B

boncuk

@boncuk

2 paylaşım0 takipçi0 takip
B
boncuk
·20 Eyl 20:13·Tarih

Bu hikaye bir Müslüman ve bir Hıristiyan arasındaki aşk hikayesi, Azerbaycan için trajik olayların olduğu sırada ortaya çıkıyor; Birinci Dünya Savaşı, Rus İmparatorluğundaki İhtilal, iç savaş, Bakü’nün Bolşevikler tarafından ele geçirilmesi ve bağımsızlığını kazanmaya çalışan ülkenin Sovyetleşmesi gibi olaylar meydana gelirken. O zamanlarda 100’den fazla etnik grup Rus İmparatorluğunun kontrolü altındaydı ve aynı zamanda Kafkas bölgesi dünya petrolünün yarısından fazlasını sağlıyordu. Müslüman bir oğlanla Hıristiyan bir kız arasındaki bu aşk, 1914’te Doğu ile Batı’nın buluştuğu bir ülkede başlamıştır. Eski bir aristokrat ailenin mensubu olan Ali Han Şırvanşır ve Gürcü Beyin kızı olan Nino Kapiani birbirine âşık olurlar. Nino Hıristiyan geleneklere göre yetiştirilmiş güzel bir kız, Ali ise Müslümanlık inancı ile büyümüş yakışıklı bir erkek ama buna rağmen Ali ve Nino evlenmeye karar verirler. Ancak yakın zamanda çift ilk zorluklarla karşılaşır: Birinci Dünya Savaşı başlar ve Ali’nin arkadaşı Melik Nahararyan’ın Nino’ya âşık olduğunu öğrenir. Nahararyan, Nino’yu kaçırır ve Ali bu olayı öğrenir öğrenmez onların peşine düşer. Ali, Nahararyan’ı yakaladıktan sonra öldürüp mecburen Dağıstan köyüne kaçmak zorunda kalır. Nino'da ailesini bırakıp sevgilisinin peşine gider. Dağıstan köyünde birbirine çok âşık olan Ali ve Nino evlenmeye karar vermişlerdir. Rus İmparatorluğunda ihtilalinin başlamasından sonra Ali memleketini Bolşeviklerden korumak için Nino’yu İran’a gönderip Azerbaycan'a dönmek zorunda kalır. Hamile olan Nino, İran’da heyecanla sevgili kocasının dönüşünü bekler. Ali döndükten sonra Nino bir kız çocuğu dünyaya getirir. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetinin kurulmasından sonra Ali ve Nino geri dönerek yeni ülkelerinin kültüründe elçi olarak ilan edilirler. Fakat Ali ve Nino’nun mutluluğu uzun sürmemiştir. 1920 yıllarında Bolşevikler, Azerbaycan hükumetini devirmek ve ülkede Sovyet iktidarı kurmak amacıyla Bakü’yü işgal etmeye başlarlar. Ali, Nino’yu kızını alıp Tiflis’e gitmeye zorlar ama kendisi, zor zamanlarda memleketinden ayrılmak istemez ve Gence’de kalır. Gence köprüsündeki savaşlar sırasında Ali, başına gelen her şeyi bir deftere yazarak daha genç yaşında(24) hayata gözlerini yumar… Nino kızını alıp Paris’e kaçar ve bir daha Bakü’ye dönmek istemez. <img class="alignnone wp-image-49006" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/ali-ve-nino-300x216.jpeg" alt="" width="700" height="504" /> Hikaye 1937 yılında yapılmıştır. 