldiği yaz döneminde iç bölgeleri etkisi altına almaktadır. Şu anda da Suriye’den gelen toz aşınımlarıyla Gaziantep, Mardin, Şanlıurfa, Kilis’ten başlayarak Hatay, Adana, Osmaniye, Adıyaman, Kahramanmaraş, Ankara, Kayseri, Kırşehir ve Aydın şehirlerinde her yeri sarı renkli toz bulutları kaplamıştır. <strong>Sağlık Açısından Zararları :</strong> Toz bulutu, hava kirliliğine sebebiyet verdiği için sağlık bakımından düşünüldüğünde zararları bulunmaktadır. Özellikle solunum yolu hastalıklarına neden olur. Solunum yolu ile ilgili hastalık varsa da onları tetikleyebilir. Astım, nefes darlığı, migren ile göz enfeksiyonları hastalıkları toz bulutunun zararları arasında yer almaktadır.
<strong>YAZ MEVSİMİNİN SEVİLEN MEYVESİ ÇİLEKTEN KORKMALI MIYIZ?</strong> Çilek, yazın en çok tüketilen ve sevilen meyvelerden biri. Sevilmesi ile birlikte birçok faydaları da bulunmaktadır. Ateşi düşürmesi, diş etlerini güçlendirmesi, stresi azaltması faydaları olarak örnek gösterilebilir. Ayrıca C vitamini açısından zengin bir besindir. C vitamini yönünden cilt sağlığını korur ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Fakat çileğin bu faydalarına rağmen son günlerde çilek, ürkütücü bir hale gelmiştir. Ürkütücü olmasının sebebi ise ABD'deki marketten alınan tarihi geçmiş çileklerin insanlara hastalık bulaştırmasıdır. Yapılan çalışmalar sonucunda uzmanlar, çilek, virüsünü hepatit virüsü ile bağlantılı olduğunu görmüşlerdir. Hepatit A virüsüyle ortaya hastalık saçan bir meyve olarak gözlenmiştir. <strong>Peki hepatit virüsü nedir?</strong> Hepatit virüsü, Temiz olmayan sularla yıkanan gıdalardan kaynaklanan bir karaciğer enfeksiyonudur. Virüsün çilek ile bağlantılı olduğu düşünüldüğü için çilek yiyenlere de hepatit virüsü bulaşabilir. Virüsün belirtileri arasında halsizlik, göz aklarda sararma, kilo kaybı, karında şişlik, bacaklarda ödem, kanlı kusma yer almaktadır. ABD’de şu ana kadar tespit edilen vaka sayısı 17'dir. Vakalardan 12'si hastanelik olduğu da bildirilmiştir. Uzmanların konu ile ilgili yaptıkları açıklamada çileklerin raf ömürleri geçmiş olsa da meyveyi dondurmuş olarak yeniden raflara dizilebileceği ancak bu tür ürünlerin mutlaka çöpe atılması gerektiğinin altını çizmişlerdir. Sadece ABD’de görülen bir virüs olsa da dikkat etmekte fayda var. Özellikle raflarda ömrü geçmiş ya da temiz sularla yıkanmayan çileklerden uzak durmak gerekmektedir. <strong>Hepatit virüsünden korunma yolları</strong> Tedaviler hem maliyeti yüksek, hem de başarı oranları biraz düşüktür. Bu konuda son yıllarda en önemli ve başarılı gelişme kronik hepatit C tedavisinde yaşanmıştır. Eskinin bu en korkulan hepatit türü için yeni, kolay, istenmeyen yan etkileri az ve başarı oranı yüksek bir tedavi ilacı geliştirilmiştir. Günde tek bir tablet alarak üç ayda hepatit C’yi tamamen ortadan kaldıran bu ilaç dünya piyasalarında kullanıma girmiştir. Bütün bu bilgiler ışığında hepatitlerden korunma en önemli ve ucuz yol gibi durmaktadır. Bunun için yapılması gerekenler ise son derece basittir. <ul> <li>Yiyeceklerimizin insan dışkısıyla kirlenmesinin önüne geçmek, yani gıda hijyeni sağlamak (A ve E hepatitinden korunma),</li> <li>Başkasına ait kan ve vücut sıvıları ile temastan kaçınmak (B, D ve C hepatitlerinden korunmak),</li> <li>A ve B hepatit aşılarını yaptırmak.</li> </ul>
<strong>DİVAN ŞİİRİNDE TARİHİ VE EFSANEVİ KİŞİLER</strong> <strong>•Neriman: </strong>Sam'ın babası, Zal'ın dedesidir. Firdevs’inin Şehname adlı destanında kahraman olarak geçmektedir. Divan şiirinde de hem kahramanlığın hem de pehlivanlığın sembolüdür. <strong>•Sam:</strong> Zal’ın babasıdır. Ejderhayı tek vuruşla öldüren bir kahramandır. Bundan dolayı Divan şiirinde Neriman gibi kahramanlığı sembolize eder. Eğer berren eğer bahren dil-âverlikler ettin kim Kamu efsanedir destanları Sam ü Neriman ın (<em>Necati Bey</em>) <strong>•Zal:</strong> Sam’ın oğludur. Tüyleri beyaz ve yaşlı bir kuştur. Halk arasında Kaf Dağı olarak bilinen Elbruz Dağına babası tarafından bırakılmıştır. Ve Divan Şiirinde Elbruz Dağında Simurg kuşu tarafından büyütülmesi ile bilinmektedir. Ayrıca okçuluk yönünden başarılı bir kuştur. Gerekse kuvvet-i bâzûdaşâh Behrâm ol Bu Zâl-i dehri dermen zilüni âhir gûr (<em>Hayâlî</em>) <strong>•Rüstem:</strong> Zal’ın oğludur. Alpertungayı dize getirme özelliğiyle bilinmiştir. Kahramanlık ve güç’ü sembolize eder. Divan şiirinde sevgilinin gözü, gamzesi, yan bakışı ve kaşı için kullanılan bir mazmundur. Hilekar ve öldürücü olağanüstü özelliklere sahiptir. Elinden Rüstem ü Efrâsiyâb’un mülkini aldun Seni medh itmiş olmazlar diyenler Rüstem-i sânî (<em>Nev’î</em>) <strong>•Cem:</strong> Diğer adı Cemşid olan Cem, İran hükümdarıdır. Cem, Divan şiirinde cam, ayak anlamlarına gelen kadeh ve cihanı gösterdiğine inanan kadehin varlığı ile önemli bir yer tutar. Ayrıca Cem , Şarap’ı bulan kişi olarak bilinmektedir. Dahhak, Cemi öldürmesiyle onun yerine geçmiştir. Murassa câmlarla bir aceb şâhâne meclisdür Düşinde görmedi Cem böyle işret-hâne-i zîbâ (<em>Bakî</em>) <strong>•Dahhak: </strong>Divan şiirinde zulmün ve kötülüğün sembolü olarak anılmaktadır. Sevgilinin saçı için kullanılan bir mazmun olmuştur. Ayrıca Dahhak; insan beyni yiyen, omuzlarından yılanlar çıkan bir efsanevi şahıstır. Nefsef’îsinezahîr olana Pendbesdür hikâyet-i Dahhâk (<em>Hayâlî</em>) <strong>•Feridun: </strong> Dahhakı öldüren iyi bir efsanevi şahıstır. Üç başlı ejderhası olduğu bilinmektedir. Divan şiirinde Adalet, uzun ömürlülük ve iyilik timsalidir. Bir huzûrum var durur kûyunda olmakdan şehâ Arz olınsa almazam bana Ferîdûn’un yiri (<em>Bakî</em>) <strong>•Gave:</strong> Feridun’a Dahhakı öldürürken yardımcı olan iyi bir karakterdir. Demirci ustası ve isyancıdır. Divan şiirinde ise zulme başkaldırıyı temsil etmektedir. Isfahân’da Gâve adlu bir dilîr Kim anun çen gâline döymez dişîr (<em>Ahmedî</em>) <strong>•Siyavuş:</strong> Züleyha adlı Üvey annesinin aşkına karşılık vermediği için iftiraya uğrayan bir şahıstır. Daha sonra Efrasiyabın kızıyla evlendikten sonra yine iftiraya uğrayınca boğazlatarak öldürülmüştür. Şiirlerde haksız yere öldürülme ile bahtsızlğı ve kıyasın sembolü olarak geçmektedir. Ayş ü nûş eyle müdâm olma inen dünyâ-perest Kanı Dârâ kanı Cem kanı Siyâvuş ey sanem (<em>Zâtî</em>) <strong>•Nûşi Revan: </strong>Kasrî unvanıyla karşımıza çıkan bir efsanevi şahıstır. Zenginliği ile bilinmektedir. Fakat divan şiirinde zenginliğinden çok adaleti ile ön plana çıkmıştır. Adaletin yerine kullanılan bir mazmun olmuştur. Nâmı Nûşirevân-ı unutdurdı adl ü dâd ile Şimdi ağızlarda adı dâdıdur Nûşirevân (<em>Kemalpaşa-zâde</em>) <strong>•Kıyumers: </strong>Şehname Destanına göre ilk insandır. Ve İran’ın ilk padişahıdır. Aynı zamanda tacı ilk takan kişi olarak bilinmektedir. <strong>•İskender: </strong> Hz. Hızır ile abı hayatı yani ölümsüzlük suyunu aramakla tanınmıştır. Abı hayatı Hz. Hızır içince İskender bu duruma çok üzülür. Ve ölür. Daha sonra mısırın fethedilmesiyle İskenderiye limanına bir ayna kondurulup aynaya ayinei İskender (İskender aynası) denir. Sevgili, sarı ayva tüylerini bu aynada görür. Sana temlîk eylesün Hak bir yere cem’ eyleyüp Mülk-i dehri ömr-i Hızr’ı devlet-i İskender’i (<em>Nedîm</em>) <strong>•Sinimmar: </strong>Arap yarımadasında bir mimardır. Numan Münzir adlı hükümdarın yaptırdığı Havernak Sarayı ile ünlenmiştir. Havernak sarayı, sürekli renk değiştiren bir saraydır. Divan şiirinde Sinimmar, ödüllendirilmek yerine cezayı sembolize eden biri olmuştur.
