G

gezgininyoldefteri

@gezgininyoldefteri

3 paylaşım0 takipçi0 takip
G
gezgininyoldefteri
·19 Eyl 12:07·Tarih

&nbsp; Hz. İsa'dan sonraki 1. yüzyılın ikinci yarısıydı. Dönemin Roma İmparatoru Adriyanus, Roma şehri olan Ersus'un (Tarsus) valisi ise, Dekyanus'tu. O dönemde putperest Roma'da İseviliğe inanmak hem suç ve hem de sonu ölümdü. Bu nedenle dönemin gerçek İsevîleri, inançlarını gizli gizli yaşamak zorunda kalmışlardı. Ersus (Tarsus) meclisinde görevli 6 inanmış üst düzey vezir; "Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş ve Şazenuş" birilerinin ihbarı üzerine deşifre olmuşlardı. Ersus valisi Dekyanus, inanmış bu altı genci hemen cezalandırmadı ve onlara düşünmeleri için vakit tanıdı. Fakat tüm makam, mevkî ve itibarlarını inançları uğruna ellerinin tersiyle bir kenara iten bu 6 insan, kaçarak Ersus'un kuzey batısındaki Encülüs Dağı'na sığındılar. Dağda kendileri gibi inanmış çoban Kefeştatayyuş ve köpeği Kıtmir'i de yanlarına alarak bir mağaraya saklandılar. Roma askerleri çoktan peşlerine düşmüştü bile. Mağaradaki yedi insan “Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır.” (Kehf Suresi 10. Ayet) diye Allah'a dua ettiler. Roma askerleri tarafından tespit edilen mağaranın ağzı kapatılarak mühürlense de, duaları kabul edilen 7 insan ve bir köpek tam 309 yıl; yemeden, içmeden, yaşlanmadan ve çürümeden uyuyarak, sanki bir gün uyumuş gibi uyandılar. Onlar Ahiret inancının vücut bulmuş haliydiler ve yaşadıkları mucizenin farkında bile değildiler. Aralarından Yemliha'yı kılık değiştirerek yiyecek alması ve haber toplaması için şehre gönderdiler. Alış-veriş sırasında uzattığı paranın 300 yıl öncesine ait olduğunun farkında olmayan Yemliha, hazine buldu sanılarak tutuklandı. Dönemin valisi Aryus`un huzuruna çıkarılan Yemliha başından geçenleri bir bir anlattı. Kendileri gibi tek bir Allah'a inanan Aryus; anlatılan bu olayın 300 yıl önce yaşandığını ve artık herkesin tek bir Allah'a inandığını söyledi. Olay halk arasında şaşkınlık uyandırarak hızla yayılmaya başladı ve herkes Yedi Uyurları görmek için Encülüs Dağı'na akın etti. Dönemin yöneticileri tarafından şehre davet edilen bu yedi yaren, durumu değerlendirmek için tekrar mağaraya girdiler ve Allah tarafından gizlenerek gözlerden kayboldular... Dünyada bu mağaradan kendi toraklarında olduğunu iddia eden 33 şehir bulunuyor. Bu şehirlerden 4 tanesi Türkiye'de (Tarsuz, Afşin, Efes, Lice); olayın gerçekleşme ihtimalinin en yüksek olduğu iki şehrin ise; Tarsus ve Afşin olduğu düşünülüyor. <img class="alignnone wp-image-48657" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/kuran-i-kerim-ve-ozellikleri-173989-300x144.jpg" alt="" width="698" height="335" /> Kehf Suresi'nden 10. 11. 12. 13. 14 Ayetleri Meali: 10.Hani o genç yiğitler mağaraya sığınıp: “Rabbimiz bize katından bir rahmet ver, bize yardım et; şu işimizde doğru ve rızana uygun olan ne ise onu bize nasip eyle!” diye niyâz etmişlerdi. 11.Bunun üzerine biz de onları sığındıkları o mağarada yıllarca sürecek derin bir uykuya daldırdık. 12. Sonra iki fırkadan; Ashâb-ı Kehf ve düşmanlarından hangisinin bekledikleri gayeyi daha iyi hesap etmiş olduğunu ortaya çıkarmak için onları tekrar uyandırdık. 13. Şimdi biz, onların başından geçen ibretli hâdiseyi bütün gerçekliğiyle sana anlatacağız: Hiç şüphesiz onlar Rablerine iman etmiş genç yiğitlerdi; biz de onların imanlarını daha da artırdık. 14. Kalplerine tam kuvvet ve metânet verdik de zâlim krala karşı kıyâm ettiklerinde şöyle dediler: “Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbi olan Allah’tırBiz O’ndan başkasını ilâh kabul edip tapmayız. Böyle bir şey yaparsak, yemin olsun ki gerçek dışı, pek saçma bir iddiada bulunmuş oluruz.”

