Vitaminler, vücudumuz için olmazsa olmaz bileşenlerdir. Bilindiği gibi sağlığımıza birçok fayda sağlamaktadır ve vücut mekanizmasını kolaylaştırarak, başka hiçbir besin maddesi tarafından gerçekleştirilemeyen işlevleri de yerine getirmektedir. Çeşitli şekillerde tüketilebilen vitaminler temel olarak yediğimiz yiyeceklerden alınsa da takviye olarak alabilmek de mümkündür. <em><strong>Temel Vitaminler</strong></em> <em><strong>A Vitamini veya Retinol:</strong></em> Göz bozuklukları, akne, cilt bozuklukları ve enfeksiyonların tedavisinde ve ayrıca yaraların iyileşme sürecini hızlandırmada faydalıdır. Makula dejenerasyonunu ve kataraktı önlemeye de iyi geldiği bilinmektedir. Bir karotenoid olarak, saç sağlığını da iyileştirmeye yardımcı olabilmektedir. <em><strong>B1 Vitamini veya Tiamin:</strong></em> Vücudun metabolizmasını, kan dolaşımını ve beyin gelişimini hızlandırırken beriberi, kalp hastalıkları ve hazımsızlığı önleyebilmektedir. B2 ve B3 vitaminleri ile birlikte, yüksek bunama veya Alzheimer hastalığı riski taşıyanlar için ekstra beslenmeye ihtiyaç duyan yaşlı hastalar için gereklidir. <em><strong>B2 Vitamini veya Riboflavin:</strong></em> Vücudun metabolik aktivitesini, bağışıklığını ve sinir sistemini iyileştirirken katarakt, cilt bozuklukları ve anemi tedavisine yardımcı olur. <em><strong>B3 Vitamini veya Niasin:</strong></em> Halsizlik, hazımsızlık, cilt bozuklukları, migren, kalp rahatsızlıkları, yüksek tansiyon, yüksek kan kolesterolü, diyabet ve ishali azaltabilmektedir. <em><strong>B5 Vitamini veya Pantotenik Asit:</strong></em> Stresi azaltabilir ve artriti, enfeksiyonları, cilt bozukluklarını, saçın beyazlamasını ve yüksek kolesterol seviyelerini tedavi edebilir. <em><strong>B6 Vitamini veya Piridoksamin:</strong></em> Diyabet, basur, kasılmalar, sabah bulantısı, aşırı regl kanaması, stres, uykusuzluk ve taşıt tutmasının tedavisinde faydalıdır. Ayrıca vücuttaki homosistein seviyelerinin düşürülmesiyle de ilişkilidir. <em><strong>B7 Vitamini veya Biotin:</strong> </em>Cilt bozukluklarını tedavi edebilir, vücudun metabolizmasını iyileştirebilir ve saç sağlığını iyileştirebilir. <em><strong>B9 Vitamini veya Folik Asit:</strong></em> Anemi, hazımsızlık, ladin, anormal beyin büyümesi, cilt bozuklukları ve gut hastalığına karşı çok güçlü bir araçtır ve aynı zamanda kırmızı kan hücresi oluşumunu arttırır. Esas olarak nöral tüp defektlerinin önlenmesi ile ilişkilidir ve homosistein seviyelerinin inhibe edilmesi, dolayısıyla koroner kalp hastalıklarına karşı koruma ile ilgili olarak giderek daha fazla çalışılmaktadır. <em><strong>B12 Vitamini veya Siyanokobalamin:</strong></em> Anemi, sigara kullanımı, hamilelik, karaciğer rahatsızlıkları, böbrek rahatsızlıkları ve ağız ülserlerinin semptomlarını ve yan etkilerini azaltabilmektedir. Yeterli miktarda B6 ve folik asit ile birleştirildiğinde ise, B12, felç dahil çeşitli kalp rahatsızlıklarına karşı savunmada önemlidir. <img class="aligncenter wp-image-44508 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/DOGAL-VITAMIN-KAYNAGI-BESIN-CESITLILIGI.jpg" alt="" width="926" height="540" /> <em><strong>C Vitamini veya Askorbik Asit:</strong></em> Çeşitli göz rahatsızlıkları, kanser, iskorbüt, soğuk algınlığı, enfeksiyon, şeker hastalığı, stres, yüksek kan kolesterolü, kalp hastalığı, kanser, yüksek tansiyon, böbrek rahatsızlıkları, iç kanama, basur, kornea ülseri, iltihaplanma ve kurşun zehirlenmesine karşı koruyucudur ve aynı zamanda bağışıklık sistemini de güçlendirir. Son yıllarda bilişsel gerileme ve serebrovasküler hastalıkların önlenmesi ile de ilişkilendirilmiştir. C vitamini vücudumuzdaki en güçlü ve gerekli antioksidanlardan biridir. <em><strong>D vitamini:</strong></em> Raşitizm, artrit, diş çürümesi, diyabeti tedavi eder ve osteoporozu önler. Kemik onarımı, bağışıklığın güçlendirilmesi ve kan basıncının düşürülmesi için çok faydalıdır. D vitamini, osteoartritten muzdarip hastalarda farklı kanser türlerinin önlenmesiyle bağlantılıdır. <em><strong>E Vitamini veya Tokoferol:</strong></em> Yaşlanma karşıtı özellikleri nedeniyle cilt bakımında ve kan dolaşımını iyileştirmenin ve kalp hastalıklarına, kısırlığa ve beyin fonksiyon bozukluğuna karşı koruma sağlamanın bir yolu olarak sıklıkla kullanılır. Ayrıca menopoz semptomlarından, ağrılı regl döngülerinden ve göz rahatsızlıklarından kurtulma sağlayabilmektedir. <em><strong>K vitamini:</strong></em> İç kanamayı, safra tıkanıklığını, osteoporozu, regl ağrılarını önleyen çok önemli bir vitamindir. Diğer faydaları arasında kan pıhtılaşmasını, kemik metabolizmasını, sinir sinyallerini iyileştirme ve böbrek taşlarını önlemede etkilidir.
Ayşe Tunç
@aysetunc
Doğanın muhteşem manzarasının, bitkilerin ve ağaçların, temiz bir havanın iyi gelmeyeceği canlı neredeyse yok. Betonlaşmış şehirlerin gürültüsünden uzak, doğal bitki örtüsünün korunduğu, botanik ve tarihi bahçeler birçoğumuz için mükemmel nefes alma alanları. Tüm dünyada, çeşitli ülkelerin kültürlerine göre dizayn edilmiş veya korumaya alınmış bu tarihi bahçelere gelin birlikte bakalım. <img class="aligncenter wp-image-43904 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/ww.jpg" alt="" width="810" height="540" /> <em><strong>Heligan Kayıp Bahçeleri, Cornwall</strong></em> Cornish ailesi tarafından bakımı yapılmış ve geliştirmiş fakat I. Dünya Savaşı ile terkedilen bu olağanüstü bahçeler, 1990 yılında yeniden keşfedilmiş ve restore edilerek 1992 yılında da halka açılmıştır. Cornwall’un güneybatısında, Mevagissey’in yakınında yer alan Heligan’ın bahçeleri, Lowarth Helygen yani Söğüt Ağacı Bahçeleri anlamına gelmektedir. 18. yüzyılda Tremayne ailesi tarafından inşa edilmeye başlanan bahçeler savaşla birlikte terkedilmiş ve uzunyıllar boyu bakımsız kalmıştır. Tekrar keşfi sonrası ise eski ihtişamlı günlerine geri dönmüştür. <img class="aligncenter wp-image-43906 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/Kyoto-Ryoan-Ji_MG_4512-1.jpg" alt="" width="810" height="540" /> <em><strong>Daisen-in Zen Bahçesi, Japonya</strong></em> Bu bahçeler Zen felsefesinin Japonya’da yayıldığı sırada Kamakura ve Muromachi döneminde (1185-1573) yapılmıştır. Ve ismini bu felsefeden almıştır. Japon estetiği anlayışı ise tasarlanmış, sadelik ve simgesel anlatımla şekillenmiştir. Bahçenin bazı kısımlarının alegori ve meditasyon için tasarlandığı da bilinmektedir. <img class="aligncenter wp-image-43909 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/14879-7f45976a784176cbcaea17ac4a87d8d0.jpeg" alt="" width="810" height="540" /> <em><strong>Huntington Botanik Bahçeleri, California</strong></em> Huntington Kütüphanesi’ne ait olan bu botanik bahçelerde, dünyanın farklı yerlerinden toplanmış ve nadir bulunan bitki türleri yetiştirilmiştir. Avustralya Bahçesi, Kamelya Koleksiyonu, Çocuk Bahçesi, Çöl Bahçesi, Şifalı Bitki Bahçesi, Japon Bahçesi, Nilüfer Bahçesi, Palmiye Bahçesi, Gül Bahçesi, Shakespeare Bahçesi, Subtropical Bahçe, Çin Bahçesi gibi farklı isimlerle adlandırılan kısımlardan oluşmaktadır. <img class="aligncenter wp-image-43908 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/resized_878d9-2ebc50b39-1.jpg" alt="" width="900" height="540" /> <em><strong>Kozmik Spekülasyon Bahçesi, İskoçya</strong></em> Mimar, eleştirmen ve tasarımcı Charles Jencks tarafından oluşturulmuştur. Bahçe evrenin 13 milyar yıllık tarihindeki önemli dönüm noktaları, atomlar, DNA’lar gibi birçok konsepti görsel olarak yansıtan eşsiz bir mimariye ve tasarıma sahiptir. Fizikteki kaotik süreçler bahçenin doğasına işlenmiştir. <img class="aligncenter wp-image-43912 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/Kew-botanik-bahcesi.jpg" alt="" width="960" height="540" /> <em><strong>Kew ve Wakehurst'teki Kraliyet Botanik Bahçeleri, Londra, Sussex</strong></em> Londra’nın güneybatısında yer alan bu bahçe "dünyanın en büyük ve en çeşitli botanik-mikolojik koleksiyonlarını barındıran” bir bahçedir. Dünya Mirası Alanı ve Londra’nın önemli turistik yerlerindendir. Milyonlarca korunmuş bitki ve mantar örneği barındırmaktadır. <img class="aligncenter wp-image-43913 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/dunyanin-en-unlu-cicek-bahceleri-1-tvMItfwc.jpg" alt="" width="956" height="540" /> <em><strong>Keukenhof Çiçek Bahçeleri, Hollanda</strong></em> Lahey kentinin yakınlarında bulunmaktadır. Keukenhof Çiçek Bahçesi 7 milyonu aşkın lale, sümbül, nergis ve diğer bitkilerden oluşmaktadır. Muhteşem bir görüntüye ev sahipliği yapan bu bahçe adeta “çiçek denizine” benzetilmektedir. <img class="aligncenter wp-image-43914 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/3537f054a61c17a95aebd.jpg" alt="" width="960" height="480" /> <em><strong>Versay Saray Bahçeleri, Fransa</strong></em> Andre Le Notre öncülüğünde düzenlenen bahçeler, Fransız bahçe tarzında; bakımlı çimenler, çiçekler, birçok çeşme ve heykellerden oluşmaktadır. Oldukça simetriktir. Bu bahçelerin arasından Gran Kanal denilen yapay bir kanal geçmektedir. 19. yüzyılın başlarında bu şahane sarayın belirli kısımları Fransız Tarih Müzesi olarak ayrılmıştır.
