<strong>Önleyici tedavi yaklaşımları</strong>na olan ilginin artması nedeniyle <strong>sağlığı destekleyici doğal kaynaklar</strong> ve içerikleri üzerinde yapılan çalışmalara olan ihtiyaç artmıştır. <strong>Günlük diyet</strong>te sıklıkla kullanılan<strong> üzümsü meyveler</strong> (Fragaria vesca, Rubus fruticosus, Rubus idaeus, Ribes nigrum, Vaccinium myrtillus, Sambucus nigra gibi) lezzetli, düşük enerjili, antioksidan etkili, lif ve polifenolik bileşikler açısından zengin meyvelerdir. Üzümsü (kırmızı ve mor meyveler, berry) tipte meyveler kimyasal içerikleri nedeniyle potansiyel antioksidanlardır ve birçok dejeneratif hastalığın korunma ve tedavi süreçlerinde rol alırlar. <img class="alignnone wp-image-57119" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/12/ss-300x225.jpg" alt="" width="731" height="548" /> <strong>Rosaceae familyasına</strong> ait çalımsı bir bitki olan <strong>aronia melanocarpa</strong> türünün, meyve üretimi için kültürü yapılmaktadır. Aronia türleri, Kuzey Amerika ve Kanada'nın doğu bölgesinde doğal olarak yetişmektedir. Avrupa’ya yayılışı 1900’lerde Almanya’dan Rusya’ya doğru olmuştur. <strong>Aronia</strong> <strong>melanocarpa (black chokeberry)</strong> ve <strong>Aronia arbutifolia (red chokeberry)</strong> meyveleri yaygın olarak meyve şurubu, meyve suyu, yumuşak marmelatları, meyve reçelleri, ekstre ve çay üretmek için Avrupa'nın farklı bölgelerinde kullanılmaktadır. Aronia meyveleri diyet lifi, organik asitler, şeker, yağ protein, mineral (özellikle çinko, potasyum) ve vitaminler (vitamin C) ile birlikte yüksek fenolik içeriğe sahiptir. <img class="alignnone wp-image-57120" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/12/aronia-melanocarpa-fl-wcullina-a-300x201.jpg" alt="" width="745" height="499" /> <strong>Serbest radikaller</strong> ile mücadelede en önemli savaşçılardan olan <strong>antioksidan polifenolik</strong> doğal karışımını içeren aronya, günümüzde kansere karşı kullanımı ile popülerleşmiştir. Aronya bitkisi zengin biyoaktif bileşikleri sayesinde <strong>metabolik hastalıklar</strong>ın önlenmesinde en önemli bitkilerdendir. Aronia meyvelerinin, içerdikleri <strong>antiinflamatuvar</strong> ve <strong>antioksidan</strong> bileşenlerden dolayı <strong>hiperglisemiye bağlı oksidatif stres</strong>in ve bunun sonucunda ortaya çıkan komplikasyonların azaltılmasında faydalı etkileri olduğu gösterilmiştir. Yine aronia meyve ekstresinin, insülin direnciyle ilgili risk faktörlerini azalttığı belirlenmiştir. Aronia ekstreleri ve etkili bileşikleri, besinlerin biyoyararlanımını ve enerji değerini düşürdüğünden dolayı diyabet ve obezite tedavisinde etkili bir yaklaşım teşkil eder. Yapılan klinik bir çalışma ile aronia meyve suyunun <strong>Tip- 2 diyabet</strong>li hastaların açlık kan şekerini düşürdüğü gösterilmiştir. Hasat zamanı ekim-kasım gibi olan aronyanın, ülkemizde bilinirliği çok düşük düzeydedir. Hasat edilen aronyalar doğrudan tüketilebilir veya dondurulup saklanabilir. Şerbeti, suyu, konsantresi, reçeli gibi farklı ürünler geliştirilebileceği gibi yurtdışı örneklerine baktığımızda aronyalı çikolatalar, Ekmek, çörek, kek, yoğurt, sos, dondurma, puding ,makarna, baharat, reçel, marmelat, konserve, meyve suyu, yumuşak şekerlemeler, sakız, şarap, sirke, meyve suyu konsantresi, besin içeriği ve çay tüketimi ile aronya meyvesi veya özünü birçok gıda ile birleştirip kullanmak mümkündür. <img class="alignnone