•<strong>Gül-İ verd: </strong>Yüz anlamına gelmektedir. Sevgilinin yüzü için kullanılan bir motiftir. Ayrıca divan şiirlerinde sevgili için en çok kullanılan motif olarak karşımıza çıkmaktadır. Gül-i ruhsârına karşu gözümden kanlu ahar su Habîbüm fasl-ı güldür bu ahar sular bulanmaz mı <strong> (Fuzuli)</strong> •<strong>Servi:</strong> Akdeniz bölgesinde yetişen bir bitki türüdür. İnce ve uzun bir bitkidir. İnce ve uzun olmasından dolayı Divan şairlerinin sevgilinin boyunu tasvir ederken kullandıkları bir manzum olmuştur. Çünkü divan şiirinde sevgilinin boyu Servi gibi ince ve uzundur. Gör kadd – İ yari Servi çeman söylerim sana Bak ol dehana razı Nihan söylerim sana <strong>(Nedim)</strong> •<strong>Nergis: </strong>Sevgilinin gözü için kullanılan bir motiftir. Nergis çiçeği kendini beğenmişliğin sembolüdür. Sevgilinin gözü mest, sihir, büyücü özelliklerine sahip olduğundan dolayı gözün yerine manzum olarak nergis kullanılmıştır. Ayrıca nergisin uyuşturucu özelliğine sahip olduğu bilinmektedir. ÇÜ devri laledir ihla ile kadeh tutalım Niteki nergis olur mest – İ bîrî yâ olalım <strong> (Şeyhi)</strong> •<strong>Sünbül : </strong>Doğu Akdeniz bölgesinde yetişen bir bitki türüdür. Zambakgillerdendir. Misk kokuludur. Sünbül motifinin Divan şiirinde en önemli yanı kıvrımlı olmasıdır. Bu bakımından sevgilinin saçı için kullanılan bir motiftir. Çünkü divan şiirinde sevgilinin saçı Sünbül çiçeği gibi kıvrımlıdır. Ve sevgilinin saçı anber yani güzel kokar. Urınup farkına bir tâc-ı mücevher sünbül Oldı iklîm-i çemen tahtına ser-ver sünbül <strong> (Baki)</strong> •<strong>Sanavber:</strong> Çamfıstığı ağacı demektir. Yapraklarını dökmeyen dayanaklı ağaçlardandır. Halk arasında Tuba ağacıyla birlikte yaşam ağacı olarak da bilinmektedir. Divan şiirinde ise Servi ağacı gibi sevgilinin boyu için kullanılan bir motiftir. Açık bağın gül nesrîni 0l ruhsârı görsünler Sahn serv sanavber șîve-i reftârı görsünler <strong> (Baki)</strong> •<strong>Çınar ağacı :</strong> Çınar ağacı, bahçenin en cüsseli yani en iri ağacıdır. Uzun boyludur. Mürşidi Kamildir. Çınar ağacının yaprakları insan eline benzetilir. Tiz bulur hâli gedü ile çenarın hâletin Nâbiyâ kasd-ı tefevruk eyleyen insaline <strong> (Nabi)</strong> •<strong>Benefşe: </strong>Farsça bir kelime olan benefşe Türkçede menekşe anlamına gelmektedir. Zülf (saç) ve hat (ayva tüyü) için kullanılan bir motiftir. Divan şiirinde kokusu güzel olmasından dolayı misk, müşg ve anber sıfatlarıyla bilinmektedir. Divan Edebiyatında sevgilinin hat yani ayva tüyleri ağız kenarındaki sarı tüylerdir. Bundan dolayı sevgilinin saçı ve sarı tüyleri benefşe çiçeğine benzetilir. Nefes urdı saçuñdan ter benefşe Hevâyı itdi pür-῾anber benefşe <strong> (Ahmet Paşa)</strong> •<strong>Lale: </strong>Kırmızı renkli bir çiçektir. Lale, divan şiirinde gül motifinden sonra en çok kullanılan motif olarak karşımıza çıkmaktadır. Kırmızı renginden dolayı şarap, dudak, mum, kan, yara, yaralı vücut, gözyaşı için kullanılan bir motiftir. Şekil açısından bakıldığında ise cam, ayak anlamında kullanan kadehe benzetilmektedir. Ayrıca Lale, utangaçlığın da sembolüdür. Taşradan geldi çemen sahında bîçare durur Devr-i gül sohbetine lâleyi iletmediler. <strong> (Necati Bey)</strong> •<strong>Gonca</strong><strong>:</strong> Açılmamış gül demektir. Dudak için kullanılan bir manzumdur. Noktaya benzetilir. Sevgilinin dudağı da neredeyse yok denecek kadar küçüktür. Bundan dolayı şekil açısından dudak, gonca manzumuna benzetilir. Edebi sanatlar olarak incelendiğinde ise gonca, gül ile tezattır. Goncanın rengine al itmek dilersin itmegil Bülbüli Gülşende lâl itmek dilersin itmegil <strong> (Ahmed-İ Dai)</strong> •<strong>Reyhan : </strong>Siyah renklidir. Renginden dolayı sevgilinin saçına benzetilen bir motiftir. Ayrıca ah dumanı için de kullanılan bir manzumdur. Sünbül, ve menekşe çiçeği gibi reyhan da misk kokuludur. Râh-ı râhal-bahş sen gül yüzlü nergis gözlüden K'ehl-i diller ruhudur ruhaniler reyhanıdır <strong> (Necati Bey)</strong> •<strong>Erguvan: </strong> Kırmızı renkli bir çiçektir. Baharın sonlarına doğru açar. Baklagillerdendir. Renginden dolayı ateş, kan, şarap unsurlarını sembolize eder. Eyledi Şermden görünce yüzün Çehresin rengini erguvana gonca <strong> (Hayali)</strong>
<strong>MODERN VE POSTMODERN KURAMLARININ KARŞILAŞTIRILMASI</strong> •Modernizm ve Postmodernizm, iç dünyayla ilgilenir dış dünyayla ilgilenmez. Modern ve Postmodern yazında bilinç akışı ve iç monologlar tekniği kullanılır. Örneğin; Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur adlı romanında bilinç akışı ve iç monologlar vardır. Eserde Sabah bir bakıcı bulmak için evden çıkan Mümtaz, İstanbul sokaklarında yürürken bile akşama kadar zihni darmadağındır. Geçmişe ve geleceğe yönelik rüyalarla içerisinde yaşayan bir mümtaz vardır. Rüyalar, uyku ile uyanıklık arasındadır. Bu durumda iç monolog’a örnektir. Neden ya mazidesin ya istikbaldesin bu saat de var. (Huzur, s. 180) Virginia Woolf Mrs. Dalloway eserindeki karakterlerinden Clarisa da Londra sokaklarında kendisini mümtaz gibi eski zaman elbiselerine kaptırır. Londra sokaklarında geçmişi anı hepsi birbirine karışır. Geçmişine gidip Peter’i düşünürken saatin çalmasıyla bir anda ana döner. •Modern yazında oyun yoktur. Postmodern ise dil oyunu yapar. İroni, parodi, üst kurmaca ve metinler arasılık vardır. Örneğin; Oğuz Atay, Tutunamayanlar romanında Turgut öz ve ben sözcükleriyle kelime oyunu yapar. Daha kitabın ilk sayfalarında Selim ve Turgut kendi hayatlarını yazarak yazma oyunu oynarlar. Genellikle modern bir eser olan James Joyce’nin Ulysesinde postmodern özellikler de göze çarpar. Örneğin; Stephen, Buck Mullinghan ile Haines’in yaşadığı Martello kulesi Hamlet ’teki Elsinor kalesini hatırlatır. Bunun yanında romanda geçen Baba Oğul fikri de Homeros’un Odysseia destanına gönderme yapılır. Orhan Pamuk’un Yeni Hayat’ında sayfanın başında karakterin bir gün bir kitap okudum bütün hayatım değişti demesi Dante’nin eserine göndermedir. Bu da metinler arasılık örneğidir. <ul> <li>Modern yazında kültürel çoğunluk yoktur. Postmodern yazında ise kültürel çoğunluk vardır. Eserlerde tarih, Mitoloji, günlük, mektup gibi türler harmanlanmıştır. Örneğin; Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanında Turgut’un Tanrıya mektup yazması gibi Tanrıya neden onu yalnız bıraktın diyerek mektubunda Tanrıya suçlayıcı sitemi vardır.</li> </ul> Allah’ım, onu neden yalnız bıraktın? Neden, yalnızlığının Verdiği çaresizlikle can sıkıcı ilişkiler kurmasına izin verdin ?(Tutunamayanlar, s. 199). Ayrıca Türk tarihi ile ilgili ansiklopedi ve Mitolojik bilgiler yer alır. Düzgen silik adlı gencin daha önce tuttuğu günlükten alınan bölümlerle garip hayvanlar ansiklopedisinden alınan pasajlarla doludur. Adalet Ağaoğlu’nun Hayır adlı romanında Aysel, bir hayatın kırıntıları adlı defterine sığınarak günlük tutar. Günlüğüyle bir geçmişe bir de anı yaşar. Modern yazında şiirsel bir dil kullanılır. Örneğin; Dante’nin Yeni hayatında sevgilisine yazdığı şiirlerde bu anlatıma örnektir. Eserde şiirlerin açıklamaları, soneler ve baladlar vardır. Bilmem ki hangisini konu etmeli Yazmak isterim bilmem ne demeli Sevdalı bir şaşkınlık sarar böylece beni (Dante, s. 26) <ul> <li>Modern yazında gerçekçilik vardır. Postmodern ise gerçeği olduğu gibi aktarmazlar. Kurmaca vardır. Belirli bir son yoktur. Son belirsizdir. Boşluklar bırakılır. O boşlukları da tamamlayan okurdur. Her okurun yorumlanması açık bırakılır. Becketti’in godot’u beklerken eserinde olduğu gibi her Okur godoyu farklı yorumlar. Kimilerine göre Godo; Tanrı kimilerine göre özgürlüktür. Bu durum herkesin bakış açısına göre değişir. Bundan dolayı modern yazını tek bir konu tek bir bakış açısından verilir. Postmodern ise çok yönlü, çok kültürlü değişik bakış açılarla eserler yazılır.</li> </ul>
