P

Prof.Dr. M.Fatih Çam

@fatihcam

45 paylaşım0 takipçi0 takip

Türkiye Yüzyılı ve Gerçekler İktidarın, Cumhuriyetin 99. yıl dönümünde başlatmış olduğu "Türkiye Yüzyılı" söylemi ve ardındaki gerçeklere bakalım. Dünya pandemi süreci içerisinde bir değişim geçirdi ve bu değişimden her ülke nasibini aldığı gibi Türkiye de aldı, ancak Türkiye'nin bu süreçte göstermiş olduğu performans, uluslararası camiada göstermiş olduğu hareketlilik, yapmış olduğu yardımlar özellikle de Amerika'ya bile yardım göndermesi, Türkiye'nin hem öz güvenini arttırmış hem de yeni bir gelecek vizyonu hazırlamasına dair imkanları geliştirmiştir, gerek içeride ve gerek dışarıda iktidarın son zamanlarda atağa geçmesi ile başlayan 2023 seçimleri için bir propaganda olmaktan öte birtakım gerçekleri barındırmaktadır. Özellikle Mavi Akım projesi, Rusya-Azerbaycan ve İran'la yapılan anlaşmalar, Irak'tan gelen petrol akımı, Batı Karadeniz'de bulunan doğalgaz rezervi ve yapılan araştırmalar sonucu yeni rezervlerin olasılığı; Rusya ile Ukrayna arasında süren gerginlik ve Amerikan etkisiyle özellikle Avrupa'nın Rusya'ya uyguladığı yaptırımlar, Türkiye'yi enerjinin merkezi durumuna getirmiştir. Temeli atılan ve faaliyete geçen yerli otomobil projesi ve yapılan ön satışlar, bordan pil üretimi, sanayide meydana gelen olumlu değişimler, Türkiye'nin dış ticaretini geliştirme noktasına getirmekten daha da önemlisi atağa geçmesine ve bu konuda dünya yıldızı olmasını gerektirmekte ve müjdelemektedir. Direkt dolaylı ticaretle ihracat ve ithalat dengesinde meydana gelecek olumlu gelişmeler, halkın konut edinmede kolaylık ve hemen herkesin kendi evinde oturma imkanını kazanması refah düzeyinin artmasına yol açacaktır. Bu arada pandemiden etkilenen ticaret erbabına yapılan yardımlar göz ardı edilemez. <img class="alignnone wp-image-54735" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/turkiye-madenleri-768x432-1-300x169.jpg" alt="" width="950" height="535" /> Bunlara ek olarak önümüzdeki dönemde asgari ücretin sosyal refah seviyesini yükseltecek şekilde ayarlanması, emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili düzenlemelerin yapılması toplum refahını arttıracaktır. Refahı artan toplum mutludur, ülke mutludur ve mutlu ülkeler de dünyanın yıldızı olmak için ön alırlar. Tabii burada sözünü etmiş olduğumuz senaryo, olmasını arzuladığımız senaryodur. uygulayıcıların yapacakları büyük hatalar bu senaryonun gerçekleşmesini engeller, o bakımdan yeni dönemdeki uygulamalara ve uygulayıcılara dikkat etmek gerekir. Bu, bu sürece muhalefetin destek vermesi kendi misyon ve vizyonunu geliştirmesi açısından önemlidir. Baltalamak, karalamak kötü reklam kazandırmaz; bağırmak, kargaşa yaratmak olayları dramatize etmek ve çarşı pazarda kargaşa yaratmak muhalefete de bir şey kazandırmaz. Geometride bir gerçek vardır. Üç noktadan bir düzlem geçer. Bunun sonucu olarak üç ayaklı bir masa asla tökezlemez. Hep beraber görüyoruz ki; ikisi dışında, elemanlarının çoğu siyasi ömrünü tamamlamış olan bir altılı masa var. Bazıları: "yedili" diyor, toplanıp dağılmaktan, başka işleri yok, toplanıp dağılırken de dağıtmayı hedefliyorlar. Kendilerinin hayrına olması gereken bir öneri olarak: derlenip, toparlanmaları kararlı olmaları, çatlak sesleri bertaraf etmeleri gerekmektedir. <img class="alignnone wp-image-54736" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/th-1-24-300x192.jpg" alt="" width="906" height="580" /> Belli ki aralarında bir konsensus, bir anlaşma yok. Millet İttifakı olarak asıl ögelerini dikkate alarak devam etseler daha başarılı olurlar; çünkü ögelerden çoğu, iktidarın eskileridir, eksiklikleridir. Dışlandıkları için intikam mangalarıdır. Özetlemek gerekirse Türkiye Yüzyılı güzel bir söylem, desteklenmesi gereken bir vizyondur. Ülkece destek verirsek ülkenin tüm unsurları, iktidarı ve muhalefeti ile bundan fayda elde edeceklerdir. Çünkü fayda Türkiye'nin faydasıdır. 99. yılını kutlamış olduğumuz Cumhuriyet ve bu Türkiye, Atatürk Türkiye'sidir Atatürk'ten başka bir unsur düşünmek nankörlüktür. Atatürk'ümüzün "<strong>en büyük bayram</strong>" dediği, Cumhuriyet dolayısıyla ulu önderimizin ruhu şad, mekanı cennet olsun. Bu topraklar için, bu bayrak için can vermiş olan tüm şehitlerimizi; minnetle anıyorum. Mekanları cennet, ruhları şad olsun. Atatürk Türkiyesi'nin yeni Yüzyılı: '<strong>Türkiye Yüzyılı</strong>' kutlu olsun.

2

Bandırma Vapurunda başlayan Cumhuriyet hikayesi; 19 Mayıs 1919 Atatürk'ün Samsun'a çıkışı, yeni Türk devletinin, Türkiye'nin doğum günü. 3 Ocak 1881'de doğan Atatürk'ün doğum günü bu cumhuriyetin başlangıç günüdür. Bandırma vapurunda başlayan cumhuriyet hikayesi. Türk Milleti'nin uzak Asya'dan bu tarafa doğasında olan, halkın kendisini yönetmek istidadı, isteği büyük Atatürk'ün beyninde uzun yıllar yaşamış ve Samsun'a çıktıktan sonraki süreç içerisinde 29 Ekim 1923'te hayat bulmuştur, bugün 99. senesini kutlamış olduğumuz Cumhuriyet, aslında gençtir. Ancak Türkler için genç bir Cumhuriyet değildir. <img class="alignnone wp-image-54704" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/th-1-23-300x200.jpg" alt="" width="843" height="562" /> Oğuz boylarından bu tarafa yönetim; halk yönetimiydi, yani obanın seçtiği kişi tarafından yönetiliyordu devlet, o bakımdan Cumhuriyet yönetimi yani halkın kendi kendisini yönetme isteği daha uzak Asya'dan bu tarafa Türklerin doğasında mevcuttu. Atatürk bu doğayı hayata geçiren büyük bir lider olarak dünya tarihindeki eşsiz yerini almıştır, düşmanlarca işgal edilmiş Osmanlı devleti, Vatan şairi Namık Kemal'in: "dayamış vatanın bağrına düşman hançerini, yoğimiş kurtaracak bahtı kara maderini" sözleriyle anlatılan umutsuz tavır, büyük kurtarıcı Mustafa Kemal Atatürk'ün: "Dayasın vatanın bağrına düşman hançerini, bulunur kurtaracak bahtıkara maderini" sözleriyle umut bulmuştur. Türkler hiçbir zaman karamsarlığa,  ürkekliğe düşmemiştir: 'zulmün topu var, güllesi var, kal'ası varsa, hakkında bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır, göz yumma güneşten ne kadar nuru  kararsa, sönmez ebedi, her gecenin gündüzü vardır." mısralarıyla anlatılan Allah inancı ve umut kaynağı bu milletin harcıdır, işte Cumhuriyet bu harçla yoğrulmuştur. Dört nala gelen gelerek,  Akdeniz'e bir kısrak başı gibi sokulan, bu vatan bizim, bu bayrak bizim, bu bayram bizim. Yeni yüzyıl  Türkiye Yüzyılı bizim. Türkiye Cumhuriyeti burası; dünya coğrafyasının merkezidir. Burada güneş Asya'dan doğar, Avrupa'dan batar. Yeni yüzyılda bu cumhuriyet enerjinin merkezi olacaktır. Dünya enerjiyi ya direkt ya da dolaylı olarak Türkiye'den alacaktır. Türkiye Cumhuriyeti dünyanın efendisidir. Kutlu olsun Cumhuriyet, kutlu olsun Türkiye Yüzyılı.

6

Toplumda insanlar kendi haklılıklarını anlatmak için karşısındakileri suçlayacak eleştirilere yönelirler, genellikle bu kişisel yaşamımızda toplumsal yaşamımızda ve siyasal hayatımızda örneklerine çok sık rastladığımız bir durumdur. Bu durum 'sen dili' ve 'ben dili' olarak tanımlanır:"Sen dili genellikle karşı tarafı suçlayıcı bir konuşma tarzıdır. Sen dilini kullanan kişiler genellikle karşı tarafı eleştiren bir söylemde bulunurlar. Bu konuşma tarzı kişinin hissettiklerinden çok kişiliğe yöneliktir. Sen dilini kullanan kişiler karşı tarafın kendini anlamasına engel olarak savunmaya geçici bir tavır almasına neden olurlar.  Bunun yerine karşımızdaki insanlarla iletişim kurarken ben ne hissediyorum? Ben ne düşünüyorum? Bunu karşımdaki kişiye en iyi nasıl aktarabilirim? Bunun üzerine odaklanmamız gerekir. Karşımızdaki kişiye kendimizi anlatmanın en iyi yolu ben dilini kullanmaktır. Ben dili kullanılarak kurulan cümleler, asıl amaca ve yaşanan durumun ne düşündürdüğünü ve ne hissettirdiğini karşı tarafa aktarır. <img class="alignnone wp-image-54602" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/th-1-22-300x142.jpg" alt="" width="1111" height="526" /> Sen dili ve ben diline örnek verecek olursak; İşe neden gelmedin? ( sen dili) İşe gelmeyince seni çok merak ettim, endişelendim. ( ben dili) Her akşam telefonla oynuyorsun. Bırak şu telefonu, sana kaç defa söylemem gerekiyor yeter artık. (sen dili) Telefon oynaman, benim kendimi, yalnız hissetmeme neden oluyor. Bu durum da beni çok üzüyor. (ben dili) Tabii günlük hayatımızda örneklendirdiğimiz bu olay mesela politikada söz gelimi iktidar partisinin üyeleri demeçlerini şu şekilde verseler: "Memlekette yollar, hastaneler, okullar, stadlar açtık; yatırımlar yaptık, bunları iyi niyetle ve gayretli olarak yapmaya çalıştık, bizden sonra gelecek iktidar temsilcilerine, muhalefetteki rakiplerimize, örnek olması bakımından da özenerek, yaptık onlar da iktidar oldukları zaman bizim yaptıklarımızı örnek alarak daha iyisini yapmaya gayret edeceklerdir, biz de her yaptığımızdan sonra daha iyisini yapmak için gayret göstererek onlara iktidarı vermemeye çalışacağız." <img class="alignnone wp-image-54604" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/th-34-300x180.jpg" alt="" width="1118" height="671" /> Muhalefetteki partiler de: "Elbette görev başındaki yönetim, iyi niyetli olarak çalışıyor, olsa da, bir takım hizmetlerde aksamalar, meydana geliyor, önerilerimize dikkat ederek o aksamaların önüne geçerlerse, biz de iktidar olduğumuz zaman, daha iyi bir memleket buluruz. Memleketteki problemlerle ilgili önerilerimizi bir paket halinde kendilerine sunuyor ve yardım etmeyi taahhüt ediyoruz, amacımız hep beraber mutlu ve müreffeh bir Türkiye yaratmak olacaktır." Propaganda ve eleştiri bu şekilde olsa, ne güzel olurdu, değil mi? Ama maalesef öyle olmuyor. İyilik insanı güzelleştirir. Kötü daima daima çevreyi kirletir. Kötü unsurlarla yapılan reklam tutmaz, fesatın sonundan aydınlık çıkmaz. Aydınlık günler dilerim.

8

Ülkemizde tuhaf şeyler oluyor kim, neyi, ne için yapar; anlamak mümkün değil? Anlaşılan ruhsal sorunları olan bir hanımefendi, sahnede tuhaf bir şey söylemiş, toplumun büyük bölümünün hassasiyet duyduğu bir konuda bir kelam etmiş, sonunda da kendisine tutuklama kararı çıkartılmış. Hukukun düzgün işlemesi güzel şey, her olayda; eğer düzgün işliyorsa, hukuk gerçekten de çok güzel bir şey, eğer siz çocuk istismarı yapanları, devlet düzenini bozanların sosyal medya faaliyetlerini veya sokak eylemlerini, devlet düzenini bozmaya yönelik camide vaaz veren vaizlerin eylemlerini, eğer anında cezalandırabiliyorsanız; Atatürk'e hakaret eden zavallıları, hassas bir şekilde cezaevine götürebiliyorsanız size feda olsun Gülşen'ler. Ama siz sırf "laf olsun" diye iki gün sonra serbest bırakacağınız birini, tutuklayıp; iki gün sonra da serbest bırakıyorsanız, sizin eyleminiz gerçekten masum bir eylem değildir; açıkça söylüyorum toplum ve devlet düzenine yönelik bir eylemdir. Tutukladığınız, bana göre zavallı bir kadın ("Tabii şimdi çoğunluk para içinde yüzüyor, bir giydiğini bir daha giymiyor, bir aldığını bir daha almıyor, şu kadar parası, bu kadar malı, bu kadar arazisi var." derseniz haklısınız, ama zenginlik her şey değildir.) belki de bu satırların yazıldığı sırada, tutukluluk hali kaldırılacak, ne yaptınız? Zaten zavallı olan birini Kahraman yaptınız. Ne yaptınız? Yukarıda sıraladığım insanları tutuklamadığınız için nefret kazandınız, kimler nefret kazandı? Kimlerin sempatisi arttı? Hesabını elbette göreceksiniz. Söz konusu olan şarkıcı; öteden beri olayların insanı halindedir, bazen açıkladığı yasak aile ilişkileriyle, bazen giydiği kıyafetlerle, 'hatta ilk çıkan şarkısıyla' olay olmuş bir kadındır. Yakınları, sevenleri; ona akıl verip, psikolojik tedavi almasını sağlamak yerine, tuhaf hareketlerine devam etmesi, bu kötü sonucu belirlemiştir. Bu arada bu tutuklamayı bahane ederek devleti hakir görmeye, sosyal medyada çılgınlık yaratarak; sosyal medya linci yaratanlar; kahraman olmaya çalışmasınlar, zaten tutuklayanlar tutukladıkları kişiyi 'kahraman!' yaptılar. Allah, herkesin akıl ve beden sağlığını korusun.

4

Bugünkü konumuz cinsler arasındaki ilişki ve toplumumuzun bu konuda ne yapması gerektiğine dair benim kişisel görüşlerim. 14-15 yaşından itibaren çocukların ve gençlik yıllarına başlayanların karşı cinse yönelimleri değişiklik göstermektedir; çocuk yaşlarda sadece arkadaşlık, oyun arkadaşlığı, okul arkadaşlığı gibi oluşan arkadaşlık bireylerin fiziksel gelişimlerinde meydana gelen değişmeler nedeniyle artık ilişkiler boyut değiştirmeye başlar. Önce karşı cinsten hoşlanma, karşı cinse yönelme sonra daha farklı ve hayata dair şeyleri paylaşma, bireylerin birbirinden hoşlanma tarzının değişmesi, paylaştıkları şeylerin gelişmesi ve anlam kazanması sonra birebir zaman geçirme isteği flörtün doğumudur. Ailelerin bu aşamada çocuklarını flörtten koruma istekleri beyhudedir tam tersine bu flörtü körükler, sonunda bir yalan aşka bile götürür oysa cinslerin birbirini tanıması zaman geçirmesi doğal karşılanmalıdır. Ancak özellikle kadın unsurunun korunması bakımından ve cinsel yapı bakımından istismara, suistimale açık olması kız çocuk annelerinin ve babalarının dikkat etmesi gerekmektedir. Bu konuda okullarımızda cinsel sağlık konusunda dersler verilmesi, istenmeyen durumların önüne geçilmesi bakımından çok önemlidir. Eğer arkadaşlık ve flört çok ileri bir aşamaya gitmişse, ebeveynlerin buna engel olması bireylerin sağlığı açısından da sorun oluşturacaktır. Bu aşamada beni geri kafalı bulabilirsiniz ama maalesef ben bir imam hatip torunuyum ve bu konuda ebeveynlerinden öğrendiğim çok şey var. Dinimden öğrendiğim çok şey var bu bakımdan hani İslam'da çoklu evlilik, çok kadınla evlilik diye bir soru var ya, işte öyle bir şey yok. İslam'da esas olan; bireyin tek kadınla evlenmesidir ancak olumsuzlukların ortaya çıkması bir takım zorunluluklar, kişisel sağlık problemleri bazı durumlarda 'İmam nikâhının' masumiyetini ortaya çıkarmaktadır. Bu bakımdan konunun aile çevrelerinde iyi şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir defa dinimiz karşı cinslerin el ele tutuşmasını, öpüşme ve koklaşma gibi olayları yasaklamış olması bireyler nişanlı olsa bile bunlara cevaz vermemesi; konunun yeniden gözden geçirilmesi ailelerin dikkat etmesi gereken hususlardır. Erken yaşta bir kızın evlenmeden hamile kalması daha ileride daha büyük genital sorunlara yol açacaktır. Bunları dikkate alarak ve insanların mutluluğunu gözeterek çözüm bulmak gerekir. İslam'da bu çözüm önceki yıllarda erken evlilik ya da imam nikâhı ile bulunmuş; bulunmasının sebebi ise zürriyeti belli olmayan çocukların dünyaya getirilmesini önlemek içindir. Yani her açıdan bakıldığında içinden çıkılması zor bir durumdur, herkes kendi sosyal ve ahlak anlayışı içerisinde, inanç anlayışı içerisinde bu duruma çözüm bulmak zorundadır, mutlu günler diliyorum.

2

Bugünkü konumuz biraz teknik, öğrencilik yıllarından beri içinde olmuş olduğum bilgisayar teknolojileri ile ilgili olarak günümüzde mobil işletim sistemleri karşımıza çıkmaktadır. Mobil teknolojilerin gelişmesi sadece telefon, bilgisayar gibi ürünleri değil evinizdeki buzdolabı, klima, soba, yatak, pencere, perde, akıllı ev, güvenlik sistemleri gibi çok çeşitli ve teferruatlı konularda teknoloji üretimi hatta harp sanayi ile ilgili teknoloji üretimi; havada haberleşme, kırda, bayırda haberleşme gibi okyanus ötesinde haberleşme gibi çok çeşitli varyasyonlarıyla yaşamımızın içine girmiştir. Yaşamımızın içine giren en önemli sistemdir, dünyada en çok kullanıcısı olan bir sistemdir. Bu konuda bir tez yazarının dokümanından şu bilgileri verebilirim: " Mobil İşletim Sistemi, özellikle cep telefonları, akıllı cihazlar, tabletler ve PDA'lar için geliştirilmiş olan işletim sistemleridir. ■ Mobil işletim sistemleri sayesinde bu tür cihazlar ve cihazların içerisindeki yazılımların çalışabilmesi için uygun ortam sağlanmaktadır. ■ Her mobil işletim sistemi tıpkı bilgisayarlar için geliştirilen işletim sistemleri gibi farklı felsefeye sahip olabilir ve farklı geliştiriciler tarafından geliştirilebilir. ■ Bazı mobil işletim sistemleri açık kaynak kodluyken bazıları da kapalı kaynak koduyla kullanıcıya sunulmaktadır." Apple marka ürünlerde kullanılan; Android'den fazla olmasa da Android'e yakın bir kullanıcı düzeyine sahip olan iOS ürünü ile ilgili aynı yazar şu bilgileri vermektedir: "iOS işletim sistemi, Apple ürünü olarak ortaya çıkan ve çeşitli Apple marka mobil cihazlar için üretilmiş işletim sistemidir. Apple tarafından geliştirilen Mac OS X (Unix türevli) işletim sistemi ailesinden üretilmiştir. Apple marka mobil cihazlar için özel tasarlanmıştır. Sadece parmak etkileşimi ile çalışacak biçimde tasarlanmıştır." Sonuç olarak altyapısal olarak bu işletim sistemlerinden en önemlisi Android'ir. Ancak kullanıcı pratikliği bakımından iOS'ta önemli bir iletişim sistemidir. Tabii burada işletim sistemlerinin duayeni olan Windows'tan ve Windows'un son uygulaması Windows 11, bütün bu uygulamalara taş çıkartan yenilikler geliştirmiştir. Benim gözlemim, bir Android TV'den aldığım izleme zevki, Windows TV'de daha doğrusu Windows'tan izlediğim bir TV'den aldığım izleme zevkinde yok. Onun için de bana göre galip şu anda Windows.