1937’de Viyana’da Kurban Said tarafından yazılan “Ali ve Nino” romanı yayınlanmıştır. 1935 yılında bilinmeyen bir kişinin Viyana’daki bir yayınevine Almanca bir el yazması bırakıp ortadan kaybolduğuna inanılır. Daha sonra yazar olarak Kurban Said işaret edilmiştir. Roman 30’dan fazla dilde yayınlanır. 2016’da Azerbaycan ve İngiltere'nin ortaklaşa çektiği “Ali ve Nino” filmi ekrana geldi. Senaryosu Christopher Hampton’a emanet edilen film, İngiliz Azif Kapadia tarafından yönetildi. Filmde ayrıca Halit Ergenç ve Ekin Koç gibi ünlü Türk oyuncular da yer aldı. https://youtu.be/YAMuAAGA3WE Tamara Kvesitadze’nin yaptığı büyük aşk anısına Ali ve Nino heykeli, Batum’daki turistler için en ünlü yer haline gelmiştir. Ali ve Nino’nun aşk hikayesi hem iki dini hem de Doğu ve Batı’nın sınırlarını birleştiren bir sanat eseri olarak kabul edilmiştir. Gürcü heykeltıraş Tamara Kvesitadze tarafından 2010 yılında inşa edilen Ali ve Nino heykeli, Gürcistan’ın Batum kentinde deniz kıyısında yer alarak şehrin simgesi ve büyük sevginin sembolü olarak kabul edilmiştir. Batum, Gürcistan’da Karadeniz kıyısında yer alır. 1547’den 1878’e kadar şehir Osmanlı İmparatorluğu’na aittir. Osmanlı döneminde şehir “Batoum” olarak bilinirdi ve sonradan Lazistan Sancağının merkezi haline geldi. 1878’den itibaren şehir Rusya’nın bir parçası olmuştur. 1883 yılında Batum-Tiflis-Bakü demir yolunun inşasından sonra şehir, Rusya’nın Karadeniz’deki ana petrol limanı olmuştur. 1921’de Acara Özerk Cumhuriyet statüsünü almıştır ve Batum başkenti olmuştur. Bugün Batum, Gürcistan’ın en önemli kültürel, ekonomik ve turizm merkezi ve aynı zamanda Gürcistan’ın ana limanı olmuştur. Şehir turistik yerleri, gökdelenler ve tarihi merkeziyle ünlüdür. Ancak şehrin asıl sembolü, Müslüman genç Ali ile Hıristiyan kız Nino arasındaki gerçek aşkı anlatan, Ali ve Nino' nun mekanik heykelidir. Her 10 dakikada bir kadın ve erkek figürleri birbirlerine doğru yol alırlar, bir araya gelirler ve önce öpüşme pozu alır daha sonrasında da tek beden olunca tekrar ayrılırlar. https://youtu.be/Z43RQz-xi1A &nbsp;