wp-image-57122" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/12/recipes-jam-aronia-1-300x200.jpg" alt="" width="707" height="471" /> Yetiştirme esnasında herhangi bir ilaca gereksinim duymayan aronya organik üretime açık bir meyvedir. <strong>Antidiyabetik, kardiyoprotektif, antimutajenik aktiviteleri, obezite</strong>, çeşitli <strong>inflamatuvar</strong> ve <strong>kronik hastalıklar</strong>daki olumlu etkileri belirlenmiştir. Güncel kullanımına ek olarak, klinikte koruyucu ve tedavi edici etkileri nedeni ile kullanımının yaygınlaşması için, bitkinin kimyasal bileşimi ve biyoaktivitesi üzerine yapılan çalışmaların artarak devam etmesi gerekmektedir. Ayrıca yapılan çalışmalar aronya ekstraktranın yani özünün kullanıldığı unutulmamalıdır ve yüksek antioksidan içeriği nedeniyle fonksiyonel gıda olarak adlandırılmaktadır. Önümüzdeki yıllarda kendisinden sıkça bahsedeceğimiz ve <strong>süper meyve</strong> olarak adlandırılan aronya giderek popülerleşmeye ve yetiştirilmeye devam etmektedir.
Ayşe Gül
@aysegul
Migren, Yunanca hemicrania (yarım baş/ kafa) kelimesinden türetilmiş Fransızca bir kelimedir ve ilk kez M.S. 2. yüzyılda <strong>Kapadokya’da</strong> tanımlanmıştır. Çok uzun süreler boyunca hem hastalar hem de doktorlar için tam olarak bilinmeyen bir hastalık olan migren, <strong>4-72 saat</strong> sürebilen, <strong>mide bulantısı,</strong> fotofobi (ışık hassasiyeti) ve/veya fonofobi (ses hassasiyeti) ile birlikte gelişen ve tekrarlayan baş ağrısı ile karakterize edilen bir hastalıktır. Migrenin yönetiminde tetikleyici faktörleri belirlemek ve önlem almak son derece önemlidir. Stres ve uykusuzluk en yaygın tetikleyiciler olmakla beraber alkol alımı, aşırı kafein tüketimi, kadınlarda hormonal değişimler vb. tetikleyiciler bulunmaktadır. <strong>Yetersiz besin</strong> (yemek yemeyi unutma, yemek yemeyi erteleme, yetersiz miktarda yemek ), bazı besinler, uyku<strong> (uykusuzluk, fazla uyumak),</strong> çevresel faktörler (parlak ve titrek ışıklar, fazla egzersiz, seyahat etmek, hava değişikliği, keskin kokular...), <strong>hormonal faktörler</strong> (hamilelilik, menstrasyon, oral kontraseptikler), baş ve boyun ağrısı bilinen tetikleyici unsurlarıdır. <strong>Migrenin Besinsel Tetikleyicileri</strong> Bazı çalışmalar, migren hastalarının %50'den fazlasının ya da tamamının migren ataklarının besinlerden etkilendiğine inandığı belirtilmektedir. Besinlerin neden olduğu baş ağrıları genellikle besinlerin içeriğinde bulunan bazı bileşenlerden kaynaklanır. Besinlerde doğal olarak bulunan tiramin, feniletilamin, seratonin, alkol, flavonid, kafein ve bakır gibi bileşikler migren ataklarını tetikleyebilir. Bu besinlerin haricinde besinlere sonradan eklenen monosodyum glutamat (diğer adıyla MSG, özellikle hazır çorba ve gıdalarda bulunur), gıda aromaları, gıda boyaları, meyan kökü ekstresi, bor, aspartam gibi tatlandırıcılar, vitaminler (A ve D vitamini, niasin), mineraller (kalsiyum, manganez), bitki çayları ve deniz ürünleri migrenle ilişkisinin olduğu iddia edilen bileşiklerdir. <img class="alignnone wp-image-56290" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/11/th-12-300x150.jpg" alt="" width="934" height="467" /> <strong>Öğünlerinizi Atlamayın</strong> Öğün atlama ve düzenli yemek yememe durumu baş ağrılarını tetikleyebilir. Kişilerde yemeği bıraktıktan 5 saat içerisinde veya 13 saatlik süren gecenin ardından baş ağrısı hissetmeye başlayabilirler. Hafta sonlarında kişi