Dünyanın en çok indirilen mobil canlı yayın uygulamalarından biri olan <strong>Bigo Live</strong>, geçtiğimiz hafta sonu harika bir etkinlik ile prestijli kullanıcılarını ödül yağmuruna tuttu. Bünyesinde barındırdığı başarılı yayıncılar, aileler ve ajanslar arasından en iyilerini belirlemek için toplandıkları galada ödüller havada uçtu. <strong>An’ı Paylaşıyoruz</strong> mottosu ile yola çıkan Bigo Live ailesi, İstanbul’un boğazında hayatlarının en keyifli anlarından birini deneyimledi. <h3><strong>Bigo Live Dünyası’nın Yıldızlarına Galada Ünlü Manken Ece Gürsel Eşlik Etti!</strong></h3> Bigo Live uygulamasının öncü yayıncıları, yaratıcı ajansları, özel aileleri, VIP kullanıcıları ve destekçileri başarılarını kutlamak için İstanbul Boğazı’nın eşsiz manzarası eşliğinde bir araya geldi. <strong>Ece Gürsel</strong> eline mikrofonu, Bigo Live üyeleri ise ödüllerini eline aldı. Başarılarıyla adından sık sık söz ettiren ünlü manken Ece Gürsel, Bigo Live’ın gerçekleştirdiği bu büyük galada yer almaktan çok mutlu olduğunu ve bir sonraki galada da Bigo Live ailesi ile aynı ortamı paylaşmak istediğini dile getirdi. Gürsel, sahneye çağırdığı davetlilere ödüllerini verirken onlarla küçük sohbetler ederek geceyi şenlendirdi. Güzel sunucu bu etkinlikle beraber Bigo Live’a olan ilgisinin daha da arttığını ve uygulamada daha çok vakit geçireceğini belirtti. <h3><strong>Bigo’nun Sevimli Canavarı Dino Herkesin Kalbini Fethetti</strong></h3> Gece boyunca davetliler <strong>Bigo Live’ın sevimli maskotu Dino</strong> ile keyifli vakit geçirdi. Kırmızı halıda beraber fotoğraf çektirip dans ettiler. Galanın imza duvarı da büyük ilgi gördü. Dijital dünyanın yıldızları izlerini bir bir duvarda ölümsüzleştirdi. Ödül töreni sonrası DJ’in unutlmaz performansına eşlik eden davetlileri Dino da yalnız bırakmadı. <img class="alignnone wp-image-63495" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/08/2S8A1603-300x200.jpg" alt="" width="866" height="577" /> <h3><strong>Unutulmaz Gecenin Unutulmaz Bigo An’ları</strong></h3> Gala gecesi kokteyl kutlaması ile açılışını yaptı ve davetlilere özel olarak hazırlanmış nefis yemeklerle devam etti. Ardından büyük bir heyecanla takip edilen ödül törenine geçildi. Kazananlar duyuruldukça sevinç çığlıkları ve çoşkulu tezahüratlar havada uçuştu. Bu anlar hem Bigo Live kullanıcıları hem de Bigo Live ailesi için unutulmaz anlar oluşturdu. Ödül konuşmaları ise kazananların Bigo Live serüvenine ışık tutmakta yardımcı oldu. Bazı davetliler Gala’dan yayın açarak katılım sağlayamayan üyelere ve destekçilere keyifli anları tabii ki de yine Bigo Live üzerinden sundu. Bu, bize Bigo Live’ın ne kadar büyük ve güçlü bir aile ve arkadaşlık ortamı sunduğunun çok güzel bir örneği olmakta. <img class="alignnone wp-image-63496" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/08/s-e14695b08640ef0b78a1502c68a5a258234451a1-300x169.webp" alt="" width="880" height="496" /> <h2><strong>Peki Nedir Bu Bigo Live? Bigo Live'da Kazanç Sağlanır mı?</strong></h2> <h2><strong>Bigo Live Nedir?</strong></h2> Bigo Live, kullanıcıların gerçek zamanlı olarak canlı yayın yapabildiği bir <strong>canlı yayın platformu</strong>dur. Bu platform üzerinden kullanıcılar kendilerini canlı yayınlayabilir, izleyicilerle etkileşimde bulunabilir ve online bir izleyici kitlesi ile iletişim kurabilirler. Kullanıcılar yeteneklerini, hobilerini, günlük aktivitelerini ve düşüncelerini canlı video yayınları aracılığıyla paylaşabilirler. İzleyiciler, bu canlı yayınları izleyebilir ve yayıncılarla mesaj ve sanal hediyeler göndererek, anketlere veya sorulara katılım göstererek onlarla etkileşimde bulunabilirler. Bigo Live, sosyal ve etkileşimli özellikleri nedeniyle popülerlik kazanmış, bireylerin, içerik üreticilerinin ve influencer'ların izleyicileriyle etkileşimde bulunabilecekleri bir platform haline gelmiştir. Özellikle Güneydoğu Asya ve Orta Doğu gibi çeşitli bölgelerde popülerlik kazanmıştır. <h3><strong>Bigo Live’da Nasıl Kazanç Sağlarım?</strong></h3> <strong>Bigo Live platformunda kazanç elde etmek</strong> için çeşitli yöntemler bulunmaktadır. Kullanıcılar, canlı yayınlarını daha etkileyici hale getirerek izleyici kitlesini çoğaltabilir ve etkileşimi artırabilirler. Global olarak, Bigo Live yayıncılarının yayın açıp hedeflerine ulaşarak <strong>ayda 5.000 dolar kadar</strong> kazandıkları bilinmektedir. <img src="https://www.webtekno.com/images/editor/default/0003/12/94c28d2c06e5e3deabdb809ea81418e1e38689f5.jpeg" alt="Eğlenirken Kazandıran Canlı Yayın Platformu: Bigo Live - Webtekno" /> İzleyiciler, canlı yayınlar sırasında sanal hediyeler göndererek ve elmaslar kullanarak yayıncılara desteklerini gösterebilirler. Ayrıca, yayın sponsorluklarıyla markaların ürünlerini veya hizmetlerini tanıtarak gelir elde edebilirler. Aylık abonelikler ve tavsiye programları da yayıncılar için potansiyel gelir kaynakları arasında yer alır. Yarışmalar, etkinlikler ve ücretli içerikler sunarak da kazanç elde etmek mümkündür. Tüm bu yöntemlerin yanı sıra, yayıncılar reklam gelirleri de elde edebilirler. Başarılı olmak ve kazanç elde etmek için yayıncıların Bigo Live'ın güncel politika ve kurallarına dikkat etmeleri önemlidir. Bigo Live’dan kazanç elde etmek için sahip olmanız gerekenler telefonunuz, internet ve harika kişiliğiniz. <h3><strong>Bigo Live Gala Etkinliği Nedir? </strong></h3> Bigo Live Gala Etkinliği, her yıl farklı ülkelerde farklı zamanlarda düzenlenen büyük bir şölendir. Başarılı sunucular eşliğinde gerçekleşen bu gala etkinliklerinde yetenekli yayıncılar, ajanslar, destekçiler, VIP üyeleri ve aileler ile Bigo Live’ı ve üyelerini kutlamak en büyük amaçlardan biridir. <img class="alignnone wp-image-63497" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/08/s-30a5959fc0cc32fa2307a2030a5c87e4dae8fb47-300x180.webp" alt="" width="1002" height="601" /> <h3><strong>Bigo Live ile An’ı Yaşa!</strong></h3> Bigo Live’ın eğlenceli dünyasının bir parçası olmak için hemen App Store veya Google Play Store’dan ücretsiz bir şekilde uygulamayı indirip bu maceraya ortak olabilirsin.
Doruk Adakoğlu
@alej
<p>Herkes <strong>Lady Gaga</strong>'yı şaşırtıcı kıyafetleri, konseptleri, <strong>Paparazzi </strong>ve <strong>Shallow </strong>gibi hit şarkılarıyla bilir, ama gerçekten Lady Gaga'yı tanıyor musunuz? Kariyerine başlamadan önce bile kendisini ve fikirlerini nasıl pazarlayacağını biliyordu. Nasıl mı? Çok kolay. Kariyerine underground bir barda piyano çalan ve şarkı söyleyen biri olarak başladı ve şimdi <strong>Super Bowl</strong>'da sahne alıyor. Bazıları Lady Gaga'yı vahşi olarak nitelendirse de, ben onu iş dehası olarak nitelendiriyorum. 68.3 milyon albüm satışı, 13 Grammy ödülü ve <em>TIME</em> Dergis'inin 2019'da en etkili 100 kişi listesine almasıyla, dünyanın en büyük iş insanlarından biri. Tüm bunları nasıl kısa sürede başardı? <strong>Doğru pazarlama stratejisi</strong> <strong>teknikleri</strong>ni benimseyerek.</p><p>Devasa bir medya varlığıyla (Instagram'da 55.3 milyon, Twitter'da 84.1 milyon), ilk çıkışından bu yana insanları kendisi ve ürünleri hakkında ilgi çekmeyi biliyor. İnatçı bir kişiliği olduğu için, kendi yolunu ve arkasındakilerin yolunu açmayı başardı. İnsanlar ona kötü veya skandal olarak nitelendirirken, o markasını oluşturuyordu. Lady Gaga'nın kendisi bir markadıydı ve hala marka olmayı sürdürmekte.</p><h2>1. Markasının Yapı Taşı</h2><p>Lady Gaga kültürel bir fenomen ve her zaman bugünün trendlerinden ileride. Trendleri kendisi oluşturup kendisi sonlandırıyor. LGBTIQ+ konuları, ırkçılık, zihinsel sağlık ve feminizm gibi konularda fikirlerini çok açık bir şekilde ifade ediyor. Milyonlar önünde kırılgan olmaktan çekinmiyor. Örneğin, 2023'te 19 yaşındayken tecavüze uğradıktan sonra PTSD geliştirdiği konusunda <strong>Oprah Winfrey</strong>'ye açılmıştı. Hayranlarıyla dürüst olduğu için insanlar onu ve markasını takip etmeye devam ediyor. LGBTIQ+ topluluğunun bir savunucusu ve politik anlamda hakları için mücadele ediyor. Bir keresinde <strong>Barack Obama</strong>'ya eşcinsel hakları için büyük bir kalabalığın önünde <em>"Beni duyduğunu biliyorum, Obama"</em> diye seslendi.. Lady Gaga topluluğuyla duygusal bir bağ kuruyor. Onlara dürüst olmak, hakları için savaşmak ve tabii ki müzik çıkarmak gibi şeylerle ödüllendirirken, hayranları da albümlerini, makyaj ürünlerini satın alarak desteklemekte.</p><p>Bunların dışında, gençlerin zihinsel sağlığını desteklemek ve onları daha nazik ve cesur bir dünya yaratmaya teşvik etmek amacıyla <strong>Born This Way Vakfı</strong>'nı kurdu. Kendini sevme konusunu desteklemek için bir makyaj markası (<strong>Haus Labs by Lady Gaga</strong>) başlattı. Makyaj markası her cinsiyet, cinsel yönelim ve yaş için oluşturuldu. Her zaman nezaket, kendini sevme ve cesareti teşvik etmekte.</p><h2>2. Hedef Kitlesine Değer</h2><p><img class="alignnone wp-image-63243" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/07/lady_gaga_makeup-wallpaper-3554x1999-1-300x169.jpg" alt="" width="1131" height="637" /></p><p>Sosyal medya, bir pazarlama stratejisi yürütmenin harika bir yoludur. Lady Gaga, sosyal medyayı nasıl kullanacağını ve yönlendireceğini bildiği için en büyük medya varlıklarından biri haline geldi. <em>Instagram</em> ve <em>Twitter </em>üzerinden hayranlarıyla etkileşimde bulunuyor ve hatta sadece <strong>Little Monsters</strong> adlı hayranları için bir web sitesi kurdu. Sosyal medyada sessiz kaldığında, bir yerlerde gizlenip bizi izlediğine emin olabilirsiniz. Dahası doğrudan hayranlarına cevap veriyor veya bazı beyanlarda bulunarak veya belirli kıyafetler giyerek dolaylı yoldan hayranlarının dileklerini gerçekleştiriyor. Sosyal medyadaki sahne arkası paylaşımları, kısa videolar, belgeseller ve profesyonel ve kişisel içgörülerini paylaşarak hayranlarıyla duygusal ve dürüst bir ilişki kurmakta, bu da onu dünyanın en etkili pop yıldızlarından biri haline getiriyor.</p><h2>3. Güçlü İş Birlikleri</h2><p>Doğru bir pazarlama stratejisi geliştirmenin en büyük yollarından biri işbirlikleri ve ortaklıklar kurmaktır. Kariyeri boyunca Lady Gaga, albümlerini, ürünlerini ve kendisini tanıtmak için birçok ortaklık yapmıştır. Onu diğerlerinden ayıran şey ise yaptığı işe ruhunu katmasıdır. Bir şarkıcı olarak, diğer şarkıcılar/söz yazarları veya müzik endüstrisiyle ilgili şirketlerle ortaklıklar kurmak anlaşılabilir bir durumdur. Ancak, Lady Gaga <strong>Oreo</strong>, şarap markası <strong>Dom Perignon, Versace, Tiffany & Co.</strong> ve Super Bowl'da sahne aldığında <strong>Intel</strong> gibi şirketlerle de promosyonlar yapmıştır.</p><p>Yeni trendlere ve teknolojiye uyum sağlıyor ve bunları sanatına entegre ediyor. Örneğin, 2017'deki Super Bowl devre arası gösterisi için Intel ile ortaklık yaptığında, işbirliği Intel'in yenilikçi teknolojisini sergilemiş ve Gaga'nın performansı sırasında drone'larını etkileyici bir görsel şölene dahil etmiştir. Bu işbirliği, Gaga'nın sanatsal vizyonunu ileri teknolojiyle birleştirme yeteneğini göstererek milyonlarca izleyici için unutulmaz ve etkileyici bir deneyim yaratmıştır. Bu sayede, yalnızca müzik severler arasında değil, teknoloji, moda, yiyecek ve içecek endüstrileri arasında da konuşulan bir isim haline gelmiştir.</p><p>Ancak bununla da bitmiyor. Lady Gaga'yı dünyanın her yerinde bulabilirsiniz. Benzer şekilde ünlü makine çevirisi şirketi <strong>Trados </strong>için 2021'de CTO pozisyonunu üstlendi. Yerelleştirme ve küreselleşme, bir pazarlama stratejisinin ötesinde dünyanın dışına çıkmak ve büyümek için önemli unsurlardır ve anladığımız kadarıyla Lady Gaga da bunun farkında.</p><h2>4. Haberler</h2><p><img class="alignnone wp-image-63245" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/07/lady-gaga-full-hd-1920x1080-1-300x169.jpg" alt="" width="1122" height="632" /></p><p>Lady Gaga neredeyse her gün Twitter'da trend olmasına rağmen yeni bir şey yapmıyor. Peki bunun nedeni ne? Çünkü zaten üzerine konuşmamız için bize çok şey verdi. Hayran olmayanlar bile Lady Gaga'yı 2011<strong> MTV Ödülleri</strong>'nde dikkat çekici et elbisesi veya <strong>Grammy Ödülleri</strong>'nde "yumurta"nın içinde kırmızı halıda yürümesi gibi anlarla hatırlar. Hayranlarını tanımanın yanı sıra, başkalarını da büyülemeyi biliyor. Sürekli olarak halkı ve tepkilerini incelemekte. Kendini geri tutmaz ve kafasına koyduğunu yapar. Bazen sadece dikkat çekmek için veya daha iyi bir amaç için bunu yapar. Müzik videolarında Kutsal Kitap, mitolojik ve eşcinsel unsurlar kullanarak Hristiyanları kızdırır. Üstelik <strong>Britney Spears</strong>'ı öpmeye çalıştığı erkek alter egosu Joe Calderone'u unutmamalıyız.</p><h2>5. Tutkulu</h2><p>Lady Gaga sanatı ve kariyeri için savaşan birisi. New York'ta underground bir barda çalmaya başladığında, kendine bir yapım şirketi bulmak için piyanosunu beraberinde sürüklüyordu. Yapım şirketleri istediklerini yapmasına izin vermediğinde, onlara boyun eğmedi. Bunun yerine, çabalamaya devam etti. Bu, Lady Gaga'nın yaptığı işe karşı ne kadar tutkulu olduğunu gösteren harika bir örnek. Yaptığı işte kendisi olduğu için diğerlerinden sıyrılmakta.</p><p>Çıkış albümü The Fame'den son albümü Chromatica'ya kadar tüm albümleri için onlara has evrenler oluşturarak yaratıcılığını sergilemekte. Her albümün kendine özgü bir hikayesi var. The Fame albümü şöhret ve şöhretin sonuçlarından bahsederken, Born This Way albümü "transgender" (trans birey) kelimesinden bahseden ilk albüm olarak müzik endüstrisine yeni bir bakış açısı kazandırdı. Konser konseptleri de albümleri ile örtüşmekte. Haus of Gaga (Gaga'nın Evi) olarak adlandırdığı takımı ile birlikte tüm konseptlerden Lady Gaga sorumlu. Bu yüzden turlarında da Lady Gaga'nın yaratıcı tarafını görebilmekteyiz. Kısaca Lady Gaga orkestra şefi, takımı ise orkestranın ta kendisi.</p><h2>Özetle</h2><p>Lady Gaga, müzik ve sanat kariyerinin yanı sıra dürüstlük, cesaret, yaratıcılık ve pazarlamanın vücut bulmuş hali. Tanıtım için kitlesini ve sosyal medyasını kolaylıkla yönetir haberlerde yer alır, insanlara onlarca yıl konuşacak bir şeyler verir. Bu, onun bir pazarlama ve markalaşma dehası olduğunu kanıtlamakta.</p>
