E

Elif Çalışkan

@elif

21 paylaşım0 takipçi0 takip

Bitkiler kadim zamanlardan beri kaynatılarak çay olarak tüketilmiştir. Yeşil çay çok uzun yıllardır Hindistan’dan Çin’e birçok ülkede en çok tüketilen, insan sağlığı için yararlı ve gerekli pek çok antioksidanı içinde barındırmaktadır. En çok karşılaşılan sağlık problemleri de dahil olmak üzere birçok hastalığa karşı koruma özelliği bulunmaktadır. Düzenli yeşil çay tüketiminin sağlık açısından faydaları ise şunlardır; <strong>Kansere Yakalanma Riskini Azaltır</strong> Yeşil çayın barındırdığı önemli antioksidan içeriği tüm kanser türlerine karşı koruyucu etki sağlamaktadır. Bilimsel araştırmada da düzenli olarak yeşil çay tüketen bireylerin kansere yakalanma riskinin daha düşük olduğu vurgulamaktadır. <strong>Yağ Yakıcı Olması</strong> Yeşil çay tüketmek yağ yakımını ve metabolizma hızını arttırmaktadır. Bu nedenle kilo kontrolünün sağlanması, kilo vermeyi hızlandırdığı ve obeziteyi önlemeye yardımcı olduğu öne sürülmektedir. <strong>Kronik Hastalıklara Karşı Etkilidir</strong> Yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda yeşil çayın insülin direncini azalttığı ve kan şekeri seviyelerini dengelediği görülmektedir. Düzenli olarak yeşil çay tüketmek kalp ve damar hastalıklarına karşı önemli bir koruma sağlamaktadır. <strong>Beyin Fonksiyonları İçin Önemlidir</strong> Yeşil çayda kahveye oranla az olsa da kafein bulunmaktadır. Bu sayede odaklanmaya yardımcı olmaktadır. Sağlıklı oranda tüketilen kafein, beyin fonksiyonlarının pozitif yönde çalışmasını destekler. Özellikle beyindeki dopamin ve alfa dalgalarının değerlerini artırmaktadır. <strong>Güzel Bir Cilt İçin </strong> İçerisindeki antioksidan ve hücre yenileyici bileşenler sayesinde cilt yenilenmesini desteklemektedir. Eğer tıbbi açıdan yeşil çay tüketiminizin önünde herhangi bir engel bulunmuyorsa düzenli olarak yeşil çay tüketmeyeniz tavsiye edilmektedir. <strong> </strong>

9

Eller hep daha ön planda ve görünür olduğu için ayak bakımı genelde ihmal edilmektedir. Özellikle sonbahar ve kış aylarında giyilen kapalı ayakkabılar ayakların gün boyunca havasız kalmasına neden olmaktadır. Yazın özgürce terlik ve sandalet giyebilmek için ayak bakımı tavsiyelerine birlikte göz atalım. <strong>Ayak Banyosu ile Kendinizi Şımartın</strong> Bir kabın içerisine ayaklarınızın dayanabileceği sıcaklıkta su doldurun. Sonra bu suyun içerisine çeşitli aromaterapi yağları(çayağacı,lavanta), deniz tuzu ve karbonat ekleyin. İsterseniz bu karışımın içerisine bir miktar sirkede ekleyebilirsiniz. Bu işlem ayaklarınızdaki ölü derileri yumuşatacak, şişlikleri azaltacak aynı zaman da toksinleri atmanıza da yardımcı olacaktır. En az 15-20 dakika bu karışımda ayaklarınızı bekletiniz. <strong>Peeling İşlemini Atlamayın</strong> Bu süreçte yumuşayan ölü deriler için ponza taşı kullanılabilirsiniz. Fakat bu derilerin sonradan daha sert çıkmasına neden olacaktır. Ayaklarınız için alacağınız özel peeling ile bu işlemi halledebilir veya evdeki malzemeler ile kendi peelinginizi de yapabilirsiniz. Bunun için tuz, herhangi bir yağ ve türk kahvesini karıştırabilirsiniz. Peeling ile ayaklarınıza ovarak masaj yapın. Bu işlemi ayaklarınızdaki ölü derilerden arınana kadar devam ettirebilirsiniz. Sonrasında ise temiz bir su ile durulayın. <strong>Tırnaklarınızı İhmal Etmeyin</strong> Ayak bakımı bir bütündür. Bu süreçte ayak tırnaklarınıza yapacağınız işlemleri ihmal etmeyin. Yumuşayan kütiküllerinizi bir manikür çubuğu yardımıyla ittirebilir, tırnaklarınızı keserek istediğiniz şekli verebilirsiniz. <strong>Nemlendirme Önemli</strong> Son olarak ayaklarınızın ihtiyacını göre bir nemlendirici uygulayın. Çok kuru ayaklara sahipseniz yoğun nemlendiriciler sizin için daha iyi olacaktır. İsterseniz doğal yağlar ile de bu işlemi tamamlayabilirsiniz. Ayaklarınızı sevin ve onları ihmal etmeyin. Tüm gün boyunca sizi taşıyan şeyin ayaklarınız olduğunu unutmayın.

1
E
Elif Çalışkan
·16 Haz 19:51·Moda

<p>Bakımlı ve sağlıklı tırnaklar sadece estetik görünümü temsil etmez, beden sağlığının da yerinde olduğunun bir göstergesidir. Zayıf, güçsüz ve kırılan tırnaklara sahipseniz günlük rutin ve alışkanlıklarınız da değişiklik yaparak bu durumu tersine çevirebilirsiniz. Bu süreçte tırnaklarınızı hem içten hem de dıştan beslemek gerekmektedir.</p><p>&nbsp;Daha güçlü ve sağlıklı tırnaklar için tavsiyeler;</p><p><strong>Beslenme Alışkanlıklarınıza Dikkat Edin</strong></p><p>Düzenli ve sağlıklı beslenme güçlü tırnaklar için çok önemlidir. Brokoli, süt, yumurta, badem, muz, soman, kabak çekirdeği gibi kalsiyum, demir ve çinko içeren besinleri tüketmeye dikkat etmelisiniz. &nbsp;A vitamini, B12, Çinko, H vitamini gibi vitaminlerce zengin besinler ile beslenmelisiniz.</p><p><strong>Güçlü Tırnaklar İçin Su Tüketimi Önemli</strong></p><p>Günlük olarak en az 2,5 litre su tüketmek sağlık açısından hep tavsiye edilmektedir. Yetersiz sıvı tüketimi de tırnak kırılmasına sebep olmaktadır. Su tırnaklarınızdaki nemi tutarak güçlü olmasında yardımcı olacaktır.</p><p><strong>Eldiven Kullanın</strong></p><p>Çok fazla suya ve kimyasal deterjana maruz kalan tırnakların kırılması daha da kolaylaşacaktır. Bu yüzden temizlik yaparken eldiven kullanarak bunun önüne geçmiş olacaksınız.</p><p><strong>Farklı Ürünlere Şans Verin</strong></p><p>Tırnaklarınız için kullandığınız ürünleri gözden geçirin. Aseton veya kurutucu gibi ürünler sert kimyasallar içermektedir. Bunun yerine organik, vegan aynı zamanda tırnak bakımı yapan ürünleri tercih etmelisiniz.</p><p><strong>Tırnaklarınızı Nemlendirin</strong></p><p>Su içerek tırnakları içten nemlendirdik sırada ise dışarıdan nemlendirme var. Bunun için cilt tipinize uygun bir nemlendirici seçebilir ve doğal yağlar ile de ellerinizi nemlendirebilirsiniz.</p><p><strong>Törpü İşlemine Dikkat</strong></p><p>Piyasada çok farklı çeşitlerde törpüler bulunmaktadır. En doğru seçim ise kâğıt törpülerdir. Metal törpüler tırnaklara zarar vermektedir. Aynı zamanda tırnakları tek yönde törpülemeniz tavsiye edilmektedir.</p><p><strong>Kolajen</strong></p><p>Son zamanlarda popüler olan kolajen kullanımı tırnaklarınıza da iyi gelecektir. Tabi kullanmadan önce doktorunuza sormanızı tavsiye ederiz.</p>