geç vakitte uyuyup ertesi sabah geç kahvaltı yaptığında sıklıkla karşılaşılan bir durum haline gelebilir. Açlıkla birlikte kan glukoz seviyesinin normalin altına düşmesi hipoglisemi olarak tanımlanır ve baş ağrısını tetikler. Yoğun düzeyde basit karbonhidrat tüketilen bir öğünden sonra kişide aktif hipoglisemi de benzer şekilde baş ağrısını tetikler. Bu nedenle migren ataklarının sıklığını ve şiddetini azaltmak için ana öğünler atlanmamalıdır. Migreni tetikleyen besinlerin bilinmesi sıklığının azaltılması ve hastalığın kontrolünde oldukça önemlidir .Bunu haricinde burada bahsedilen tüm bu maddelerin migreni tetikleyeceğinden bahsedilemez. Baş ağrısının oluşumu genellikle birkaç unsurun bir araya gelmesiyle oluşur. Özellikle<strong> menstrual siklus</strong> zamanı ya da duygusal stres gibi daha savunmasız zamanlarda ortaya çıkmaktadır. <strong>Tetikleyici Bazı Besinler ve Neden Olan Kimyasallar</strong> <ul> <li>Peynir - Tiramin</li> <li>Çikolata - Feniletilamin, theobromine</li> <li>Narenciye meyveler - Fenolik aminler, octopamine</li> <li>Salam, sucuk, jambon - nitritler, nitrik oksid</li> <li>Dondurulmuş , hazır yiyecekler - Monosodyum glutamat</li> <li>Kahve, çay, kola - Kafein, kafein türevleri</li> <li>Tatlandırıclar - Aspartam</li> <li>Şarap, bira - Histamin, tiramin,sulfitler</li> </ul> <img class="alignnone wp-image-56291" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/11/th-1-8-300x157.jpg" alt="" width="754" height="395" /> <strong>Beslenme Önerileri</strong> Migrenin bireylerin sosyal yaşantısını etkileyen şiddetli <strong>nörolojik bir bozukluk</strong> olduğu bilinmektedir. Yaşam tarzı, besin tercihleri, bireylerin özel durumları ve kronik hastalıkların pek çoğuyla ilişkili olan migrenin tedavisinde yeni yaklaşımlar geliştirilmektedir. Migren tetikleyicisi olarak belirtilen çevresel ve bireysel faktörler içerisinde beslenme düzeninin önemli bir yer kapladığı görülmektedir. Beslenme tedavisiyle ilişkili olarak migrenli bireylerin öncelikle beslenme günlüğü tutmaları ve atak geçirilen zamanlarda tüketilmiş olan besinlere dikkat etmeleri önemli bir başlangıçtır. Bu şekilde besinlerin bireysel olarak nasıl etkili olabileceğinin anlaşılması, tedavide yer alıp almayacağının belirlenmesi ve atak sıklığının azaltılmasına yönelik uygun bir beslenme planının oluşturulmasında yol gösterici olabilir. Hastalıktan muzdarip bireylerin tüm etkenleri göz önünde bulundurarak gerekli tedavi yöntemini uygulaması, daha kaliteli bir yaşam sürdürülebilmesi için önemlidir. Migreni önlemede ve ilerleyişini geciktirmede uygulanabilecek yaşam tarzı ve davranış değişikliklerine dikkat etmekte fayda vardır. Yapılabilecek başlıca değişiklikler uyku düzenine dikkat edilmesi, rahatlama ve nefes egzersizleri yapılması, önerilen beslenme planı ve düzenine uyulması, günlük sıvı alımının yeterli düzeyle olmasının sağlanması, sosyal hayattan uzaklaşılmaması şeklinde sıralanabilir. Genel beslenme önerilerine bakacak olursak; Aynı anda olası tüm tetikleyici gıdaları diyetten çıkarılmamalı, Diyet günlüğü tutarak hangi gıdanın tetiklediği tespit edilmeli, Diyet günlüğüne her gün tüketilen besinler yazılmalı ve semptomlar not edilmeli, Besin alerjilerinin migren ataklarını tetikleyebileceği unutulmamalı, Soğuk içeceklerin ve dondurmanın migren ataklarını tetikleyebileceği unutmamalı, Rafine şekerden kaçınmalı, Öğün atlanmamalı, Tüm besinler, özellikle yüksek protein içerenler, taze hazırlanmalı.