<strong>14 Mayıs 2023</strong>'te <strong>Cumhurbaşkanlığı seçimleri</strong> ile 2. turda Türkiye bir kez daha beş seneliğine <strong>Recep Tayyip Erdoğan hükümeti</strong>ne evet dedi. Sonuçlardan hemen bir gün sonra marketler başta olmak üzere bir sürü alanda zamlar yapılmaya başlandı. Türkiye her seçim zamanı iç savaş yaşıyor derecesinde kargaşalara ev sahipliği yapmakta. <strong>İktidar partisi</strong> ve <strong>muhalefet partisi</strong> arasındaki gerginliğin asla bitmemesi ülkenin her alanında hissediliyor. Kadın hakları ve LGBTIQ+ hakları başta olmak üzere ülke birçok sorunla karşı karşıya kalmasına rağmen iktidarda bir değişiklik göremeyen Türkiye'yi tekrar zamlar vurdu. <strong>Emekli</strong>ye ve <strong>memur</strong>a gıdım gıdım zam yapılırken, vergiler ve temel gıdalardan, verilen zamlar üçer beşer kat geri alınmakta. Gelin bu iki tur zamma bir göz atalım. Yeni memur zamları ile; <ul> <li>Bekçi (Lise) - 22.700 TL</li> <li>Bekçi (Üni) - 24.700 TL</li> <li>Öğretmen - 26.800 TL</li> <li>Vaiz - 27.500 TL</li> <li>Polis - 29.000 TL</li> <li>Başkomiser - 32.200 TL</li> <li>Profesör - 47.700 TL</li> <li>Kaymakam - 50.100 TL olacak.</li> </ul> <img class="alignnone wp-image-63164" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/07/804141-1587916486-300x200.jpeg" alt="" width="1065" height="710" /> Geçtiğimiz aylarda ise <strong>asgari ücret</strong>in 11.402 TL'ye yükseleceğini öğrenmiştik. Ayrıca son güncellemelere göre<strong> Emekli Sandığı, Bağ-Kur</strong> ve <strong>SSK emeklilerine yüzde 25 zam</strong> yapılacak. Zam Temmuz 2023 tarihinde uygulamaya geçecek. Fakat, vatandaş,<strong> Resmi Gazete</strong>’de yayımlanan kararlarla <strong>vergi</strong> yağmuruna tutuldu! <strong>Zamlı maaş</strong>lar henüz alınmadan kursakta kaldı! <ul> <li>Noter, pasaport, vize ve trafik harçlarına %50 zam geldi.</li> <li>KDV oranları yükseltildi. %18 olarak uygulanan oran %20’ye, %8 olarak uygulanan oran %10’a çıktı.</li> <li>Tüketici kredilerinde %10 olarak uygulanan Banka Sigorta Muamele Vergisi (BSMV) %15 oldu.</li> <li>Yurt dışından getirilen cep telefonlarından alınan harç tutarı 6 bin 91 TL'den 20 bin TL’ye çıkarıldı.</li> <li>Spor müsabakalarına dayalı bahislerden alınan vergi %5’ten %10’a, at yarışlarından alınan vergi %7’den %14’e, diğer şans oyunlarında alınan vergi oranı ise %10’dan %20’ye yükseltildi.</li> </ul>
<strong>Hollanda hükümeti, göçmenleri sınırlama konusunda anlaşmaya varamaması sonucunda çöktü.</strong> Başbakan<strong> Mark Rutte</strong>, cuma günü hükümetin <strong>Hollanda kralı</strong>na istifa etme teklifinde bulunacağını ve sonbaharda yeni seçimlerin yapılacağını söyledi. 2010 yılından bu yana iktidarda olan ve Avrupa'nın en uzun süre görev yapan ikinci lideri olan Rutte, dört partili koalisyon hükümetinin göçmenleri sınırlamaya yönelik önlemler konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle dağıldığını belirtti. Rutte, cuma akşamı geç saatlerde bir basın toplantısında <em>"Koalisyon ortaklarının göçmen politikası konusunda farklı görüşlere sahip olduğu bir sır değil"</em> diyerek, <em>"bu farklılıkların aşılamaz hale geldiğini"</em> iddia etti. <strong>Kral Willem-Alexander</strong>, cumartesi günü Rutte ile görüşmek üzere tatilinden erken dönecek ve Başbakan resmi olarak istifasını sunacak. Bu hareket, Rutte'nin muhafazakar <strong>VVD Partisi</strong> ile koalisyon ortakları arasındaki mülteci akışını sınırlama önlemleri konusundaki farklılıklar tarafından tetiklendi. Rutte, müzakerelerin çökmesinden sonra koalisyonun <em>"siyasi temelini yitirdiğini"</em> söyledi. <em>"Bu son derece üzücü ve aynı zamanda kaçınılmaz bir siyasi gerçeklik"</em> dedi. Mevcut koalisyon hükümeti, <strong>Liberal D66 Partisi</strong>, <strong>Merkezci Hristiyan Birlik</strong> ve daha sosyal olarak muhafazakar <strong>Hristiyan Demokrat Çağrı Partisi</strong>yle birlikte VVD'den oluşmaktadır. VVD, ülkede zaten bulunan savaş mültecisi çocukların girişini sınırlamayı ve ailelerin birleşmeleri için en az iki yıl beklemelerini önerdi. VVD'nin koalisyon partilerinden olan Hristiyan Birlik ve D66, bu kısıtlamaları desteklemeyi reddederek ayrılığa yol açtı. <img class="alignnone wp-image-63158" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/07/kral-willem-alexander-hakkinda-bilmediginiz-9-sey-lg-300x200.jpg" alt="" width="1065" height="710" /> Hollandalı Maliye Bakanı ve D66 partisinin lideri <strong>Sigrid Kaag,</strong><em> "Hollanda'da farklılıklar arasında köprü kurma geleneği vardır. Biz azınlıkların ülkesiyiz. Birbirimizi hesaba katarız. Ancak bu şekilde desteklenen çözümler bulabiliriz. Bu nedenle dört partiyle anlaşmalar yaptık"</em> dedi. <em>"Uzun ve yoğun tartışmalardan sonra, koalisyon içindeki işbirliği bugün durdu. D66, görüşmelere yapıcı bir şekilde yaklaştı. Müzakereler zorlu oldu. Her zaman doğru tonu, tutumu ve içeriği aradık. Maalesef, farklar uzlaşmaz çıktı"</em> diye ekledi. Hollanda Göç ve Vatandaşlık Hizmeti'ne göre, Hollanda'ya yapılan sığınma başvuruları, Suriye'den gelen başvurucuların çoğunlukta olduğu şekilde ve 2021 yılından 2022 yılına kadar 36.620'den 47.991'e yükseldi. Bu yılın Mayıs ayı itibarıyla ülke 16.097 başvuru aldı. Hükümet, başvuruların 2023 yılının sonuna kadar 70.000'i geçebileceğini tahmin ediyor. Rutte'nin politikalarını destekleyen Hristiyan Demokrat Çağrı partisinin lideri ve Hollanda Dışişleri Bakanı <strong>Wopke Hoekstra</strong>, Hollanda'nın göç konusunda <em>"kontrol altına alınması"</em> gerektiğini söyledi. Hoekstra,<em> "Yoğun nüfuslu küçük ülkemizin taşıma kapasitesi baskı altında. İnsanlar sıklıkla konut, sağlık hizmetleri ve eğitim için rekabet ediyorlar"</em> dedi. Hükümetin çökmesiyle ilgili olarak pazartesi günü parlamentoda bir tartışma yapılacak. Parlamento, bu tartışma için yaz tatilinden geri dönecek. 56 yaşındaki Rutte, dört ardışık hükümetin liderliğini yapmış olup, yeni seçimlere VVD'nin lideri olarak öncülük etmesi bekleniyor. Yasaya göre, hükümetin istifasından sonra seçimler en az 90 gün sonra yapılabilir. Yaz ve sonbahar tatilleri muhtemelen seçim tarihini Kasım'a kadar itecektir. Göç konusu önem kazandıkça, bazı Hollandalı siyaset analistleri Rutte'nin kendi seçim pozisyonunu güçlendirmek için bu konuyu ele geçirdiğini speküle ettiler. CNN ortağı ve Hollanda'nın ulusal yayıncısı NOS'un siyaset muhabiri Xander van der Wulp, <em>"Koalisyon içindeki diğer partiler, Rutte'nin bunun için bir çıkarı olabileceğini düşünüyor. Göçün şu anda kırılmak için iyi bir konu olduğunu düşündü ve ardından bir kampanya başlattı" </em>dedi.
3 sene önce hayatımıza giren COVID-19 salgınıyla beraber birçok insan işini kaybetti, birçoğu ise evden çalışmaya başladı. Pandemiyi atlatmamıza rağmen birçok şirket ve iş kolu evden çalışma sistemini iş akışlarına ekledi. İşini kaybedenler ve evden çalışmayı seven insanlar, teknoloji ve sosyal medyanın gelişmesi ile <strong>Freelance</strong> çalışmayı hayatlarına entegre etti. Peki <em>nedir bu Freelance çalışma, nasıl Freelancer olunur ve Freelance olmak için gereken beceriler nelerdir?</em> <h2><strong>Freelancing Nedir?</strong></h2> <strong>Freelancing</strong> ya da<strong> Freelance çalışma</strong>, bir işverene, belli bir zamana ve mekana bağlı olmadan çalışma sistemidir. Freelance çalışan kişiler genellikle tüm işlerini kendileri yönetir, çalışma saatlerini kendileri belirler. Neredeyse her niş bir pazar olarak değerlendirilebilir. Örneğin; uzmanlığınız fitness ise, fitness niş pazarında kendinize yer edinebilirsiniz. <strong>Freelancer</strong> her ne kadar dışarıdan rahat bir iş gibi gözükse de, kendine göre zorlukları vardır. Freelancerlar kendilerine sıfırdan bir marka kurdukları için alanlarında uzmanlıklarını kanıtlamak ve ilk müşterilerini bulmak uzun ve yorucu olabilir. Her ne kadar alanınızda uzman olsanız da, kendinizi ve markanızı doğru pazarlayamazsanız uzmanlığınızın hiçbir anlamı kalmaz. <h2>Nasıl Freelancer Olunur?</h2> Freelancer olmak için ilk önce Freelancer olmaya karar vermeli ve bunu hayatınıza entegre etmelisiniz. Freelance çalışmak için bilgisayar ve internet bağlantısına sahip olmanız yeterli. Sektörünüze göre hangi sosyal medyada daha başarılı olacağınıza karar verdikten sonra o platformda kendinize online bir kişilik ya da marka oluşturmaya başlayabilirsiniz. <img src="https://cdn-3.expansion.mx/dims4/default/b6ac42f/2147483647/strip/true/crop/6000x3477+0+0/resize/1200x695!/format/webp/quality/60/?url=https%3A%2F%2Fcdn-3.expansion.mx%2F6d%2F9c%2Fce1f30c74990803b843b3e56fdd3%2Ffreelance.jpg" alt="" width="1200" height="695" /> <h2>Freelancer Olmak İçin Gereken Beceriler Nelerdir?</h2> Freelancer çalışma hayatı insana birçok şey öğretmekte. Müşterilere ulaşmak için <strong>doğru pazarlama yöntemleri (SMM), sitenize trafik almak için SEO, e-mail pazarlama, grafik tasarım</strong> ve <strong>yaratıcı düşünme</strong> gibi beceriler Freelance çalışmanın başında gelmektedir. Bunları öğrenirken kişisel hayatlarını ve çalışma hayatlarını dengelemek, gerektiğinde ara vermek gibi mental ve fiziksel sağlığı koruyacak beceriler de çok önemlidir. Bunların yanı sıra uzman olduğunuz alanın Freelance piyasasını iyi inceleyerek sağladığınız hizmetler için doğru fiyatları belirlemeli, kendinize online bir portfolyo oluşturmalı ve çevre yapmaya başlamalısınız. <h3>Freelancing'e Yardımcı Olan Araçlardan Bazıları:</h3> <ul> <li><strong>Canva</strong> - Grafik Tasarım</li> <li><strong>Tailwind</strong> - Sosyal Medya Postu Planlama</li> <li><strong>SEMrush</strong> - SEO</li> <li><strong>MailerLite</strong> - E-mail Pazarlama</li> <li><strong>Notion</strong> - Planlayıcı</li> <li><strong>Keyword Tool</strong> - Hashtag Bulucu</li> </ul> Eğer sadece evden çalışabilme imkanı ve çok erken kalkma derdi olmadığı için Freelance çalışmak istiyorsanız, bu işe hiç girmemenizi tavsiye ederim. Çünkü Freelance bir iş kurmak çok zaman, sabır ve beceri gerektiren bir kulvar. Fakat, aynı zamanda çok eğlenceli, özgürleştirici ve öğretici bir alan olduğunu da unutmamak gerekir.
2 Eylül 1964 yılında Lübnan'da doğan <strong>Keanu Reeves</strong>, hayatının büyük çoğunluğunu Kanada'da geçirdi. Başta <strong>Matrix</strong> olmak üzere birçok filmde benzersiz performanslar sergileyen Reeves, kendisini özel hayatını dışarı yansıtmayan birisi olarak tanımlıyor. Yirmi sekiz adaylıktan on ikisini kazanan Reeves'in <em>Rotten Tomatoes</em> sitesine göre ilk 5 filmi sırasıyla şöyle: Toy Story 4, John Wick 4, Speed, Parenthood, Much Ado About Nothing. İşte Keanu Reeves'in bize göre ilk 5 filmi.
Yapımcılığı <strong>Javier Ambrossi</strong> ve <strong>Javier Calvo</strong> tarafından üstlenilen İspanyol yapımı biyografik dizi <strong>Veneno</strong>, 90'lı yılların sonunda İspanyol medyası tarafından keşfedilen ve halka tanıtılan seks işçisi bir trans kadın olan <strong>Cristina Rodríguez</strong>'in hayatına dayanıyor. Dizi, gazeteci-yazar ve aynı zamanda trans kadın olan <strong>Valeria Vargas</strong>'ın Cristina Rodríguez hakkında yazdığı biyografik romanından uyarlanmıştır. Çocukluk, gençlik, yetişkin ve yaşlılık dönemlerini ayrı ayrı işleyen dizide gerçekten trans kadın oyuncular yer almakta. Ayrıca bu seçimle de dizi, halkın takdirini kazanmıştır. 20 Mart 2020 - 25 Ekim 2020 tarihleri arasında yayımlanan dizinin oyuncuları ise şöyle: <strong>Jedet, Daniela Santiago, Isabel Torres, Lola Rodríguez </strong>ve<strong> Paca la Piraña. </strong> Jedet, La Veneno'nun gençliğini, Daniela Santiago yetişkin zamanlarını, Isabel Torres ise ileri ki dönemlerini canlandırmakta. Paca la Piraña ise La Veneno'nun en yakın arkadaşı rolünde kendisini canlandırıyor. Dizimizin Valeria Vargas'ın kitabına dayandığını söylemiştik. Lola Rodríguez'de dizide Valeria Vargas'ı canlandırıyor ve La Veneno ile olan tanışmasını izliyor, hayat hikayesini kendi azından dinleyerek aldığı notlarla biyografik romanını bitirdiğini görüyoruz. <img src="https://media.vogue.es/photos/5e6f7c612b7fe50008543341/16:9/pass/Veneno-1.jpg" alt="Así es 'Veneno', la serie que España se merecía | Vogue España" /> <h2>Cristina Rodríguez "La Veneno" Kimdir?</h2> 19 Mart 1964 yılında doğan <strong>Cristina Ortiz Rodríguez</strong>, (La Veneno - Zehir olarak bilinir) İspanya'nın küçük bir kasabasında doğmuş ve diğer erkek çocuklardan "farklı" olarak görüldüğünden kötü bir çocukluk geçirdi. <strong>Toplumsal cinsiyet rolleri</strong>ne uymayan Cristina'ya hem kasaba halkı hem de ailesi tarafından şiddet uygulandı. <strong>Cinsiyet kimliği</strong>ni ailesine kabul ettiremeyen Rodríguez, 13 yaşında ablası ile birlikte evden kaçarak bir çiftlikte çalışmaya başladı. Daha sonra bir markette ve kuoförde çalıştıktan sonra bir dönem modellik yaptı. <img src="https://estaticos-cdn.epe.es/clip/045bbe60-75ca-4a2a-acca-2fac0957d9c3_16-9-aspect-ratio_default_0.jpg" alt="Cristina 'La Veneno': una muerte sin culpable | El Periódico de España" /> 1991 yılında Madrid'e taşınarak bir hastanede hastane şefi olarak işe başladı. İşten trans olduğu için atıldıktan sonra seks işçiliği yapmak zorunda kaldı. Aynı sene <strong>cinsiyet uyum süreci</strong>ne başladı. Seks işçisi trans kadınların iş yaptıkları meydanda 2 muhabir tarafından çekilen röportajı sayesinde görünürlüğü arttı ve ardından aynı muhabirin çalıştığı kanalda yayımlanan bir talk show'a zaman zaman konuk oldu. Bir dönem sevgilisi tarafından kandırılıp dolandırılan Cristina, hapse girdi ve cinsiyeti resmiyette erkek olduğu için erkeklerle aynı koğuşta kaldı. Bu dönemde çok kez taciz ve tecavüze uğrayan Cristina, düşüş dönemine adım attı. <h2>Vefatı</h2> 5 Kasım 2016 yılında vücudunda morluklarla ve kafasına aldığı büyük bir darbe sonucu bilinci yarı açık bir şekilde bulundu. Beyin travması teşhisiyle hastaneye kaldırıldı ve 4 gün boyunca yoğun bakımda kaldıktan sonra 9 kasım 2016'da yaşama gözlerini yumdu. Ölüm tehditleri aldığı bilinen Cristina'nın ölümünün kaza değil cinayet olduğu tartışılmakta. Çünkü seks işçisi yaptığı dönemde müşterileri arasında mevki sahibi insanlar vardı. Bu kişiler hakkında açık açık konuştuğu için ölüm tehditleri aldığını biyografisinde belirtmişti. Vefatının ardından küllerinin yarısı seks işçiliği yaparken müşteri bulduğu park <em>Parque del Oeste</em>'ye, diğer yarısı ise doğduğu <em>Adra</em> kasabasına saçıldı. Nisan 2019'da <strong>La Veneno</strong>'yu anmak için Parque del Oeste'ye bir plaka dikildi, fakat 1 hafta sonra çalındı. Ekim 2020'de imza kampanyası sonucu plakanın tekrar yerleştirileceği duyuruldu ve 4 Aralık'ta plaka evine döndü. Halen 21. yüzyılda<strong> LGBTIQ+ bireyleri</strong>, özellikle trans kadınlar <strong>nefret suçu</strong>na kurban gitmekte. İnsan olmanın zor olduğu şu dönemlerde toplumsal normlara uymayan bireyler olmak çok daha zor. Veneno dizisi ise 90'lı yıllardan 2000'li yılların başlarına kadar İspanyolların hayatından geçmiş, hayatı ne olursa olsun bırakmamış trans bir bireyin çarpıcı ve zorlu hayatını ele alıyor. Trans bireyleri daha iyi anlamak ve onları daha yakından tanımak istiyorsanız Veneno dizisini şiddetle izlemenizi tavsiye ederim. Fakat unutmayın, Cristina "La Veneno" Rodríguez, tüm trans bireyleri temsil etmemiş, sadece hayatını kendi şartlarına göre yaşamaya çalışmış bir bireydir. <strong>Dizinin Fragmanı:</strong>