17 yüz yılın sonlarıdır. lV. Mehmet'in eşi Rabia Gülnuş Sultan, arabasıyla Azapkapı (Unkapanı Köprüsü'nün Galata girişi) tarafından geçmektedir. Sıradan bir meydan çeşmesinin başında bir kız çocuğunun için için ağladığını görür. Bu manzaraya dayanamayan Rabia Gülnuş Sultan; arabayı durdurarak küçük kızın yanına gider ve onu teselli etmeye çalışır. Fakat kızcağızı bir türlü teselli edemez. Hatta ona, kendisine yeni bir testi alması için bir miktar para uzatır. Fakat parayı geri çeviren küçük kız, kaderini değiştirecek şu sözleri sarf eder; <strong>"Ben testim kırıldığı için ağlamıyorum, eve su götüremediğim için ağlıyorum. Çünkü eve benden başka su götürecek kimse yok."</strong> der. Kızın yaşından beklenmeyen bu duyarlık ve gözü tokluk karşısında ne diyeceğini bilemeyen Valide Sultan, cevaptan çok etkilenir. Soluğu, Galata eteklerinde bulunan kızın evinde alır. Fakir bir aile oldukları her hallerinden bellidir. Rabia Gülnuş Sultan, ailenin de iznini alarak küçük kızı saraya götürür. Ailesiyle birlikte kızın her türlü sorumluluğunu ve bakımını üstlenir. Gel zaman git zaman, sarayda en iyi eğitimleri ve terbiyeyi alan küçük kız; büyür, serpilir güzeller güzeli zarif, asil bir genç kız olur. <img class=" wp-image-46245 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/azapkapi.saliha-700x460-1-300x197.jpg" alt="" width="699" height="459" /> İşte bu kız; daha sonraları ll. Mustafa'nın eşi ve l. Mahmut'un annesi olacak olan SALİHA SULTAN'nın ta kendisidir. Fakir mahallesini hiçbir zaman için unutmayan Saliha Sultan, mahallesine ziyarete gittiği bir günde, kaderinin değiştiği yer olan meydan çeşmesini görür ve yerine güzel bir çeşme yapılmasını ister. Oğlu l. Mahmut; tahta geçtiğinde annesinin bu arzusunu yerine getirerek, Lale Devri üslubunda zarif bir çeşme yaptırır. Bu çeşme Azapkapı'da ki yerinde hâlâ tüm zarafetiyle durmaktadır.