<p><strong>Postmodernizm Akımı Nedir?</strong></p><p>Postmodernizm kavramını tanımlamadan önce post sözcüğüne bakmak gerekecektir.</p><p>Fransızcadan çevrilen post sözcüğü sonra anlamına gelmektedir. Postmodernizm kavramı ise modern sonrası, modern ötesi anlamına gelmektedir. Postmodernizm, modernizmden sonra ortaya çıkan sanatsal, felsefi ve kültürel bir harekettir. Özellikle 2. Dünya Savaşının yaşandığı bir dönemde 1950’li yıllarda etkisini göstermeye başlamıştır. 19.yüzyıldan 20.yüzyıla kadar da devam etmiştir.</p><p>Postmodernizm, modernizm akımı gibi edebiyat, resim, müzik, mimari, felsefe gibi daha birçok alanda kullanılan bir sanat akımıdır.</p><p>Arnold Toynbee, postmodern terimini kullanan ilk kişidir. Arnold Toynbee, Bir Tarih İncelemesi adlı eserinde postmodernizm sözcüğünü kullanmıştır.</p><p>Marx, psikanalitik akımının öncülerinden Freud ve Nietzsche gibi düşünürler tarafından da postmodernizm akımı kullanılmıştır.</p><p>Postmodernizm akımı, Dünya edebiyatının yanında Türk edebiyatında da yerini alan ve kullanan bir kuram olmuştur. Birçok yazar da postmodernizm kuramından etkilenmişlerdir.</p><p>Oğuz Atay, Pınar Kür, Orhan Pamuk, Latife Tekin, İhsan Oktay Anar, Hasan Ali Topbaş, Adalet Ağaoğlu, Metin Kaçan, Nedim Gürsel ve Süreyya Evren postmodernizm kuramının Türk Edebiyatında önemli temsilcilerindendir. Oğuz Atay, ilk postmodern yazardır.</p><p>Marcel Proust, İvan Gonçarov, Samuel Beckett, Umberto Eco ise Dünya edebiyatında postmodernizm akımının önemli temsilcilerindendir.</p><p>Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar, Pınar Kür’ün Yarın Yarın, Orhan Pamuk’un Kara Kitap, Beyaz Kale, Benim Adım Kırmızı, Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm, İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası, Hasan Ali Topbaş’ın Bin Hüzünlü Haz, Metin Kaçan’ın Fındık Sekiz, Nedim Gürsel’in Boğazkesen, Süreyya Evren’in Postmodern Bir Kız Sevdim adlı eserler postmodernizm akımının eserleridir. İlk postmodern eser Tutunamayanlar adlı romandır.</p><p>Marcel Proust’un Yakalan Zaman, Kayıp Zamanın İzinde, İvan Gonçarov’un Oblomov, Samuel Becketti’in Godot’u Beklerken ile Molloy, Malone Ölüyor , Adlandırılamayan adlı üçlemesi, Umberto Eco’nun Gülün Adı adlı eserler postmodernizm akımının eserleridir.</p><p><strong>Postmodern metinde ve karakterlerinde görülen özellikler</strong></p><p>•Postmodern karakterlerinde yazma arzusu vardır. Ölme arzularının içerisinde okuyucuyla dalga geçer gibi kaleme ya da kitaba sarılırlar. Yarım kalmış öyküler anlatmaya devam ederek yazma arzularını devam ettirirler. Turgut, Selimin yazmadığı romanı yazıyor.” İfadesiyle Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanındaki Turgut, Tutunamayanlar romanını yazmaya kalkar.</p><p>•Postmodern karakterler, kendi kendisiyle konuşmaktan hoşlanır. Ontolojik sorularla kendisi ve evren hakkında bilinçli ya da bilinçsiz sorular sorarlar. Hayatı sorgulayarak çıkış yolu aramaya çalışırlar. Ulysses’te Stephen, ölüm nedir? Buck Mullinghan,kendimle çelişiyor muyum? Diyerek ölümü, kendilerini sorgularlar.</p><p>•Genellikle ikinci bir ben yaratıp onunla konuşurlar. Turgut, Tutunamayanlar romanını yazmaya kalkar. Olric adlı ikinci beni’ne Tutunamayanların öyküsünü anlatır.</p><p>•Çünkü postmodern birey; güçsüzüdür, çaresizdir, yalnızdır ve hastadır.</p><p>•Bireyler bir kurtarıcı aramaktadırlar. Kurtarıcı gelmeyince bireyler yalnız kalmıştır. Yalnızlığını yazarak gidermeye çalışırlar.</p><p>•Postmodern metinde oyun, İroni ve mizah olmak üzere üç temel unsur vardır. Orhan Pamuk’un Yeni Hayat’ında Osman vazgeçti çünkü amacı oyun oynamaktı vazgeçeceği bir yolculuğun sonuna neden geldi diye okuru sorgulattı Osman Tanrıyı bulmaktan korktu vazgeçmeseydi bulsaydı aşk bitecekti belkide aşkın bitmesini istemedi yine aynı şekilde Osman trafik kazalarının talihsiz olduğunu bir başka zamanda kazaların olmasını ister ölenlerin şanslı olduğunu söyler. Böylece okurla oyun oynamış oldu bizi kandırdı. Dante’de yazdıklarıyla okuru sorgulatır. Şüpheli anlatıyla okurda ona inanmakla inanmamak arasında kararsız kalır örneğin metinde okuyucuya ikinci kişiye yönelttiği sözlerinin kime ait olduğunu ve kuşkuyu gidermek için bir açıklama yaptığını söylemişti sonradan daha büyük şüphelerin içinde açıklama yapabileceğini söyledi böyle yazar okurla oyun oynadı. Dante’nin yeni hayat eseri modern bir eserdir Orhan Pamuk’un yeni hayatı ise daha günümüz daha postmodern bir eserdir. </p><p>•Oyun oynayarak Yazarlar, okurda güvensizlik duygusu uyandırırlar. Eserlerin karakterleri okuru ikilimler içerisinde bırakırlar. Örneğin; Becketti’in Malone Ölüyor eserinde Malone , annesinin sandığı bir odada ölmeyi bekler. Bedensel ve zihinsel olarak sakattır. Ölmek ister. Fakat ölmekten korkar. Ölmemek için yazılar yazar. “Uyuyakalmışım oysa uyumak istemiyorum. “Der. Yaşam ile ölüm arasında kalan, bocalayan, ne yaptığını bilmeyen biridir. Burada bireyin parçalanmışlığını görmekteyiz.</p><p>•Örnekte verildiği gibi oyunum temel parçası ölümdür.</p><p>•Postmodern yazında kültürel çoğunluk vardır. Eserlerde tarih, mitoloji, günlük, mektup gibi türler harmanlanmıştır. Ulysses’te Türk tarihi ve Mitolojik ile ilgili bilgiler yer alır. Roman, ikinci bölümünde yer alan Homeros’un Odysseia destanından alınan pasajlarla doludur. Mitolojik eski bir inanç olan Zerdüşt’ten (“Fakirden çalan Rab’be borç verir”.Öyle dedi Zerdüşt.) Hamlet’in sözünden alıntılar bulunur. Eserlerde derinlik, kurmaca vardır. Romanları okurken kafamız dağılmış olabilir. Anlaşılması zor eserlerdir. Çok yönlü, çok kültürlü değişik bakış açılarla yazılmıştır.</p>