4

Doğal taşlar doğada kendi kendine oluşan ve ortaya çıkan organik, mineral maddelerdir. Çoğunlukla yerin yani toprağın altında çok büyük parçalar olarak bulunmaktadır. Çeşitli tabiat olaylarına maruz kalması sonucunda farklı şekil, renk ve özelliklere sahip olmaktadırlar.  Kadim öğretilerce doğal taşlar, binlerce yıldır şifa verici ve enerji dengeleyici olarak kullanılmıştır. Doğal taşların kendilerine özel titreşimleri ve enerjileri bulunmaktadır. Bu nedenle bulunduğu ortamın veya temas ettiği kişilerin titreşimlerini yükseltme özelliğine sahiptir. <img class="wp-image-17464 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/resized_ef51c-933c976edoalglkuvarskristaltakayachipsanslifadoaltalarve-300x168.jpg" alt="" width="755" height="423" /> <strong>Pembe kuvars taşı,</strong> aşk ve sevgi taşı olarak bilinmektedir. Kristali taşıyan kişiyi duygusal anlamda şifalandırmak, kendimizi ve başkalarını sevmek, affetmek konularında yardımcı olmaktadır. <img class="wp-image-17468 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/kucuk-ametist-kutle_min-e1614116815875-1024x576-1-300x169.jpg" alt="" width="857" height="483" /> <strong>Ametist taşı,</strong> ruh halini sakinleştirmek ve dengelemek için kullanılan güçlü bir kristaldir. İletişim ve bilgelikle ilişkilendirildiği için bu konularda kişiyi desteklediğine inanılmaktadır. Stresi azaltan bir taştır. <img class="wp-image-17472 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/5ee006935542801374c55685.jpg-300x168.webp" alt="" width="805" height="451" /> <strong>Sitrin taşı,</strong> para ve başarı taşı olarak bilinmektedir. Zenginlik, refah ve başarıyı çekmek için kullanılmaktadır. Kişide kendine güveni, ifade edebilmeyi ve yaratıcılığı arttırmaktadır. <img class="wp-image-17474 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/images-11.jpeg" alt="" width="818" height="476" /> <strong>Akik taşı</strong> fiziksel, ruhsal ve duygusal bedenlerimizi canlandırmak için gerekli enerjiye sahip bir kristaldir. Cinsel organlar ve cinsel güç üzerinde etkilidir. <img class="wp-image-17476 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/kristal-kuvars-3-300x169.jpg" alt="" width="829" height="467" /> <strong>Kristal kuvars taşı,</strong> kişinin konsantrasyonunu kuvvetlendirmektedir. Netlik, arınma ve dengeyi sağlamaktır. Sezgileri kuvvetlendirip üçüncü gözü açtığına inanılmaktadır. <img class="wp-image-17478 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/1200x627-dumanli-kuvars-tasi-faydalari-dumanli-kuvars-tasi-ozellikleri-nelerdir-ne-ise-yarar-1641304951944-300x157.jpg" alt="" width="837" height="438" /> <strong>Dumanlı kuvars taşı,</strong> negatif enerjilerin nötralize edilmesinde yardımcı olmaktadır. Kişiye amaçlarını, hayallerini ve iç sezgilerinin gücünü hatırlatan mistik bir kristaldir. <img class="wp-image-17480 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/3305040_810x458-300x170.jpg" alt="" width="988" height="560" /> <strong>Aventurin taşı,</strong> şans taşıdır. Fiziksel gücü ve canlılığı arttırmak için kullanılmaktadır. Kalp sağlığı için önemli etkileri olduğuna inanılmaktadır. <img class="wp-image-17483 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/selenit.jpg-300x225.webp" alt="" width="907" height="680" /> <strong>Selenit taşı, </strong>kişinin ve bulunduğu ortamın aurasını temizleyen, enerjiyi arındıran, titreşimi yüksek güçlü bir kristaldir.

6
E
Elif Çalışkan
·15 Haz 09:12·İnsan

<p>Eril ve dişil enerji biz farkında olmadan hayatlarımızı farklı şekillerde etkilemektedir. Bu iki enerjinin bir arada dengede oluşu, hayat akışının uyum içinde olmasını desteklemektedir. Bu iki enerjiyi her durumda dengede tutabilmek, uyumlu hale getirmek, yenilik yaratmak ve hayatın ritmi açısında bize fırsatlar sunmaktadır.</p><p><strong>Eril Enerji:</strong></p><p>Eril enerji prensibiyle erkek enerji prensibi beraber tanımlanmaktadır. Erkek, eril enerjiyi taşımaktadır fakat eril enerji sadece erkek anlamına gelmemektedir. Çok daha kapsamlıdır. Güç, iktidar, eylemsel, hareket ettiren, hareket eden, genişleyen, ateşleyen ve dışadönük enerjidir. Eril enerji gökler ile bağlantılıdır. Ruhsallığı, hayalleri, ilerlemeyi, gelecekle olan bağı ve ilham yeteneklerini ifade etmektedir.</p><p>Işık, gündüz, güneş, yaz mevsimi, güney yönü, beyaz renk, bedenin sağı ve ön kısmı, sivri şekiller eril enerjiyi temsil etmektedir. Eril enerji otoritenin sembolüdür. Devlet ve devletle ilgili olan kişiler ve kurumlar, öğretmenler, yöneticiler, kurallar ve kural koyanlar kadın veya erkek olması fark etmeksizin eril enerjiyi sembolize etmektedir.</p><p>Kişisel hayatımızda baba, erkek çocuklar, erkek akrabalar, patron, koca figürü veya bizim için kurak koyabilen herkes eril enerjiyi taşımaktadır. Tek sayılar, metal ve ateş elementi de bu enerjiyi taşımaktadır.</p><p><strong>Dişil Enerji:</strong></p><p>Dişil enerji prensibiyle kadın figürü beraber tanımlanmaktadır. Almak dişil enerji eylemidir. Karanlık, sessiz, içine alan, soğuk, nemli, sakinleştiren ve saklayan enerjidir.</p><p>Siyah, kuzey yönü, kış mevsimi, gece, kapalı alanlar, mavi renk, su, ay ve döngüleri, bedenin solu ve arka kısmı, anne, rahim, toprak, geçmiş, çift sayılar, parasal konular ve maddi güç, dişil enerji temsil etmektedir.</p><p>Dişil ve eril enerji, hayatı var eden enerjilerdir. Zıt gibi görünseler de tamamlanmayı anlatmaktadır.</p>

4

Aromaterapi fiziksel, duygusal ve ruhsal sağlık için bitkilerden elde edilen öz yağların kullanıldığı holistik şifa yaklaşımıdır. Blokajları açmak, sıkışıklığı rahatlatmak, enerjinin rahat ve serbestçe akmasında yardımcı olmaktadır. Aromaterapi antikçağlardan beri farklı amaçlarda kullanılmıştır. Kullanılan yağlar kimyasal yapılarıyla ilaç benzeri etkileşim gösterirler. Öz yağlar zihinsel olarak; stres, anksiyete ve depresyon gibi psikolojik hasatlıklarda etkilidir. Fiziksel olarak; ağrılar, kas-kemik ve eklem rahatsızlıkları, cilt problemleri gibi birçok bedensel hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Ruhsal olarak ise; konsantrasyonu artırmak, uyku problemleri ve özgüven eksikliği gibi pek çok konuyu dengelemekte yardımcı olmaktadır. Aromaterapi yağları sinir sistemi üzerindeki farklı etkilerinden dolayı zindeleştirici, yatıştırıcı ve rahatlatıcı etkilere sahiptir. Zihni boşaltmak, rahatlatmak ve arındırmak için destek vermektedir. Aromaterapi yağlarını birçok şekilde kullanabilirsiniz. Banyo suyunuza koyabilir, sprey şişede su ile karıştırabilir, buhurdanlık kullanabilir veya damlalar halinde bedeninizin bazı bölgelerine direkt olarak sürebilirsiniz. Sadece bedeninizi değil aromaterapi yağları ile mekânlarınızın da enerji akışını ve titreşimini yükseltebilirsiniz. En çok tercih edilen öz yağlar ve faydaları ise; <strong>Adaçayı yağı: </strong>85 MHzdir. Kaygı ve korku konusunda yardımcı olur. Yorgunluk, stres, depresyon gibi dengesiz ruh hallerini hafifletir. <strong>Portakal yağı: </strong>91 MHzdir. Havadaki bakterileri ortadan kaldırmakta yardımcı olur. Canlılık ve neşe verir. <strong>Ardıç yağı: </strong>98 MHzdir. Sakinleştirici ve topraklayıcı bir etkiye sahiptir. Havayı temizlemeye ve arındırmaya yardımcı olur. <strong>Melisa yağı: </strong>102 MHzdir. Depresyona karşı etkilidir. Uykusuzluk ve sinire iyi gelerek yatıştırıcı etki sağlar. Anti- İltihap özelliklerine sahiptir. <strong>Lavanta yağı: </strong>118 MHzdir. Sakinleştirir, yatıştırır ve rahatlatır. Anksiyete, uykusuzluk, stres, yorgunluk, depresyona iyi geldiği bilinmektedir. <strong>Gül yağı: </strong>320 MHzdir. Tedavi edici güce sahip, en üst titreşimdeki öz yağdır.