<strong>2022 yılında 44 Milyon dolara Twitter'ı satın alan Elon Musk, CEO'luktan çekildiğini ve yerine birini aldığını açıkladı. </strong> CEO görevinden ayrılan Musk, Twitter'ın <strong>Başkan Yardımcısı</strong> ve <strong>Baş Teknoloji Sorumlusu</strong> olarak görevlerine devam edecek. Twitter'ı satın aldığında CEO görevinin geçici olduğunu söyleyen Musk, şirketi yapılandırdıktan sonra CEO görevini devretmeyi planlıyordu. Musk'ın bu açıklamasından sonra Twitter'ın yapılandırılmasının sonuna gelindiğini düşünebiliriz. Ayrıca CEO pozisyonunu devretmesinin bir nedeni de büyük değişiklikler yaparken sosyal medya devinin San Francisco merkezinde uyuyarak "çok fazla iş yükü" olması olabilir. Aralık ayındaki utanç verici olaydan sonra CEO'luktan ayrılan Musk, o dönemde Twitter'da pozisyonunu terk edip etmemesiyle ilgili bir anket de yaptı. 17 milyondan fazla Twitter kullanıcısı %57.5 oranıyla <em>"evet"</em> cevabını vermişti. Anketin üzerine <em>"Bu işi almak için yeterince aptal birini bulduğumda CEO pozisyonundan ayrılacağım."</em> tweetini atmıştı. Twitter'da yaptığı "yenilikler" birçok kullanıcı tarafından hoş karşılanmadı. <strong>Twitter'ın markası</strong>na zarar verdiğini düşünen eleştirmenler bu açıklamaya sevinçle karşılık verdi. Kendi istekleriyle birçok kişinin işten ayrılmasının yanı sıra çoğu Twitter çalışanının kovulmasını da içeren ayaklanmanın ardından Elon Musk'a birçok tepki geldi. Bir kullanıcı<em> "NEDEN BU KADAR UZUN SÜRDÜ??? UYGULAMAYI MAHVETTİN,"</em> diye tweet atarken, başka bir kullanıcı ise şunları söyledi.<em> "...Başka bir şirkete gitmeyi hiç düşündün mü? Muhtemelen (kesinlikle) daha (Twitter için) uygun kişiler vardır. En azından bizim için."</em> Musk'ın diğer başka tartışmalı hamleleri, askıya alınmış birkaç uç sağ kişiliğin yeniden kabul edilmesini, gazetecilerin askıya alınmasını ve ücretlerin getirilmesini içeriyordu. Örneğin, geçen ay, birçok ünlü isim doğrulama için ödeme yapmayı reddettikten sonra Twitter mavi tiklerinin kaybolduğunu gördü. Twitter'ın "<strong>Mavi Tik</strong>"inin asıl amacı, ünlü kişiliklerin hesaplarının gerçek olduklarını belirtmekti. Fakat Elon Musk mavi tik'i parayla herkesin erişebileceği bir hale getirdi. Haliyle bu da birçok kullanıcıyı kızdırdı. Mavi tike sahip olmak için ayda 8 dolar, organizasyonlar için olan <strong>altın tik</strong> için ise aylık 1000 dolar fiyat biçilmişti. <strong>Gri tik</strong> ise siyasiler ve çok yönlü hesaplar için kullanılmakta. Son haftalarda Musk, Twitter'ı <strong>"X"</strong> ana şirketinin çatısı altına taşıdı, bu da Twitter'ın hala platformda kullanıldığı anlamına gelirken, şirket adının resmi olarak yok olduğu anlamına geliyor. Ayrıca, mesajları, ödemeleri ve daha fazlasını birleştiren çok amaçlı bir "X" uygulaması oluşturmak için Twitter'ı kullanmaktan bahsetti. Bu hafta, Twitter'da şifrelenmiş doğrudan mesajlar duyurdu ve platforma sesli ve görüntülü aramaların ekleneceğini açıkladı. <em>"Twitter'ın yeni CEO'su olarak Linda Yaccarino'nun atanmasını duyurmaktan memnuniyet duyarım! </em> <em>@LindaYacc öncelikli olarak iş operasyonlarıyla ilgilenirken ben de ürün tasarımı & yeni teknolojilerden sorumlu olacağım.</em> <em>Bu platformu her şey uygulaması, X'e dönüştürürken Linda ile çalışmayı sabırsızlıkla bekliyorum."</em>
Her <strong>seri katil</strong>in kendine has bir özelliği ve o özelliği ile toplumu çeken bir gücü vardır. Bazıları dış görünüşüyle, bazıları cinayet işleme şekilleriyle insanların ilgisini çeker. <strong>Henry Lee Lucas</strong>, insanların ve özellikle de Teksas Polis Teşkilatı'nın öyle ilgisini çekmişti ki, 10 seneden fazla bir süre boyunca hüküm giymedi. Aksine kolluk kuvvetlerinin bir yardımcısı ve arkadaşı rolüne büründü. Mahkemede suçlu olduğunu kabul ettikten sonra <em>"Öldürdüğüm diğer 100 kadın ne olacak?"</em> cümlesi ile hakim dahil olmak üzere herkesi ters köşeye yatırdıktan sonra kendisine on yıldan daha fazla bir süre kazandırdı. <h3>Rezil Bir Çocukluk Dönemi</h3> 23 Ağustos 1936 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin Virginia eyaletinde doğdu. 9 kardeşten biriydi. Annesi seks işçisi babası ise alkolikti. Babası bir kaza sonucu iki ayağını da kaybettikten sonra merdiven altı alkol üretimi ve satışına başladı. Bunun sonucunda ise Henry babası tarafından alkolle tanıştırıldı. Annesi Henry'den öyle nefret ediyordu ki bir gün Henry'nin kafasına bir sopa geçirdi ve 3 gün boyunca komada kalmasını sebep oldu. Henry, üvey kardeşi ile ettiği bir kavgadan dolayı ise bir gözünü yaraladı. Annesinin ihmalleri sonucu gözü enfeksiyon kaptı ve gözü ameliyatla alınarak cam göz yerleştirildi. Bunlar da yetmezmiş gibi, annesi yabancı adamlarla evde seks yaparken zorla Henry'e kendilerini izlettiriyordu. 11 yaşına geldiğinde neredeyse bir alkolik olan Henry'e, üvey kardeşi ve annesinin müşterilerinden "Bernie Amca" hayvanlarla seks yapmayı ve onlara eziyet etmeyi alıştırdılar. <img class="alignnone wp-image-62242" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/05/5ded18dd5d592a459822867155fbdd70-300x237.jpg" alt="" width="1203" height="950" /> <h3>Cinayetler, İtiraflar, Ölüm Cezası</h3> 1983 yılında yasadışı olarak silah bulundurmaktan tutuklanmadan önce 1952 yılından itibaren birçok suçtan hapse girip çıktı. Bu yıllar arasında Pensilvanya'da bir mantar çiftliğinde çalıştı ve orada <strong>Betty Crawford</strong> ile evlendi. Fakat Betty, önceki evliliğinden olan kızlarının Henry tarafından tacize uğradığını iddia etti. Bu yüzden de Henry, Betty'den ayrıldı. Birleşik Devletler'in güney kısımlarında avarelik yaptığı sıralarda başka bir tecavüzcü olan <strong>Ottis Toole</strong> ile tanıştı ve onunla birlikte Jacksonville'deki evine taşındı. Henry daha sonra Ottis'in 10 yaşındaki yeğeni <strong>Frieda "Becky" Powell</strong>'a aşık oldu. İleriki yıllarda Teksas'da Becky ile birlikte yaşlı <strong>Kate Rich</strong> için çalışmaya başladı. 1983 yılında yaşadışı silah bulundurma suçundan tutuklanan Henry Lee Lucas, Rich ve Powell'ı öldürmek suçlarından da yargılandı. Mahkemede suçlu olduğunu ve "100 kadını" daha öldürdüğünü itiraf etti. 10 yılı aşkın bir süre boyunca Lucas, polislere işlediği cinayetleri çok detaylı bir şekilde anlatmaya başladı. İlk önce öldürdüğü kişi sayısı 100'den 360'a, daha sonra 600'e kadar çıktı. İtirafları ve absürt sayılar sayesinde o zamanın Amerika'sında çabucak tanındı. Annesini de öldürdüğünü itiraf eden Henry'nin kadınlara olan düşmanlığı muhtemelen düzgün bir aile hayatı olmamasından kaynaklanıldığı düşünülmekteydi. Ayrıca annesi tarafından defalarca dayak yiyen ve kafasına aldığı darbeler sonucu beyninin iki farklı lobunda hasarlar görülen Henry, seri katil olmak için harika bir adaydı. <img class="alignnone wp-image-62243" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/05/henry-lee-lucas-1575590615-300x201.jpg" alt="" width="1107" height="742" /> İtirafları arasında arkadaşı Ottis Toole ile işlediği sözde 108 cinayet bulunuyordu. Üyesi oldukları bir tarikatın istekleri üzerine satanik ritüeller gerçekleştirip öldürdükleri kurbanlarına tecavüz eden ikili, ağza alınmayacak bir sürü cinayet işlemişti. Yaptığı itiraflar yüzünden ülkenin her yerinden polisler, dedektifler ve gazeteciler Henry ile görüşmeye geldi. Henry herkese "işlediği" cinayetleri anlatıyordu. İtiraflarının altında yatan motif ise kurbanlarının ailelerini rahatlatmaktı. Teksas Polis Teşkilatı başta olmak üzere, diğer karakollar da kapanmamış cinayetlerini kapatabilmelerinin umuduyla Henry'i dinlemeye devam ettiler. Fakat birkaç gazeteci Henry'e inanmadı ve açıklarını aramaya başladılar. Yavaş yavaş Henry'nin, cezasından kurtulmak için polisleri oyalamak adına yalan itiraflarda bulunduğu ortaya çıktı. <strong>İtiraf ettiği 600 küsür cinayetten</strong> annesi dahil olmak üzere sadece 3 (diğer kaynaklarda 9 ve 11) tanesinden ölüm cezasına çarptırıldı. George Bush, ölüm cezasını hafifletti ve Lucas, 12 Mart 2001'de Teksas hapishanesinde normal nedenlerden dolayı vefat etti. <h3>Sonuç</h3> <img class="alignnone wp-image-62244" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/05/Y3JJOTOIVBDETLQ6ZM7U7FN5XY-300x169.jpg" alt="" width="1067" height="601" /> Kendine ait olmayan cinayetleri itiraf etmekten hoşlanan Henry Lee Lucas, birçok polise ve kurbanların ailelerine umut oldu. Çünkü herkes cinayet dosyalarının kapanmasını ve katilin bulunmasını istiyordu. Çarptırıldığı suçtan kurtulmak ve polislere kendini sevdirmek isteyen Henry, uzun yıllar boyunca yalan itiraflarda bulundu. Fakat bu olayın en dikkat çekici ve insanı sorgulamaya iten kısmı Henry'nin hayal gücü. 600 kişiyi öldürmese de yıllar boyunca 200'den fazla cinayet hikayesi uydurdu ve anlattıkları çok detaylıydı. Evlere nasıl girdiği, kurbanlarına nasıl yaklaştığı, onları nasıl öldürüp tecavüz ettiği, öldürdükten sonra nasıl ve nereye sakladığı detayları duyanın dudaklarını uçuklatır derecede. En sonunda 3 cinayetten suçlu olduğu bulundu. Ama hiçkimseyi öldürmemiş bile olsaydı böyle birinin serbest dolaşmaması gerektiği herkesçe kabul edilmeliydi. Henry Lee Lucas hakkında daha fazlasını öğrenmek isterseniz, <strong>Netflix</strong>'in hakkında yapmış olduğu begeseli izlemenizi tavsiye ederim:
Eğer Twitter ve TikTok akışınızın neden "okokok" ve "lalala" gibi rastgele kelimelerle dolduğunu merak ediyorsanız... bunu viral olmuş bir TikTok testine bağlayabilirsiniz. Sosyal medya platformları, kullanıcıların paylaşımlarını birbirleriyle paylaşmalarına ve dünya çapında viral trendler yaratmalarına izin veren bir alan haline geldi. Bu platformların en son popülerliği kazananı, birkaç aydır Twitter ve TikTok'ta yayılan bir quiz. Bu quiz, Tyler, the Creator'ın 2017 yılında Flower Boy albümüyle piyasaya sürdüğü "See You Again" şarkısının belirli bir kısmına dayanıyor. Şarkı, Tyler'ın sık sık tekrarladığı "ok" sözcüklerini içerirken, Kali Uchis ise şarkının nakarat kısmında "lalala" diye söyler. Şarkının bu kısımlarına dayanarak, kullanıcılar "okokok" ya da "lalala" kategorilerinden birine ait olduklarını belirleyen bir test yapabiliyorlar. Bu seferki test, sanatçı <strong>Tyler, the Creator</strong>'ın 2017 yılında<strong> Kali Uchis</strong> ile birlikte yayımladığı <strong>See You Again</strong> şarkısına dayanıyor. Yaklaşık dört yıl önce çıkan bu parçada Tyler sürekli olarak "Tamam" kelimesini tekrar ederken, Kali ise nakaratta "lalala" demekte. TikTok, farklı sözlerin çok şey ifade edebileceğine karar verdi ve hangi "okokok" veya "lalala" tarafında olduğunuzu belirlemek için bir test var. Tweet: <em>"lalala" ve "okokokok" kızı olmak çok eğlenceli. Çünkü ben iki dünyanında en iyisiyim."</em> <h2><strong>Okokok ya da lalala Tiktok Testi Nereden Yapılır?</strong></h2> Viral TikTok testlerinin birçoğunun kaynağı olan <a href="https://uquiz.com/quiz/6zFMhO/are-you-okokokok-or-lalalala">uQuiz</a>'de bu testi deneyebilirsiniz. Ancak unutmayın, platform, sağlanan birçok kişisel veriyi toplama yeteneğine sahip olduğundan, katılmadan önce kendi riskinizi göz önünde bulundurun. <h2><strong>Testin Sonucu Ne Anlama Geliyor?</strong></h2> Testte, "son bir saat içinde dinlediğiniz bir şarkı seçin"den "günlük ne kadar su içiyorsunuz?"a kadar değişen çeşitli sorular yer alıyor. Tweet: <em>"Hem okokokok hem de lala mıyım? Ama çoğunlukla okokok çıktım."</em> Eğer sonuç "okokok" ise, Tyler, the Creator tarzı bir sonuç elde edersiniz: sizin vibe'ınız <em>"güneş gözlükleri takarak yolculuk yaparken arkadaşınızla en sevdiğiniz şarkıya başınızı sallama hissi gibi."</em> "Lalala" ise, Kali Uchis ya da "<em>sıcak bir bahar gününde bir çimen topağı üzerinde uçuşan bir peri gibi"</em> olduğunuz anlamına geliyor. Sonuç olarak, Tyler, the Creator'ın "See You Again" şarkısının "okokok" ve "lalala" kısımlarına dayalı olarak oluşturulan viral TikTok testi, popülerliğini sürdürüyor. Test, kullanıcıların tercihlerine, müzik zevklerine ve günlük rutinlerine dayalı olarak, "okokok" ya da "lalala" kategorisine ait olduklarını söylüyor. Ancak, testi uygularken kişisel verilerin toplanabileceği unutulmamalı ve bu nedenle katılımın kendi sorumluluğumuzda olduğunu hatırlamak önemlidir.
