E

Eva Hasret ZEYBEK

@evahasretzeybek-1

6 paylaşım0 takipçi0 takip
E
Eva Hasret ZEYBEK
·19 Ağu 04:00·Gündem

Asıl adı Seyyid Muhammed bin İbrahim Ata olan Hacı Bektaş-ı Veli, şair, mutasavvıf ve İslam filozofudur. Takma adı Pir Hünkar'dır Hacı Bektaş-I Veli'nin doğumu, ölümü, kim tarafından eğitildiği, Anadolu'ya tam olarak hangi tarihte geldiğine dair kesin bilgiler bulunmasa da bazıi kaynaklarda yer alan bilgilere  göre, <strong>1209 yılında İran'ın Razavi Horasan Eyaleti'nde bulunan Nişabur şehrinde doğmuştur.</strong>  Annesi Hatem Hatun, babası Seyyid İbrahim Sani’dir. Hacı Bektaş-ı Veli, hayatının büyük bir kısmını Sulucakarahöyük’te geçirmiştir. Eğitimi Lokman Perende'de başlamıştır ve Hoca Ahmed Yesevî öğretilerini takip etmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli, Ahmet Yesevî’nin ya da onun halifesi Lokman Perende’nin müridi, Mevlâna ile Yunus Emre’nin çağdaşıdır. <strong>Hacı Bektaş-ı Veli'nin Haydarilik tarikatının üyesi olarak Anadolu’ya geldiği düşünülmektedir.</strong> Ayrıca Sulucakarahöyük’teki toplumun içinde bir Türkmen şeyhi olarak yol göstericilik görevini yaptı..Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu’daki Müslüman ve gayrimüslim topluluklar arasında bir yakınlaşma ortamının doğmasına önemli katkılarda bulunduğu söylenebilir. Anadolu’da dinsel, ekonomik, askeri ve toplumsal bir kuruluş olan  Ahilik ile büyük hizmetler yapmıştır. Osmanlı Sultanları ile halk tarafından da sevildi ve hürmet gördü. Osmanlı Ordusunda yeniçeriler Bektaşîlik kurallarına göre yetiştirilirdi. Bu nedenle Yeniçerilere tarihte Hacı Bektâş Velî çocukları da denirdi.  Seferlere giden yeniçeriler yanlarında daimâ <em>Bektaşî dede ve babalarıını götürürlerdi</em>. Bugün Balkanların her yerine yeniçeriler Bektaşiliği taşımıştır. Hacı Bektâş Velî'nin sohbetlerini takip eden ve onun tarikâtına katılanlara ise <em>"Bektaşî"</em> adı verildi. Hacı Bektaş-ı Veli, 1271 yılında Sulucakarahöyük'te öldüğü bilinmektedir. Türbesi, Nevşehir İli’ne bağlı Hacıbektaş İlçesi’nde bulunmaktadır. <h2><strong>ESERLERİ</strong></h2> Velâyet-nâme-i Hacı Bektâş-ı Velî Makalat - (Arapça) Kitâbu'l-Fevâid Şerh-i Besmele Şathiyye Makâlât-ı Gaybiyye ve Kelimât-ı Ayniyye Düşünce ve öğretileriyle asırlardır sevgi, birlik, beraberlik ve barış öğütleyen Hacı Bektaş Veli'nin vefatının 750.yılı olması sebebiyle <strong>2021 Şubat ayında UNESCO tarafından Hacı Beştaş Veli yılı olarak ilan edildi.</strong> <h2>BEKTAŞİLİK NEDİR ? ÖĞRETİLERİ NELERDİR?