Y

Yasemin Saraç

@derinsular

2 paylaşım0 takipçi0 takip
Y
Yasemin Saraç
·11 Haz 15:01·İnsan

İnsanoğlu, günümüzde, dünya üzerinde en gelişmiş uygarlığa sahip olabilir ancak son araştırmalar, 100 nesil önce atalarımızın beyninin bizimkinden daha büyük olduğunu gösterdi. <em>BBC’nin haberine göre,</em> beynimizin kaybedilen hacmi çok da küçük değil. ABD’deki Darthmout Koleji’nden Antropolog Jeremy DeSilva, kaybedilen hacmin ortalama dört pinpon topununkine eşit olduğunu söylüyor. DeSilva ve meslektaşlarının geçen yıl yayınladığı kafatası analizine göre küçülme 3 bin yıl önce başladı. DeSilva, “Bu beklediğimizden yeni, 30 bin yıl öncesine yakın bir şey bekliyorduk” diyor. Bitki yetiştiriciliği ile ilgili ilk veriler 23 bin yıl öncesine uzansa da tarım 10 bin ile 5 bin yıl önce ortaya çıktı. İlk yazı ve teknolojik gelişmelerin görüldüğü, medeniyetlerin büyüdüğü çağda beyin neden küçüldü peki? DeSilva ve meslektaşları, insan vücudunun zamanla küçüldüğüne dikkat çekiyor ancak bunun, beynin hacmindeki azalmayı açıklamaya yetmediğini belirtiyor. Bu değişikliğin neden meydana geldiği sorusuna hala yanıt aranıyor. Yakın tarihli bir araştırmada, karıncalarda ilham aradılar. Hacimleri kabaca bir milimetre küpün onda biri -ya da bir tuz tanesinin üçte biri kadar olan- karınca beyni sadece 250 bin nöron içerir. Karşılaştırıldığında, bir insan beyni yaklaşık 86 milyar nörona sahip. Ancak bazı karınca topluluklarında bizimkiyle çarpıcı benzerlikler görüyoruz. Şaşırtıcı bir şekilde, yuvalarında büyük mantar parçaları yetiştirdikleri bir tür tarım uygulayan karınca türleri bile var. DeSilva'nın ekibi çeşitli karınca türlerinin beyin boyutlarını karşılaştırdığında, bazen büyük toplumlara sahip olanların daha büyük beyinler geliştirdiğini buldu. Araştırmalar gösteriyor ki, en azından bir karınca için daha büyük bir beyne sahip olmak, büyük bir toplumda başarılı olmak için önemli. Ancak daha fazla işbölümüne sahip daha karmaşık sosyal sistemlerin, beyinlerinin küçülmesine neden olabileceği öne sürülüyor. Bunun nedeni de, bilişsel yeteneklerin, grubun çeşitli rolleri olan birçok üyesi arasında bölünmesi olabilir. Başka bir deyişle zeka kollektiftir. “Ya insanlarda da bu olduysa?” diyen DeSilva, “Ya insanlarda da, bireylerin bilgiyi paylaştığı bir popülasyon büyüklüğü eşiğine ulaştıysak” diye soruyor. İnsan beyninin küçülmeye başlamasındaki bir başka teori de, yazının ortaya çıkışının etkili olması… Yazma, bizi diğer türlerden ayıran bir özelliğimiz ve DeSilva, yazıyla bilgiyi paylaşma ve birbirine iletmenin beyin hacmini etkileyip etkilemediğini de sorguluyor. Bütün bu fikirler şimdilik sadece hipotez. İnsan beyninin küçülmesini açıklamaya çalışan birçok teori var. Onlardan biri de, evcilleştirme. Köpekler de dahil olmak üzere evcilleştirilmiş farklı hayvanların, vahşi atalarından daha küçük beyinlere sahip olduğu biliniyor. Ancak insanın kendi kendini evcilleştirmesinin on binlerce, hatta yüz binlerce yıl önce, yani daha beyinler küçülmeden önce gerçekleştiği tahmin ediliyor. Peki, daha küçük beyinler, insanların daha aptal hale geldiği anlamına mı geliyor? Beyin taramaları, sadece büyüklüklerini değil, beyinlerinin yapısı hakkında da belirli bilgileri ortaya çıkarıyor. Özellikle yüksek sayıda nörona sahip olan beynin dış tabakası olan gri maddenin hacmi ile IQ testi performansı arasında bir ilişki var. Aslında, bunun gibi yapısal farklılıklar, muhtemelen bir kişinin genel bilişsel yeteneği açısından, beynin büyüklüğünden daha anlamlı olmalı. Johns Hopkins Üniversitesi'nde beyin evrimi üzerine çalışan Amy Balanoff, beyin dokusunun, büyümesi ve korunması için çok fazla enerjiye ihtiyaç duyduğunu, bu nedenle bir türün ihtiyaç duymadıkça büyük bir beyin geliştirmesinin muhtemel olmadığını söylüyor. Araştırmacılar, memelilerin hayatta kalmak için duyusal yeteneklerini geliştirerek evrimleştiğini söylüyor. Çevre, hayatta kalmasına yardımcı olan yetenekleri geliştirmesi için memeli beyinlere baskı yaptı. Yine araştırmalar gösteriyor ki, beyin çok karmaşık bir organ. Bir hayvanın beyninin boyutunu ölçüp bunu vücudunun boyutuyla karşılaştırmakla ve o hayvanın ne kadar zeki olduğuna dair kesin sonuçlara varmakla yetinemeyiz. Bu olsa olsa yapbozun sadece bir parçası… Hangisi daha akıllıca? Düşünmek mi, yoksa hayatta kalmak mı? Edinburgh Üniversitesi'nde beyin yaşlanması üzerine araştırma yapan Simon Cox, “Hayatta daha yüksek bir genel bilişsel yetenek puanına veya yüksek bir IQ’ya sahip olmaktan çok daha fazla şey var” diyor. Beynimizin boyutu küçüldükçe bilişsel yeteneklerimizin arttığı göz önüne alındığında “Keşke daha da küçülse” diyesi geliyor insanın, ne dersiniz?