<strong>Nicolas Claux</strong>, 22 Mart 1972'de Kamerun doğumlu Fransız bir seri katil ve yamyam. Bazen <strong>Nico Claux</strong> ve hatta <strong>Paris'in Vampiri</strong> olarak anılır. Hapisten çıktıktan sonra seri katillerin portrelerini veya suç mahallerini gösteren resimler yapıyor. Halen Dublin, İrlanda'da ikamet etmektedir. 1972 doğumlu Nico Claux, <strong>“Paris Vampiri”</strong> olarak biliniyor. Cinayet şüphesiyle tutuklanmasının ardından Fransız yetkililer, Claux'un dairesinde insan kalıntıları, insan külleri, yüzlerce sado-mazoşişt video kasetleri ve kan torbaları bulduklarında şok oldular. Claux, Thierry Bissonnier cinayetini itiraf etmenin, şeytan'a tapmanın ve mezarları soymanın yanı sıra, morg asistanı olarak işinden temin ettiği kanları içtiğini ve insan eti şeritleri yediğini itiraf etti. Claux, <em>"Tutuklanmamın ardından sorgulanmak üzere Paris Suç Departmanına geri götürüldüm,"</em> diye hatırlıyor. <em>"Benim açımdan biraz tereddütle, onlara birkaç Paris gotik mezarlığının mezarlarını soyduğumu ve mumyalanmış kalıntıları parçaladığımı bildirdim. Neden çalıntı kan torbalarını buzdolabımın içinde sakladığım sorulduğunda, sadece kanı düzenli olarak içtiğimi söyledim. 10 aydır morg asistanı olarak çalışırken, pozisyonumu yamyamlık etrafında dönen ömür boyu süren bir fantezimi gerçekleştirmek için bir araç olarak kullanıyordum. Otopsilerden sonra cesetleri dikmekle baş başa bırakıldığımda, kaburgalarından et şeritler kesip yerdim. Bazı durumlarda, et parçalarını evime getirirdim, orada o parçaları da pişirip yerdim."</em> Mahkeme psikiyatristleri tarafından <strong>"neredeyse psikotik bir sadist"</strong> olarak tanımlanan Nico, St. Joseph hastane morgunda yatan cesedin kas şeritlerini yemekten ne kadar zevk aldığını açıkladığında müfettişleri şok etti. Ayrıca Paris mezarlıklarında dolaşmaktan, yeni mezarlar kazmaktan ve insan külü ve toz proteinle karıştırılmış insan kanını içmekten ne kadar zevk aldığını da anlattı. Kendisini diğer suçlarla ilişkilendiren kanıt olmaması nedeniyle, Nico yalnızca bir kez kasıtlı cinayet ve altı adet mezar soygunu ile suçlandı. Duruşması sırasında psikiyatristler, işlediği suçlardan tamamen sorumlu tutulamayacağını doğruladılar. Mayıs 1997'de pişmanlık duymayan nekrofilik yamyam cinayetten suçlu bulundu ve 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 yıl hapis cezasının sadece yedi yıl dört ayını çektikten sonra, Nicolas Claux 22 Mart 2002'de hapisten çıktı. <img class="alignnone wp-image-60332" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/03/amphi-11-horz-300x189.jpg" alt="" width="1227" height="773" /> <strong>Nicolas Claux'un verdiği röportaj: (Bu tip şeylerden rahatsız olanların okumamasını tavsiye ederim).</strong> <strong>Tam Adı:</strong> Nicolas Claux, namı diğer "Nico", namı diğer "Paris Vampiri". <strong>Doğum Tarihi:</strong> 22 Mart 1972 <strong>Sevdikleri:</strong> Otopsiler, gotik mezarlıklar, slasher filmleri, açılmış tabut kokusu, insan omurları, parçalanma, formaldehit ve plazma, bazı aptal p*çlerin ölüm spazmları sırasında şiddetle titreyen bacaklarını izlemek. <strong>Sevmedikleri:</strong> Arabalar, takım sporları, teknoloji, aşırı nüfus, şişmanlar, eğitimsizler, yapmacık insanlar, üniformalar, "modern primitavlar", meme uçlarında piercing için kendini havalı sanan insanlar, gerizekalılar. <strong>S&M fetişiniz var mı?</strong> Öldüren kızlara karşı bir fetişim var. <strong>Hiç S&M faaliyetlerine katıldınız mı?</strong> S/M'den hoşlanan bir kızla çıktım. Tutuklanmamdan 3 gün önce tesadüfen onu neredeyse öldürüyordum. <strong>Ne amaçla kan içtiniz?</strong> Kan benim hayatım. <strong>Kendinizi bir vampir olarak görüyor musunuz?</strong> "Ghoul" kelimesini tercih ederim <strong>İnsan etinin tadını tarif edebilir misiniz?</strong> Tadı oldukça iyi. Hangi kısmı yediğinize bağlı. Uylukların ve sırtın büyük kasları iyidir. Göğüslerde et yoktur, sadece yağ vardır. <strong>Et/kan/insan etini ilk tattığınızda aklınızdan neler geçiyordu?</strong> Kendi kendime "Vay canına! Şimdi bir yamyam oldum... Harika!" dedim. <strong>İlk kez bir cesedi parçaladığınızı zamanı anlatınız:</strong> Bu tabutu bir Paris Mezarlığı'ndaki mahzende açtım. İçinde ölüm sıvılarıyla sızan mumyalanmış kalıntılar buldum. Bu bir kadındı ve beyaz bir kefene sarılmıştı. Derisine sinek kağıdı gibi bir şey yapışmıştı. Onu bir tornavidayla bıçakladım. Kafasını kesmeye çalıştım ama doğru aletlere sahip değildim. Polaroid fotoğraflar çektim. <strong>Çocukluğunuz nasıldı?</strong> Annem mahkeme salonunda asla ağlamadığımı veya gülmediğimi söyledi. Önce otizmli olduğumu düşündüler. Erkek veya kız kardeşim yok, bu yüzden yalnız bir çocuktum. Çocukluğuma dair pek bir şey hatırlamıyorum. Çocukları sevmiyorum. Aptallar ve mizah anlayışları yok. <strong>Cinayetlerin öncesi ve sonrasında ailenizle olan ilişkinizi anlatır mısınız?</strong> Sanırım benden nefret ediyorlar. Onları umursamıyorum. <strong>Aşağıdakiler hakkındaki görüşleriniz nelerdir:</strong> <strong>Din:</strong> Şeytana tapıyorum. <strong>S/M:</strong> Bir S&M ilişkisi içindeyken, eşiniz az çok isteklidir, artık bu akıl oyunlarıyla ilgilenmiyorum. Son yaptığımda onu neredeyse öldürüyordum. Gerçek şeye ihtiyacım var. <strong>Seri Katiller:</strong> Bazıları iyidir. Bazıları kötü. Öldüren kızları severim. Onlardan daha fazlası olmalı. <strong>Hükümet:</strong> Siyonist bir hükümette yaşıyorum. Tel-aviv bu ülkenin iplerini elinde tutuyor. ABD'de de aynı olduğunu duydum... Pekala. <strong>İlk cinayetinizi anlatın:</strong> Ben kimseyi öldürmedim. Az önce bazı böcekleri öldürdüm. İnsanlar değil. Haşaratları. <strong>Gerçekten öldürmeden önce ne sıklıkla öldürmeyi düşündünüz?</strong> Küçüklüğümden beri cinayet fantezilerim var. Sonra insan eti yemekle ilgili fanteziler kurdum. Saplantılı bir iştah haline geldi. Her gün. <strong>Öldürmek için bir sebebin var mıydı yoksa anlık bir durum muydu?</strong> 22 kalibrelik mermilerin yakın mesafeden insan hedefler üzerindeki etkisini denemek zorunda kaldım. İyi çalışmadı. Acısına bir son vermek için adamın kafasını ezmek zorunda kaldım. <img class="alignnone wp-image-60333" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/03/IMG-20200702-WA0009-horz-300x208.jpg" alt="" width="1338" height="928" /> <strong>Ne okumayı seversin?</strong> Gerçek suç kitapları. Adli ders kitapları. "NecroErotik" dergisi. <strong>Herhangi bir kitap önerir misiniz?</strong> "Adli Patolojinin Gresham Renkli Atlası" A.Gresham "Araç" Peter Sotos "Katil Roman" G.J. Schaefer "Manson Ailesi Pikniği" Ricky Downey <strong>Çizmeyi/boyamayı en sevdiğiniz şeyler?</strong> Otopsiler. Gotik Mezarlıklar. Katiller. <strong>Anton LaVey ile ilgili hisler:</strong> Anton LaVey'e karşı kayıtsızım. Evcil hayvanları öldürmeyi severim, bu yüzden sanırım Anton LaVey benden nefret ederdi. Umrumda değil <strong>Favori Müzik/Müzisyenler:</strong> Black metal, death metal ve straight edge ile ilgileniyorum. Mortician, Integrity, Morbid Angel, Emperor, Earth Crisis, Whitehouse, Grimlock...The Murder Junkies :-) gibi grupları severim. <strong>Aklınızda hangi katiller canlanıyor?</strong> Kadınları yiyen yamyamlar: Issei Sagawa, Richard Chase, Ed Gein. Şu 2 mezar hırsızına/güzel sanatlara düşkün kişiye hayranım: Çavuş Bertrand, Ely "Erszebeth" Dervillers. <strong>Eşcinsellik hakkındaki görüşlerin:</strong> İnsan hedefler üzerinde farklı cinayet teknikleri denediğimde queerler kolay av oldular. Ama kötü tarafı, onları parçalayıp etlerinden yiyemedim çünkü erkeklere dokunmayı sevmiyorum ve hastalıkları var. Lezbiyenler iyidir. <strong>Serbest bırakıldığında tekrar öldürecek misin?</strong> Ben kimseyi öldürmedim. <strong>Neyle suçlandın?</strong> 1 adet kasten öldürme ve 6 adet mezar soygunu ile suçlandım. <strong>Hiç bir cesetle seks yaptın mı?</strong> Evet. Ne olmuş? <strong>Kazdığın cesetlerden herhangi biriyle konuştun mu?</strong> Ben psikopat değilim! <strong>Hobilerinizden bazıları nelerdir?</strong> Resim yapmayı, korku filmleri izlemeyi, egzersiz yapmayı, dövme flaşı çizmeyi, diğer katillerle yazmayı, dedektif dergileri okumayı, ucubeler veya ampütelerle ilgili belgeseller izlemeyi severim. <strong>Cesetleri çıkardıktan sonra ne yaptınız?</strong> Sadece kemikler kalmışsa, onları daireme getirdim ve onlarla totemler yaptım. Çürümüş veya mumyalanmış kalıntılar bulursam, onları bıçakladım ve polaroid fotoğraflar çektim. Onları göğsünden veya gözlerinden bıçakladım. Sonra bayıldım. <strong>Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı? </strong>Evet, sigara içen, uyuşturucu kullanan, abur cubur yiyen ve alkol kullanan insanlara bir mesajım var. Yavaş yavaş kanını zehirliyorsun. Alçaklığı ciğerlerine çekiyorsun. Kanser damarlarınızı harap eder. Kendi bedeninize ve etinize saygınız yok. Birçoğunuzu levhanın üzerinde yatarken gördüm. Beni hasta hissettiriyorsun. Vücudunuz yürüyen bir çöp tenekesi. Etin beni tiksindiriyor. Bu özellikle kızlara yöneliktir: Biraz spor yapın, sigarayı bırakın, protein diyeti yapın, atardamarlarınıza dikkat edin. Kendinizi çok daha seksi hissedeceksiniz.
<ul> <li><strong>Marteniçka'nın kökeni</strong>, Proto-bulgarlar ve bilinen en büyük <strong>Bulgar hükümdarı Asparuh Han</strong>'dan gelmektedir.</li> </ul> Efsaneye göre Asparuh, Hunlar onun anavatanını yenip kız kardeşi Huba'yı alıp götürdükten sonra Bulgarlar için yeni topraklar aramak üzere batıya yönelir. Günümüz Bulgar topraklarına gelir ve bir şahinin kanatları üzerinde kız kardeşine bir mesaj gönderir (bazı versiyonlarda bir güvercin olarak anlatılır). Asparuh ona Tuna'nın güneyinde bir cennet bulduğunu ve oraya yerleşeceğini yazar. Huba kaçar ve dönüşünü müjdelemek için şahine beyaz ipek bir iplik bağlar. Şahin onu yeni topraklara götürür ama bir düşmanın oku kuşa denk gelir ve iplik kırmızıya döner. Asparuh, kardeşinin hayatta olduğu müjdesinin ardından ipten parçalar kopararak askerlerin ellerine bağlar. Daha sonra Bulgaristan'ın birliğini korumak için iki rengin asla ayrılmaması emrini verir. O zamanlar yeni yıl <strong>1 Mart</strong> 681'dir. İpek ipliğe <strong>mart ayı</strong> nedeniyle<strong> marteniçka</strong> adı verilir. O zamandan beri kırmızı-beyaz iplik, Bulgarların ilk anavatanından bir hatıra olarak dünyanın dört bir yanındaki Bulgarları birbirine bağlıyor. <img src="https://bakis.bg/wp-content/uploads/2018/03/martenitsa2-a-750x375.jpg" alt="MART AYI, BULGARİSTAN'DA MARTENİTSA TAKMA GELENEĞİ İLE KARŞILANIYOR – Bakış.bg" /> <ul> <li>Martenitsa, Bulgarca mart ayı anlamına gelen kelimeden veya halk efsanelerinin söylediği gibi, Büyükanne Marta veya Baba Marta adlı modu çok hızlı değişen ve bir gün güneşli bir gün soğuk ve bulutlu havası olan marta yansıyan kızgın yaşlı bir kadından türemiştir.</li> <li><strong>Baba Marta folkloru</strong>, bir bahar tatilinden sonra dondurucu bir hava değişikliğine atıfta bulunduğu güney ve doğu Sırbistan'da da mevcuttur. Rumen tatili Mărţişor, Baba Marta ile akrabadır.</li> <li>Baba Marta gülümsediğinde, hava güneşli ve ılıktır. Fakat, sinirlendiğinde soğuk daha uzun sürer ve kar bile yağabilir.</li> <li>Bulgarlar, marteniçkanın kırmızı ve beyaz renklerini takarak Baba Marta'dan merhamet dilerler. Kışın çabucak bitip baharı getireceğini ve yeni tarım sezonunun sağlıklı ve bol olacağını umarlar.</li> <li>Her 1 Mart'ta Bulgarlar <strong>Martenitsi</strong>'yi değiş tokuş eder ve bunları bir düğüm halinde birbirlerinin bileğine bağlar ve kendilerine <strong>"Mutlu büyükanne Marta"</strong> dilerler. Bu, birine iyi şanslar, sağlık ve doğurganlık dilemenin eşsiz bir yoludur.<img src="https://azinlikca1.net/wp-content/uploads/2021/03/martenicka-martenici-010321.jpg" alt="Yunanistan'da her yıl 1 Mart'ta takılan Martiçi Bilekliği nedir? - Azınlıkça" /></li> <li><strong>Marteniçka her zaman hediye olarak verilir. Kendinize bir marteniçka almayın, birinin size hediye olarak vermesini bekleyin.</strong></li> <li>1 Mart'ta havanın nasıl olduğuna bağlı olarak, yıl boyunca şans değerlendirilir. Hava güneşli ve sıcaksa şans bizden yana olacaktır; hava soğuk ve karanlıksa, iyi şans kıtlığı görmeye hazırlanın. Aynı şekilde bazıları 1 ve 22 Mart arasında bir gün seçer ve o günün hava şartlarına göre yılını değerlendirir.</li> <li>Geleneğe göre, yılın ilk leyleğini gördüğümüzde marteniçka'nın çıkarılmasını ve püsküllerin büyük bir taşın altına yerleştirilmesi gerekmektedir. Dokuz gün sonra taşın altında ne tür böceklerin toplandığını kontrol ederiz. Ne kadar çok olurlarsa, yeni tarım mevsiminde doğurganlık o kadar artar.</li> <li>Aynı geleneğin farklı versiyonlarında marteniçka bir nehre atılır, böylelikle hayatımızdaki her şey yolunda gider.</li> <li>Çoğu insan marteniçkalarını meyve ağaçlarına bağlar. Böylelikle, ağaca sağlıklı ve bol hasat verirler.</li> <li>2020 yılında yaklaşık 15 milyon marteniçka Bulgaristan'daki insanların arasında değiş tokuş edilmiştir.</li> </ul>
Yiyeceklerle ilgili gelişen görüşler, <strong>geleneksel diyet</strong>lere meydan okuyor – ve sadece insanlar için değil. Evcil hayvanlarımızın menülerine yenilikçi yemek seçenekleri de ekleniyor. Girişimciler, iştahlarını tatmin etmek için çok sayıda yeni yol önerdi. Örneğin, Birleşik Krallık'tan Bella ve Duke, çiğ diyetle beslenen hayvanlara hitap ederken, İsveç'ten <em>Buddy Pet Foods</em> doğal kuru yiyecekler sunuyor ve Portekiz'den <em>Barkyn</em>, yiyeceklerini kişiselleştiriyor. Bunların hiçbiri damaklarını heyecanlandırmıyorsa, tüylü dostlarımız daha avangart bir lezzet deneyebilir: böcekler. Estonya merkezli girişimci şirket, <strong>FlyFeed</strong>'in mutfağında pişenler bunlar. Şirket, <strong>sinek larvalarını hayvan yemine dönüştüren otomatik bir çiftçilik sistemi</strong> geliştirdi. <em>“İnsanlar için zorlu ama hayvanlar için basit."</em> <em>FlyFeed</em>’i 2021’de kuran <strong>Arseniy Olkhovskiy</strong>, konseptin yetersiz beslenme araştırmalarından ortaya çıktığını söyledi. <strong>Böcek çiftçiliği</strong>nin uygun maliyetli ve sürdürülebilir protein eksikliğine çözüm sağlayacağını belirtti. Ancak insanlara yaklaşmadan önce hayvanları beslemeyi planlıyor. Olkhovskiy, <em>TNW</em>’ye <em>“Şu anda insan gıdasında zorlayıcı, çünkü insanlar böceklerle bağlantılı bir şey yemek istemiyorlar – ancak hayvan yemi konusunda basit bir olay”</em> dedi. 24 yaşındaki adam, böcek yetiştirmenin yararlarını uzun bir listede ile hızlıca belirtiyor: aksi takdirde çöplüklerde çürüyecek olan yeniden işlenmiş atıklarla besleniyorlar; geleneksel hayvansal gıda kaynaklarından 100 kata kadar daha hızlı büyümekteler; yüksek kaliteli besinler açısından zengindirler; üretim maliyetleri minimumdur; ve geleneksel tarımdan çok daha az çevresel kaynağa ihtiyaç duyarlar. Olkhovskiy, evcil hayvanlar için de oldukça lezzetli olduklarını vaat ediyor. Kendi kedisinin bu tatların hayranı olduğunu söylüyor. <em>FlyFeed</em>, böcekleri evcil hayvan mamasına dönüştüren ilk girişim değil. <strong>Jiminy's</strong>, ABD'de cırcır böceklerinden elde edilen proteini işlerken, Fransa'daki <strong>Ÿnsect</strong>, un kurdundan içerik üretmek için on yılı aşkın bir süre harcadı. <em>FlyFeed</em> başka bir böcek kullanmakta: <strong>siyah asker sinek.</strong> Bu türün çeşitli cazibe merkezleri vardır. Larvalar, organik atıkları hayvan tüketimi ve gübre için yenilebilir proteine dönüştürebilir. Ayrıca yaş mama için uygundurlar, çeşitli besinler açısından zengindirler, hastalık bulaştırmazlar ve hızlı bir büyüme hızına sahiptirler. <strong>Böcekler</strong>, soya fasulyesi veya hayvancılıktan 100 kat daha az alan gerektiren dikey olarak istiflenmiş kasalarda tarımsal artıklar üzerinde yetiştirilecek. Tesis ayrıca koşulları optimize etmek için veri odaklı iklim kontrolünden ve larva gelişimini izlemek için bilgisayar görüşünden yararlanacak. Çiftlikten elde edilen protein yenilebilir ürünlere dahil edilecek.<em> FlyFeed</em>, ürünün ilk ticari partisini gelecek yıl teslim etmeyi planlıyor. Şirket <strong>yılda 40.000 ton atığı 17.500 ton böcek ürününe dönüştürmeyi</strong> hedefliyor. Çıktı, proteinler, yağlar ve gübreler arasında bölünecektir. Her şey yolunda giderse, ilk ürünler insan tüketimine bir sıçrama tahtası sağlayacaktır. Olkhovskiy,<em> "Önce onu ölçeklendirmemiz gerekiyor," dedi. "Daha ucuz hale getirmemiz gerekiyor, standartlaştırılmış kalitede yapmamız gerekiyor ve ayrıca insanların gerçekten ihtiyaç duyduğu pazarlara da getirmemiz gerekiyor."</em> Olkhovskiy'e göre, diğer böcek çiftçiliği girişimleri, yiyeceklerini insanlara pazarlamak için mücadele ediyor. Bunun yerine kendisi, operasyonel ve teknolojik zorluklara odaklanmayı seçti. Olkhovskiy, üstesinden gelindikten sonra ürünleri yetersiz beslenmenin en kritik olduğu ülkelere dağıtmayı planlıyor. Düşük bir fiyat noktası aracılığıyla benimsenmeyi artırmayı umuyor. Ucuz tavuk piliçlerinden bir kilo protein 4$'a giderken, bir kilo <em>FlyFeed</em> proteinin 2$'ın altında olduğunu söylüyor. Ancak Avrupa'da düşük fiyatlar henüz talep yaratmadı. <strong>2020 AB raporuna göre</strong>, Avrupalıların <strong>yalnızca %10'u</strong> böcekler için et takas etmeye istekli. Bununla birlikte, tutumların değişebileceğine dair işaretler var. Geçen Aralık ayında yayınlanan bir araştırma, insanların çevresel faydaları öğrendikten sonra böcek yemeye daha açık olduklarını buldu. Düzenleyiciler de olasılıkları benimsemeye başlıyor. Ocak ayında AB, insan tüketimi için ev cırcır böcekleri ve larvalarının satışını onayladı. Yine de, yakın gelecekte hepimizin sinek yemesi pek olası görünmüyor. Ama belki de evcil hayvanlarımız onları denememiz için bizi ikna edebilir.