<em><strong>İlk defa yaşadığınızı bildiğiniz bir durum veya olay çok tanıdık gelmiş, belki de hiç bilmediğiniz bir şehirde yürürken, daha önce görmüşçesine deja vu yaşadığınız mutlaka olmuştur.</strong></em> Fransızca'da "zaten görülmüş" anlamına gelen Deja vu, nesnel yabancılığı, öznel aşinalık, yani zaten tanıdık olduğu hissi ile birleştirir. Oldukça yaygın olan deja vu üzerine 50'den fazla anket “Bireylerin yaklaşık üçte ikisinin bunu yaşamları boyunca en az bir kez deneyimlediğini ve birçoğunun birden fazla deneyim bildirdiğini öne sürdü.” Bildirilen bu sayıya göre, insanların deja vu’nun ne olduğunun farkına vardıkça yaşadıkları deja vu sayısı da doğru orantılı olarak artmaktadır. Ayrıca deja vu yaşamanın görsellikle ve görmekle ilgili olduğu düşünülür fakat görmeyle ilgili değildir ve doğuştan kör olan insanlar bile bunu deneyimleyebilir. <em><strong>Deja vu’yu ölçmek veya inceleyebilmek mümkün mü?</strong></em> Deja vu hissi geçici ve anlık bir durumdur, açıkça tanımlanabilen bir tetikçi yoktur. Bu yüzden incelemek zordur. Buna rağmen araştırmacılar birçok hipotez öne sürerek ve çeşitli araçlar kullanarak ilgili süreçleri incelemek istediler. Bu hipotez ve açıklamalardan bazıları: <em><strong>1. Bellekle ilgili açıklamalar:</strong></em> Daha önce bir durum ya da buna çok benzeyen bir şey yaşadığınız fikrine dayanmaktadır fakat yaşanan bilinçli olarak hatırlanmaz. Bilinçsizce hatırlanır ve nedeni bilinmeyen şekilde yaşanan durum aşina gelir. <em><strong>Tek öğe aşinalığı:</strong></em> Tek elemanlı aşinalık hipotezinde, yaşanan sahnenin bir unsuru size tanıdık gelir ama siz onu bilinçli olarak tanımıyorsanız belleğiniz deja vu deneyimletir. Yani tek bir unsur bile olsa bu aşinalık hissini tüm sahneye genelleştirir. <em><strong>Gestalt aşinalığı:</strong></em> Bu hipotezde ise bir sahnede öğelerin nasıl düzenlendiği ve benzer düzende bir şey yaşadığınızda deja vu’nun nasıl gerçekleştiğine odaklanılır. “Örneğin, arkadaşınızın resmini daha önce oturma odasında görmemiş olabilirsiniz ama belki arkadaşınızın oturma odası gibi düzenlenmiş bir oda görmüşsünüzdür. Kitaplığın karşısında kanepenin üzerinde asılı bir tabloyu görüp diğer odayı hatırlayamadığınız için deja vu yaşarsınız.” <img class="aligncenter wp-image-43792 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/DQYb1NYVQAACZ1Y.jpg" alt="" width="720" height="540" /> Gestalt benzerlik hipotezi doğrudan test edilebilmektedir. Yapılan bir çalışmada katılımcılar sanal gerçeklikteki odalara baktılar, ardından yeni bir odanın ne kadar tanıdık olduğu ve deja vu yaşadıklarını hissedip hissetmedikleri soruldu. “Araştırmacılar, eski odaları hatırlayamayan katılımcıların yeni bir odanın tanıdık olduğunu ve yeni oda, eski odalara benziyorsa deja vu yaşadıklarını düşünme eğiliminde olduklarını buldular. Ayrıca yeni oda, eski bir odaya ne kadar benzerse, bu derecelendirmeler o kadar yüksekti.” <em><strong>2. Nörolojik açıklamalar:</strong></em> Bazı açıklamalar, deja vu’nun şu anda deneyimlemekte olduğunuz şeyle ilgisi olmayan spontan beyin aktivitesi olduğunu öne sürmektedir. Beyninizin hafızayla ilgili kısmında, bu durum meydana geldiğinde yanlış bir aşinalık hissine sahip olabilirsiniz. Temporal lob epilepsisi olan bireylerde, beynin hafızayla ilgili kısmında anormal elektriksel aktivite meydana geldiği ve bu hastaların beyinleri, ameliyat öncesi değerlendirmenin bir parçası olarak elektriksel olarak uyarıldığında, deja vu yaşayabilecekleri bazı çalışmalarla kanıtlanmıştır. Fakat çoğu araştırmacıya göre <em><strong>“Deja vu tek bir aşinalık sistemine izole edilemez, bunun yerine hafızada yer alan çoklu yapıları ve bunlar arasındaki bağlantıları içerir.”</strong></em> Diğer hipotezlere göre ise deja vu sinirsel iletim hızı ile ilgilidir. Beynin farklı kısımları, bilgileri bir araya getiren "yüksek dereceli" alanlara bilgi iletir. Bu karmaşık süreç herhangi bir şekilde kesintiye uğrarsa yani bir parçayı normalden daha yavaş veya daha hızlı gönderir ise bu durumda beyin gördüklerini anlamlandırırken çevreyi yanlış yorumlar. Yapılan çalışmalar, hipotezlere rağmen deja vu ile ilgili “bilişsel işlemde geçici bir hata” açıklaması belirsizliğini korumaktadır. Bunun için daha birçok çalışmaya ve deneye ihtiyaç vardır. Peki sizler de sık sık deja vu yaşıyor musunuz? <h6><em>(Kaynak: cambridge.org, routledge.com, Bartolomei, F., Barbeau, E., Gavaret, M., Guye, M., McGonigal, A., Régis, J. ve P. Chauvel. “ Deja vu ve anıların anımsanmasında rhinal korteksin rolünün kortikal stimülasyon çalışması. ” Nöroloji, cilt 63.)</em></h6>
<em><strong>Bilim insanlarına göre zihinsel yorgunluk bir yanılsama değil! Aslında uzun süreli ve çok yoğun bilişsel çalışmalar, beynimizin prefrontal korteks denilen kısmında potansiyel olarak toksik yan ürünlerin birikmesine neden oluyor.</strong></em> Araştırmacılar, yaptığımız fiziksel işlerin bizi yorduğu kadar, ağır zihinsel uğraşların, aşırı düşünmenin, bir şeyi kafaya çok takmanın da bizi yorabileceği ve bunun nedeninin tamamen kafamızda olmadığı konusunda hemfikir. Yapılan araştımalar, yoğun bilişsel çalışma birkaç saat uzatıldığında, beynin prefrontal korteks olarak bilinen kısmında potansiyel olarak toksik yan ürünlerin birikmesine neden olduğunu gösteriyor. 11 Ağustos'ta Current Biology dergisinde bildirilen çalışmaya göre, “Bu durum karar verme mekanizması üzerindeki kontrolünüzü değiştiriyor, bu nedenle bilişsel yorgunluk başlarken hiçbir çaba veya bekleme gerektirmeyen düşük maliyetli eylemlere yöneliyorsunuz.” Paris Pitié-Salpêtrière Üniversitesi'nden Mathias Pessiglione göre ise, "Etkili teoriler, yorgunluğun, yaptığımız her şeyi durdurmamızı ve daha tatmin edici bir aktiviteye yönelmemizi sağlamak için beyin tarafından gerçekleştirilen bir tür yanılsama olduğunu öne sürdü. Ancak bulgularımız, bilişsel çalışmanın gerçek bir işlevsel değişiklikle -zararlı maddelerin birikmesiyle- sonuçlandığını gösteriyor, bu nedenle yorgunluk gerçekten de çalışmayı durduran bir işaret olabilir, ancak farklı bir amaç için: Beyin işleyişinin bütünlüğünü korumak için." <img class="aligncenter wp-image-42890 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/beyin-gorsel-prefrontalkorteks.jpg" alt="" width="864" height="540" /> Araştırmanın ilk yazarı Antonius Wiehler, Pessiglione ve meslektaşları, zihinsel yorgunluğun gerçekten olup olmadığını ve eğer böyle bir şey gerçekten varsa ne olduğunu çözmek istediler. Çünkü makineler sürekli ve yorulmadan komutları yerine getirip her türlü hesabı yapabilirken, beyin bunu yapamaz. Nedenini keşfetme isteği onları bu çalışmalara itti. Bu durumun nedeninin, sinirsel aktivitelerden kaynaklanan, beynin potansiyel olarak toksik maddeleri geri dönüştürme ihtiyacı ile ilgili olduğundan şüphelendiler. Yeterli kanıt elde edebilmek için, bir gün boyunca beyin kimyasını izlediler ve bunu da manyetik rezonans spektroskopisini (MRS) kullanarak yaptılar. Çok düşünmeye ihtiyaç duyanlar ve nispeten basit bilişsel görevleri olanlar şeklinde iki grup insan üzerinde çalıştılar. <em><strong>“Gözbebeği genişlemesinin azalması gibi yorgunluk belirtilerini yalnızca ağır zihinsel çalışma yapan grupta gözlemlediler. Bu gruptakiler seçimlerinde, minimum çabayla kısa sürede ödül öneren seçeneklere doğru bir geçiş sergilediler. Beynin prefrontal korteksinin sinapslarında da daha yüksek glutamat seviyelerine sahiptiler. Bilim adamları, önceki kanıtlarla birlikte, glutamat birikiminin prefrontal korteksin daha fazla aktivasyonunu daha maliyetli hale getirdiği ve zihinsel olarak zorlu bir iş gününden sonra bilişsel kontrolün daha zor olduğu hipotezini desteklediğini farkettiler.”</strong></em> Beynimizin yoğun düşünme yeteneğindeki bu sınırlamanın üstesinden gelmenin yolu Pessiglione göre pek mümkün görünmüyor fakat uyku bir alternatif olabilir: “Dinlenin ve uyuyun! Uyku sırasında glutamatın sinapslardan atıldığına dair sağlam kanıtlar var.” Pessiglione ayrıca insanlara, zihinsel olarak yorgun hissettiklerinde de önemli kararlar vermekten kaçınmalarını tavsiye ediyor. Ciddi seviyelerde zihinsel yorgunluk hafife alınacak bir durum olmamakla birlikte, bu yeni çalışmaların gelecekte depresyon, kanser gibi hastalıklar için önemli belirteçleri bulup bulamayacağı; beyindeki yorgunlukla ilişkisi, önlem alma ve iyileşme açısından heyecan verici. Eğer prefrontal metabolitlerin izlenmesi ve takibi mümkün olabilirse insanlarda tükenmeyi de daha önceden fark edip, önlem alınması sağlanabilir. <h6><em>(Kaynak: “A neuro-metabolic account of why daylong cognitive work alters the control of economic decisions” 11 Ağustos 2022</em>, <em>Current Biology)</em></h6>
Asıl adı Giuseppina Pasqualino di Marineo olan İtalyan sanatçı ve aktivist Pippa Bacca, 9 Aralık 1974 Milano doğumludur. Arkadaşı Silvia Moro ile birlikte 8 Mart 2008’de <em><strong>“Barış Gelini”</strong></em> adını verdikleri projede, şiddetin hakim olduğu ülkelere <em><strong>“barış ve sevgi mesajı vermek için”</strong></em> otostop çekerek yola çıkmışlar ancak Türkiye sınırlarına varıldığında, arkadaşıyla yolları ayrılmış, Gebze'de yine bir arabaya bindikten sonra haber alınamayan Pippa'nın, arabasına bindiği şahıs tarafından öldürüldüğü anlaşılmıştır. Kendilerini Barış Gelini olarak nitelendiren iki aktivist, yola çıkarken <em><strong>"Beraberimizde yolculuk boyunca üzerinde birikecek tüm kirlerle birlikte götüreceğimiz tek elbise beyaz gelinlik olacak"</strong></em> demişlerdi. <img class="aligncenter wp-image-42212 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/pippabacca1.jpg" alt="" width="960" height="540" /> Planlanan güzergah, Slovenya, Hırvatistan, oradan Bosna, Bulgaristan, Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail ve Filistin üzerinden Tel-Aviv’e geçmek şeklinde belirlenmişti fakat Kocaeli’nin Gebze ilçesine bağlı Tavşanlı köyü yakınlarında Ballıkayalar mevkiinde tır şoförü Murat Karataş tarafından kaçırılıp tecavüze uğramış ve 31 Mart 2008'de korkunç bir şekilde boğularak öldürülmüştü. Barış turu planlarından daha önce, bir düğününe katılmış ve yalnızca bir gün giyilen gelinliklerin, düğün günlerindeki sevinçle ilgili olduğunu, savaşla asla bağdaştırılamayacağını düşünmüştü. Bu sayede arkadaşı ile bu özel ve anlamlı kıyafeti giymeye karar vermişlerdi. Gelinliğin 11 kattan oluşması gidilecek 11 ülkeyi işaret etmekteydi. Bu ülkeler; Slovenya, Hırvatistan, Bosna, Sırbistan, Bulgaristan, Türkiye, Lübnan, Suriye, Mısır, Ürdün ve İsrail’di. Otostop ile seyahat etmesine karşı, bir takım eleştirilerle karşılaşsa da bunun güvenilir olduğunu savunuyor, tekrar yaygınlaşması gerektiğini, insanların birbirine karşı güvenmeleri gerektiğini düşünüyordu. Ayrıca bu yolculuk Pippa’nın ilk otostop yolculuğu da değildi. Sık sık otostop ile yolculuklar yapmaktaydı. <img class="aligncenter wp-image-42213 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/38.jpg" alt="" width="810" height="540" /> Karataş'ın verdiği ifade, “Otostop yapan kadını kamyonetime aldım, Tavşanlı Köyü yakınlarında tenha yere götürdüm, direnmesine rağmen kamyonette boğuşup tecavüz ettim, ardından boğdum ve öldüğünü anlayınca da cesedini kimse bulamasın diye çalılıklara sakladım. Her şey bir saat içinde oldu” şeklinde dönemin gazetelerinde ve dünya basınında geniş yer aldı. <img class="aligncenter wp-image-42214 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/41.jpg" alt="" width="720" height="540" /> Olaydan sonra sarsılan ailesi, Türkiye’de yollarını Beyrut’ta tekrar bir araya gelmek üzere ayıran aktivist arkadaşı ve sevenleri uzunca bir süre kendine gelemedi. Bu korkunç ve talihsiz olayla ilgili 2012 yılında Fransız yönetmen Joël Curtz tarafından yönetilen La Mariee (Gelin) adlı belgesel çekildi. Dünya’da barış için bir şeyler yapmak ve insanlara güvenmek isterken öldürülmesi, en başta kendisi ve tüm insanlık için vahşi bir trajedi, insanlığı sorgulatan bir hayal kırıklığıdır. Bu cesur kadın, gittiği yollar boyu yaşadıklarını fotoğraf makinesi ile ölümsüzleştirmiş ve her ne olursa olsun, insanların barış umudunu yaşatacak bir simge olmuştur.
<strong>Öğrenmenin doğru yolu nedir? İnsan beyni nasıl çalışır ve hangi yöntemler etkili öğrenmede yardımcı olabilir?</strong> Öğrenmeyle ilgili bazı efsaneler hayatımızda o kadar yaygınlar ki onları her yerde ve herkesten duyarız. Fakat günümüzde bu öğrenme mitleri bazı çalışmalar sonucunda yıkılmıştır. Fakat hala bu mitleri savunan ve inanan azımsanmayacak kadar büyük bir kitle vardır. Gelin bu mitlere birlikte göz atalım! <strong>1. Spesifik Öğrenme</strong> Her insanın bireysel bir öğrenme stili olduğuna dair oldukça yaygın bir inanış vardır. Bazıları görsel veya işitsel belleğe güvenirken, bazıları bilgi edinmek için okuma ve yazma becerilerini kullanır. İnsanlar genellikle akademik olarak başarılı olmak için benzersiz bir dizi ezberleme teknikleri uygulamaları gerektiğine de inanırlar. Oysa araştırmalar bunun doğru bir öğrenme stili olmadığı hakkında hemfikir. <strong>2. Yaşlanma ve Beyin Plastisitesi</strong> Yaşlı insanların materyalleri kafalarında tutmasının gençlere göre çok daha zor olduğunu düşünürüz fakat durum bundan daha karmaşık; aslında bu sadece yaş ile ilgili değil. Çoğu insan, beyin kapasitesinin genç yaşta zirveye ulaştığını ve daha sonra yavaş yavaş azalmaya başladığını varsaymaktadır. Ancak bilimsel çalışmalar, insan beyninin, beyin plastisitesi nedeniyle yaşlandıkça güçlü kaldığını kanıtlıyor. İsim hatırlamada, çoklu görevlerde veya uzun süre dikkat gerektiren durumlarda başarısız olabilseler bile büyük bir öğrenme kapasiteleri vardır. Hatta gençlerden daha güçlü oldukları bazı alanlar da mevcuttur. <strong>3. Sağ Beyin-Sol Beyin</strong> İnsan beyni ile ilgili her geçen gün yeni keşifler ve araştırmalar yapılmaktadır. Her yeni bilgi bir öncekini tamamladığı gibi aksi keşiflerde yapılmaktadır. Fakat bilim adamlarının beyin hakkında kesin şekilde bildikleri bir şey var: “Beyinde yaratıcı ve analitik bir yarı diye bir ayrım yoktur.” Birçok kişi, bazı insanlarda sol beynin baskın (analitik düşünürler) ve bazılarındaysa sağ beynin baskın (yaratıcı düşünürler) olduğuna inanır. Bu efsaneye göre, teknik bilimlerde usta olan insanlar yaratıcılıkta üstün olamazlar. Fakat günümüzde akademik araştırmalarla, beynin “yaratıcı” ve “analitik” bölümlere ayrılmasının sadece bir efsane olduğunu kanıtlanmıştır. Beyinde bazı görevler bir yarımküreden daha fazla kaynak gerektirirken, bazıları diğerinden gelen enerjiye ihtiyaç duyar. Bu nedenle insanlar ancak “sağ beyinli” veya “sol beyinli” olmakla ilgili bahaneler üretmeyi bırakırlarsa özveri ve çalışma ile istedikleri konularda ustalaşabilirler. <strong>4. Öğrenme Piramidi</strong> <img class="wp-image-41231 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/YasantiKonisi.jpg" alt="" width="720" height="540" /> 1946'da görsel-işitsel öğrenme uzmanı Edgar Dale Yaşantı Konisi adlı teorik modelini ortaya çıkardı. Dale'in modeli yalnızca teorik bir çerçeveydi. Fakat daha sonraları, Yaşantı Konisi yanlış yorumlanarak “Öğrenme Piramidi” şeklinde yeniden adlandırıldı. <img class="aligncenter wp-image-41233 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/FXnOj5vWQAEKA7T-e1661158819484.jpg" alt="" width="631" height="498" /> Yapılan araştırmalarda, hiçbir öğrenme yüzdesinin bilimsel olarak kanıtlanamayacağını ortaya çıkmıştır. Piramitteki yüzdelerin oranlarını etkileyebilecek birçok değişken vardır. Yani Öğrenme Piramidi, Dale'in teorik çerçevesinin mantıksız bir şekilde yanlış yorumlanmasının bir sonucudur denilebilir. Bir bilgiyi öğrenmenin en iyi yolu: “Bilgiyi pasif hafızadan aktif hafızaya taşımaktır.” <strong>5. Onbin Saat Teorisi</strong> Bir alanda uzmanlaşabilmek için 10.000 saat gerektiği kuralı, uzmanlar için pek de güvenilir bir teori değildir. Bu sayının bilimsel araştırmalara dayandığını kanıtlayacak önemli bir kanıt yoktur. Bu sayı ancak bir ortalama olabilir fakat çoğu insanın ancak bunun yarısı kadar zaman harcadığı gerçeğini de bilmekte fayda var. <strong>6. Çok Çalışmak</strong> Çoğunuz çok fazla ders çalışmak diye bir şeyin doğru olduğuna inanabilirsiniz. Fakat bilim adamları bunun tam tersini iddia ediyor. Yeterli ara vermeyen öğrencilerin tükenme eğiliminde olduklarını söylüyorlar ve maalesef bu durumun sonuçlarının fiziksel ve zihinsel sağlıkları için çok zararlı olabileceği konusunda hemfikirler. İnsanlar çalışma ve öğrenme sürecinde bedensel gereksinimlerini kısıtlamamalı, sosyal faaliyetleri ve çalışma zamanları arasında orantılı bir plan yapmalıdır. Ara vermeyi öğrenmek de iyi bir başlangıç olabilir. <strong>7. Tek Bir Şeye Odaklanmak</strong> Uzmanlaşabilmek için tek bir konuya odaklanmanın doğru olduğunu düşünebilirsiniz fakat genellikle beyin çabucak sıkılır, ilgisi dağılır veya yorulur. Sürekli aynı konuya kilitlenmek yerine, bir şeyi anlamakta güçlük çekiyorsanız, başka bir şey üzerinde çalışmanız ve farklı konular üstünde vakit harcamanız sandığınızdan daha verimli bir geri dönüş sağlayabilmektedir. <strong>Test edilmiş ve etkili olduğu görülmüş bazı çalışma yöntemlerine göre ise:</strong> Aralıklı tekrarlamalar yapmak, egzersiz yapmak, daha zor olan konuları en başta çalışmak, sanki başka birine öğretecekmiş gibi öğrenmek, zaman zaman müzik dinlemek, tabletler ve ekranlar yerine basılı bir kitaptan öğrenmek, bilgileri hatırlamaya çalışmak ve tekrar etmek, aralıklarla bilginizi değerlendirmek gibi ipuçları daha doğru ve etkili bir çalışma sürecini beraberinde getirecektir.