</h2> Felsefesini insan sevgisi, hoşgörü, paylaşım ve eşitlik ilkeleri üzerine oluşturmuştur. Hacı Bektaş Veli'nin, savaş yerine barışı; düşmanlık yerine dostluğu; kin yerine sevgiyi ve hoşgörüyü benimseyen,  hümanist bir anlayışa sahip olması Bektaşiliğin temelidir, diyebiliriz. Hacı Bektaş Veli’nin Horasan’dan başlayıp Sulucakarahöyük’e uzanan yolculuğu sırasında, karşılaştığı inançlar ve kültürel değerlerin sentezinden oluşturduğu <em>Anadolu Alevi-Bektaşi İnancı ve Yaşam Felsefesi </em>Hacıbektaş’ta yeşermiştir. <h2>BEKTAŞİLİK KADEMELERİ</h2> <strong>1. Muhib:</strong> Kefâletle tarikata yeni giren kişi. <strong>2. Derviş:</strong> Muhiblerin ikrâr vermesi. <strong>3. Halifelik:</strong> Liyâkati görülen baba veya dede diye de bilinen sarık kullanma yetkisine sahip olanlar. <strong>4. Mücerretlik:</strong> Hacı Bektaş’ın yaptığı gibi hiç evlenmeyen liyakatli dede veya babalar bu mertebeye getirilir. Bunların sağ kulakları delinir, küpe takılır, kendilerini tarikata adamışlardır. <strong>5. Halîfelik:</strong> Tarîkatin en üst derecesi olup, çırağ, tuğ, alem ve sofra sahibi olurlar. Âyin-i cem­lerde 40 kurban kesilerek başlarına siyah sarık sararlar, icâzetli kabûl edilirler ve muhib yetiştirirlerdi. KULAĞIMIZA KÜPE ETMEMİZ GEREKEN BİRKAÇ SÖZÜ <ol> <li><strong>Ara,bul.</strong></li> <li><strong>Kadınları okutunuz.</strong></li> <li><strong>İncinsen de, incitme.</strong></li> <li><strong>Murada ermek sabır iledir.</strong></li> <li><strong>Doğruluk dostluk kapısıdır.</strong></li> <li><strong>Araştırma açık bir sınavdır.</strong></li> <li><strong>Eline, beline, diline sahip ol.</strong></li> <li><strong>Her ne ararsan kendinde ara.</strong></li> <li><strong>Arifler hem arıdır, hem arıtıcı.</strong></li> <li><strong>Bir olalım, iri olalım, diri olalım.</strong></li> <li><strong>Marifet ehlinin ilk makamı edeptir.</strong></li> <li><strong>Okunacak en büyük kitap insandır.</strong></li> <li><strong>İnsanın cemali sözünün güzelliğidir.</strong></li> <li><strong>Hiç bir milleti ve insanı ayıplamayınız.</strong></li> <li><strong>Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme.</strong></li> <li><strong>İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.</strong></li> <li><strong>Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.</strong></li> <li><strong>İlim,hakikate giden yolları aydınlatan ışıktır.</strong></li> <li><strong>Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız.</strong></li> </ol> Hacı Bektaş Dergahı 1964 yılında 16 Ağustos günü müze olarak açılmıştır. 16 Ağustos 1964 tarihiden itibaren her yıl 16-17-18 Ağustos günlerinde ulusal çerçevede 1990 yılından itibaren de uluslar arası çerçevede Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri olarak düzenlenmektedir. Bu yılda 59. ulusal 33. uluslarası anma etkinlikleri vardır. katılmak isteyen herkes Hacı Bektaş Veli belediyesinin sitesini ziyaret edebilir.

