H

Halime Candemir

@halime-candemir

4 paylaşım0 takipçi0 takip
H
Halime Candemir
·5 Ara 17:51·Yaşam

&nbsp; UNESCO' nun 5 Aralık 2013 tarihinde aldığı kararla tüm dünyada bu tarih <strong>Türk Kahvesi Günü</strong> olarak kutlanmaya başlanmıştır. Gelin kültürümüzün demir başlarından biri olan Türk kahvesinin günümüze kadarki yolculuğuna gelin yakından bakalım. <strong>Dünyadaki İlk Kahve</strong> Dünyada ilk kahve ağacının bulunduğu yer<strong> Habeşistan'</strong>ın <strong>Kaffa</strong> yöresidir. Eski zamanlarda keyif veren içki anlamında kullanılan bir ismi vardı. Arapçada <strong>qahwah</strong> denilirdi.Günümüzde kullanılan kahve isminin alması 14.yy dayanmaktadır . <strong>Etiyopya'</strong>da yabanı kahve ağacının yetiştiği yerlerde yaşayan insanlar, kahve çekirdeklerini un haline getirerek ekmek yapımında kullanırlardı. Daha sonraları meyveleri de katarak suyunu kaynatıp tıbbı amaçlı kullanmışlardır. <img class="alignnone wp-image-57303" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/12/th-66-300x189.jpg" alt="" width="763" height="481" /> <strong>Kahveyi Tarihe Kim kazandırdı? </strong> Habeşistan Kaffa'da yaşayan Khaldi adındaki bir çobanın bir çalıya ait kırmızı meyveleri yemesinin ardından hayvanların daha hareketli oldukları dikkatini çekmiş ardından kendisi de bu meyveyi denemiştir. Bütün gece uyumadan kalabildiği görmüştür üstelik hiç bir rahatsızlık hissetmemiştir. Dervişlerin uyumalarını engelleyip gece boyunca yapmaları gereken ibadete katılmalarını sağlayacak bu içeceği her gün içmeleri konusunda karar alır. İlk kahve <strong>Yemen</strong> de <strong>Sufi tarikatı</strong> tarafından işlenmiş ve içilmeye başlanmıştır. <strong>Türklerin Kahveyle Tanışması ve Kahvenin Osmanlıya Gelişi</strong> Osmanlıya ilk kahve <strong>Yavuz Sultan Selim</strong> zamanında <strong>Yemen valisi Özdemir Paşa</strong> lezzetine hayran kaldığı kahveyi 1517 yılında İstanbul'a getirilmiştir. Sarayda<strong> ''kahvecibaşı''</strong> isimli görev oluşturulmuş devlet büyüklerine kahve pişirmek ile görevlendirilmiştir. Zamanla evlere yayılan kahve kültürü herkes tarafından sevilip benimsenmiştir. <strong>İlk Kahvehanenin Açılışı </strong> 1554 yılında İstanbul <strong>Tahtakale</strong> de açılmıştır. <strong>Türk kahvesi</strong>,Türkler tarafından keşfedilmiş kahve hazırlama ve pişirme metodunun adıdır. Tadı kokusu köpüğü pişirilme şekli ve ikramı ile kendisine has bir geleneğe sahiptir. Telvesi ile ikram edilen tek kahve türü Türk kahvesidir. Avrupa kahve ile Türkler sayesinde tanışmıştır. Avrupalılar uzun yıllar boyunca kahveyi Türk kahvesi olarak hazırlayıp tüketmiştir. <img class="alignnone wp-image-57304" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/12/osmanlida-kahve-kulturu-300x206.jpg" alt="" width="767" height="527" /> <strong>Türk Kahvesi Çekirdeğinin Geldiği Yer </strong> Türk kahvesinin çekirdeği <strong>Brezilya</strong>'dan gelir ve getirilen çekirdekler <strong>Türkiye'</strong>de öğütüldükten sonra paketlenir. <strong>Türk Kahvesinin Öğütülme Süreci</strong> Türk kahvesinin öğütülme süreci titizlikle ilerler. <strong>Orta Amerika</strong> ve Brezilya kaynaklı <strong>Arap</strong> türü yüksek kaliteli kahve çekirdeklerinden harmanlanan ve kömür ateşinde ağır ağır kavrulan Türk kahvesi oldukça ince öğütülmektedir.