Otoyol hipnozu veya yol hipnozu, kişinin bir motorlu taşıtı normal, güvenli bir şekilde sürdüğü, fakat bunu yaptığını hatırlamadığı trans benzeri bir durumdur. Aracınızla eve giderken eve nasıl vardığınızı hatırlamadığınız mutlaka olmuştur. Çünkü aracınızı otomatik şekilde sürdünüz ve işte bu yaşadığınız durum tam olarak yol hipnozu örneğidir. Terim ilk olarak 1921 tarihli bir makalede "yol hipnozu" olarak geçmiş, 1963’te ise "otoyol hipnozu" ismiyle GW Williams tarafından ortaya atılmıştır. 1920'lerde bazı araştırmacılar, sürücülerin gözleri açık şekilde bir tür uyku haline daldıklarını ama bu şekilde bile araçlarını normal ve güvenli olarak yönlendirmeye devam ettiklerini gözlemlediler. 1950'lerde, bazı psikologlar, aksi açıklanamayan otomobil kazalarının otoyol hipnozundan kaynaklanabileceğini öne sürdüler. <img class="aligncenter wp-image-40256 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/motion-blurred-highway-dusk-clouds-scaled-1.jpg" alt="" width="811" height="540" /> Otoyol hipnozu, otomatik kavramından ileri gelmiştir. Otomatik davranışlar, eylemleri bilinçli olarak fakat düşünmeden gerçekleştirmekle ilgilidir. Günlük aktivitelerimizi daima otomatik şekilde gerçekleştiririz. Örneğin yürürken, koşarken, bisiklet sürerken, yüzerken, örgü örerken ve bunun gibi önceden öğrenilmiş eylemleri uygularken davranışlarımız otomatiktir. Araba kullanımı da bu davranışlar gibidir. Güvenli ve normal olarak seyrine devam eden sürücü aynı anda yapılacak işlerini planlayabilir. Aslında ilk bakışta bu durum riskli gibi görünmektedir. <em><strong>"Otomatikte sürüş tehlikeli görünse de otomatiklik aslında profesyonel veya yetenekli sürücüler için bilinçli sürüşten daha üstün olabilir. Buna ‘kırkayak ikilemi-etkisi’ veya ‘Humphrey yasası’ denir.”</strong></em> George Humphrey’in yasasının çıkış noktası bir kırkayak masalıdır. Masalda bir kırkayak her zamanki gibi düzenli ve tertipli şeklide yürümesine devam ederken, oradan geçen başka bir hayvan, ona bu kadar ayakla nasıl yürüdüğünü sorar. Bu soru karşısında kırkayak, gerçekten de nasıl bu kadar ayakla bu kadar düzgün yürüdüğünü düşünür ve birden tüm ayakları birbirine dolaşır. “Kırkayağa ‘nasıl böyle yürüyorsun’ diye sormuşlar, bir daha yürüyememiş” sözü de bu hikayeden gelmektedir. Bu bağlamda Humphrey yasasına göre, sürüş eylemi üstüne çok fazla düşünmek de sürme becerisi üzerinde olumsuz etkiye neden olur. Otoyol hipnozu terimi yorgun sürüş ile sıkça karıştırılmaktadır. Yol hipnozunda sürücü, otomatik olarak çevreyi ve oluşabilecek riskleri daima beyninde tarar. Tehlikeler konusunda bilinci açıktır. Fakat yorgun sürüş, maalesef genellikle uykuyla sonuçlanabilen ve birçok kazaya sebep olan bir durumdur. <img class="aligncenter wp-image-40258 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/pages-1592208142.jpeg" alt="" width="960" height="325" /> <em><strong>“Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi'ne göre, yorgun sürüş, yılda 100.000'den fazla çarpışmaya ve yaklaşık 1550 ölüme neden oluyor.”</strong></em> Yapılan birçok çalışmada, uykusuz ve yorgun araç kullanmanın, %0,05 kan alkol seviyesinin etkisi altında araç kullanmaktan daha tehlikeli olduğunu ortaya koymuştur. Yorgun sürüşte, adeta bir tünel görüşü oluşmakta, diğer araçlar, engeller ve tehlikelere karşı bir görünmezlik bariyeri oluşturmaktadır. Bu da kazaları ve ölümleri beraberinde getirmektedir. <em><strong>Odaklanmayı ve direksiyon başında uyanık kalmayı sağlamak için:</strong></em> <ul> <li>Gün ışığında sürüş önerilmektedir.</li> <li>Kahve veya kafeinli içecekler içmek, uyarıcı etki yaparak, uyanık kalmayı sağlayabilmektedir.</li> <li>Bir şeyler yiyip içmek enerji vererek dinamik kalmanıza yardımcı olmaktadır.</li> <li>Aracı iyi ve rahat bir duruş pozisyonunda sürmek, kan akışının düzenli olmasını sağlamaktadır.</li> <li>Klimayı çalıştırmak ve aracı soğuk tutmak, kolay kolay uykuya dalmanızın önüne geçecektir.</li> <li>Sevmediğiniz şarkıları dinlemek sizi dinç tutarak, zihninizin fazla rahatlamasını önleyecektir.</li> <li>Mola vermek ve dinlenmek de dikkatinizi tekrar toparlayabilmenize olanak sağlamaktadır.</li> </ul> <h6>(Kaynak: Williams, GW (1963). "Otoyol Hipnoz". Uluslararası Klinik ve Deneysel Hipnoz Dergisi, <cite>Peters, Robert D. "Kısmi ve Tam Uyku Yoksunluğunun Sürüş Performansı Üzerindeki Etkileri", ABD Ulaştırma Bakanlığı, Şubat 1999.)</cite></h6>
<em><strong>Kullanım amacına bağlı olarak tercih edilen havai fişekler, birçok ağır metal, kükürt ve kömür bileşikleri ile diğer zararlı kimyasallar içeren duman ve toz üretmektedirler.</strong></em> Birçok kutlamada kullanılan havai fişekler etrafa saçılmakta, su kaynaklarını kirletmekte ve maalesef bu gösterişli kutlamalardan sonra, fişeklerden kaynaklanan serpinti, çeşitli zehirli kirleticileri içerdiğinden tüm canlıların sağlığına zarar vermektedir. <em><strong>“Çeşitli kaynaklar, havai fişeğin 2000 yıl kadar önce keşfedildiğini söylerken, bazılarına göre ise 9. yüzyılda Song hanedanlığı (960-1279) zamanında bulunmuştur.”</strong></em> Yaklaşık 2000 yıl önce Çin’de şeytani ruhların kovulması amacıyla ortaya çıkmış ve kara barut icadının bir uzantısı olarak keşfedilmiştir. İtalyan’lar ise kara barutu havai fişek üretiminde kullanan ilk Avrupalılardır. Çin günümüzde hala en büyük havai fişek üreticisidir. “Örneğin baryum; zehirli ve radyoaktif olmasına rağmen havai fişek gösterilerinde parlak yeşil renkler elde etmek için, bakır bileşikleri; kanserle bağlantılı dioksin içermelerine rağmen, mavi renk elde etmek için kullanılır. Kadmiyum, lityum, antimon, rubidyum, stronsiyum, kurşun ve potasyum nitrat da bir dizi solunum ve diğer sağlık sorunlarına neden olabilmelerine rağmen farklı etkiler yaratmak için yaygın olarak kullanılır.” ABD’de her 4 Temmuz’da Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'ni anmak için düzenli olarak kutlanan Amerikan Bağımsızlık Günü’nde kullanılan havai fişekler sonrasında, 300 izleme istasyonunda hava kalitesini inceleyen bir araştırma; ince partikül maddenin 4 Temmuz'da önceki ve sonraki günlere kıyasla %42 arttığını bulmuştur. Bu araştırma sonucunda, yalnızca havai fişeklerden çıkan tozun ve kurumun bile, solunum problemlerine yol açmaya yeterli olduğunu kanıtlamıştır. The Ecologist'e göre, 2000 yılındaki milenyum kutlamaları tüm dünya çapında, büyük bir çevre kirliliğine neden olmuştur. Çoğu bölgenin üzerindeki gökyüzünü “kanserojen, kükürt bileşikleri ve arsenik” ile doldurarak, fişek kullanımının verdiği zararı global anlamda da gözler önüne sermiştir. <img class="aligncenter wp-image-39970 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/havai-fisek-duvar-kagidi-2048x1536-2405_26-scaled-1.jpg" alt="" width="720" height="540" /> Fişeklerde kullanılan kimyasal ve ağır metaller çevreye saçıldığı gibi genellikle su kaynaklarının kirlenmesine ve hatta asit yağmurlarına neden olurlar. Çıkardığı fiziksel çöp ise kilometrelerce taşınarak büyük su kütlelerinde birikir. Bu gibi nedenlerle ABD’de Temiz Hava Yasası kapsamında belirli bölgelerde havai fişek kullanımına kısıtlamalar getirilmiştir. Yine aynı nedenlerle Walt Disney Company, havai fişek fırlatmak için barut yerine çevreye zarar vermeyen basınçlı hava kullanan yeni teknoloji çalışmalarına öncülük etmiştir. Yapılan çalışmalarda, havai fişek patlamalarının 200 desibele kadar gürültü yaptığı belirlenmiştir. İnsan ve diğer canlıların kulağına zarar verecek derecede olan bu gürültü, üreme dönemindeki canlıların yuvalarını terk etmesine, bazı hayvan popülasyonlarında azalmaya; özellikle kuşların göç esnasında yön kaybı yaşamasına ve bazen de yanmalarına sebep olmaktadır. Sağlıklı bir ekosistem için, bilinçsizce kullanılmaması ve bu tür havai fişeklere, tüm dünyada yerel yönetimler tarafından kısıtlama getirilmesi oldukça elzemdir.
<strong>İnsanlar neden diğer primatlardan daha fazla ses kontrolüne sahip? </strong><strong>Yeni araştırmalara göre, insanın konuşma yeteneği, onlarca primat türünün sahip olduğu gırtlağın, kısmen kaybedilmesine bağlı olabilir.</strong> Bazı çalışmalar, insanların ses tellerinin yakınında ses zarlarının olmadığını gösterdi. İnsanlarda ses üretmek için titreşen ses telleri, kaslar veya gırtlak vardır. Ancak, incelenen tüm diğer primatların aksine, insanlarda ses zarları adı verilen ses tellerinin üzerinde küçük doku parçaları yoktur. Araştırmacıların 12 Ağustos Science dergisinde bildirdiğine göre, bu benzersiz insan özelliği, konuşulan dilin yapı taşları olan sesleri üretmek için insanların seslerini kontrol etmelerine yardımcı oluyor. Vokal zarlar ise klarnetteki bir kamış gibi hareket ederek bazı hayvanların yüksek sesle ve tiz bağırmasını kolaylaştırıyor. Örneğin uluyan maymunların delici çağrıların tizlik gibi. Araştırmacılar, 43 farklı primat türünde ses zarlarını aramak için MRI ve BT taramalarını kullandılar ve gördükleri karşısında şaşırdılar: İnsanlar dışındaki tüm primatlarda doku vardı. Japonya Kyoto Üniversitesi'nden paleontolog Takeshi Nishimura, ses zarları kaybının "insan evriminde çok büyük, çok devrimci bir olay" olacağını söylüyor. <img class="aligncenter wp-image-39532 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/D01xvgwW0AMsEvE.jpg" alt="" width="960" height="540" /> Primatlar çoğunlukla aynı temel yolla ses çıkarırlar. Ses dalgaları oluşturmak için gırtlaktaki kasları titreştirirken ciğerlerindeki havayı dışarı iterler. Nishimura'nın ekibi, ses zarlarının oynadığı rolü anlamak için şempanzelerde, al yanaklı makaklarda ve sincap maymunlarında çalışan primat ses kutularının videolarını inceledi. Araştırmacılar ayrıca, doğal sebeplerden ölen makak ve şempanzelerden gırtlak aldılar ve parçaları tüplere monte ederek, ses tellerinin ve zarların nasıl tepki vereceğini görmek için havayı gırtlaklardan geçirdiler. Her iki deneyde de gırtlaklar, perdede genellikle çılgınca dalgalanan sesler çıkardı. Nishimura'nın ekibi, bunun; bir hayvanın hem ses zarlarına hem de ses tellerine sahip olduğunda gerçekleştiğini buldu. Ekip, insanların ses zarlarına sahip olmadığı için, genellikle diğer primatlardan daha kararlı sesler çıkardığımız sonucuna varıyor. Ağzımız ve dilimiz, bu sabit tonları daha sonra dilin dayandığı karmaşık seslere dönüştürebilir. İnsanları diğer primatlardan daha anlamlı kılan tek şey ses zarlarının kaybı değildir elbette. Anatomik farklılıkların ötesinde, insanların dil evrimini yönlendirmeye yardımcı olabilecek belirli genleri vardır ve belki de en önemlisi, insan beyni, bize konuşmamız üzerinde daha fazla kontrol sağlayacak şekilde, diğer primatlardan farklı şekilde yapılandırılmıştır.