Tarih boyunca dünyanın en çok sorun yaşayan insanları kadınlardır. Bu durum ilk insandan beri vardı, hala da var olmaya devam ediyor ve bir şeyler yapmazsak  dünya yok olana kadar bu durum böyle devam edecek. Yahudi kaynaklarına göre ilk insanlar Adem ve onunla eşit şekilde yaratılan Lilith zamanından kadınlar olarak sorun yaşıyoruz. Bizden istenen şey erkeklerin beklediği gibi olmaktır. Anlatılan kaynaklarda, Lilith asla Adem’e itaat etmez. Lilith’in düşüncesi ben de aynı topraktan yaratıldım ve eşit haklarımı kullanmak istiyorum idi. Cinsel ilişki sırasında Lilith asla altta olmayı istemez ve bu durum Adem’i çok rahatsız eder. Bunun gibi birçok sorun yüzünden Lilith Adem’i terk eder ve şeytanların başı ile beraberdir. Asla Adem’e dönmez. Adem’in üzüntüsünü gören tanrı, ona kaburga kemiğinden bir kadın yaratır. Bu kadının adı ise Havva’dır. Havva tamda Adem’in istediği gibi itaatkardır. Lilith ise isyankardır ve isyankarlığının bedelini her gün 100 çocuğu öldürülerek öder. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/lilith-ve-seytan.jpg" alt="" width="773" height="433" /> Kısacası yaradılışımızdan beri etiketler yapıştırılmış bize. Ya isyankar Lilith ya da İtaatkar Havva. İyi ve kötü sadece biz kadınlara atfedilmiş gibi. Ayrım biz kadınlar için her daim var. Fakat erkekler için durum böyle değil. Onlar tek tip, ne iyi ne kötü. Tıpkı Adem gibi... Hatta Adem’i günaha sürükleyen Havva, yani yine kötülük kadına ait. Kötülüğün temsilcisi yine bir kadın.... Gelelim ortaçağ dönemine, umutlarımız tabi ki keşke bu durum değişmiş olsaydı yönünde. Değişti mi? Tabi ki hayır. Kadın yine birçok etiketlenmeye maruz kaldı. Eğer ortaçağ döneminde bir kadın olarak biraz  tıp bilginiz varsa, bitkilerden elde ettiğiniz bazı yararlı şeyler varsa bir cadı veya büyücü olarak adlandırıldınız. Bunun dışındaki diğer bir etiket ise evdeki iyi, vefakar, cefakar bir kadın iseniz iyi bir eş, kardeş ya da evlat idiniz. Bu dönemde on binlerce kadın yakıldı veya idam edildi. Üstelik bu kadınların kim olduğu zerre önemli değildi, ister bir köy kadını ister bir kraliçe. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/viktorya.jpg" alt="" width="675" height="449" /> Çok da geçmişte kalmayan bir döneme bakalım: Viktorya Dönemi. Bu dönem adını kraliçe Viktorya’dan almıştır. Kraliçe Victoria, kadın olmasına rağmen, tüm dünyada birçok başarısını ortaya koydu. Yönetimdeki başarısı, kadınların ne kadar başarılı olabileceğini kanıtladı. Ancak asırlardır devam eden ataerkil düşünce sistemi nedeniyle Viktorya Dönemi, kadınlar için oldukça karanlık bir dönemdi; sosyal hayattaki kuralları oldukça katıydı. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/angel.jpg" alt="" width="607" height="477" /> Bu dönemde kadınlar olarak etiketlenmeye devam ettik. Dönemin düşüncesi Angel in the house (evdeki melek) ya da Fallen Woman (dışarıdaki fahişe) olarak ikiye ayrılır. Evdeki melek düşüncesinde, kadınlar evlenecek ve asla çalışmayacak. Evde iyi bir anne ve itaatkar bir eş olmalıdır. Eğer fakir bir kadın varsa o da kesinlikle fahişe olarak düşünülür. Alt ve orta sınıftaki kadınlar için hayat oldukça zordu. Üst sınıf kadınlar ise bir çalışan gibi eşlerine İtaat ediyordu. Aslında durum her sınıf için oldukça zordu.  Evdeki melek kadın kategorisindeki kadınlar, eğitim almaz, makyaj yapmaz, çalışmaz, bisiklet sürmez ve pantolon giymez. Bunları yapanlar ise fahişe olarak adlandırılır. Hatta yazar olmak bile kadınlara ait bir meslek değildi. Bu yüzden Emily ve Charlotte Bronte kardeşler eserlerini erkek isimleriyle yayınladılar. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/fallen.jpg" alt="" width="479" height="548" /> Gelelim günümüze. Her şey yine aynı. Abileri, babaları veya babaları tarafında öldürülen yüzlerce öldürülen kadın. Yüzbinlerce tecavüz olayı, bir eşya gibi satılan kadınlar, iş yerlerinde mobinge maruz kalanlar... Durumun farklı olmasını çok isterdim. Çok zor değiştirmek ama imkansız değil. Nefes aldıkça umudumuzu asla kaybetmeyeceğiz. Günümüzde hala bazı hakları elde etmeyi geçin, en temel hakkımız olan yaşam hakkımız bile yok. Bize ait değil. Bir erkek buna karar verme yetkisini kendinde görüyor. Halbuki bu hayat bize  ait. Karar da bize ait olmalı. Bir erkekten korunmak için yine başka bir erkeğe sığınmak istemiyoruz. Bizi korumayın, sadece zarar vermeyin yeter. Böylelikle tüm sorun ortadan kalkacak. Gündüzler kadınlara, geceler erkeklere ait değil. Geceler de, gündüzler de bizim. İstediğimiz her yerde istediğimiz zaman olacağız. Sesimizi asla alçaltmayacağız. Gür ses de bize ait. İstediğimizde gülüp istediğimizde ağlayacağız. İstediğimiz işte çalışacağız. Bir erkeğin kiri olarak anılmayacağız. Tüm etiketleri ortadan kaldıracağız. Biz ne evdeki melek ne de dışarıdaki fahişeyiz. <strong>Biz kadınız!</strong>

William Shakespeare (26 Nisan 1564 (vaftiz) – 23 Nisan 1616), İngiliz şair, oyun yazarı ve oyuncu. Genelde İngiliz dilinin en büyük yazarı ve dünyanın en iyi dram oyun yazarı olarak kabul edilir. İngiltere'nin ulusal şairi ve "Avon'un Ozanı" olarak da bilinir. Günümüze ulaşan eserleri, bazı ortaklaşa yazılanlarla birlikte 38 oyun, 154 sone, iki uzun öykü şiir ve birkaç diğer kaynağı belirsiz şiirlerden oluşur. Oyunları hemen hemen dillere çevrildi ve öteki oyunlardan daha çok sergilendi. Shakespeare, Stratford-upon-Avon'da doğdu ve büyüdü. 18 yaşında, Anne Hathaway ile evlendi ve üç çocuğu oldu: Susanna, ikizler Hamnet ve Judith. 