2

Normalde insanları beden dilleri ile karakterize edebilirsiniz. Genelleme yapmadan, aşağıdaki unsurların birini ya da bir çoğunu bir kişide buluyorsanız; onun sözlerinin doğruluğunu, mutlaka araştırmalı çek etmelisiniz. <ul> <li>Özellikle söz söylerken, konuşurken başını çok hızlı bir şekilde sağa sola sallaması</li> <li>Dudaklarını yalaması</li> <li>Bir yerlerini kaşıması</li> <li>Burun bölgesini kaşıması</li> <li>Konuşurken aniden duraksaması</li> <li>Oturuyorsa ayaklarının titretmesi</li> <li>Panik içinde hareket etmesi</li> <li>Avuç içlerinin terlemesi</li> <li>Konuşmasının bir yerinde efelenmesi; “şunu söylersem yer yerinden oynar, çok önemli belgeler var açıklayacağım, adamsan çık karşıma, senin havanı ben söndüreceğim” gibi konuşmanın bir yerinde bu tarz söylemler söyleyenin  yalancı olduğunun psikoloji biliminin doğruladığı bir gerçektir.</li> </ul> Özellikle politikacılar, çok yüksek sesle konuştuklarında, aslında çok inanmadıkları bir şeyi anlatmaya çalışırlar, inanmış insan savını hoş bir tonla tane tane anlatır. Tabii Hakkı yenerek çığlık atma pozisyonuna gelmiş olanlar bu cümlenin dışındadır, haksızlık; haksızlığa uğrayanı cinnet seviyesine kadar da getirir. Özellikle yalan söyleyene, çok kızan birine 'yalan söyledin' iftirası kendi adıma cinnet nedenidir. Bir amacı gerçekleştirmek için, organize olmuş yalan örgütleri, aynı cümlelerle yazılı veya sözlü ortamlarda aynı yalanı yaymaya çalışırlar. Günümüzde Twitter denilen mecra; adeta vücudun ifraz ettiği gazdan daha çok ve daha hızlı şekilde yalan üretmekte, toplumu kandırmaya, bir malı almaya, birini linç etmeye veya kendini öne çıkarmaya yönelik, bir merkez haline gelmiştir. Kendinizi bu merkezin takipçisi yaparak  ruh sağlığınızı tehlikeye atmanın ötesinde, oluşan kafa karışıklığı doğru karar vermenizi de  engellemektedir. Vücut dilinin Instagram’la beraber, görsel medyaya yansıması, insanların birbirlerine oradan ‘gel gel' yapmaları, çok takipçisi olanların bunu da 'al al' yapmaları, kimi bikinisi ile, kimi mayosu ile, kimi kaslarıyla, kimi göğüsü ya da kalçası ile beni de ‘gör gör' yapması; beden dilinin görsel medyaya yansımasıdır. Herkese hayırlı günler

3

Bugünkü konumuz insanların vücutlarına taktıkları veya yaptırdıkları bir takım objeler. Bunlardan ilki küpe: küpenin tarihçesi neredeyse ilk insana kadar dayanıyor, erkeklerin küpe takma merakı Osmanlı'da padişahlara bile yansımış, Yavuz Sultan Selim'in küpe taktığı bilinir. Aslında küpe kulak memesine takıldığı için uzun yıllar bir sakınca bir sorun çıkmadığı görülmektedir. Ancak dövme ve piercing öyle değil, insan sağlığını etkileyecek çok önemli sorunlara yol açabilecek sonuçları itibariyle vahim bir durum. Tıpkı 'vücudu güzelleştiriyorum' diye aşırı kas yüklemek gibi. Kas yüklenmiş vücutların ileri ki yıllarda ne tür sorunlar çıkaracağını, oluşan hastalıkları; gördük görüyoruz. Önümüzde genç yaşta kaybettiğimiz bir Naim Süleymanoğlu örneği var. Temel sebebi  toplumda öne çıkmak, farkındalık oluşturmak, güçlü ve süslü görünmek için yapılan dövme ve piercing hemen olmasa da, ileri ki yıllarda ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirmektedir. Vücudunun bir yerini beğenmeyen veya beğendiği bir yerini öne çıkarmak isteyen, dövme veya piercing yaparak bunu ödünlemeye çalışmaktadır. Psikiyatristiler bunların sebeplerini çeşitli şekillerde analiz etmişlerdir. Kimi aşkını, kimi nefretini kazıtıyor bedenine… Geçici bir duygu durumunu kalıcı kıldığının farkında bile olmadan. Hiçbir şeyi sebepsiz yere yapmıyoruz. Attığımız her adımın, verdiğimiz her kararın iç dünyamızda bir karşılığı var. Dövme ve piercing yaptırma arzusunun da öyle. Dövmenin ve piercingin genel amacı dışarıdan bakıldığında estetik ya da süslenme olarak görünse de bilinç altında sosyo-psikolojik nedenlerde yatmaktadır. Konu buradan ötesi tıbbın ve psikiyatrinin konusudur. Ancak çocuğunuz dövme veya piercing yaptırmaya kalkarsa şu analizi mutlaka yapınız, eğer çocuğunuz dövme ve piercing yaptırmak istiyorsa anne ve babalar şunlara dikkat etmeli: 1. Çocuğunuzun dövme hakkındaki bilgilerini alın. Ne yaptırmak istediği, vücudunda nereye yaptırmak istediğini sorun. 2. Dövmenin vücuttan silinmesinin zor olduğunu anlatarak bilgi verin. 3. Verdiği kararı daha sonra tekrar konuşmak istediğinizi söyleyin. Eğer konuştuğunuzda fikri değişmemişse öncelikle geçici dövme yaptırma önerisinde bulunun. Son olarak matematikçi mantığı ile bir şey söylemek istiyorum: piercing ya da dövme insan kilo alınca insan bedeni genişleyince piercingin takıldığı yerler gerilecek ve iltihap kapacak, bu mutlaktır. Ya dövme, eski manzarasını kaybedecek belki de çirkin olacak, ondan kurtulmak için yeni sorunlarla karşı karşıya kalacaktır. İnsanların, farkındalık oluşturma adına saç stili değiştirme, saçını kazıtma, bıyık bırakma; çeşitli stillerde bıyık mesela burnu uzun olanların ya da kısa olanların bıyıkla burunlarına kamufle vermesi, kaşı çizdirmek gibi unsurlarda insanların öz güveninde veya öz güvensizliğinde yer alan unsurlardır. Son olarak çocuğunuz hâlâ istekliyse; dövme ile bulaşan hastalıklardan bahsedin. Gene de baş edemiyorsanız, bir doktorla, bir psikiyatrla onu buluşturarak en uygun sonuca karar veriniz. İyi günler.

6

Müzik erken yaşta çocukların dikkatini çekmektedir, daha konuşmayı öğrenmeden çocuk müziğe kulak kesilir, müzikle oynar müzikle neşelenir iletişimi müzikle kurar, bu bakımdan çocuklarımızı ergenlik çağına yeni yeni gelen gençlerimizi yozlaşmış müzikten korumalıyız. Sözlerinde açıkça cinsellik ifade edilmese de yoğun şekilde cinsellik çağrıştıran üç şarkının değerlendirmesini yapacağım. İlk seçtiğim şarkı 90'lı yıllardan bir şarkı: "Arada hicaz arada caz nefesler, bir yanımız her duruma müsait, ne kadar uyarsa o kadar ister, aaaaaaaahhhh hadi bakalım kolay gelsin." Bu şarkıda apaçık bir erotik söylem var, dahası bir röportajda bu durum açıklanmıştır. Bir ekşi sözlük yazarı, bu şarkı için aşağıdaki yorumu yapmaktadır: "Serbest çağrışım bir şarkıdan fırlamış anlamsız mısralardan biri; ancak benim kafamı çok yoruyor... Durup durup düşünüyorum, ben bu "her duruma müsait olma" halini. erotik bir yaklaşımda bulunmadan, "insan olma menşei"li düşünüyorum daha çok... Bir tür "omurgasızlık" mı, uyar oğlu olma hali mi?" kestiremiyorum. Bir de "bir yanının her duruma müsait olması" var ki, başka bir çelişki yaratıyor kafamda. Diğer yanın katı ve uyumsuz mu? Böyle dengesiz bir halde miyiz? Bir yanımız her duruma müsait olsa da, diğer yanımız bencil ve kendini memnun etme endeksli mi?" Tabii sizin yorumunuz önemli ! Ben sadece bir ekşi sözlük yazarının teferruatlı yorumunu aldım. Zaten olay söz yazarının ne anlattığı mı; yoksa; sizin, bizim, hepimizin ne anladığı mı? <img class="aligncenter wp-image-23381 size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/SEZEN_2-800x375.jpg" alt="" width="662" height="310" /> Şimdi de bir başka şarkıya göz atacağız şarkının adı:  Tavla Beni: "Ah, gözlerinle mahvettin Kapılarında hapsettin Seninim, al tamam Şeytanın ahı tutmuş Şarkılar aşka gelmiş Durumum el yaman" Ben bu şarkıyı dinlerken,  'Seninim al tamam' kısmını,  'Seninim mal tamam' diye duyuyordum. Şarkının söyleyiş tarzı ve klibindeki dans tamamen bir pornografi arz etmektedir. Zaten ekşi sözlük yazarı da: "Şarkı fena değildir ama klibinin başındaki video, kötü esprilerle doludur baştan sona." <img class="aligncenter wp-image-23383 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/maxresdefault-29.jpg" alt="" width="711" height="400" /> Ve bugünkü yazımızdaki son şarkı Elif Kaya'nın şarkısıdır: "Aklıma girecek kalbimi çalacak Kandıracak beni besbelli Çok emin duruyor, ne güzel gülüyor İçten fethediyor kaleyi Yola getirdi beni tavladı helal Yürüyelim bizi kim tutar Büyüledi resmen kırdı kilidimi Açtı aşka bütün kapılar Çok aşık gördüm ben ama Çok güzel seviyor Kalbe giden tüm yollara Kestirmeden gidiyor Nasıl mutlu olunurmuş Kitabını yazıyor Normal değerindeyken nabzım İkiye katlanıyor Çok aşık gördüm ben ama Çok güzel seviyor Kalbe giden tüm yollara Kestirmeden gidiyor" Şarkıyı müziği ile beraber dinlerseniz içindeki pornografik öğeleri sözlerine bakarak da yorumlayabilirsiniz. Hemen her cümlesinde ve şarkının genel hükmünde bir cinsellik dürtüsü vardır. " Kestirmeden gitme, yola getirme, çok güzel sevme (nasıl yani😭)" Soru şu:  Bu şarkı aşkın hangi evresinde yazılmıştır, yani sevgiliden memnun olma halini, sevgili ile beraber iken, hangi evrede anlamıştır şarkıcı ? Bunu merak ediyor dinleyici, aslında merak etmiyor ayıp buluyor. <img class="aligncenter wp-image-23387 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/maxresdefault-1-5.jpg" alt="" width="711" height="400" /> Bu makalede seçtiğim 3 şarkı da bu konuda en masum olanlarıdır. Son dönemlerde, gerek pop tarzında, gerekse rap tarzında, çok sayıda 17 yaşından küçük bireylerin ahlak yapılarını bozmaya yönelik şarkı vardır. Lütfen gençlerimizi ve çocuklarımızı koruyalım . Herkese mutlu umutlu kutlu günler 🤲🙏

0

Kurban ve yalan ibadetler... Bugün Kurban Bayramı, kurban denince aklıma gelen Allah'ı zikretmek Allah'ın verdiği nimetlerden faydalanan insanların o nimetleri başkalarıyla paylaşması gerektiğini düşünmesi ve bu uğurda kurban kesip bunu Allah'ın anarak paylaşması, fakire fıkraya yardım etmesi aklıma gelmektedir. Kurbanın ben de yarattığı hüzün ise: kurban kesiyorum gösterişi altında kendi et ihtiyaçlarını karşılamak ve buna kurban süsü vermek benim zoruma gidiyor. Bu dönemde artan buzdolabı reklamları, dipfriz reklamları, kesme biçme makinesi reklamları, bu durumun en bariz örneğidir. Yani ticaret erbabı da biliyor ki insanlar kestikleri kurbanları dağıtmayacaklar, kesecekler, biçecekler, bilecekler, kıyma yapacaklar ve derin dondurucuda saklayacaklar. Kevser suresi ile emrolunan Kurban: "Doğrusu biz sana zenginlik (kevser'i)vermişizdir. Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu adı sanı ortadan kalkacak olan(sonu kesik olan), sana (buğuz) kin tutan kimsedir." Kurban Kevser suresi ile apaçık bir şekilde ifade edilmiştir. Bugün Kurban Bayram Namazı kılınacak, çoğu seccadeyi yol kenarlarına asacak birileri beni namaz kılarken görsün edasıyla gösteriş yapacak bunlar Müslümanları üzüyor. Maun suresi diyor ki: "Din gününü (İslam’ı, ahirette ceza ve mükâfatı) yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi itip kakar. Yoksulu doyurmayı teşvik etmez (önayak olmaz). Şu namaz kılanların vay haline! Onlar namazlarından gafildirler (önem vermezler). Onlar gösteriş (için ibadet) yaparlar. Ve onlar en küçük bir yardımı (zekâtı) da engellerler!" Allah bizi doğru yoldan ayırmasın, bayramınız kutlu olsun. 🇹🇷🙏💚🤲

1

Eskiden şöyleydi, eskiden ne kadar güzeldi? Tarzında söylemler; eskiye özlem, yaşı benim gibi kemale ermişlerin söyledikleri en önemli sözlerden biridir. Aslında bakıldığında, bozulmamış toplumda deforme olmamış toplumda, eski gelenekler aynen devam etmektedir. Arife günleri yapılan mezar ziyaretleri, yörelere göre değişen yemekler, mesela Güneydoğu'da bayram için hazırlanan üzlemeli pilav, Anadolu'da evde yapılan baklavalar ve tatlılar, hala devam eden eskimeyen geleneklerdir. Bayrama yaklaşırken aile büyüklerinin ziyaretine ilişkin çikolata ve şeker reklamları; aile büyüğünün bayramda ziyaret edilmesi gerektiğini göstermektedir. Aile büyüğü olanların, aile büyüklerini ziyaret ettikleri bugün de devam eden alışkanlıklardandır. Bu içten gelen, içten dışı, istemli bir gelenektir. Deforme olmamış, kişilik kaymasına uğramamış, ailelerin bugün de devam ettirdikleri bir gelenektir. Anadolu'da ve ülkemizin büyük şehirlerinde de bayramdan önce, fakir, fukarayı ziyaret etmek; hal hatır sormak, onlara hediyeler götürmek, hala devam eden geleneklerdendir. Toplumsal yaşam; bazen bazı şeyleri zorunlu kılmaktadır. Sözgelimi: yoğun çalışma düzeni ve bayramla beraber gelen tatil fırsatı ve özlemi biraz önce sıraladığım unsurlarla beraber yürütebilecek eylemlerdir. Çokları, aile büyüklerini önceden ziyaret ederek ya da tatil dönüşü ziyaret etme planı yaparak, tatile gitmişlerdir. Bu eylemi hor gören yobazlar, bilsinler ki ülke; o çalışanların omuzları üzerinde yükselmektedir. Onlar gösteriş için hiç namaz kılmazken, bayram namazına koşup seccadeyi yolun kenarına serenler, kurban etlerini kavurup dolaplarına saklayanlar, bilsinler ki ülke o tatile giden insanların omuzlarında yükselmektedir. Her gün tatil yapanlar, magazin dünyasında; magazin için tatil yapanlar, mayo ve bikini ile Instagram'da fotoğraf yayanlar ya da soyunup kas gösterisi yapan erkek (!) zevat, bu cümleye dahil değildir. Eskiden Bayram yerleri vardı; mesela: bizim köyde caminin önü mezarlık, onun da önünde boş bir alan vardı, orası Bayram Yeri'ydi, orada çocuklar, bayram günü toplanır; çatapat patlatırlardı ya da bir takım eğlenceler yaparlardı, bir kurban bayramında; rahmetli kardeşim Halil Hilmi Çam'ında bayram şenliğinde gözüne mantar tabancası patlamıştı, yıllarca onun acısını yaşamıştım. Belki kırsal yerlerde, o gelenek hala devam etmektedir; kentlerde de, lunaparklar bayram yeri olmuştur. Anlatmak istediğim eski bayramlarla özetlenen bizim gençliğimize özlemdir. Bayramlar eskimemiştir, toplumun kişiliği kaymamış üyeleri bayramları yaşatmaktadır. İyi bayramlar.

1

Bugünkü konumuz, maalesef çocuklarımızın ve ergenlik çağına giren gençlerimizin, özellikle de genç kızlarımızın; ahlak düzeyini çok ilgilendiriyor. Özellikle sosyal medyada, görsel ve yazılı medyada, şöhretli insanlar ve yaşadıkları yalan aşklar, gençlerimizin ve çocuklarımızın karşısına geliyor. "Ayrılmazlar" diye, aşklarına inandığınız  insanlar ayrılıyor, sonra da olayın sıcaklığı soğumadan, yeni bir aşka yelken açıyorlar! Biz bu aşklara yalan aşklar diyoruz. Maalesef çıkar ilişkileri, aşk olarak isimlendiriliyor. Bakın sizi isim vermeden, bir ünlü mankenin aşkını anlatacağım, bu manken adaşı bir başka manken ya da şarkıcının, aşkına kafayı takar onları ayırır ve onunla evlenir, çoluk çocuğa karışır, kocası onu aldatınca ya da başka birisiyle beraber olunca da, bir servet karşılığı ayrılır, ayrıldığı günün haftası geçmeden, yeni birine aşık olur, tabii inanıyorsanız aşık olur! Genelde bu manken, hep varlıklı ailelerin çocuklarına aşık olur. Bakar ki o çocuktan bir şey koparamayacak, hemen boşanır, haftası geçmeden yeni ve varlıklı birisine aşık olur. Bu gönül ne kadar kolay bir şey boşluğu hemen dolduruluyor, telafi ediyor? Yara hemen kapanıyor, inanırsanız, inanırsınız. Kadir İnanır mı? Bence inanmaz. Bu sadece bir örnek. Verdiğimiz bir başka örnek internette, 'Tinder Avcıs'ı denilen filmdeki olaya benziyor. 2'nci  örneğimiz sosyal medyada en çok takipçi olan bir aktrist,; bu aktristin ruhsal sorunları var. Kiminle aşk yaşıyorsa, devamında onun arkadaşına aşık oluyor tabii buna "aşk" deniyorsa, bunları çoğaltabiliriz. Özellikle dizi sektöründe, kendilerini tanıtmak, öne çıkartmak için yalan aşklar yaşayanları izlemekteyiz, işte bunu çocuklarımızın izlemesi; çocuklarımızda bir deformasyon yaratacaktır. Çocuklarımızı korumak için sosyal medyadan ve magazin basınından bir şekilde uzak tutmalıyız. Hayırlı Bayramlar.🌹🤲🙏💚

1

İnsanların yetersizlikleri insanları cinselliğe düşürür, çoğu zaman şarkılara yansır. Bugünkü konumuz maalesef şarkılara yansıyan cinsel objeler ve ayıp sözcükler. Maalesef insanlar, bazen yetersiz oldukları konularda sözü cinselliğe getirir ve o konuda etkin ve yetkin olduğunu anlatır ya da başarısız olduğu bir konuyu söze ve şarkıya dökerek bir şekilde ödünleme geliştirir; gerek Türk müziğinde, gerekse Türk halk müziğinde, olduğu gibi pop müziğimizde, batıdan esinlenen ayıp sayılabilecek cinsel içerikli şarkılar toplumsal ahlakı yaralamaktadır. Bunları komedi unsuru gibi değerlendirip eğlenmek de doğru değildir, şu sözlere bir bakalım: “Entarisi Ala Benziyor Şeftalisi Bala Benziyo Benim Yarim Bana Benziyor" "Dam üstünde un eler Tombul tombul memeler Zalım oy gelin zalım zalım zalım Memeler baş kaldırmış Kavuşmuyor düğmeler" "hoşuma da giderse, bedave!" "oy kalçalar kalçalar domatestir salçalar ayten kafayı çekince" Burada hepsini zikretmek doğru da değil, ancak hemen her şarkıda yetersizliğin yaratmış olduğu cinsellik unsuru öne çıkmaktadır: 'bandıra bandıra', 'her duruma uygun bir yerimiz var!', 'Çin çini' gibi, 'bayıra karşı yatır beni', 'Sarı şeker' gibi, 'oy nerelerini nerelerini' gibi daha bir sürü şarkı... Bazen de şarkılar deforme edilerek masum Anadolu'nun güzel şarkıları kötü sözlere dönüştürülmüştür: 'Halime Türküsü' buna buna bir örnektir. Cinsel yetersizlik sadece türkülere şarkılara geçmemiş çoğu zaman da mutfağa kadar girmiştir. Osmanlı'dan bu tarafa yemeklerin isimlerine baktığınız zaman: 'dilber dudağı', 'hanım göbeği' 'yemekte salça, kadında kalça' gibi; iğrenç benzetmeler maalesef kültürümüzü bozmaktadır; lafı fazla uzatmanın gereği yok ahlaka mugayyir hareketlerden kaçınmalıyız. Bayram tadında günler diliyorum 🤲🌹🙏