<strong>Video oyunları oynamak fayda sağlayabilir mi?</strong> İnsanlar genellikle video oyunlarını tembellik, kafa dinlendirmece, gerçeklerden kaçma ile ilişkilendirir ve ebeveynler, video oyunlarının çocuklarını daha az zeki yapacağından endişe ederler. Evli çiftlerde ise durum biraz daha karmaşıktır; eşlerden biri tüm boş zamanlarını bir joystick ile geçirmeyi seçtiğinde bile ayrılıklar kaçınılmaz olabilmektedir. Ama aslında, doğru kullanıldığında video oyunları bizi sadece daha akıllı değil, aynı zamanda daha mutlu da yapabilir. Çünkü video oyunlarının mevcut gerçekliğimizle daha çok ortak noktası var. Hayatın zorluklarını beklediğimizden daha iyi simüle ederler. Oyun teorisinin önde gelen savunucularından Brian Sutton-Smith, her olasılığı biyoloji, psikoloji, metafizik, matematik ve sosyolojiye kadar birçok disiplinde önerildiği, ayrıntılandırıldığı ve tartışıldığı şekliyle değerlendirirken, oyunları gelişim için bir kaynak olarak gören ilk kişiydi. Hayatı boyunca oyun oynamanın psikolojik yönlerini araştırdı. 20. yüzyılın ortalarında eğlencenin çocukları ve yetişkinleri nasıl etkilediğini araştırmasıyla ünlendi. Sutton-Smith, insanların oyun oynarken güçlü olumlu duygular yaşadıklarını ve daha özgüvenli hale geldiklerini ve yetişkinlerin, çocukların nasıl oynadığını gözlemleyerek önemli dersler alabileceklerini savundu. Ayrıca Brian Sutton-Smith, oyun oynamayı depresyon tedavisi olarak gören ilk kişiydi. Oyunların duygusal sağlık üzerinde olumlu etkisi olduğu düşünmekteydi. Buna dayanarak günümüzde bazı oyunlar depresyonu tedavi edici şekilde geliştirilmiştir. American Journal of Play'in güz sayısında (Güz 2014), araştırmacılar Adam Eichenbaum, Daphne Bavelier ve C. Shawn Green tarafından video oyunlarının algı gibi temel zihinsel süreçler üzerindeki kalıcı olumlu etkilerinin kanıtlarını bulan son araştırmaları özetleyen bir makale bile yer alıyor. <img class="aligncenter wp-image-38914 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/en-iyi-oyunlar-pc-bilgisayar-oyunlari.jpg" alt="" width="928" height="540" /> <strong>Video oyunları oynayarak kazanılan zihinsel ve fiziksel faydalar:</strong> <ul> <li>Görsel kontrasta daha duyarlı hale gelirsiniz.</li> <li>Çoklu görev becerilerinizi geliştirirsiniz.</li> <li>Çakışan görevler arasında daha az hatayla geçiş yapmayı öğrenirsiniz.</li> <li>İşle ilgili becerileriniz (dikkat, el-göz koordinasyonu, çalışma belleği ve karar verme) gelişir.</li> <li>Kafa karıştıran bir alan arasında belirli bir hedefi hızlı bir şekilde ayırt etmeyi öğrenirsiniz.</li> <li>Birkaç hareketli nesneyi takip etme yeteneğinizi güçlendirirsiniz.</li> <li>Daha az dürtüsel olmayı öğrenirsiniz.</li> <li>Video oyunları yaşlı insanlarda zihinsel gerilemeyi azaltır.</li> <li>Ambliyopi veya “göz tembelliği” (genellikle çocukluk döneminde bir gözün işlevini yitirmesiyle ortaya çıkan bir hastalık) başarıyla tedavi edilir.</li> <li>Video oyunları oynamak, yetersiz görsel dikkatten kaynaklanan bir durum olan disleksiyi tedavi edebilir.</li> <li>Video oyunları motivasyonu artırır.</li> </ul> <img class="aligncenter wp-image-38915 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/siddet_icerikli_video_oyunlari.jpg" alt="" width="908" height="540" /> <strong>Video oyunlarında bilişsel işlevler:</strong> <strong>Mantık:</strong> Tüm oyunlar neden-sonuç ilişkilerine dayanır. <strong>Hafıza:</strong> Oyunda başarılı olmak için kuralları, yerleri, görevleri ve açıklanan deneysel sonuçları ezberlemeniz gerekir. Veri miktarı oldukça çoktur. <strong>Konsantrasyon:</strong> Mesajlar, reklamlar ve sosyal medya, derslerinize konsantre olmanızı neredeyse imkansız hale getiriyor. Ancak video oyunlarında dikkatiniz dağılmadan görevinize katılmanız kaçınılmazdır. <strong>Stratejik düşünmek:</strong> Gerçek hayatta olduğu gibi oyunlarda da kaynaklar sınırlıdır ve ihtiyaçlar sonsuzdur. Video oyunları oynamak size kaynaklarınızı nasıl akıllıca kullanacağınızı öğretir. <strong>Hızlı karar verme dürtüsü:</strong> Bazen saniyeler süren tereddüt, size bir saatlik oyun süresine mal olabilir. İyi oynamak için baskı altında hızlı kararlar vermeyi öğrenebilirsiniz. Oyunlar, güven kazanmanıza ve riskli kararları denemenize yardımcı olur. <strong>Çoklu görevler:</strong> Bir oyun sırasında, karakterinizin yaşam seviyesini ve hareketlerini göz önünde bulundurarak düşmanlara dikkat etmeniz gerekir. <strong>El-göz koordinasyonu:</strong> Oynarken elleriniz joystick'i veya klavyeyi hareket ettirir ve gözleriniz ekranı izler. Elleriniz hem görsel hem de sesli sinyallere yanıt vermelidir. Yani koordinasyonunuz ne kadar iyi olursa, puanınız o kadar yüksek olur. <strong>Dil becerileri:</strong> Oyunların kuralları, diyalogları ve hikayeleri genellikle önceden yazılmıştır. Konuyu takip etmek için okumanız, dinlemeniz veya her ikisini birden yapmanız gerekir, bu da onu yabancı dil bilginizi geliştirmek için mükemmel bir yol haline getirebilir. Oyunların çoğu, oyuncularından bir miktar yaratıcılık gerektirir ve oyun oynamanın sadece bilişsel yetenekleri değil, aynı zamanda yaratıcı düşünmeyi de olumlu yönde etkileyebileceği kanıtlanmıştır. Figüratif düşünme, hayal gücü, görsel yetenek, risk alma eylemlerinin tümü yaratıcı olmakla ilişkilidir. Duygusal zeka üzerinde ise, özgüven, stres direnci, olumsuzluklarla başa çıkma yeteneği kazanımı etkileri vardır. <img class="aligncenter wp-image-38917 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/333420-2.jpg" alt="" width="960" height="540" /> <strong>Hangi oyunlar duygusal, bilişsel, yaratıcılık ve psikolojik yönden faydalı olabilir?</strong> Aksiyon oyunları, strateji oyunları, sürüş ve pilotaj oyunları, hayatta kalma oyunları, bulmaca ve görev oyunları, gerçek zamanlı strateji oyunları, spor oyunları, simülasyon ve yap-boz oyunları gibi başlıkları tercih etmek eğlenirken fayda sağlamamıza yardımcı olabilir. Peki siz en çok hangi oyunları seviyor ve oynuyorsunuz?
<em><strong>Murphy Kanunları Nedir?</strong></em> Amerikalı bir mühendis olan Edward A. Murphy Jr. “Başarısızlıklar ve hata kaynaklarının karmaşık sistemlerde incelenmesi” ilkesine dayanan bazı özdeyişler ortaya koymuştur. Bunların tümüne birden Murphy Kanunları denilmektedir. <em><strong>Nasıl Ortaya Çıkmıştır?</strong></em> 1949’da ABD Hava Kuvvetleri’nde roketler ve ivmelenme üzerine çalışmalar yapan Murphy, çok pahalı bir deney esnasında; sıra algılayıcıların kablolanmasına gelindiğinde, “İnsan bedeninin en fazla ne kadar ivmeye dayanabileceğini bulmayı sağlaması” gereken bir mühendisin sürekli hatalı bağlamalar yaparak bir türlü sonuca gidemediğini gözlemliyor ve görevli için ilk defa “Bir işi yanlış yapmanın bir yolu varsa bu adam onu mutlaka bulur” diyor. MX981 isimli çarpışma testi projesi toplantısında ise John Strapp “Yıllardır yaptığımız testlerin güvenle devam etmesi Murphy Kanunları'nı görmezden gelmemizden ötürü yaşanmakta” diyerek bu basın toplantısı ile Murphy Kanunları’nın büyük bir yankı bulmasına neden oluyor. Bu esprili görünen fakat temeli 'sibernetik' kanunlara dayanan bir kanunlar bütünüdür. Sibernetik; tüm canlı ve cansız karmaşık sistemlerin denetlenmesi ve yönetimini inceleyen bilim dalıdır. Güdüm bilimi olarak da bilinmektedir. Yani bu sistemsel kuram aslında, fen bilimleri ve matematiksel kanunlardan beslenir. Murphy Yasaları en genel şekli ile <em><strong>“Meydana gelecek bir olayda, kaos ve karmaşa düzenden daha olasıdır”</strong> </em>der. Bu kanunlarda, olumsuzluk temel alınmış gibi görünse de gerçekçilik baz alınmıştır. <img class="aligncenter wp-image-36569 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/1055167388_0_0_1280_720_1920x0_80_0_0_fbb0ec9a71a205c140f31c3631d32217.jpg" alt="" width="960" height="540" /> 1958 yılında Webster'in sözlüğünde de yer almayı başaran Murphy Kanunları önce ABD’de sonra tüm dünyada geniş kitlelere ulaşmış ve New York'ta Harvey Hutter tarafından bir kitap haline getirilmiştir. <em><strong>Murphy Kanunları’ndan Bazıları</strong></em> "Bir şeyin ters gitme olasılığı varsa, ters gidecektir." "Bir şeyin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç doğuracak şekilde ters gidecektir." "Bir şeyin ters gidebileceği olasılıkları engelleseniz bile, anında yeni bir olasılık ortaya çıkacaktır." <img class="aligncenter wp-image-36570 size-full" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/coffee-pot-4781451_1920.jpg" alt="" width="810" height="540" /> "Bir şeyin olma olasılığı, isteme olasılığı ile ters orantılıdır." "Er ya da geç olası en kötü koşullar zincirlemesi vuku bulacaktır." "Ne zaman bir şeyden vazgeçseniz, vazgeçtiğiniz o şey size geri gelir." "Olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekir." "Ne kadar beklersen bekle istenmediği zaman gelecektir." "Çözülen her problem yeni problemler yaratır." "Her şey yolunda gidiyorsa, kesin bir terslik vardır." "Bir şeyle fazla oynarsanız, onu bozarsınız." "Bütün bir dönem kusursuz çalışan hesap makinesinin, matematik sınavında pili biter.” "Hiçbir şey göründüğü kadar kolay değildir." <img class="wp-image-36571 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/istockphoto-1185571058-612x612-1.jpg" alt="" width="612" height="408" /> "Piyangoda para kazandığınız gün, ölümünüze fazla kalmamıştır." "Bir şeyi anlayamıyorsanız, içgüdüsel olarak doğrudur." “Yere düşen her şey ulaşılması en zor köşeye yuvarlanır.” “Dünyada nüfus sürekli artar ama toplam zeka sabit kalır.” “Yanlış numara çevirdiğinde çevrilen numara kesinlikle meşgul değildir.” "Bir kişiye "Masa boyalı, sakın değme!" derseniz, size inanmadan önce mutlaka masaya dokunacaktır." "Anlattığın bir şeyin dinlenme ihtimali, anlatma isteğinle ters orantılıdır.” Murphy Kanunları adı altında yayılmış olan kanunların yalnızca bir bölümü Murphy’e aittir. Zamanla birçok söz, özdeyiş ve kanun anonim bir hal almış, genişletilmiş, kendisine mal edilmiştir.
<em><strong>"Ben Orhan Veli</strong></em> <em><strong>'Yazık oldu Süleyman Efendiye'</strong></em> <em><strong>Mısra-i meşhurunun mübdii...</strong></em> <em><strong>Duydum ki merak ediyormuşsunuz,</strong></em> <em><strong>Hususi hayatımı,</strong></em> <em><strong>Anlatayım:</strong></em> <em><strong>Evvela adamım, yani</strong></em> <em><strong>Sirk hayvanı falan değilim.</strong></em> <em><strong>Burnum var, kulağım var,</strong></em> <em><strong>Pek biçimli olmamakla beraber.</strong></em> <em><strong>Bir evde otururum,</strong></em> <em><strong>Bir işte çalışırım.</strong></em> <em><strong>Ne başımda bulut gezdiririm,</strong></em> <em><strong>Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.</strong></em> <em><strong>Ne İngiliz kralı kadar</strong></em> <em><strong>Mütevaziyim,</strong></em> <em><strong>Ne de Celâl Bayar'ın</strong></em> <em><strong>Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.</strong></em> <em><strong>Ispanağı çok severim</strong></em> <em><strong>Puf böreğine hele</strong></em> <em><strong>Biterim</strong></em> <em><strong>Malda mülkte gözüm yoktur.</strong></em> <em><strong>Vallahi yoktur.</strong></em> <em><strong>Oktay Rıfat'la Melih Cevdet'tir</strong></em> <em><strong>En yakın arkadaşlarım.</strong></em> <em><strong>Bir de sevgilim vardır pek muteber;</strong></em> <em><strong>İsmini söyleyemem</strong></em> <em><strong>Edebiyat tarihçisi bulsun.</strong></em> <em><strong>Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,</strong></em> <em><strong>Meşgul olmadığım ehemmiyetsiz</strong></em> <em><strong>Sadece üdeba arasındadır.</strong></em> <em><strong>Ne bileyim,</strong></em> <em><strong>Belki daha bin bir huyum vardır.</strong></em> <em><strong>Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya?</strong></em> <em><strong>Onlar da bunlara benzer.”</strong></em> Kendisini böyle anlatıyor 13 Nisan 1914 doğumlu Orhan Veli Kanık. Arkadaşları Melih Cevdet ve Oktay Rıfat ile birlikte Garip akımının kurucusu olan Kanık, Türk şiirinde Orhan Veli olarak tanınmıştır. Şair, yaşadığı dönem boyunca şiir tarzı dolayısı ile çok sert eleştirilere maruz kalmış, şiirin kalıplarından sıyrılarak sokak dilini kullanmış, şiiri sokağa taşıyarak kendine özgü bir söyleyiş edinmiş ve 36 yıllık kısacık ömrüne şiirlerinin yanı sıra, hikayeler, makaleler, çeviriler de sığdırmıştır. Yalın bir anlatım benimsemiş, şiirde hece ve aruz ölçülerini kullanmayı reddetmiştir. Arkadaşları ile çıkardıkları Garip isimli şiir kitabı ile garip akımının doğmasına sebep olmuş, 1940-1950 yılları arasında Cumhuriyet dönemi şiirinde de büyük etki yaratmıştır. <em><strong>“…Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,</strong></em> <em><strong>kelimelerinse kifayetsiz olduğunu</strong></em> <em><strong>Bu derde düşmeden önce.”</strong></em> Orhan Veli’nin şiiri, yalın anlatımıyla okuyanı hemen sarıvermekte, tanımlamaları içten, dili kuvvetlidir. <em><strong>“Kafamda bir çocuk var, meraksız.”</strong></em> Ankara'da PTT Umum Müdürlüğü, Telgraf İşleri Reisliği de yapan Orhan Veli, Varlık dergisinde ve Mehmet Ali Sel mahlası ile şiirler de yayınlamıştır. Garip seçkisinin yayınlanmasının ardından, en çok Kitabe-i Seng-i Mezar şiirindeki "Yazık Oldu Süleyman Efendi'ye" mısrası üzerinde durulmuştur. Kimi kesim tarafından eleştiri oklarına tutulmuş, kimlerince övgü ile bahsedilmiş ve tüm bunlar neticesinde akıllara kazınmıştır. <em><strong>“Hiçbir şeyden çekmedi dünyada</strong></em> <em><strong>Nasırdan çektiği kadar;</strong></em> <em><strong>Hatta çirkin yaratıldığından bile</strong></em> <em><strong>O kadar müteessir değildi;</strong></em> <em><strong>Kundurası vurmadığı zamanlarda</strong></em> <em><strong>Anmazdı ama Allah'ın adını,</strong></em> <em><strong>Günahkâr da sayılmazdı.</strong></em> <em><strong>Yazık oldu Süleyman Efendi’ye.”</strong></em> Kanık, gündelik sorunların peşinde koşan, toplum eleştirisi yapmaktan geri çekilmeyen, şiirlerinde cesurca durum tespiti yapan bir şair olmuştur her zaman. <em><strong>“Cep delik cepken delik</strong></em> <em><strong>Yen delik kaftan delik</strong></em> <em><strong>Don delik mintan delik</strong></em> <em><strong>Kevgir misin be kardeşlik.”</strong></em> Şiirlerinde aşk ve cinsellik temalarını da işlemiş, yaşama sevincine de sıkça yer vermiştir. <em><strong>“Beni bu güzel havalar mahvetti,</strong></em> <em><strong>Böyle havada istifa ettim</strong></em> <em><strong>Evkaftaki memuriyetimden.</strong></em> <em><strong>Tütüne böyle havada alıştım,</strong></em> <em><strong>Böyle havada aşık oldum;</strong></em> <em><strong>Eve ekmekle tuz götürmeyi</strong></em> <em><strong>Böyle havalarda unuttum;</strong></em> <em><strong>Şiir yazma hastalığım</strong></em> <em><strong>Hep böyle havalarda nüksetti;</strong></em> <em><strong>Beni bu güzel havalar mahvetti.”</strong></em> 14 Kasım 1950’de vefat eden Kanık, 10 Kasım’da Ankara’da bir belediye çukuruna düşüp başından yaralanmış, iki gün sonra İstanbul’a dönmüştür. Fakat tekrar fenalık geçirip hastaneye kaldırıldığında beyin kanaması geçirdiği sonradan anlaşılan şair, Cerrahpaşa Hastanesi’nde hayata veda etmiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar, Kanık'ı hastanede ziyaret etme fırsatı bulmuş ve bu olayı şöyle anlatmıştır: “Daha orta mektebin birinci sınıfında talebem olan Orhan'ı Cerrahpaşa Hastanesi'nde son defa oksijen çadırının altında yarı çıplak, güçlükle nefes alır ve o kadar güzel hayallerin yakaladığı dünyamızı yalnız akı görünen gözlerinden boşanırken gördüğüm günü hiçbir zaman unutamam. Şiirimize tatlı anlaşmazlığı ve lezzeti getiren zeka, kendisi olmaktan çıkmıştı.” Aşiyan Mezarlığı’na defnedilen şairin mezarı, 2020 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilmiştir.