1868 yılında kurulan ve kurulduğu günden bu yana toplumsal dayanışmayı artırmak, sosyal refahın gelişmesine katkıda bulunmak, yoksul ve muhtaç insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak için son hızla çalıştığını söyleyen<strong> Türk Kızılay Derneği</strong>, aynı zamanda kan ihtiyacı olan hastalara kan ulaştırma, afet öncesi, sırası ve sonrasında afet yönetimi yapma, uluslararası çapta yardımlar gerçekleştirme, göç ve mülteci hizmetleri sağlama, sosyal hizmetler gerçekleştirme, sağlık, ilk yardım, eğitim, gençlik ve mineralli su işletmeleri alanlarında faaliyet sunduğunu da belirtmektedir. Tüm bu faaliyetler gönüllülük esasına dayanan, vatandaşların ve özel şirketlerin yardımları ile gerçekleşmektedir. O yüzden <em>Kızılay</em>'ın ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı yiyecek, giyecek, barınma, sağlık gibi yardımların ulaştırılmasının ücretsiz bir şekilde sağlanması gerekmektedir. Fakat <em>Kızılay</em>'ın, <strong>AHBAP</strong>'a çadır ve gıda yardımlarını ücretli bir şekilde verdiği konuşulmakta. Gelin bu yolculuğu sırasıyla inceleyelim: <ul> <li><strong>Haluk Levent'in çadır satışı açıklaması:</strong></li> </ul> <em>Kızılay</em>'ın ücretsiz vermesi gereken çadırlar, depremin 3. gününde <em>AHBAP</em>'a yüksek ücretler karşılığında satıldığı <strong>AHBAP Derneği</strong> kurucusu Haluk Levent tarafından açıklandıktan sonra ortalık karıştı. Bunun üzerine kamuoyu ikiye bölündü: Neden bunu daha önce açıklamadın? diyenler ve <em>Kızılay</em>'a neden para verdin? diyenler. Bunun üzerine Haluk Levent, acil bir ihtiyaç olduğu için mecburen Kızılay'dan çadırları aldığını belirtti. <ul> <li><strong>Haluk Levent konu üzerine açıklamalarda bulunurken Türk Kızılay Genel Başkanı Kerem Kınık da sosyal medya hesabından açıklamalarda bulundu.</strong></li> </ul> <ul> <li><strong>Daha sonra bu tartışmalarda Fatih Portakal da yerini aldı. Fatih Portakal'ın tweetlerine ise Kerem Kınık şu şekilde yanıtlar verdi:</strong></li> </ul> , Kızılay dünya çapında yardım ve bağış alan bir kurumken, finansal muhasebesini büyük yıkımlar getiren <strong>Kahramanmaraş merkezli deprem</strong> zamanında kendi vatandaşından yapması birçok kişinin aklında soru işaretleri bıraktı. Aynı zamanda <strong>Haluk Levent</strong>'e cephe olanlar da olmadı değil. Bu skandallara ek olarak <strong>gazeteci Murat Ağırel</strong>,<em> Kızılay</em>'ın geçtiğimiz yıllarda ikinci el eşyaları sattığını belirtti. Kızılay'ın faaliyet raporunu açıklayan Ağırel, <em> “2019 yılında 1 milyon 2020 yılında 759 bin ikinci el eşya satmış! Yönetim kurulu üyeliği ile birlikte 98 bin TL maaş alan genel müdür ve 76 bin TL maaş alan genel müdür yardımcılarının yönettiği Kızılay! Çok yazık, çok”</em> diye ekledi. Ağırel yazısında <em>Kızılay</em>'ın sadece <em>AHBAP</em>'a değil, başka kurumlara da çadır sattığını belirtti. <em>"TEB, yani Türk Eczacılar Birliği depremin ilk günü bölgede konuşlanmaya çalıştı. Konteyner, çadır aradı. Bulamadı. Kızılay’a sordu. Kızılay, “Bizde çadır var” dedi ve pazarlık başladı. Ne yazık ki TEB, 5 adet 76 metrekare çadırı 800 bin TL bedel ile satın aldı."</em> Dr. Kerem Kınık çıktığı <strong>Tarafsız Bölge</strong> programında ise <strong>çadır skandalı</strong>na şu sözlerle yanıt verdi. “Cemiyetimiz 155 yıldır kesintisiz milletine hizmet için faaliyet gösteriyor. İlk zamanlarda 93 Harbi'nde çadır ihtiyacı oluyor. Üretilemediği için ithal ediyor.” Ardından yapılan uygulamayı eleştirdiğini söyleyerek şunları ekledi: <em>“1. Cihan Harbi başladığında yine çadır ihtiyacı oluyor ve Kızılay çadır üretmeye başlıyor. Sonrasında İstiklal Harbi sürecinde de Milli Savunma Bakanlığımızın isteği ile asker dikimhanede bu çadırları hem kendi ihtiyacı için TSK için dikmeye başlıyor. 50'lerde kendi atölyesini kuruyor, 1970'lerde bunu bir fabrikaya dönüştürüyor ve sahra hastaneleri belediyeler gibi kurumlara satıyor hem de stokluyor. Kızılhaçlara ihraacatlar da yapıyor. Bizim işimiz afet. Kitlesel göç hareketleri için çadır üretme. Ülkeler ve BM, Kızılay da TSK da ya öncesinde alıyorlar ya da afet sırasında stoklar yetmiyorsa alıyorlar. Bu milli kapasite 150 yıldır değişen formatlarda devam etmiş."</em> 150 yıldır devam ettikleri formatı eleştirmek akıllarına daha yeni mi gelmiş sorusunun kamuoyunun aklından bir süre çıkmayacağını söylemek yanlış olmayacaktır.
Bugünkü orijinal serimizin değerli konuğu insanlara kitap okumayı sevdiren ve onlarla birlikte bol bol kitap okuyan Ahmet Şahin. Instagram hesabında bol bol kitap tanıtımı ve okudukları hakkında yorumlarını paylaşan Ahmet Bey, sizi adeta sosyal medyada da kitapsız bırakmıyor. Kitaplardan yaptığı küçük alıntılar ve özetlerle sıradaki kitabınızı Ahmet Bey ile çok kolay bir şekilde seçebilirsiniz. O zaman, okuma aşkını bizimle paylaşan Ahmet Şahin'i yakından tanıyalım: <ul> <li><strong>İlk önce bize kendinizi tanıtmakla başlayabilir misiniz?</strong></li> </ul> Öncelikle merhaba. Ben Ahmet. Kısaca<strong> sonkahvebukucu</strong>. 33 yaşındayım. Bir yayınevinde sosyal medya yöneticisi olarak çalışıyorum. Aslında bende öyle çok çok kendimi anlatacak kelimeler yok maalesef. Aslında diğer Influencer’lardan farklıyım. Sıradan bir hayatım var. Bolca kitap okuyorum, bolca kitaplar üzerinde çalışıyorum. Hayatımı bu düzen içerisinde sürdürüp gidiyorum. <ul> <li><strong>Kitap okumayı çok sevdiğinizi, hatta kitap okumak için yaşadığınızı Instagram hesabınıza (@sonkahvebukucu) şöyle bir göz atan biri bile hemen anlayabilir. Peki ya kitap sevginizi ve “kitap” denilince sizde çağrıştırılan duyguları bir de sizden dinleyebilir</strong> <strong>miyiz?</strong></li> </ul> Aslında kitap sevgisi çok garip gerçekten. Şöyle geriye hızlıca bakıp düşündüğümde kitap okumak benim için nefes almak gibi bir hale bürünmüş. Benimle bağdaşmış yani. Hiç öyle sevgi gibi düşünmediğim için şu anda bir garip hissetmedim değil. Dediğim gibi günümüzde yaşamak için gerekli olan ihtiyaçlardan bir tanesi. Nefes almak gibi. Çünkü kitap okumadığımız zaman özellikle günümüz şartlarında artık nefes almak pek mümkün gözükmüyor. <ul> <li><strong>Instagram hesabınızda kalın bir kitabı bir oturuşta okuyabildiğinizi görebiliyoruz. Bu becerinizi nasıl kazandınız ve bu beceriyi geliştirmek isteyenlere neler önerirsiniz?</strong></li> </ul> Buradan lisedeki rehberlik öğretmenime selam olsun. Kitap okuma alışkanlığını, nasıl hızlı okuyacağım ile ilgili her şeyi kendisinden öğrendim. Beyin çok ilginç, belirli bir okuma mesafesinden baktığınızda tüm paragrafı siz daha okumaya başlamadan önce okuyabiliyor. Bu konuda kendilerini geliştirmek isteyen insanlar için YouTube kanalımda var olan videoyu önerebilirim çünkü çok uzun bir hadise. <ul> <li><strong>Unutamadığınız bir kitap cümlesi/paragrafı ya da “hayatımı değiştiren kitap/kitap serisi” dediğiniz bir kitap ya da seri var mı? Varsa bahsedebilir misiniz?</strong></li> </ul> Aslında unutamadığım bir paragraf değil ama çok fazla unutamadığım kitaplar var. Bunlardan en önemlisi bana kitap okumayı sevdiren<strong> Gülten Dayıoğlu</strong>’nun <strong>Alacakaranlık Kuşları</strong> kitabı ve <strong>Reşat Nuri</strong>’nin <strong>Çalıkuşu</strong> kitabı örnek sayılabilir. <ul> <li><strong>Bazı insanlar gerçeklikten kaçmak için, bazıları boş vakitlerini değerlendirmek için, bazıları ise bilgilenmek amacıyla kitap okur. Peki siz neden kitap okuyorsunuz?</strong></li> </ul> İkisi birden. Hem boş vakitlerimi değerlendirmek hem de bunu yaparken yeni dünyaların kapısını aralamak için kitap okuyorum. <ul> <li><strong>Belli bir edebi türe bağlı mı kalırsınız yoksa farklı türlere açık mısınız?</strong></li> </ul> Aslında her türe açık biriyim ancak, klasik edebiyatta durum biraz daha farklı benim için. Klasik edebiyatta daha çok Türk Edebiyatı’na ağırlık verip kendi coğrafyamda yaşanmış veya kurgu olan hikayelerden günümüzle ilgili çok fazla çıkarım yapıyorum. Kitapların ayrılması bana çok doğru gelmiyor. Çünkü günlük zevklerimiz ve o günkü ruh halimiz Gerçekten de okuyacağımız kitabı belirleyen büyük bir etmen. <ul> <li><strong>Genelde insanlara boş zamanınızda ne yapardınız diye sorduğumuzda “kitap okurum” gibi cevaplar alırız. Fakat size bu sorunun farklı bir versiyonunu sormak istiyorum. Siz kitap okumadığınız zamanlarda neler yapıyorsunuz?</strong></li> </ul> Boş zamanlarımda ağırlıklı olarak oyun oynarım. Arada da merak ettiğim ya da takip ettiğim bir dizi veya film çıktıysa onu izlerim ancak, oyun benim için daha ön planda sanırım. <ul> <li><strong>Şu an yaşamayan yazarlardan birini yaşama döndürme şansınız olsaydı kimi seçerdiniz ve neden?</strong></li> </ul> Halid Ziya Uşaklıgil olurdu sanırım. Sebebi, içinde bulundukları dönem ve toplum anlayışlarına göre çok çarpıcı eserler ortaya dökmüş olması. <strong>Aşk-ı Memnu</strong> gibi bir kitabı yazarken aklından geçen şeyleri, kısaca o kitapların hikayelerini sormak isterdim sanırım. <ul> <li><strong>İddialı bir kitap okuyucusu olarak, hiç kitap yazma deneyiminiz oldu mu? Olduysa nasıl sonuçlandı?</strong></li> </ul> Aslında oldu. Açıkçası kalemime de okuma hızıma olduğu kadar güvenim var. Bu noktada bir hikaye kaleme aldım ve o dönem 8 yayınevinden de teklif aldım ama sanırım sırf yazmak için yazmak istemedim. En azından ilk kitabımın gerçekten benim için çok önemli bir yeri olmalıydı. Bu yüzden şimdilik bu hayalimi nadasa bırakmayı tercih ettim. Yakın tarihlerde geri döneceğimi hissediyorum. <ul> <li><strong>“Eğer bu kitabı okumadan ölürseniz, gözünüz açık gider” dediğiniz bir kitap var mı?</strong></li> </ul> Kesinlikle <strong>Oğuz Atay</strong>’ın <strong>Tutunamayanlar</strong> kitabı! Çoğu insanın keşfetmemiş olması veya gözlerinin korkması beni inanılmaz üzüyor. <ul> <li><strong>“Keşke şu kitabı ben yazsaydım” dediğiniz bir kitap var mı ve hangi oluşturulmuş kitap evreninde yaşamak isterdiniz?</strong></li> </ul> Kesinlikle Aşk-ı Memnu kitabını ben yazmak isterdim. Bir kitap evreninde yaşamam gerekseydi, bu da <strong>Alice Harikalar Diyarında</strong> kitabı olurdu. Dövmesini yaptıracak kadar sevdiğim bir kitap. <ul> <li><strong>Tüyap İstanbul Kitap Fuarı'nda tıbbi gerilim ve suç gerilimi tarzıyla bilinen Çin asıllı Amerikalı başarılı doktor ve yazar Tess Gerritsen'la tanıştığınızı biliyoruz. Çok sevilen ve başarı dolu bir hikayeye sahip bu saygıdeğer yazarla tanışmak nasıl bir duygu?</strong></li> </ul> Açıkçası mükemmeldi! O kadar uzun zamandır severek okuduğum ve kalemine hayran olduğum bir yazardı ki, o an onunla yüz yüze gelmek hayatımın unutulmaz anlarından bir tanesidir sanırım. ❤ <ul> <li><strong>Son olarak, kitap okumak isteyen ama bir türlü başlayamayan ya da nereden başlayacağını bilemeyenlere nasıl bir tavsiye verirsiniz?</strong></li> </ul> O zaman bu zaman. En sevdiğin diziyi ya da filmi aklından geçir ve ona benzer bir kitapla bu maceraya sende katıl. İnan ertelediğin her süre çok fazla şey kaçırıyorsun.
Şüphesiz mobil işletim sistemlerinin en fazla ve en sık güncelleme yapan firması <strong>Apple</strong>'dır. Bu yüzden birçok <strong>iPhone kullanıcısı</strong>, telefon hafızalarının yetersizliği yüzünden bu güncellemeleri yapmamaya özen göstermekte. Fakat her güncellemesinde eğlenceli şeyler barındıran <em>Apple</em>'ın bu hizmetine karşı koymak da ayrı bir mücadele içeriyor. <em>Apple</em>, perşembe günü <strong>iOS 16.4</strong>'ün ilk geliştirici beta sürümünü yayınladı ve bu güncelleme küçük bir kullanıcı tabanı için tasarlanmış olsa da,<strong> iPhone üreticisi</strong> bize iOS 16.4'ün kararlı sürümü ekildiğinde bekleyeceğimiz özellikler hakkında bir fikir verdi. Özellikler arasında<strong> yeni emojiler, güncellenmiş bir podcast uygulaması ve web uygulamaları için bildirim desteği</strong> yer alıyor. Emojiler oldukça önemli ve iOS 16.4 ile 31 tanesini kullanabileceğiz. Geyik, kaz, pembe kalp ve "sarsıldım" ifadesini içeren bu emojilerin ilk taslağı geçen yıl yayınlandı. Şimdi, <em>Apple</em>'ın son yazılım güncellemesiyle yakında<strong> iOS cihazları</strong>na gelecekler. Perşembe günkü sürüm bir geliştirici beta olduğundan, son sürümde bu emojilerde bazı tasarım değişiklikleri olabilir. <em>Apple</em>'ın<strong> Podcasts uygulaması</strong> da iOS 16.4 güncellemesindeki yeni özelliklerle güncelleniyor. Özellikle, podcast uygulaması aracılığıyla kanallara abone olduysanız, bunlar kitaplığınızdaki yeni bir <strong>"Kanallar"</strong> bölümünde görünecektir. iOS 16.4 ile kullanıcılar, <strong>CarPlay</strong> modunda göz atma bölümüne erişerek hareket halindeyken gösterileri kolayca devam ettirebilecek. Uygulama güncellemeleri, yaklaşan iPadOS 16.4 ve macOS 13.3 sürümleri aracılığıyla Podcasts'in iPad ve macOS uygulamalarına da gönderilecek. Podcast'ler uygulamasındaki sıradaki kuyruğu, söz konusu podcast'i takip etmeseniz bile bitmemiş şov bölümlerini görüntüler. Sıradan kaldırmak için onları oradan manuel olarak silmeniz veya oynatıldı olarak işaretlemeniz gerekir. <em>Apple</em>'ın iOS 16.4 güncellemesi, web sitesi push bildirimi hayranları için de iyi haberler getiriyor. Bir kullanıcı ana ekrana bir web uygulaması eklediyse, geliştiriciler izin istedikten sonra anında iletme bildirimi gönderebilecek. Şirket bu özelliği ilk olarak geçen yıl <strong>Dünya Çapında Geliştirici Konferansı'nda (WWDC)</strong> göstermişti. Safari 16.1 güncellemesi, macOS Ventura'da W3C standartlarına dayalı <strong>“Web Push”</strong> mekanizmasına izin verdi. <strong>WebKit</strong> blogunda <em>Apple</em>, kullanıcıların artık üçüncü taraf tarayıcılardan ana ekranlara web uygulamaları ekleyebileceğini söyledi. Şimdiye kadar bunu sadece Safari üzerinden yapabiliyorlardı. iOS 16.4 ile gelen bazı küçük ama dikkate değer yükseltmeler var. Birincisi, Mesajlar uygulaması artık Mastodon bağlantılarının zengin bir önizlemesini destekliyor, böylece artık gönderi hakkında daha fazla ayrıntı görebileceksiniz. Yazılım güncellemesi, daha iyi hız deneyimi için T-Mobile'ın 5G bağımsız hizmetine de destek ekliyor. Dahası, kullanıcılar bir Odak filtresiyle Always On ekranını açıp kapatabilecekler. iOS 16.4 beta sürümünü bir geliştirici profili aracılığıyla indirebilir veya test etmek için genel beta sürümünün çıkmasını bekleyebilirsiniz. <h2>Yeni Emojiler</h2> Yeni emoji karakterleri arasında sallanan yüz, pembe kalp, açık mavi kalp, eşek, geyik, kaz, kanat, denizanası, sümbül, bezelye kabuğu, zencefil, flüt, marakas, kara kuş ve daha fazlası bulunuyor. Bu yeni emoji seçenekleri ilk olarak Temmuz 2022'de önerildi ve ardından Eylül 2022'de Unicode Konsorsiyumu tarafından yeni Unicode standardında piyasaya sürüldü. Emoji karakterleri, geliştiriciler tarafından indirilebilen iOS 16.4, iPadOS 16.4, watchOS 9.4 ve macOS Ventura 13.3 beta sürümlerinde mevcuttur. <em>Apple</em> muhtemelen yakın gelecekte herkese açık bir beta sürümü sunacak, ancak yazılım güncellemelerinin resmi olarak yayınlanması muhtemelen birkaç hafta alacaktır.