3

Bugünkü konumuz toplum ve görgü kurallarını detaylıca işlemek, hep tartışma konusudur, birisinden bir şey isterken: "şunu bana verir misin?" mi doğrudur, yoksa "lütfen şunu bana ver!" mi doğrudur? Mesela bana göre ikincisi daha doğrudur çünkü birincisi soru cümlesini içermektedir ama isteyen ama ikisi de olur. Bir yere ilk defa gidiyorsanız kıyafetinizi doğru çekmek zorundasınız, bir söz vardır: 'kıyafetinizle karşılanır fikirlerinizle uğurlanırsınız." Toplumlarda genel kabul görmüş görgü kurallarını maddeler halinde sıralıyorum siz uygun olanları daha yakın bulduklarınızı bir ana unsur olarak belleğinize yerleştirebilirsiniz: Hoşgörülü ve iyimser olmak, Olgun bir kişiliğe sahip olabilmek amacıyla çaba göstermek, eleştiriyi zamanında ve yerinde yapmak, Giyime önem vermek, giysiyi mevki, yer ve zaman uygun olarak giyinmeye özen göstermek, Başka kişileri rahatsız edici davranışlardan sakınmak, Verilen sözü tutmak, Ziyaretin kısa ve zamanlı olmasına dikkat etmek, Oturuş ve kalkışlarda hareketlere dikkat etmek, Gerektiği zamanlarda özür dilemeyi bilmek, Özel konuşma yapanların yanına gitmemek, Uygun olmayan el ve sözlü şakalardan kaçınmak, Kadın ve erkek kendisine uygun kıyafet seçmelidir, Kıyafet seçiminde yaş, fiziki yapı ve mesleğe dikkat edilmelidir, Giyilen elbise, kravat, ayakkabı, şapka gibi eşyalarla uyum içinde olmalıdır, Sökük yırtık ütüsüz elbise boyasız ayakkabı giyilmemelidir, Çalıştığı iş yerinde sade giyinmeye özen göstermelidir, Önemli toplantılarda; toplantının yerini zamanını ve özelliğini dikkate alarak uygun kıyafetle gidilmelidir, Misafir karşılama veya kabul etme sırasında da uygun kıyafet seçip giyinmelidir, Otel kamp spor alanı ve tatil köyü gibi yerlerde de toplumu rahatsız etmeyecek uygun kıyafetler giyinmelidir, Bulunduğu yer veya toplumun kabul etmeyeceği kıyafetleri giyinmekten kaçınmalıdır, Selamlaşma sırasında abartılmış konuşma ve davranışlardan kaçınmak gerekir, Selamlaşma; baş eğilerek el kaldırılarak şapka çıkartılarak olduğu gibi sözle de olur. Birisiyle sabah karşılaşıldığında "günaydın" akşam karşılaşıldığında "iyi akşamlar* denmelidir, Gerek ilk tanışmada ve gerekse selamlaşma sırasında özellikle erkeklerin dikkatli olması gerekir. Kadın elini uzatmadıkça erkeğin elini uzatması hoş karşılanmaz, El sıkışmada üst makamda bulunanların veya yaşlıların önce el uzatmaları bunu gören alt makamlarda olan kadın veya erkeğin ellerini uzatarak tokalaşmaları genel görgü kurallarındandır, Muhatabın düzeyine göre uygun hitaplar seçilmesi sert ifadelerden kaçınılması lazımdır, Argo sözcüklerin kullanılmamalıdır, Yeni tanışılan kişilere karşı mesafeli davranılmalıdır, Yüksek sesle ve hızlı konuşma yolunun tercih edilmemesi gereklidir, Muhatabın kültür seviyesine uygun bir dil kullanılmalıdır, Davranışların söylenenleri doğrular nitelikte olması gerekir, İncelenip kesin bilgi edinilmemiş konularda kesin söz söylemeden kaçınılması lazımdır, Telefon edenin karşıdakine kendisini tanıtması gerekir, Sekreter aracılığı ile yapılan telefon görüşmelerinde astın telefonunun üst makamda olana bağlanması, Ölçülü ve nazik bir dil kullanılarak isteğin uygun bir ses tonu ile anlatılması, Telefon konuşmalarında ahizenin alınması ve yerine yavaşça konulması, sert hareketlerden kaçınılmalı. Sabah saat 10.00 dan önce akşam saat 22.00dan sonra telefon etmemeye özen gösterilmesi, Telefonda gizli konuların konuşulmaması, Cep telefonlarının uygun olmayan yer ve zamanlarda kapalı tutulması gerekir. <strong>Yemekte Görgü Kuralları:</strong> Görgü ve nezaket kuralları arasında en merak edilenlerden birisi de yemekteki görgü kurallarıdır. Yemekte görgü kuralları ise şunlardır: Ağızda yemek varken konulmaz, Yemek çatal, bıçak ve kaşık kullanılarak yenir. Tabii balık kelle bunlar yenir elle kuralı istisna, Kendi tabağımızdan yemek yemeliyiz, Kendi bardağımızdan su içmeliyiz, Yemeğe hep birlikte başlanmalıdır, Yemek yerken peçete kullanılmalıdır. Tabii en doğruyu ben bilmiyorum, karınca kararınca benim tespit edebildiklerim ve öngördüklerim bunlar yaşam kolaylıklarıdır bunlar herkese mutluluklar diliyorum

1

Bugünkü yazımda, Ordu'nun türküsünü bir Akkuş türküsünün kısa hikayesini anlatacağım. Bu türkü Efiloğlu Türküsü olarak anılan meşhur türküdür. Ancak, uygulamada söylenilen türkü ile gerçeği arasında pek benzerlik yoktur. Yalnızca müzik, Akkuş dağlarının müziğidir, o müzik duyulunca Akkuşlu coşar. "Şu Akkuş un gürgenleri yıkılmadın mı Yar üstüne yar sevmeye sıkılmadın mı Şu karşıki tarlayı kime kazdırdın Gönderdiğin mektupları kime yazdırdın Şu Akkuş un başında kar var duman yok Şu muhannet yarim de din var iman yok Şu karşıki tarlayı kime sürdürdün Sen orada ben burada beni öldürdün Irmak gibi çağlıyom çağlatma yarim Yetimlikten büyüdüm ağlatma yarim Susuz dereler gibi kuruttun beni Üç günlük geliniken unuttun beni Kuşlar yuvadan kalkmıyor taş atmayınca Kız ben seni alamıyom kaçırmayınca Keltepenin taşlarını kuzu mu sandın Anasını görünce kızı mı sandın." Tabii yöre yöre değişmekle beraber, uygulamadaki sözler genel hatları ile bunlar. <strong>Ancak Efiloğlu Türküsü'nün gerçek sözleri:</strong> İNİŞTE GİDELİM ASLAN YARİM İNİŞTE GİDELİM AKŞAM GÜNÜ GERİ DÖNDÜ KONUŞTA GİDELİM AT BELİNDEN TABANCAYI DAĞLAR İNLESİN YAT KOLUMUN ÜSTÜNE DE CANIN DA DİNLENSİN ÇIKMA DEDİM ERİK DE DALINA DARTMAZ DALLARI VARMA DEDİM KÜÇÜCÜK KOCAYA SARMAZ KOLLARI İÇMEM SEVDİĞİM İÇMEM BİR YUDUM İÇMEM ELLİ DİRHEM KURŞUN YESEM SENDEN VAZ GEÇMEM IRMAKLARDAN GEÇERKENDE TAŞTAN KAYARSIN GÜVENEMEM SÖZLERİNE DURMAZ CAYARSIN ALÇAKLARDAN GÖTÜRÜN BENİMDE SALIMI DÜŞMANLARIM DUYMASIN DA BENİM DE HALIMI KELTEPENİN TAŞLARINI KOYUN MU SANDIN SEVİP SEVİP AYRILMAYI OYUN MU SANDIN ÜÇ AŞŞAĞI BEŞ YUKARI SALLA MENDİLİ TANIYAMADIM BEN SENİ TANIT KENDİNİ ŞU KARŞIKİ DAĞLARDA DA GÜGÜK OTMESİN SENLEN BULUŞTUĞUMUZ YERDE OTLAR DA BİTMESİN USUL YÜRÜ YAVAŞ YÜRÜ TOPUKLARIN GÖRÜNSÜN BEN AKLINA GELDİKÇE DE CİYERLERİN BÖLÜNSÜN Ortalama 1.500 metre yükseklikteki Akkuş İlçesi'nin kültürünü, yaşam tarzını, havasını ve suyunu özetleyen bu türkü, bir efsanedir: ve sizin bilginize sunmaktayım, mutlu günler diliyorum.

2

<p>FETOŞ denilen hain 1970'lerin ortasından başlayarak, adım adım Amerika'nın maşası olmak üzere örgütlenmiş, felsefi altyapısı ile beraber, din unsurunu da kullanarak hemen her sektörde, başarılı insanlar yetiştirmiş ve bu insanları bir silah olarak &nbsp;zamanı geldiğinde kullanmak üzere örgütlemiştir.</p><p>12 Eylül'de, 27 Şubat'ta, 27 Nisan'da, 15 Temmuz'da, 2018 İstanbul Seçimlerinde, Çarşı Pazar provakasyonlarında, dolar saldırısında; son zamanlarda meydana gelen fahiş fiyat artışlarında, gerek kendi unsurları ile, gerekse medyada kullandığı unsurlarla, darbe atılımlarına devam etmiştir, etmektedir.</p><p>En son Türk halkının bilinçaltına: "olmaz, olmaz!" deme, "olmaz dediğin, bir gün olur." şeklinde bir düşünceyle, kurmaca bir televizyon programının finalinde, sözüm ona halkın karşısına çıkartılan &nbsp;iki unsurdan biri A diğeri B olarak finalize edilmiş ve bunlardan birisi finali kazanmıştır, finali kazananın yarış başarısı yüzde 50'nin bile altındadır, kaybedenin yarış başarısı ise %50 civarındadır. Buna rağmen 'halkın birbirleri kazansın' diye SMS attıkları, inanılacak bir olay değil ama örgütlenmiş SMS paketleri ve o paketlerle lokasyon değiştirilerek atılanlar sonucu belirlemiştir izleyici de halk oylaması olduğuna inanıyor ortada halk oylaması değil &nbsp;bilinçaltına SMS ile sokulmak istenen oyun vardır, zaten programı düzenleyenin daha önceki yarışmalarında, şampiyon ettikleri de aynı örgütün mensupları çıkmadı mı?</p><p>Keşke halkımızın bu oyunun dışında kalan büyük kesimi, attıkları SMS kadar SADAKA verselerdi, daha hayırlı iş yaparlardı. Zalim Fetoş ara sıra yaptıklarını masum göstermek için, bu SMS gelirlerini bazı hayırlı işlerinde de kullanmıyor değil ama önemli bir bölümünün de devlet ve memleket düşmanlarının hayrına kullanıldığı kesin; kısaca her şey göründüğünden farklı; her şey bir oyunun bir umudun; 'olmamasını dilediğim bir umudun peşinde" sergileniyor.&nbsp;</p><p>Çünkü FETOŞ taraftarları gerek Twitter ortamında, gerekse sair sosyal medyada, gerekse örgütlemiş olduğu televizyonlarda, kendilerini affet, PKK'yı affet; memleketin altına olan herkese af, kısaca Atamızın güzel sloganını provoke ederek: "yurtta sulh, cihanda sulh" hedefiyle ortaya çıkmaktadır. Ve maalesef niyetlerini de söylemlerle tweetlerle açık etmektedirler. Birazcık dikkat sorunu anlamamızı sağlayacaktır.&nbsp;</p><p>Allah'ım zalime fırsat verme ya rabbi! </p>

0

Türkiye'de olup biteni anlamak zor, bir yanda devlet yönetimi, bir yanda iktidarın içinden mi yoksa, iktidara karşı mı belli olmayan iktidar temsilcileri; diğer tarafta: "her şeye, karşıyım!" diyen bir millet ittifakı; bunların dışında hakkını teslim etmek gereken pozitif davranışlı, Türkiye Değişim Partisi, Vatan Partisi, Yeniden Saadet gibi partiler ve babasından gelen tecrübeyle devlet yönetiminde bir şeyler yapmak isteyen, öneriler getirmek isteyen, Ahmet Özal ve olup biteni üzülerek izleyen vatan sevdalısı, devlet sevdalısı; azımsanmayacak ve sesleri çıkmayan Türkiye Sevdalıları; Türkiye dünyaya paralel olarak bir Covid sürecinden geçti, geçiyor; bu süreçte devletin yaptığı fedakarlıklar, karşılıksız yardımlar, krediler, vergi ertelemeler, işsizliğe karşı, yoksulluğa karşı alınan tedbirler ve devletin her ay vermekte olduğu 10 milyon kişiye yapılan maddi ve ayni yardımlar, sadece bu değil Türkiye bu sürede küresel iklime bağlı olarak bir yangın sürecinden geçti, burada yapılan harcamalar, yabana atılır gibi değil, yangını söndürmek, 'yangına karşı söylemlerle' mücadele etmek, yananların yerine, yenilerini dikmek, peyzaj ve güzelleştirme, halkı iskan etme ve imar etme; önemli bir enerji sarfı gerektiriyor; bu enerji sarf edilirken: "yapamıyorsunuz, edemiyorsunuz, mahvolduk, yandık bittik, kül olduk!" sesleri ve tek bir çare üretmeden, Türkiye'de olup biteni, Türkiye Düşmanlarının hoşuna gider bir şekilde, sergilemek; daha dün Marmaris orman yangınında devlet Cansiperhane bir duruş sergileyerek, yangına müdahale ederken, çıkarılan gürültü, yapılan yalan haberler, emin olmak gerekir ki yangın söndürmekten daha zor bir duruma yol açmıştır; sadece iktidara karşı olan cepheden değil, iktidarın içinden de bilerek veya bilmeyerek yapılan sorumsuz söylemler, ukalalık yapmalar, içeriden asalak gibi kemirmekte, sadece iktidarı değil, ülkeyi de kemirmekte emin olun! Bunlardan biri, BA simgeli çok büyük bir zararlı, devletin namusu sayılabilecek, 'kozmik odayı' bile onun yüzünden Türkiye Düşmanlarının emrine verdik; verenler iki kat suçlu. Cezalarını bir şekilde çekerler, ama bu baş suçlu; her dönemin adamı gibi, kıyameti hazırlayan en önemli unsurlardan biri! Her türlü melanetin söylemcisi ve sebebi.  İktidar az suçlu değil, olup biteni doğru anlatamadığı gibi yaptığı iyilikleri de gürültüye kurban vermekte, içindeki böcekler bir taraftan, istemezük cephesi diğer tarafta, Altılı Masa içindeki insanlardan ikisi hariç, diğerleri bu iktidarın içinde olmuş ya da iktidara destek vermiş, tasarruflarında sorumluluk almış; insanlar olmasına rağmen, şimdi utanmadan, aldıkları sorumluluğu kabul etmedikleri gibi, 'nasıl yardım edebiliriz?' düşüncesi yerine: "biz gelelim!' şeklinde söylem geliştiriyorlar, şimdi de bir yalanın peşinde takılmışlar: Recep Tayyip Erdoğan bir kere daha aday olamazmış, kanun bilmezler, kanun yapmamışlar! Recep Tayyip Erdoğan halk oyu ile 3 kere gelmiştir, ancak Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile 2 defa seçilmiştir, onun için o profesörlerin diplomalarını gözden geçirmeleri gerekir, zamanında ekseriyet çoğunluğunun ne olduğunu anlamayan zevat, Türkiye'ye enerji kaybettirmişti, 2007'den bahsediyorum! Hayat pahalı, koparılan gürültü fiyatları indirmiyor, aksine yükseltiyor! Enflasyon %200 ise, gürültü enflasyonu 4 katına çıkartıyor. Şimdi bayram üzeri, öyle haberler yapılıyor ki: kimse olduğu yerden ayrılmayacak, kimse bayram ziyaretine gitmeyecek ya da tatile gitmeyecek, herkes evinde oturacak, kurban pahalı, kimse kurban kesmeyecek, buna kim inanır? Buna Kadir bile inanmaz. Yalancıların yalancılıklarını 10 gün sonra görürüz, bakınız: sokaklarda kesilen kurbanlara, otobüs terminallerine gidiniz, orada konulan ek seferleri, göreceksiniz, yani akşam haberlerini izlerken; pahalılıktan, işsizlikten yoksulluktan bahseden kanal; bir ahlaksızın, 'eski hanımı ile yeni hanımı için yaptığı dedikoduya' yer bile vermedi, taraflardan birisi Genel Başkan yardımcısı, diğeri Genel İdare Kurulu üyesi, siz hala bu kanalın samimiyetine inanın. Bakınız Mustafa Sarıgül, Gölge Kabine oluşturmuş, iktidarın hatalarını, yapması gerekenleri yapıcı olarak söylüyor! Muharrem İnce: "neler yapacağını' söylüyor, Doğu Perinçek önerilerde bulunuyor! Türkiye'yi kötülemiyor, hiçbirisi; ama hem iktidar, hem cepheciler bindiler bir alamete gidiyorlar, kıyamete! Ahvali halı özetlemeye çalıştım. Allah sonumuzu hayır eyleye! "Neyler, görelim, neyler? Neylerse; mevlam, güzel eyler!"