<strong>İnsanlar, bilim adamlarının düşündüğü kadar ısıyı kaldıramayabilirler! Eğer bu doğruysa, milyonlarca insan beklenenden daha erken şekilde, tehlikeli sıcaklık riski altında olabilir.</strong> “Portekiz ve İspanya'daki aşırı sıcaklar ve orman yangınları nedeniyle 2 binden fazla kişi öldü. İngiltere'den Japonya'ya yüksek sıcaklık rekorları kırıldı. Serinlemeyen geceler...” Acımasız ısı dalgaları hızla 2022 yazının ayırt edici özelliği haline geliyor. Ve iklim değişikliği sıcaklığı artırmaya devam ederken, bilim adamları insanların aşırı sıcaklıklara karşı direncinin sınırlarını anlamak için hızla çalışıyorlar. Son araştırmalar, insanlarda ısı stresi toleransının, önceden düşünülenden daha düşük olabileceği yönünde. Buna göre, milyonlarca insan beklenenden daha kısa sürede tehlikeli sıcaklıklara yenik düşme riski altında olabilir. Oregon Portland Eyalet Üniversitesi'nde çevre planlama ve iklim adaptasyonu araştırmacısı olan Vivek Shandas, "Vücutlar sıcaklık değişikliklerine belirli bir süre boyunca alışma yeteneğine sahiptir" diyor. Shandas, jeolojik zaman boyunca insanların maruz kaldığı birçok iklim değişikliği olduğunu söylüyor. <strong>“Ama bu değişimlerin çok daha hızlı gerçekleştiği bir zamandayız.”</strong> 2022'nin henüz yarısında bile, sıcak hava dalgaları birçok ülkeyi kasıp kavurdu. Sıcaklık güney Asya'ya erken geldi. Mart ayında Hindistan'ın Wardha kentinde 45°C (113° Fahrenheit) yüksek bir sıcaklık görüldü; Pakistan'ın Nawabshah kentinde kaydedilen sıcaklıklar ise 49,5°C'ye (121.1°F) yükseldi. Avrupa'da Haziran ayında başlayan ve Temmuz ayına kadar devam eden aşırı sıcaklık uyarıları, yükselen sıcaklıklar kuraklığı şiddetlendirdi ve orman yangınlarına yol açtı. Birleşik Krallık, İngiliz Coningsby köyünde sıcaklıkların 40.3 ° C'ye ulaştığı 19 Temmuz'daki en sıcak rekorunu kırdı. Fransa'da yangınları alevlendiren sıcak, binlerce kişiyi evlerinden tahliye etmeye zorladı. Haziran, Japonya'ya rekorların tutulmaya başladığı 1875'ten bu yana en kötü sıcak hava dalgasını getirdi ve ülkenin şimdiye kadar kaydedilen en yüksek sıcaklığı olan 40,2°C'ye ulaştı. Çin'in Şanghay'dan Chengdu'ya kadar olan kıyı mega kentleri, Ocak ayında sıcak dalgaları tarafından dövüldü. Temmuz ayında bölgedeki sıcaklıklar da 40°C'nin üzerine çıktı. Amerika Birleşik Devletleri'nde ise Haziran ve Temmuz aylarında Ortabatı, Güney ve Batı'yı bir dizi sıcak hava dalgası etkisi altına aldı. Sıcaklıklar North Platte, Neb.'de 42°C'ye ve Phoenix'te 45.6°C'ye yükseldi. <img class="aligncenter wp-image-34768 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/un_kuresel_isinma_manset.jpg" alt="" width="835" height="540" /> “Bilim adamları uzun zamandır insan kaynaklı iklim değişikliğinin ısı dalgalarının oluşumunu artıracağını tahmin ediyor. Küresel olarak, insanların aşırı sıcağa maruz kalması 1983'ten 2016'ya, özellikle Güney Asya'da üç katına çıktı.” “Isı zaten insan sağlığına giderek daha fazla zarar veriyor. Genellikle ölümcül olan ısı kramplarına, ısı bitkinliğine ve sıcak çarpmasına neden olabiliyor. Dehidrasyon, böbrek ve kalp rahatsızlıklarına neden olabilirken, aşırı ısı, davranış biçimimizi bile değiştirebilir, saldırganlığı artırabilir ve odaklanma yeteneğimizi azaltabilir.” <strong>Serin kalmak</strong> İnsan vücudunun fazla ısısını atmasının ve vücudun çekirdeğini yaklaşık 37°C (98.6°F) optimum sıcaklıkta tutmasının çeşitli yolları vardır. Kalp daha hızlı pompalar, cilde ısı taşıyan kan akışını hızlandırır. Cildin üzerinden geçen hava, bu ısının bir kısmını dışarı atabilir. Evaporatif soğutma - terleme - aynı zamanda yardımcı olur. Ancak insanların ne kadar ısıya dayanabileceğinin bir sınırı var. 2010 yılında, bilim adamları teorik ısı stresi sınırının 35°C'lik bir "ıslak termometre" sıcaklığında olduğunu tahmin ettiler. Yaş termometre sıcaklıkları, bir termometre ile ölçülen nem ve "kuru termometre" hava sıcaklığının bir kombinasyonuna bağlıdır. Bu değişkenler, bir yerin ıslak termometre sıcaklığına farklı şekillerde 35°C'ye ulaşabileceği anlamına gelir. Penn State'te iklim bilimcisi Daniel Vecellio, vücut üzerindeki ısı stresini düşünürken bilim adamlarının ıslak termometre sıcaklıklarını kullandıklarını çünkü bu sıcaklıkların belirli bir iklimde buharlaşma yoluyla ne kadar soğutmanın mümkün olduğunun bir ölçüsü olduğunu söylüyor. Vecellio, "Hem sıcak/kuru hem de sıcak/nemli ortamlar eşit derecede tehlikeli olabilir" diyor ve vücudun farklı soğutma stratejileri burada devreye giriyor. Dış sıcaklığın cilt sıcaklığından çok daha sıcak olabileceği sıcak, kuru alanlarda, insan vücudunun soğuması için tamamen terlemeye güvendiğini söylüyor. Hava sıcaklığının aslında cilt sıcaklığından daha soğuk olabileceği (ancak nem onu olduğundan daha sıcak görünmesine neden olur) sıcak, nemli bölgelerde vücut o kadar verimli terleyemez. Bunun yerine, cilt üzerinden geçen daha soğuk hava ısıyı uzaklaştırabilir. <img class="aligncenter wp-image-34767 size-full" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/kanadada-asiri-sicaklar-yuzlerce-can-aldi_3353.jpg" alt="" width="960" height="540" /> <strong>Çok sıcak, ne kadar sıcak?</strong> Vücudun soğutma sisteminin karmaşıklığı ve insan vücudunun çeşitliliği göz önüne alındığında, herkes için ısı stresi için gerçekten tek bedene uyan tek bir eşik sıcaklık yoktur. Vecellio "Kimsenin vücudu yüzde 100 verimlilikle çalışmaz" diyor. Farklı vücut ölçüleri, terleme yeteneği, yaş ve bölgesel iklime alışma gibi faktörlerin hepsinin bir rolü vardır. Yine de, son on yılda, bu teorik yaş termometre 35°C sayısı, insanların artık vücut sıcaklıklarını düzenleyemediği nokta olarak kabul edildi. Ancak Vecellio ve meslektaşları tarafından yapılan son laboratuvar temelli araştırmalar, insan ısı stresi için genel, gerçek dünya eşiğinin genç ve sağlıklı yetişkinler için bile çok daha düşük olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar, çeşitli kontrollü iklimlerde, yaşları 18 ile 34 arasında değişen iki düzine denekte ısı stresini izlediler. Bir dizi deneyde ekip, bir ortam odası içindeki nem ve sıcaklık koşullarını değiştirdi, bazen nemi değiştirirken sıcaklığı sabit tuttu ve bazen de tam tersi oldu. Denekler, minimum açık hava aktivitesini simüle etmek için, bir koşu bandında yürümek veya bir bisiklet üzerinde direnç göstermeden yavaşça pedal çevirmek için oda içinde kendilerini zorladı. 1.5 ila 2 saat süren bu deneyler sırasında araştırmacılar, deneklerin cilt sıcaklıklarını kablosuz problar kullanarak ölçtüler ve deneklerin yuttuğu küçük bir telemetri hapı kullanarak çekirdek sıcaklıklarını değerlendirdiler. Ekip, sıcak ve nemli koşullarda, çalışmadaki deneklerin 30° veya 31°C'ye yakın yaş termometre sıcaklıklarında ısı stresini tolere edemediğini tahmin ediyor. Vecellio, bu sonuçların, insanların gerçek dünya ısı ve nem koşullarında neye dayanabileceğini anlamak için yapılacak çok daha fazla iş olduğunu, ancak eşiğin düşünülenden çok daha düşük olabileceğini gösterdiğini düşünüyor. Ona göre, kendilerini zorlaması gereken açık hava çalışanları, yaşlılar veya çocuklar için ısı stresi eşiklerinin daha düşük olması beklenir. Daha fazla risk altındaki insanlar için laboratuvar sınırlarının değerlendirilmesi, Vecellio ve meslektaşlarının devam eden çalışmalarının konusudur. İnsan vücudunun ısı stresine toleransı genellikle bilim adamlarının fark ettiğinden daha düşükse, bu, milyonlarca insanın en ölümcül ısıdan bilim adamlarının fark ettiğinden daha erken risk altında olacağı anlamına gelebilir. 2020 itibariyle, dünya çapında yaş termometre sıcaklıklarının 35°C'ye ulaştığına dair çok az rapor vardı ancak iklim simülasyonları, yüzyılın ortasına kadar Güney Asya ve Orta Doğu'nun bazı bölgelerinde sınırın düzenli olarak aşılabileceğini gösteriyor. Son yirmi yıldaki en ölümcül ısı dalgalarından bazıları daha düşük yaş termometre sıcaklıklarındaydı: Ne tahminen 30.000 ölüme neden olan 2003 Avrupa ısı dalgası ne de 55.000'den fazla insanı öldüren 2010 Rus ısı dalgası, yaş termometre sıcaklıklarını aştı. <strong>İnsanları korumak</strong> “Toplulukların ısıya karşı direncini artırmanın bir yolu, ısı dalgalarını diğer doğal afetler gibi ele almak olabilir. Bunlara isim ve şiddet dereceleri vermek de dahil.” Yetkililer, ısı dalgalarını kasırga gibi adlandırarak, vatandaşların aşırı sıcakların tehlikeleri konusundaki farkındalığını artırmayı umuyorlar. Isı dalgası sıralamaları, şehirlerin müdahalelerini olayın ciddiyetine göre uyarlamalarına da yardımcı olabilir. Altı şehir şu anda sistemin etkinliğini test ediyor. Bunlardan dördü Amerika Birleşik Devletleri'nde olmakla birlikte diğerleri, Atina, Yunanistan ve Sevilla, İspanya'da. 24 Temmuz'da, 42°C'ye yaklaşan sıcaklıklarla Sevilla, Isı Dalgası Zoe için alarm veren, resmi olarak bir ısı dalgası adı verilen dünyada ilk şehir oldu ve 2022, dünya çapında sıcaklık rekorlarını kırmaya devam ediyor.
<strong>Yeni bir teknoloji ile hastalık tespitinde insan gözyaşının kullanılabileceği açıklandı.</strong> Bilim adamları 20 Temmuz'da ACS Nano'da sadece birkaç damlayla, yeni bir teknikle göz hastalıklarını ve hatta diyabet belirtilerinin tespit edilebileceğini açıkladı. Bu çalışmaya göre gözyaşı damlalarındaki mikroskobik parçacıklar vücutta neler olup bittiğine dair bilgi verebilir ve insan gözyaşları bir dizi faydalı bilgi taşıyabilir. Çin'deki Wenzhou Tıp Üniversitesi'nde biyomedikal mühendisi olan Fei Liu, “Hastalığı tespit etmek için gözyaşı kullanma potansiyelini göstermek istedik” diyor. Damlacıkların bilim adamlarının tüm vücuda bakması için bir pencere açabileceğini ve bir gün insanların gözyaşlarını evde hızla test etmesine bile olanak sağlayabileceği söyleniyor. Bilindiği gibi gözyaşı, “Gözlerde hijyenin sağlanması, toz ve yabancı cisimlerin uzaklaştırılması ve yağ oranının korunması için gereklidir. Normal şartlarda üretilen gözyaşı ise gözün normal nem seviyesini korumasını sağlar ve damlamaya neden olmaz. Göz çukurunda kayganlığı sağlayan, bazı bakteri türlerini parçalayıcı Beta-lizin gibi enzimler içeren gözyaşı, toz, bakteri vb. yabancı cisimcikleri ya yanağa ya da gözyaşı kanalından buruna sürükler. Bununla birlikte kimyasal ve mekanik tahriş, ağrı, yoğun duygusal değişiklikler, gözyaşı salgılamasını arttırır." Tükürük ve idrar gibi, gözyaşları da hücresel mesajlarla dolu küçük keseler içerir. Bilim adamları bu mikroskobik posta torbalarını yakalayabilirlerse, vücudun içinde neler olduğuna dair yeni bilgiler sunabilirler. Ancak eksozom adı verilen bu keselerden yeterince toplamak bir hayli zordur. Vücudun diğer bölümlerinden gelen sıvının aksine, gözlerden sadece bir damla sıvı sızar. Böylece Liu'nun ekibi, küçük hacimlerdeki gözyaşlarından keseleri yakalamanın yeni bir yolunu tasarladı. İlk olarak, araştırmacılar çalışma katılımcılarından gözyaşları topladılar. Daha sonra ekip, iki nano gözenekli, membranlı bir cihaza gözyaşı içeren bir solüsyon ekledi, membranları titreştirdi ve solüsyonu emdirdiler. Dakikalar içinde sistem, küçük moleküllerin kaçmasına izin vererek, keseleri analiz etti. Sonuçlar ise bilim adamlarına yeni bir bakış açısı kazandırdı. Ekip, farklı kuru göz hastalıkları türlerinin, insanların gözyaşlarında kendi ‘moleküler parmak izlerini’ bıraktığını buldu. Dahası, gözyaşları baz alınarak, doktorların bir hastanın diyabetinin nasıl ilerlediğini izlemesine yardımcı olabilir. Harvard'ta Tıp biyomühendisi Luke Lee, şimdi bilim adamlarının diğer hastalıkların yanı sıra depresyon veya duygusal stresin kanıtı için gözyaşlarına dokunmak istediklerini söylüyor. “Bu sadece başlangıç” diyor. "Gözyaşları, gerçekten keşfetmediğimiz bir şeyi ifade eder."