<strong>Çölyak hastalığı</strong> genetik olarak yatkınlığı olan bireylerde başlıca buğdaydaki gluten ve arpa; çavdar, yulaf gibi tahıllarda glüten benzeri diğer tahıl proteinlerine karşı kalıcı intolerans geliştiren bağırsak hastalığıdır. Günümüzde çölyak hastalığının tek tedavisi glütensiz diyettir.<strong> Glutensiz diyet</strong> çok katı olmalıdır. Diyetten buğday, arpa, çavdar, yulaf ve bu tahılları içeren kek, poğaça, bisküvi, börek, ekmek, pasta, çörek gibi ürünler diyetten çıkarılmalıdır. Katı glutensiz diyet uygulaması, günlük glüten alımının 20 mg’dan daha az alınması anlamına gelmektedir ve bu miktar bir ince dilim ekmeğin %1’ine karşılık gelmektedir. Çölyak hastaları için et, balık, süt ve süt ürünleri, meyve ve sebzeler gibi geniş bir yelpazede besin seçenekleri bulunmaktadır. Ancak gıda endüstrisinde ticari kaygılar nedeniyle glütensiz olarak bilinen bazı besinlere glüten ilavesi yapılabilmektedir. Bu nedenle, çölyak hastaları, ‘glutensiz’ ibaresi yazmayan ürünleri kullanırken çok dikkatli olmalıdır. Çünkü bu ürünler, üretim hattı boyunca, örneğin, üretim alanı içinde transport, depolama veya işleme sırasında tahıllara kontamine (temas halinde) olabilir. Çölyak hastaları için alternatif kaynaklar gıda endüstrisinde glütensiz ürün formulasyonunda kullanılan tahıllara bakıldığında başta karabuğday olmak üzere tef, fonio,darı, sorgum, amarant ve kinoa; tam tane olarak, gevrek veya irmik şeklinde öğütülerek, makarna, tahıl, kraker olarak veya glütensiz diğer ürünler içine dahil edilerek kullanılmaktadır. <h2>Karabuğday</h2> Genellikle mart-nisan ayında ekilen ve eylül-ekim gibi hasat edilen karabuğday yüksek rakımlarda kısa sürede gelişmeye adapte olması, bu bitkinin en önemli özelliklerinden biridir. Karabuğdayın besin kaynağı olarak en yaygın yetiştirilen türleri, ‘"yaygın karabuğday türü’" (<em>Fagopyrum esculentum Moench)</em> ve "Tatar karabuğdayı’" (<em>Fagopyrum tataricum Gaerth</em>)‘dır. Dünyada karabuğday üretimi yıldan yıla değişmekle birlikte günümüzde ortalama 3,5 milyon ton civarındadır. Son 40 yıldır Çin dünyanın en büyük karabuğday üreten ülkesidir. Karabuğday antioksidan içeriği (rutin ve kuarsetin) yanı sıra dirençli nişasta içeriği yüksek tahıllardan biridir. Dirençli nişasta içeren besinlerin glisemik indeksleri düşüktür ve bu durum genel olarak bir avantajdır. <img class="alignnone wp-image-56016 " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/11/3372116_810x458-300x170.jpg" alt="" width="773" height="438" /> <h2>Kinoa</h2> Ispanak ve pancarın da dahil olduğu kazayağıgiller (<em>Chenopodiaceaem</em>) familyasına ait tek yıllık bitkidir. Güney Amerika yerlileri tarafından geleneksel bir besin olarak kullanılan kinoa, tane olarak pirinç gibi yemeklerde, pilavlarda veya çorba içerisine eklenerek kullanılır. Bunun yanı sıra kinoa unu kurabiye, ekmek, bisküvi, cips ve pankek gibi unlu mamül üretiminde