6

Yazın gelmesi ile güneş kremleri daha çok ön plana çıkmaktadır. Ancak güneş kremi yalnızca yaz mevsiminde değil, yılın her günü kullanılması gerekmektedir. Her geçen yıl ozon tabakasının biraz daha incelmesiyle güneşten gelen zararlı ışınlar dünyaya daha fazla ulaşmaktadır. Bu nedenle her mevsim güneş kreminin kullanılması tavsiye edilmektedir. <img class=" wp-image-16754 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/girl-sunscreen-beach.jpg-300x200.webp" alt="" width="699" height="466" /> <strong>Dr. Oya Ermiş</strong> kendi blog yazısında <strong>"Koyu tenliler 15, açık tenliler 30 faktör güneş koruyucu kullanmalı’’</strong> diye tavsiyede bulunmuştur. Ayrıca güneş kremlerinden verim almamız için güneşe çıkmadan en az 15-30 dakika öncesinde sürülmesi gerekmektedir. İnce bir tabaka halinde sürülerek, 2 ya da 2,5 saatte bir yenilenmesi de tavsiye edilmektedir. <strong>Güneş kreminin faydaları ise;</strong> <ul> <li>Cildi hava kirliliğinden korur,</li> <li>Ciltte bariyer oluşturarak nem kazandırır,</li> <li>Zararlı ışınlardan cildi korur,</li> <li>Düzenli güneş kremi kullanımı cilt leke oluşumunu engeller,</li> <li>Cilt kanseri riskini azaltır,</li> <li>Güneş yanıklarını önlemekte yardımcı olur,</li> <li>Kırışıklık ve ince çizgi oluşumlarını engeller,</li> <li>Cilt tonu eşitsizliklerinin önüne geçer,</li> <li>Cilde elastikiyet kazandırır,</li> <li>Cilde aydınlık bir görünüm kazandırır.</li> </ul> <img class=" wp-image-16755 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/moisturizer-300x174.jpg" alt="" width="684" height="397" /> Cilt tipleri kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Cilt tipinize uygun güneş kremini seçmek ise önemli bir faktördür. Kuru ciltler cildi hem zararlı ışınlardan koruyan hem de nemlendiren kremleri tercih etmelidir. Yağlı ve karma ciltler yağsız kremlerden yana tercihlerini kullanabilirler. Cilt tipi ne olursa olsun güneş kremlerinin yatıştırıcı etki barındırmasına da önemlidir. Dudaklarını da güneşten korumayı ihmal etmemeli koruyucu etkili bir dudak balmı kullanılmalıdır. Ayrıca güneş kremi vücudun D vitamini alımını engellememektedir. Güneş kremine ek olarak tam korunma için şapka ve gözlük kullanmayı da ihmal etmemelisiniz.

6

Uyku insan hayatının en önemli aşamalarındandır.<strong> Yapılan araştırmalarda 90 yaşına kadar yaşayan bir birey ortalama</strong> <strong>32 yılını uykuda geçirmektedir.</strong> Yaşamın devamı  için gerekli ve zorunludur. Uyku sadece dinlenme hali değildir. İnsanın en temel enerji kaynaklarından biridir. Uyku sırasında bedenimizde; onarım, yenilenme ve bakım yapılmaktadır. Bunun için uyku sağlığımız ve düzenimiz çok önemlidir. Kaliteli bir uyku uyumak için; <ul> <li>Uyuduğunuz odanın karanlık ve sessiz olması önemlidir.</li> <li>Telefon, televizyon gibi elektronik cihazların uyuduğunuz odada bulunmaması tavsiye edilmektedir.</li> <li>Uykudan 15 dakika önce sakinleştirici müzikler dinleyerek bedeni gevşemesine yardımcı olabilirsiniz.</li> <li>Aromaterapiden yardım olarak lavanta veya melisa yağı kullanılabilirsiniz.</li> <li>Uyuyacağınız odanın çok sıcak ya da çok soğuk olmaması gerekmektedir.</li> <li>Çay, kahve, alkol, yeşil çay ve kafein içeren tüm yiyecek ve içecekler, 18.00’den sonra tüketilmemelidir.</li> <li>Uyumaya yakın sindirilmesi zor olan hayvansal gıdaların tüketimi azaltılmalıdır.</li> <li>Uyku öncesi kısa bir meditasyon ve nefes egzersizi yapmak iyi gelecektir.</li> <li>Uyuyacağınız odayı 4-5 dakika boyunca havalandırmalısınız.</li> <li>Pijamalarınızın, yatak çarşafının, yastığının ve yorganının da doğal ürünlerden yapılmış olması tavsiye edilmektedir. Yün, keten, pamuk ipek veya bambu gibi.</li> <li>Uyumadan yarım saat önce papatya, melisa, lavanta, rezene gibi rahatlatıcı etkiye sahip bitki çaylarından içebilirsiniz.</li> </ul> Tüm tavsiyelere rağmen uykuya dalamıyor, sürekli uykudan uyanıyorsanız ve bu sorun 3 ay gibi bir zamandır sizinle ise doktordan yardım almayı düşünebilirsiniz.

3

Yaşam çiçeği sembolü, en dış çember dahil, iç içe geçmiş 20 çemberden oluşmaktadır. Bu büyüleyici sembol en eski uygarlıkların, tapınaklarında, lahitlerinde, kitaplarında ve dünyanın çeşitli birçok yerinde kullanılmıştır. Kadim zamanlardan beri kullanılmasına rağmen adını 1990’larda yaşam çiçeği olarak almıştır. Neredeyse tüm geometrik şekilleri, pozitif bilim dallarının prensiplerini içinde barındıran ve en yaygın kullanılan sembol olma özelliğine sahiptir. Yaşam çiçeği formu kutsal geometrinin en önemli sembollerindendir. Her şeyin sırrını içinde saklandığına inanılmaktadır. İnsan RNA’sı ve DNA’sı büyütüldüğünde ise bu holografik model ile karşılaşılmıştır. Hücremizde bulunan en küçük atomik parçacığında yaşam çiçeği formunda olduğu görülmektedir. Bu form tüm yaradılışı içinde barındırmaktadır. Bu yüzden enerji ve titreşimi yükseltmek için kullanılan en kuvvetli sembollerdendir. <img class=" wp-image-14433 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/yasam-cicegi-1-1-298x300.jpg" alt="" width="513" height="517" /> İyi yaşam elçisi Ayşe Tolga (2020, s.97) Titreşimini Yükselt Hayatın Değişsin adlı kitabında yaşam çiçeği için şu cümleleri kurmuştur: <blockquote>“Bu form yaşamın özüdür. Evrenin, dünyadaki yaşamın tüm kodlarını yaşam çiçeği formu içinde barındırır.”</blockquote> Yaşam çiçeği evrendeki ateş, su, metal, toprak ve ağaç olarak ifade edilen 5 elementi de içinde barındırmaktadır. Bu form Selimiye Camisi, Hacı Bektaşi Veli Türbesi, Efes-Artemis, İspanya, Hindistan, İran, İrlanda, İsrail vb. coğrafya ve eserlerde karşımıza çıkmaktadır. Leonardo Da Vinci çizimlerinde de vardır. Yaşam çiçeği, var olan yeteneklerini ve imkanlarını kullanırken yaşamdan destek alarak bir yenilik başlatmanı ve bunu sürdürebilmeyi desteklemektedir. Bu formu kolye ucu, ev dekorasyonu, telefon veya bilgisayar ekran resmi olarak kullanabilirsiniz. Ayrıca yaşam çiçeği ile ilgili uzun ve detaylı bilgiler edinmek isterseniz Drunvalo Melchizedek, Yaşam Çiçeğinin Unutulmuş Sırrı 1-2 kitaplarını okumanızı tavsiye ederim. <img class=" wp-image-14445 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/Yasam-cicegi3-300x300.jpg" alt="" width="586" height="586" />