Tarihler 30 ocak 1889 yılını gösteriyordu. Viyana yakınlarındaki Mayerling Av Köşkü'nde her zamanki gibi sıradan bir sabah vaktiydi. Köşkün uşağı Loscheck, uyandırmak için efendisinin kapısını çalmıştı. Fakat içerden bir cevap gelmedi. Endişeyle kapıyı tekrar çaldı, fakat yine cevap yoktu. Belli ki aksi giden bir şeyler vardı. Telaşla durumu köşkteki diğer kişilere bildirdi. Herkesin önüne toplandığı kapının kilidi önce baltayla kırılmaya çalışıldı, fakat açılmadı. Nihayetinde kapıyı kırmaya karar verdiler. Açılan kapıdan içeriye Mahremiyetten dolayı sadece uşak Loscheck girdi. Fakat girmesiyle çıkması bir oldu... Yüzü dehşetten bembeyaz olan uşak Loscheck daha sonra olanları şöyle anlatacaktı: "Yatağın baş ucunda bir iskemle, alçak bir masa ve masanın üstünde de aynayla bir tabanca vardı. Prens Rudolf yatağın sol tarafında yatıyordu. Barones Vetsara ise sağ tarafına uzanmıştı. Belli ki yakından ateşlenmiş bir silah ile vurulmuşlardı ve her ikisinin kafası da param parçaydı... Dostlar; bu anlattıklarım tarihe "MAYERLİNG FACİASI" olarak geçen ve gizemini hala koruyan hazin bir hikayenin son anlarından. <img class="aligncenter wp-image-45784 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/Macaristan-Cek-Avusturya-1073-1.jpg" alt="" width="813" height="540" /> <strong>Nedir bu Mayerlig Faciası? Gelin, isterseniz olayın en başına dönelim!</strong> Prens Rudolf; Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph ile Kraliçe Sisi'nin tek oğluydu. Tahtın tek varisi olan Rudolf, sıkı ve disiplinli bir eğitimden geçmişti. Armut dibine düşer misali, Rudolf'da annesi Sisi gibi özgür ve aykırı bir karaktere sahipti. İmparatorluk tahtında hiç gözü yokmuş gibi davranıyordu. Devlet yönetiminden ziyade felsefe ve edebiyatla ilgileniyor, hatta sol gazetelerde takma isimlerle babasını eleştiren yazılar yazıyor, gününün çoğunu Mayerling'te aldığı av köşünde geçiriyordu. Anlayacağınız imparator ile oğlu Rudolf karakter olarak birbirine taban tabana zıt iki insandı ve sürekli çatışma halindeydiler. Ütüne üstelik; Rudolf'un sırf siyasi nedenlerden dolayı zorla Belçika prensesi ile evlendirilmesi bu çatışmanın tuzu biberi olmuştu. Metresleri ile gününü gün eden Rudolf, saraydan kopuk bir hayat yaşayarak hanedan ailesini iyice çıldırtmaya başlamıştı. Kendisinden yaşça küçük Macar kökenli soylu bir ailenin kızı Barones Marie Vetsera ile tanışarak tutkulu bir aşk yaşamaya başlayan Prens Rudolf, bu olaydan sonra babasıyla şiddetli bir tartışma yaşayarak saraydan tamamen ayrılıp Mayerling Köşkü'nde yaşamaya başladı. İşte tüm bu yaşananlardan sonra; 30 ocak 1889'un bir sabah vakti Marie Vetsera ve Prens Rudolf köşkün uşağı tarafından, kafalarından birer kurşunla vurulmuş şekilde ölü bulundular. Sarayda şok etkisi yapan olay, derhal deliller karartılarak ört bas edilmeye çalışıldı. Öncelikle Marie Vetsera'nın cesedi, şüphe uyandırmaması adına kıyafetleri giydirilerek ve parçalanmış kafa tası şapkayla toparlanarak, bindirildiği bir arabayla Mayerling Köşkü yakınlarındaki bir kilisenin bahçesine apar topar gömüldü. Prens Rudolf'un cesedi ise; yine şüphe uyandırmayacak şekilde parçalanmış kafa tası alçıyla toparlanarak Viyana'ya getirildi. Ölüm nedeni olarak da kalp krizi açıklaması yapıldı. Ancak gerçekler halktan daha fazla gizlenemeyince, prens ve sevgilisinin bir sinir krizi sonucunda intihar ettikleri açıklandı. <strong>Peki günümüzde bile hala tam olarak çözülememiş bu olayın gerçek yüzü neydi?</strong> Konuyla ilgili ortaya atılmış birçok rivayet var. Bunlardan biri, cinayetin coşkun bir içki aleminden sonra işlenmiş olduğu. Bir diğeri, Prens Rudolf'un çatışma halinde olduğu babası Franz Jozef'in emriyle öldürüldüğü. En yaygın söylenti ise; kendini baskı altında hisseden ve istediği hayatı yaşayamayan Prens Rudolf'un sevgilisi ile birlikte intihar ettiği yönündeydi. Elbette ki olay bununla da bitmiyor. Hatta bir kelebek etkisi yaparak dünyayı büyük bir felaketin eşiğine sürüklüyor. Çünkü Rudolf'un ölümü ile tahtın yeni varisi amcasının oğlu Arşidük Ferdinant'tı. Rudolf taraftarı radikal sosyalistler, Ferdinant'ın tahta geçmesini istemiyorlardı. Bu duruma engel olmak için Arşidük Ferdinant'ı Saraybosna'yı zitareti sırasında, kiraladıkları bir Sırp milliyetçisine öldürttüler. Böylece 4 yıl sürecek olan ve 17 milyon insanın ölümüne neden olacak olan, l. Dünya Savaşı'nın fitilini ateşlemiş oldular.

9