9
B
boncuk
·28 Ağu 08:11·Tarih

Afyonkarahisar’ın kurtuluş planları öncelikle Akşehir’de yapıldı ve daha sonra Şuhut İlçesi’ne gelindi. Atatürk, İsmet İnönü ve Fevzi Paşa’nın gizlice hazırladıkları Büyük Taarruz planları ise, Afyonkarahisar’da eski belediye binasında yapıldı. 26 Ağustos 1922 tarihinde saat 05.30′da top ateşiyle aydınlanan Afyonkarahisar’daki bin 874 rakımlı Kocatepe’den çıkan Türk orduları, sıra sıra tel örgülü, makinalı tüfek ve top yuvalarıyla pekiştirilmiş Yunan mevzilerine, büyük bir insan üstü güçle atılarak saldırıya geçti. Makasla, dipçikle ve hatta elleriyle parçaladıkları tel örgüleri aşan Türk orduları, Yunan mevzilerini tek tek ele geçirerek Afyonkarahisar’da Kurtuluş Savaşı destanını yazdırdı. İlk gün 1 ve 2 no’lu tepelerin (Tınaztepe, Kılıçarslan) 1. ve 2. noktaları (Belentepe, Erkmentepe), ikinci gün Çiğiltepe ve Afyonkarahisar’ı (27 Ağustos 1922) ele geçirildikten sonra, üçüncü gün Batı Cephesi ve ordu karargahları Afyonkarahisar’a getirilerek belediye binasında (bugünkü Zafer Müzesi) üslendirildi. <img class="aligncenter wp-image-43398 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/3-6.jpg" alt="" width="720" height="540" /> Büyük Taarruz’un ikinci günü, sabah erken saatlerden itibaren bütün cephelerde şiddetli savaş yeniden başlamıştı. Keşif uçaklarımızdan alınan raporlarda düşman ordugâh ve ikmal yollarında hiçbir değişiklik olmadığı belirtiliyordu. Cephe gerisindeki sakinlik ile mevzilerdeki savaşın kıyaslanması mümkün değildi. Kurtkaya Tepesi’ne hücum eden birliklerimizden biri de 36. Alay’ın 6. Bölüğü idi. Bölük Kumandanı Üsteğmen Agâh Bey bölüğünün önünde savaşırken ağır yaralanmıştı. Buna rağmen tel örgüleri aşarak düşman siperlerine girmeyi başarmıştı. Saniyelerle ölçülebilecek bir zamanda bomba ile birkaç düşman erini etkisiz hale getirip askerlerinin önünü açtıktan sonra Kurtkaya’nın en yüksek noktasına çıkmış, ne var ki burada alnından vurularak şehit olmuştu. Yunan Ordusu çekiliyor. Kurtkaya ve Erkmen tepeleri sabahki savaşların en çetin geçtiği mevzilerdi. Buradaki savaşlarda 15 subay ve 150 er şehit verilmişti. Bölgedeki Yunan Ordusu ise düzensiz, dağınık bir şekilde çekiliyor, hesaplanamayacak sayıda kayıp veriyordu. Ulukaya mevzilerindeki 5. Tümen’in karşısındaki düşman birlikleri çoktan çekilmişti. 27 Ağustos 1922 öğleden sonra gelen raporlardan tüm cephelerde genel durumun Yunan Ordusu’nun dağınık ve düzensiz bir şekilde kaçtığı, Türk Ordusu’nun ise onları takip ederek sürdükleri şeklinde idi. Düşmanın kullanmaya hazırlandığı tren istasyonları top ateşiyle dövülüyor, Yunan birlikleri birçok silah, teçhizat ve mühimmat bırakarak çekiliyordu. Eymir Vadisi’ne gönderilen keşif kolu, sekiz kilometre ilerlediği halde düşmana rastlamamıştı. 5. Kafkas Tümeni de Yunanlılara rastlamadan Ballıkaya-Yılanlıkaya hattını ele geçirmiş, 27. Süvari Alayı düşman birliklerini görmeden Menderes’i geçmişti. Yunan Ordusu cephelerin tamamından çekiliyordu. Artık ileri kuvvetlerimiz Afyon’u, buradaki yanan hükümet konağını ve binaları görebiliyorlardı. Birliklerimiz Hacılar ve İkiztepe bölgesinden iki kolla Afyon’a hareket etti. 27 Ağustos 1922 günü saat 17.30’da 189. Alay Afyon’a girerek hemen şehirde emniyet tedbirlerini aldı. Tanıkların anlattıklarına göre Türk Ordusu Afyon’a adeta bir yıldırım gibi girmişti. Halk askerlere sarılarak, hıçkırıklarla sevinç gözyaşları döküyordu. 30 Ağustos 1922 tarihindeki Başkomutanlık Meydan Muharebesi de buradan yönlendirildi. 26 Ağustos 1922′de başlayıp, 30 Ağustos’ta kesin zaferle sonuçlanan 5 günlük Başkomutanlık Savaşı’nın ardından, 23 Mart 1923 tarihinde Afyonkarahisar’a gelen Mustafa Kemal Atatürk, halkın sevgi gösterileriyle karşılandı. Atatürk, bir nutkunda Afyonkarahisar’ın Kurtuluş Savaşı’ndaki önemini de, “Afyonkarahisar son büyük zaferin kilidi oldu, esası oldu. Afyonkarahisar’ın tarihi savaşımızda unutulmaz parlak bir sayfası vardır” sözleriyle ifade etti.