9

Evrende her şey bir titreşime sahiptir ve her titreşiminde bir frekansı vardır. Solfej frekansları, zihin ve bedene çeşitli yönlerden fayda sağlamaktadır. Solfej frekanslarına maruz kaldığınızda evreni oluşturan ritim ve notalar ile aynı hizaya gelerek, denge ve iyileşme, canlılığı arttırma elde edilebilmektedir. Titreşimler aracılığıyla duyguları yaşama, rahatlama ve gevşeme sağlanabilmektedir. Bu frekansların antik tarihe kadar uzandığı bilinmektedir. İlk olarak eski çağ ayinlerinde ve meditasyon seanslarında kullanılmaktaydı. Zaman içinde farklı uygulamalarda kullanılan bu frekanslar orijinalliğinden uzaklaşmıştır. 1970 yıllarında bazı bilim adamları bu frekansları tekrar keşfederek, üzerinde çalışmış ve güncellemişlerdir. Bu frekanslar 396 Hz, 417 Hz, 528 Hz, 639 Hz, 741 Hz, 852 Hz’dır. Bilinç ve bilinçdışına derinlemesine nüfuz etmektedir. <strong>174 Hz:</strong><strong> </strong>Doğal bir anestezi görevi görerek ağrıkesicidir. Enerjik ve fiziksel olarak ağrıyı azalttığı söylenmektedir. <strong>285 Hz:</strong> Onarıcı, yenileyici etkiye sahip bir frekanstır. Yaraları, yanıkları, kesikleri ve hasarları dokuları tedavi etmek için kullanılmaktadır. Bedeni gençleştirir ve enerji verir. <strong>396 Hz: </strong>İstediklerinizi gerçekleştirmenin önündeki<strong> </strong>suçluluk ve korku duygularının temizlenmesinde yardımcı olmaktadır. Ayrıca topraklanma, uyanma ve gerçeğe dönme gibi konularda destekleyici olarak kullanılabilir. <strong>417 Hz: </strong>Geçmiş olayların yıkıcı etkileri ve travmatik deneyimlerin etkilerini ortadan kaldırmakta yardımcı olmaktadır. Zihni bu olumsuz etkilerden kolayca şifalandırmaktadır. Ayrıca bu frekans bedendeki hücrelere enerji verir ve yaratıcı potansiyelinizi kullanmanıza yardımcı olmaktadır. <strong>528 Hz:</strong> Şifanın ve sevginin frekansıdır. DNA onarımına ve mükemmel olan orijinal haline döndürmek için kullanılmaktadır. Tüm varlığın dönüşüm sürecinin kolaylaştırmaktadır. Hayal gücümüzü ve sezgilerimizi harekete geçirmekte yardımcı olmaktadır. <strong>639 Hz: </strong>Çevremizle uyumlu, derin ve anlamlı ilişkiler kurma becerilerinizi arttırmaktadır. Hoşgörü, anlayış, iletişim ve sevgiyi güçlendirmektedir. Ruhsal alanlar ile iletişim kurmak içinde kullanılmaktadır. <strong>741 Hz: </strong>Sağlıklı, saf ve istikrarlı bir şekilde kendini ifade etmede yardımcı olmaktadır. Hücreyi toksinlerden temizlemektedir. Duygusal anlamda daha içedönük, kapalı veya engellenmiş bireylere açılabilme konusunda yardımcı olmaktadır. Altıncı his ve sezgileri geliştirmek içinde kullanılmaktadır. <strong>852 Hz: </strong>Manevi deneyim, farkındalığı artırma ve dönüşüm için kullanılmaktadır. Doğrudan üçüncü göz çakrası ile ilgilidir. Öz benliğinizle, ruhsal boyutunuzla iletişim kurmanızda yardımcı olmaktadır. Bu frekans ile kendinizi kaynak bilincinde ve kaynakla bir bütün olarak hissedersiniz. <strong>963 Hz</strong>: Birliği deneyimlememiz sağlamaktadır. Ruh ile ilişkilidir. Dengesi bozulmuş, hizası kaybolmuş her sistemi olması gereken mükemmel ve orijinal durumuna getirmek için yardımcı olmaktadır. Bu frekansların hepsi farklı kanallarda internette mevcuttur. İstediğiniz zaman arka planda dinleyebilirsiniz.

1

Kuru fırçalama yöntemi son zamanlarda dünyaca ünlü kişilerinde kullandığı bir cilt bakım yöntemidir. Özellikle yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte birçok kişi selülitlere savaş açarak daha pürüzsüz bir tene sahip olmak için bu yöntemi kullanmaktadır. Kolay ve zahmetsiz olan kuru fırçalama yöntemi düzenli uygulandığı zaman gözle görülür sonuçlar almak mümkündür. Sadece estetik açıdan değil sağlık açısından da çok faydaları olan kuru fırçalama yöntemine gelin beraber yakından bakalım. <h3>Kuru Fırçalama Nedir?</h3> Kuru fırçalama, at kılı fırça yardımıyla vücudun aşağıdan yukarı doğru yani kalbe doğru yapılan bir fırçalama işlemidir. Sonra zamanlarda atkılı dışında vegan fırça alternatifleri de bulunmaktadır. <h3>Kuru Fırçalama Ne Zaman Yapılmalı?</h3> Kuru fırçalama işlemi akşam yerini sabah yapmak bedeninizi uyandırmak ve enerji vermesi açısından size yardımcı olacaktır. Özellikle sabah saatlerinde duştan önce bakım rutininize ekleyebilirsiniz. <h3>Kuru Fırçalama Nasıl Yapılır?</h3> Çok sert olmayan bir kuru fırça edindikten sonra adından da anlaşıldığı üzere bedeniniz kuruyken ayaklardan başlayarak tüm bedeni aşağıdan yukarı kalbe doğru fırçalayabilirsiniz. Sadece karın bölgesinde saat yönünde bir fırçalama yapmanız daha doğru olacaktır. İşlem sırasında karıncalanma olması son derece normaldir. 5-6 dakika boyunca fırçalama yapmak yeterli olacaktır. Ardından krem veya sevdiğiniz yağlar ile bedeninizi nemlendirmeyi ihmal etmeyin. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/cilt-vucut-firca-fircalama.jpg" alt="" width="662" height="441" /> <strong>Kuru Fırçalamanın Faydaları</strong> <ul> <li>Kan dolaşımını hızlandırır.</li> <li>Ölü derilerden arındırır.</li> <li>Gözenekleri temizler.</li> <li>Lenfatik sistemi destekler.</li> <li>Selülit görünümünü iyileştirir.</li> <li>Çatlak oluşumunu engellemek de yardımcı olur.</li> <li>Bedeni canlandırarak enerjiyi arttırır.</li> </ul> Kuru fırça kişiye özel olmalıdır. Ayrıca belirli aralıklarla temizlemeniz hijyen açısından önemlidir. Fırçayı kuru bir şekilde muhafaza etmeniz gerekmektedir. Ayrıca dolaşım veya varis gibi sağlık sorunlarınız varsa uygulamadan önce doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