1

Üniversite sınavları bitti, şimdi yoğun şekilde tercih maratonu başlıyor; bilinçli öğrenciler, zaten hedeflerini belirlemişler o hedefe doğru bir tercih yapmışlar, ancak hangi puanla, hangi okula ya da aldığı puanın yeterli olup olmadığını düşünen öğrenciler tercih için, rehberlik bürolarına, okul rehberlik servislerine, Vakıf Üniversitelerinin, özellikle öğrenciye: "gel, bize kaydol." şeklinde tavsiyeler vererek, tercihe yönlendirdikleri dönem başlıyor. Öncelikle, eğer sizin hayalinizde bir meslek varsa ve onu mesleği yapmayı hedeflemişseniz; aldığınız puanın karşılığı olan bir üniversiteyi muhakkak bulursunuz, uzaklık veya yakınlık söz konusu değil, mutlu olmak istiyorsanız; yurtta yaşamayı, kampüste yaşamayı öğrenmelisiniz, tabii ki aile ortamından, uzaklaşmadan okumak çok tercih edilen bir durumdur ama zorunlu olduğunuz takdirde kazandığınız üniversitenin yakınındaki bir yurda, devlet yurdu veya özel veya da üç beş kişi birleşerek bir öğrenci evi tutmayı planlamalısınız. Eğer sizin bir mesleğe yönlenme kaygınız yoksa, köklü üniversitelerden birini tercih eder bir lisans eğitimi alır, ondan sonra yüksek lisansla ne yapacağınıza daha bilinçli karar verebilirsiniz. Bir meslek tercihiniz varsa; mutlak surette en düşük puan aralığında bile olsa, o programı bulmalı ve işaretlemelisiniz; eğer "benim için, fark etmez!" diyorsanız, özel alan gerektiren programlar yerine, genel alanları: matematik, edebiyat, psikoloji, felsefe... gibi seçmelisiniz; eğer hayata atıldığınızda "bir işim olsun, düşüncesindeyseniz" o zaman sağlık sektörü, işletme, bilişim ve iletişim, sosyal medya, grafikerlik..? gibi yeteneğiniz olan alanlarda yönlenmelisiniz. Sizi birileri, kendi görüşleri doğrultusunda yönetmemeli; siz araştırmalısınız, söz gelimi: fizyoterapi seçiyorsanız, iş olanaklarını fizyoterapistlerin ekonomik durumlarını, nerede ne iş yapabildiklerini, iş ilanlarını gözden geçirmelisiniz, hemen hemen bütün programlar için aynı incelemeyi yapmalısınız! Okulların kampüslerine gitmek, donanımlarına bakmak, sosyal olanakları incelemek, mutlak surette yapmanız gereken bir durumdur. Dikkat edilmesi gereken bir durum da okul öğrencilerinin, sosyal ve demografik yapısıdır. Anlaşamayacağınız, mutlu olamayacağınız bir ortama girip; 4-5 yıl kaybetmemelisiniz! Tercih yaparken gerçekçi olunuz, kendinize karşı dürüst olunuz, avunmak için tercih yapmayınız, size akıl verenlerin aileniz dahil danıştıklarınızın önerilerini dikkate almakla beraber kendinizi bilinmeyene terk etmeyiniz. Yazının devam eden bölümünde hayatta başarılı olmanın donelerini vererek bu yazıyı sonlandırmak istiyorum. Yalnızca okulda değil, iş hayatında da başarılı olmanız için sahip olmanız gereken en önemli meziyet yaratıcılık. Uzmanlar yaratıcılığın doğuştan kişide bulunan bir özellik olmadığını, sonradan öğrenilebileceğini söylüyorlar. Yaratıcılık aslında bir düşünce biçimi, tek farkı; "farklı" olması! <strong>Peki, yaratıcılığınızı nasıl geliştirirsiniz?</strong> • Çevrenizdekilerle iletişim kurun: Değerlerinizi herkesle paylaşın. Sorunlarla karşı karşıya geldiğinizde başkalarıyla paylaşın. Çevrenizdekilerin benzer sorunlara tepkisini gözlemleyin. • Beyin fırtınası yapın: Çok okuyun, çok izleyin. Aynı soruya, başka başka değer yargıları ve kültürlerin vereceği yanıtları bulmaya çalışın. Ders çalışırken bir gününüzü arkadaşlarla yapacağınız tartışmalara ayırın; aynı konu üzerinde birbirinizin fikirlerini alın... • Fikir ve sorularınızı mutlaka not edin: Fikirler ve sorular bir anda insanın aklına gelir, daha sonra uçup giderler; siz hiç yatağından kalkıp şiir yazan şairler olduğunu duymadınız mı! • Enerjinizi artırın: Spor yapın, esprili ve neşeli olun. Sorun ne kadar ciddi olursa olsun, alaya almaya çalışın. • Bulunduğunuz ortamı rahatlatın: bir fikir üretmek istediğiniz zaman notlardan, afişlerden hatta size konuyla ilgili çağırışım yapabilecek olan resimlerden yararlanın. Uyarıcı müzikler dinleyin. • Beyninize ve vücudunuza iyi bakın: Sigara, uyuşturucu ve içkinin sinir sisteminiz üzerinde olumsuz etkileri olacağını unutmayınız. <strong>Yaratıcılığın 10 düşmanı</strong> • Olayları dar bir sınıra hapsetmek. • Çabuk yargılama ve sonuca gitme eğilimi, belirsizliğe tahammül edememek. • Aşırı baskı ile öz disiplini birbirine karıştırmak. • Aşırı ciddiyet. Hayal gücü, mizah, oyun ya da hobileri küçümsemek. • Bilimsellik adına sezgiyi küçümsemek. • Özgüven eksikliği, farklılığı göze alamama, sosyal uyum kaygıları ve korku. • Tek taraflı uzmanlaşma, iş ya da yaşam biçimi. • Olayları, kavramları zihinde canlandıramama, dilin yanlış kullanımı. • Farklılığa tahammül edemeyen bir aile ya da iş ortamı, sosyal ortam. • Dikkati dağıtan ya da iç karartan fiziksel ortamlar. <strong>Yolunuz aydınlık olsun</strong>

2

Bugünkü yazımda başarılı olmanın yollarını anlatacağım. Bir işe odaklanıp, o işi yapmak için insanların göstermiş olduğu gayret önemlidir. İnsanlar, başarılı olmak için önce plan yapmalıdır. Her gün kalktığımızda yüzümüzü yıkamak dahil o gün yapacağımız işlerin; bir planını yapıp, onu bir not defterine şimdilerde bilgisayarımıza veya telefonunuzdaki akıllı ajandamıza yazmalıyız. O gün ne yapacağımızı, an be an maddeler halinde yazmalıyız; akşam olduğunda hangilerini yaptığımızı, hangilerini, neden yapamadığımızı tespit edip bir sonraki günün planına yerleştirmeliyiz, plansız yaşayan: rüzgarın önündeki bir kuru yaprak gibi veya nehre düşmüş bir dal gibi, kaderin cilvesine kendisini terk eder. Mesela: hava almak için bile sokağa çıktığınızda, bir plan yapmalısınız; nereye gideceksiniz, ne süre kalacaksınız, neler yapacaksınız? Bunu yapmazsanız, karşılaşacağınız ilk kişinin, planına uyar ve onun değirmenine su taşırsınız. Başarı istikrarla sağlanır, kararlılıkla sağlanır. Engeller sizi yıldırmamalıdır, tavuk restoranın öyküsünü bilirsiniz: adam hiç bıkmadan kaç yıl bu işin peşinde koşmuş ve sonunda bugünkü restaurant zincirlerini kurmuş... Başarılı olmak için hareket halindeki her şeye ilgi duymalısınız, araştırmalı, incelemeli, notlar almalısınız, işinize yarasın, yaramazsın; tanıştığınız her kişinin telefon numarasını, iletişim bilgilerini, hatta yaşam öykülerini not almalı ajandanıza kaydetmelisiniz, gün olur; bir telefon numarası, gün olur onun öyküsü, sizin bir işi başarmanız için gerekebilir. Eğer bir ajandınız yoksa sağdan soldan telefon numarası, iletişim bilgisi veya yaşam öyküsü dinlemek için ekstra efor sarf edersiniz zaman kaybedersiniz. Vakit, nakittir; unutmamak gerekir. Başarının unsurlarından biri, akademik zeka değil, duygusal zekadır; arkadaş çevresi, okul çevresi, sosyal medyada tanınırlık, cemiyet hayatı duygusal zekanın önemli etkenleridir; duygusal zekayı, hoşgörü, yardımseverlik, merhamet duygusu geliştirir. Hoşgörü çok önemli bir unsurdur. Eleştirilmekten korkmamalı, olumsuz eleştirilerden, ders çıkarmalı, öz eleştiri yaparak; kendi eksiğinizi, o eleştirilerle beraber tamamlarsınız! Biri sizin dedikodunuzu, yapmışsa; ona kızmak, yerine ya da onunla yüzleşmek yerine, o dedikodunun aslı olmadığını veya aslı olduğu halde size faydalı olduğunu tespit etmek zorundasınız. Dedikoduya kızmayın, dedikodu neden olduysanız; eksiğinizi tamamlayın! Dedikodu yapanın utandırmaya çalışın ama bunun yüzüne vurmayın. İyi olmak, iyilik yapmak yardımsever olmak başarılı olmanın önemli yollarından biridir. <strong>Özetlersek:</strong> 1) Hedef belirleyip plan yapmak ve o plana odaklanmak 2) Kararlı ve istikrarlı olmak 3) Başarısızlıkta hatayı ortak arkadaşlarında değil kendinde aramak 4) Özgüven 5) Cesaret, yenilikten korkmamak 6) Gerçekçi olmak 7) Okumak, araştırmak donanımını arttırmak 8) Esprili olmak güncel olmak 9) Doğru bildiğine inanmak 10) Eleştirel olmak farklı görüşlerden yararlanmak

2

<p>Evet bugün insan tiplerini, örneklendireceğiz. Bir nevi Cast tasarımı yapacağız, Hemen sağımızda, belki solumuzda, belki de kendimiz; bir tipin içine giriyoruz. İnsanlar, dürüst, yalancı, dedikoducu, iki yüzlü... vesaire tiplere ayrılabilir..&nbsp;</p><p>Çokça şahit olmuşuzdur: "benden duymuş olmayın, şu, "şunu şöyle, yapıyormuş, ben başkasının yalancısıyım" derken; zaten yalancılığını, onaylayan tipler; "benden sır çıkmaz, asla kimseye söylemem, benimle paylaşabilirsin." der ama iki adım ötede öğrendiğini, başkasına söyler, hiçbir olayı derinlemesine incelemez, sonucunun nereye varacağını bilmez, bir ikinci kaynaktan doğrulamadığı bir haberi direkt başkasıyla paylaşır. Özellikle de sosyal medyada bu tiplere çok rastlarız, söz gelimi ünlü biri "haberlerde öğrendim, adam ölmüş." der ve bunu yayar, ona inanırsanız karalar bağlamanın yanında başkasına karşı da yalancı olursunuz. Güvenilir olmak kolay kazanılan bir haslet değildir; o bakımdan iyi incelemek, çok yönlü araştırmak, her öğrendiğine inanmamak ve şüpheci olmak gerekmektedir.</p><p>"İnsan ya bu, su misali kıvrım kıvrıma akar ya!" diyor şair, evet insan bu; belki çıkarları için, belki şöhret uğruna, kendisini ortama atar, ortamın tellalı olur. Bazısı çok dobra görünür ama iş ciddiyete bindi mi kaçar gider. En çok şuna şahit oluruz: bir grup veya iki kişi bir işe karar verir, karar aldıklarını yolda yürürler ancak iş başarısızlığa uğrar, ortaklardan biri veya birkaçı: "ben ya da biz" dememiş miydik, "senin yüzünden oldu." derler. Oysa ki kararı ortak almışlardı ama suçu başkasına atmak gibi bir huyları vardı. Bu tip insanlarla yol bürünmez! Devlet yönetiminde de bu insanlarla yol yürüyenlerin, hatta şu anda iktidar olanların, karşısındaki cepheye bakınız: bir yanında kendi başbakanı, diğer yanında bakanı diğer yanında partisinin genel idare kurulu üyesi, öte yanımda hala parti içinde Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi, öbür yanda Diyanet İşleri Başkanlığı'na getirilmiş olduğu kişi, hepsi, hemen hepsi; şu anda mevcut iktidarın altını oymaktalar, o bakımdan ötekilere kızmamak, gerekir. "Kızmamak gerekir!' derken masum oldukları, söylenemez.</p><p>Aslında bir söz vardır: "masum değiliz, hiçbirimiz!" diye; 'ne oldu da kirlendi Dünya?' Hoş kullanılan her şey kirlenir, kirlenecektir; buradan dönüş yoktur ama insanlar giderken arkalarında temiz bir şey bırakmak için uğraşmalıdır insanlar. Tiplemeye en güzel örnek Kemal Sunal filmleridir, adama piyango çıkar bir sürü akrabası zuhur eder, adam ölür, cenazesini kaldırmaya insan bulunmaz; iflas eder sağında solunda, yardım edecek kimseyi bulamaz. Halbuki bizim öz kültürümüzde, mahallemizde bir kişi zor duruma düşünce, diğerleri aralarında para toplar, zor durumda olana yardım ederdi.</p><p>Seksenler Dizisi'nde gördüğünüz sahneler, bunun örnekleriyle doludur, zaten tipleri ararken 80'ler dizisi önemli bir örnektir. Aslında tipleri tanımak için dizilere gerek yok, her akşam televizyonda haber bültenlerini izlediğinizde, orada sayısız tip ama monoton Castlar var. 'Her gün aynı şeyi" söylemek gibi. Size bir gözlem aktarayım: ben haber izlerken haberleri, hızlı geçerek, ileri geri sararak, bazen durdurarak izliyorum; özellikle bir haber bülteni var ki, onu durdurduğumda sunucunun; &nbsp;bir haber sunucusu değil de, kin kusan bir aktör olduğunu görüyorum. Durdurarak izleyin, göreceksiniz; adamın suratındaki ifadeler, düşmana saldıran bir ifade. Halka haber veren bir ifade değil ve haber bülteninin içeriği hep aynı.</p><p>Sonra da; dönüyorum, standart haber bültenlerine bakıyorum: "nerede ne olmuş?" Oralardan öğreniyorum. konumuz tiplemeydi. Tiplerden bir kesit sundum, düşünerek, irdeleyerek, karşılaştırarak sizi sınırlandırmaktan kaçıyorum ve bu açıdan tipleri düşünce dünyanıza bırakıyorum.&nbsp;</p><p>Herkese hayırlı günler...</p><p>Unutmayın: 'dünya her gün, yeniden kurulur!'.</p>

3

Neredeyse kendimi bildim bileli, hayal ettiğim bir eğitim öğretim düzeni ve o alanda örgütlenmiş kurumlar. Bir okul düşününüz: 3000 metrekare açık, 3.000 metrekare kapalı alanda kurulmuş. Açık alanda her türlü spor tesisi, tasarımlı bahçe, hatta koru var; kapalı alanda tam donanımlı sınıflar, 16 kişilik sınıflarda öğretim görecekler; sonra sınıflar ikiye bölünerek 8 kişilik uygulama sınıflarında anlatılan dersin sıcak uygulamalarını yapacaklar. Öğretim 4 saat akademik eğitim, 2 saat sportif eğitim, 2 saatte sosyal eğitime ayrılacak. Her okulun ön gördüğü bir ana branş olacak; mesela biri futbol lisesi, diğeri tarım lisesi, bir diğeri müzik listesi, bir diğeri de tiyatro lisesi... vs. Temel eğitimi öğretimi asla ihmal etmeden, her okulda akademik eğitimin yanı sıra dal eğitimlerine ağırlık verilerek oluşturulacak, eğitim sistemi tasarladığım geliştirdiğim ve uygulama aşamasına soktuğum bir sistemdi. Maalesef bu işlere; sırf masum halkı dolandırmak için soyunmuş olan Fetö canavarı, bu projemi engelledi, projenin adı Türkiye Yıldız Okulları projesi idi. Her okulun şöhretli bir hamisi olacak: mesela söz gelimi futbol lisesinin hamisi Rıdvan Dilmen veya müzik lisesinin hamisi Sezen Aksu matematik lisesinin hamisi Cahit Arf... gibi; profitipi tasarlanan okullar devletin, yer, arsa temini ile beraber özel eğitim girişimcilerine ihale yoluyla satılacak ve her okulda devletin öngördüğü sayıda ücretsiz öğrenci okutulması zorunlu olacak. Özel yetenek okullarına alınacak öğrenciler, yurt geneli yapılacak tarama ile belirlenecek, bilimsel taramalar bir festival havasına dönüştürülerek; uzman kişilerden oluşan, çoklu jüriler tarafından seçilecek ve her okulun üstün yetenekli, özel yetenekli öğrencileri oluşturulacak; yani okullar mümbit bir insan yetiştirme çiftliği olacak. 2009'da Milli Eğitim Bakanı değişince bu projeyi sunmak üzere; Sinop Milletvekilimiz, Sayın Prof.Dr. Dodurgalı ile beraber Milli Eğitim Bakanlığı'na gittim, sunuyu kendisine gösterdim, ancak intibam bu işin başarılamayacağı yönündeydi ve proje daha sonra değerlendirilmek üzere bugüne kadar geldi  Bu projenin zirvesinde: Dahiler Üniversitesi var. Bu proje ile çok sayıda üstün yetenekli öğrenci, bilinçli olarak futbolcu, spor adamı, sanatçı olabilir. Hani: "hem artist olsun, hem doktor olsun!" dedikleri cinsten; bir eğitim mümkün. Mutlu günler dileklerimle.

2

<p>Kişilik, kim olduğumuzu tanımlamamız için hayati öneme sahiptir. Tutumlar, düşünceler, davranışlar ve ruh halleri de dahil olmak üzere benzersiz özelliklerin bir karışımını ve bu özellikleri diğer insanlarla ve çevremizdeki dünyayla olan ilişkilerimizde nasıl ifade ettiğimizi içerir.</p><p>Bireyin kişiliğinin bazı özellikleri miras alınır, bazıları ise yaşam olayları ve deneyimleri ile şekillenir. Belirli kişilik özelliklerinin çok katı ve esnek olmaması durumunda bir kişilik bozukluğu gelişebilir. Özetle yukarıda tanımla verilen kişilik; insanların genetik yapısına bağlı olmakla, beraber çevre faktörleri, eğitim-öğretim ortamı girdiği sosyal ortamlar, yaptığı sportif faaliyetler, okuduğu dergi ve gazeteler kişiliğin oturmasında ve oluşmasında önemli bir rol oynar...</p><p>Çokça çevremizde şahit olduğumuz ekonomik durumu uygun olmamasına rağmen; marka düşkünlüğü (tiklik) ekonomik durumuna bağlı olarak, kendini kötü görme, küçük görme ile beraber başlayan özgüvensizlik, insanın kendisinde hissettiği sıradışılık, kişilik kaymasının en önemli sebepleri arasına girmektedir. Çevremizde çok görmekteyiz: uzun saçlı birinin, birden saçını sıfıra vurdurması ya da kısacık kestirmesi vücudunun herhangi bir yerine dövme yaptırması veya vücudunu baştan aşağı harita gibi süslemesi, kaşının bir bölümünü kestirip, kazıtıp şekil vermesi, erkeklerin eskiden Osmanlı'da bile küpe kullanması.</p><p>Genç insanların, hatta çocukların; vücutlarının bir yerlerini deldirerek piercing takmaları, kişilik değişimlerinde önemli rol oynamaktadır; bu gibi davranışlar hastalık boyutuna gelmedikçe, sorun yoktur. Hatta iyi bir şeydir kişinin kendini mutlu hissetmesi için yaptığı değişiklikler. Fakat kişi şunu bilmelidir ki, erken yaşta yaptığı hal ve davranışlar; ileriki yaşlarda mesela sözgelimi; politikaya atıldığında ya da ünlü bir kişi olduğunda, karşısına olumsuz olarak çıkacaktır.&nbsp;</p><p>Yorgunluk, aşırı dinlenme, tembellik, çok okuma, hiç okumama, aşırı spor ya da hiç spor yapmama ve her türlü aşırılıklar kişilik kaymasının ana sebepleridir. Kişiliğin oturmasında, eğitimin, ailenin önemi büyüktür. Yazının bundan sonraki bölümü, benim bilgim dışında, doktorların ilgilenebileceği bir hastalığın tedavisi ile ilgili olmalıdır. Bu konuda ise benim söyleyecek bir sözüm yok...&nbsp;</p><p>Yazı sadece bir farkındalık yaratmak için yazılmıştır. Herkese iyi günler...</p>

