A

Anıl Aslan

@anilaslan

3 paylaşım0 takipçi0 takip
A
Anıl Aslan
·23 Oca 15:27·Sinema - TV

<h2>Geçtiğimiz günlerde neredeyse dünyanın en büyük dijital platformlarından birisi olan Netflix üzerinden yayınlanan ve büyük ilgi toplayan “Kübra” dizisinin anlatmak istedikleri, olayların işlendiği süreçte bizlere alt metinde vermeye çalıştığı pek çok mesaj var.</h2> Dizinin anlatmak istediklerini elbette herkes kendince yorumlar. Bu tarz yapımlarda veya üretilen sanatsal içeriklerde elbette kitleler ortak bir ana fikir benimseyecek olsa da herkes için farklı hislerde uyandırabilir ve uyarmak gerekirse bu hislerden ve düşüncelerden bahsederken biraz spoiler verebilirim. Diziyi henüz izlemeyenler varsa bunu dikkate alarak okumasında fayda var. Önce Kübra’nın kelime anlamı ile başlayalım çünkü asıl verilmek istenen mesajlar bu sıfat etrafında kuruluyor gibi. Kübra kelime anlamı bakımından büyük, çok büyük demektir. Evet, İslami olarak değerlendirdiğimizde kelimenin kullanım maksadını az çok tahmin edebiliyoruz. Bu noktadan sonra kelime oyunlarımız başlıyor. Kübra ismini oluşturan üç temel sessiz k, b, r harflerinden Arapça'da pek çok kelime türetilmiştir. Kübra, kibir, ekber, tekebbür, tekbir… Hepsinin ortak noktası tahmin edileceği üzere “Büyüklük.” Kimisi yüceltme, kimisi büyük görme anlamını taşır bu kelimelerin. Ve işin finalinde ortaya bir kelime daha çıktı “KUBRA”. Kübra sıfatından ve anlamlarından tamamen alakasız bir şekilde ortaya çıkan bu kelime aslında dizinin bence tek cümlelik ana fikri: “KUBRA, Kübra değildir.” <img class=" wp-image-64577 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2024/01/cagatay-ulusoy-kubra-300x150.jpg" alt="" width="2168" height="1084" /> Diziye ismini veren bu kelimelerin açıklamasını yaptıktan sonra biraz daha dizide geçen olaylarla devam edelim. Dizimin başrolünde Çağatay Ulusoy var. Canlandırdığı karakter ise “Gökhan”. Gökhan’ın kelime anlamı ise eski Türkçede “Gök Tanrısı” olarak geçmektedir. Ne tesadüf değil mi? Değil. Gökhan, askerlik yaptığı sırada bir karakol baskınında tüm arkadaşlarını kaybetmiştir. Karakol baskınında sağ kalan tek kişi olmasının altında bir sebep arayan Gökhan, tüm kötü alışkanlıklarından vazgeçerek yeni bir hayata, daha inançlı bir şekilde başlamak niyetindedir. Bir yedek parça üretim atölyesinde çalışarak geçimini sağlamaktadır ve az çok düzenli, huzurlu bir hayata kavuşmuştur. <img class=" wp-image-64579 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2024/01/kubra-dizi-netflix-300x169.jpg" alt="" width="1486" height="837" /> Her şey güzel devam ederken, bu sırada telefonunda yüklü olan bir sohbet uygulamasından, “Kübra” isimli bir kişiden mesaj gelir. “Sen Farklısın.” Gökhan, ruhani bir arayış içerisinde iken, hayatta kalmanın amacını sorgularken gelen bu mesaj ve devamında gelişen bazı olaylar neticesinde Kübra’nın kim olduğu ile ilgili bir yargıya varır nihayetinde: mesaj, Allah tarafından gelmektedir ve Gökhan seçilmiş kişidir. Dünyada adaleti ve nizamı sağlamak için gönderilen mesajlar, Gökhan aracılığı ila insanlara aktarılacaktır. Dizinin bundan sonraki kısmında gelişen olaylara ve finaline takdir edersiniz ki izlemek isteyenlerin tadını daha fazla kaçırmamak için değinmeyeceğim. Ama “Allah’tan gelen mesaj.” haberi üzerine Gökhan’ın çevresi tarafından kimi zaman elçi olarak görülmesi. Bazı kesimler tarafından da şarlatan görülmesi ve dizi içerisinde karakterlerin verdiği tepkiler başlangıçta bahsettiğimiz üç harften ve türetilen kelimelerden ibaret. Gökhan’ı kimisini ekber gördü, kimisi kibirli gördü, kimisi tekebbür ettiğini düşündü kimisi de gerçekten tekbir getirdi. Ve işin finalinde kendisini gerçekten “ekber” görenlerin “kibri” büyük bir kaosu beraberinde getirdi.