<strong>WhatsApp'ın yaklaşan 'Bülten' özelliğinin ayrıntıları, en son beta güncellemesinin kodunda keşfedildi.</strong> Gelişen internet teknolojileri ile beraber haberleri çıktıkları saniyeden itibaren takip edebilmekteyiz. Hergün birçoğumuzun e-posta kutularına onlarca bülten mailleri gelmekte ve bunlar çoğumuzun e-posta kutularımızı kirlettiği gibi, dijital atık olarak çevremizi de kirletmekte. Günün büyük bölümünde kullandığımız hizmetleri birden fazla uygulama ile yapmak yerine sadece sürekli kullandığımız tek bir uygulama ile işimizi görmek istemekteyiz. Bu yüzden WhatsApp'ın gün içinde 2 milyar kullanıcı tarafından kullanıldığı göz önüne alınırsa, geliştirmekte olduğu söylenen <strong>"Bülten"</strong> özelliği, birçoğumuzu telefon yükünü hafifletecek gibi görünüyor. WhatsApp zaten bireylere mesajlarını aynı anda birçok kişiye <strong>"yayınlama"</strong> yeteneği sunuyor. Aynı anda birden fazla kişiyle diyalog kurmanıza olanak tanıyan, oyunun kurallarını değiştiren bir özelliktir. Haber bülteni özelliğiyle ilgili mevcut düşüncenin, bu kullanım durumunu genişletmek olduğu anlaşılıyor. Yaklaşan değişiklikleri tespit etme konusunda mükemmel bir sicile sahip olan WaBetaInfo, bu haber bülteni özelliğinin<strong> "bilgi yayınlamak için birden çoğa bir araç olacağını"</strong> söylüyor. (Ayrıca, Matt Navarra'ya göre <strong>Meta</strong>, <em>Messenger</em>'da bir yayın kanalları özelliğini de tanıtmak istiyor gibi görünüyor.) <strong>WhatsApp</strong> günden güne kendini geliştirerek diğer sosyal medya rakiplerinin gerisinde kalmamaya devam ediyor. Küresel olarak milyarlarca kullanıcısı bulunan <em>WhatsApp</em>'ın, şimdilerde gizli bir bülten özelliği üzerinde çalıştığı söyleniyor. Fakat <em>WhatsApp</em> yetkilileri henüz bu konuya bir açıklama getirmedi. <img src="https://www.hello-charles.com/hubfs/Wiki-WhatsApp%20Newsletter.jpg" alt="WhatsApp Newsletters: What Are They? Why Should You Send Them in 2022?" /> <strong>Wabetainfo</strong>'nun belirttiğine göre <strong>WhatsApp Messenger</strong>'ın 2.23.5.3 beta versiyonundaki kod, halihazırda geliştirilme aşamasında olan yeni <strong>"Bülten"</strong> özelliğine imalarda bulunuyor. İsmin kendisi kod adı olabilir, fakat kodun içinde gizlenen birden çoğa yayın aracının isteğe bağlı olacağı ve şifreli grup sohbetlerinden ve mesajlarından ayrı olarak <em>WhatsApp Durumu</em> sekmesinin kendi bölümünde kendi kendine yeteceği ipuçları yer alıyor. <em>Wabetainfo</em>'nun bulgularına göre söz konusu Bülten, kullanıcılara gördükleri üzerinde tam kontrol sağlayacak - reklamlardan (henüz) söz edilmiyor ve özelliğe yerleşik algoritma tabanlı önerilere dair herhangi bir işaret yok. Bunun yerine, kullanıcılar seçtikleri içeriği kronolojik sırada görmelidir. Ayrıca, Bülten'in tanıtıcıları destekleyeceği ve WhatsApp kullanıcılarının doğrudan uygulamada bir kullanıcı adı arayarak haber bültenlerini incelemesine ve haber bültenlerine katılmasına izin verecek gibi görünüyor. WhatsApp'ın <strong>Haber Bülteni</strong> hala erken geliştirme aşamasında ve şu anda beta test kullanıcıları için ne zaman kullanıma sunulacağına dair bir kelime yok. Bazıları haber bülteni patlamasının azalmaya başladığına inansa da, hala çok fazla ilgi var ve formatı deneyen tek geç kalan WhatsApp değil - daha geçen ay, <em>Instagram</em> kurucu ortakları Kevin Systrom ve Mike Krieger, haber bültenlerini, blogları ve makaleleri <em>TikTok</em> benzeri bir biçimde sunan platform olan <em>Artifact</em>'i tanıttı.<em> Facebook</em> ve <em>Twitter</em> da son yıllarda haber bültenlerini denedi, ancak o zamandan beri hem <em>Twitter</em>'ın<strong> Revue</strong> hem de <em>Facebook</em>'un <strong>Bulletin</strong> hizmetleri kapatıldı.
Hepimizin bildiği gibi geçen sene <strong>Oscars Ödül Töreni</strong> olaylı geçmişti. <em>Oscars</em> töreninde, <strong>Will Smith</strong>'in saçkıran teşhisinden sonra saçını kazıtan eşi Jada Pinkett Smith'in kelliği hakkında şaka yapan<strong> Chris Rock</strong>, ummadığı bir şekilde Will Smith'ten tokat yemişti. Bu da yetmezmiş gibi Smith yerine geçti ve Rock'a durmadan <em>"O pis ağzına eşimin adını alma"</em> diyerek bağırdı. Bunun üzerine sosyal medyada bu olay büyük yankı uyandırdı ve muhtemelen sizler de bunun bir parodi olup olmadığını merak ettiniz. Parodi veya değil, Will Smith artık <em>Oscars</em>'a aday olamayacak ve 10 sene boyunca törenlere katılamayacak. Tahmin edildiği gibi bu olay <strong>The Academy</strong>'nin şahına büyük bir zarar verdi. Törenin asıl amacından sapılarak, birbirinden değerli oyuncuların yıl içinde verdikleri emekleri bu tokatın gölgesi altında kaldı. <strong>2022 Oscars</strong> yayınlandıktan birkaç gün sonra 1 Nisan'da Smith, <em>Oscars</em>'dan çekildiğine dair bir açıklamada bulundu. <em>"The Academy'nin güvenine ihanet ettim. Diğer adayların ve kazananların, birbirlerinin inanılmaz işlerini kutlama ve kutlanma fırsatına ahlaksızlık ettim. Çok üzgünüm." </em> Bu açıklamanın ardından birkaç gün sonra ise <em>The Academy</em>, Will Smith'in <strong>AMPAS (Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi)</strong> üyeliğine son verdiğini ve 10 sene boyunca törene katılamayacağını açıkladı. <img class="alignnone" src="https://compote.slate.com/images/c04a6c1a-dbef-4205-9337-40ec50caecc2.jpeg?crop=3200%2C2133%2Cx0%2Cy0" alt="" width="1394" height="929" /> Tüm bu olaylardan sonra <em>The Academy</em>, bir daha böyle olayların yaşanmaması ya da yaşandığında en az hasarla böyle sıkıntıların içinden çıkabilmeleri için bir <strong>"Kriz Masası"</strong> ekibi kurduklarını duyurdu. Bu ayın başlarında <strong>2023 Oscar adayları</strong> öğle yemeğinde konuşan AMPAS başkanı <strong>Janet Yang</strong>, kuruluşun tokatlara yanıt vermek için çok uzun süre bekleyerek hata yaptığını itiraf etti. Görünüşe göre yeni kriz ekibi, 2023 <em>Oscars</em>'da herhangi bir acil durum çıkması durumunda gerçek zamanlıya mümkün olduğunca yakın tepki verecek. Yang, öğle yemeğinde katılımcılara,<em> "Oscars'da benzeri görülmemiş bir olay yaşadığımızı eminim hepiniz hatırlıyorsunuzdur,"</em> dedi. <em>“Sahnede yaşananlar kesinlikle kabul edilemezdi ve organizasyonumuzun tepkisi yetersizdi. Bundan The Academy'nin eylemlerimizde tamamen şeffaf ve hesap verebilir olması gerektiğini ve özellikle kriz zamanlarında kendimiz ve sektörümüz için hızlı, şefkatli ve kararlı hareket etmeniz gerektiğini öğrendik. İleriye dönük olarak bizden daha azını beklememelisiniz ve bekleyemezsiniz."</em> diye de ekledi. <em>The Academy</em> CEO'su<strong> Bill Kramer</strong>, <em>"Geçen yıl nedeniyle, Oscars'da olabilecek pek çok şeye zihnimizi açtık. Ancak bu kriz planları - sahip olduğumuz kriz iletişim ekiplerimiz ve yapılar - çok hızlı bir şekilde bir araya getirmemiz gereken grubun bu olduğunu söylememize izin veriyor. Bu şekilde hepimiz bir araya geliyoruz. Bu sözcü. Bu açıklama olacak. Ve tabii ki krizin özelliklerine bağlı olarak umalım ki bir şey olmaz ve bunları hiçbir zaman kullanmak zorunda kalmayız, ancak halihazırda değiştirebileceğimiz çerçevelerimiz var."</em> dedi. <em>"Daha önce hiç sahip olmadığımız, bir kriz ekibimiz ve birçok planımız var. Pek çok senaryo yürüttük. Bu nedenle, şu anda öngörmeyebileceğimiz, ancak gerçekleşmesi durumunda planladığımız her şeye hazırlıklı olacağımızı umuyoruz."</em> Smith, Temmuz 2022'de yaptığı bir video gönderisinde eylemlerinden dolayı tekrar özür diledi ve <em>"Chris'e ulaştım ve bana attığı mesajfa konuşmaya hazır olmadığı ve hazır olduğunda bize ulaşacağını söyledi"</em> dedi. <strong>2023 Oscars Ödül Töreni Mart 2023'de gerçekleşecek.</strong>
Yalan haberler yaşadığımız yüzyılda, <strong>sosyal medya</strong>nın da etkisiyle hesaplar arasında çok hızlı bir şekilde yayılabiliyor. Bunun en büyük örneklerinden birisi ise <strong>Twitter</strong>. Doğruluğundan emin olmadan retweetlenen ya da beğenilen tweetler hızla büyüyerek milyonlarca kullanıcıya ışık hızında ulaşabiliyor, bu da bilgi kirliliğine ve büyük tehlikelre yol açabiliyor. Fakat <em>Twitter</em>'ın CEO'su <strong>Elon Musk</strong>, buna da bir çare buldu. <h2>Topluluk Notları ve Twitter</h2> Eğer sıkı bir <em>Twitter</em> kullanıcısıysanız,<em> Twitter</em>'ın önemli hizmetlerinen biri olan <strong>Topluluk Notları</strong>ndan haberdarsınızdır. Topluluk Notları, <em>Twitter</em> ortamının yalan ve yanlış bilgi içeren tweetlerden arınmasını sağlayan bir hizmet olarak yolculuğuna 2021 yılında başladı. Bu hizmetle yanlış olduğunu düşündüğünüz bir tweete not bırakabilir ve notunuz farklı görüşleri olan yeteri kadar katkı sağlayıcıdan "yararlı" olarak not alırsa not, herkesin görebileceği bir hale gelmektedir. Şu anda Topluluk Notları tüm dünyadan kullanıcıların görmesine açık; ancak, katkıda bulunmak sadece Birleşik Devletler, Birleşik Krallık, İrlanda, Avusturalya ve Yeni Zelanda sınırlarındaki kullanıcılar için geçerli. Fakat ileride istedikleri başarıya ulaştıklarında yavaş yavaş küresel kullanıcılara açacaklarını tahmin etmekteyiz. Topluluk Notları <em>Twitter</em>'ın görüşünü yansıtmaz ve Twitter ekibi tarafından değiştirilemez. <em>Twitter</em>'ın kurallarını, gizlilik politikasını ve hizmet şartlarını ihlal etmedikçe notlar kaldırılamaz ya da <em>Twitter</em> tarafından o not hakkında bir şey söylenemez. Topluluk Notlarının resmi <em>Twitter</em> hesabından yaptığı açıklamada 22 Şubat 2023 tarihinden itibaren beğendiğiniz ya da retweetlediğiniz twett eğer yanlış ya da eksik bir bilgi içeren bir not aldıysa, bunu size bildirim olarak göndereceğini söyledi. Ayrıca bu hizmete IOS, Android ve Web'den ulaşabilirsiniz. <em>"Bugünden itibaren, cevap verdiğiniz, beğendiğiniz ya da retweetlediğiniz bir tweette Topluluk Notu görünmeye başlarsa bildirim alacaksınız. Bu, insanlara kaçırabileceği ekstra bağlam sağlamaya yardımcı olur."</em> Topluluk Notları, kitle kaynaklı oldukları için güvenilir olmaktan uzaktır. Yakın tarihli bir örnekte, <strong>Twitter Blue</strong>'yu araştıran bir araştırmacı, Tesla da dahil olmak üzere bir dizi yüksek profilli hesabın hizmet aboneliklerini durdurduğunu kaydetti. Bir Topluluk Notu bunun yanlış olduğu konusunda ısrar etti çünkü <em>Tesla</em> zaten doğrulanmış bir işletmeydi ve dolayısıyla Twitter Blue'ya da abone olamazdı. Bununla birlikte, <em>Twitter</em>'ın resmi API'si aracılığıyla kendi verileri, Tesla'nın gerçekten de Twitter Blue aboneliğinden çıktığını gösterdi ve ardından Topluluk Notu kaldırıldı. Fakat Topluluk Notları yine de bir yere kadar işe yarar bir hizmet. Size ait bir tweete bir Topluluk Notu eklenmiş ve bunun yanlış olduğunu düşünüyorsanız, <em>Twitte</em>r'dan tweetinizin tekrar gözden geçirilmesini isteyebilirsiniz. Buna ek olarak, etkileşimde bulunduğunuz bir tweet Topluluk Notu almışsa, bu sayede size de o bilgiyi kendi imkanlarınızla araştırma olanağı doğacak.
Genellikle <strong>Herkül Efsanesi</strong> anlatılırken kimse Herkül'ün <strong>Karadeniz Ereğli</strong> ve <strong>Cehennemağzı Mağaraları</strong>'yla olan ilişkisini bilmez. Aslında Herkül'ün en önemli 12 görevinin 12.si Cehennemağzı Mağaraları'nın kapısında duran <strong>3 başlı yılan kuyruklu köpek Kerberus</strong>'u yakalamasıdır. Fakat bu mit anlatılırken genellikle Cehennemağzı Mağaraları yeraltı dünyası olarak geçer ve mağaraların Karadeniz Ereğli'de olduğu belirtilmez. <h2>Herkül Kimdir?</h2> <strong>Yunan mitolojisi</strong>nde<strong> Herakles</strong>,<strong> Roman mitolojisi</strong>nde ise <strong>Hercules</strong> olarak geçen Herkül, en önemli Yunan-Roman efsanevi kahramanlarından biridir. Herkül, <strong>Zeus</strong> ve <strong>Perseus</strong>'un torunu <strong>Alkmene</strong>'nin oğludur. Zeus, Perseid Hanedanlığı'ndan (Perseus'un soyundan gelenler) doğacak bir sonraki erkek çocuğun Yunanistan'ın kralı olacağına yemin eder. Fakat Zeus'un kıskanç karısı <strong>Hera</strong> tarafından kandırılarak, hasta <strong>Eurystheus</strong> ilk önce doğar ve kral olur. Herakles büyüdüğünde, Eurystheus'a hizmet etmek zorunda ve ayrıca Hera'nın intikamcı zulmüne de katlanmak zorunda kalır; ilk macerası ise onu beşiğinde öldürmek için gönderdiği iki yılanın boğulmasıydı. Herakles, Boeotia'da Orchomenus krallığına karşı başarılı olduğu bir savaş açar ve Thebes kralı Creon'un kızı Megara ile evlenir, ancak Hera'nın gönderdiği bir delilik sonucu onu ve çocuklarını öldürerek tekrar Eurystheus'un hizmetkarı olmak zorunda kalır. <img src="http://www.antiktarih.com/wp-content/uploads/2018/05/herakles-800x445.jpg" alt="Herakles (Herkül)'in Hikayesi ve 12 Görevi - Antik Tarih" /> Daha sonra Eurystheus, Herkül'e <strong>On İki Görev</strong> verir.<strong> Herkül'ün On İki görevi</strong> ise şunlardır: <ol> <li>Nemean Aslanını öldürmek</li> <li>Lernaean Hidra'yı öldürmek</li> <li>Keryneia Geyiğini yakalamak</li> <li>Erymanthian Yaban Domuzunu yakalamak</li> <li>Augeas ahırını temizlemek</li> <li>Stymphalian Kuşlarını öldürmek</li> <li>Cretan Boğasını yakalamak</li> <li>Diomedes'in Kısraklarını yakalamak</li> <li>Amazonların Kraliçesi Hippolyte'nin kuşağını almak</li> <li>Geryon'un sığırını yakalamak</li> <li>Hesperides'in altın elmalarını almak</li> <li>Kerberus'u yakalamak</li> </ol> Bu içerikte Herkül'ün 12. görevini işleyeceğiz. Çünkü bu görev aslında Cehenemağzı Mağaraları'nın bulunduğu <strong>Zonguldak</strong>'ın Karadeniz Ereğli ilçesinde geçmektedir. Pek bilinmez ama Yunan mitolojisinin en çarpıcı olaylarından biri bu kentte yaşanmıştır. <h2>Herkül'ün 12. Görevi: Kerberus'u Yakalamak</h2> Kerberus yeraltı dünyasının kapısında bekler, ölü ruhların dışarı çıkmasını, yaşayanların ise içeri girmesini engeller. <strong>Olimpos</strong> tanrılarından <strong>Athena</strong> ve <strong>Hermes</strong>, <strong>Hades</strong>'ten çaldıkları <strong>görünmezlik maskesi</strong>ni Herkül'e verirler ve bu sayede Herkül yeraltı dünyasına görünmeden girer. Sonrasında Kerberus ile boğuşmaya başlayan Herkül, en sonunda Kerberus'u pes ettirir ve yenilgiye uğrayan Kerberus kendi isteği ile kral Eurystheus'a teslim olur. Ancak görev tamamlandıktan sonra Kerberus, zarar görmemiş bir şekilde yeraltı dünyası ve Hades'in yanına gönderilir. Görünmezlik maskesi ile ilgili bir diğer bilgi de, Acheron vadisinde yapılan kaçak kazılar sonucunda insan yüzüne uyan mermerden yapılmış bir maske bulunduğu ve bu maskenin 1980'li yıllara kadar Karadeniz Ereğli'de yaşayan yaşlı bir vatandaşın evinde bulunduğu anlatılır. <h2>Cehennemağzı Mağaraları</h2> Bu mağaralar <strong>Kilise Mağarası, Cehennemağzı (Koca Yusuf) Mağarası</strong> ve <strong>Ayazma Mağarası</strong> olarak 3'e ayrılır: <h3>Kilise Mağarası</h3> Doğal bir mağara olup, kısmen kayaların yontulmasıyla düzleştirilmiş Roma ve Bizans dönemlerinde ibadet yapmak için kilise olarak kullanılmıştır. Tabanında geometrik ve bitkisel desenli mozaikler bulunmaktadır. Zaman içinde tahrip olan mozaik günümüzde kısmen korunmaktadır. Mağaranın sağ tarafında lahit koymak için bir riş bulunmakta. Kaynaklara göre burada<strong> Aziz Nikolas</strong>'ın lahitinin olması gerekmektedir. Mağara içerisinde Roma ve Bizans Dönemine ait taş eserler ve duvarlarda mum yakmak için nişler mevcuttur. Mağaranın dışında Bizans Döneminde yapılmış kesme taş ve tuğladan ibaret bir duvar bulunmaktadır. Ancak günümüzde bu mağaranın sadece yeri mevcuttur. <img class="alignnone wp-image-59914" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/02/18022013_229675a2-ee40-4bed-afa1-71ad5a4be4ec-300x199.jpeg" alt="" width="1394" height="925" /> <h3>Cehennemağzı (Koca Yusuf) Mağarası</h3> Yunan mitolojisine göre Herkül kendine verilen 12 görevin en zor olanını bu mağarada gerçekleştirmiştir. Kral Eurystheus tarafından Herkül'e Cehennemağzı Mağaraları'nın (yeraltı dünyası) kapısında bekçilik yapan 3 başlı yılan kuyruklu bir köpek olan<strong> Kerberus</strong>'u yakalama görevi verilir. Yunan mitolojisine göre bu mağaralar Karadeniz Ereğli'de yer almaktadır. Bu mitolojik bilgiden binlerce yıl sonra, 1829 yılında yanan taşların yani maden kömürünün Karadeniz Ereğli'de bulunması da cehennem sembolü açısından önemli bir yere sahiptir. Antik Çağa ait arkeolojik kayıtlarda Cehennemağzı Mağaraları (<strong>Kehanet Mağaraları</strong>) <strong>"Acheron (Akheron) Vadisindeki Mağaralar"</strong> olarak geçmektedir. Karadeniz Ereğli'nin geçmişte Ayazma olarak adlandırılan İnönü Mahallesi'ndeki dört mağaranın da ortak adıdır. Bu mağaralar, Yunan mitolojisine göre Hristiyanlığın yasak olduğu dönemlerde gizli bir şekilde insanların ibadet yaptığı ilk merkezlerden biri olarak bilinmektedir. <img class="alignnone wp-image-59913 " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/02/magara1-300x198.jpg" alt="" width="1224" height="808" /> <h3>Ayazma Mağarası</h3> Büyük ve doğal bir mağara olup, tavanının çapa ve el baltası ile düzeltilmiş olduğu düşünülmektedir. Batısında büyük bir gölet vardır. Roma ve Bizans Döneminde muhtemelen dinsel törenlerin yapılması için kullanılan mağaranın suyu kutsal sayıldığından mağaraya Ayazma adı verilmiştir. Bir gün yolunuz Karadeniz Ereğli'ye düşerse Herkül Heykeli'ni ve Cehennemağzı Mağaraları'nı ziyaret etmeyi unutmayın derim.