Modernizm kuramının hem sözlük hem de terim anlamı bulunmaktadır. <strong>Sözlük ve Terim anlamına bakacak olursak ;</strong> Modernizm; sözlük anlamıyla yeni, hemen, şimdi anlamına gelmektedir. Latince kökünden olup Latincede modernus olarak kullanılmaktadır. Terim anlamı ise çağdaş anlamına gelmektedir. Yani eskiyi reddeden gelenekselliğin dışına çıkıp yeniliği savunan, yenilikçi bir fikir akımıdır. Avrupa’da, Rönesans ve Reform hareketlerinin yaşandığı bir dönemde 17.yüzyılda varlığını göstermeye başlamıştır. Fransa’da ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Daha sonra 18.yüzyıldan 20.yüzyıla kadar devam etmiştir. Edebiyat, resim, mimari, felsefe, müzik gibi daha birçok alanda gelişme gösteren bir sanat akımıdır. Modernizm ile ilgili çalışmalar; Kant, Descartes, Jean Jack Rousseau gibi düşünürler tarafından yapılmış olup akımın gelişmesinde önemli katkıları vardır. Modernizm yazını, Hem Türk hem de Dünya Edebiyatında kullanan bir kuram olmuştur. birçok yazar da Modernizm akımından etkilenmişlerdir. Oğuz Atay, Orhan Pamuk, Adalet Ağaoğlu, Yusuf Atılgan, Sait Faik Abasıyanık, Pınar Kür, Nezihe Meriç, Bilge Karasu, Rasim Özderen Türk edebiyatında Modernizmin önemli temsilcilerindendir. Franz Kafka, James Joyce, Marcel Proust, Virginia Woolf ise Dünya edebiyatında Modernizmin önemli temsilcilerindendir. Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar, Orhan Pamuk’un Kara Kitap, Adalet Ağaoğlu’nun Bir Düğün Gecesi , Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli, Sait Faik Abasıyanık’ın Mahalle Kahvesi, Son Kuşlar, Pınar Kür’ün Bir Cinayet Romanı, Nezihe Meriç’in Alagün Çocukları, Bilge Karasu’nun Kılavuz, Rasim Özeren’in Çok sesli Bir Ölüm, Gül Yetiştiren Adam adlı eserler Modernizm akımının eserleridir. Dünya Edebiyatında Joyce James’in Ulyses, Virginia Woolf’un Mrs. Dalloway, Kendine Ait Bir Oda, Franz Kafka’nın Dönüşüm adlı eserler Modernizm akımının eserleridir.
<strong>KEREM İLE ASLI HİKAYESİNİN ÖZETİ</strong> Kerem, Isfahan Şahının oğludur. Şahın hazinedarlığını yapan Ermeni Keşiş’in kızı Aslı’yı sever. Şah, Keşiş’ten kızı oğluna ister. Keşiş, Müslüman’a kız vermek istemezse de Şah'ın dileğini açıkça reddedemediği için bir mühlet diler, mühlet sona ermeden karısını ve kızını alıp memleketten gizlice kaçar. Bunun üzerine Kerem de Aslı’nın peşinden yollara düşer. Kuzeybatı İran’ın, Kafkasya’nın ve Doğu, Orta ve Güneydoğu Anadolu’nun birçok şehir, dağ ve yaylalarını böylece dolaşır. Yanında sadık arkadaşı Sofu vardır. Elinde sazıyla, diyar diyar dolaşan bir âşık olmuştur. Her gittiği yerde rastladığı kimselere, dağlara, taşlara, ırmaklara, dağlardaki hayvanlara saz çalar, onlardan Aslı’nın izini sorar . Yıllarca süren bu gurbet ateşinde pişe pişe olgunlaşır, keramet sahibi bir “halk âşığı” olur. Tanrı, onun her dileğini yerine getirir. Önüne çıkan engeller, kalkar. Dağların karı, dumanı gider; ırmaklar geçit verir. Beddua ettiği kimseler ya da nesneler harap olur. Yıllarca kovaladıktan sonra Kayseri’de onlara yetişir. İlkin kızdan yüz bulamaz. Kendi sevgisinin üçte birini olsun Aslı’ya vermesini Tanrı’dan diler; duası kabul olunur. Aslı’ da Kerem’e âşık olur. Bir gece gizlice kaçmak isterlerse de buluşamazlar. Keşiş’in ahbabı olan Kayseri Beyi’nin adamları Kerem ‘i tutarlar; Kerem “Halk Aşığı” olduğunu ispat edince, Bey, Keşiş’e kızı Kerem’e vermesini emreder. Keşiş, Kayseri’den kaçar, Kerem yine peşlerine düşer. Nihayet, Halep’te onlara erişir. Halep Paşası’na kendini sevdirir. Paşa Keşiş’i zorlayarak, kızı Kerem’e vermeye razı eder. İki sevgilinin nikâhları kıyılır. Kızını Kerem’e yâr etmemeğe ahdetmiş olan Keşiş; Aslı’ya, son düğmesine kadar çözüldükten sonra tekrar kendiliğinden iliklenen sihirli bir gömlek giydirir. Kerem, Aslı’nın düğmelerini bir türlü çözemez, ateşli bir ah çeker, yanıp kül olur. Aslı dağılan külleri saçıyla toplarken bir kıvılcım da onu tutuşturur. Böylece iki sevgilinin ancak külleri birbirine kavuşur. <strong>KEREM iLE ASLI HİKAYESİNİN TARİHi VE COĞRAFİ YÖNTEME GÖRE İNCELENMESİ </strong> <strong>EPİZOTLAR:</strong> <strong>1</strong>- <strong>Kahramanın Ailesi:</strong> Kerem’in babası bir padişahtır. Ve çok zengin , rahat yaşayan ama bir türlü evlat saadetini tadamayan bir padişahtır. <strong>2-</strong> <strong>Kahramanın Durumu : </strong>Bir gün keşişin karısı ve Hanım Sultan, saraydaki eğlenceyi ziyarete giderken karşılarına nur yüzlü bir ihtiyar çıkar. Hanım Sultan, bir elma keşişin karısına da bir ayva fidesi verir. Ve bunları ekmelerini ister. Hanım Sultan da kesişin karısı da fidanlara kendi elleri ile bakar. Ancak iki ağaçta büyüdüklerinde meyve vermez. Hanım Sultan bir gün rüyasında yine o nur yüzlü ihtiyarı görür. Ve çocuk dileği için yalvarır. Yaşlı adam, ona ağacın elma verdiğini dileği için bu meyveyi yemesini söyler. Hanım Sultan, keşişin karısına haber verir. Hanım Sultanın elma ağacı elma vermiştir. Ancak keşişin karısının ağacında meyve yoktur. Hanım Sultan elmasını ikiye böler ve yarısını keşişin karısına verir. Buna karşılık çocukları olduğunda birinin kızı diğerinin oğlu ile evlenecek diye söz verdiler. Daha sonrada ikisi de hamile kaldı. Padişahın oğlu keşişin kızı olur. Kızın adı kara sultan oğlanın adı Ahmet Mirza Bey olur. Keşişin sözünü tutmayıp kaçırmıştır. <strong>3-</strong> <strong>Kahramanın Aşık Olması :</strong> Mirza Bey, bir gece rüyasında kara sultanın elinden şerbet içtiğini görür. Kalbi ve yüreği cehennem gibidir. Daha sonra büyük bir heyecanla uyanır. Kimin elinden şarap içtiğini bilmiyordur. Fakat kızın siması aklında kalır. Mirza Bey de aşık olunca şiir söylemeye başlar. <strong>4- Keşişin Sözünü Tutmayıp Kızını Kaçırmak İstemesi Ve Sevgililerin Evlenmesinin Engellenmesi :</strong> Kerem, Aslı’yı özlemeye başlar. Bu durum babasına anlatır. Oğlu ‘nun bu dert yarası babasını çok üzer. Padişah kerem ‘e, “Oğlum, ben keşişe 5 ay izin verdim. Süre bugün doluyor. Der . Ve düğün hazırlıklarına başlanır. Keşiş‘de 5 ay dolduğu için zengi köyünden kaçmaya karar verir. <strong>5- Aşığın Gurbete Çıkması :</strong> Kerem, sofi ile yola koyulur . zengi köyüne gelirler. Köyde gezinen bir kıza keşişi sorup hoya gittiklerini öğrenir. Orada sonra hoya varırlar. Kahvedekilerden keşişin suşiye gittiklerini öğrenir. Kerem, bu şekilde Aslı’nın peşinden gider. <strong>6- Keşişin Aslı’yı Başkasıyla Nişanlanması</strong> : Halepli Ermeni Keşiş’e “Kerem, buraya gelmeden kızını evlendir. Der. Kerem ve Sofu Halep’e gelirler. Külhan Beyi Kerem’i Aslı’ya alacağına söz verir. Külhan Beyi Kerem’i Aslı ile buluşacağı kümbete götürür. Orada Kerem’i gören Halep Paşası onu zindana attırır. Paşa, Kerem’e Aslı ‘ya şu anda düğün yapıldığını söyler. <strong> 7- Keşişin Kızını Kereme Vermesi Ve Hileli Bir Elbise Yapması</strong> : Keşiş, Kerem’den kurtuluş olmadığını anlar. Ve Keşiş’in aklına bir fikir gelir. Kızını Kerem’e vereceğini fakat ilk gecelerinin elbisesini kendisi dikeceğini söyler. Keşiş, evde sihirli büyülü bir fidan diker. <strong>8- Düğün Gecesi Keremin Sabaha Kadar Hileli Elbise ‘nin Düğümünü Çözmeye Çalışması :</strong> Kerem, namazını kıldıktan sonra Aslı fistanını giyer. Ve keremin yanına gelir. Keremden bu düğmeleri çözmesini ister. Kerem, tam söktü. İki tanesi kalır ki düğmeler tekrar kapanır. Kerem elleri ile tekrar dener. Düğmeleri sürekli kapanır. Artık uğraşmaktan her yeri ağrımıştır. <strong>9- Kerem İle Aslı’ nın Yanıp Kül Olması :</strong> Kerem, tekrar denerken en sonunda bir ah çeker . Keremin ağzından çıkan ateş ile Kerem cayır cayır yanmaya başlar. Külleri yere dökülür. Aslı, 40 gün Keremin küllerinin başında bekler. Sonra saçlarını süpürge ederek silerken küllerin içinde kalan ateşle Aslı da kül olur.