2

Edebi tiratları, şairane anlatımları, bilim kurguya kaçan konusu ve usta oyuncu kadrosuyla, böyle bir dizi vardı da biz nasıl gözden kaçırdık dedirtecek bir Türk dizisi ile karşınızdayım: Şubat. Şubat 2012-2013 yılları arasında TRT 1’ de yayınlanmıştı. Yönetmenliğini A. Volkan Kocatürk’ ün yaptığı dizinin türü her ne kadar dram olarak sınıflandırılsa da izleyenler bundan çok daha fazlası olduğunu itiraf edeceklerdir. Dizinin ismi, yetimhane kapısına şubat ayında terkedildiği için adı  “<strong>Şubat</strong>” koyulan çocuktan geliyor. Dizi boyunca yaşanan olayların ve hikayelerin merkezinde bir şekilde Şubat var. Alican Yücesoy’ un hayat verdiği Şubat, biraz içine kapanık ve sosyopat bir karakterdir. Daha doğrusunu söylemek gerekirse yetimhanede geçirdiği günleri arkasında bir türlü bırakamamış Şubat. <img class="alignnone wp-image-45491" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-3-2-300x168.jpg" alt="" width="871" height="488" /> Konuşması, tavırları, istediğini alamadığında bir çocuk gibi küsmesi… Şubat, yetimhanede çıkan bir yangından sonra sığındığı bir kuyuda Aziz Bey tarafından bulunacaktır. Yetimhane günlerinden sonra ona babalık yapan Aziz Bey rolünde ise Musa Uzunlar var. Geçimini, babası gördüğü Aziz Bey’ den öğrendiği kağıt toplayıcılığı ile sağlayan <strong>Şubat</strong>, televizyonda gördüğü bir muhabir kadına aşık olur. Dizinin ilerleyen bölümlerinde muhabir Yağmur (Melisa Sözen) ile yollarını kesişen Şubat, aşkın kudretiyle gözümüzün önünde tıpkı bir çocuk gibi büyüyecektir. Ve Şubat büyümeye başladığında, geçmişinin ve çok daha fazlasının sırlarını çözmek için harekete geçecektir. Bunun yanı sıra dizinin işlediği ve bizlerin yüzüne vurduğu bir diğer konu ise, yer altında ve yer üstünde yaşayan insanların paylaşmaya çalıştığı ortak şehir. Ezilenler, satın alınanlar ya da yer altının tüm karanlığına rağmen umut vadeden yaşamlar. İyiliği veya kötülüğü seçenler… <img class="alignnone wp-image-45492" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-5-2-300x168.jpg" alt="" width="802" height="449" /> Şimdi sıkı durun, buraya kadar anlattıklarım aslında diğer tüm Türk dizilerinde de karşılaşabileceğiniz klişelerdi sadece. Diziyi farklı kılan konular ise çok daha başka. Fazla spoiler vermeden, üstün körü bahsetmek gerekirse: Yetimhanede çıkan yangın, Şubat’ ın büyümeyen bir çocuk gibi davranması ama aynı zamanda bir süper kahraman kadar güçlü olması, - öyle ki kurşun yaraları dahi bir günde iyileşiveriyor. - yetimhanenin aslında bir bilim insanları tarafından kurulan bir deney merkezi olması ve ölümsüzlük peşinde koşan insanlar olması gibi bir bilim kurgu dizisini aratmayan konular da işleniyor. Var olmayan fantastik karakterler ile oluşturulan kısa bir bilim tarihi bile var dizinin içinde. Bunun yanı sıra dizinin her bölümünden önce yayınlayan giriş sahnelerinde, yaklaşık iki dakikaya yayılan; aşk, kıskançlık, delilik, özlem gibi konularda tirat tadında yapılan edebi konuşmalar izleyenleri gerçekten etkileyecek cinsten. Dizinin oyuncu kadrosunda diziye gerçekten başka bir boyut ve anlam kazandıran Özkan Uğur, Melisa Sözen, Sermet Yeşil, Nadir Sarıbacak, Tansu Biçer, İbrahim Selim gibi usta isimler de bulunuyor.