<strong> Cezve</strong> yardımı ile su ve isteğe bağlı şeker ilave edilerek pişirildikten sonra küçük fincanlarda ikram edilir. İçmeden önce telvesinin dibe çökmesi için kısa bir süre beklenir. Yanında getirilen su kahvenin bitiminde içilmektedir. <img class="alignnone wp-image-57305" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/12/1-16-696x392-1-300x169.jpg" alt="" width="751" height="423" /> <strong>Türk Kahvesinin Lezzet Analizi</strong> Hafif kavrulmuş Türk kahvesinin içinde 50, orta derecede kavrulmuş kahvede 59, yoğun kavrulmuş kahvede 65 farklı tat ve koku maddesi bulunur.Hafif kavrulmuş Türk kahvesinde tatlı, ekşi, meyvemsi özellikler mevcuttur .Orta kavrulmuş Türk kahvesinde odunumsu, baharatlı, tütünümsü ve meyvemsi özellikler mevcuttur .Çok kavrulmuş kahvede ise acı, odunumsu veya toprağımsı bir tat ve koku bulunduğu söylenebilir. <strong>Türk Kahvesinin Yararları</strong> <strong>İbn-i Sina</strong> kahvenin yararlarını belirleyen ilk kişidir. Yemek yedikten sonra içilen kahve sindirime yardımcı olur. Şekersiz kahve tüketimi kilo ve mide problemlerini önler ve hafızayı güçlendirir. Daha enerjik hissetmemizi sağlar. Ağrı kesici özelliği vardır .Kolesterolü düşürür. Kolay nefes almayı sağlar. Depresyon ve anksiyete tedavisinde ek besin olarak kullanılmasının yanında genellikle sohbet ortamlarında içildiği için sosyalleşmeyi sağlar. <img class="alignnone wp-image-57306" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/12/thumbs_b_c_03a19f905ea1bcf869e946983aea4ff2-300x204.jpg" alt="" width="765" height="520" /> <strong>Türk kültürü</strong>nde özellikle kız isteme törenlerinde köpüklü kahve ikramı saygıyı ifade ettiği gibi istemeye gelinen kız tarafından pişirilmesi kızın el lezzetinin ve becerisinin olduğunun kanıtlama fırsatı olarak kabul edilir. Ağır ateşte 15-20 dakikada pişirilirdi ve nasıl pişirilirse pişirilsin köpüksüz bir Türk kahvesi düşünülemezdi. Türk kahvesi kendine has bir kültürü inşa etmiştir. Kahve içtikten sonra kahve falına bakılması bu kültüre verilen önemi gösteren en iyi örneklerdendir. Kahve, Türk toplumunda sohbetlerin ana unsuru denilecek kadar önemli bir yere sahiptir. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var deyimi de buradan gelmektedir. Kahvesiz sohbetler eksik kalır. <img class="alignnone wp-image-57308" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/12/th-67-1-300x191.jpg" alt="" width="755" height="481" /> Kahvenin yanında ikram edilen su, ağzın asit dengesini korumak ve kahvenin lezzetini alabilmek için ağzı temizlemek içindir. Lokum ise tat getirmek için kahve tabağında yerini alır ve böylelikle kahve, ikrama hazır hale gelir. Nasıl yollar herkesle yürünmez, gökyüzü herkesle seyredilmezse kahve de herkesle içilmez bizim kültürümüzde. Ne anılar vardır içilen kahvelerde; ayrılık, aşk acısı, bazen annenin kokusu, hasret kalınan memleketin anısı olur kahve, sevdiğinin hayalini getirir gözünün önüne. Buram buram sevdadır Anadolu'da kahve, şiirler yazdırır aşıklara, özledim diyemezsin de kahve içelim mi dersin sevdiceğine. Özlem gidermek için çok güzel bir bahanedir kahve. Kahve, sevgi göstermenin bir başka yoludur adeta... <blockquote>'' Gözlerinin kahvesinden koy ömrüme, kırk yılın hatırına sen kalayım.'' Cemal Süreya</blockquote>