<strong>VİRGİNİA WOOLF’UN KENDİNE AİT BİR ODASINDA MODERNİZM</strong> <strong>ÖZ</strong> Birçok sanat alanda gelişme gösteren Modernizm akımı, edebiyat alanında da yerini almıştır. Hem Türk hem de Dünya edebiyatındaki yazarlar, gelenekselliğin dışına çıkmışlardır. Klasik bir yapıyı yıkarak tek düzeliğe son vermişlerdir. modernizm’e ait yeni teknikleri eserlerinde yansıtmışlardır. Modernizm akımının Batı edebiyatındaki önemli temsilcilerinden birisi de Virginia Woolftur. Kendine Ait Bir Oda adlı romanında birey, kadın, kadının toplumdaki yerini, sorgulayışlarını, iç monologlar ve bilinç akışının yanında sembolik bir anlatımla var olma çabasını Modernizm teknikleriyle işlemiştir. <strong>Anahtar kelimeler</strong> : Virginia Woolf, Kendine Ait Bir oda, Modernizm, birey, kadın, iç monolog, bilinç akışı <strong>“Para kazanın, Kendinize ait , bir oda ve boş zaman yaratın. </strong> <strong> Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın! ” </strong> <strong> Virginia Woolf</strong> <strong>Giriş</strong> Modernizm kavramını, sözlük anlamı ve Terim anlamı bazında incelemek gerekmektedir. Modernizm; sözlük anlamıyla yeni, hemen, şimdi anlamına gelmektedir. Latince kökünden olup Latincede modernus olarak kullanılmaktadır. Terim olarak çağdaş anlamına gelmektedir. yani eskiyi reddeden gelenekselliğin dışına çıkıp yeniliği savunan bir fikir hareketidir . Özellikle Avrupa’da, Rönesans ve Reform hareketlerinin yaşandığı bir dönemde 17.yüzyılda varlığını göstermeye başlamıştır. Daha sonra 18.yüzyıldan 20.yüzyıla kadar devam etmiştir. Edebiyat, resim, mimari gibi daha birçok alanda gelişme gösteren bir sanat akımıdır. Modernizm ile ilgili çalışmalar; Kant, Descartes, Jean Jack Rousseau gibi düşünürler tarafından yapılmış olup akımın gelişmesinde önemli katkıları vardır. Modernizm yazını, Hem Türk hem de Dünya Edebiyatında varlığını gösterip birçok yazar, Modernizm akımından etkilenmişlerdir. Oğuz Atay, Orhan Pamuk, Adalet Ağaoğlu, Yusuf Atılgan Türk edebiyatında Modernizmin temsilcilerindendir. Franz Kafka, James Joyce, Marcel Proust, Virginia Woolf ise Dünya edebiyatında Modernizmin önemli temsilcilerindendir. Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar, Orhan Pamuk’un Kara Kitap, Adalet Ağaoğlu’nun Bir Düğün Gecesi , Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli adlı eserler Modernizm akımının eserleridir. Batı edebiyatında Joyce James’in Ulyses, Virginia Woolf’un Dalloway Kendine Ait Bir Oda, Kafka'nın Dönüşüm adlı eserler Modernizm akımının eserleridir. Makalede, Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda adlı eserinden örnekler vererek Modernizmin özelliklerini ana hatlarıyla açıklamaya çalışılacaktır. <strong>İç monolog ve bilinç akışı</strong> Modernizm, dış dünyadan daha çok karakterlerin iç dünyasına değinmektedir. Özellikle modernizmin önemli bir unsuru olan iç monologlar ve bilinç akışı teknikleri kullanılır. Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda adlı eserinde de bu tekniklerin kullanımı görülmektedir. Eserde iç monologlar ve bilinç akışı vardır. Örneğin, Eserde karakterin sürekli anda geçmişi yaşaması, savaş dönemine, ağustos 1914 tarihine gitmesi, iki hafta önce bir ekim havasında kadın ve kurmaca hakkında düşünceler içinde kaybolarak nehir kenarında oturmasına kadar gitmesi, oturma odasında otururken karakterin düşünceden düşünceye atlaması “yemek iyi değil demek ya da burada üst katta kendi başımıza yemek yiyemez miydik? ”demek düşer miydi, Fakat eksik olan neydi, farklı olan neydi? Şeklinde kendi kendine sorular sormasıyla birlikte bilinç hiç susmaz. Zaman, romandaki nehir gibi akıp geçmektedir. Hep hareket halindedir. Mary Seton ile birlikteyken konuşmanın bir anlığına kesildiği gibi sohbetler azalıp anlar sürekli kopmaktadır.Şöminenin başında otururken aklına krallar ve asilzadelerin hazineleri toprak altına boşalttıklarını anlatan bir sahne gelmesi karakteri geçmişe götürmüştür. Anda geçmişi yaşamıştır. Oxbridgenin sokaklarında yürürken kafasını hep yormaktadır. Sokaklarda yürürken fakirliğin zihin üstündeki etkilerinin neler olduğuna, zenginliğin zihin üstündeki etkilerin neler olduğuna kafa yorması, sabah gördüğü tuhaf yaşlı adamları düşünmesi gibi otele gidene kadar zihin darmadağındır. Bu durum da iç monolog ve bilinç akışına örnektir. Modern eserlerde yalın bir dünya yoktur. Karmaşık bir dünya vardır. Kendine Ait Bir Oda da insanın, bireyin karmaşık bir dünyası vardır . Karakterler, bu karmaşık dünyada geçmiş ve an’ı iç içe olarak yaşamışlardır. Bundan dolayı eserde zamansal bir sıra gözetilmemektedir. Flash back ( geriye dönüş) dediğimiz bu teknikle geleneksel yani eskinin reddedildiğinin yeninin savunulduğunun bir göstergesidir. <strong>Birey ve varoluşçuluk</strong> 17.yüzyılda başlayan Modernizm kuramıyla birlikte yazarlar, artık eserlerinde bireyi, bireyin iç dünyasını ön plana çıkartmışlardır. Önceleri birey yoktur. Hem modernist hem de feminist kuramının önemli temsilcilerinden olan Virginia Woolf da bireyi ön plana çıkartmıştır. Romanlarında birey ön plandadır. Kendine Ait Bir Oda adlı romanında birey, feminist anlamında kadın, ön plandadır. Olaylardan ve toplumdan daha çok bireyin dünyası romana hakimdir . Birey üzerinden toplum ve olaylar anlatılmaktadır. Romanda bireyin sorunları, kadının toplumdaki yerini, toplumla çatışan, yalnızlığı, hayatı sorgulayan bir birey vardır. Daha kitabın ilk başında yazarın tabir ettiği bir şekilde insan, anlaşılmaz bir toplumda yalnız kalmış gibi görünüyordu. Demiştir. Karakterin toplumla çatışırken yaratığı bunalımla kişilik dile getirilmiştir. Virginia Woolf; kadınların neden daha az şiir yazdığını veya neden erkekler kadar yaratıcı olmadığını, kadınlar eğitim görmek için yeterliler miydi yoksa yetersizler miydi, kadınlar hangi koşullarda yaşıyorlar? Şeklinde feminist bir sorgulamayla romanında anlatmıştır. Modernizmde varoluşçuluk önemli bir yere sahiptir. İşte bu sorularla yazar; hayatı, kadının toplumdaki yerini, kendisini Sorgulayarak var olmaya çalışmaktadır. Yaptığı bu sorgulamalarla topluma, ataerkil bir düzene başkaldırı yapmıştır. Kadınların tek başlarına kütüphaneye kabul edilmediğini yalnızca bir kolej üyesi eşliğinde ya da tavsiye mektubu ile kabul edileceklerini, profesörün; kadınları zihinsel, ahlaki, fiziksel olarak aşağılaması bakımından yazar, topluma öfke duymaktadır. Yazarın öfke duymasıyla başkaldırı yapmaktadır. Ataerkil topluma isyancı bir yaklaşım benimsemektedir. Profesör, ataerkil toplumu temsil etmektedir. Yazar; Kadının, kendisinin değerini toplumda bulmaya çalışmıştır. Yazar, bu durumu kadın diliyle anlatmıştır. Kadınların iç dünyasını, kadınların özgürce yazı yazma gerektiğini ve yazmaları için kendilerine ait bir oda olması gerektiğini söylemektedir. Romanda kurmaca diğer bir deyişle yaratıcı bir eserin örümcek ağına benzetilmesi hiçbir kadının, yazı anlamında tek bir kelime bile yazamadıklarını göstermektedir. 