6

Çakra, Sanskritçe kaynaklı bir kelimedir. Tekerlek veya dönüş anlamına gelmektedir. Bazı inanç sistemlerine göre insan bedeninde girdap şeklinde dönen enerji merkezleridir. Bazı inanışlarda 7 bazı inanışlarda ise 9 adet çakra olduğuna inanılmaktadır. Her bir çakranın çalışma alanı ve konuları farklıdır. Bu konu ile ilgili en büyük bilgi yanlışlığı ise çakraların kapanmasıdır. Çakraların kapanması demek bireyin ölmesi anlamına gelmektedir. Çakralar kapanmaz ama dengeleri bozulabilmektedir. Dengesi bozulan çakralar olması gerektiğinde az ya da olması gerektiğinde fazla çalışıyor demektir. Çakraların dengelenmesi için yoga kolay bir yöntemdir. Yogadaki nefes teknikleri ve asanalar ile çakralar aktive edilerek dengelenebilmektedirler. Çakralar ruh, beden ve zihin sağlığı için önemli bir etkendir. <strong>1. Çakra (Kök Çakra)</strong> Kök çakra boşaltım organlarının olduğu anüsün ve bağırsakların birleştiği yerde bulunmaktadır. Rengi kırmızıdır. Elementi topraktır. Solfej frekansı 396 Hzdir. İfade ettiği anlamlar ise güven, istikrar ve enerjidir. Aşırı öfke, bir işe başlamakta zorluk, paraya aşırı düşkünlük gibi durumlar söz konusuysa kök çakranızda dengesizlik olabilir demektir. Kök çakrası dengede olan bireyler; istikrarlı, kendine güvenen, harekete geçme konusunda ise zorluk yaşamayan kişilerdir. <strong>2. Çakra (Sakral Çakra)</strong> Cinsel çakra olarak da tanımlanmaktadır. Bulunduğu yer cinsel organlardır. Rengi turuncudur. Elementi sudur. Solfej frekansı 417 Hzdir. İfade ettiği anlamlar zevk, cinsellik, üretim, duygular, hislerdir. Sürekli alışveriş yapma isteği, bağımlılık, yeni şeyler üretme, cinsel isteksizlik ve hayattan tat almakta zorluk yaşıyorsanız bu çakrada dengesizlik olabilir demektir. Sakral çakrası dengede olan bireyler; hayattan zevk alan, yaratıcı ve üretken kişilerdir. <strong>3. Çakra (Solar Plexus Çakrası)</strong> Göbek deliğinin tam üzerinde bulunmaktadır. Rengi sarıdır. Elementi ateştir. Solfej frekansı 528 Hzdir. İfade ettiği anlamlar irade, güç ve kararlılıktır. Aşırı hırs ve cesaret, iradesizlik, kendinizi kaybolmuş ve enerjisiz hissediyorsanız bu çakrada dengesizlik olabilir demektir. Solar Plexus Çakrası dengede olan bireyler; enerjik, iradeli, öngörüleri yüksek ve insan ilişkileri gayet iyi olan kişilerdir. <strong>4. Çakra (Kalp Çakrası)</strong> Bedenin en güçlü çakrasıdır. Sevgi merkezidir. Bu çakranın dengeli ve düzenli çalışıyor olması direk tüm çakraları da etkilemektedir. Bulunduğu yer göğüsün ortasındadır. Rengi yeşil ve pembedir. Elementi havadır. Solfej frekansı 639 Hzdir. Sadece duygular ile hareket etmek, içe dönüklük, kişinin sürekli olarak kendini eleştirmesi, hissizlik, sevgi ve merhamet gösterememesi bu çakrada dengesizlik olabilir demektir. Kalp Çakrası dengede olan bireyler; şefkat ve merhamet duyabilen, sevgi alışverişinde sıkıntı yaşamayan bireylerdir. <strong>5. Çakra (Boğaz Çakrası)</strong> İletişim ve ifade gücünü temsil etmektedir. Bulunduğu yer boğazın üst kısmıdır. Rengi mavidir. Elementi eterdir. Solfej frekansı 741 Hzdir. Kimseyi dinlemeden sürekli konuşmak, kendini ifade etmekte zorlanmak, açık ve net konuşamamak gibi durumlar varsa bu çakrada dengesizlik olabilir demektir. Boğaz çakrası dengede olan bireyler; iletişim konusunda açık ve net, kendini kolaylıkla ifade eden kişilerdir. <strong>6. Çakra (Üçüncü Göz Çakrası)</strong> Altıncı çakra, üçüncü göz çakrasıdır. Yeteneği sezgi gücüdür. Bulunduğu bölge kaşların arası ve alnın ortasıdır. Rengi İndigo mavisidir. Elementi akaşadır. Solfej frekansı 852 Hzdir. Şifacılık, psişik güçler gibi konular bu çakra ile alakalıdır. Sürekli sezgiler ile hareket etmek, unutkanlık, yeni bir şeyler öğrenmekte zorluk gibi durumlar varsa bu çakrada dengesizlik olabilir demektir. Üçüncü göz çakrası dengede olan bireyler; zihin gücü yüksek, kendinin farkında olan ve sezgileri güçlü olan bireylerdir. <strong>7. Çakra (Taç Çakra)</strong> Tepe çakrası olarak da bilinmektedir. Bulunduğu bölge başın hemen üst kısmıdır. Rengi mor ve beyazdır. Elementi karanlık maddedir. Solfej frekansı 963 Hzdir. Rasyonel düşünmek konusunda zorlanmak, stres, hayatla bir bağlantı kuramamak, asosyallik gibi durumlar varsa bu çakrada dengesizlik olabilir demektir. Taç çakrası dengede olan bireyler; hem maddi hem manevi alandan beslenebilen, kendilerini manevi anlamda doyurabilen kişilerdir.

4
E
Elif Çalışkan
·3 Haz 07:34·Gezi

Ashâb-ı Kehf veya Yedi Uyurlar, dünyanın değişik kültürlerinde anlatılan bir hikayedir. İzmir Selçuk’ta Panayır Dağının eteklerinde bulunmaktadır. Hem İslam dininde hem Hristiyanlıkta zikredilen yedi genci uyuduğu mağara olarak bilinmektedir. Müslümanlar tarafından Kuran-ı Kerimde Kehf suresinde bahsedilen Ahsab-ı Kehf Mağarası’nın daha çok Tarsus’ta ya da Afşin’de bulunan mağara olduğu kabul edilmektedir. Hristiyanlar ise Efes’teki bu yeri benimsemiştir. MS 250 yılı civarlarında İmparator Decius döneminde yaşayan yedi Hristiyan genç (Malta, Malchus, Martinianus, Dionysius, Yohannes, Serapion ve Konstantinus. İslamiyet’te ise Debernuş, Mesliha, Kafeştateyyuş, Sazınuş, Mekselina, Mermuş, Yemliha ve köpekleri Kıtmir.) imparatorun tanrılaştırıldığı tapınağa kurban sunmayı reddetmişlerdir. Bu sebeple ölüm tehdidi alınca bir mağaraya sığınmışlardır. Bazı farklı kaynaklarda ise bu durum yedi gencin Hıristiyan olmakla suçlandığını ve inançlarını değiştirmeleri istendiğinde karşı çıktıkları için ölümle cezalandırılınca mağara sığındığı yazmaktadır. İmparator Decius mağaranın girişine bir duvar örülmesini emretmiştir. Burada ölmeleri beklenen gençler ise bir süre sonra derin bir uykuya dalmışlardır. İnanışa göre 7 genç mağarada 200 sene, Kehf suresine göre ise bu süre 300 sene olarak belirtilir. Bir gün gençler her şeyden habersiz olarak uyanarak yiyecek almak için kente gitmişlerdir. Fırından ekmek alırken eski bir parayı verince artık Decius’un (249-251) değil II. Theodosius’un zamanında (408-450) olduklarını ve yalnız bir gece değil, 200 sene boyunca uyumuş olduklarını öğrenmişlerdir. Bu süreçte Hıristiyanlık Roma İmparatorluğu’nun her yanında yaygınlaşmıştır.  Mağaraya geri döndüklerinde tüm arkadaşlar tekrar uyumaya karar vermişlerdir. Bu uykudan ise bir daha uyanmamışlardır. Buradaki gençler öldükten sonra büyük bir cenaze töreni yapılmış ve gömüldükleri mağaranın üzerine ise bir kilise yapıldığına inanılmaktadır. Bu hikâyenin pek çok versiyonu bulunmaktadır. (Afşin, Selçuk-Efes, Lice ve Tarsus) Burada yapılan kazılarda Yedi Uyuyanlar’a hitap etmek üzere yazılmış olan yazıtlar görülünce buranın bahsedilen kilise olduğu kabul edilmiştir.

8
E
Elif Çalışkan
·28 May 10:40·Felsefe

Ağaç sembol dilinde bereketi, ölümsüzlüğü ve doğurganlığı temsil etmektedir. Neredeyse tüm inanış ve dinlerde ağaç sembolü bulunmaktadır. Ağaç genel olarak inanışlarda Tanrı veya tanrısallıkla özleştirilmiştir. Hayat (Yaşam) ağacı sembolü de Antik Çin, Antik Amerika, Antik İran, Antik Avrupa, Kuzey Avrupa, Antik Mezopotamya uygarlıklarında, İslam inancında, Budizm ve daha birçok farklı din ve mitolojilerde yer almaktadır. Bu kadar yaygın olan bu sembolün ne anlamına geldiğine gelin birlikte bakalım. Hayat Ağacı cennette bulunduğuna inanılan bir ağaçtır. Üretkenliği ve doğurganlığı sembolize etmektedir. Bu sebeple yüzyıllar boyunca kadınlar doğurganlıklarını arttırmak için ağaçlara adaklar adayarak çaputlar bağlamış ve dualar etmişlerdir. Ağaç, gövdesi ile yeryüzüne, dalları ile gökyüzüne ve kökleri ile yer altıyla bağlantı kurmak için aracılık eden bir imgedir. Kozmik bir anten tasviri gibidir. Bu sebeple insanoğlu ile de özdeştirilmiştir. Gelişim, dönüşüm, ilerleme, ölüm-yaşam döngüsü, yerel ve göksel enerjilerden beslenerek var olmayı anlatmaktadır. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/05/tree-l.jpg" alt="" width="278" height="280" /> Şaman kültüründe davullarının hayat ağacından yapıldığına inanılmıştır. Ayrıca bu davullardan çıkan sesin şamanı dünyanın merkezine taşıdığı ve ilahi olanla irtibata geçirdiğine de inanılmıştır. İslam inancının kutsal kitabı olan Kuran-ı Kerim’de bu ağaca özel bir isim verilmemiş olsa da Yahudi inancında Tevrat’ta bu ağaçtan “Hayat Ağacı” olarak bahsedilmektedir. Kuran-ı Kerim’de buna yakın olarak Tuba ağacı betimlemesi bulunmaktadır. Hz. Muhammed “Tuba cennete bir ağaçtır. Onu Allah kendi eliyle dikmiştir.”  diye bahsetmiştir. Eski Türk kültüründe dünyanın merkezinde yer ve gök arasında ruhsal bağlantıyı sağlayanın hayat ağacı olduğuna inanılmıştır. Kutup yıldızının önemli bir yeri vardır. Kutup yıldızı ağacın en üstünde, tepesindedir. Yılbaşı kutlamalarında çam ağacı süslerken ağacın tepesine konulan yıldız sembolü inancı buradan gelmektedir. Yaşam ağacı sembollü günümüzde aksesuar, deklarasyon gibi birçok yerde karşımıza çıkmaktadır. Köklenmek istediğiniz konularda bu sembolü kullanmak enerjisel anlamda sizi destekleyecektir. Telefonunuz ya da bilgisayarınızda duvar kağıdı olarak da kullanabilirsiniz.