5

<strong>Anılarla Türkiye üzerine oynanan oyunlar;</strong> 1997 depremi, Türkiye'yi art arda gelen iki deprem çok şiddetli şekilde vurdu. O günün televizyonlarında, haber bültenlerinde, gazetelerde hep yıkık binaları gördüm. Çok şükür ki o zamanlar sosyal medya yoktu ama hükümeti hep yıkık binaları, enkazlarla devletin alamadığı tedbirleri gördük; arkasından 28 Şubat geldi. Haberlerde hep iktidar aleyhine yazılar, hep devleti yıkıcı haberler bugünkü iktidar da o günlerde parti kurma aşamasında ilerlerken onlar da bu sürecin çabuklaşmasına katkı verdiler. Çünkü zalimin hedefi, iktidarın çökertmek ve kendi lafını dinleyen birilerini iktidara getirmekti. Hatta kendi adamını göndererek, ekonominin başına geçirdi ve o günkü iktidar barajı geçemedi. Maalesef Amerika başarmıştı, yeni iktidar ülkeye geldi. O gün Amerika'nın umudu; yeni iktidara istediğini yaptırmak idi ancak geçen süre ve yapılan başarılı işler Amerika'nın moralini bozdu. Zalim Amerika Türkiye'deki yandaşlarını örgütleyerek; 'Cumhuriyet Mitingleri' yapmaya başladılar, tıpkı şimdi; Boğaziçi Üniversitesi'ndeki provokasyon, gezi provokasyonu, Ankara'dan İstanbul'a yürüyüş, bakanlıkların önünde gösteri, pazara inip, pazarda halkı kışkırtmak için; hayat pahalılığını koz olarak kullanma gibi eylemler... Ne, o zaman iktidar karşıtları, deprem olmuş; "devlete yardımcı olalım, el birliği ile bir şeyler yapalım" şeklinde bir girişim yerine, 'yapamıyorlar, edemiyorlar!" söylemiyle nasıl iktidarın sonunu hazırlamışsa, bugün de örgütlü olarak iktidarı indirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Hain darbe teşebbüsünü: 'kontrollü darbe' olarak nitelendiren çevreler, kapatılan kanalları yerine, örgütledikleri yeni kanalları vasıtasıyla gündemi halkı korkutmak, isyan ettirmek, devlete düşman etmek, gibi bir misyona soyunmuştur. Şöyle bir hatırlayalım: yakın tarihte, pandemi başladığı dönemde, kendi haber bültenlerinde ana konu: pandemi ve Türkiye'nin başarısız olduğu, 'vaka sayıları doğru değil, ölüm oranları daha fazla, alınan tedbirler yeterli değil, tam kapalılık öneriyoruz!' gibi sorumsuz davranışlar, kapatılan dükkanları ve işinden olanları gündeme getirerek; insanların acıma duygusunu sömürmek, devletin yaptığı yardımların yetersiz bulmak, yapılan her şeye bir kulp takmak. Bu haber bültenlerinden hatırlayacaksınız. Tıpkı şimdi, pandemi sonrası ekonomik çöküşte oluşan, yeni para sisteminin, fiyatları üzerindeki olumsuz etkisini sömürerek, halkı korkutarak ve kışkırtarak yaptıkları haberler gibi. Önce pandemi haberlerini abartarak ve Türkiye aleyhine kötüleyerek verdikten sonra, 'aşı  anlaşması yapmadılar, yapamadılar, kandırılıyoruz!' gibi haber bültenleri yaptılar. Aşı geldi, aşı olmama ile ilgili kampanyalar yaptılar. Aşılara kulp buldular. Çin ile yapılan aşı anlaşmasını, sanki gündemde daha önce Uygur Türkleri yokmuş gibi, Uygur Türklerini kullanarak bozmaya çalıştılar. Şimdi de haber bültenlerinin içeriği kur korumalı mevduata karşı çıkma, pazardaki artan fiyatlar, süt fiyatları, et fiyatları ile üreticiyi sömürmeler... Her haber bülteninin hemen tamamını, bunlara ayrıldığı gibi, karşı çıkan her muhalefetin liderine, particiklere, hatta parti olamamış; parti görünümlü insanlara,  daha dün iktidardayken, hala ve hala iktidar içinde yaşayan, şimdi iktidar karşıtı olarak önlerine birer mikrofon, boş boş konuşanlar. Geçen gün, Oda TV yazarı, "Erdoğan'ı indirmek uğruna Türkiye'yi batırmayalım, devleti batırmayalım!" diye bir makale yazdı. Provokasyoncular; muhalif bir yazarın bile, vicdanını kanattılar... Yerel seçimlerde, iktidara karşı darbe provası yaparak, (seçim tekrarlayarak iktidar da buna çanak tuttu.) Seçim kazananlar; şimdi umutlarını, yapılacak yeni seçime bağlamaktalar! Halkımızın dikkatli olması gerekir. Şunun bilinmesi gerekiyor: bugün devlet yaklaşık 10 milyon kişiye karşılıksız yardım yapmakta, maaş vermekte;(hatta hak etmediği halde bu maaşları alanlar da var.) yakacak yardımı, yoksulluk yardımı, yiyecek, içecek yardımı süt yardımı... daha burada sayamadığım çok çeşitli yardımlarda bulunmaktadır. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları vasıtasıyla da her türlü ihtiyaç sahibinin yardımına koşmaktadır. Esnafa zor, durumda bulunan üreticiye maddi katkı sağlanmaktadır. Yani her şey, televizyonda gösterildiği kadar kötü değildir, belirli bir normalleşme sürecinden sonra da tamamen olağan duruma geçilecektir, korkuya ve endişeye mal yoktur. 2000'de böyle olmuştu. 2009'da böyle olmuştu. 2023'te de her şey güzel olacaktır. Bu yazı; şunu, bunu korumak amaçlı değil, Atatürk Türkiyesini korumak amaçlıdır. Bugün iktidar adayı hiçbiri, 'şu ekonomik kararı, şöyle yapalım; şu eksiği, şöyle düzeltelim, alternatif çözümler üretmek yerine, adamsan çık karşıma, yapmazsam adam değilim.' gibi boş vaatlerle hedefe yürümektedir... Allah ülkemizi düşmanlarından korusun

6

<p>"Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Asıl sonu kesik olan, senin düşmanın (sana buğzeden)dir" Kevser suresi ile vahyolunan kurban ibadeti, müslümanların yaptıkları ibadetlerden biridir ve çok önemli bir ibadettir. Ülkemize bakıldığında yoksulluk sınırında, dar gelirli ve orta gelirli insanlarımızın hayat pahalığına maruz kaldığını görmekteyiz.</p><p>Böyle bir ibadetin doğru dürüst yapılması, toplumumuzu rahatlatmanın ötesinde önemli bir dini vecibenin de yerine getirilmesini öngörmektedir. Ancak bu ibadet ülkemizde usulüne uygun olarak yapılmamaktadır. Hocanın verdiği fetva ile üçte biri sana, üçte biri komşuna, üçte biri fakire fukaraya! Yok öyle şey! Hep ihtiyaç sahibine, hep ihtiyaç sahibine; yoksa ibadetiniz yalan ibadet olur! "Gördün mü dini yalan sayanı? İşte odur yetimi itip kakan; Ve yoksula yedirmeyi özendirmeyen! Vay haline... o namaz kılanların ki, onlar namazlarının özünden uzaktırlar. Onlar halka gösteriş yaparlar. Hayra da engel olurlar." İşte maun suresinde Allah'ın gazabını üzerlerine çekenler, kurban eti ile kavurma yapanlar, kurbanı hak sahibine vermek yerine difrizlerinde depolayanlar; işte onlar yalan ibadetin, gösteriş ibadetinin baş günahkarlarıdır.</p><p>Bugünlerde televizyonlarda, sosyal medyada, internette, velhasıl reklam dünyasında ana unsur deep freez, et kesme makineleri, kıyma makineleri ve et yemeği tarifleri pek revaçtadır; çünkü reklamcı da yani tüccar da yapılan, ibadetin bir yalan ibadet olduğunu; fakire fukara yardımının olmayacağını pekala bilmektedir. Cemaatle namaz kılarken, 'millet görsün' diye seccadeyi yolun kenarına atanlar, o karmaşada nasıl bir namaz konsantrasyonuna sahip olacaktır? Çünkü yaptığı iş gösteriş ibadetidir.</p><p>Lütfen islamı doğru yaşayanlar, yaşamak isteyenler, islam olmadıkları halde, müslümanlarla ortak yaşamı benimsemiş, müslüman olmadığı halde kurban kesenler lütfen; fakiri, fukarayı gözetiniz. Biliyorsunuz bu dönem aynı zamanda islam'ın 5. şartının da dönemidir.&nbsp;</p><p>Zekat ve sadaka dönemidir. Allah hakkıyla İslam'ı yaşayanlardan, yardım ve sadakalarınızdan razı olsun. Allah'a emanet olun</p>

4

Kişisel iletişim, insanların birbiriyle konuşması, haberleşmesi, paylaşması; neyi ne ölçüde paylaşması gerektiği, neyi ne ölçüde söylemesi gerektiği, hangi haberleri, hangi aralıklarda vermesi gerektiği ya da verip vermemesi gerektiği iyi bir iletişimin ön gerektirimidir. Eğer biriyle iletişim kuracaksanız; öncelikle iletişim kuracağınız konuda, kendiniz donanımlı olmalısınız ve o konuyla ilgili karşınızdaki kişinin, bilgi düzeyi ve kişilik yapısı ve psikososyal özelliklerini bilmeniz gerekir. İyi bir iletişimci, öncelikle ses tonunu ayarlamalı, ses yüksekliğini; karşısındakinin hoşuna gidecek, şekilde bir seviyede tutmalı, anlatacağı zaman da, anlatacağı şeyleri, vurgu sırasına göre belli bir düzen içinde sıralamalarıdır. Etkili iletişimin ilk kuralı ses tonu. Karşısındakinin, dinleme, anlama, anladığı şeyi irdeleme; karşısındakine katılma ya da eleştirme, haklı olduğu yönleri belirleme, haksız olduğu yönlerde ise itirazlarını dile getirmelidir. Bu itirazları dile getirilirken; asla karşısındaki kişiyi incitmemeli, eğer bilgisiz bir tavrını bulduysa onu teselli etmelidir. Yani iletişim iki kişinin anlaşması, birbirini tamamlaması; birbirine destek vermesi, üçüncü kişilere karşı tamamlama, savunma ve beraberlik oluşturma kavramlarını birlikte getirir. Etkili iletişimin en önemli yolunun dinleme olduğunu, ikinci yolun, tartışılan konuyu bilmek, belirleme, anlama; ön hazırlık belge ve bilgi birikimi; iletilen konuda iletişim kuranın elini güçlendirir! Ne güzel şarkıdır: "Şu dünyadaki en güçlü kişi Güçlükten gelendir Şu dünyadaki en bilgin kişi Kendini bilendir Bütün dünya buna inansa Bir inansa Hayat bayram olsa İnsanlar el ele tutuşsa Birlik olsa Uzansak sonsuza" İletişimden çıkarılacak sonuç, bir anlaşma metnidir, bir ortak karar mekanizmasıdır. Galip gelme, yenme veya yenilme mevzu değildir. Eğer öyle düşünülürse, iletişimden kargaşa çıkar! Bunun örneklerini özellikle; siyasal iletişimde görmekteyiz, çoklu bir kutuplaşma, birbirini anlamama hali, birinin dediğini ötekinin yalanlaması ya da hayalden kurgular üreterek birbirlerine ahlaksız sayılabilecek saldırılarda bulunması; bugünkü siyasal ve sosyal medya düzeninin mide bulandırıcı görüntüsünü oluşturmaktadır. Anlaşmak, çok güzel bir şeydir. Her iletişimde; tıpkı bir pazarlık yapılıyormuş gibi veya pozitif bir sonuç alınıyormuş gibi, el sıkışmak veya çak yapmak çok önemlidir. Herkesin birbirine: çak yapacağı, el ele vereceği günler diliyorum.

6

‌Belki de hemen hepimizin başında olan, karşısına gelen ve bir türlü insanın kendisini alamadığı bir hastalıktan bahsedeceğim: alışveriş hastalığı. Öteden beri, internetin yaygınlaşmasından sonra başlayan; uzaktan satış, online alışveriş sistemleri, zahmetsizce evden yapılan siparişler, çoğu sürprizle karşılaşmalar ve aldatıldığını ürünü aldığında anlamak hemen hepimizin başına gelen bir olgudur. Öncelikle şunu bilmek gerekir, hiçbir tüccar size zararına satış yapmaz, hiçbir tüccar karı olmadan size hediye vermez, eğer size hediye veriyorsa; bir sonraki aşamada sizi kandıracağının bir kanıtını elde etmektedir. Gasp, sadece sokakta yürürken, birinin size yaklaşıp, kolunuzdaki çantayı alması veya kalabalıkta yanınıza yanaşıp cüzdanınızı çalması değildir. Göstere göstere gasp suçları işlenmektedir. Bunlardan en masum olanı: mesela '100 lira alışveriş yaparsanız, size 50 liralık bir şeyi 10 liraya önerirler' siz, zorunlu olarak o ürünü almak için, belki de ihtiyacınız olmayan 100 liralık alışveriş yapmışsınızdır; siz aslında kandırılmışsınız siz aslında soyulmuşsunuz. Bir başka masum dolandırıcılıkta; bir alana, bir bedava kampanyasıdır, o kampanyayı yaparken; hırsız, ürünü aldığınızda iki tane işaretlememişseniz, istemediğiniz halde, o ürünü iki kat fiyatı almış olursunuz; bazen de iki tane işaretlersiniz ama siteyi arızalı yaptığı için hırsız, bir tane işaretlemiş görünürsünüz siz gene iki katkı kazıklanırsınız. Uzaktan satış yapanların en önemli kozlarından birisi, size bir tarih ve bir saat aralığı vermekte ve siz alışverişinizi, o tarihe ve o saat aralığına denk getirmek zorunluluğunu hissedersiniz ve beyniniz artık illa o zaman aralığında: "ben o ürünü almalıyım." emrini almıştır. Hiç kimse size, fazladan hediye vermez. Kandırıldınız. kandırıldık ve maalesef ticaret bakanlığı bu tür sahtekarlıkların, önüne geçmekte geç kalmaktadır. Bu tür, zaten bir sürü yasa çıkmasına rağmen maalesef yasalar uygulanmamaktadır. Üzerinizde, sürekli bir baskı, sürekli bir abluka vardır. Size, 'falanca mekanda %50 indirim, filanca üründe 200 TL hediye kupon, sizi soymak için hazırlanmış, envai çeşit entrika, sizi, bizi, hepimizi kuşatmıştır. Modern dolandırıcılıkta bir numara GSM şirketleridir. Hiç gereği yokken bir telefonla aranırsınız: "efendim tarifeniz de, şunu uyguluyorsunuz, size 10 lira daha fazla verirseniz, şöyle bir tarife öneriyoruz ya da 5 liraya hediye saklama alanı veriyoruz gibi...." sizi kandırmaya, dolandırmaya yönelik faaliyetlere, şahit olursunuz; kısaca biz hepimiz, bir şekilde alışveriş hastalığına tutulup, soyuluyoruz. Farkında mıyız? Değiiz, bu yazıdan sonra farkına varacak mıyız? Varmayacağız ama benden uyarması en azından bir farkındalık yarattıysam ne mutlu bana. Yazıya son vermeden önce üzerimizdeki ablukalardan bir başkası sözüm ona, televizyonculuk adına yavaş yavaş konuşan, 'konuşma özürlü' gibi konuşan sunucular. Sırf reklam almak için: "biraz sonra haberimizde" gibi laflarla aynı cıngılı; 10 kere, 20 kere döndürmeler: ruh ve duygu hırsızlığıdır; aynı tavır internette de vardır. Mesela: "şundan bir bardak içerseniz, zayıflarsınız!' diye başlık atıyor ama o içeceğiniz şeyin ne olduğunu bir türlü söylemiyor, ardından da bin bir türlü hikayeler... Yani velhasıl, hem manen hem de maddeten soyuluyoruz.

2

<p>Aşk, birine duyulan tutkulu sevgi ya da biri ile özleşmek; kalp kalbe eşlenmek, sadakat: verilen bir ahde vefa göstermek, eşine, dostuna ve mensup olduğu sosyal çevreye ihanet etmemek olarak tanımlanır.</p><p>En azından ben böyle algılıyorum. İnsan doğası, aslında çok temizdir. Daha henüz, aşk ve sevgi duygularını yeni yaşamaya başlayan; 12 -13 -14 yaşlarındaki bir birey kendisine söz vermektedir. "Ben asla sevdiğimi aldatmayacağım, elimi bile tutturmayacağım.' Çoğumuzun, hemen hemen herkesin, bir zamanlar yaşadığı duygudur bu...</p><p>Tabii yaşamayanları, konumuzun dışında tutuyoruz, aşk masallarda anlatıldığı gibi bir şey midir, yoksa gerçek yaşanmışlıklar mıdır? Bu aşkların, içerisinde sadakatsizlik var mıdır? İyi irdelemek gerekir. Mesela Sezai Karakoç; bir kıza aşık olur, üniversite yıllarında, onun için Mona Roza isimli, bir akrostiş şiir yazar, bu şiiri uzunca bir müddet göğsünün üzerinde saklar, sevdiği kıza çıkma teklif ettiğinde reddedilir, bir mezuniyet toplantısında bu şiiri arkadaşı çıkarır, okur. Kız hayran olur: "teklifin hala geçerli mi?" diye sorar. Karakoç: "artık senin aşkın, benim aşkıma yetişemez." der ve kızı reddeder. Sezai Karakoç, o aşka sadakat adına, hiç evlenmeden hayattan göçer. Allah rahmet eylesin. Bu bir aşktır ama hiç evlenmemesi bir sadakat midir? Sorgulanmalıdır.&nbsp;</p><p>Liderimiz, ulusumuzun banisi, Mustafa Kemal Atatürk, kendisine platonik olarak, sevgi duyan bir kıza aşık olur ve o aşk için şarkı olmuş şiir bile yazar, ama onunla değil de Latife Hanım'la evlenir, acaba Atatürk aşkına sadakat göstermemiş midir? Eğer öyleyse sevdiğinin mezarı başında, bir ipek mendili akıttığı, gözyaşlarını, bir şemsiye gibi yukarıdan aşağıya doğru, sevdiğinin mezarını üzerine pırlanta taneleri gibi serper miydi?</p><p>Bu iki örnekten bakıldığında; aşk ve sadakat duyguları önemli farklılıklar göstermektedir. Birinci örnekte körü körüne bir bağlılık, ikinci örnekte aşka yoğun sadakat söz konusudur. Bazen zorunluluklar, yanlışlık değil de bildiğiniz doğru yoldan sapmayı gerektirebilir, anlık bir gerekçe bir başkasıyla beraber olma, gibi sonuca yol açabilir, bazen sağlık sorunları bazen toplumsal faktörler, birtakım doğru olmayan hareketlere sebep olabilir. Sırf egoyu galip getirebilmek için yuvaların yıkılmaması gerekir Özellikle kadın, aldatılmış olma duygusunun; aile yaşamının ve toplumsal huzurun önüne geçirmemelidir. &nbsp;Herkesin belki çok azının bir aşkı vardır, aşkları vardır, ama doğrusu öz olanı ilk aşktır. İnsan, daima o ilk aşka sadık kalmıştır ve bunun istisnası yoktur. Sonraki aşklar, yalan aşklardır, çıkar aşklarıdır, nispet aşklarıdır.</p><p>Sadakatsa, gönülde eylemsel olarak ifade edilmeyen, çok saygı duyulan bir kavramdır:</p><p>"Ne hasta bekler sabahı,</p><p>Ne taze ölüyü mezar.</p><p>Ne de şeytan, bir günahı,</p><p>Seni beklediğim kadar.</p><p>Geçti istemem gelmeni,</p><p>Yokluğunda buldum seni;</p><p>Bırak vehmimde gölgeni</p><p>Gelme, artık neye yarar?"</p><p>Dizelerinde; bir aşkın, özlem'in, sitemin duygusu vardır.</p><p>Aşık olduğu kadını, ölünceye kadar takip eden ısrarcı bir aşığın:</p><p>"Ölürsün... Kapanır yollar geriye; Ben mezarla sırdaş olur, beklerim. Varılmaz hayale işaret diye, Toprağında bir taş olur, beklerim..."</p><p>Dizeleri ile &nbsp;anlatılan ölümüne bir bağlılık vardır.</p><p>"Kader kısmet ne ise</p><p>Hayat böyledir işte</p><p>Seversin birini yol üstü</p><p>Ağlarsın dönüşte..."</p><p>Dizelerinde sevgilisini erken yaşta kaybetmiş bir insanın ağıtı vardır.</p><p>Herkese sağlıklı günler diliyorum.</p>

2

<p>‌Öğrenme başlı başına beynin algıladığı, dinleme, anlama, araştırma gibi evrelerden oluşan ve insan hayatının temel birikimini oluşturan ana bir unsurdur. Hiçbir şey öğrenmeden yapılamaz, hiçbir etkinlik düşünmeden düzenlenemez. Bu bakımdan öğrenme konusu, enine, boyuna incelenmesi gereken bir konudur.&nbsp;</p><p>Öncelikle öğrenmek için, vücudun dinlenik, egzersizler de güçlendirilmiş olması gerekir. Yani anlama kapasitesi oluşturmak gerekmektedir. Öğrenme adayı kişiler, öğrenmeye başlamadan önce, mutlak surette, bir beden egzersizi, yürüyüş veya yerinde hareketlerle, ısınma hareketlerine benzer hareketlerle, beynin oksijen almasını sağlamak durumundadır.</p><p>Demek ki öğrenmenin ilk koşulu bedeni hazırlamaktır. Beyni hazırlamaktır. Gürültüye maruz kalmış, yorgun bir beden, kalabalıklar içinde kaybolmuş bir beyin, öğrenemez. Öğrenmenin ikinci basamağı dinlemektir, dinlerken, düşünmek, algılamak, yorumlamak gibi eylemler eşgüdümlü olarak gerçekleştirilmelidir. Dinleme aşaması bittikten sonra, tekrarlama, yorumlama aşaması gelmektedir. Sonraki aşama uygulama aşamasıdır. Tabii bir sonraki aşama da öğrendiğini başkalarına aktarma aşamasıdır, bu aşamalar birbirini tamamlamalıdır.</p><p>Öğrendiğiniz bir şeyi pekiştirmek, için farklı kaynaklara, değişik anlatılara, bakmanız ve incelemeniz gerekir, sadece sınırlı sayıda kaynaktan sağlanmış, öğrenme birikimi güvenilir değildir. Demek ki öğrendiklerinizi başkalarına aktardıktan hemen sonra, öğrendiğiniz şeyin güvenilirliğini de denetlemeniz gerekmektedir. Tıpkı haberleri tek kaynaklarını izleyen, başka kaynaklara bakmayan, insanların, ileride ne kadar çok yanıldıklarını deneysel olarak, herkes görmüştür. Öğrenen birey zenginleşmektedir.&nbsp;</p><p>Konumuzun ikinci aşaması ise öğretmedir. Öğretme sadece kapalı bir alanda, meydana getirilen bir etkinlik değildir. Öğretmenler sınıf ortamında öğretme etkinliğini oluşturmaktadır ama iyi bir öğretmen sınıfa bağlı kalmaz. Öğrencilerini, sokakla buluşturur, doğa ile buluşturur, kütüphane ile buluşturur, sinema ile buluşturur tiyatro ile buluşturur, deneyle buluşturur ve öğretme işlemini gerçekleştirir.</p><p>Öğretici! öğrettiği şeyi, sadece kitaba bağlı olarak gerçekleştirirse, anlatısı monoton olmanın ötesinde sıkıcı olur. Öğrenciler de sıkıldıkları dersleri, dikkatli dinlemezler, öğretilen şeyin, hayatta neye yaradığını, nerelerde kullanılabileceğini, günlük hayatla öğretilen şeyin bağlantısını belirlemeden asla başarı sağlanamaz. Öğretme tekniklerinin en önemlisi hikayeleştirme tekniğidir bir olayı veya bir kavramı hikayeleştirerek anlatırsanız, öğrenen kişi olaya daha iyi, daha dikkatli girecektir. Öğretmenin diğer bir aşaması ise; ödevlendirme, görevlendirme ve ölçme ve değerlendirmedir.</p><p>Şimdilik bu kadar, sağlıcakla kalınız.</p>