18.yüzyılda anlatılan toplum, sakat olduğu için kadın da kendisi sakat olarak göstermektedir. Bedensel ve psikolojik olarak sakattır. Aslında ağlar acı çeken insanların eseridir. İnsanların maddi şeylere bağlı olduklarını simgelemektedir. Yazar bunu İroni bir şekilde anlatmıştır. Rebecca West’in kitaptaki korkunç feminist sözünü söylemesi ironik bir söylemdir. Diğer bir cinsiyete karşı eleştirel olarak protesto edilmiştir. Bunun yanında bireyin iç dünyasını da görmekteyiz. İç monologlar ve bilinç akışı başlığında örneklerin verildiği gibi romanın devamında da bireyin iç dünyasını yazar, okuyucuya gösterip birey ön planda var olmaya devam etmektedir. Örneğin; karakter, ekmeğini ufalayıp, kahvesini karıştırırken, sokaktaki insanlara bakarken toplumdaki kadının yerini, erkeğin kendisi büyük görmezse nasıl karar vereceğini düşünmektedir. Eve giderken bile hâlâ bu düşüncededir. Daha sonra an’a dönerek bu noktadan bir tabur asker sokaktan geçti demiştir. geçmişi ve an’ı iç içe yaşayan bir bireyin acıları parçalanmışlıklarını, iç dünyasını iç monolog ve bilinç akışı tekniğiyle gösterilmektedir. Böylece bireyin ön planda olduğunu görmekteyiz. <strong>İmgesel Anlatım</strong> Modern yazında İmgesel bir anlatım hakimdir. Çağrışımlara yer verilmiştir. Romanda da imgelere rastlanmaktadır. Örneğin; saatin çalması , ıslığın çalması romanda İmge olarak yer almaktadır. Yazar, okuyucuya saatle ıslığı İmgesel anlatımla aktarmıştır. Bunlar hatırlatıcı görevindedir. Saatin çalması romanda öğle yemeğine gitmeyi, ıslığın çalması da yaşlı adamlardan birinin nasıl koşmaya başladığını karaktere hatırlatmıştır. Aslında geçmişten an’a dönüldüğünün, zamanın akıp geçtiğinin bir göstergesidir. Ayrıca Woolf’un; deniz, nehir gibi su imgelerine de dikkat etmemiz gerekmektedir. Bu imgeler, Woolf’un eserlerinde son derece önemlidir. Kendine Ait Bir Odada nehir, Bayan Dalloway eserinde ise deniz imgesini görmekteyiz. Bu imgeler zamanın sürekliliğini, su gibi zamanın akış halinde olduğunu, düşüncelerin yansımasını ve düşüncelerin bir oradan bir buradan salındığını, ana rahmine dönülmek istenmesini ifade etmektedir. Bununla birlikte romanda çiçekler, kuşlar, çimenler, deniz, nehir sözcükleri eserde birçok kez kullanılmaktadır. Kelime tekrarlarına yer verilmiştir. Bu özellikler de modernizm’in özellikleridir. Saat, ıslık, nehir kavramları nasıl ki zamanı çağrıştıran imgeler olarak kullanılmışsa çiçekler , kuşlar, çimenler de romanda İmge olarak yer almaktadırlar. Çiçekler, koku ve şekil bakımından kadını; kuşlar, kanat yani uçuş özellikleri bakımından özgürlüğü; çimenler ise yeşil renkten dolayı doğayı çağrıştırmaktadır. Ayrıca yeşil, insana güven ve huzur vermektedir. Yeşil renginin umudu simgeleyen bir özelliği de bulunmaktadır. yeniliği, canlanmayı temsil ederek insanların daha canlı hissetmesini sağlamaktadır. <strong>Şiirsel Bir Dil</strong> Modernizm akımını benimseyen yazarlar, eserlerinde Şiirsel bir dil kullanmaktadır. Kendine Ait Bir Oda da Şiirsel bir dilin kullanıldığı görülmektedir. Örneğin, Mary Seton’nun Tennyson’un ezgisini söylemesi Harika bir gözyaşı düştü Kapıdaki çarkıfelek çiçeğinden O geliyor, güvercinim, sevgilim O geliyor, hayatım, kaderim ; Kırmızı gül ağlıyor ‘O yakında, o yakında ‘; Ve beyaz gül gözyaşı döküyor, ‘Duyuyorum, duyuyorum ‘ Ve zambak fısıldıyor, ‘Bekliyorum ‘. Ya da Kalbim, şarkı söyleyen bir kuş gibi, Yuvası hareli bir sürgünde ; Kalbim , bir elma ağacı gibi... Örneklerinde olduğu gibi romanın birçok yerinde buna benzer şiirler yazılmıştır. Şiirsel bir dil kullanımıyla baladlara yer verilmiştir. Bunun yanında şiirler ile ilgili açıklamalar yapılmaktadır. <strong>Serbest Dolaylı Söylem ve Yapı</strong> Modernist yazarlar, ben kişi zamirini kullanırken bir yandan da ben’in içinde o kişi zamirini kullanmaktadırlar. “Pekâlâ, dedi Mary Seton. “1860 civarında ah fakat sen bu hikayeyi biliyorsun “dedi ya da ”Mary Beton konuşmasına burada son veriyor. Cümlelerinde olduğu gibi Virginia Woolf Kendine Ait Bir Oda adlı romanında ben kişi zamiriyle o kişi zamirini birlikte kullanmaktadır. Daha önce karakter; kendisini bize Mary Seton, Beton olarak tanıtırken veya bana ne derseniz deyin fark etmez demiştir. Böylece çoklu anlatıcının var olduğunu görmekteyiz. Sordum , düşündüm, oturuyorum şeklinde ben kişi zamirini kullanırken daha sonra “dedi” diyerek ben kişi zamirinin içine o kişi zamiri dahil olmaktadır. Böylece romana bazen karakterin bazen de yazarın dahil olduğu görülmektedir . Dolaylı bir söylemle yazar ve karakterler arasındaki düşüncelerin iç içe girdiği görülmektedir. Modernistler, çoklu anlatıcı tekniğiyle gelenekselliğin dışına çıkmışlardır. Modernizm Eserlerin yapısında Belirli bir son yoktur. Son belirsizdir. Eserleri sondan başa doğru okuyabiliriz. Belirli bir biçimde bitmezler. Roman başladığı bir şekilde bitmektedir. Roman; karakterin, nehir kenarında oturup kadın ve kurmaca konusunda düşüncelere kaybolmasıyla başlamıştır. Daha sonra bu düşünceler ışığında kadınların yazmasını, bir boş zaman yaratmaları gerektiğini yazmaları için de kendilerine ait bir oda olmasını söylemiştir. Yine aynı şekilde yazar, okuyucuya kadınların yazması gerektiğini söyleyerek eser bitmiştir . Böylece yazarların klasik bir yapının dışına çıktıklarını, metinlerde anlatıcı içinde anlatıcı olduğunun, tekdüzelikleri kırdıklarını okuyucuya göstermektedirler. Kendine Ait Bir Oda adlı romanda da olay örgüsü bulunmamaktadır . Son yoktur. Yapımbozumculuk vardır. Eseri sondan başa doğru okuyabiliriz. Sondan başa doğru okuduğumuzda eserde yapı olarak bir değişiklik olmayacaktır. <strong>Sonuç</strong> Sonuç olarak Modernizm kuramında iç monologlar ve bilinç akışı tekniği önemi bir yere sahiptir. Kendine Ait Bir Odada bu tekniklerle birey, bireyin karmaşık dünyası, bireyin iç dünyasındaki gelgitliği, geçmiş ile an’ın birlikte yaşanması anlatılmıştır. Bireyin merkezde olduğunu görerek birey toplumdaki yerini sorgulamıştır. Yazar kadın diliyle kadınların yazı yazması gerektiğini, kendileri ait bir oda olması gerektiğini söyleyerek Modernizmin diğer önemli bir özelliği olan bireyi yani kadını ön plana çıkartmıştır. Nehir, deniz gibi kavramlarla anlatım sembolleştirilmiştir. Sembolleştirilmiş anlatım, bireyin ön planda oluşu, dolaylı söylem, iç monolog ile bilinç akışı tekniği, varoluşçuluk, şiirsel bir üslup Modernizmin özellikleri olup modernist yazarlar bu özellikleri kullanarak eserlerinde yansıtmışlardır. Özellikler, yukarıda detaylı bir şekilde eserdeki örneklerle açıklanmıştır.