9
E
Elif Çalışkan
·27 May 08:43·İnsan

Günlük yaşamda bazen kendimizi sıkışmış hissedebiliriz. Bunun gibi olumlu veya olumsuz birçok his çok normaldir. Fakat sürekli olarak yaşadığımız olayları ya da kişileri şikâyet ediyorsak işte tam burada kendimiz için çok büyük bir kötülük yapıyoruz demektir. Literatürde bunun tam adı ‘’Kurban Psikolojisi'’ dir. Kurban psikolojisi nedir? Ve bu durumdan nasıl kurtulabilirim? Cevaplarına gelin birlikte bakalım. Kurban Psikolojisi; bireyin sürekli olarak kendini mağdur olarak görmesidir. Sadece hayatında yaşadığı olumsuzluklara odaklanırlar. Suçlama ve suçluluk duyguları baskındır. Sürekli olarak dış dünyaya odaklı ve dışarıdaki etmenler yüzünden kendini mağdur hissederler. Yaşadığı tüm durumlarda başkalarını suçlar ve şikâyet ederler. Genel olarak kurdukları cümleler şöyledir; <ul> <li>Neden bunlar hep benim başıma geliyor,</li> <li>Kimse beni anlamıyor,</li> <li>Çocukken ailem bana şunları şunları yaptı, kötü davrandı,</li> <li>Keşke böyle olmasaydı,</li> <li>Güzel şeyleri hak etmiyorum,</li> <li>Yalnızım,</li> </ul> Gibi vb. birçok cümle kalıplarını devamlı olarak kullanmaktadırlar. Bu durum zaman zaman herkeste olabilir. Ama bazı insanlar tüm hayatlarını böyle geçirmektedirler. Hayatta hiçbir şey kalıcı değildir. İçinde bulunduğunuz durumları dramatize ederek kendinize ve çevrenize sürekli olarak servis yapmanız olanı düzeltmez daha da kötü yapar. Her an seçebilme şansına sahibiz. Her an dengelenebiliriz. Peki kurban psikolojisinden nasıl kurtulabiliriz diyorsanız bunun için “Eğitim ve Yaşam Koçu Semra Kozanlı bir yazısında şu cümleleri ile dikkat çeker: “Kurban psikolojisinden çıkmak için; ‘her şeye rağmen seçimlerimin sorumluluğunu alıyorum ve hayatımın kahramanı oluyorum’ modunda olmak gerekir. Net olmak, sevgiyle yaşamak, hayatın kontrolünü elinde tutmak gerekir.” Odak noktanızı değiştirerek hayata farklı perspektiflerden bakmak ve bakabilmek ilk adım atmanızı sağlayacaktır. Yaşadığınız olumsuz durumlarda isyan etmek yerine ne öğrendiğinize bakmak ve almak ders almak çözüm odaklı olmanızı sağlayacaktır. Zihninizi ve ruhunuzu arındıracak aktivitelerde bulunabilirsiniz. Farkındalığınızı arttırmak ve istediğiniz hayatı yaşamanın sizin elinizde olduğunu unutmayın. :)

6
E
Elif Çalışkan
·23 May 19:46·Gezi

Türkiye, mistik birçok mekâna ev sahipliği yapan, bu konuda çok fazla tarihi zenginliklere sahip olan bir ülkedir. Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine ülkenin her köşesinde bizi ziyaret için bekleyen güzellikler mevcuttur. Üzerinde yaşadığımız kara parçası çok uzun yıllardır farklı kültürlere, milletlere, dinlere ve inanışlara ev sahipliği yapmıştır. Bu yazı ile sizi Ege’de bulunan enerjisi son derece yüksek ve mistik bir tarihi olan Meryem Ana Evine götüreceğim. Meryem Ana Evi, İzmir’in Selçuk ilçesine 9 km uzaklıktaki Bülbül Dağının üzerinde bulunmaktadır. İnanışına göre Hz. İsa’nın ölümünden sonra Hz. Meryem, Aziz Yuhanna olarak bilinen St. John ile Efes’e gelmiştir. 1891 yılında Lazarist papazlar Alman rahibe A.Katherina Emmerick’in gördüğü rüyalar ve vizyonlar üzerine araştırmalar yapmışlardır. Bunun sonucunda Meryem Ana’nın son günlerini geçirdiği ev olduğunu ortaya çıkarmışlardır. Bu olay sonrası burası Hristiyanların kutsal Hac mekânı olarak sayılmaya başlamıştır. İçerisindeki yapılar restore edilerek bugün ki halini almıştır. Sadece Hristiyanlar için değil Müslümanlar içinde kutsal sayılır ve ziyaret edilir, adaklar adanır. 1967’de Papa VI.Paul’un ziyaretinden sonra her yıl Ağustos ayının 15. gününden ayinler düzenlenmektedir. Meryem Ana Evinin mistik bir de hikayesi vardır. Hikâye 18. Yüzyılda kasabada yaşayan köylü ve dindar bir kadın olan Anna Katharina Emmerick ile başlamaktadır. Katharina şifası olmayan bir hastalığa yakalanır ve daha sonra yatalak olarak yaşamını sürdürür. Bu süreç de ise Hz. İsa ve Meryem Ana ile ilgili çeşitli rüyalar ve vizyonlar görmeye başlar. Gördüğü vizyonlar ilgi görür ve insanlar arasında yayılmaya, konuşulmaya başlanır. Katharina’yı farklı inanç ve milletlerden insanlar ziyaret etmeye gelir.  Bu ziyarete gelen kişilerden birisi de Alman şair ve yazar Clemens Brentano’dur. Bu ziyaretten sonra Anna Katharina ile arkadaş olur, onun rüya ve vizyonlarını not almaya başlar. 1824 yılı Katarina’nın ölümünden sonra Clemens Brentano bu notları iki ciltlik bir kitap haline getirir. İlk cildi basar ve yayınlar ama ikinci cilt sırasında vefat eder. Sonrasında ise ikinci cildi kardeşinin eşi 1852’de yayınlar. O dönem bu kitaplar küçükte olsa ses getirir ama çok büyük bir etki yaratmaz. Yıllar sonra bir grup insan tarafından bu kitaplar referans alınarak bir araştırma ve keşif yapılmaya başlanır. Yapılan araştırmalar sonucu kesinleşir ve Meryem Ana Evi olarak kabul edilir. Meryem Ana Evi halen ibadete ve ziyarete açıktır. Büyülü bir atmosferi bulunmaktadır. Büyük bir bahçesi, uzun ve köklü ağaçlar, hatıra ürünleri satan dükkanlar, kafeterya, çeşmeler ve Meryem Ana Evi ve  heykeli bulunmaktadır. Ege’ye yolunuz düşerse mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ederim 😊