4

<p>Anadolu coğrafyasının en önemli hikayeleri türkülerde anlatılır. Gurbet, sıla, hasret, zenginlik, fakirlik, toprak, dağ, dere; her türlü forklorik etkinlik, Türklerde ifadesini bulur.&nbsp;</p><p><strong>Aşık Veysel'in sadık yari Kara Toprak:</strong></p><p>"Dost dost diye nicelerine sarıldım</p><p>Benim sadık yârim kara topraktır</p><p>Beyhude dolandım boşa yoruldum</p><p>Benim sadık yârim kara topraktır</p><p>Nice güzellere baılandım kaldım</p><p>Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum</p><p>Her türlü isteğim topraktan aldım</p><p>Benim sadık yârim kara topraktır."</p><p><strong>Ordu'nun derelerini yukarı yukarı akıtan aşk sevgiliye yakarış:</strong></p><p>"Ordu'nun dereleri</p><p>Aksa yukarı aksa</p><p>Ordu'nun dereleri</p><p>Aksa yukarı aksa</p><p>Vermem seni ellere</p><p>Ordu üstüme kalksa, sürmelim aman</p><p>Vermem seni ellere</p><p>Ordu üstüme kalksa, sürmelim aman"</p><p>'Ne gecem var, ne gündüzüm var?' diye sevgiliye duyulan hasret, yakılan ağıt:</p><p>"Ne gecem var ne gündüzüm ağlarım</p><p>Anne viran oldu benim bağlarım</p><p>Ben de bu derdime derman ararım</p><p>Ağla anam ağla kara yazıma</p><p>Yürek dayanmaz oldu sızıma</p><p>Önüme koydular beyaz üzümü</p><p>Yazmam ile bağladılar gözümü</p><p>Kestiler genç yaşta anam dizimi</p><p>Ağla anam ağla kara yazıma</p><p>Yürek dayanmaz oldu sızıma"</p><p><strong>Çoğu zaman da türkülerin içine yerleştirilen aşk hikayeleri aldatma hikayeleri:</strong></p><p>"At belinden tabancayı, dağlar inlesin</p><p>Yat kolumun üstüne de, canın dinlensin</p><p>Gelir misin, gelmez misin ayva dibine</p><p>Kemer olup sarılsam da ince beline</p><p>Ne duruyon gurbet elde, yar gelsene yanıma</p><p>Mahcup mahcup duruşun da gülüm yetti canıma</p><p>Usul usul bas da gel, topukların görülsün</p><p>Ben aklına geldikçe de ciğerlerin sökülsün"&nbsp;</p><p><strong>Çoğu türküde bir elemin bir acının destanı:</strong></p><p>'Şafak söktü yine sunam uyanmaz</p><p>Hasret çeken gönül derde dayanmaz</p><p>Şafak söktü yine sunam uyanmaz</p><p>Hasret çeken gönül derde dayanmaz</p><p>Çağırıram sunam sesim duyulmaz</p><p>Uyan sunam uyan derin uykudan</p><p>Çağırıram sunam sesim duyulmaz</p><p>Uyan sunam uyan uyan derin uykudan'</p><p><strong>Bazen de bir destan, kavuşamayanların hikayesi türkülerin içine saklanmıştır:</strong></p><p>Ne güzel bir türküdür bu? Bir ermeni kızına aşık olan genci anlatır. Genç hem aşkından verem olmuştur ve hem de sevdiğine kavuşamamıştır. Aralarında bir de din sorunu vardır. Çare de ya ermeni kızının Müslüman olması, ya da gencin ermeni olmasıdır.</p><p>"Bahçelerde mor meni,</p><p>Verem ettin sen beni,</p><p>Ya sen islam ol ahcik,</p><p>Ya ben olam ermeni..."</p><p><strong>Ordu merkezli bir hikayede, Hekimoğlu hikayesidir. Bir Gürcü-Türk aşkını anlatır.</strong></p><p>'Hekimoğlu; yiğit, mert, ufak, tefek delikanlı, &nbsp;bulunduğu yerde hakim olan bir Gürcü beyinin kızına tutulmuş. Kızıyla &nbsp;görüşmesini istemeyen Gürcü beyi ise Hekimoğlu’na düşman olmuştur. &nbsp;Gürcü beyi haber gönderip: 'teke tek hesaplaşmak istediğini' söyletir. Bunun üzerine aynalı martinini alan yiğit delikanlı geldiğinde ise Gürcü beyin adamları tarafından çevresi sarılarak ateş altına alınır. Çemberi yararak yaralı kaçar ve Bolu tarafındaki annesinin yanına döner. İyileşir iyileşmez iki akrabasını yanına alır &nbsp;ve artık dağlara çıkma kararı almıştır. Tekrar Ordu taraflarına dönerek zengin Gürcülerden aldığı malları fakir halka dağıtmış, bu sayede ise halk onun mertliğine karşı büyük bir sevgi göstermiş.</p><p>Artık olay Gürcü – Türk çatışmasına dönmüştür. &nbsp;Gürcü beyi ise jandarmaya şikayet ederek devamlı yakalanmasını sağlamaya çalışsa da onu çok seven yöre halkı kaçmasına hep yardımcı olmuş. &nbsp;Bir gün Hekimoğlu, iki akrabasının ölüm haberini alır ve Gürcü beyine bunun hesabını sormak için beyin yaşadığı yer olan Çiftlice köyüne gider ve muhtara varır. Muhtar, Hekimoğlu’ndan gözükse de aslında Gürcü beyinin adamıdır. Hainlik yapan muhtar ise Bey’e haber salarak Jandarmaya haber verdirir. Çıkan yoğun çatışmada ise öldürülür.'</p><p>"Konaklar yaptırdım</p><p>Döşetemedim</p><p>Ünye Fatsa bir oldu da narinim</p><p>Baş edemedim</p><p>Ünye Fatsa arası</p><p>Ordu da kuruldu</p><p>Hekimoğlu dediğin de narinim</p><p>o da vuruldu..."</p><p>Bu yazı daha fazla uzamaz bir başka yazıda bir başka türkülerin hikayesi ile devam ederiz sağlıklı günler diliyorum. Gelecek yazılarda Rizeli Sandıkcı Şükrü'nün hikayesi, Gesi Bağları, Müdür Beyin Yeşil Kürkü.... Türkülerinin hikayesini anlatacağım.</p>

5

Bir zamanlar, 'Türk Filmi mi?' diye küçümsediğimiz, 'Yeşilçam Filmi' diye alay ettiğimiz filmleri, hatırlıyorum. Yaşı yetenler bilir: <em>Belgin Doruk, Türkan Şoray, Selda Alkor, Filiz Akın, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit...</em> adını unutmaktan korktuğum daha bir sürü aktrist:<em> Muhterem Nur, Suzan Avcı mesela.... Aktörler: Ayhan Işık, Sadri Alışık, Ediz Hun, Ekrem Bora, Fikret Hakan, Kadir İnanır, Tarık Akan, Muzaffer Tema, Erol Taş, Hulusi Kentmen...</em> ismini anarken bile tüylerim diken diken olan bir büyük bir aktör ve artistler grubu. <em>Vesikalı Yarim, Susuz Yaz, Pantolon Bankası, Kezban Paris'te, Bodrum Hakimi, Selvi Boylum Al Yazmalım ve bir yığın Türk Filmi,</em> Kemal Sunal gibi bir güldürü ustası ve hiç birinde küfür olmayan ya da en bariz klasikleşmiş küfür: 'eşşoğlueşşek' olan ya da, 'suyu ısıt sevgilim' geliyorum repliğinden başka içinde küfür olmayan ve bugün bile tekrarları; televizyonlarda, bugünün kuşağı tarafından zevkle izlenen bir çok Türk Filmi içinden yeni yeni diziler çıkmış, dizileri bile sayısız izlenmiştir. Şimdilerde kolay para kazanan, ekrana çıkmasıyla, reklam filmini kapması ile ve insanların aklına hayaline gelmeyecek para kazanıp sosyal medyada gezinen bir sürü sözüm ona aktör ve aktrist... İçlerinden iyi olanlar var ama içlerinde küfrü ana malzemesi olan Türkiye Düşmanı, milyonların izlediği PKK sempatizanı de var. Bu adamlar bilgisayardan uyduruk filmler yaparak özellikle küçük çocukların ahlak yapısını bozarak ahlaksızlığı maalesef şiar edinmiş bir şarlatan. Ama tabii kızılması gereken o değil, onu o noktada tutanlar! Düşünebiliyor musunuz, bu kişi 'ama' bağlacıyla küfür üretmekte. 'Doyamıyorum' yükleminin önüne ya da arkasına bu bağlacı koyarak küçük çocukların bile ahlak yapısını bozmaktan çekinmiyor! Televizyonda oynadıkları dizilerde, halkın sevgisini kazanmış artistlere 'cinsel içerikli küfürler' söyleterek sözüm ona 'dijital platform' adı altındaki bir mecrada bile hayasızlık yapmaya devam etmektedir ve buna sanat denmektedir. Yazıklar olsun öyle sanata! Şimdi sormaktayım: gündemdeki aktörlerden hangisi bir Ayhan Işık, bir Cüneyt Arkın ya da artistlerden hangisi bir Gülşen Bubikoğlu bir Türkan Şoray olabilir? Bir Hülya Koçyiğit var mı bugün? Eskiye özlem değil, kaliteye takdir. Kaliteye aşk... Herkese; iyilik, sağlık güzellik, diyerek yazıyı bağlıyorum.

6

<p>İnsanları doğum tarihlerine göre sıralayan ve bunun 'demografik' olduğunu söyleyen isimlendirme bana göre geçerli olmayan bir isimlendirme... <strong>1965-1985 aralığına x kuşağı, 1985-1995 aralığına y kuşağı, 1995-2012 aralığına z kuşağı, 2013-2022 aralığına alfa kuşağı 2023'ten sonra doğanlara da "beta kuşağı'' denecek.</strong> Dünyanın her yerinde, her insana bu sınıflandırmayı yapmak ne denli doğrudur?&nbsp;</p><p>Kaldı ki, bugün yurdumuzda yaşayan mesela Ankara'da yaşayan bir çocuğun alışkanlıkları, sosyo-psikolojik yapısı ile sözgelimi Kars'ta yaşayan bir çocuğun alışkanlıklarıyla aynı olmayabilir. Yani bu tür sınıflandırmalar insanların, modaya özendirmek için ya da değişik ticari çıkarlar sağlamak amacıyla gündeme oturdu. Bunlar bazılarının zor anlayacağı yapılandırmalardır.&nbsp;</p><p>Afrika'nın herhangi bir ülkesindeki çocuğun internet bağımlılığı ya da sosyal bağlılığı ile Amerika'daki herhangi bir bireyin aynı yaştaki bireyin bağlılığı ile aynı değildir. Kaldı ki bu önermeleri öne sürenler kuşakların sosyolojik arzularını, psikolojik yapılarını ve kültürel yapılarını da sınırlandırmaktadır.</p><p>Böyle bir sınıflandırmanın yerine; Ne olur "x kuşağı, y kuşağı, z kuşağı' diyeceğimize; '1965'te doğanlar, 1980'de doğanlar, 1990'da doğanlar, 2000'de doğanlar desek? Ya da müzikte '65'lerin müziği, 70'lerin müziği, seksenler veya doksanlar gibi ifadeler kullansak? Bazı meslek dalları kendilerine alan sağlamak için, bu tür sınıflandırmalar yapmakta ve insanları da sınıflandırdıkları demografik yapının içine sokmaya çalışmaktadır.</p><p>İster istemez bir birey kendisini 'z kuşağı' diye tabir edilen alışkanlıkların içine sokabilmektedir. Yani bu tür yaklaşımlarla suyun akışını değiştirmektedirler. Ülkemizde bakacak olursak bugün İstanbul'da doğan bir çocuk eğitim öğretim işleri ile daha yoğun ilgilenirken, Konya'da doğan bir çocuk eğitim işlerinin yanı sıra tarım ve çiftçilikle de ilgilenmektedir.</p><p>Bu iki örneğin demografik yapısına kuşak etiketi konması doğru mudur? Zaman ilerledikçe insanlar kendilerine iş üretmek gibi bir derdin peşine düşmekte, ve sınıflandırmaları sevmektedir. Eskiden kimyada periyodik cetvel sınıflandırması vardı ya şimdi de var, ama sanki artık insanları birbirinden ayırmak için; ırk, köken, etnik yapı geride kaldı...</p><p>Bu olgu insanları kuşak çatışmasına sokmaya çalışmaktadır. <strong>Ben her türlü sosyal çatışmanın karşısındayım. Biz bir bütünün parçaları olmak zorundayız.</strong> Kaldı ki bu tür zırvalayanlar 'C kuşağı', 'D kuşağı' diye ticari yaftalamalar da yapmaktadırlar. Her zaman olduğu gibi: "Allah sonumuzu hayır etsin!" diyerek, yazıyı tamamlıyorum.</p>

3

Üniversite Sınavı yaklaşırken, gençlerin bir derdi de, meslek seçimi; hangi meslekte daha başarılı olunur, hayatta başarılı olmak için ne olmak gerekir? Bazılarının özel hayalleri vardır. Kimi 'ben mühendis olacağım', kimi 'ben doktor olacağım' kimi ben, 'avukat olacağım' diye kendini hazırlamıştır ama henüz karar vermemiş olanlar ya da hangi meslekte başarılı olacaklarını bilemeyenler, eğer iyi bir rehberlik süzgecinden de geçirilmemişlerse onlara bu yazı daha yararlı olacaktır. Bugün ve önümüzdeki 10 yıl içerisinde geçerli olacak meslekleri şu şekilde sıralayabilirim: sağlık, dijital medya, iletişim, bilişim, pazarlama ve tanıtım, psikoloji, psikiyatri, artistlik-oyunculuk, futbol spor antrenörlüğü... gibi. Bütün mesele 'ne olacağım?' değil 'nerede olacağımdır'? Bu bakımdan çevre analizi, kendi sosyal yapınız, toplumsal yapınız, ailenizin içinde bulunduğu sosyal çevre, sizin bu çevre içinde kalmanız veya bu çevrenin dışına çıkmanızı gerektirecek durumlar sizi hayata hazırlayacaktır. Kararı kendinizin vermesi ama doğruları görerek vermesi çok önemlidir mesela ülkemizde teknisyen bazında sağlık hizmetleri çok revaçta ve iş imkanı fazla olan bir daldır, bunun dışında başlı başına sağlık sektörü ve sağlık yönetmenliği önemli bir alandır. Herkes yeteneği doğrultusunda bir alana yönlenecektir. Dijital medya, sosyal medya, 'sosyal medya tanınırlığı' yapacağınız işlerde ve göreceğiniz eğitimde önemli yer işgal edecektir. Aslında bütün mesele direkt mesleğe yönelik değil de, iyi bir üniversitede ana dallardan birinde eğitim almaktır ve donanım kazanmaktır. Ondan sonra, master aşamasında ya da sertifika pozisyonlarında yapacağınız işe yönlenebilirsiniz yani öncelikle iyi bir üniversitede, köklü bir ana eğitim almak, köklü ana eğitimler: edebiyat, matematik, tıp, hukuk, siyasal, ekonomi, eğitim-öğretim ve hepsinin anası; felsefe. Bu açıdan baktığınızda üniversitede size yetecek puanı, bu alanlardan birine, meyiliniz varsa, kolaylıkla alabilirsiniz, her şey üniversitede eğitim almakla bitmiyor, iki yıllık üniversiteleri bitirmiş ve diploma almış olan insanların Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi'nde 'ikinci üniversite' programına girerek, ihtisas dalı olan mesleklerde eğitim alması mümkündür, tabii ki bu konu önemlidir ve tek yazı da bitirilmeyecektir. Gençlere önemli tavsiyem de: üniversite seçerken, üniversitenin bulunduğu yeri, fiziksel koşullarını! eğer bir vakıf üniversitesi ise vakfın yapısını, bir takım üçkağıtçı, para tuzaklı vakıf üniversitesi var, YÖK bunlara müsaade etmemelidir. Maalesef onları iyi analiz etmeleri, medyadaki dedikoduları izlemeleri, önemle duyurulur! <em><strong>Sağlıklı, mutlu gelecekler diliyorum.</strong></em>

4

<p><strong>ALTIN KURALLAR</strong></p><p>Sevmek, hem seveni hem de sevileni iyileştirir.</p><p>Çocuğun potansiyelini annesinin ufku belirler.</p><p>Ödevini velisi yapan çocuk başarısız olur. Yol gösterilmeli, eşlik edilmeli ama ödevi veli yapmamalı.</p><p>Sizin ne yaptığınız değil, çocuğunuzun nasıl algıladığı önemlidir.</p><p>Şiddet, iletişimde beceriksizliktir. Sağlıklı iletişimi başaran aileler şiddete gereksinim duymazlar.</p><p>Çocuk her isteği yapıldığında değil, hataları ve beceriksizlikleri karşısındaki tavrımızdan sevildiğini anlar.</p><p>Hata yaptığında şahsını incitmeden hatasını düzeltmeye çalıştığımızda çocuk sevildiğini anlar.</p><p>Sevmek ve sevdiğini göstermek ayrı şeydir. Sevmek yetmez, sevgiyi göstermeyi öğrenmek gerekir.</p><p>Çocuğu yıpratacak şekilde davranırsanız, çocuk da aynı şekilde davranmayı öğrenir.</p><p>Hiçbir çocuk doğuştan saygılı veya saygısız değildir. Saygıyı ve saygısızlığı bizden öğrenirler.</p><p>Evde çocuğunuzun kusur avcısı olursanız, çocuğunuzun kusurları artar.</p><p>Çocuğunuzu olmasını istediğiniz gibi değil olduğu gibi kabul ederseniz, olabileceğinin en iyisi olur.</p><p>Hiç kimse emir almaktan hoşlanmaz.</p><p>Ana babalar kardeş kavgalarında haklı olanı aramak yerine, çözüm aramalı, çocuklara da çözüm aramayı öğretmelidir.</p><p>Güç kullanmak denetleneni köleleştirdiği gibi, denetleyeni de etkisizleştiriyor.</p><p>Güç kullanmak güveni, dostluğu, yakınlığı ve sevgiyi yok ediyor.</p><p>Güç kullanmak denetleyenin ve denetlenenin sağlığını ve mutluluğunu tehdit ediyor.</p><p>Güç kullanmak çocukta yenilikçiliği ve üreticiliği bastırır.</p><p>Ceza saldırganlığı arttırır.</p><p>Gülümseyen insan, “Sen değerlisin” der.</p><p>Mükemmeliyetçi anne babalar, çocuğun normal gelişimini aksatırlar.</p><p>Çocuğu sevmek, onun için neyin gerekli ve önemli olduğunu bilmekle başlar.</p><p>Çocuğumuza sevgiyle her dokunduğumuzda, beyninde binlerce nöron uyarılır.</p><p>insanlara ve öncelikle çocuklara yapılabilecek en büyük iyilik, onlara akıllarını kullanmayı öğretmektir.</p><p>Alınan bir kararda payı olmayan kişinin, o kararı uygulamak için motivasyonu düşüktür.</p><p>Güç kullanmak hem denetleyen hem de denetlenenin sağlığını ve mutluluğunu tehdit eder</p><p>Çocuklara güvenmeden, onlara güvenip güvenemeyeceğinizi hiç bir zaman bilemezsiniz.</p><p>Çocuklarınıza davranışlarının size neden sorun yarattığını söyleyin, ama sorunu çözmek için ne yapması gerektiğini değil.</p><p>Ad takılan ve kötülükle etiketlenen çocuk kendini suçlu hisseder.</p><p>Çocuklar verilen emri yapmayınca tehdit edilirlerse, davranışlarını değiştirmeye karşı direnirler.</p><p>Öğüt veren sürekli ahlak dersi sunan anne babalar çocuklarının canını sıkar.</p><p>Konuştuğunuz konu ne olursa olsun, siz ne kadar çok dinlerseniz, çocuğunuz da size o kadar çok şey anlatır.</p><p>Çocuğunuzun mükemmel bir anne-babaya değil, onu seven, koruyan ve kabul eden bir anne ile babaya ihtiyacı vardır.</p><p>Uzun konuşmalar ve nasihatler nadiren akılda yer eder, oysa davranışlarınız etkili, net mesajlar verir.</p><p>Çocuğunuz anne babalığınızı ödüllendirmek zorunda değildir. Anne babalığın tatmin duygusu içten kaynaklanır.</p><p>Evlilikte "seni seviyorum"dan daha güzel bir söz varsa "sen haklısın"dır.</p><p>Bir kardeşteki olumlu özelliklerin diğerlerinde de olması gerekmez.</p><p>Sürekli söz dinletmeye çalışmak yerine, size karşı çıkan çocuğunuzun sorgulama ve itiraz etme yanının geliştiğini düşünün. Baskıcı değil ikna edici konuşun.</p><p>Çocukla konuşurken kişiliğine saldırmamak sadece sorunu konuşmak çocuk eğitiminde altın kuraldır.</p><p>Anne babanın tutumları çocuğun kişilik yapısını belirler.</p><p>Sorun olduğunda verdiğiniz tepki karşımızdakini düşündürtüyorsa başardınız demektir.</p><p>Çocuk eğitimini olumsuz etkileyen faktörlerden en önemlisi aile içi iletişimsizliktir</p>