<strong>Nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalan, koruma altına alınan bir güzellik; kum zambağı, diğer adıyla "Pancratium maritimum."</strong> Nergisgiller 'Amaryllidaceae' familyasından, kıyı kumullarını seven, soğanlı, çok yıllık bir bitki türü. Şeride benzeyen geniş uzun yapraklı, genellikle 40-45 cm boylarında, beyaz çiçekli, görüntü itibariyle de hoş bir bitkidir. Ağustos ve Ekim aylarında çiçeklenmektedir. Kıyı kumlarını seven bu bitkinin özellikle kuraklığa ve tuzluluğa dayanımı oldukça yüksektir. Aşırı sıcaklarda dahi çiçek açabilir ve su istemez. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/DLK3PWNUMAATjBw.jpg" alt="" width="662" height="497" /> <strong>Korunması gereken bu zambaklar, biyolojik çeşitlilik açısından önemli olduğu kadar, bazı kozmetik ürünlerinin imalatında ve tıbbi olarak anti kanserojen etkili ürün yapımında da kullanılmaktadır.</strong> Akdeniz ülkelerinin hemen hemen hepsinde, Karadeniz’in güney kıyılarında yetişen türün nesli, tüm dünyada tehlike altındadır ve Türkiye’de bulunan zambakların ülke dışına çıkarılması suçtur. Kum zambaklarının önündeki en büyük sorun, insanların bu konudaki bilinçsizliği; zambakları orantısız sayılarda koparmaları, soğanlarını yetiştirmek için yerinden sökmeleri, ezmeleri ve bu kıyı bölgelerde hızla yoğunlaşan konut sayısının artmasının sebep olduğu nüfus fazlalığı, akabinde yüksek oranda ve asla bitemeyen çevre kirliliğidir. Bir diğer sorun, sineklerle ve haşerelerle mücadele etmek için yapılan zirai ilaçlamalardır. Bu da kum zambaklarına ciddi zararlar vermekte, tükenmelerine neden olmaktadır. Nesli dünyada giderek azalan kum zambakları Uluslararası Doğa Koruma Birliği tarafından koruma altına alınmıştır. Koparılması ve yurt dışına çıkarılması yasaklandığından yöredeki işletmeler ve vatandaşlar da zambak bulunan alanları koruma altına almaya başlamışlardır. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/kum-zambagini-koparan-para-cezasi-oduyor-c2la-800x450.jpg" alt="" width="662" height="372" /> <strong>Kum zambakları Yunan mitolojisine de konu olmuştur. Çeşitli kaynaklarda farklılıklar olmakla birlikte mitolojideki hikayesi şu şekildedir:</strong> “Baş tanrı çapkın Zeus, bir gece vakti sıkıntıdan Olimpos dağından deniz kıyısına indi. Thebai kentinde dolaşırken, Thebai kralı Amphitryon’un eşi Alkmene’yi gördü ve ona hayran kaldı. Bakışlarını ondan alamayınca biraz düşündü. Ne yapıp edip bu kadının gönlünü mutlaka çelmeliydi. Hatta ondan insanların yardımına koşacak bir kahraman yaratmalıydı. Kral Amphitryon’un sefere çıktığı bir gün Alkmene’yle birlikte olmayı başararak amacına ulaştı. İkilinin bir erkek çocuğu oldu. Adı Herakles’ti. Yani Herkül. Zeus çocuğu da alıp tekrar Olimpos’a döndüğünde çocuğu gören eşi tanrıça Hera, olaya büyük bir tepki gösterdi. Bu çocuğa asla bakmayacağını belirtti. Zeus ise Herkül’ün tanrılaşmasını ve ölümsüz olmasını istiyordu. Bu nedenle mutlaka Hera’nın sütünü içmeliydi. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/Jacopo_Tintoretto_-_The_Origin_of_the_Milky_Way_-_Yorck_Project.jpg" alt="" width="599" height="540" /> Bir gece yarısı Hera uyurken, Herakles’i onun kucağına bıraktı. Günlerce aç kalan çocuk Hera’nın memelerine öyle yapıştı ki, süt ağzından taşarak yerlere döküldü. Yere dökülen her bir süt damlası kumda bir çiçeğe dönüştü. İşte o çiçeğin adı 'Pancratium maritimum' yani kum zambağı oldu. Süt gibi beyaz bir nergis türüydü. Masumluğun, dişiliğin, doğurganlığın, simgesiydi.”
Bristol Üniversitesi’nce yürütülen araştırma, çiğ etle beslenen köpeklerin dışkılarında antibiyotiğe dirençli bir bakteri olan Escherichia coli (E. coli) salgılama olasılığının, diğer köpeklerden daha yüksek olduğunu ortaya çıkardı. Önceki araştırmalar, bakterilerin günlük etkileşim yoluyla köpekler ve insanlar arasında paylaşıldığını gösterdiğinden, araştırmacılara göre çiğ beslenme en güvenli besleme şekli olamamaktadır. Eğer bu yöntem seçilirse evcil hayvan sahiplerinin ekstra önlemler alması ve özellikle çiğ et ile temas edildiğinde, sonrasında hemen temizlenmeye ve hijyene dikkat edilmesi gerekmektedir. Journal of Antimicrobial Chemotherapy dergisinde yayınlanan çalışma, yetişkin köpeklerde ve çiğ et yiyen köpeklerde E. coli salgılanması ile ilgili bağlantılar buldu. Bu araştırma, 16 haftalık yavruları inceleyen One Health dergisinde yayınlanan yakın tarihli bir araştırmayı da destekler nitelikte. Farklı köpeklerden elde edilen verilerin kullanıldığı her iki çalışmada da köpeklerin yaşlarına veya çiğ et diyetiyle beslendikleri süreye bakılmaksızın dirençli bakteriler salgılayabileceği görüldü. Bu salgılama potansiyelinde köpeğin yaşadığı çevre de rol oynadı. Kırsal kesimde yaşayan köpekler için çiğ beslenme güçlü bir risk faktörüyken, şehirde yaşayan köpeklerde risk faktörleri çok daha karmaşıktı. Çünkü şehir köpekleri arasındaki yaşam tarzları çeşitliydi. İki çalışmada toplam 823 köpek ve sahiplerine yer verildi. Yapılan çalışmalar neticesinde Moleküler Bakteriyoloji Profesörü Matthew Avison’a göre; "Antibiyotiklere dirençli bakteriler her yerdedir, ancak bazı antibiyotiklerin insanlarda kullanım için kritik öneme sahip olduğu düşünülmektedir. Çiğ etle beslenen köpeklerin bu önemli ilaçlara dirençli bakterileri taşıma olasılıklarının daha yüksek olması, hayvanın veya sahibinin hastalanacağı anlamına gelmez. Fakat kritik öneme sahip antibiyotiğe dirençli E. coli ve diğer bakterilerin dolaşımını azaltmak için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Araştırmamız, köpeklere çiğ et vermemenin bu amaca yardımcı olabileceğine dair artan kanıtlara katkıda bulunuyor." <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/evrimagaci.org_public_content_media_664c4e3ae90a1e69925b233a77350dbb-800x450.jpg" alt="" width="662" height="372" /> Bilindiği üzere E. coli, tüm insan ve hayvanların bağırsaklarında bulunan yaygın bir bakteridir ancak idrar yolu enfeksiyonu başta olmak üzere birçok hastalığın ortak nedenidir ve vücudun diğer bölgelerine yayılırsa ciddi hastalıklara neden olabilmektedir. Bu nedenle evcil hayvan sahipleri iyi hijyen uygulamaları konusunda bilinçli olmalıdır. Çiğ gıda vermek konusunda iki kere düşünmelidir. Veteriner Epidemiyoloji ve İnsan Sağlığı Profesörü Kristen Reyher’in sözlerine göre; “Antibiyotik direncini ve bunun hem insan hem de hayvan sağlığı üzerindeki korkunç etkilerini de azaltmak için bu konuda hepimiz üzerimize düşeni yapmalıyız.”
<em><strong>Tanzanya Sokoine Üniversitesi'nden Leonard Alfonce, böceklerin yıl boyunca sürdürülebilir bir besin kaynağı olarak yetiştirilmesi gerektiğine inanıyor ve Doğu Afrika'da beslenme, gıda güvenliği ve istihdamın iyileştirilmesinde önemli bir rol oynadığını söylüyor.</strong></em> Alfonce'ye göre; yenilebilir çekirgeler için, toplu yetiştirme protokollerini optimize etmek, Doğu Afrika'da beslenme, gıda güvenliği ve geçim kaynaklarını geliştirmede yıl boyunca iyi bir yol. Böcek türü olan yenilebilir çekirgeler, çok değerli ve ticaretleri Uganda'da önemli bir gelir kaynağı. Besin içeriği açısından Uganda'da Nsenene olarak bilinen çekirgeler %34-45 portein, %42-54 yağ ve %4-6 lif içermektedir. Böceklerin geneli vitaminler ve amino asitlere de sahiptir. Bu böceklerin sürdürülebilir olması önemli olumlu özelliklerindendir. Böcek yetiştiriciliğinde, çiftçilik için gereken toprak, enerji ve suyun bir kısmını kullanılır ve en önemlisi ciddi anlamda daha düşük karbon ayak izine sahip olmalarıdır. Edinburgh Üniversitesi'nde küresel gıda güvenliği alanında araştırmalar yapan Peter Alexander, ana protein kaynağı olarak sığır eti yerine çekirge koyarak beslenmenin, beslenme kaynaklı karbon emisyonlarını on kat azaltabileceğini ve yemeyi seçtiğimiz gıdaların, diyetlerimizle ilişkili emisyonlar için gerçekten önemli olduğunu belirtiyor. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/yenilebilir-bocekler-yakinda-supermarketlerde_amp-800x450.jpg" alt="" width="662" height="372" /> Bilim insanları tarafından yapılan araştırmalara göre, dünya çapında yenen etin yarısını cırcır böcekleri ile değiştirmek, tarım arazisi kullanımını üçte bir oranında azaltırken, 1.680 milyon hektarı (İngiltere'nin yaklaşık 70 katına eşdeğer) rahatlatabilir ve küresel emisyonları azaltabilir. Cırcır böcekleri aynı miktarda protein üretmek için sığırlardan 6 kat, koyunlardan 4 kat daha az ve domuz ve tavuklardan 2 kat daha az yeme ihtiyaç duymaktadır. Bununla birlikte böcek yetiştirmek, besi hayvanı üretiminden önemli ölçüde daha az sera gazı üretmektedir. Örneğin, Hollanda'daki Wageningen Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre, cırcır böcekleri ineklerden %80'e kadar daha az metan ve domuzlardan 8-12 kat daha az amonyak üretir. Metan gazı, CO2'den 84 kat daha fazla küresel ısınma etkisine sahip oldukça güçlü bir gazdır ve amonyak kirliliği, toprak asitlenmesi, yeraltı suyu kirliliği ve ekosisteme zararları ile ilişkilendirilmiştir. Ayrıca böcekler organik atıkları da yiyebildiğinden, bu atıklar çürürken ortaya çıkan emisyonları da azaltmaya yardımcı olurlar. <em><strong>Peki bu faydaları düşünüldüğünde böcekler daha geniş çapta yetiştirilebilir mi?</strong></em> Bir ABD şirketi olan Entosense'in başkanı Bill Broadbent, "Böcek yetiştirmek hayvanlara kıyasla daha kolaydır, bodrumda ve evinizde bir böcek çiftliğiniz olabilir ve birkaç gün içinde bir milyon böceğe sahip olabilirsiniz" diyor. Yenilebilir böcekleri Amerikalıların günlük diyetinin bir parçası haline getirme misyonuna göre, böcekler tamamen diğer protein kaynaklarının yerini alamasa da, küresel nüfus artmaya devam ederken, önümüzdeki yıllarda gıda kıtlığıyla mücadele etmede önemli bir alternatif protein kaynağını temsil ediyor. <em><strong>Yenilebilir böceklere talep her geçen gün artıyor.</strong></em> Afrika, Güney Amerika ve Asya'daki ülkelerde yaklaşık 2.000 böcek türü yenebiliyor ve Tayland’ın yılda 7.500 ton böcek üreten 20.000 çiftlik ile giderek gelişen bir böcek endüstrisine sahip olduğu biliniyor. Ancak Avrupa ve ABD'deki birçok insan, tatlarına, çevresel ve besinsel faydalarına rağmen böcekleri yemekte çekimser davranmakta ve diyetlerinin karbon ayak izini azaltma fırsatını kaçırmaktalar. Ayrıca, bazı ülkelerde böceklerin yaygın olarak tüketilmesiyle birlikte değişen iklim, hastalık ve pestisitlerin de tehdit ettiği böcek popülasyonlarının azalacağı konusunda endişeler de bulunmakta.<em> </em>Fakat tüm bunlara rağmen her geçen gün yenilebilir böceklere olan talep artıyor. 2027 yılına kadar yenilebilir böcek pazarının 4,63 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. Yenilebilir böcekler artık sadece özel mağazalar tarafından satılmıyor, aynı zamanda Carrefour ve Sainsburys gibi Avrupa süpermarket zincirleri tarafından stoklanıyor ve ABD fast food zinciri Wayback Burgers'ın menüsünde de yer alıyor. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/165312-800x400.jpg" alt="" width="662" height="331" /> <em><strong>Böcek yemeyi düşünmüyorsanız bile, onları zaten yemiş olabilirsiniz!</strong></em> Evet bu doğru! Ya yediğimiz taze ürünlere ya da yanlışlıkla makarna, kek ve ekmek gibi ürünlere kısmen karışmış olması mümkün. ABD Gıda ve İlaç İdaresi, yiyeceklerde ne kadar böcek kontaminasyonuna izin verileceği konusunda belirli toleranslara sahip. Bu da demek oluyor ki, onları zaten yemiş olabilirsiniz. 😇
<strong>Gıda mühendisliği nedir?</strong> Gıda mühendisliği, bir gıda ürününün tarladan çatala kadar her sürecini yürüten mühendislik dalıdır. Gıdaların hijyen kurallarına uygun bir şekilde üretimi, paketlenmesi, nakledilmesi de dahil tüm aşamalarında önemli bir rol üstlenir. Oldukça geniş bir çalışma alanına sahiptir. Çalışmalarını diğer sahalarla (kimya, mikrobiyoloji, fizik vb.) işbirliği içerisinde gerçekleştirir. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/GIDA-TEKNOLOJISI-800x317.jpg" alt="" width="662" height="262" /> <strong>Gıda mühendisleri nerelerde çalışır?</strong> 4 yıllık mühendislik fakültelerinden mezun olan mühendisler, gıdaların konu olduğu her ortamda çalışabilirler. Her türlü gıda üretim işletmeleri ve fabrikaları, restoranlar, ofis, laboratuvarlar, ambalaj üretim tesisleri, gıda üretim makinalarıyla ilgili işletmeler, catering gibi çeşitli ortamlarda çalışabildikleri gibi ilgili bakanlıklarda devlet memuru da olabilirler. Kalite kontrol, denetim, üretim, satın alma, markalaşma, pazarlama gibi birimlerde veya bu birimlerle işbirliği içerisinde çalışabilmektedirler. <strong>Görev ve sorumlulukları nelerdir?</strong> Gıda mühendisliği çok spesifik bir meslektir. Çalışılan sektöre göre gıda mühendisinin sorumlulukları değişse de temel olarak bazı görevleri vardır. Gıda hammaddelerinin uygun şekilde depolanması, işlenip paketlenmesi ve korunması için teknikler oluşturmak, kanunlarda öngörülen hijyen ve gıda güvenliği standartlarını uygulamak ve sağlamak, gıda numunelerini test edip incelemek ve raporlamak, gıda maddelerindeki katkı kullanımını denetlemek, yeni fikirler sunmak, yeni ürünler geliştirmek, bu üretim için gerekli ekipmanları ve sistemleri tasarlayabilmek, değerlendirmek, proje üretip performans değerlendirmesi yapmak, gerektiğinde pazarlama departmanına teknik konularda destek vermek, gıda mühendisi görev ve tanımları arasındadır. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/gida_6748-800x533.jpg" alt="" width="662" height="441" /> <strong>Gıda mühendisliği size uygun mu ?</strong> Gıda mühendisliği, sanılanın aksine sözel bir bölüm değildir. Bölümde matematik, fizik, kimya, biyoloji, mühendislik uygulama ve teknoloji dersleri bulunmaktadır. Bunu göz önüne alarak, yazılı ve sözlü iletişim kabiliyetiniz yüksek ise, ekip çalışmalarına yatkınsanız, yüksek bir analitik ve sayısal beceriniz var ise, çalışmalarınızda dikkatli ve titizseniz, organize etme kabiliyetiniz var ise bu mühendislik dalı size uygun olabilir. <strong>Gıda mühendisliğinde alınan dersler?</strong> Gıda mühendisliğinde alınan dersler üniversitelere göre bazı değişiklikler göstermekle birlikte, temel anlamda alınan dersler şu şekildedir: Türkçe, matematik, tarih, fizik, nanofizik, kimya; organik kimya, analitik kimya, gıda kimyası, reaksiyon kinetiği, enstrümental gıda analizleri, statik, termodinamik, akışkanlar mekaniği, moleküler biyoloji, mikrobiyoloji, gıda biyokimyası, biyoteknoloji, beslenme, sayısal analiz, malzeme bilimi, gıda teknolojileri, atık yönetimi, iş sağlığı ve güvenliği, mukavemet, bilgisayar programları, teknik İngilizce, teknik çizim, tasarım, ekonomi, inovasyon, teknoloji ve girişimcilik, meslek etiği, yönetim, gıda mevzuatı, tarım. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/gida-muhendisiligi-800x533.jpg" alt="" width="662" height="441" /> <strong>Gıda mühendisleri ne kadar maaş alır?</strong> 2022 yılında TMMOB Gıda Mühendisleri Odası’nın açıklaması; “01 Temmuz 2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, Çalıştırılması/İstihdamı Zorunlu Personelin alabileceği en az ücret tutarı aylık net 13.300,00 TL (On Üç Bin Üç Yüz Türk Lirası)<strong> </strong>olarak belirlenmiştir” şeklindedir.