8

Nilgün Marmara' yı tanımam 1 şubat ayına denk gelir. Daha önce hiç duymamıştım o güne kadar adını, hava alanının dış hatlar bölümünde uçağımın kalkış saatini beklerken elim dergilere gitti. Yanımda okuyacak bir şeyler olmasına rağmen almıştım dergiyi. İçinden kocaman hüzünlü iri gözlerle bana bakan bir kadın posteri çıkmıştı. Okumamla hızlı bir şekilde yazının içine çekildiğimi hissettim. Neydi bu kadının hikayesi de beni böyle etkilemişti. Nilgün Marmara, Balkan göçmeni bir ailenin kızı olarak 13 Şubat 1958 yılında İstanbul'da doğdu. Liseyi Kadıköy Maarif Kolejinde okudu. Üniversiteye İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde başladı, siyasi sebeplerden burada devam edemedi ve tekrar sınava girerek Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü kazandı. 12 Eylül 1980 darbesi hayatındaki dönüm noktalarındandır. Üniversite'nin kırmızı salonundaki edebiyat ve şiir tartışmaları sona ermiş, yerini ev toplantılarına bırakmıştır. Bu dönem şiir yazmaya başlamış, ama yazdıklarını kimseye göstermemiştir. Erken vazgeçişlerim vardı benim, Seninse tükenişlerin, Ve gece uygun değildi beklemeye, Yine de bekledim, <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/e90980d7039c7425c779493a22d53015-800x272.jpg" alt="" width="848" height="288" /> Okulu, "Sylvia Plath'in Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi" tezi ile 1985 yılında bitirdi. Mezun olduktan sonra çalışsa da iş hayatı fazla uzun sürmedi. 1982 yılında arkadaş ortamında tanıştığı endüstri mühendisi Kağan Önal ile evlendi. Kocasının işi nedeniyle bir süreliğine Libya'ya  taşındılar. Libya'nın çöl havası Nilgün Marmara'ya yaramadı ve hastalığı iyice nüksetti. Türkiye 'ye döndüler Kızıltoprak'ta bir ev kurdular. Evleri Ece Ayhan, Cemal Süreyya, İlhan Berk, Tomris Uyar, Cezmi Ersöz, Küçük İskender, Orhan Alkaya gibi ustaların uğrak yeri oldu. Pazar günü buluşma türüne ''but partisi'' adını verdiler. Fırında tavuk yaptıkları için bu adı verdiler. "Yabancıların en yakınıydın sen" Usta Şair Cemal Süreyya, Nilgün Marmara'yı Amerikalı yazar  F.Scott Fitzgarald' in karısı Zelda'ya benzetir ve ona çılgın Zelda derdi. Nilgün Marmara Slyvia Plath'ı kendi içinde iz bırakmış acı zerresinin karşılığı olarak görüyordu. Slyvia'nın, bireyin yalnızlığı ve bunun yanında var oluşu üzerine görüşü Marmara'yı çok etkilemiştir. Hüzünlerin kraliçesi olarak yaşadığı süre boyunca Slyvia gibi ölümle flört etti. Fikirlerini benimsediği Slyvia Plath gibi aynı sonu seçti. Geride intihar mektubu bırakarak 13 Ekim 1987'de 29 yaşındayken beşinci kattaki evinin penceresinden atlayarak yaşamına son verdi. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/f60a0bca616f78afa17f7af76c60c4db-1-800x514.jpg" alt="" width="787" height="505" /> Ölümünün ardından pek çok dedikodu başladı. Oysa Nilgün'ün  tedavi olması gerekiyordu, o ise doktorlardan kaçıyor tedaviyi reddediyordu. Zeki ve kültürlü olduğu için en zor vakalardandı. İyileşmesi için entellektüel faaliyetlerde bulunmaması gerekiyordu Hiç kimse şiir yazdığını bilmiyordu ''Dosyalar dolusu iki yüz elli şiirim var.'' dediği zaman olduğum yerde donup kalmıştım (Gülseli İnal) Bu dünyayı bir başka dünyanın bekleme odası olarak görüyordu. Başta Ece Ayhan olmak üzere kendi kuşağının pek çok şairini etkilemiştir. Kitaplarının hiçbiri o hayattayken basılmadı. Kitaplarının iki tanesi ''Defterler '' ve ''Kağıtlar'' onun izni dışında basıldı. Nilgün Marmara asla yayınlanmayacağını düşünerek kaleme almıştı. "Yaslı yüreğimin utangaç itirafı ben sizi sevmekten öldüm bayım"

6

İnsan denen canlı her geçen gün doğaya zarar vererek doğayı tahrip etmekte, doğanın dengesini etkilemektedir. Tarımda kullanılan bilinçsiz tarım ilaçları, GDO' lu gıdalar, hazır yiyecekler başta sağlığımız olmak üzere doğayı da cebimizi de etkilemektedir. Kim istemez gelecek nesillere temiz, sağlıklı bir çevre bırakıp ucuz ve temiz gıdaya ulaşabilmelerini sağlamayı. Gelin biz neler yapabiliriz bunlara bakalım ilk önce: Gıda israfının önüne geçebiliriz; ihtiyacımız kadar ürün alıp taze pişirebiliriz. Yemek planlaması yaparak fazla yiyecek almamış oluruz böylece hem para hem gıda israfını önlemiş oluruz, ayrıca zamandan da tasarruf sağlamış oluruz. Yerel ürünleri tercih ederek hem çiftçiyi desteklemiş oluruz hem de ihtiyaç fazlası paketli ürün almamış oluruz. Marketten aldığımız bakliyat, baharatlar, sebze ve meyve gibi yiyecekler paketli olarak satılanlar; üretimden market raflarına gelene kadar pek çok aşamadan geçmektedir. Bir çoğunun içine bozulmaması için koruyucu maddeler konulmaktadır. Yerel ve açıkta ürünleri alarak ambalaj atığı çıkarmamış olup sağlık için de kimyasallardan uzak durmuş oluruz. <img class="alignnone wp-image-46468" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/6238588278_b58678ea87_b-768x509-1-300x199.jpg" alt="" width="1048" height="695" /> Paketli gıdaları alırken gerçekten bu yiyeceğe ihtiyacımız var mı diye düşünmeliyiz. Kendi çorbamızı evimizdeki sebzelerle ve bakliyatlarla da çok güzel bir şekilde yapabiliriz. Çocuğumuzun istediği kurabiyeyi evde de yapabilir taze taze sağlıklı bir şekilde tüketmesini sağlayabiliriz. Böylece daha az paketli, ambalajlı ürün tüketmiş oluruz. Etimizi kasaptan satın alarak paketli gıda satın almayarak plastik atık miktarını azaltabiliriz, aynı şey paketli tavuk ve balık içinde geçerli. Satın aldığınız sebze ve meyveleri eve getirince temizleyip yıkayın. Böylece gıdaların ömrünü uzatmış olduğunuz gibi zaman ve paradan da  tasarruf sağlamış olursunuz. İçecekleri mümkün olduğunca cam şişede geri dönüşümlü olanlardan satın alın. Süt ve süt ürünlerini taze olarak almaya çalışın böylece plastik atık tüketmediğiniz gibi sağlıklı ürünler kullanmış olursunuz. Cam mutfak eşyalarını tercih edin. Cam saklama kapları hem daha sağlıklı hem daha