1

Sınava sayılı günler kala, üniversiteye hazırlanan öğrencilerin, bugünlerde yapması gerekenler: önce yapılması gereken, son 3 yılın konuları üzerinden tekrar yapmak, tekrar yaparken önce konuyu öğrenmek, konuyu öğrendikten sonra geçmiş 3 yılda bu konu ile ilgili neler çıktığını tespit edip o soruları çözmek, burada çok önemli bir öğrenme fonksiyonunun dile getirmek istiyorum: test çözmek asla çalışmak değildir. Test çözmek boşuna zaman harcamaktır, önce konu öğrenilmeli, ondan sonra o konuyla ilgili olabilir testleri çözmeliyiz! Asla güvenli kaynaktan elde edilmeyen test soruları ile uğraşmamak gerekir! Güvenlik kaynak: Öğrenci Seçme Yerleştirme Merkezin'ce hazırlanmış sorulardır, o soruları bazıları eğip bükerek, sözü ona zor soru hazırlamak suretiyle öğrencileri zorlamakta, öğrendiklerini onu unutturmaya çalışmaktadırlar! Asla doğru kaynaktan ayrılınmamalıdır. Test çözmek çalışmak değildir, çünkü anne ya da baba çocuğuna: "çalış oğlum!" dediği zaman, öğrenci öğrenci eline bir test alır, kalemiyle oynamaya başlar, sanki ders çalışıyor kerata! O bakımdan dersi konu bazında öğrenip çıkabilir soruları çözmeden, insan ders çalışmış olamaz! Öğrencilerin dikkat etmeleri gereken bir olay da kendilerini motive etmeleridir, bu bakımdan bir hedef belirlemeli, o hedef her neyse onu tavanına, çalışma masasına, duvara ve hatta tuvalette görebileceği bir yere asmalıdır. Hedefi olmayan ve doğru motive olmayan kendini başarılı kılabilecek bir sonucu alamaz. Konuları tekrar ederken en iyi bildiğiniz konudan, en az bildiğiniz konuya doğru gitmeniz, size hız kazandıracak, zaman kazandıracaktır. Zorlanacağınız konuları sonraya bırakmak hem moral, hem de favori konunuzu pekiştirmenizi kolaylaştıracaktır! Sınav yaklaştıkça zamanınızın 1/3'ünü uyumaya ve dinlenmeye ayırmalısınız, zamanınızın önemli bir bölümünü de tutarlı beslenmeye ayırmalısınız, tutarlı beslenme: sabah kahvaltısında, kahvaltıya başlamadan önce bir bardak su, bir kaşık bal tabii ki de organik! Çay, yumurta, beyaz peynir, ceviz vazgeçilmez olmalıdır, kahvaltıdan 2 saat sonra, bir elma veya muz ya da havuç yemelisiniz! Öğlen yemeğini saat 13.00'te: özellikle posalı, kepekli, lifli yiyeceklerle, akşam yemeğini de mümkün mertebe 17'ye kadar yemelisiniz! Akşam yemeğinde: mesela bir çorba yanında da çok hafif haşlanmış sebze yerseniz, gece boyu organlarınızın yenilerine saatini kaçırmamış olursunuz. Yatarken bir bardak ballı süt, sevmiyorsanız, sadece süt içmelisiniz, akşam kesin kahve içmemeli, gündüz kahve içmeniz de bir sakınca yoktur. Kolalı içecek önermeme rağmen, asla önermeme rağmen, sınav sürecinde öğlen yemeklerinde bir bardak kola olur. Sınav sürecine girildiğinde bol yürüyüş yapmalı, kendinizi dinlemeli hayal kurmalı, gelecek planlaması yapmalısınız. Her akşam uyurken: uykuya koyun saymak yerine 3-5 yıl sonrasının hayalini kurarak uyumak, hatta evlenmiş, çocuklarınız olmuş, nasıl bir yaşam tarzı düşünüyorsanız, o yaşamı yaşıyorsunuz şeklinde bir hayalle başlamanız uygundur. Sınav haftasından daha söyleyeceklerim olabilir, şimdilik bu kadar kendinize iyi bakın. Allah başarıdan ayırmasın ama önce sağlık! Unutmadan ekleyeyim ders çalışmadan önce bir ısınma egzersizi yapmanız beyne oksijen gitmesi açısından çok önemlidir.

2

Parametreleri değiştirmek yerine toptan değiştirsek: 'Öğrenilmiş çaresizlik' diye bir şey var! Bir şeyi yaparsınız, azimle, kararlılıkla sonuç alamazsınız. Gittiğiniz yolu unutur, aynı yoldan aynı işi yapmaya kalkarsınız, başarısızlıkla sonuçlanır. Mesela bir parti lideri, girdiği yer seçimi kaybeder, her seçimde aynı cümlelerle miting yapar, aynı projeleri açıklar, sonuç yenilgiyi getirir. Bir öğrenci hep aynı şekilde ders çalışır dersi tekrar etmez ya da kaynakları değiştirmez, sınavda başarırsız olur. Bir futbol takımı, hep aynı antremanı yapar, sonuçta başarılı olamaz ya da sürekli mağlubiyetler gelince, antrenör değiştirir ya da şampiyon olamaz. Her yıl yüklü bütçeli transferler yapar, daha ligin 5. haftasında havlu atar, sonra 5, 6,7 kez antrenör değiştirir ama bir bakmış ki, aradan yıllar geçmiş şampiyon olamamış. Verilen örnekler, yakın çevremizde, uzak ve yakın tarihte yaşadığımız örneklerdir. Hemen sağımızda, biraz ötemizde, belki de kendi içimizde, yaşadığımız örneklerin hiçbirinde radikal bir değişme veya doğruya dönüş yoktur. Her yıl pahalı transferler yapan, sonra da başarıyı yakalayamayan futbol kulüpleri, bir ara, TRT Spor'da program yapan Cem dizdar'ı izleseler belki çok şeyi değiştirirler! Öğrenciler aynı sistemle ders çalışmak yerine, arkadaşlarıyla topluca ders yapsalar ya da başarılı olanlarla arkadaşlık etseler, onların ders çalışma biçimlerine öykünseler, sonuç farklı olabilecektir. Ülke yönetimleri de öyle. Hep aynı söylemlerle farklı sonuçları elde etmeye çalışanlar, eninde sonunda aynı başarısızlıkla karşı karşıya kalacaklardır, yapılacak iş bilimsel çalışma, köktenci değişiklik, ortam değiştirme, bir nefes alma molası, işe ara verme, iş değiştirme, sistem değiştirme, gibi bir takım fonksiyonel değişiklikler alınan kötü sonuçları giderecektir! Allah kimseyi umutsuzluğa sevk etmesin 🤲

3

Benim çocukluğum 1960'lara rast geliyor, daha eskiler, 1940'lar, Rüzgar Gibi Geçti, Kazablanka filmi hala anılarda yerlerini korumaktadırlar. Çocukluğumda hatırladığım en önemli şey, sokakta gazete satanlardı, şimdilerde sosyal medyadan aldığımız haberleri, "gazeteci, yazıyor yazıyor, falanca'nın evlendiğini yazıyor" gibi bugünün tweetinde veya Instagram'ında olan şeyler sokakta milletin dilindeydi, o günden bugüne eskimeyen boza satıcıları var; hala var, "vefaaa bozaaa" kulaklarımızda yankılanır. Özellikle, 1980'lerde sokakta boza satanlar çoğunluktaydı, 1960'lar siyah beyaz filmleri ve Sadri Alışık, Ayhan Işık, İzzet Günay, Ekrem Bora, Fikret Hakan, Türkan Şoray Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Belgin Doruk, Ediz Hun, (ben onun adını duyunca Edison sanırdım, çocukluk işte) Cüneyt Arkın, 1970'lerde Tarık Akan, Kadir İnanır, Gülşen Bubikoğlu gibi sanatçılar, 1960'larda Engin Cezzar, Yurdaer Doğulu... , 1970'lerde Erol Büyükburç, Berkant, Tanju Okan... hayranı olduğumuz aktris aktör ve ses sanatçılarıydı. 1980'ler film ve müzik sektörünün güzelleştiği renkliliği ile bizim gençlik yıllarımızı süsleyen günlerdi. 1972'de e-posta ile bilgisayar, hayatımiza etkin bir şekilde girdi; sonra yavaş yavaş televizyon gazeteciliğinin ilk kıpırtıları başladı. 1990'lar geldiğinde, hemen herkesin bir e-posta hesabı vardı, o yıllardan daha önce, chat odaları olarak gündemde olan sohbet odalarının yerine MSN Messenger hayatımıza girdi. Artık günümüzde Twitter, Facebook, Instagram, WhatsApp, MSN messenger'ın yerini aldı. Şöyle bir düşünüyorum da, insan eskiden mi mutluydu yoksa şimdi mi daha mutlu? Çoğumuzda geçmişin tadı var: soba ile ısıtılan evlerden şimdi uzaktan ısıtan evlere de geldik, kalorifer bile demode oldu, şimdi evdeki eşyaları uzaktan kumanda ile iadere ediyoruz, çoğu tıbbi muayeneler uzaktan yapılabilir hale geldi, gelecekte neredeyse otomasyon tamamen gerçek olacak. Zar zor girilen internette, şimdi 5G hızı var, eskiden bilgisayarda bir programı yüklenirken saatlerce bekliyorduk, şimdi cep telefonuna hemencecik indirebiliyoruz, ama daha mı mutluyuz? 1970'lerde özene bezene süslediğimiz salonumuzu, haftada belki ayda bir gelecek misafire ayırıp oturma odasında maailo ile oturup mangalda kestane kebap yaptığımız, tombala oynadığımız, ayrıca sohbet ettiğimiz, sokakta yakan top oynadığımız ya da futbol oynadığımız, günler hatıralarda şimdi! Tabletten, telefondan, bilgisayardan başımızı kaldıramıyoruz; her şeye birden sahip olabilmek mi, yoksa emek vererek bir şeyi başarıp tadını çıkarmak mı? Geçmişten bugüne ufak aneknotlar izlediniz... Mutluluklar dilerim.

4

Sakın çıkma patika yollara O dağlara, kırlara, o karlı ovaya Yenik düşüyor her şey zamana Biz büyüdük ve kirlendi dünya Kim bilir bilinçsizce öldürülen bir hayvandan covid mikrobunun çıkmadığı, kim bilir bilinçsizce yapılan bir kazının toprak kaymasına sebep olmadığı, kim bilir birbirine sürten iki ağaç parçasından kıvılcım çıkıp yangına neden olmadığı, ya da ormanda bırakılan cam parçasının yangın çıkarmadığını? Uzatabiliriz... Doğa kendine yapılanı affetmez, bunu bilim adamları, gelecek öngörülü insanlar defalarca söylemiştir. Ağaçtan koparılan bir yaprak bile, kesilen bir ağaç, gereksiz zamanda avlanan bir balık, ekolojik dengeye dikkat etmeden yapılan hijyenik malzemeler, güzellik ürünleri daha bunun gibi sürü şey doğanın somut tepkisine yol açmaktadır.. Depremler, orman yangınları, sel felaketleri, toprak kaymaları, bilinçsiz yapılan tarımın yol açmış olduğu zararlar, çevreye gösterilmeyen özen, şu sıralar orman yangınları ile dünyayı sarstı. Bu yangınlar öyle ki doğanın gelişiminde verilen zararlar sıcaklık derecesini 1,5 derece arttırdıktan sonra uzun süre, söndürülemeyen ve daha geniş alana yayılacak orman yangınları olarak önümüzdeki süreçlerde de görülecektir. İnsanoğlunun doğayı korumak üzere alacağı tedbirler çok önemlidir. Bir önlem de denetimli yangınlarla dünyanın soğutulması söz konusu olabilecektir. Önümüzdeki süreçte daha birçok salgın hastalık doğaya gösterilmeyen saygıdan kaynaklı olarak yeni versiyonları ile gündemimize gelecektir. Korona salgını, çeşitli görüntüleri ile devam edecek, yangınlar önümüzdeki zaman içerisinde artarak sürecektir. Kıyamet alameti denebilecek bu olaylara karşı insanlık müşterek bir güç oluşturmadıktan sonra bunların önü de alınamayacak. Göstermelik yapılan iklim toplantıları bu sorunlara çözüm üretmek yerine uluslararası şovdan öte bir şey değildir; acil çözüm gerekiyor bizden uyarması!

2

Üniversitede başarılı olmanın en önemli şartı dersi takip etmektir. Dersi kaçırmadan izleyin eğer kaçıracaksanız da bir arkadaşınızdan dersi cep veya bir cihazla videoya almasını isteyin. İster dinleyin ister videoya alın ama dersin mutlaka yazılı olarak notunu tutun. Hoca kitap ve/veya döküman tavsiye etmişse bile mutlaka ana kaynak olarak hocanın notlarını esas alın. Derse aktif olarak katılın laubali olmadan hocaya açmaz verecek sorular tasarlayarak dersi tam anlamaya çalışın. Konuyu önceden öğrenirseniz bu konuda kaynak bulup çalışıp konuya hazır gitmeniz derse aktif katılımınızı sağlamakla beraber hocaya daha akıllı ve tertipli soru sormanıza olanak sağlayacaktır. Dersten sonra belirli bir dinlenme sürecinden sonra dersi çalışıp hoca ben olsam bu dersi şöyle anlatırdım diye hoca gibi dersi duvarlara anlatınız, hatta kendinizi bu anlatım sırasında videoya alabilirsiniz. Etraflı düşünüp anlatılanla yetinmeyip farklı kaynakları araştırarak ukalalık etmeden hoca ile tartışma ortamı yaratın. Üniversitenin ilk günlerinde araştırır gözlerle arkadaşlarını izleyip, kendi sosyal statüne uyan seni dışarıya değil okula alıştıracak hedefleri olan arkadaşlar edinin. Ders çalışırken bu arkadaş grubu ile koordineli çalışmaya başlayın. Konuları paylaştırarak ayrı ayrı araştırma grupları kurun. Bu gruplar sırayla ders anlatsın ve tartışma ortamı yaratılsın; böylelikle hem zamandan tasarruf edilecek hem de ders çalışmak daha sevimli hale gelecektir. Siyasi düşüncen hep sende saklı kalsın; çevrenin dediklerini empati yaparak dinleyin ama sizsiyasi taraf asla olmayın; aynı şekilde etnik köken tartışmasına girmeyin; etnik kökenin insan olmak dini anlayışım Müslüman olmak de mezhepsel tartışıları dinle ayrımcılığa karşı olduğunu söyleyin. Unutmayın bugün solcu olanlar yarın sağcı ya da liberalist, diğerleri de tam karşı duruma geçebilirler. Asla aklınızdan çıkarmayın; sürekli dostluk olmadığı gibi sürekli düşmanlıkta olamaz. Bugün en yakınınızdaki kişi yarın en uzağınızda olabilir; o sebeple hep ortada durun ama sıkışma tavrını ortadan yana koyun. Üst sınıflarla ilişki içinde olun, arkadaşlar edinin, vize ve final zamanlarında o hocanın vize ve sınav sorularından bir kaç yıllık albüm oluşturun. Üniversite hocaları periyodik olarak sınavlarda hep benzer soruları sorarlar bunu hiç ihmal etmeyin. Bir içecek içecekseniz kendi bardağını kendin doldur, fikrin olmadığı hiç bir yiyecek içeceği ilk defa diye test etmeyin. Her ilkin bir ikincisi vardır bunu asla unutmayın...

2

<p>Bir hüzün geldi geçti vuslatımdan,<br>Şekvacı olmadı yorgun başından<br>Lezzet-i şinasiydi sunduğu kahve fincanından<br>İzmihlal -i mümkün değil sızlayan vicdanımdan.<br>Varsın çeksin bu dimağ unutmaz seni<br>Kimse dolduramadı yürekteki yerini<br>Bir kadeh gibi sunmuştun ölümsüz sevgini<br>Çaresiz yürek nedendir, bilmedi kadrini.<br>Terk-i hayat ne der, bilemem amma,<br>Bir ümmid-i hayaldir buluşmak orda.<br>Dilerim sübut bulur, kanayan yara da,<br>Aşk-ı muhabbet biter mi cennet-i alâda.<br>İçsemde bir kadeh hayat iksirinden,<br>Zamansız ayrıldım, bilinsin fikriye'den.<br>Bıkmadım ki doyayım o narin ellerinden,<br>Ümmid-i aşkım saracak cefakâr teninden.<br></p> <p>Bugün büyük Atatürk'ün ve vatanımızın doğum günü, 19 Mayıs 1919! Yazımın girişindeki şiir, Mustafa Kemal Atatürk'ün bir şiiri, bugün onun kahramanlıklarından bahsetmeyeceğiz, onun insanlığından, insan olan Mustafa Kemal Atatürk'ten bahsedeceğiz, evet o bir devlet adamı, evet o bir kahraman, evet o bir ulusu yeniden dirilten deha, ama ötesinde sevilen ve seven bir insan.</p> <p>Milletini sevdiği gibi kendisine aşık bir kadını da sevdi. Yukarıdaki şiir onun güzel kalbinden süzülen 'ümidi aşkım şiiri' çok az bileniniz vardır Fikriye Hanım Atatürk'ün ilk ve son aşkıdır, ancak evlenmeleri vuku bulmamıştır, çünkü savaş yıllarında ona kol kanat geren bir ailenin donanımlı bir kızıyla evlenmek zorunda kalmıştır.</p> <p>Latife hanım diğer adıyla Lütfiye hanım! Lütfiye hanım da donanımlı bir Türk kadınıdır. Atatürk'ün kadın devrimlerini yaparken başvurduğu yardımcıdır ve milletvekilliği de yapmıştır. Atatürk, seven, sevilen kol kanat geren bir aile reisiydi, annesini kırmamak için yaptığı evlilik büyük aşkına mağlup olmuş ve kısa sürede Latife hanım'dan ayrılmıştır. Latife hanım da Atatürk'ün hatırasını ömür boyu saklamış ve onu çok güzel temsil etmiştir.</p> <p>Kitaplarda geçen bir aşktı Atatürk'ün aşkı! Önce Fikriye hanımla başlamış, Fikriye hanımın ilgisiyle beraber Atatürk'ün sevgisi doruklara çıkmıştı, girişte almış olduğum şiirin satırlarında Atatürk'ün duygu yüklü coşkunluğunu görmektesiniz!</p> <p>Siz mezarı başında bir beyaz ipek mendile akıttığı gözyaşlarını şemsiye biçiminde sevgilisinin mezarına çiçek gibi atan bir aşık gördünüz mü? İşte o aşk böyle bir aşktı.</p> <p>Atamızın doğum gününde onun bu yönünü tanıtmak için kaleme almış olduğum makalede, merak edenleriniz ayrıntıları Google arama motoruna; 'Atatürk- Fikriye hanım'", "Atatürk Latife hanım" yazarsanız ayrıntılara ulaşırsınız. Vatanımızın ve Atamızın doğum günü kutlu olsun.</p>