1585 ile 1592 arası, Londra'da bir aktör, yazar ve Lord Chamberlain's Men (sonraki adı King's Men) adında bir tiyatro şirketinin sahibi olarak başarılı bir kariyere başladı. Ölmeden 3 yıl önce 1613'te, 49 yaşındayken Stratford'da emekli oldu. Shakespeare'in kişisel yaşamına dair bazı kayıtlar günümüze ulaşmıştır. Fiziksel görünüşü, cinsel yönelimi, dini inançları, ve başkaları tarafından yazılıp ona atfedilen eserler olup olmadığı hakkında hala şüpheler vardır <h2>1) Atinalı Timon:</h2> Hiçlikte, her şeyi bulacağım. Kendi yüreğin Yıktı yere seni; kendi iyiliğine kurban gittin! <h2>2) Romeo ve Juliet</h2> <h2><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/images-2-1.jpg" alt="" width="756" height="378" /></h2> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/indir-2-7.jpg" alt="" width="647" height="340" /> “Yeni bir ateş söndürür başkasının yaktığını, yeni bir acıyla hafifler eski bir ağrı." Öğret bana, nasıl unutulur düşünmek? Ah, görünüşte öyle nazik olan aşk nasıl da zalim ve hoyrat oluyor denenince! “Erkeklerde inanç, bağlılık, dürüstlük arama; Hepsi yalancı, kötü, hepsi içten pazarlıklı.” Yarayla alay eder, yaralanmamış olan. <h2>3) Hamlet:</h2> <h2><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/images-3-1.jpg" alt="" width="515" height="515" /></h2> "Kendi içindeki dikenler kanatsın vicdanını!" Yaz, aklım, yaz defterine, yaz şunu: Güler yüzlü, hep güler yüzlü bir insan Zehirli bir yılan da olabilir. Var olmak mı, yok olmak mı, bütün sorun bu! "inanıyorum söylediğini candan söylediğine ama bugünkü karar, yarın bozulur çok kez. kendi kendimize verdiğimiz sözü tutmak, en çabuk unuttuğumuz şeydir, ne yapsak. madem ki bu dünya bile yok olacak bir gün, sevginin bitmesine insan, neden üzülsün. aşk mı kaderi kovalar kader mi aşkı? daha kimseler çözemedi bu bilmeceyi...'' <h2>4) Macbeth</h2> <h2><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/indir-1-1-2.jpg" alt="" width="683" height="379" /></h2> "En uzun gecelerin de bir sabahı vardır." Kulağımıza soktukları umudu Söküp alıyorlar yüreğimizden. <h2>5) Othello</h2> <h2><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/Othello-at-Public-800x534.jpg" alt="" width="687" height="459" /></h2> Bu kıskançlık denilen şey, kendi kendini peydahlayan, Kendi kendini doğuran bir canavardır. Hangi yara birdenbire iyileşmiştir? 6)Venedik taciri ''Söyle nerede doğar sevda? Gönülde mi, akılda mı? Neyle beslenir o böyle?'' <h2>7) Bir yaz gecesi rüyası</h2> <h2><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/images-4-1.jpg" alt="" width="656" height="328" /></h2> ''Asla dikensiz olmazmış gerçek aşkın yolu.'' Boşuna dememişler aşkın gözü kördür diye! Bir aşık, olup biteni değil, görmek istediğini görür... <h2>8) Yanlışlıklar komedyası</h2> <h2><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/images-5-1.jpg" alt="" width="390" height="642" /></h2> Dilim onu lanetlerken, kalbim onu davet ediyor. <h2>9) Kral Lear</h2> “Oysa benim ruhumda savaş var. Durmadan ölüyor içimdeki insanlar. Zamanımızın laneti bu: Deliler gösteriyor körlere yolu. <h2>10) Fırtına</h2> <h2><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/images-6-1.jpg" alt="" width="637" height="357" /></h2> Cehennem boş. Bütün şeytanlar burada."