8
Y
Yasemin Saraç
·3 Haz 17:27·Yaşam

<strong>Bir kitap, bir gözlük ve </strong><strong>mucizelere yolculuk</strong> Kitap okumayı çok severim. Özellikle de roman türünü. Ama kurgusundaki olaylar ne kadar ilgi çekici olsa da arka planda bir şeyler öğreten ya da araştırmaya sevk edenleri daha çok seviyorum. Geçen ay Umberto Eco’nun “Gülün Adı” adlı romanını okudum. Filmi de çekildiği için çoğu kişi biliyordur konusunu diye düşünüyorum. <strong>BİR KİTAP…</strong> Çağdaş klasikler içinde geçen “Gülün Adı”, 1327’de İtalya’daki bir manastırda geçen bir cinayet soruşturmasına odaklanırken 14. yüzyıl Avrupası’ndaki tarikatlar tarihini, dinsel entrikaları da ‘roman içinde roman tadında’ anlatıyordu. Ama ben sorgucu William’ın gözlükleriyle ilgili bölümleri de çok ilginç buldum. <strong>BİR GÖZLÜK…</strong> Adso, William’ın yüzünde gördüğü ve ne olduğunu bilmediği şeyi şöyle tanımlıyordu: “.. Bir çataldı bu; tıpkı bir kuşun tüneğine tutunması gibi, insanın burnunun üstünde (Onun öylesine çıkık ve gaga burnunun üstünde daha da iyi) durabilecek bir biçimde yapılmıştı. Çatalın iki yanında, gözlerin tam önüne gelen yerde bir bardağın dibi gibi kalın, badem biçiminde iki camı tutan iki oval halka vardı… Uzağı görmesine yaramıyordu bu, çünkü gözleri çok keskindi; yakını görmesine yarıyordu. Bu camlarla, benim bile sökmekte zorluk çektiğim çok ince harflerle yazılmış elyazmalarını okuyabiliyordu.” 14. yüzyılda geçen bir kitapta gözlükle ilgili bölüme rastlayınca merak ettim, tarihçesi neymiş diye… İnternette araştırırken <a href="http://www.optikgazete.com/" rel="nofollow">www.optikgazete.com</a> sayfasında ilk gözlüğün 1280 yılında, Armati adlı İtalyan fizikçi tarafından icat edildiğini gördüm. Bu gözlük, cisimleri büyüterek kolayca görülmesini sağlayan bir çift dışbükey mercekten oluşuyormuş. 1730’da Edward Scarlett sabit gözlük sapını yaparak gözlüğün burnun üstünden düşmesini engellemiş. İlk gözlükçü dükkanı ise Francis Mc Allister tarafından Philadelphia’da 1783’te açılmış. Gözlükler bir sepetin içinde duruyor, insanlar deneyerek gözlerine uygun olanı seçiyormuş. Daha sonra okuduğum, 1632 yılında doğan filozof Baruch Spinoza’nın hayatını ve felsefesini anlatan “Spinoza Mucizesi”nde de gözlük çıktı karşıma! Spinoza da beyni aydınlatmak için yazılar yazarken geçimini sağlayan zanaati gözlük, mikroskop ve teleskop camlarını parlatmakmış. Yaptığı optik camlarının kalitesiyle de, fikriyatıyla olduğu kadar aydınlatmış insanları. Arka arkaya okuduğum iki kitapta gözlüklerle ilgili bilgilere rastlamak güzel bir tesadüftü. Gelelim şu günlerde reklam olarak sıkça karşımıza çıkan güneş gözlüklerinin tarihçesine… Çinliler’in 1430’da dumanın isiyle karartarak icat ettiği bu gözlüklerin amacı, ne görme kusurunu düzeltmek ne de güneşten korunmakmış. Tek amaçları gözlerin görünmesini engellemekmiş. Özellikle de mahkemelerde yargıçlar göz ifadelerinden düşünceleri belli olmasın diye bu koyu renkli gözlükleri kullanıyorlarmış. Sonraki yıllarda İtalya’dan Çin’e numaralı gözlükler getirildiğinde bile yine isle karartarak kullanmayı tercih etmişler. <strong>VE MUCİZELERE YOLCULUK</strong> İki kitaptan nerelere geldim. İşte kitap okumak küçük bir kartopundan kardan adam yapmak, hatta bazen çığ olup bir şeyleri devirmek gibi… Bir bilgi, başka bir bilgiye götürüyor. Oradan da istediğiniz aleme mucize gibi yolculuklar yapıyorsunuz. Ve bu alem, şimdilerdeki sanal gözlüklerle gittiklerinizden çok daha güzel. Deneyin, göreceksiniz:)

1