<em><strong>80'ler, 90'lar, 2000'ler... Hangi dönem olursa olsun, herkesin çocukluğuna damga vurmuş, severek izlediği bir çizgi film mutlaka vardır. Günümüzde bile bu nostaljik çizgi filmler Dvd formatında alıcı bulabiliyorsa çok da haksız sayılmayız</strong></em>. İşte sabahın en erken saatlerinde kalkıp, keyifle bekleyip, soluksuz izlediğimiz o çizgi filmlerden bir derleme yaptık. 1. Aşık olunca gözleri kalp şeklini alan hizmetçiye, uşaklara ve Dolar adında bir köpeğe sahip multi trilyoner bir kahraman; <strong><em>Richie Rich (1980-1984)</em></strong> <img class="alignnone size-full wp-image-26656" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/richie-rich-tikla-indir.com1_-1024x768-1-2.jpg" alt="" width="720" height="540" /> 2. Bir grup arkadaşın okulda, tenefüs vaktinde ve okul bahçesinde başlarından geçen olayları anlatan, birbirinden hicivli karakterler; <strong><em>Recess (1997-2003)</em></strong> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/PJSgscE4Es0TXmgIqp3X6ey8Ux-800x333.jpg" alt="" width="662" height="276" /> 3. "Taz sudan nefret eder!"; <strong><em>Tazmania (1991-1993)</em></strong> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/Taz.jpg" alt="" width="662" height="539" /> 4. Kaslı, sarışın, karizmatik. Tüm beceriksizliğine rağmen özgüven patlaması; <em>Johnny Bravo (1997-2004)</em> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/yjmemOZIkskkY5fKRlI8VTvCESB-800x450.jpg" alt="" width="662" height="372" /> 5. Giriş müziğini duyar duymaz ekrana koşturan, küçük mavi adamların hikayesi; <strong><em>The Smurfs (1981-1990)</em></strong> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/sirinler-cizgi-filmi-sosyalizmi-yansittigini-biliyor-muydunuz-800x450.jpg" alt="" width="662" height="372" /> 6. Fred Çakmaktaş, Barney Moloztaş, Betty, Wilma; <strong><em>The Flintstones (1960-1966)</em></strong> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/p184097_b_h10_al-800x450.jpg" alt="" width="662" height="372" /> 7. Sürekli bir kapışmaca, hiç eskimeyecek; <strong><em>Tom and Jerry (1940-1958)</em></strong> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/1280px-TomandJerryTitleCardc.jpg" alt="" width="662" height="497" /> 8. Teknolojik aletler, yürüyen bantlar, uçan arabalar, görüntülü konuşma, duygulu robot Rosie'li, evin kısmen konuşabilen köpeği Astro'lu süpersonik bir dünya; <strong><em>The Jetsons (1962-1987)</em></strong> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/Jetsons-800x480.jpg" alt="" width="662" height="397" /> 9. "15 gündür rejimdeyim tek kaybettiğim iki hafta"; <strong><em>Garfield And Friends (1988-1994)</em></strong> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/intro-1588787064-800x450.jpg" alt="" width="662" height="372" /> 10. Gülüşüyle hafızalara kazınmış bir ağaçkakan; <strong><em>Woody The Woodpecker (1940-...)</em></strong> <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/DMWV7e4W4AALDqV.jpg" alt="" width="662" height="497" />
<strong>Türkiye, İngiltere, Romanya, Kuveyt ve Suudi Arabistan’da yer alan 200’den fazla mağaza ve çeşitli ürün yelpazesi ile her geçen gün büyüyen Kahve Dünyası, geçtiğimiz yıl müşterilerinin dondurma seçimlerinden ilham aldığı araştırmayı sonuçlandırmıştı.</strong> Yaz aylarıyla birlikte sıcaktan bunalan herkesin ilk koştuğu serinletici ve keyifli gıdalardan olan dondurma, farklı üretim yöntemleri ve çeşitli formlarda tüketiciye sunulmaktadır. Dondurmalar; süt ve kremalı, meyveli, frozen yoğurt, parfait, sorbet şeklinde de olabilmektedir. 18 Temmuz Dünya Dondurma Günü sebebi ile Kahve Dünyası'nın yaptığı bu araştırma sonuçlarını ve en çok tercih edilen dondurma çeşitlerini hatırlayalım. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/1565848252982-32232332-800x450.jpg" alt="" width="662" height="372" /> Sonuçlara göre ülkemizde; bitter çikolatalı, kaymaklı ve çilekli dondurmalar seviliyor. Bitter çikolatalı ve vişneli dondurma yanında en çok sütlü çikolatalı ve kaymaklı dondurmalar tercih ediliyor. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/Dondurma-Cesitleri-scaled-1-800x534.jpeg" alt="" width="662" height="442" /> Kiloluk dondurmada genellikle karışık çeşitler tercih edilirken, müşteriler çoğunlukla iki top dondurma tüketiyor. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/portakalli-dondurma-800x481.jpg" alt="" width="662" height="398" /> <strong>İstanbul ve Muğla dondurmayı çok seviyor.</strong> Araştırmanın sonucunda en çok dondurma tüketen iller İstanbul ve Muğla olarak belirlenirken, yine en çok dondurma ağustos ayında pazar günleri tüketilmiş. Diğer günlere nazaran en çok dondurma tüketilen günler cuma ve haftasonları olmuş. Ege'de bitter, Marmara ve Doğu Anadolu'da kaymaklı, İç Anadolu'da ise sütlü ve çikolatalı dondurma en çok tercih edilen çeşitler olarak belirlenmiş. Tüketicilerin büyük çoğunluğunun son yıllarda, koruyucu ve boya içermeyen, doğal, katkısız dondurma tercih etmesi de bu konuda bilincin giderek arttığını gösteriyor.
<strong>İngiliz Alternatif Rock grubu Placebo, İstanbul'a sevenleriyle buluşmaya geliyor.</strong> Brian Molko ve Stefan Olsdal tarafından kurulan grup, uzun bir aranın ardından, 18 Temmuz'da Zorlu PSM'de konser vermeye hazırlanıyor. PSM Loves Summer kapsamındaki konser, Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'nde gerçekleştirilecek. <img class="alignnone size-large wp-image-25194" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/DEUOX4LNEZGXREVULFVCDPO6WI-800x537.webp" alt="" width="662" height="444" /> Placebo, 2021 yılında 'Beautiful James' ve 'Surrounded by Spies'i yayınlayarak sevenlerini heyecanlandırmıştı. Geçtiğimiz aylarda 'Try Better Next Time' ve 'Happy Birthday in the Sky' adlı teklilerini piyasaya sundular. Ardından 'Never Let Me Go' albümünü yayınlayarak, çevre ve iklim krizine gönderme yaptılar. <img class="size-full wp-image-25188 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/b796fcb2d95342c542c49b0345b94fac.jpg" alt="" width="540" height="540" /> Brian Molko, yıllar sonra gelen albümle ilgili olarak ayrıca "İklim değişikliği, ekstrem eşitsizlik ve sürekli gözetim altında tutulan bir toplumun temalarını içeriyor" diyerek, albümde David Bowie anısına da bir şarkı bulunduğunu ifade etti. <img class="size-full wp-image-25192 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/07/Placebo-Kerrang-2022-5.jpg" alt="" width="432" height="540" /> Grup en son 2013'te İstanbul'da sevenleriyle buluşmuştu. 9 yıl aradan sonra bu heyecan verici buluşmayı kaçırmamanızı öneririm.
<p><strong>Hayvanları Koruma Kanunu kapsamında petshop vitrinlerinde evcil hayvan satışına yasak getirildi. </strong></p><p>Resmi Gazete'de yayınlanıp yürürlüğe giren Hayvanları Koruma Kanunu kapsamında, evcil hayvan satışlarının internet üzerinden yapılması kararı alındı. Satışı yapılacak hayvanların bu süre zarfında işletmelerce belirlenen çitfliklerde tutulması gerekirken, çiftlik belgesi ve kayıt şartı aranacak. </p><p>İşletmelerin denetimi Tarım ve Orman İl Müdürlükleri tarafından gerçekleştirilecek olup vitrinden satış yapan satıcılara ise 2 bin 43 TL para cezası gibi yaptırımlar uygulanacağı bildirildi.</p><p>Yasağı yararlı bulanlar kadar sonuçlarının olumsuz olacağı yönünde düşünenler de var. Merdiven altı satışlarının artacağı konusunda endişe duyan işletme sahipleri ve satıcılar bir an önce uygulamanın kaldırılmasını talep ederken; yasağı savunanlar, hayvanların acımasızca satılması konusunun daha kapsamlı ele alınıp, kanunlar çerçevesinde canlı istismarının önüne geçilmesi gerektiğini dile getirdiler.</p>
https://www.youtube.com/watch?v=1uyIKIeoMA4 <em><strong>Tayland'da annesiyle birlikte çukura düşen yavru fil, ekiplerin yoğun çalışmaları sayesinde kurtarıldı. Anne fili hayata döndürmek için kalp masajı yapan ekipler, filleri kanaldan tahliye ettiler. O anlar kameraya böyle yansıdı.</strong></em>
<strong>Dünyanın sayılı zenginleri arasında yer alan ünlü iş insanı Bill Gates, Gates Vakfı'na 20 milyar dolar bağışta bulunacağını duyurdu.</strong> Microsoft'un kurucu ortağı Bill Gates, servetinin bir kısmını 2010 yılında bağışlama sözü vermişti. Geçen yıllarla birlikte serveti sürekli artmış, Forbes dergisinin haberine göre Gates'in serveti 2022 yılı itibari ile 188 milyar dolar olarak belirtilmişti. Gates, son yıllarda meydana gelen küresel olumsuzluklar sebebi ile vakıf harcamalarının arttırılacağını söyleyerek, paylaştığı tweet dizisinde; "Geleceğe bakarken, servetimin nerdeyse tamamını vakfa vermeyi planlıyorum. Dünyanın en zengin insanları listesinden aşağıya inecek ve sonunda düşeceğim. Kaynaklarımı, acıları azaltma ve yaşamları iyileştirmede en etkili yöntemlerle topluma geri verme yükümlülüğüm var. Umarım büyük zenginlik ve ayrıcalık sahibi diğer kişiler de bu noktada adım atarlar" dedi. <img class="alignnone size-full wp-image-24952" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/bill-melinda-gates-reuters-1_16_9_1627966227-1-1.jpg" alt="" width="960" height="540" /> Eski eşiyle birlikte kurdukları vakfın 2020 yılında dünyanın en büyük ikinci hayır kurumu olduğu ve Dünya Sağlık Örgütü'nün de en büyük destekçilerinden biri olduğu biliniyor. Bill & Melinda Gates Vakfı, eğitimin iyileştirilmesi, sağlık koşullarının düzeltilmesi, toplumun büyük bir kısmını etkileyen hastalıklarla mücadele gibi konularda çeşitli ülkelerde çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor.