6

<p>Su içmenin ne kadar önemli olduğunu mutlaka duymuşsunuzdur. Her öneri listesinin başında mutlaka yeteri miktar su tüketmek vardır. Diyet listelerinde, spor salonunda, doktor tavsiyelerinde, estetisyen randevularında vb. birçok yerde hep su içmeyi unutmayın denir. Peki su insanoğlu için neden bu kadar önemlidir gelin biraz yakından inceleyelim.</p><p>İlk uygarlıklardan itibaren insanlar yerleşim yerlerini bile suya yakın yerler üzerine inşa etmişlerdir. Daha da derine öze bakmak istersek aslında insanda sudan oluşur. Anne karnındayken cenin halinde suyun içinde büyür. Dünyaya gözlerimizi açmadan önce rahmin içerisinde bulunan amnios sıvısında göbek kordonundan gelen besleyici sıvılar ile büyürüz. Dünyamız gibi vücudumuzun yüzde 75’i de sudur. Bu yüzden bedenimizdeki tüm sistemlerin iyi çalışması için su en önemli bir kaynaktır. Uyku kalitesinden, cinsel yaşama, kanın besleyiciliğinden organların iyi çalışmasına, öğrenme yeteneğinden gözlerin iyi görmesine kadar her şey içtiğimiz su ile bağlantılıdır. Hiçbir canlı susuz yaşayamaz. Su bedenin tüm hücrelerinde elektriksel ve manyetik enerji üretir ve bize yaşam gücü verir. DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur.</p><p>Suyun sırasıyla faydaları ise;</p><ul><li>&nbsp;Kanımız için gereklidir. Dolaşımı sağlar ve kan basıncını dengeler. Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.</li><li>&nbsp;Su sindirim sistemimizin en iyi dostudur. Yediklerimizin parçalanmasına yardımcı olur ve besinlerin vücut tarafından emilmesini sağlar. Bağırsaklardaki dışkıyı yumuşatarak kabızlığı önlemeye yardımcı olur.</li><li>Zayıflamak isteyenlerin en büyük yardımcısıdır. Tokluk hissini arttırarak daha az yemek yemenize sağlar.</li><li>&nbsp;Su toksin düşmanıdır. Vücutta biriken zararlı, atık maddelerin dışarıya atılmasını sağlar.</li><li>&nbsp;Omurga, kaslar ve eklemlerin koruyucusudur. Eklemleri nemlendirerek rahat hareket etmelerini sağlar. Eklem ve omurga sağlığını dengeler.</li><li>Su kalbi destekler. Felç ve kalp krizine karşı koruyucudur. Bedenin ısıtma ve soğutma sistemleri de sudan sorulur.</li><li>Ruh sağlığımıza da iyi gelir. Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesinde yardımcı olur. Serotonin, melatonin ve diğer tüm beyinde üretilen hormonların yapımı için gereklidir.</li><li>Su uykuyu düzenler. Yorgunluğu hafifletir.</li><li>Hafızamızı korumak içinde bol bol su tüketmek gerekir. MS, Parkinson, Alzheimer hastalıklarının riskini azaltır.</li><li>Su cildimize en iyi kremden bile daha iyi nemlendirir. Yaşlanmayı ve kırışıklıkları önler, cildi yumuşatır.</li></ul><p>Özetle su bizim için her şeydir. Bedeninizdeki ağrıların sebebi bile susuzluktan olabilir. Bu yüzden gün içerisinde yeterli miktarda su içmeye dikkat edin. Ayrıca içtiğimiz suyun pH seviyesinin yüksek olması önemlidir. 6,5-9,5 pH arasında sular ideal içme sularıdır.</p><p>Önümüz yaz ve sıcaklık dereceleri daha artacak. Bu dönemlerde susuz kalmamaya ekstra dikkat edin. Ve şimdi kendinizi için bir iyilik yapın ve bir bardak su için. Şifa olması dileğiyle 😊</p>

<p>Şifalı otlar eski zamanlardan beri birçok farklı şekillerde kullanılmıştır. Çay olarak demlenmiş, ilaç olarak kullanılmış, baharat olarak yemeklere katılmış veya doğrudan tüketilmişlerdir. Tabi ki hepsinin bedensel olarak bize birçok şifası vardır. Bu alanların dışında bitkiler kurutularak tütsü olarak da kullanılmıştır. Buradaki amaç ise bulunduğumuz yerin enerji alanını ya da kendi enerji bedenimizi temizlemektir. Her bitkinin kendince farklı faydaları bulunmaktadır. Gelin bitkisel tütsü çeşitlerine ve faydalarına yakından bakalım. 😊</p><p>ADAÇAYI:</p><p>Adaçayı kullanılan en eski tütsü türlerinden biridir. &nbsp;İnanışa göre adaçayı yakmak nazarı, negatif enerji ve varlıkları ortamdan uzaklaştırmaktadır. Stresi yatıştırmaya ve uyku kalitenizi arttırmaya da yardımcı olmaktadır. Kendi bedeninizi ve özellikle bedenin arka sırt ve omuz kısımlarını tütsülemenizi öneririm. Çünkü tüm negatif enerjiler daha çok buralardan gelmektedir. Bu işlem sonrası kendinizi daha hafiflemiş hissedeceksiniz.</p><p>ÜZERLİK:</p><p>Üzerlik tütsüsü özellikle Anadolu coğrafyasında çokça kullanılmıştır. Halk arasında nazar otu olarak da bilinmektedir. Adından da anlaşılacağı üzere yaşam alanlarındaki nazar ve düşük frekanslı enerjilerin etkilerinden koruduğuna inanılmaktadır. Eski Mısır döneminde kullanıp ortamdaki kötü enerjiyi dağıtarak daha çok başarı ve sağlık getirdiğine inanılırmış.</p><p>DEFNE YAPRAĞI:</p><p>Defne yaprağı genelde yemeklerde kullanılsa da tütsü olarak yakmanın birçok faydası bulunmaktadır. Bolluk, bereket ve iyi şans için yapılan tüm ritüellerde mutlaka defne yaprağına yer vardır. Ekstra olarak yanarken dumanından çıkan yararlı maddeler sayesinde depresyon, kaygı bozukluğu ve uyku problemlerine de iyi geldiği bilinmektedir.</p><p>TARÇIN:</p><p>Tarçın bolluk ve bereket ritüellerinin vazgeçilmezlerindendir. Tarçın yakmak aynı zamanda odaklanmayı arttıran bir etkiye de sahiptir.</p><p>LAVANTA:</p><p>Lavanta tütsüsü ilk olarak ortama güzel bir koku yaymaktadır. Meditasyon ve şifa çalışmalarında da çokça kullanılmaktadır. Ortamda sakinlik ve ferahlık hissi uyandırır. Uzak doğuda uyku, stres, migren ve depresyon terapilerinde kullanılmaktadır.</p><p>GÜL:</p><p>Gül frekansı en yüksek bitkidir. Gül tütsüsü sevgiyi ve romantizmi de simgelemektedir. &nbsp;Sinir, öfke gibi negatif duyguları yatıştırıcı etkisi bulunmaktadır. Aynı zamanda gül tütsüsü kişisel enerjinin artmasında da etkili olduğuna inanılır.</p><p>Bitkisel tütsüleri ısıya dayanıklı yanmayan tüm kaplarda yakabilirsiniz. Fakat bazı inanışlarda (şamanik) tam bir tütsüleme işlemi olması için istiridye tütsülüklerde yakmanız önerilir. Bunun sebebi ise dört elementi aktive etmek içindir. Bitkisel tütsü toprağı, kullanılan ateş doğrudan ateşi, istiridye tütsülüğü su elementini ve son olarak bir kuş tüyü ile yapacağınız dumanlama işlemi de hava elementini aktive etmektedir.</p><p>Tütsüyü yakma işlemi ise;</p><p>Tütsüyü veya tütsüleri bir kaba aldıktan sonra ateş ile (kibrit kullanılması öneriliyor) ucunu yakıp birkaç saniye sonra üfleyerek söndürebilirsiniz. Sonrası çıkacak olan duman ile kendinizi, evinizi, eşyalarınızı veya iş yerinizi arındırabilirsiniz. Bu işlemi yaparken kötü enerjilerin çıkması için bir camın mutlaka açık olması gerekmektedir. Son olarak külleri sakın çöpe dökmeyin. Toprağa veya camdan aşağı dökmeniz çok daha doğru olacaktır. Şifa olması dileğiyle. 😊</p>