uzun ömürlüdür. Yemekler için saklama kaplarını tercih edin böylece gıda israfının önüne geçmiş olursunuz aynı zamanda para ve zaman kaybını en aza indirirsiniz. İhtiyacınız kadarını ısıtıp yiyin böylece yemeklerinizin ömrünü uzattığınız gibi taze ve sağlıklı kalmasını sağlarsınız. Kendi yiyeceklerinizi kendiniz hazırlayın. Mevsiminde sebze, meyve tüketmeye özen gösterin.Turşu, salça, reçel gibi yiyecekleri evde hazırlayarak hem yerel üreticiyi desteklemiş olursunuz, çevreye daha az atık çıkarmış olursunuz, aynı zamanda temiz beslenirsiniz . Kendi yiyeceklerinizi üretmeye çalışın. Temizlik ürünlerini evde doğal yöntemlerle hazırlayarak plastik tüketimini azaltabilirsiniz. Sirke, limon karbonattan faydalanabilirsiniz, ya da çevreye dost, katkısız ürünlerden faydalanabilirsiniz. Kağıt havlular yerine eski tişört ve çamaşırlarınızı kullanabilirsiniz. Eskiden anneannelerimizin yaptığı gibi evdeki fazla kumaşları da değerlendirebilirsiniz. Sebze ve meyvelerin kabuklarını atmayıp kurutup saklayarak et ve tavuk suyuna atabilir yemeklerin içine katabilirsiniz, böylece hem yemekleriniz daha lezzetli olacak hem de daha az çöp çıkmış olacak. <img class="alignnone wp-image-46469" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-4-3-300x180.jpg" alt="" width="1080" height="648" /> Ekolojik ve geri dönüşümü olan ürünlere yönelebilirsiniz böylece daha az atık çıkarmış olursunuz. Markete ve alışverişe giderken yanınızda bez çanta taşıyarak gereksiz plastik atık çıkmasını önleyebilirsiniz. İkinci el pazarları gezin, giymediğiniz kıyafetlerinizi satabilir, buradan alış verişinizi yapabilirsiniz. Evinizdeki kullanmadığınız eşyaları geri dönüşümde değerlendirebilirsiniz. Unutmayın ki her şey insanın kendini değiştirmesi ile başlar. Toprağı, havayı, suyu korursak daha ucuz ve sağlıklı yiyeceğe, daha çabuk ve kolay ulaşabiliriz. Paketli ürün tüketmeyi en aza indirerek daha az plastik atık çıkmasını sağlarız. &nbsp;

H
Halime Candemir
·1 Eyl 12:15·Yemek

Kırım Tatar mutfağı bulunduğu coğrafi konum gereği zengin bir mutfak kültürüne sahiptir. Geçmişten günümüze  farklılıklar gösterse de aslını korumayı başarmıştır. Kırım tatar mutfağı tarih boyunca bir çok kültürle iç içe yaşamıştır Kafkas, Balkanlar, Ruslar da Kırım mutfak kültürünün sentezine katkıda bulunmuştur. Göçler, bulundukları coğrafi koşullar, yemek kültürünü doğrudan etkilemiştir. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan Tatarlar yemek kültürünü de doğrudan buna göre planlamışlardır. Bundan dolayı yemekler hamur işi ve et ağırlıklıdır. ''Tatar hamursuz doymaz.'' sözü buradan gelir. Yetiştirdikleri sebze ve meyveler, buğday ,bulgur, patates, soğan,havuç, domates ,biber,lahana, üzüm, elma, armut, kabak, ceviz temel besin kaynaklarıdır. Tatarlar şimdiye kadar yemek kültürlerinde pek fazla değişime uğramamışlardır. <img class="alignnone wp-image-44687" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/73038321_2459704907601084_719148374854467584_n-300x169.jpg" alt="" width="770" height="434" /> Yemekler, düğün <strong>(toy</strong>) davet (<strong>cıyın</strong>) ve günlük