<strong>Covid-19</strong> varyantı olan <strong>Eris</strong> isimli <strong>virüs</strong> bazı ülkeleri yavaş yavaş etkilemeye başladı. Peki, ne kadar hazırız? <strong>Pandemi</strong> dönemini henüz unutamamışken Eris'le bizi neler bekliyor? <strong>Belirti</strong>leri nedir? Yürütülen çalışmalara göre 2023 yılının temmuz ayı itibariyle Eris virüsü 51 ülkede belirlenmiştir. Bu ülkeler arasında ABD, Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Brezilya, Japonya, Güney Kore ve Hindistan yer alır. Eris virüsünün dünya genelindeki COVID-19 vakalarının yaklaşık %17.4'ünü oluşturduğu görülmektedir. <h2>Eris Varyantının Belirtileri Nelerdir?</h2> Eris Varyantının belirtileri insandan insana değişmekle beraber varyantı olduğu covid-19 virüsü etkilerine benziyor. <ol> <li>Boğaz ağrısı</li> <li>Burun akıntısı</li> <li>Tıkalı burun</li> <li>Hapşırma</li> <li>Balgamsız öksürük</li> <li>Baş ağrısı</li> <li>Balgamlı öksürük</li> <li>Boğuk ses</li> <li>Kas ağrıları</li> <li>Koku almada değişiklik</li> </ol> Eris virüsü öksürük, hapşırmak, konuşmak veya nefes almak esnasında hastalığa sahip bir kişi tarafından hava yoluyla yayılan küçük damlacıklar aracılığıyla bulaşır ve sağlıklı bir kişi tarafından solunabilir. Ayrıca virüsle kirlenmiş yüzeylere dokunduktan sonra ellerinizle ağzınıza, burnunuza veya gözlerinize dokunmak da virüsün bulaşmasına sebep olabilir. Bu yüzden <strong>sosyal mesafe</strong> korumak, <strong>maske</strong> kullanmak, el temizliğine dikkat etmek ve sağlık yetkililerinin önerilerini uygulamak enfeksiyon riskini azaltır. Hastalığın seyri ve belirtiler hakkındaki kesin bilgiler henüz tam olarak netleşmemiştir. Hastalığın semptomları üzerindeki etkileri, bulaşma hızının artıp artmadığı ve aşıların bu varyanta karşı etkinliği gibi konular, sağlık otoriteleri ve bilim insanları tarafından incelenmektedir. <img class="alignnone wp-image-63915" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/10/kelly-sikkema-RYABMCLP7aM-unsplash-300x200.jpg" alt="" width="713" height="475" /> <h2>Eris Varyantından Korunmak İçin Neler Yapılmalıdır?</h2> <ul> <li>Maske Kullanımı</li> <li>Sosyal Mesafeye Dikkat Etme</li> <li>El Hijyenine Özen Gösterme</li> <li>Kamu Sağlığı Kurallarına Uyma</li> <li>Hasta Kişilerden Uzak Durma</li> </ul> Peki ya psikolojimiz için neler yapmalıyız? Nasıl bir psikoloji içerisindeyiz? Pandeminin üzerimizde bırakmış olduğu psikososyal etkileri ve bu süreçte psikososyal travma yaşayan insan yeni travmalara hazırlıklı olabilecek mi? Bu ve benzeri soruları düşündüğümüzde tedirgin olduğumuzu fark edeceğiz. <strong>Salgın</strong> sürecinde ve sonrasında insanın yaşam tarzında belirli değişimlerin olacağı görünen bir gerçektir. Covid-19 salgınında eğitimden sağlığa, iş yaşamına birçok konuda kendini hissettiren değişimler olmakla birlikte alışkanlıklar, duygu ve düşüncelerin yoğunluğu da değişmişti. İnsan değişen şartlar altında kendini farklı psikolojik süreçler içerisinde bulacaktır. Bireysel farklılıkların da olabileceği bu süreçte olaylardan etkilenme düzeyi farklılık gösterecektir. COVİD-19'da yaşadığımız gibi olası bir kapanma söz konusu olduğunda yine bu dönemde kaygıyı kontrol altına almak için tek ve doğru bir kaynaktan yeterli düzeyde bilgi edinmek önemlidir ancak sürekli okumak, sürekli takip etmek, salgın hakkında TV, video izlemek gibi uğraşılar içerisinde girmek kaygının artmasına sebep olabilir. Sosyal hayatı sürdürmek egzersiz, yoga, meditasyon gibi ayrıca zihinsel olarak dinginleşmeye yardımcı olan aktivitelerle arttırmak, film/dizi izlemek, kitap/dergi okumak gibi evde yapılabilecek bir çok aktiviteyi tercih etmek iyi gelecektir. Salgın tehdidinden sonra davranışlar da yine bir önceki tecrübelerimiz minvalinde normale dönecektir. Dilerim ki covid-19 gibi büyük kayıplar vermeden Eris Varyantını kolayca atlatabiliriz. Sağlıklı, mutlu, huzurlu günler dilerim.