9
A
Anıl Aslan
·31 Ağu 08:01·Edebiyat

Isaac Asimov, doğum tarihi tam olarak bilinmese de resmi kayıtlara 2 Ocak 1920 olarak geçmiştir. Rusya’nın Smolensk yakınlarında bir kasabada dünyaya geldi. Henüz üç yaşındayken ailesi ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etti. Yirmi yaşına gelmeden, çoktan bilim kurgu öykülerini yazmaya başlamıştı. 1939 yılında Columbia Üniversitesinden mezun oldu ve kimya dalında doktorasını aldı. Daha sonra ise Boston Üniversitesi’ne geçerek, orada profesör oldu. <img class="alignnone wp-image-44041" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/th-41-300x250.jpg" alt="" width="858" height="715" /> &nbsp; Yaşamına 500’den fazla kitap, 90.000’e yakın kartpostal sığdırdı. Asimov’un pek çok alana ilgi duyması ve üretken bir kişilik olmasının bilinmesinin yanı sıra, en popüler olduğu alan şüphesiz bilim kurgu eserleri ve bilim kitaplarıydı. Dewey Onlu Sınıflama Sistemi’ndeki felsefe hariç diğer tüm alanlarda yazılmış birçok eseri bulunmaktadır. Büyük bir çoğunluğa göre Asimov, bilim kurgunun ustası ve üç büyük bilim kurgu yazarından biridir. (Robert A. Heinlein ve Arthur C. Clarke ile beraber). Asimov’un yazdığı 500’ün üzerindeki eser bir yana dursun, bilim kurgu eserleri arasında onun en çok tutulan ve beğeni toplayan eseri, orijinal adıyla “Foundation” yani “Vakıf” oldu. Vakıf serisinin doğuş hikayesi aslında Asimov’un “Astounding Magazine” dergisine yolladığı kısa hikayelerle başlamıştır. Çok beğenilen bu kısa hikaye serisi daha sonradan kitaplaştırılmıştır ve Vakıf Üçlemesi olarak yayınlanmıştır. Daha sonra Asimov, ''Vakıf''ı anlatan bir devam serisi yazılmaya ikna edilmiştir. Günümüze ulaşan Vakıf serisi şu an 7 kitaptan oluşmaktadır. Vakıf serisinde anlatılan ana hikaye 12.000’ li yıllarda başlayıp devam eden bir süreçtir. Yani günümüzden yaklaşık 10.000 yıl sonrası… Peki ''Vakıf'' bize ne anlatıyor ya da ne anlatmak istiyor? Elbette bu yazımızda kitabı henüz okumamış okurlarımızı üzmemek için, kitabın içerisindeki önemli olaylara ve olay örgüsüne pek değinmeden, Vakıf’ın bizlere anlattığı bu gelecekte geçen yıllarda, bizleri nelerin beklediğini acaba öngörebiliyor muyuz, buna değineceğiz. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/seldon.1024x0-800x450.jpg" alt="" width="822" height="462" /> Vakıf, ana karakterimiz olan <strong>Hari Seldon’un</strong> öncülüğünü yaptığı bilim dalı <strong>“Psikotarih”</strong> ve bu bilimin öne sürdüğü bazı fikirlerin başlattığı bir macera aslında. Peki nedir bu Psikotarih? Psikotarih, büyük sosyal toplulukların davranışlarını inceleyerek, matematiksel bir formülle gelecekteki olayları öngörme üzerine kurulmuş bir bilim dalı, yani Hari Seldon böyle tarif ediyor. Ve Hari Seldon’a ve onun psikotarih hesaplamalarına göre, yaşadığı dönemde tüm galaksiye hükmeden<strong> “Galaktik</strong> <strong>İmparatorluk”</strong> çökmek üzeredir. İmparatorluğun çöküşünün ardından büyük bir barbarlık çağı başlayacaktır ve bu karanlık çağ yaklaşık 30.000 yıl sürecektir. Bu söylemler açığa çıktığında ise elbette imparatorluğun hoşuna gitmeyecektir. Hari Seldon’a göre ise bu çöküşü engellemenin bir yolu yoktur ve ancak çöküşten sonraki barbarlık döneminin süresi kısaltılabilir. Meşhur Vakıf’ın hikayesi ise tam bu noktadan sonra başlar. Elbette hikayenin devamını anlatarak tüm sürprizleri kaçırmanızı istemeyiz. Az evvelde belirttiğimiz gibi bu yazımızın konusu: Vakıf’ın anlattıkları bize gelecekten bir ipucu olabilir mi? Yedi kitaplık seride anlatılan gelecek yıllar içerisinde, siyaset, politika ve din konuları da neredeyse günümüze yakın bir şekilde ele alınmış. Belki de Vakıf’ı diğer eserlerden ayıran en büyük özelliklerden birisi de bu. Yaşanılabilir meskûn gezegenlerin sayısı artık milyonlarla tarif edilirken, ülkeler arası diplomatik ilişkilerin, savaşların boyutu bütün bir galaksiye yayılmışken, sizce hala günümüzdeki gibi dini, siyasi ve kökensel problemlerin tartışılması ihtimali nedir? Farklı coğrafyalarda yaşayan dilleri farklı insanlar hala var olur mu mesela? Ticaret ve ticarette kullanılan para birimleri nereye evrilir tahmin edebilir misiniz? İşte Vakıf, bizlere tüm bu soruların cevaplarını bir bilim kurgu eserinde dahi olsa veriyor. Belki ütopik, belki hiçbir zamanda var olmayacak yaşamı tüm güzellikleriyle hayal ederken, genelde her şeyi toz pembe resmeder insanlık. Fakat Asimov, bu başyapıt bilim kurgu eserinde, bize gelecekte geçen bir yaşamın içerisindeki sorunları ve sorunların çıkış noktasını en ince detayına kadar hissettiriyor. Kimi zaman hikayenin içerisindeki karakter ile aynı çözüm masasına oturup, bu işlerden nasıl sıyrılacağımızı düşünürken buluyoruz kendimizi. Ve her şeyden önemlisi, Asimov bizlere belirli kalıp düşüncelerden ve hırslardan vazgeçilmediği sürece, her nerede ve hangi zamanda olursak olalım, insanlığın mağlup olacağını; kaosun ve yıkımın asla peşimizi bırakmayacağını da ufaktan öğütlüyor.

4