hayat olmak üzere üçe ayrılır. Tatarların bütün yemeklerinde olduğu gibi düğün yemekleri de etlidir. Eskiden büyük baş hayvan kesimiyle başlayıp, üç gün üç gece süren düğün yemekleri olurdu. Günümüzde bu adetler daha çok kırsal kesimde  sürse de  günümüz koşulları gereği üç günde değilde bir günde bitmektedir. Yemekler et ağırlıklı olmakla beraber çeşit olarak azaltılmıştır. <strong>Sorpa</strong> diye adlandırdığımız, et suyunda yapılan çorbalar olur, bunu etli kavurma yemekleri izler pilav, sarma veya dolma ile servis yapılır garnitür olarak patates kızartması verilirdi. Yanında olmazsa olmaz hoşaf ve helva olurdu. Yemekler komşu ve akraba kadınlar tarafından el birliği ile yapılır, en yaşlı kişi tencere başına oturtulurdu. Buradan Tatar kültüründe kadına çok değer verildiğini anlaya biliriz. Ayrıca düğün evine komşu ve akrabalar tarafından hamur işinden yapılan çeşitli yemişlerle süslenmiş tepsilerde (sini) yiyecekler hazırlanırdı. <img class="alignnone wp-image-44685" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-3-300x220.jpg" alt="" width="841" height="617" /> Tatar kültüründe düğün gibi cenazelerin de önemli bir yeri vardı. Kıymalı patates kavurması ve <strong>ulkum</strong> adı verilen (bir nevi pişi) mayalı hamur kızartılır. Un helvası kavrulur cenazeye gelenlere sofralar koyulup ikram edilirdi. Kırım Tatar mutfak kültüründe bebek doğumları önemli bir yer tutar, doğumlarda <strong>cıyın</strong> adı verilen davetli yemek verilirdi. Burada da hamur işi olmazsa olmazdı, yemek olarak <strong>göbete</strong> adı verilen el açması kıymalı pirinçli hamur yapılır. Hoşafla birlikte, gelen kadın misafirlere ikram edilirdi. Günlük hayatta da yemek kültürü Tatarlarda pek değişkenlik göstermemekle beraber, etli ve hamur işi yemekler ağırlıklıdır. Akşam yemeklerine ayrı bir önem verilir. Bayramlar da Arife günü <strong>şibörek</strong> <strong>(çibörek)</strong> veya<strong> ulkum</strong> pişirilir, komşu da pişse bile aynısı dağıtılırdı. Günümüzde aynı adetler biraz farklılaşıp azalsa da aynen devam etmektedir. <img class="alignnone wp-image-44686" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-5-300x225.jpg" alt="" width="1047" height="785" /> Bir diğer Kırım Nogay mutfak kültüründe,<strong> at eti</strong> ve<strong> kımız</strong> adı verilen içeceğin önemli bir yeri vardır. Kımızın kuvvetlendirici bir içecek olduğunu ve sağlığa yararlı olduğunu düşünmekteydiler. Nogaylar at, deve, koyun, sığır, kümes ve av hayvanlarının etini yiyorlardı.Yazın koyun eti, kışın ise at eti yemekte idiler. Kışın ise tay eti yeyip taydan elde edilen yağı mide hastalıklarına iyi geldiğini düşünüyorlardı. Kışın sütün ve kımızın bulunmadığı zamanlarda boza yapmakta idiler, şerbet diğer önemli içecekleridir. Tatar mutfağında yemekler kaynatma, kızartma ve fırınlama ile hazırlanır. Dökme demir kaplarda, güveç kaplarda pişirilir, tahta kaşıklar kullanılır. Tatarlar ağırlıklı olarak Eskişehir, Kütahya başta olmak üzere Batı Anadolu bölgesinde çeşitli illere yerleşmişler, yerleştikleri yerlerin yemek kültürünü etkilemiş ve etkilenmişlerdir.