Cansu Kaya
@cansukaya
Neydi insan? İnsan kısaca, beden ile ruhun birleşmesiyle meydana gelen, dünyadaki varlıkların en üstünüdür. Geniş ve kavramı derin olan insan konusu, devrimizde artık kime göre?, neye göre? sorusunun altında sıkışıp kalıyor. Gelin hep birlikte ünlü terapistlerden insan hakkında bize bıraktıklarına bakalım. Victor Frankl’a göre insan, “hayatın anlamını arayan bir varlıktır," der. Anlam arayışı, insanın hayatındaki temel güdüdür. Bu güdüler insana dünyada yaşaması için bir neden göstermeyi amaçlar. Eğer insanların temel güdüleri karşılanmazsa insanlar varoluşsal boşluğa (nihilizm) düşer. Peki, bu varoluşsal boşluk, yani, nihilizm nedir? Her şeyin anlamdan ve değerden yoksun olduğunu savunan felsefi görüştür. Nihilistler Tanrı'nın varlığını, iradenin özgürlüğünü, bilginin imkânını, ahlakı ve tarihin mutlu sonunu reddederler. Bu felsefi yaklaşım 19. Yüzyıllarda özellikle genç entelektüel kesim tarafından daha çok benimsenmiştir. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/frankl.jpg" alt="" width="700" height="366" /> Hayatın anlamını ararken hiçlik kadar büyük bir boşluk, nasıl doldurulabilir ki? Her şey bilinçaltımızın bir oyunu olamaz mı? Bu kısmı Freud'un kavramlarında okuyacağız. Carl Gustav Jung ise bize, insanın<strong> </strong>sadece fiziksel değil, aynı zamanda duygusal, zihinsel ve ruhsal tarafının da olduğunu söyler. İnsan tüm bu farklı yönlerden oluşan bir bütündür ve evrimsel olarak kendini gerçekleştirmeye doğru ilerler. Gelişimi sınırlandırmadan ya da neye göre şekil almalıyım sorusunu hiçe sayarak yola devam etmeliyiz diye düşünüyorum. Her sınır bir kabuktur. İnsan, kabuklarını kırdığında soluduğu her yeni havanın aslında farkında olmadan gelişimine katkı sağladığını er ya da geç anlayacaktır. Yaşarken görmezden geldiğimiz, bizi biz yaparken farkında olmadan bizi bizden eden etkenler de vardır. Bu etkenler gelişmemize ne kadar yardımcı oluyor ya da ne kadar dezavantaj sağlıyor bilerek davranmanın yolu yine insana bahşedilen en mükemmel şeyden yani, akıldan geçiyor. Jung, günümüzde daha anlaşılır ve haklılığı her geçen gün daha fazla ortaya çıkan bir psikanaliz uzmanıdır. Söyledikleri, hayatımızın büyük resmini görebilmek için değerlidir ve yararlıdır. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/jung.jpg" alt="" width="610" height="610" /> Duygusal yönünü kontrol edemeyen bir insan, bunun varlığını kabul ederek ne kadar sağlıklı düşünebilir? Öfke ya da mutluluk anında verilen kararların insan hayatında yer yer çıkmaza düşürdüğü görülür. Bu yüzden, bu gibi durumlarda alınan kararların aceleciliği olay gerçekleştikten sonra sorgulandığında ortaya pişmanlık duygusu çıkar. Geniş ve kavramı derin olan insan konusu, devrimizde artık kime göre?, neye göre? sorusunun altında sıkışıp kalıyor. <strong>“…yüz güldüren misin? Umut öldüren</strong><strong> </strong><strong>mi?”</strong> Gelelim Erich Fromm'un insan hakkında neler söylediğine. Fromm kuramında insanların sahip olduğu beş kişilik tipinden söz ediyor. Ona göre bu kişilik tiplerinden sadece bir tanesi duygusal ve kişisel bağımsızlığını kazanmayı başarabilirken diğerleri toplumun daha bencil, maddiyatçı ve verimsiz kısmını temsil ediyor. “<em>İnsanlar kendi hayatlarını ve mutluluklarını sağlamak için çabalamaktan ziyade daha fazla istenilir olmak, kendini çekici hale getirmek ve yarıştığı kişilerden daha iyi bir konuma sahip olmak için çabalamaktadırlar</em>”. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/fromm.jpg" alt="" width="623" height="623" /> Günümüz hastalığı diyorum ben buna. Özellikle sosyal medya faktörü varsa ve hayatınızın büyük bir kısmını kapsıyorsa, kendinizi bilerek ya da bilmeyerek bir yarışın içinde buluyorsunuz. Hırsın kontrolünü unutturan devrin kapıları sonuna kadar açılmışken çoğumuz o kapıdan koşarak giriyoruz. Fromm, kişilik tiplerinden söz ederken sadece bir tipin, (verimli tip) insan olmak adına çalıştığını söyler. Kendi gelişimine, öz saygısına ve bağımsızlığına yatırım yapan kişilerin başkalarını da aynı yönde geliştirebileceğine inandığı için toplumsal bir iyileşmeyi amaçlıyor ve bu yönde motive ediyor. Bunların başı da tabii ki her şeyden önce insan olmaktan geçiyor. Freud'e göre insan, "saldırgan ve cinsel dürtülerini denetim altına alması gereken olumsuz ve yıkıcı bir varlıktır," der. Toplum ve kültürün kişilik gelişimindeki etkisini göz önünde bulundurmadan insanı bu tarzda yargılaması eleştirilmiştir. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/freud.jpg" alt="" width="638" height="638" /> <h2>Sigmund Freud'a göre insan kişiliğini oluşturan üç ana yapı nedir?</h2> Freud, psikanalitik kuramında zihnin üç temel kavramdan oluştuğunu düşünmekteydi. Bu kavramları sırasıyla id (alt bilinç), ego (benlik) ve süperego (üst benlik) olarak adlandırmıştır. Basit bir analoji ile; sarhoşken yaptığınız hareketleri id (altbenlik), ayıldıktan sonra ki “ne yaptım ben?” söylemlerini ego (benlik) ve onları bir bahaneyle kılıfa sokma meziyetinin süperego (üstbenlik) tarafından üstlenildiği söylenilebilir. “Ego şahlanmış bir at üzerindeki şövalye gibidir. İd ile süperegonun isteklerini uzlaştırmaya çalışan hakemdir.” diyen Freud, insanı insan yapan benlik kavramları hakkında çeşitli teorilerde bulunmuştur. En donanımlı varlıklar olarak biz insanlar, her şeyden önce varoluş serüvenimizi bilmeliyiz diye düşünüyorum. Sonrasında bizi biz yapan, kişiliğimizin oluşmasını sağlayan kavramları göz önünde bulundurarak, toplumsal değerleri hiçe saymayacak şekilde ve ego kontrolünde sağlıklı düşünen birer birey olabileceğimizi göz önünde bulundurmalıyız. İnsan insan derler, insan nedir bilir misin?...
Hiç, ölmeden evvel gömülme korkusu diye bir fobi duydunuz mu? Her canlı varlık içgüdüsel olarak yaşamını tehdit eden durumlardan haliyle kaçınır. İnsan, bu kaçınmayı korku olarak algılar. Anksiyete bozukluğundan kaynaklı oluşan bu korkulara da fobi diyoruz. Fobilerden en çok bilinenler, ölüm korkusu, haşere korkusu, yükseklik korkusu örneğini verebiliriz. Bunlardan neden bahsediyorsun? Chopin ve kalbi ile ne alakası var? diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Otuz dokuz yaşında hayata veda eden ünlü besteci Frédéric Chopin'in de tafefobi yani, ölmeden evvel gömülme korkusundan muzdarip olduğu için bahsediyorum. 18. ve 19. yüzyıllarda yaygın olan tafefobi'ye birçok önemli isim de sahiptir. Gelelim bu önemli isimlere; Felemenk yazar Hans Chiristian Andersen (kendisini Andersen masallarından tanırsınız.), İsveçli kimyacı Alfred Nobel, George Washington ve tabii ki ünlü piyanist ve bestekar Chopin. Hatta o dönemlerde sırf emin olmak için güvenli tabutlar tasarlanmaya başlanmış, olurda uyandığınızda kendinizi yerin metrelerce altınca bulursanız diye hayatta kalmanızı sağlayacak ziller, hava bacaları ve başka başka tertibatlar bulundurmuşlardır. George Washington tabuta konmadan önce, üç gün bekletilmesini isterken, Chopin işini daha da garantiye alıp, kız kardeşine otopsi vasiyetinde bulunmuştur. "Beni kesip açmalarını sağlayacağına söz ver, böylece diri diri gömülmediğimden emin olurum." cümlesi ölmeden önce kayıt altına alınan son sözleri olmuş, ünlü bestekarın kardeşi de bu vasiyeti Chopin öldükten sonra hemen yerine getirmiştir. Otopsi sırasında çıkarılan kalbi, büyük olasılıkla konyak olduğunu tahmin ettikleri kehribar-kahverengi sıvının içinde muhafaza edilmiştir. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/tabut.jpg" alt="" width="440" height="647" /> Genellikle piyano için eserler yazan bestekâr; 1 Mart 1810 yılında Varşova'da doğup, orada büyümüştür. Yirmi bir yaşında Paris'e yerleştikten sonra burada yani, Varşova'da yaşadığı on dokuz yıl boyunca sadece otuz açık hava konseri vermiş olup daha çok kapalı mekanlarda ve az sayıda seyirci önünde performansını sergilemeyi tercih etmiştir. Geçimini kendi yaptığı besteleri satarak ve özel piyano dersleri vererek kazanmıştır. Aşk hayatına gelecek olursak Chopin, kendisi gibi besteci olan Franz Liszt ile tanıştı ve ardından Liszt'in çağdaşlarından etkilendi. 1835 yılında Fransız vatandaşlığını aldı. Polonyalı sanatçı Maria Wodzińska ile nişanlamış ancak bir yıl sonra bu nişan bozulmuştur. Chopin bundan sonra Fransız yazar George Sand ile çoğu kez sıkıntılı bir ilişki sürdürecekti. 1838'de Sand ile birlikte Mayorka'ya yaptığı kısa ziyareti, onun müzik açısından en verimli dönemlerinden biri olmuştur. Son yıllarında bir hayranı olan Jane Stirling tarafından parasal destek almıştır. Stirling onu daha sonra 1848 yılında İskoçya'ya götürmüştür. Hayatı boyunca çeşitli sağlık sorunlarından muzdaripti. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/12545-1.jpg" alt="" width="774" height="437" /> Ünlü piyanistin sağlık sorunları başlamış, ilk teşhis tüberküloz olarak bilinse de ölüm sebebi hakkında kayıtlarda hâlâ net bir bilgi yoktur. Hayatının sonlarına yaklaştığını bildiği zaman,<strong> </strong>"Naaşımın Varşova'ya taşınmasına izin vermezler, fakat en azından kalbimi oraya taşıyın.<strong>"</strong> dediği ve bunu da vasiyet ettiği için otopsi sırasında kalbi bu yüzden çıkarılmıştır. Polonyalı besteci, 1849'da Paris'te ölünce oraya gömülmüş, fakat o dönem Rusya İmparatorluğu'nun hakimiyetinde bulunan Polonya'ya -memleketi olduğu için- romantik bir jest olarak kalbi cam kavanoz içinde başkent Varşova'ya gönderilmiştir. Varşova ayaklanması esnasında Naziler, kalbin bir kasada saklanmasına izin vermişler. 1945'ten beri Chopin'in kalbi, Kutsal Haç Kilisesi'nde saklanıyor ve kilisede kalbin gömüldüğü sütunda, <strong>"Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır." </strong>yazıyor. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/chopin-kalbi-1.jpg" alt="" width="781" height="439" /> "Chopin'in müziği, müzik piyasasındaki konumu, politik ayaklanmalarla olan ilişkisi, hayat aşkı ve erken ölümü, onu Romantik çağın önde gelen figürlerinden birisi yapmıştır. Besteleri hâlâ popüler olarak kullanılmakla beraber, birçok film ve biyografinin de konusu olmuştur." <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/1fc9c9015db16f3a0061c873ff5a66f0-chopin-joelle.jpg" alt="" width="707" height="453" /> Özellikle yazarken klasik müzik dinlemeyi tercih ettiğim için Chopin'in meşhur ya da değil hemen her bestesi ilham kaynağım olmuştur. Yaptığı işi sadece fiziksel değil ruhunu katarak yaparken, bunu işten ziyade yaşam kaynağı olarak görmüş ve insanların ruhunu da yine aynı incelikle ve meydana getirdiği besteleriyle doyurmuştur. İyi ki bu dünyadan sadece piyano tuşlarına değil ruhumuza da dokunan bir Chopin geçti. Bestekarın da dediği gibi; Hazineniz neredeyse, yüreğinizin orada olması dileğiyle...