1

<p>Başarıyı yakalamak için: sınava hazırlanan öğrencilerin bugünlerde sınav konusu gündeme geldiğinde gerek ders çalışma gerekse başarıyı arttırmak için nelere dikkat edilmesine ilişkin bir makale:Başarıyı yakalamak için…</p><p>Yalnızca okulda değil, iş hayatında da başarılı olmanız için sahip olmanız gereken en önemli meziyet yaratıcılık. Uzmanlar yaratıcılığın doğuştan kişide bulunan bir özellik olmadığını, sonradan öğrenilebileceğini söylüyorlar. Yaratıcılık aslında bir düşünce biçimi, tek farkı; "farklı" olması!</p><p>Peki, yaratıcılığınızı nasıl geliştirirsiniz?</p><ul><li>Çevrenizdekilerle iletişim kurun: Değerlerinizi herkesle paylaşın. Sorunlarla karşı karşıya geldiğinizde başkalarıyla paylaşın. Çevrenizdekilerin benzer sorunlara tepkisini gözlemleyin.</li><li>Beyin fırtınası yapın: Çok okuyun, çok izleyin. Aynı soruya, başka başka değer yargıları ve kültürlerin vereceği yanıtları bulmaya çalışın. Ders çalışırken bir gününüzü arkadaşlarla yapacağınız tartışmalara ayırın; aynı konu üzerinde birbirinizin fikirlerini alın...</li><li>Fikir ve sorularınızı mutlaka not edin: Fikirler ve sorular bir anda insanın aklına gelir, daha sonra uçup giderler; siz hiç yatağından kalkıp şiir yazan şairler olduğunu duymadınız mı!</li><li>Enerjinizi artırın: Spor yapın, esprili ve neşeli olun. Sorun ne kadar ciddi olursa olsun, alaya almaya çalışın.</li><li>Bulunduğunuz ortamı rahatlatın: Bir fikir üretmek istediğiniz zaman notlardan, afişlerden hatta size konuyla ilgili çağırışım yapabilecek olan resimlerden yararlanın. Uyarıcı müzikler dinleyin.</li><li>Beyninize ve vücudunuza iyi bakın: Sigara, uyuşturucu ve içkinin sinir sisteminiz üzerinde olumsuz etkileri olacağını unutmayın...</li><li>Yaratıcılığın 10 düşmanı</li><li>Olayları dar bir sınıra hapsetmek.</li><li>Çabuk yargılama ve sonuca gitme eğilimi, belirsizliğe tahammül edememek.</li><li>Aşırı baskı ile öz disiplini birbirine karıştırmak.</li><li>Aşırı ciddiyet. Hayal gücü, mizah, oyun ya da hobileri küçümsemek.</li><li>Bilimsellik adına sezgiyi küçümsemek.</li><li>Özgüven eksikliği, farklılığı göze alamama, sosyal uyum kaygıları ve korku.</li><li>Tek taraflı uzmanlaşma, iş ya da yaşam biçimi.</li><li>Olayları, kavramları zihinde canlandıramama, dilin yanlış kullanımı.</li><li>Farklılığa tahammül edemeyen bir aile ya da iş ortamı, sosyal ortam.</li><li>Dikkati dağıtan ya da iç karartan fiziksel ortamlar</li></ul>

2

Cumhurbaşkanının yaptığı en büyük yanlışlardan birisi, kendisinden sonra gelecek kişiyi yetiştirmemesidir. Şu anda Allah korusun, sağlığına bir halel geldiği takdirde, kim aday olacaktır? Çünkü, bugünden bir sene sonra olabilecek bir seçimde 'adayım' demek, öngörmek doğru, ancak kesin 'adayım' demek yanlıştır! Allah'ın verdiği ömrü veya sağlık durumunu kimse göz ardı edemez; o bakımdan Cumhurbaşkanımızın yerine gelebilecek bir aday olarak: Süleyman Soylu, Numan Kurtulmuş isimleri düşünülebilir. Türkiye'deki gelişimi kıskanan ve Türkiye'nin her başarılı hareketine bir yafta takan, başta hain Amerika ve onun Avrupa'daki işbirlikçileri ile içerdeki Türkiye düşmanları, kansız bir darbeyi gerçekleştirmek için hazırda beklemektedirler. İnşallah böyle bir şey olmaz; olması da olası gözükmüyor, ancak varsayalım ki bugünkü iktidarın yerine, mesela: Ekrem İmamoğlu gelse, ne olur? Kahin olmaya gerek yok, İstanbul'a gelirken: 'Her şey çok güzel olacak" demişti. Bir bakınız bakalım, İstanbul'a her şey çok güzel mi? Peki kadroya getirdiklerine bir bakar mısınız, lütfen? Yerel iktidarı paylaştıkları insanlara ne bedeller ödemişler, kimleri nerelerde görevlendirmişler? Çevre güzelleşmiş mi, çirkinleşmiş mi, vaat ettiklerini yapmışlar mı? Yoksa: tarihi Çeşmenin açılış töreni mi, yapmışlar? Dillerinden düşürmedikleri 'saray muhabbetini' unutup kendilerine saray mı yaptırmışlar? Antalya'da, Adana'da, Mersin'de CHP'nin iktidar olduğu diğer illerde yerel belediyeler neler yapmışlar? Denilebilir ki "İktidar para vermedi"' -Buna kim inanır? Kadir İnanır, inanır! Çünkü bütün belediyeler nüfusları oranında pay alıyorlar ve iktidar bütün belediyelere nüfusları oranında para vermektedir. Daha sonra: diyelim ki "Kemal Kılıçdaroğlu iktidar oldu!" Geçmişinde ne olmuştu? "SSK" denilen kurum, ne hale gelmişti, CHP ne hale geldi, yani yapacakları yaptıklarının teminatıdır! Şu anda Kemal Kılıçdaroğlu yazılan bir senaryoyu oynamaktadır, kaldı ki altılı masadan iktidar çıksa iktidar nasıl paylaşacaklar? Nasıl kavga edecekler? İYİ Parti'nin içinde şu anda yaşanan kavgalardan haberiniz var mı? İYİ parti, parti olmadan kaça bölündü? Ötekileri saymıyorum bile! Ama şunu biliyorum ki: darbe girişiminin mottosu, "Yurtta sulh, cihanda sulh" diyecekler ki, "fetöş mağdurları gel buraya!" Diyecekler ki: "Toplumsal barışı, inşa ediyoruz!" PKK gel buraya, "HDP bu memleketin şahane partisidir, gel buraya! İktidarımızda ortak ol!" Bunları görmemek mümkün değil, ya Amerika, ya AB nasıl sevinecektir, ya Türkiye düşmanları nasıl zil takıp oynayacaktır? Çok düşünmeye gerek yok, sosyal medyada Türkiye düşmanlarını görünüz, ne olacağına karar veriniz! Allah Türkiye'yi hep galip eylesin, düşmanlara, katillere, ayrılıklara, bölücülere fırsat verme Ya Rabbim!

1

<p>Aile toplumun en temel öğesidir. Aile, cinsellik, neslin devamı, toplum huzuru gibi birçok görevi yerine getirmekle birlikte bireyin yaşamında çok önemli bir yer tutan sevgi ihtiyacı, psikolojik gelişim, eğitim, kültürel değerleri kazanma gibi temel ihtiyaçlarını karşıladığı en öncelikli kurumdur.</p> <p>İnsanın kendisini güvende hissettiği, yalnızlıktan kurtulduğu, sevgisini, üzüntüsünü paylaştığı, gündelik hayatın koşuşturmasından uzaklaşıp huzura erdiği yer ailesidir.</p> <p>Aile toplum ağacının meyvesi olduğu gibi aynı zamanda da çekirdeğidir. Dolayısıyla ailedeki problemler toplum kaynaklıdır ve bu problemler toplumun bütününü ilgilendiren ve çöküşüne sebep olabilecek hayati meselelerdir.</p> <p>Bu çöküşe sebep olmada toplumdaki önemli kurumlardan medyanın payı inkâr edilemez. Kitle iletişim araçlarının insan tutum ve davranışları üzerindeki etkilerinin çok güçlü olduğu yadsınamaz bir gerçekliktir.</p> <p>Medyadaki bazı dizilerin olumsuz etkisiyle toplumdaki aile kurmak ve çocuk sahibi olmak eski değerini yitirmekte ve evlenmemek nikâhsız aşk birlikteliği yaşamak kabul edilebilir sıradan bir yaşam tarzı olarak gösterilmektedir.</p> <p>Diziler, ölene kadar sürdürülmesi için söz verilen evliliklerin, ihanetlerle, entrikalarla yıkıldığını gösteren örneklerle doludur.</p> <p>Bireye ve topluma sağladığı önemli yararlarla toplumun ve bireyin vazgeçilmez öğesi olan aile, evlerimizin başköşesine oturan televizyondaki bu yayınlarla özellikle milli ve manevi değerlerden yoksun bazı dizi filmlerle dejenere olmaktadır.</p> <p>Seyredenlerini ekran başına bağlayan bu diziler nikah, mahremiyet, vefa gibi değerleri gereken önemiyle konu edinmez. Eğitici nitelikli dizi filmlerin hemen hemen görülmediği ekranlarda maalesef Türk aile yapısına ve yaşantısına uygun olmayan görüntüler hakim olmaktadır. Nitekim okul çağındaki genç kızlar için hayatın gerçeklerinden uzaklaşıp tozpembe bir dünyada yaşamasına imkan sağlayan, arkadaşlık ilişkilerinin daha da cinsel boyutlara indirilmesini meşrulaştıran ve gençleri bu yönde bir hayat tarzını benimsemeye iten diziler var. Fırtına-gerginlik dönemi diye adlandırılan ergenlik çağının içerisinde bulunan gençler için şiddetin egemen olduğu, çalışarak hayatı kazanmak yerine kısa yoldan köşeyi dönmenin konu edindiği diziler var.</p> <p>Nitekim Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Zeynep Gültekin’in hazırladığı yüksek lisans tezinde ele alınan bir dizinin 55 bölümünün faaliyet raporunda şu rakamlar ortaya çıkmıştır: 411 cinayet, 152 yaralama, 137 saldırı, 147 dayak, 155 tokat, 175 kavga, 110 işkence, 3 tecavüz, 191 taciz, 145 silahlı çatışma, 226 ..… çıkmıştır.”</p> <p>Yine başka bir araştırmada bir çocuğun 12 yaşına kadar 13 bin 400 ölüm dahil 101 bin şiddet olayını televizyonda izlediği ortaya konmuştur.</p> <p>Halkın beğenisine sunulan bu yayınların toplumun değerleri ve beklentileriyle uyuşması ailelerin ve toplumun geleceği açısından hayati öneme sahiptir.</p> <p>Vatandaşlarımızın Türk aile yaşamına uygun olmayan şiddeti, cinselliği, nikahsız yaşamayı özendiren bu filmlere karşı daha duyarlı olmalarını, vatandaşların rahatsız olduğu televizyon programları hakkındaki şikayetlerini 444 1178 numaralı telefon yada burayı tıklayarak RTÜK’e bildirmelerini aile hayatının korunması ve toplumun geleceği hususunda önemli görmekteyim.</p> <p>Aile hayatının korunması ile ilgili medyaya da düşen görev, dizileri ve diğer yayınları ile ahlaki değerleri yıpratan, toplumun kendine ait özelliklerinin yok olmasına yol açan, şiddeti, cinselliği, alkol kullanımını özendiren yayınlardan uzaklaşıp evrensel kültür değerlerini tanıtan, milli ahlak, terbiye ve değer çizgisinde kendine düşen kılavuzluk vazifesini yerine getirerek eğitici, aydınlatıcı yol gösterici olmasıdır.</p>

8

<p>Hain ve zalim Amerika, Türkiye üzerindeki emellerini, Atatürk'ün ölümünden sonra, özellikle de çok partili döneme geçtikten itibaren, mevcut iktidarlar üzerinden sürdürmüştür.</p> <p>Öyle ki lafını dinletemediğini bir anda, çeşitli bahanelerle darbe girişimlerine kalkışmıştır!</p> <p>1960 Darbesi, 12 Eylül, 12 Mart, 28 Şubat, 27 Nisan, 15 Temmuz, geçiş güzergahının kilometre taşlarıdır.</p> <p>Hain, özellikle 1974 yılında örgütlemiş olduğu fetöş terör örgütünü, önce silahsız gösterip, sonra da örgütlü bir donanımla Türkiye'deki her siyasi fraksiyonun içine sokmuştur. En son AK Parti'nin içinde filizlenip, büyüyen bu terör örgütü, dişini iktidara geçiremeyince, 2010 yılından itibaren iktidarı trollemeye başlamıştır ve maalesef iktidar bunu geç anlamıştır!</p> <p>2013 yılında gemiyi azıya alan katil fetö 15 Temmuz’da hain darbe teşebbüsüne kalkışmıştır ve görevi bitmemiştir; bu tarihten itibaren muhalefetteki yandaşlarını örgütleyerek ve cesaretlendirerek çeşitli pozisyonları almıştır.</p> <p>Sokak olayları tertiplemek, insanları belirli mecralarda yürüyüşe teşvik ederek hak ve adalet arayışını dillendirme adına, ülkenin düzenini bozucu faaliyetler yürütmüştür.</p> <p>Gezi parkıyla doruk noktasında çıkan bu olay, daha sonra Ankara'dan İstanbul'a adalet yürüyüşü, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki siyasi eylemler, yargının veya hükümetin almış olduğu her karar sonrası sokağa dökülüp hak arama gayreti, samimi olmaktan öte tamamen provakatif bir davranışlsrdır.</p> <p>Sözgelimi muhalefet liderinin bakanlık önlerine gidip miting yapması, siyasi parti teşkilatlarının önlerinde miting yapması, mahkeme kararını aylar önce vermişken, Yargıtay karar verince coşması, bir belediye başkanının ilden ile, ilçeden ilçeye dolaşması, hep aynı taktiğin ürünleridir.</p> <p>Pazardaki fiyatları, dolardaki fiyat artışlarını, ülkenin dış ilişkilerde aldığı kararları her defasında trolleyerek istismar etmesi, Türkiye'nin uluslararası arenada gücünü zayıflatılması ile ilgili dış odaklar ile İngiltere ve ABD’nin sesi AB ile aynı frekansta konuşması bilinen gerçeklerdir. Senaryoyu fetöş yazmakta, yandaşlar uygulamaktadır. </p> <p>Birden iktidar içinde konuşlandırdıkları adamlara parti kurdurup, önlerine birer mikrofon uzatarak, örgütlediği TV kanalları, haber programları ile 2023 hedefine doğru hızla ilerlemektedir. Bilmezler ki mevcut iktidar gücünü 2007'deki muhalefetin yaptığı sokak mitinglerinden almıştır. İktidarın içinden çıkan ve hala iktidarın içinde olan zıpçıktılar bu oyunun yeni figüranlarıdır!</p> <p>Bilinsin ki 2023'te güneş Türkiye'ye gene büyük bir ışıkla doğacaktır. Türkiye zora girdikçe, sevinen (kur artınca, enflasyon yüksek çıkınca, uluslararası arena'da kötü sonuç alınınca, herhangi bir yerde deprem olunca, ya da bir yerde bir felaket olunca ya da şehit haberi gelince…) Türkiye düşmanları gene yenilecektir. Aksi halde Türkiye düşmanlarının sosyal medya ayakları, bu sırada sürekli hevesli, istekli bir şekilde Twitter'ı kullanmaktadır, Twitter’daki paylaşımları: "Biz geliyoruz!" anlamına bir heves içermektedir. "Zalimin zulmü varsa sevenin Allah'ı vardır."</p> <p>Güneş gene Türkiye'ye güzel doğacaktır, bu sırada dillendirmek de olunan fetöcü af nakaratları umarım halkımızı bilinçlendirmektedir.</p> <p>Şafak karanlığın en koyu olduğu anda söker. Mutlu günler Türkiye!</p>

1

<p>Borç batağında çırpınan ve ekonomisi giderek kötüye giden zalim ve hain Amerika, Ukrayna üzerinden Rusya'yı vurmakta ve burada, NATO'yu da koz olarak kullanarak Rusya'nın ekonomik etkinliğin azaltarak, sonraki hedefi olan Çin'e saldırmak istemektedir! Yani kısaca oyun bir hain Amerika oyunudur.</p><p>Ukrayna kurban edilerek Rusya devre dışı bırakılmıştır; daha sonra ise hedef, Çin ekonomisine yönelecektir; ancak bu sonuç Amerika'yı başarılı hale getirmeyecektir. Çünkü artık giderek artan dış borcu ve çöken ekonomik yapısı, birkaç şirketinin de Çin tarafından yenilmesi ile iyice gerileyecek ve çökecektir.</p><p>Tabii zalimin başka hedefleri de var; bu hedeflerden birisi öteden beri Yunanistan'ın fonksiyonuna benzer bir fonksiyon gören Ukrayna'nın, Türkiye ile arasının iyice bozulması, Rusya ile arasının bozulması, etkisiz bırakılan Rusya'nın Suriye üzerindeki pozisyonun azalmasıyla, terör olaylarının artması, Türkiye'yi bir de buradan vurmak zalimin temel hedefidir.</p><p>Türkiye'de ise 66 ay önce mahkemece karara bağlanmış bir olaın, Yargıtay'ca onandıktan sonra, herkes özellikle çocuklar fetöş taraftarları ve fetöcü kumandasındaki Türkiye düşmanı ülkeler, harekete geçtiler.</p><p>Soruyorum: Bu mahkeme kararını beş-altı ay önce verdikten sonra hiç sesini çıkarmadı da Yargıtay onayladıktan sonra mı ses veriyorsunuz? Sizi kim yönetiyor? Siz kime hizmet ediyorsunuz? Üstelik tam bu sırada da Türkiye Irak ve Suriye'nin kuzeyinde teröristlerle mücadele etmekte.</p><p>Bir taraftan da birileri tarafından sürekli bozmaya çalışılan ekonomiyi tamir etmekle uğraşmak Türkiye'nin enerjisini almaktadır. Sokağa dökülen meyve ve sebzeler üretildikten sonra tezgah altına kaldırılan ürünler, fiyatı pahalı olsun diye üretimde sınırlamalar ve fetoş kanalından yürütülen, yönetilen sosyal medya hesapları yani tam bir kıyamet alameti!</p><p>Allah sonumuzu hayır eylesin.</p>

2

<p>Ülkemizde huzurevi bakımevi adı altında faaliyet gösteren ve nüfusumuzun yaklaşık 3 milyondan fazlasına hizmet veren kurumlar, donanımları ve bu hizmeti ifa eden yöneticiler, çalışanlar aslında çok hayırlı bir iş yapmaktadırlar!</p><p>Yaradan, mükafatını mutlak surette verecektir, belirli bir yaşın üzerinde insanlar, ailelerine yük olmamak ya da kimsesi olmayanlar ile engelliler bu kurumlardan hizmet almaktadır. O bakımdan bu kurumlarda görev yapan bakım teknikerleri çok hassas bir şekilde eğitilmiş olmaları gerekir; çünkü kurumda hizmet alanlar belli bir eğitim seviyesinde olmayabilir ya da ruhsal sağlığı yerinde olmayabilir; her ne olursa olsun bakan görevlinin bu kişilerin saygıda kusur etmemeleri gerekir yani asgari terbiye seviyesinde olmayan, bakılan kişiler hata işleseler de bakan kişilerin saygıda kusur etmemeleri ve hizmetlerini aksatmamaları gerekir. Bu kurumları yönetenler, hizmet verenlere bakım personeline, sosyal personele, sağlık personeline, psikolojik servise, fizyoterapi çalışanlarla çok iyi eğitim vermeli ve bu insanların kırılmamalarına, mutlu olmalarına, özen göstermelidirler!</p><p>Neler yapılabilir? En önemlisi bakım saatlerinin belirli takvime bağlanması ve mutlak surette bu takvimin aksatılmaması gerekir. Özellikle hijyen konusunda azami dikkatli davranmalı, sosyal servisler hizmet saatlerini, vardiya değişimi saatlerini sıkı şekilde kontrol etmeli, vardiya değişimleri 'yaptım, oldu' tarzında değil, bakılanın durumunu ayrıntılı bir şekilde değerlendiren raporlama sistemi ile yapılmalıdır, hizmet veren personelin isimleri büyük kartlarla yazılmalı ve hatta bakım odalarının önlerine asılmalıdır. Bakılanlar sürekli aynı kişilerle değil farklı bakım personelleri ile de karşı karşıya getirilmelidir. Hizmette adalet, eşitlik ve nezaket ölçüsü asla kaybedilmemelidir; onlara, yani bakılanlara onlar ne kadar agresif olurlarsa olsunlar nazik ve medeni ölçüler içinde davranılmalıdır!</p><p>Burada hizmet veren kurum sahiplerine çalışanlarına Allah'tan kolaylık dilerim. Allah-ü Teâlâ sevabınızı mutlak surette takdir edecektir.</p>

5