<strong>Bazı şarkıların kendine has bir doğası var şüphesiz. Her biri bir şiir, bir başka dünya, farklı iklim. Kimisi alıp götürür, geri getirmez; kimisi sarar, sabitler, hareket ettirmez. Bazı şarkılarınsa saatleri vardır, gecenin en dingin hallerine yakışırlar. İşte o şarkılardan bir derleme!</strong> <strong>1. Gökçe Kılınçer - Kalbimde İzi Var</strong> https://youtu.be/tjie-St6uek <strong>2. Aslı Gökyokuş - Yardımcı Olmuyor</strong> https://youtu.be/62fekJ2uM0A <strong>3. Ezginin Günlüğü - Gemi</strong> https://youtu.be/w5t7kDeEq9w <strong>4. Kesmeşeker - Her Şey Sermaye İçin Sevgilim </strong> https://youtu.be/Ys3oabNwtR0 <strong>5. Murat Yılmazyıldırım - Bir Uyku Sessizliği </strong> https://youtu.be/SeobcOIqAXY <strong>6. Lin Pesto - Olsun İstemezdim</strong> https://youtu.be/yhuLIZcq6GE <strong>7. Cem Köksal - Kalbim Bomboş</strong> https://youtu.be/sE67JEI_Ncc <strong>8. Peyk - Paydos</strong> https://youtu.be/A_W0rz0sVe4 <strong>9. Demir Demirkan - Nafile</strong> https://youtu.be/ctxCv6y5OPc <strong>10. Nazan Öncel - Göç</strong> https://youtu.be/2XR8NHSEZas <strong>Keyifli dinlemeler...</strong>
<strong>İngiltere Kew'de arşive yanlış kaydedilen nilüferin 117 yıl sonra başka bir dev nilüfer çeşidi olduğu anlaşıldı. </strong> Araştırmacılar Kraliyet Botanik Bahçeleri arşivine kayıtlı nilüferin başka bir tür olduğunu keşfettiler. Adını Bolivya'dan alan dev nilüfer Victoria boliviana, 3 metreyi aşan çok büyük yapraklara sahip. BBC'nin haberine göre önemli botanik uzmanlarından Carlos Magdalena, bu bitkinin diğer dev nilüfer türlerinden farklı olduğunu düşünerek, araştırmaya koyuldu. Bazı tohumlar toplayarak bu tohumları Kew'de diğer iki türle birlikte büyüten Magdalena, bitkinin her parçasının farklı olduğunu gözlemlediğini aktardı. Botanik illüstrator Lucy Smith ise birbirinden farklı üç bitkinin detaylı çizimlerini yaparak türlerin birbirinden ayrımına katkı sağladı. Dr. Alex Monro "Üç türün hiçbiri çok iyi çalışılmış değil. Hala popülasyonları ve büyüklüklerinin ne kadar değişebileceğini bilmiyoruz" dedi. İşte dünyanın en büyük nilüferi! <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large size-large" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/07/Screenshot_20220706-122558_Chrome.jpg" alt="" width="662" height="363" />
https://youtu.be/Mle4Fc7mF0k <em><strong>Geçtiğimiz günlerde Yalova'da N.Ş isimli bir şahıs, ATM'lere çekiçle saldırırken güvenlik kameraları kayıttaydı. Saldırganın, ATM'leri sırasıyla parçalarken, o esnada işlem yapan bir vatandaşın işlemini tamamlamasını beklemesi, izleyenleri hem güldürdü hem hayrete düşürdü. </strong></em>
<p><strong>Tibet'te buzul örneklerinde yeni bakteriler bulunması bilim insanlarını endişelendirdi. </strong></p><p>Geçtiğimiz günlerde Nature Biotechnology dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, Tibet buzullarında bin yeni bakteri bulunduğu açıklanmıştı. Bilim insanlarına göre, bu bakteriler, eriyen kar ve buzul kütlesinin artmasıyla yeni hastalıkları ortaya çıkabilir. </p><p>Bilim insanları, şimdiye dek buzullarda alt tabakada saklanan bu bakterilerin oluşturabileceği yeni türlere ve sebep olabileceği kontaminasyonlara karşı bağışıklığı olmayan bitki, hayvan ve insanların etkileneceği yönünde endişelere sahipler. </p><p>İncelenen buz örneklerinden meydana gelen suda, yüzde 98'i daha önce bilinmeyen 968 bakteri türü keşfedildi. </p><p>Yayınlanan araştırmada "Bu mikroorganizmalar bitkileri, hayvanları ve insanları savunmasız hale getiren yeni virülans faktörleri taşıyabilir" denildi. </p>
https://youtu.be/GYfoB6Jf2uo <em><strong>ABC'nin haberine göre, Marmaris sahilinde kıyıya kadar gelen köpek balığı, bir vatandaş tarafından paspas sopası ile uzaklaştırılmaya çalışıldı. Köpek balığının kafasına aldığı darbeler sonucu kıyıdan uzaklaştığı bildirildi. </strong></em>
<p><strong>Türkçe Rock müziğin karizmatik sesi Teoman, yaptığı işlerin gençleri etkilediğini belirterek, Ayna isimli parçasının bir genci intihardan kurtardığını dile getirdi. </strong></p><p>Geçtiğimiz günlerde "Nasıl Olunur" isimli programa konuk olan Teoman, arkadaşına giderken durduğu benzin istasyonunda bir gencin kendisine doğru hızla yaklaştığından bahsederken "İlk başta bana doğru gelirken acaba beni soyacak mı diye korktum. Çünkü iyi görünmüyordu. Gelip bana 'Ayna şarkısı ile beni intihardan kurtardın' demesiyle rahatladım" dedi.</p><p>Katıldığı podcast programında, çıkaracağı kitapla ve müziği bırakıp tekrar dönmesiyle ilgili samimi açıklamalara da yer veren Teoman, müziğin insanları sakinleştirici etkisinden de söz etti. </p><p>Sevilen sanatçı, müziğin gençler üzerinde oldukça güçlü bir etki bıraktığını, kendisinin de 11-12 yaşlarından itibaren rock müzik dinlemeye başladığını ve o zamanlardan beri etkilendiğini, rock yıldızlarına hayran olduğunu belirtti. Bu sebeple yaptığı tüm işlerin gençlerdeki etkisinin bilincinde olduğunu, müzik piyasasına şu sıralar uzaktan baktığını da ekledi. </p><p><strong>Ayna şarkısının sözlerini hatırlayalım;</strong></p><p>"Uyumadan uyandım </p><p>Yine aynı dünyaya </p><p>Karar verdim kalmaya.</p><p>Baktım dedim ki, aynaya;</p><p>Acelen ne?</p><p>Olacaklar olacak </p><p>Bir gün nasılsa.</p><p>Yaşa yaşa yaşa yaşa </p><p>Seni sevenler var burda.</p><p>Yaşa yaşa yaşa yaşa </p><p>Sevdiklerin var burda hala."</p><p>https://youtu.be/hV4hkQODdn4</p>
<strong>Taylan Ayık yorumu ile "Uca Dağlar" yeniden hayat buldu. </strong> Türkçe heavy-metal grubu Diken'den tanıdığımız, aynı zamanda grubun kurucusu ve vokali Taylan Ayık, kendi tarzında yorumladığı "Uca Dağlar" isimli çalışmasını yayınladı. Köroğlu solağı olarak da bilinen Uca Dağlar türküsü Taylan Ayık'ın sesi ve yorumu ile yeniden hayat bulurken, davullara Can Ekici eşlik etti. <img class="snax-figure-content attachment-large aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/IMG_0228.jpeg" alt="" width="452" height="603" /> Erzurum yöresinden olan bu türkü, Abdurrahman Yörüktümen kaynaklığı ile Nida Tüfekçi ve Mustafa Hoşsu tarafından derlenmiştir. İlgilisi için, Pertev Naili Boratav'ın kitabında Köroğlu'nun bu şiirinin özgün hali de bulunmaktadır. <strong>Hatırlatma;</strong> Başarılı müzisyen Taylan Ayık'ın 1992'de kurduğu grup, Türkiye'nin ilk underground rock gruplarından olup, "Hedef Büyük" albümü ile rock tarihinde unutulmazlar arasında yerini almıştır. Geçen yıllara rağmen grubunun değişmeyen tek üyesi, namıdiğer Karataylan, Diken ile geçtiğimiz günlerde 6. albümleri Ağır İtaatsizliği yayınlamış, ardından Taylan Ayık olarak Yükle isimli teklisi de dinleyici ile buluşmuştu. Bugün itibari ile, Taylan Ayık'ın Uca Dağlar ve öfke üçlemesi şeklindeki 4 şarkılık solo çalışması da tüm dijital platformlarda yerini aldı. <strong>İşte ruhunda sert bir meydan okuyuşu barındıran sözlerin metal ile buluşması🤘</strong> https://youtu.be/Ah-vkTI-qug Keyifli dinlemeler...
<strong>Bazen Beyoğlu, bazen Kadıköy, doksanlar, gençlik... </strong> <strong>Kimilerine göre ironik rock, kimilerine göre melankoli ve daima geçmişe özlem. Grizu; unutulmaz Türk rock grubu. </strong> Adını 1992'de Zonguldak maden patlamasından alan Grizu'nun ilk kadrosu 1993'te Emre Akdeniz öncülüğünde, Selçuk Mısırlıoğlu ve Kutay Yurdaer ile oluşturulmuştur. Uzun yıllar Altuğ Yıldız, Veysel Ahmet davulda, Sabri Kalaycıoğlu gitarda gruba renk katmıştır. Sonraki yıllarda ise Mert Topel, Meriç Memikoğlu, Mesut Uğurel de Grizu kadrosunda bulunmuşlardır. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/grizu.jpg" alt="" width="612" height="459" /> Grizu'nun ilk albümü "Tuzla Buz" 1996'da Türk rock dünyasında Bira ve Kahve ile yer etmiş, Bütün Bunlar Düş, Kan ve Para, Sen Bir Hiçsin gibi unutulmaz şarkılara imza atmıştır. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/images-8-2.jpeg" alt="" width="495" height="495" /> Türkiye'nin en özgün vokallerinden biri olan Emre Akdeniz, Bütün Bunlar Düş şarkısının klibinde saçlarını kestirmiş; tarzı, sesi ve yazdığı sözler dinleyicinin oldukça dikkatini çektiğinden, rock müzik severler tarafından uzun dönem ilgi odağı olmuştur. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/images-9-2.jpeg" alt="" width="387" height="578" /> Tuzla Buz albümünde; sound protest, melankolik, ironik ve rock'nroll'dur. Albüm bugün bile dinlendikçe rock tutkunlarının eskiye özlemini pekiştirir. <strong>Grizu, Tuzla Buz Albümü (1996)</strong> <strong>1. Bir Daha Asla</strong> https://youtu.be/REZTOEQjLB0 <strong>2. Dalga</strong> https://youtu.be/T3wHiRgfods <strong>3. Bira ve Kahve </strong> https://youtu.be/wWkMjLV2a0Q <strong>4. K</strong><strong>öpek </strong> https://youtu.be/X8toUqQ4fwg <strong>5. Kan ve Para </strong> https://youtu.be/7ZJyDI9dDpU <strong>6. Sen Bir Hiçsin </strong> https://youtu.be/iG7Ey01eegY <strong>7. Tuzla Buz</strong> https://youtu.be/w1L0Wzls4fI <strong>8. Bütün Bunlar Düş </strong> https://youtu.be/HJ5YUHwmBkQ <strong>9. Ölüm </strong> https://youtu.be/XeMTSIJovRk <strong>10. Ladin </strong> https://youtu.be/Xa66ZadHYuk Grizu, sonraki albümlerinde de çizgisini bozmayan nadir gruplardan olmuş ve müzik dünyasına farklı tatta şarkılar katarak, rock müzik severler için, unutulmazlar arasında daima yerini korumaktadır. <em><strong>İyi dinlemeler :)</strong></em>
<strong>Yeşilçam'ın usta ismi Cüneyt Arkın hayata veda etti.</strong> Cüneyt Arkın, 1937 yılında doğmuş asıl adı Fahrettin Cüreklibatır olan Yeşilçam ve Türk sinemasının önemli isimlerindendir. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde eğitimini sürdürürken 'Artist' dergisinin düzenlediği yarışmaya katılmış ve birinci olmuştur. 1963'te askerde Halit Refiğ ile tanışmış, 1964'te Halit Refiğ'in "Gurbet Kuşları" filminde rol almıştır. Yine aynı yıl Güler Mocan ile hayatlarını birleştirmiş, 1966'da kızları dünyaya gelmiştir. 1970 yılında ikinci evliliğini yapmış, bu evlilikten Murat ve Kaan isimli iki oğlu dünyaya gelmiştir. <img class="wp-image-20827 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/06/71162-300x150.jpg" alt="" width="748" height="374" /> Yaşamı boyunca onlarca filmde rol almış, Battalgazi, Karamurat, Köroğlu, Malkoçoğlu gibi unutulmaz karakterlere hayat vermiştir. <strong>Oynadığını filmlerden bazı görüntüler👇</strong> 85 yaşında hayata gözlerini yuman Cüneyt Arkın, şüphesiz ki bir neslin çocukluğunda oldukça değerli bir figür olmuştur. Ailesinin ve tüm sanat camiasının başı sağolsun.
https://youtu.be/3UDNV8luOWw <em><strong>Amerika Birleşik Devletleri, Kaliforniya'da düzenlenen geleneksel "Dünyanın En Çirkin Köpeği" yarışmasını Mr. Happy Face kazandı.</strong></em>
<em>Bazı şarkılar ticaridir; döneminde dinlenip unutulurlar ve bazıları da var ki az bilinmesine rağmen geçen yıllar boyunca asla eskimez. </em> <strong>1. Fatih Erdemci - Ben Ölmeden Önce</strong> https://youtu.be/2Vq1pdAHBcs <strong>2. Tüzmen - Son Rüya (1996)</strong> https://youtu.be/juI0z_0Bg60 <strong>3. Bulutsuzluk Özlemi - Güneşimden Kaç (1992)</strong> https://youtu.be/VIqOBq8Vrbs <strong>4. Kramp - Lan N'oldu </strong> https://youtu.be/YfYXn_qpGsY <strong>5. Diken - Ögret Bana (1998)</strong> https://youtu.be/cfytOMjM6HY <strong>6. Nekropsi - Foklar</strong> https://youtu.be/gRKb_cwaJak <strong>7. Kesmeşeker - Tek Sorumlu</strong> https://youtu.be/4scXU8YNAmA <strong>8. Mekanik - Bana Hayal Sat </strong> https://youtu.be/xBKq8lKyyds <strong>9. Hardal - Lanet Olsun</strong> https://youtu.be/cvWv2Qeak_4 <strong>10. Düş Sokağı Sakinleri - Gecenin Rengi</strong> https://youtu.be/fyul68fBoqk <em>İyi dinlemeler :)</em>
Tokyo Üniversitesi profesörü Kikunae İkeda tarafından 1908'de keşfedildiği bilinen MSG yani monosodyum glutamat, glutamik asidin sodyum tuzu olup, gıda katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. Çin tuzu olarak da bilinen MSG, E621 kodu ile adlandırılmış olup, güvenilir kabul edilen katkı maddeleri içinde yer almaktadır. Birçok araştırmaya konu olmuş, zararları kanıtlanamasa da hala en çok tartışma konusu olan katkı maddelerinden biridir. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/06/images-7-1.jpeg" alt="" width="672" height="550" /> MSG (monosodyum glutamat) suda kolaylıkla çözünür ve kullanıldığı gıdanın lezzetini güçlendirici etkisi bulunmaktadır. Lezzet güçlendirme etkisi karşımıza umami tat olarak çıkmaktadır. Bilindiği gibi umami tat, beş temel tattan biridir. Balık, soya, patates, kuşkonmaz vb. ürünler umami tada sahiptir. MSG genellikle; donmuş hazır gıdalar, et ve tavuk suları, paketli hazır çorbalar, salam, sosis gibi işlenmiş et ürünleri, yine paketli meyve suları ve bazı dondurmalarda gıda otoriteleri tarafından belirlenen ölçülerde kullanılmaktadır. Bazı araştırmacılar tarafından, MSG'nin lezzeti kuvvetlendirici etkisinin, doyma hissini zayıflatacağı ve bunun da ciddi beslenme ve sağlık sorunlarına sebep olacağı savunulmaktadır. Bununla birlikte, Ortak (FAO/WHO) Gıda Katkı Maddeleri Uzmanlar Komitesi (JECFA) MSG kullanımını güvenilir bulduğunu açıklamıştır.