<p><strong>Hikmet Şevki’nin Osmanlıca Metninin Latin Harfleri ile Yapılan Çevirisi</strong></p><p>Tiyatroyu korumak garbın senelerden beri takip ettiği bir gaye idi. Münnevviz memleketimizde tiyatro tanınmamış ve bilinmemiş iken garbda tiyatroyu korumak için en canlı faaliyetler mevki buluyordu. Tiyatroyu yaşatabilmek içün onu korumak lazımdır. Fransa’nın meşhur tiyatro muharrirlerinden son zamanlarda neşretmiş olduğu bir makalede diyor ki tiyatroyu tesis etmeden evvel korumak lazımdır. Çünkü meydana getirilen ve yaşaması istenilen tiyatronun halk tarafından sevilmesi icab eder. Sevdirmek onu korumaktır. Fakat ilk defa sevdirilen bu sanat şubesi kendi ile bu muhabbeti ya arttırır veyahut azaltır. Nice sanat bir ruha hâkim olan herhangi bir ilm şubesidir. Tiyatro kendisini güzellere değil ruhlara sevdirdiği dikkate değer ki vazifesini görmüş ve gayesini yakalamış sayılabilir. Halbuki son zamanlarda tiyatro namı altında teşkil eden gruplar bizi senelerden beri derin bir alaka ile bağlı bulunduğumuz bu şubeden ayırtmıştır. Tiristan Bernardınson cümlesi ahiren Fransa da tiyatro işleri namı altında neşru temsil edilen piyeslere aittir. Şekspir musiki için kirli bir şeyi ifade idemeyen bir lisandır demiştir. Nice tiyatroda nefsinde çirkin ve iğrenç bir mevzu taşıyamayan bir sanattır. Zaten gerek musiki gerek tiyatro kirli ve iğrenç bir şeyi ifade takip edecek olursa maksadından ayrılmış bulunacak sanayi nefise ile alakadar olamayacaktır. Avrupa da sirklerde, kentlerde küçük kasaba tiyatrolarında yapılan temsillerin hakikati tiyatroya ne kadar büyük bir zarar iras ettiği akla sinmiş ve neticede onların bir ismi taşıması mani olunmuştur. Roberdofların yazmış olduğu bir makalede tiyatronun geçirdiği bu istimallerden bahs edilerek şu mütâlaa sert olunuyor vaktiyle herhangi bir köşede toplanan mantuk u manadan uzak eserleri temsil eden heyetlere tiyatro isminin verilmesinin mâni olunması bugün ki tiyatronun hakikati temellerinin atılmasına sebep olmuştur. Boyalı simalar manasız şakalar iğrenç latifelerin yer bulduğu bu köşeler tiyatroyu kemiren yiyen ve şerefinden gün geçtikçe bir nebzesini sömüren birer mikrobdu bu mikropları tiyatro isminin yanına yaklaşmaktan mâni itmekle hakiki tiyatronun simasının pürüzsüz ve lekesiz olarak meydana çıkmasına amil oldu artık bundan sonra faaliyet tiyatronun kendisine düşüyordu. O kendi vazifesini layıkıyla yapabilmek içün her gün ruhun bir tecelliyatını satırları arasında canlandırması lazımdı. Güldürürken düşündüren ağlatırken müfekkireyi işgal iden dinlenirken ruhu kaplayan mevzulardır ki tiyatro ismini taşımak hakkı haizdir bu şeriatı cami bu ismi vermek tiyatroya karşı büyük bir cinayet işlemek demektir. Bütün bu mutaaladan sonra birazda kendi memleketimizdeki tiyatronun vaziyetini telhis edelim birçok teşkiller sundu meşrutiyetten sonra memleketimizde doğan ve ölen Tiyatro heyetlerinin adetini böyle hazırlamak müşkildir bunu söylediğimiz zaman tahkik bu heyetlerin yardım göremedikleri en mühim bir sebep olarak gösterirler acaba hakiki sebep bu mudur yukarıda talieleri iyice tedkık edecek olursak hakikatin sebebin bizim memleketimizde tiyatro vücud bulmadan evvel korunmadığı sıyânet edilmediği olduğu akla seyilir bu tarafta bu teşkiller memlekette hakiki tiyatroyu canlandırabilmek için çarpışırken diğer bir tarafta tualat unvanı altında fakat yine tiyatro isminden istifadeye kalkışan heyetler bulunuyordu bu heyetler diğerlerin faaliyetini hiçe indiriyordu. Çünki her kime tiyatrodan bahs idecek olursanız alacağınız cevab hep diğer heyetleri nazra itibara alınarak veriliyor herkes bu şubeye karşı en küçük bir hürmet bile beslemiyordu. Darülbedayinin teşkili buna kısmen sed çekti fakat onlarında halkın arzusudur diye mütemadiyen ve vodvil temsilleriyle meşgul olması eski fikirlerin yeniden canlanması sebebiyet verdi halbuki tiyatrodan en ziyade istifade idecek milletlerden biride biziz her tecdid adımını halkın ruhuna nüfuz idecek şekilde telkin edecek yegane vasıtamız tiyatrodur onun etrafında yapacağımız en küçük bir faaliyetin memlekete en büyük faydalar temin edeceğine şüphe yoktur yeter ki tiyatronun ne olduğunu bilelim ona göre hareket idelim. Tiyatro etrafında yapılacak faaliyetin ne mukaddes bir vazife olduğunu Losyen Dubeş son eserinden dinleyelim. Tiyatro içün yapılacak en küçük bir muavenet bir memleketin içtimatına ifa olunacak en büyük bir hidmettir. Çünkü orada küçük bir yavrudan en büyük bir insana kadar kendi hüdafını kesverlerini iyiliklerini görür ve adımlarını o suretle atar. Tiyatroyu bir hayat rehberi olarak kabul ettikten sonra ona yardım elini uzatmak hayatın karanlık ve ıztırabıyla dolu olmasına sebebiyet vermektir. İyi düşünün bir insan kitaba yeis tanıyamaz binâenaleyh hayat seven ve kendisinden sonra gelecek nesil içün çalışmanız bir vazife bilen bir insan daima tiyatroya hürmet ider ona saldırmak isteyen fena ve mazur teşebbüslerin ikamete uğramasına çalışır . </p>
<strong>Ahmet Hamdi Tanpınar</strong>’ın roman anlayışına bakıldığında çağın roman anlayışından farklıdır. Çağın roman anlayışından ayıran yönlere baktığımızda ise Ahmet Hamdi Tanpınar, Batıdan etkilenmektedir. <strong>Virginia Woolf, James Joyce, Marcel Proust, Valery</strong> gibi yazarlardan etkilenmektedir. Batı ve Batı’nın yazarlarından etkilenmesi Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, Batılı gibi düşünüp sorgulaması ve eserlerinde de Batıyı yansıttığı görülmektedir. Batı’nın yanında Doğunun da bir etkisi olmaktadır. Örneğin; <strong>Saatleri Ayarlama Enstitüsü</strong>'nde,<strong> Karl Marx</strong> ve <strong>Friedrich Engels</strong>’ten bahsetmektedir. Daha sonra <strong>Binbir Gece Masalları</strong>'na değinmektedir. <strong>Huzur</strong> adlı romanında ise Dede Efendi’nin musikisi görülmektedir. Romanın karakterlerinden Mümtaz ve İhsan , Dede Efendi’nin Ferahfeza musikisini dinlemektedirler. Doğu - Batı sentezlemiştir. Tanpınar, bireyi işlemeye başlamıştır. Önceleri birey yoktur. Tanpınar, bireyi ön plana çıkartmıştır. Merkezde birey de olunca bireyin sıkıntıları işlenmiş olmaktadır. Örneğin, eserde Doktor Ramiz, okumuş İsviçre’de eğitim görmüştür. Fakat birey olarak yerine oturamamıştır. Doktor olmasına rağmen görevini iyi yapmamıştır. Çünkü birey , sakattır. Bireyin iç dünyasını görmekteyiz. Bunalım içindedir. Bocalayan ne yaptığını bilmeyen bir adamdır. Ben kimim? Diye kendisini sorgulamıştır. Yazar, bize bireyin sıkışmışlığını vermektedir . Doğu – batı arasında sıkışmış bireyler vardır. Birey, Marxtan bahsederken Binbir Gece Masalları'nda Kaşıkçı Elmastan bahsetmektedir. Hem modern hem de postmodern bir yazar olan Ahmet Hamdi Tanpınar,<strong> modernizmin </strong>ve<strong> postmodernizm</strong>’in bir özelliği olan iç monolog ve bilinç akışı tekniğiyle bireyin iç dünyasına değinmektedir. Huzur adlı romanında iç monolog ve bilinç akışı tekniklerinin kullanıldığı görülmektedir. Örneğin, romanda Mümtazın, sürekli anda geçmişi yaşaması, çocukluğuna ve 1. Dünya Savaş'ına kadar gitmesi, kendisini eski zaman elbiselerine kaptırması, Mümtaz, tek başına ve Nuran ile birlikteyken düşünceden düşünceye atlaması ile birlikte bilinç hiç susmaz. Zaman su gibi akıp geçmektedir . Sohbetler azalır. Ve an sürekli kopmaktadır. Sabah bir bakıcı bulmak için evden çıkan Mümtaz, İstanbul sokaklarında yürürken bile akşama kadar zihni darmadağındır. Geçmişi, çocukluğu hepsi birbirine karışmaktadır. 