Afetlerde sadece gıda, ilaç, konaklama ve ısınma yardımları yapmak yetmemektedir. Depremzedelerin ihtiyaçları doğrultusunda paylaşımlar yapmak, sosyal medyayı ve teknolojiyi verimli kullanmak da çok önemli bir husustur. 21. yüzyılda yaşamanın verdiği şansla en hızlı yardımcı olunabilecek kaynaklar teknoloji ile ilişkilidir. Bu yüzden <strong>Türk yazılımcılar</strong>ımız deprem ile ilişkin en kısa ve kolay yoldan yardımcı olabilmek adına yeni programlar ve platformlar geliştirmiş ve geliştirmeye de devam etmektedir. Ülkemizi sarsan deprem herkese <strong>mühendislik ve yazılım alanları</strong>nda birçok değerli insanlarımız olduğunu bize gösterdi. Her ne kadar böyle kötü bir olayda güzel çalışmalarıyla öne çıkmış olmak istemeseler de, ülkelerine yararlı olmak amacıyla gönüllük esasında ve kar gütmeyen projeleriyle canla başla çalışmayı sürdürmekteler. <strong>Burak Dönertaş</strong> ve <strong>Ahmet Fırat Gürbüz</strong> liderliğinde oluşturulan <strong>Afet.in</strong> platformu, depremzede nedeniyle işlerinden olanlar ve halihazırda iş ihtiyacı olan meslek sahipleriyle iş verenler arasında köprü görevini üstlenmektedir. UX / UI Tasarımcısı ve UX Araştırmacısı, Dijital Strateji, Ürün Tasarımına Yardımcı Olma, Güçlü Teknoloji ve Tasarım Arka Planıyla UX'i Geliştirme işleri ile uğraşan Burak Dönertaş ile Ürün Yöneticisi Ahmet Fırat Gürbüz, oluşturdukları bu Afet.in platformu ile birlikte afetten etkilenen kişilerin iş ve staj yeri bulmasına yardımcı olmayı amaçlıyorlar. <h2>Afet.in Platformu Nedir? Nasıl Çalışır?</h2> Ücret alınmadan iş aradığınıza dair bilgilerinizi gönderdikten ve onaydan geçtikten sonra iş aradığınıza dair yaptığınız başvurular platform üzerinden yayınlanacaktır. Fakat deprem bölgesinde yaşayan ve öğrenci olan kişilerin e-devlet ikametgâh ya da öğrenci belgelerini eklemeleri halinde yaptıkları başvuru<strong> “TEYİTLİ”</strong> olarak görünecek ve sitede öncelikli olacaklardır. Şuan da siteye girdiğinizde<em> "Depremden olumsuz etkilenen vatandaşlarımız için kar amaçsız olarak yaptığımız bu girişim resmi kurumlarla yapacağımız görüşmelerden sonra aktif hale gelecektir. Aktif hale geçtiğimiz ana kadar gelen başvurular resmi onay gelene kadar muhafaza edilecektir"</em> diye bir uyarıyla karşılaşılmakta. Arama çubuğuna afet.in yazdığınız takdirde siteye ulaşabiliyorsunuz ve<strong> "başvur"</strong> butonuna bastığınızda da karşınıza bilgilerinizi ve CV'nizi ekleyebileceğiniz bir panel karşınıza çıkıyor. Gerekli bilgilerinizi ve belgelerinizi yükledikten sonra <strong>"gönder"</strong> butonuna tıklayarak başvurunuzu bitirin. Daha sonra telefonunuza onay için bir SMS gelecek. Bu platform şimdilik sadece depremzedelerle iş verenleri en hızlı şekilde buluşturmayı planlıyor. Yakın zamanda eğitim desteği ve daha fazla iş pozisyonu da platforma eklenilecek. Kısa zamanda bu felaketi atlatıp daha güzel olaylar için bu tür platformlar ve projeler geliştirilmesi dileğiyle...
Türkiye bir deprem ülkesidir. Ülkenin birçok yerinden büyük ve uzun fay hatları geçmektedir. 6 ve üstü büyüklüğünde bir deprem Türkiye'yi vurduğunda nasıl yıkımlar ve can kayıpları yaşandığına 6 gündür hepimiz kendi gözlerimizle görmekteyiz. <strong>Depremin ilk 72 saati</strong> depremzedelere <strong>arama-kurtarma ve yardım ekipleri</strong>nin ulaşana kadar önceden hazırlanmış bir <strong>deprem çantası</strong> sizi ve sevdiklerinizi kurtarabilir. <img class="alignnone wp-image-59646" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/02/indir-300x212.jpg" alt="" width="1166" height="824" /> <strong>Doğal afetler</strong>den hemen sonra ihtiyaç duyulan malzemelerin hazır bulunduğu deprem çantalarının genellikle kapıya yakın ya da kolayca ulaşılabilecek bir yerde bulunması büyük önem taşımakta. Deprem çantalarında yaşadığınız yerde sorumlu olduğunuz kişi ve kişiler için (bebekler, yaşlılar, engelliler, evcil hayvanlar gibi) gerekli ihtiyaçları kapsamalıdır. <strong>Doğal afetler sonrası</strong> yiyecek, içecek, ilaç, ilk yardım malzemeleri, kılık kıyafet gibi acil ve gerekli ihtiyaçlara ulaşmak kolay olmayacaktır. Kendinizin giderebileceği küçük yaralanmalarınız varsa onları halledebilecek gerekli malzemelerin bulunduğu bir çantanın önceden hazırlanması sizi ve çevrenizdekilerin hayatını kurtarmaya büyük ölçüde yardım edecektir. Bu tür durumlar için nelere ihtiyacınız olacağını ailenizle beraber kararlaştırıp bir listesini çıkardıktan sonra deprem çantanızı hazırlamaya başlayabilirsiniz. <strong>Afet ve Acil Durum Çantası</strong> sadece evlerinizde değil, iş yerlerinizde ve okullarınızda da bulunması gerekmektedir. Öğretmenlerimizin Afet ve Acil Durum çantası için gerekli malzemelerin kararını meslektaşları ve okul yönetimi ile belirleyip çantalarını hazırda bulundurması gerekmektedir. Engelli bireylerin özel ihtiyaçları, yaşlıların ve sürekli ilaç (astım ilacı, insülin iğneleri gibi) kullananların ilaçlarını bu afet çantalarında bulundurulması büyük önem taşımaktadır. <img class="alignnone wp-image-59647" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/02/screenshot-1-LvlA-300x300.webp" alt="" width="1112" height="1112" /> <h2>Afet ve Acil Durum Çantasında Olması Gerekenler Nelerdir?</h2> <ul> <li>Yüksek kalorili, vitamin ve karbonhidrat içeren, su kaybını önleyen ve çabuk bozulmayan konserve, meyve suyu ve kuru gıdalar, bebek maması</li> <li>Kimlik kartları fotokopileri, tapu, sigorta, ruhsat fotokopileri, zorunlu deprem poliçesi fotokopisi, diploma fotokopileri, reçete ve sağlık raporu fotokopileri, pasaport, banka cüzdanı vb. fotokopiler, evcil hayvan sağlık karnesi fotokopisi vb.</li> <li>İç çamaşırı, çorap, yağmurluk, iklime uygun giysiler (iklime göre deprem çantasında değişiklikler yapılmalı)</li> <li>Yeterli içme suyu</li> <li>Sabun ve dezenfektan, diş fırçası ve macunu, ıslak mendil, tuvalet kağıdı, hijyenik ped, çocuk bezi, biberon</li> <li>İlk yardım çantası, uyku tulumu, battaniye, çakı, düdük, küçük makas, kağıt, kalem, pilli radyo, el feneri, yedek piller, powerbank, çakmak, bant, kaşık, çatal, iş eldiveni</li> </ul> Her vatandaşın bu listede yazan her şeyi eksiksiz temin edebilmesi maalesef mümkün değil. Fakat temin edilebilindiği zamanlarda birkaç eşya temin edilerek yavaş yavaş listeyi tamamlayabilirsiniz. Unutmayın ki bu listede bahsedilen eşyalardan ne kadar fazlasını hazırlayabilirseniz, sizin için o kadar iyi olacaktır. Bu dünyada canımızdan kıymetli hiçbir şey olmamalıdır.
<strong>CHP'nin Eski Genel Başkanı Deniz Baykal hayatını kaybetti.</strong> 84 yaşındaki eski siyasetçi <strong>Deniz Baykal</strong> evinde uyurken vefat ettiği haberi geldi. Deniz Baykal'ın kızı Aslı Baykal, babasının naaşının 14 Şubat salı günü Antalya aile mezarlığında toprağa verileceğini açıkladı. Kara haberi öğrenen Baykal'ın sevenleri üzüntülerini dile getirdi. <h2>Deniz Baykal Kimdir?</h2> 20 Temmuz 1938 tarihinde Antalya'da doğan Deniz Baykal, avukat, siyaset bilimci, akademisyen ve siyasetçidir. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne asistan olarak girmiştir. CHP'nin 4. genel başkanlığını yapmasının yanı sıra 1995-96 yılları arasında başbakan yardımcılığı görevini de üstlenmiştir. Siyasetin birçok alanında yer alan Baykal, meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla 2015 Türkiye genel seçimlerinden sonra bir süre TBMM başkanı olarak görev yapmıştır. Deniz Baykal'ın vefat haberini <strong>CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu</strong> <em>Twitter</em> hesabından duyurdu. Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, <em>"Genel Başkanımız, Türkiye ve Cumhuriyet Halk Partimizin sevdalısı, Antalya milletvekilimiz, kıymetli büyüğümüz Sayın Deniz Baykal'ın vefatını büyük bir üzüntü ile öğrendim. Bize mücadelelerle dolu bir hayat öyküsünü miras bıraktı. Milletimizin başı sağ olsun"</em> ifadelerine yer verdi. <strong>Ankara Milletvekili Levent Gök</strong> Deniz Baykal'ın vefatına ilişkin şu cümleleri kullandı: <em>"Türk siyasetinin duayeni önceki genel başkanlarımızdan Deniz Baykal, sabaha karşı evinde, yatağında vefat ediyor. Çok üzüntülüyüz. Ülkemizin bir yandan deprem nedeniyle çok ağır kayıplar verdiği bir dönemde sayın Deniz Baykal'ın kaybı da yine ayrıca bizleri çok üzdü."</em> <strong>TBMM Başkanı Mustafa Şentop</strong> da Deniz Baykal'ın ailesine ve sevdiklerine taziyede bulundu. <em>"Siyasi tarihimizin önemli isimleri arasında yer alan, Antalya Milletvekili ve Cumhuriyet Halk Partisi eski Genel Başkanı Deniz Baykal'ın vefatını üzüntü ile öğrendim. Kendisine Allah'tan rahmet, ailesine, sevenlerine ve CHP camiasına başsağlığı dilerim"</em> <strong>AK Parti</strong>'den de Baykal'ın vefatına ilişkin paylaşımlar geldi. <strong>AK Parti sözcüsü Ömer Çelik</strong> şu açıklamada bulundu: <em>"Cumhuriyet Halk Partisi eski Genel Başkanı, Antalya Milletvekili sayın Deniz Baykal'ın vefatını üzüntüyle öğrendik. Allah rahmet eylesin. Ailesine ve sevenlerine başsağlığı ve sabırlar diliyoruz."</em> <strong>Dergio</strong> Ailesi olarak Deniz Baykal'a Allah'tan rahmet, sevdikleri ve yakınlarına da baş sağlığı diliyoruz.