kullanılabilmektedir. Bu bitkinin yaprakları ıspanak gibi sebze olarak tüketilmekte, filizleri ise salata içerisine eklenebilmektedir. <h2><img class="alignnone wp-image-56018" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/11/kinoa-300x168.jpg" alt="" width="762" height="427" /></h2> <h2>Amarant</h2> Amarant, Amaranthaceae familyasında yer alan sebze, tahıl, süs bitkisi ve yem bitkisi olmak üzere kullanılmaktadır. Yenilebilir olan türleri kolay şekilde yetiştirilip hasat edilmektedir. Sebze amarantın yaprakları taze olarak toplanıp salata, haşlama, buğulama, kaynatma, kızartma veya yemeklere tat verme gibi farklı şekillerde kullanılmaktadır. Tohumu doğrudan bazı ürünlere eklenirken, unu ekmeklere, eriştelere, kreplere, bisküvilere ve diğer fırın ürünlerine katılabilmektedir. Tohumlar ayrıca mısır gibi patlatılarak tüketilmektedir. <h2><img class="alignnone wp-image-56021" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/11/1042379_1920x1080-300x169.jpg" alt="" width="763" height="430" /></h2> <h2>Sorgum</h2> Buğdaygiller familyasına ait dünyanın en önemli tahıl bitkisi olan sorgum, yüksek ürün veren ve kurağa dayanaklı bir bitkidir. Sorgumun besin olarak kullanımı en fazla Afrika bölgesindedir. Gelişmekte olan ülkelerde sorgumun besin maddesi olarak tüketilmesi %56’lık paya sahipken; gelişmiş ülkelerde bu oran sadece %2’dir. Dünya genelinde sorgum üretimi her yıl ortalama 67 milyon tondur. <h2><img class="alignnone wp-image-56022" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/sorgum_nedir_sorgumun_faydalari_nelerdir_1506409407_3805-300x169.webp" alt="" width="772" height="435" /></h2> <h2>Tef</h2> Tef çoğunlukla Etiyopya ve Doğu Afrika bölgesinde tahıl olarak kullanılan bir bitkidir. Tef bitkisinin tohumları çok farklı renklerde (fildişi beyazı, açık kahverengi-koyu kahverengi) bulunabilmektedir. Açık renkli tanelerin koyu olan tanelere göre daha hafif tadı olup, daha koyu olanların ise demir içeriği daha yüksektir. Tef, jelatinize olma ve kıvam artırıcı özellikleri nedeniyle besin endüstrisinde fonksiyonel bir bileşen olarak kulanılabilmektedir. <h2><img class="alignnone wp-image-56023" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/teff-tohumu-nedir-nasil-kullanilir-10-faydasi-4-300x200.jpg" alt="" width="761" height="507" /></h2> <h2>Fonio</h2> Fonio (<em>Digitaria Haller</em>) Poaceae familyasına ait bir bitki olup, Batı Afrika ülkelerinde yetiştirilmektedir. Fonio bitkisinin besin ögesi içerikleri çevresel etkilere, coğrafi koşullara, tarımsal faktörlere (işleme, hasat vb.), kullanılan analitik yöntemlere, analiz yapılan fonio bitkisinin tam taneli veya kabuksuz oluşuna göre değişiklik göstermektedir. Fonio’da bulunan başlıca mineraller magnezyum, fosfor ve potasyumdur. <img class="alignnone wp-image-56024" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/11/fonio-1296x728-header-300x168.webp" alt="" width="806" height="452" />