4

<p>Kişisel gelişim günümüzde popüler bir kavram olsa da aslında temelleri 1800’lü yıllarda Batı dünyasında "Self-help" başlığı ile atılmıştır. Kişisel gelişim; bireyin kendi iç dünyasına yaptığı bir yolculuk olarak tanımlanabilir. Çoğunlukla ben kimim sorusu ile başlar. &nbsp;Sonra zihnin tüm kilitli odalarını keşfetmek için adımlar atarsın. Sana ait olmayan tüm giysilerden, maskelerden arınarak kalbin ile daha güçlü bir bağlantı kurmaya başlarsın. Tüm bu yolculukta amaç özüne, asıl benliğine ulaşmaktır. Kendi potansiyelini fark ederek en iyi versiyonuna dönüşmeye başladığını görürsün. Beden, zihin ve ruh dengelenmeye başlar ve bir bütün haline gelir.</p><p>Piyasada çok fazla kişisel gelişim ve farkındalık kitapları bulunmakta. Kendi yolculuğumda okuduğum ve bana iyi gelen ilk 10 kitabı sizin için derledim. Umarım hayata daha farklı açılardan bakmanızı sağlar ve içsel yolculuğunuzda sizin için rehber olurlar.</p><ol><li>Seyir – Piraye</li><li>Işığı Arayanların Karanlık Yanı – Debbie Ford</li><li>İyilik Sende – Ayşe Tolga</li><li>Titreşimini Yükselt Hayatın Değişsin – Ayşe Tolga</li><li>Bereket Sende – Ayşe Tolga</li><li>Düşünce Gücüyle Tedavi ­- Louise Hay</li><li>Kaderin Kodu – Ünal Güner</li><li>Gelecek Geçmişi Şekillendirir – Meltem Güner</li><li>Korku – Osho</li><li>Simyacı - Paulo Coelho</li></ol><p>Keyifli okumalar dilerim. 😊</p>

1

<p>Gün içerisinde çoğunlukla bir koşuşturma halindeyiz. Bununla eşzamanlı olarak zihnimizde de hiç bitmeyen düşünceler trafiği bulunmakta. Zihnimizde sürekli olarak biriyle konuşuyoruz, tartışıyoruz, özlüyoruz veya bir düşünceye tutunuyoruz. Ya geleceğin peşinden koşuyoruz ya da geçmişe takılıp kalıyoruz. Başka yerde olmaktan şimdide olmayı kaçırıyoruz. Bedenimizi ve zihnimizi o kadar çok yoruyoruz ki nasıl dinlenip rahatlayacağımızı da bilmiyoruz. Zihin kontrolden çıktığı anlarda daha çok stresli ve kaygılı oluruz. Meditasyon tamda burada, böyle düşünceler geldiğinde farklı bir bakış açısı ile bakabilmek için bize yardımcı olur.</p><p>O hiç bitmek bilmeyen düşünceler trafiği arasında hayata nasıl daha sakin ve farklı bir açıdan bakabilirim diyorsanız doğru yerdesiniz.</p><p>Meditasyon ‘’derin düşünce’’ anlamına gelmektedir. Doğu ve Batı olarak farklı yorumlansa da genel olarak hiçbir şey yapmama, zihni yavaşlatma halidir. Nasıl ki bedenimizdeki kasları çalıştırmak ve güçlendirmek adına spor yapıyorsak meditasyonda zihnimizde aynı görevi üstlenmektedir. Kadim zamanlardan itibaren evrilerek, günümüzde farklı kültür ve formlarda kendisine halen yer bulmaya devam etmektedir.</p><p>Meditasyon zihnimizi daha sakin daha berrak kılan bir yöntemdir. Zihni eğitmenin bir yoludur. Özünde kendimizi soyutlamak ve mola vermek vardır. Toplu veya bireysel olarak yapılabilir. Kendimizi eleştirdiğimizde, bir hisse tutulup kaldığımız durumlarda da bizim elimizden tutar.</p><p>Meditasyon; dikkat dağılmasını engellemek, odaklanmayı arttırmak, duygulara kapılmamak, anda olmak ve acı ile baş etmek için yapılabilir. Acı ile baş etmek diyorum çünkü zihniniz kendi içinde rahatladığında bedeninizde rahatlayacaktır.</p><p>Meditasyon yapmanın farklı çeşitleri vardır. Osho’nun Korku adlı kitabını referans alarak şunları söyleyebilirim;</p><p>En özde ve faydalı meditasyon yöntemi kesinlikle komutsuz, sessiz sadece nefesimize odaklanarak yapmanızdır. Rahatsız edilmeyeceğiniz bir yerde bağdaş kurarak oturun ya da bir yatakta uzanın. Sonra odağınızı nefesinize getirin. Uzun mu yoksa kısa mı? Derin mi yoksa sığ bir nefes mi. Burada ise zihinden geçenlere tanıklık edin, onları baskılamayın ya da yargılamayın. Sadece izleyin ve geçip gitmesine izin verin. Zamanla, pratikleriniz arttıkça hiçbir şey düşünmemeye ve hep anda olmaya başlayacaksınız. Anda olmak ve bir şey düşünmemek ise; bulaşık yıkarken sadece bulaşık yıkamaktır. Hem bulaşık yıkarken hem de zihninizde eşiniz ile kavga etmemektir. Sadece o an ne ile meşgulseniz ona odaklanmaktır.</p><p>Unutmayın şimdide kaldınız her an aslında meditasyon yapmış olacaksınız. Son olarak meditasyon yapmanın bilimsel olarak bize olan faydalarına bir bakmak istersek;</p><ul><li>Stresi azaltıyor ve anksiyeteyi kontrol ediyor</li><li>Öz farkındalığı geliştiriyor</li><li>Yaşla bağlantılı hafıza kaybını azaltabiliyor</li><li>Kaliteli bir uyku uyumanızı destekliyor</li><li>Ağrıların kontrolüne yardımcı oluyor</li><li>Kan basıncını düşürüyor</li></ul><p>Kısacası düzenli olarak meditasyon yaptığınızda zihniniz, bedeniniz ve ruhunuz için harika bir şey yapmış oluyorsunuz. :)</p>

5
E
Elif Çalışkan
·29 Nis 23:36·Yaşam

<p>Kadim zamanlardan beri farklı amaçlarda kullanılan, son zamanlarda ise çokça popüler olan tütsülere bir de yakından bakmaya ne dersiniz? Genellikle tütsü denilince akla kutsal mekanlarda enerji temizliği için yakılan ya da spiritüel teyzelerin bir malzeme olarak kullandığı otlar ya da çubuk formlar gelmektedir. Bunları bir kocakarı işi ya da safsata olarak görenlerde bulunmaktadır. Kelime olarak Farsça’da buhur, Arapça’da bahur ve Türkçe’de ise tütsü olarak kullanılmaktadır.</p><p>Doğru bir yorumda bulunabilmek adına şimdi öze derinlere inelim bakalım tütsü nedir, ilk ne zaman ve hangi amaçlarda kullanılmaya başlamıştır.</p><p>TDK’de tütsü; Dini törenlerde veya çevrenin güzel kokmasını sağlamak amacıyla yakılan kokulu madde, buhur olarak tanımlanmaktadır.</p><p>Tütsünün tarihine bakmak istersek Mezopotamya’da MÖ 4000 yıllarında tanrılar için sunulan bir armağan olduğu rivayet edilmektedir. Güzel kokulu ağaçların yakılması ile ortaya çıkan tütsü, insanların kabileler halinde yaşadığı zamanlarda ilk olarak büyü ve dini ayinlerde kullanıldığı bilinmektedir. Yakılan kurbanların üzerinde manevi açıdan temizlenmeleri için güzel kokulu tütsüler gezdirilmiştir. Farklı bir kaynakta ise tütsünün ilk bitki buketleri halinde Antik Mısırlılar tarafından pragmatik ve mistik güçler için kullanıldığı yazmaktadır. Olaya bütünsel bir açıdan bakmak gerekirse farklı coğrafya, uygarlık ve inanışlarda tütsü yakma geleneği çokça bulunmaktadır. İslam, Hristiyanlık, Budizm, Taoizm, Hinduizm, Şamanizm ve Paganizm inançların da çokça kullanıldığı görülmektedir.</p><p>Bu inanışların tütsüyü kullanım amaçları ise;</p><p>Tanrı veya tanrıçaları onurlandırmak,</p><p>Ritüellerde alanı temizlemek ve frekansını arttırmak,</p><p>Sinek ve böcek türlerinin evden uzaklaştırmak,</p><p>Metafiziksel varlıklar ile iletişimi kolaylaştırmak,</p><p>Kötü kokunun arındırılması,</p><p>Tıbbı tedavi olarak bilinmektedir.</p><p>Evrende her şey bir enerji, frekans ve titreşime sahiptir. Tütsülerinde çeşitlerine göre farklı ve yüksek enerjileri bulunmaktadır. Bir mekânda düşük bir enerji var ise tütsü yakıldıktan sonra daha yüksek bir titreşime sahip olmaktadır. Aslında işin tüm matematiği budur. Bu sadece mekanlar için geçerli değildir kendiniz hatta eşyalarınızın enerjilerini temizlemek ve yükseltmek içinde tütsülerden faydalanabilirsiniz.</p>

3