Avrupa efsanelerinin en önemli figürlerinden biridir. Melusine yada Melusina olarak anılır. Genellikle, kaynaklarda vucudunun üst tarafı kadın alt tarafı ise balık şeklinde betimlenir. Nadiren de olsa yılan şeklinde de tasvir edilir ve bazen kafasında boynuz olduğu da söylenir. Efsanenin bir kaç farklı versiyonu vardır. Fakat en çok bilineni Fransız ve İngilizlere uyarlanan versiyonlarıdır. Lüksemburg versiyonunu da unutmamak gerekir. <ul> <li>Fransız Versiyonuma göre Melusine, babasını intikam amacıyla bir dağa hapsettiği için -babasının zamanında annesine verip bozduğu bir söz yüzünden anavatanından olmuştur. Cumartesi günleri belden aşağısı balığa  dönüşmek suretiyle cezalandırılmış su perisidir. Sonra bir adamla evlenir ve her  cumartesi kendisini asla görmemesi için söz verdirtir. Fakat kocası bir gün sözünü tutamayıp Melusine'nin odasına girince bir daha gözükmemek üzere ortadan kaybolur. Derler ki Lusignan şatosunda birilerinin ölümü yakınsa veya kötü bir şeyler olacaksa Melusine'nin çığlıkları duyulur...</li> <li>İngiliz versiyonuna göre Melusine, nehir kıyısında bir kont tarafında görülür. Bu kont  güzeller güzeli Melusine'e sırılsıklam aşık olur. Evlenmeye karar verirler. Melusine ise aşık olduğu kont için nehir altındaki yaşamını terk eder. Fakat Melusine'nin tek şartı vardır.  Her ayın bir gününü banyoda yapılacak olan küvette tek başına geçirecektir. Onu çok kont hiç düşünmeden bunu kabul eder.</li> </ul> Melusine ve kont evlenir. Bir sürü kız çocukları olur. Her şey güzel giderken kontun kardeşi ortalığı karıştırır ve kontun aklına Melusine'nin onu aldattığını  sokar.  Her ay onu banyoya alıp bir gün geçirdiğini söyler. Bu iftiraya kulak asan kont, Melusine banyodayken girer ve onu pullarıyla görür. Sözünü  tutmayan kont terk edilir. Onu terk eden Melusine hemen nehre, kendi dünyasına geri döner. fakat giderken arkasında kızlarını da bırakır. Kızlar ise ne zaman annelerine ihtiyaç duysalar hemen nehire koşarlar. <img class=" wp-image-37976 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/melusina-300x242.jpg" alt="" width="638" height="515" /> Onun soyundan gelen bir sürü torunu vardır. Bunlardan biri Lüksemburg'lu Jacquetta idi. İki evlilik yapan Jacquetta, Güller savaşının tam ortasında kaldı. Kızı ise kral IV. Edward'ın karısı Elizabeth Woodville.  Özellikle güller savaşı döneminde büyü yaptığı için cadılıkla suçlanan Jacquetta, bu yeteneklerini nehirlerin tanrıçası Melusine'den aldığı söylenir. Hatta bu yetenekleri kendi kızı Elizabeth Woodville'e geçmiş ve ondan da kendi kızına. Jacquetta ve kızı Elizabeth bu yetenekleri sayesinde kral IV. Edward'ın Savaşı kazanmasını sağladığı söylenir ve ayrıca Elizabeth Woodville'in, Melusine'nin kızları gibi ölen biri olduğunda nehirden sesler duyarmış. Elizabeth Woodville bu yeteneği sayesinde kayıp çocuklarının ölü olduğunu anlayıp kızını Henry Tudor ile evlendirir ve kraliçe   olmasını ister. Hatta Elizabeth kızı ile birlikte Tudor Hanedanını lanetlediiği bile söylenir. Bu lanet yüzünden Tudor hanedanının soyu yok olur. <img class=" wp-image-38162 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/Clara-tessier-melusine-ld-212x300.webp" alt="" width="413" height="584" /> <ul> <li>Lüksemburg versiyonunda ise Lüksemburg kontu Siegfried’in eşi olan Melusine evlenirken kocasına ayda bir gün ve gece boyunca yalnız bırakmasını istemiş ve adam kabul etmiştir. Bununla birlikte Siegfried merakına yenik düştü ve karısının yarı insan yarı yılan olduğunu fark etmiştir. Kadın kocasının sözünü tutmadığını  görünce üzüntüsünden camdan ı Alzette nehrine atlamış ve onu bir daha gören olmamıştır.</li> </ul> Melusine perisini ister efsane ister mit olarak düşünelim, istersek gerçek olarak... Melusine bir kadındır ve eğer gerçekten yaşadıysa bütün bu zorlukları yaşamış olabilir ve bu yüzden peri, cadı ya da büyücü damgası yemiş olma ihtimali çok yüksektir. Kim bilir belki de Melusine bir deniz kızıdır ve bir gün herhangi bir deniz kenarında karşımıza çıkabilir.