1. Dünya Savaşı'nı, babasını düşünmesiyle birlikte bireyin, karmaşık bir dünyasının olduğu görülmektedir. Bu karmaşık dünyada geçmiş ve anı iç içe olarak yaşanmıştır. Bundan dolayı eserde zamansal bir sıra gözetilmemektedir. Bu durumda iç monolog’a ve bilinç akışına örnektir. Ahmet Hamdi Tanpınar, varoluşçuluk ve psikanalitik gibi kuramları işlemeye başlamıştır. <img src="https://www.indyturk.com/sites/default/files/styles/1200x630/public/article/main_image/2021/01/24/568591-2022188588.jpg?itok=jGasEXO3" alt="İnsanlığın gömlek değiştirdiği bir vakitte, zamanın ötesine seslenen bir yazar: Ahmet Hamdi Tanpınar | Independent Türkçe" /> <strong>Saatleri Ayarlama Enstitüsü</strong>'nde sorgulayan insanlar görmekteyiz. Örneğin; Doktor Ramiz, ben kimim? Diye kendisini sorgulamıştır. Tanpınar’ın, roman anlayışını ortaya koyan diğer bir unsur da daha çok postmodern yazılarda görebileceğimiz bir kavram olan üst kurmaca terimidir. Üst kurmaca; roman içinde roman, hikaye içinde hikayedir. Anlatıcı içinde anlatıcıdır. Romanlara anlatımın bozulmasıyla araya başka hikayeler başka anlatıcılar girmiş olmaktadır. Huzur romanında da yer yer başka hikayeler başka anlatıcıların olduğu görülmektedir. Örneğin, Mümtazın, Nuran’ın yanındayken sohbetlerin azalmasıyla okura; babasını, savaş dönemini, çocukluğunu anlatarak araya başka hikayelerin girildiği görülmektedir. <strong>Sahnelerin Dışındakiler</strong> adlı romanda da Cemal’in, yollarda geçmişe dönüp 1920 yıllarını düşünmesi, İstanbul'un işgal altında olduğunu, Elagöz Mehmet Efendi Mahallesindeki anılarını hatırlaması bunları okura anlatmasıyla karakter, bize hikaye içinde hikaye anlatmış olmaktadır. Huzur'da Dede Efendi’nin mesnevideki Ney’i anlatması roman içinde roman olduğu görülmektedir. Dolaylı bir söylem yapılarak araya bazen yazar bazen de karakter girmektedir. Örneğin, Huzurda üçüncü kişinin ağzından Mümtaz’ın bilinci bize verilmeye çalışılmıştır. <em>“Ayin, Ferahfeza Peşrevi." dedi.</em> cümlesinde sanki yazar, araya girip üçüncü kişi tarafından Mümtaz’ı okura anlatmaktır. Araya giren diğer bir kişi ise Mümtaz’ın bedenine yerleşen yani diğer bir benlik olan Suat’tır. Mümtaz, bazen Suat ile konuşmaktadır. Bazen de Suat, Mümtaz gibi konuşmaktadır. Sahnelerin Dışındakiler de de Cemal, İhsanla edebiyat ile ilgili sohbet etmektedir. Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsünde "ben" derken yazardan mı bahsetti yoksa eserin anlatıcısı Hayri İrdaldan mı bahsetti. Kafa karıştırdı. Anlatıcı içinde başka anlatıcılarda araya girmiş olmaktadır. Böylece yazar, karakter ve karakterlerin yarattıkları benliklerin aralara girmeleri anlatımın akışı bozulduğunun bir göstergesidir. Ahmet Hamdi Tanpınar, batıdaki yazarlardan etkilenerek romanlarında sorgulayıcı bir tavır sergilemektedir. Yukarıda örnekte verildiği gibi karakter kendisini sorgularken okuru da sorgulatmaktadır. Oyun, ironi, mizah ve hiciv yapmıştır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanında daha kitabın ilk başında eserin anlatıcısı Hayri İrdal, beni tanıyanlar, öyle okuma yazma işleriyle bir ilgim olmadığını bilirler demektedir. Fakat bu sözleri söylerken Tutiname, Binbir Gece masalları ve Ebu Ali Sina hikayelerinden bahsetmektedir. Daha sonra Şeyh Ahmet Zamanî ve eseri adlı kitabı yazdığını söylemektedir. Okurla oyun oynamaktadır. Okurun kafasını karıştırmıştır. Okuma yazma işleriyle ilgilenmeyen, bilmeyen biri bu eserlerden bahsedemez. Okuyamaz. Eser yazamaz. Okuru sorgulatıp okuru düşündürmüş olmaktadır. Bir yandan acıtmaktadır. Bir yandan da dalga geçmektedir. Yazar kelime oyunları da yapmaktadır. Eserde küçük hakikatler derken de bir ironi yapmaktadır. Söylemek istediğini tam tersini söyleyerek oyun içinde İroni yapmaktadır. Aslında büyük hakikatlerdir. Acı, gerçekler ve hayal kırıklığıdır. Tanpınar, İroni ve hiciv yapmıştır. Hiciv, bir çeşit parodidir. Eleştiri, hicivle yapılmaktadır. <img src="https://i.haberglobal.com.tr/storage/haber/2021/06/11/ahmet-hamdi-tanpinar-in-senaryo-plani-ilk-kez-sergilendi_1623419209.jpg" alt="Ahmet Hamdi Tanpınar'ın senaryo planı ilk kez sergilendi" /> Tanpınar, topluma yabancı bir gözle bakma yöntemini kullanmaktadır. Eserde İrdal, toplumu gözlemektedir. Kendi ülkesindeki toplumu yabancı bir gözle gözlemektedir. Toplumun zihniyetini hiciv etmektedir. Romanda toplum, türbelere gitmeyi tercih etmiştir. Yazar, burada dini açıdan herkesin nasıl kandırıldığını hicvetmiştir. İğneyi kendisine de batırmıştır. Yabancının yani İrdal’ın amacı gördüklerini anlatmaktır. Dört dörtlük insanlar değil normal insan gibi yazmıştır. Kendi de eksik yanlarını söylemiştir. Tanpınar; tembel, uyuşuk insanları eleştirmiştir. Bize, tembel insanları anlatmıştır. Aynı insanları farklı dönemlerde izlemekteyiz. Bunlar; yemekten içmekten öteye gidemeyen para hırsı olan insanlardır. Böylece Ahmet Hamdi Tanpınar’da bir derinlik olduğu görülmektedir. Romanlarını okurken kafamız dağılmış olabilir. İçinden çıkılması zor olan bir eserleri vardır. Belirli bir olay yoktur. Bölük pörçük anlatımlar vardır. Eserlerin ucunu açık bırakmıştır. Eserleri, geriye dönüp tekrar okuyabiliriz .Örneğin; Saatleri Ayarlama Enstitüsünde Yazar, kısa dönemler içinde farklı olaylara rastlamıştır. Eseri, büyük ümitler, küçük hakikatler, Tanzimat öncesi ve sonrası, Cumhuriyet öncesi ve sonrası olarak dört bölüme ayırmıştır. Böylece birey çok yönlü olmaktadır . Yazar, okura boşluklar bırakmıştır. Hem Huzur hem de Sahnelerin Dışındakiler romanlarında karakterlerin, savaş dönemini hatırlamaları, İstanbul sokaklarında yürürken anılarını düşünmeleri ve bu anıların karakterlerde yarattığı bunalımların olması ve bunalımla kişiliğin dile getirilmesi, Huzurda Mümtaz ile Nuran aşkı; Sahnelerin Dışındakiler de ise Cemal ile Sabiha’nın aşkı anlatması bu aşkın yanında toplumla bireylerin çatışmasının anlatılması Tanpınar’da yoğun bir yaşam felsefesinin izlerinin olduğunun göstergesidir. Üst kurmacanın bir özelliği olan metinler arasılık, Tanpınar’da da görülmektedir. Yazar, bizi başka metinlere götürmektedir. Saatleri Ayarlama Enstitüsünde sır ve Esrar derken Binbir Gece masallarını andırmaktadır. Sır ve Esrar, Binbir Gece masallarının bir özelliğidir. Binbir gece masallarının yanında şerbetçi başı pırlantadan, kaşıkçı elmastan bahsetmiştir. Huzurda mesnevinin ney bölümündeki beyitlerine gönderme yapılmaktadır. Bu da metinler arasılık örneğidir. Sonuç olarak Tanpınar’ın roman anlayışına baktığımızda romanlarında bireyin ön planda oluşu, modern ve postmodern yazın türlerinde olan iç monolog, bilinç akışı, üst kurmaca, varoluşçuluk, üst kurmacanın içinde olan oyun, İroni, parodi, mizah, hiciv ve metinler araslılık özellikleri görülmektedir. Bu özellikler Ahmet Hamdi Tanpınar’ın roman anlayışını belirleyen özellikleridir.