Türkiye'de yaşanan büyük felaketin 6. günündeyiz. 10 ilimizi etkileyen bu büyük yıkımda ülkenin dört bir yanından, yurtdışı da olmak üzere birçok yardım depremzedelere ulaştırılmaya çalışılıyor. Fakat 10 milyondan fazla insanın etkilendiği bu büyük yıkımda her yere yardımın aynı hızda ve güçte ulaşması zor. <strong>20 bin 665 can kaybı ve 80 bin 88 yaralı</strong>ya ulaşılan bu büyük yıkım için herkes kolları sıvadı. İster erzak, ilaç, barınma yardımı olsun, ister sosyal medyada paylaşılan duyurular ve paylaşımlar olsun, herkes elinden geldiğince yıkımdan etkilenen vatandaşlara yardım eli uzatıyor. Bu yardımlara ek olarak, Türk mühendis ve yazılımcılarımız yeni platformlar kurdular. Bu platformlardan biri ise Deprem İmece Platformu olan Deprem.io. Deprem.io'nun internet sitesinde <strong>"yararlı linkler"</strong> bölümündeki linkleri ve bu linklerin işlevlerini sizler için bu içeriğimizde derledik. <img class="alignnone wp-image-59634" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/02/1-300x138.jpg" alt="" width="1117" height="514" /> <strong>Deprem.io</strong> sitesine girdiğinizde "Yararlı Linkler" kısmına tıkladığınızda <em>Afet Bilgi Sistemi, Afet Çözüm - Tüm Yardım Linkleri, Afet Destek, Afet Haritası, Ahbap, Deprem Enkaz Haritası, Deprem Güvenli Bölgeler Haritası, Enkaz Dinlenme Uygulaması, Ev İlanları, İhtiyaç Haritası, T.C. İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı (AFAD) Resmi Hesabı, Ücretsiz Hoteller ve Yakınımı Bul - Hastane Listesi</em> alt başlıklarına ulaşabiliyorsunuz. <ul> <li> <h2>Afet Bilgi Sistemi</h2> </li> </ul> Bu kısımdan Genel İhtiyaçlar başlığı altında geçici barınma alanları, güvenli toplanma alanları, yemek dağıtım yerleri, tahliye noktaları ve ulaşım yardımları hakkında bilgi alabilir ve gerekli yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırabilirsiniz. Sağlık Servisleri başlığı altında Sahra hastaneleri, konteyner eczaneler ve veterinerlere; her türlü bağışı yapmak için para bağışı linkleri, yardım toplama merkezleri, Kızılay kan bağışı noktaları, kök hücre bağış noktaları; önemli kaynaklar kısmının alt başlıkları olan önemli telefon numaraları, önemli web siteler ve faydalı yazılara ulaşabilirsiniz. <ul> <li> <h2>Afet Çözüm</h2> </li> </ul> Gönüllülük esası ile depremzedelere yardım ve destek amaçlı oluşturulan sitelere, banka hesaplarına, kurum ve kuruluşlara tek bir çatı altında ulaşabileceğiniz yönlendirme platformudur. İTÜ öğrencileri tarafından geliştirilen enkaz altında kalan kişilerin seslerini dinleyebildiğiniz bir uygulamaya, sosyal medyada paylaşılmış ihbarları harita üzerinde gösteren internet sitesine, kayıp ilanları ve durumlarını tek bir platformda toplayan internet sitesine, ailesinden haber alamayanların kontrol edebileceği listeleri oluşturan internet sitesi gibi yardımcı olan sitelere bu kısımdan rahatlıkla ulaşabilirsiniz. <img class="alignnone wp-image-59636" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/02/3-300x140.jpg" alt="" width="1249" height="583" /> <ul> <li> <h2>Afet Destek</h2> </li> </ul> Bu bölümden ise harita üzerinde belirlenmiş akaryakıt noktaları, barınma yeri, eczane, gıda dağıtım noktaları, mobil tuvalet, toplanma alanı, veterinerler ve yardım toplanma alanlarını görebilirsiniz. <ul> <li> <h2>Ahbap</h2> </li> </ul> Ahbap Derneğinin resmi <em>Twitter</em> hesabına ulaşabilirsiniz. <ul> <li> <h2>Deprem Enkaz Haritası</h2> </li> </ul> Enkazların oluştuğu bölgeleri harita üzerinden görebilirsiniz. <ul> <li> <h2>Deprem Güvenli Bölgeler Haritası</h2> </li> </ul> Gaziantep, Kahramanmaraş ve depremi yoğun bir şekilde hisseden Güneydoğu Anadolu illerinde sokakta kalan vatandaşlar için konaklama - beslenme, güvenli noktalar ve hayvanlar için ücretsiz tedavi noktalarını harita üzerinden görebileceğiniz bir internet sitesi. <ul> <li> <h2>Enkaz Dinleme Uygulaması</h2> </li> </ul> İnternet bağlantısı olmadan çalışabilen bu uygulama ile enkazları dinleyebilirsiniz. <ul> <li> <h2>Ev İlanları</h2> </li> </ul> Siteye girdiğinizde sizi<em> "İş bu platform; kullanıcıların evlerini, otellerini veya konaklama alanlarını depremde evini kaybeden depremzedelerin kullanıma açarak misafir edilmesine aracılık edilmesi amacıyla geliştirilmiştir. İş platformda misafir olunacak evler ve misafir kabul edecek kullanıcılar tarafımızın müdahalesi, seçimi ve güvenlik kontrolünden geçmemekte olup sorumluluk tamamen tarafların özgür iradesine bırakılmıştır. Bu doğrultuda uygulamanın kullanılmasından kaynaklanacak zarar ve sorumluluklar tarafımıza ait değildir. Kullanıcılar karşılıklı rızaları ile misafirliği gerçekleştirmektedir."</em> uyarısı karşılamakta. Size uygun olan ilanların detay kısmına bastıktan sonra açılan sayfada detayları görüntüleyebilirsiniz. Eğer misafir olabilecekseniz misafir ol butonuna basmanız yeterli. <img class="alignnone wp-image-59635" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/02/2-1-300x143.jpg" alt="" width="1198" height="571" /> Ayrıca sitenin en üstündeki kısımlara tıklayarak diğer yararlı internet sitelerine de ulaşabilirsiniz. <ul> <li> <h2>İhtiyaç Haritası</h2> </li> </ul> İhtiyaç sahipleri ve onlara destek vermek isteyen kişi ve kurumların buluştuğu online bir sosyal platformun resmi <em>Twitter</em> hesabına ulaşabilirsiniz. <ul> <li> <h2>AFAD</h2> </li> </ul> AFAD'ın resmi <em>Twitter</em> hesabı. <ul> <li> <h2>Ücretsiz Hoteller</h2> </li> </ul> Bu linkten tahliye planlaması, çadır ve konteyner kent alanları, kısa süreli konaklama ihtiyaçlarına destek veren gönüllü otellerin bilgilerine ulaşabilirsiniz. <ul> <li> <h2>Yakınımı Bul - Hastane Listeleri</h2> </li> </ul> Buradan ise haber alamadığınız yakınlarınız eğer hastaneye kaldırıldıysa hangi hastanede olduğunu görebilirsiniz.
<h3><strong>84 yaşındaki bağış kampanyacısı, Türkiye'yi sarsan büyük depremdeki ihtiyaç sahipleri depremzedeler için ambulans göndermek istediğini söyledi.</strong></h3> 4. seviye deprem ilan eden Türkiye'ye, Dünyanın bir çok yerinden yardım gelmeye devam ediyor. Bu yardımların arasına 84 yaşındaki kendini hayır işlerine adayan <strong>İngiliz John Shackleton</strong> da katıldı. <h2>John Shackleton Hayır Kurumu Ne İş Yapar?</h2> Doğu Avrupa ve ötesindeki bakım kuruluşlarına acil durum araçları ve diğer acil ihtiyaç duyulan ekipmanları teslim etmek için para toplayan bir hayır kurumudur. Hayır kurumu bugüne kadar Rusya, Ermenistan, Polonya, Bosna, Kosova, Hırvatistan, Afganistan, Türkiye, Arnavutluk, Bulgaristan, Makedonya, Gürcistan, Azerbaycan, Romanya, Moldavya, Transilvanya, Bohemya, Transdinyester, Ukrayna, Dağlık Karabağ ve Letonya'ya 47 sefer ambulans, minibüs ve 3 itfaiye aracı teslim etti. <strong>Ambulans Adamı (The Ambulance Man)</strong> olarak bilinen 84 yaşındaki bir bağış kampanyacısı, depremin vurduğu Türkiye'ye tıbbi malzeme ile birlikte teslim etmeyi planladığı bir ambulans satın almak için çağrı başlattı. İngiltere'nin Harrogate şehrinde yaşayan John Shackleton, hayır işlerine 1990 yılında Doğu Avrupa'daki yetimhanelere yardım ederek başladı. O zamandan beri düzinelerce ambulans satın aldı, erzak stokladı ve Avrupa çapında teslim etti. Bay Shackleton, Türkiye'deki depremin bıraktığı yıkımları televizyonda gördükten sonra yardım etmek zorunda hissettiğini söyledi. Son birkaç yılda kendisinin ve ekibinin kütükleri kesip satarak bir araç için yaklaşık 12 bin İngiliz Sterlini topladığını söyledi. <img class="alignnone wp-image-59626" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/02/128590124_cea25794d633f85495329a89315e1ffe857cb9f9.jpg-300x169.webp" alt="" width="1131" height="637" /> Ancak yine de <strong>"düzgün bir ambulans satın almak için"</strong> 6 bin ile 8 bin İngiliz Sterlini daha toplamaları gerektiğini söyledi. Bay Shackleton, birçok insanın yaşam maliyeti krizi nedeniyle şu anda <strong>"para sıkıntısı çektiğinin"</strong> farkında. <em>"Onlara bir şey verebilirsem ve bana sonrasında ödeme yapabilirlerse, bu, temin etmenin bir yolu olur"</em> dedi. Bağış kampamyacısı, bir arkadaşının da ambulans temyiz başvurusu için çevrimiçi bir bağış toplama sayfası kurduğunu söyledi. 30 yılı aşkın bir süredir ambulans ve tıbbi malzeme taşıyan Bay Shackleton, müzayededen soldan direksiyonlu bir ambulans satın almak için en kısa sürede Amsterdam'a gitmeyi planladığını söyledi. Daha sonra, iki sürücüsüyle birlikte Türkiye'de en çok ihtiyaç duyulan bölgelere teslim etmek üzere yola çıkmadan önce, onu tıbbi malzemelerle doldurmak için Kuzey Yorkshire'a geri getirecek. Pazartesi günü <strong>Türkiye ve Suriye'de meydana gelen depremler</strong>de 21.000'den fazla insanın hayatını kaybettiği ve on binlerce insanın evlerini kaybettikten sonra dondurucu koşullarda derme çatma barınaklarda yaşadığı biliniyor.
<strong>10 Şubat günü Kırıkhan, Hatay'da, bölge genelinde ölüm ve yıkıma yol açan büyük depremin ardından enkaz altında 104 saat kaldıktan sonra arama kurtarma ekiplerince bir kadın canlı olarak çıkarıldı.</strong> <strong>Kahramanmaraş merkezli yıkıcı depremin 5. gününde</strong> halen enkazların altından canlı olarak çıkarılan insanlar var. Daha ayını doldurmamış ya da 3-4 aylık bebekler, küçük çocuklar aç, susuz ve üşümüş olmalarına rağmen depremden günler sonra enkaz altından sağ salim çıkmaktalar. Yaşayan bir insana bile ulaşmak amacıyla yerel ve yurtdışından gelen diğer arama kurtarma ekipleri çalışmalarına ara vermeden devam etmekte. Bu çabaları da boşa çıkmamakta. Ülkenin her yerinden ve dünyanın birçok yerinden depremzedelere her türlü yardımı ulaştırmak için hummalı bir çalışma yapılmakta. Kurtarma ekibi lideri <strong>Steven Bayer</strong>, ekipler 40 yaşındaki Zeynep Kahraman'ı bir sedye üzerinde parçalanmış beton ve bükülmüş metal blokların yanından dikkatlice kaldırıp Kırıkhan ilçesinde bir ambulansa bindirdikten sonra, <em>"Artık mucizelere inanıyorum"</em> dedi. <em>"İnsanların ağlayıp birbirlerine sarıldığını görebilirsiniz. Bu kadının bu şartlar altında bu kadar iyi bir durumda çıkması çok büyük bir rahatlık. Bu tam anlamıyla bir mucize"</em> dedi. Kahraman, sedyeye bağlanmış, kolları göğsünde, gözleri ani ışıktan koyu renk gözlüklerle korunarak hareketsiz yatıyordu. Küçük kız kardeşi Zübeyde, <strong>Alman Uluslararası Arama Kurtarma (ISAR)</strong> ekibinden bir işçiye baktı ve sarıldı. Kalabalıklar alkışlarken kurtarma köpeği bakıcısı <strong>Tamara Reither</strong>, "Kadın başardı. Pes etmedi," dedi. <em>"Hepimiz şu anda bu ambulansta yattığı için çok minnettarız. Diyecek bir şeyim yok."</em> Kahraman'ın ailesi bu hafta <em>Reuters</em>'e pazartesi günkü depremden sonra kurtarıcıların gelmesi için iki gün beklediklerini söyledi. Alman işçiler Zeynep hala enkaz altındayken onunla iletişime geçti ve hortumla susuz bırakmadı. Bir noktada Zübeyde'nin onunla konuşmak için kız kardeşinin bulunduğu yere yakın bir merdivenden inmesine yardım ettiler. Bölgede on yıllardır meydana gelen en ölümcül depremin beşinci gününde, cuma sabahı Türkiye'nin güneyinde ve Suriye'nin kuzeybatısında toplam ölü sayısı 21.000 olarak belirtildi. Yüz binlerce insan, acılarını hafifletmek için çok uluslu bir yardım çabası için kasvetli kış koşullarında evsiz ve yiyeceksiz bir şekilde çaresizce beklemekte.
<strong>7.8 ve 7.5 büyüklüğünde Türkiye'nin güneyini ve Suriye'nin batısını vuran iki deprem, iki ülkede de büyük yıkımlara yol açtı.</strong> İlk deprem yerin 18 kilometre altındaki bir faydan kaynaklandı. Yeryüzüne bu kadar yakın bir mesafeden gerçekleşen şiddetli deprem, merkez üssünden yüzlerce kilometre uzaklıktaki bölgeleri de çok kötü bir şekilde etkiledi. İlk deprem, yaklaşık 9 saat sonra <strong>7.5 şiddetinde ikinci bir deprem ve yüzlerce artçı depremler</strong> tarafından takip edildi. Haber yayılmaya başladığında, <strong>NASA</strong> da dahil olmak üzere dünya genelinde uzay ajanslarında görevli bilim insanları ilgili depremle ilgili uydu görüntülerini incelemeye başladılar. <strong>NASA'nın Jet İtki Laboratuvarı’nda</strong> bir jeofizikçi olan <strong>Eric Fielding</strong>, <em>"Bunlar çok büyük ve güçlü uzun bir fay segmenti dizisi üzerinde yüzeye kadar parçalanmış depremlerdi."</em> dedi. <em>"Bu, çok geniş bir alanda birçok şehri ve şehir dolusu insanı vuran aşırı derecede güçlü bir sallantı üretti. Kırılma uzunluğu ve şiddeti San Francisco'yu yok eden 1906 yılındaki depreme benzerdi."</em> Yukarıdaki ön hasar temsili haritası <strong>Türkoğlu, Kahramanmaraş ve Nurdağı</strong> bölgelerinin bazı kısımlarını göstermektedir. Koyu kırmızı pikseller, binalara, evlere ve altyapıya ciddi hasar verme veya arazide değişiklik yapma olasılığı yüksek alanları temsil ederken, turuncu ve sarı alanlar orta derecede veya kısmen hasar görmüş alanları temsil etmektedir. Her piksel yaklaşık 30 metre genişliğindedir (yaklaşık bir beyzbol sahası büyüklüğünde). Harita, <strong>PALSAR-2</strong> tarafından 8 Şubat 2023'te <strong>Gelişmiş Kara Gözlem Uydusu-2'de (ALOS-2)</strong> toplanan verilerden elde edilmiştir. Uydu, Dünya yüzeyine mikrodalga darbeleri gönderen bir sensör olan sentetik bir açıklık radarı taşır ve binalar da dahil olmak üzere manzaranın haritasını çıkarmak için bu dalgaların yansımalarını dinler. Bilim adamları, 8 Şubat verilerini aynı uydunun depremden önce (7 Nisan 2021 ve 6 Nisan 2022) yaptığı gözlemlerle karşılaştırarak değişiklikleri takip etti ve hasarlı alanları belirlemeye başladı. <em>ALOS-2</em> verileri Sentinel Asia tarafından sağlandı ve <em>Singapur Dünya Gözlemevi - Uzaktan Algılama Laboratuvarı</em> tarafından <em>NASA Jet İtki Laboratuvarı</em> ve <strong>Caltech</strong> ile işbirliği içinde analiz edildi. Fielding,<em> “Harita, kullanılan ALOS-2 ince ışın verilerinin 70 kilometrelik dar alanı nedeniyle etkilenen bölgenin yalnızca orta kısmını kapsıyor, ancak hem 7.8 büyüklüğündeki ana depremin hem de 7.5 büyüklüğündeki artçı depremin merkez üslerini de içeriyor"</em> dedi. <em>"ALOS-2 alımları arasındaki zaman aralıklarının bir yıla kadar çıktığını unutmayın, bu nedenle mevsimsel değişimler nedeniyle dağlar gibi bitki örtüsü alanlarında hasar temsili haritasının doğruluğu daha düşük olabilir."</em> Bitkili alanlarda hasarlı olarak işaretlenen alanların bir kısmı zarar görmemiş olabileceği gibi, bitkili alanlarda zarar görülmeyen bazı alanlar da zarar görmüş olabilir. NASA'nın <strong>Yer Bilimleri Uygulamalı Bilimleri'</strong>nin afetler programı alanının üyeleri ve bunların ulusal ve uluslararası işbirlikçileri, hasar vekil haritasını ve onu oluşturmak için kullanılan verileri <strong>ABD Dışişleri Bakanlığı, Kaliforniya Sismik Güvenlik Komisyonu, Miyamoto Küresel Afet Yardım ve Dünya Bankası</strong> gibi kuruluşlarla paylaşma sürecindedir. Ekip ayrıca, bölgedeki paydaşların ihtiyaçlarını değerlendirmek ve risk değerlendirmesi ile kurtarma çabalarını desteklemek için bilimsel uzmanlık sağlamak üzere <strong>ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı</strong> tarafından düzenlenen devam eden koordinasyon çağrılarına katılıyor. Programın yöneticisi <strong>Shanna McClain</strong>, <em>"Bu olayı yakından izliyoruz"</em> dedi.<em> "Uydulardan mümkün olduğu ölçüde hasarı haritalamaya ek olarak, müdahale çabalarında zorluk oluşturabilecek artan heyelan risklerini, elektrik kesintilerini ve hava durumunu izlemek için uyduları kullanıyoruz." </em> Yeni veriler kullanıma sunuldukça ekip, harita portalında depremle ilgili neredeyse gerçek zamanlı görüntüler ve veri ürünleri yayınlıyor.
Kahramanmaraş ve Gaziantep'te yaşanan büyük depremin ardından üniversitelerde eğitime ara verilmişti. Fakat tam tarih belli değildi. Üniversitelerinin tekrar açılacağı tarihe ilişkin YÖK'ten bir son dakika açıklaması geldi. 4 gündür ülkemiz büyük bir depremin etkisiyle sarsıldı ve geride bıraktığı etkilerle sarsılmaya devam etmekte. Yaralı olarak kurtulanlar ve yıkılmayan evlerden psikolojik yaralarla kurtulan vatandaşlar ve öğrencilerin tıbbi ve psikolojik destek alması bu noktadan itibaren çok önemli. Erzak, barınma ve ısınma yardımının yanında bu vatandaşların ve öğrencilerin psikolojik olarak iyileşmesi için destek ve zaman ihtiyaçları var. Bu yüzden bu insanlarımızın destek almasına yönelik <strong>MEB</strong>'den sonra <strong>YÖK</strong>'ten de açıklama geldi. <h2>Okullar Ne Zamana Kadar Kapalı?</h2> Dün <strong>Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer</strong> sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, depremzede illerindeki öğrencilerin istedikleri illerdeki okullara nakil yaptırabileceklerini şu sözlerle açıkladı: <em>"Depremden etkilenen 10 ilimizdeki okullarda eğitim görmekte olan öğrencilerimizin istediği illerdeki okullara nakillerini yapacağız."</em> <em>"Öğrenci, öğretmen ve velilerimizin bu zorlu süreçte her zaman yanlarında olmayı sürdüreceğiz."</em> <h2>Üniversiteler Ne Zamana Kadar Kapalı?</h2> Bugün ise az önce <strong>Yüksek Öğretim Kurumu Başkanlığı</strong>nın internet sitesinden üniversitelerin ikinci bir duyuruya kadar kapalı kalacağını açıkladı. Üniversitelerin bahar yarıyılı açılışı hakkında yaptığı açıklamasında <em>YÖK</em> şunları paylaştı: <img class="alignnone wp-image-59597" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/02/WhatsApp-Image-2023-02-09-at-18.30.23-300x300.jpg" alt="" width="1064" height="1064" />
Hepimizin bildiği üzere 6 şubat sabahı <strong>Kahramanmaraş merkezli 7.4 büyüklüğünde bir deprem</strong>le sarsıldık. 10 şehrimizi büyük derecede etkileyen bu depremin açtığı yaraları hala sarmaya devam etmekteyiz. Hala her saat binlerce yaralı ve ölü bedenler göçük altından çıkmaya devam ediyor. Şu ana kadar 16 bin 546 can kaybımız, 66 bin 132 de yaralımız var. Son olarak, 6444 bina yıkılmıştır. Deprem 10 ili etkilediği için devletin yanı sıra özel kurumlar ve vatandaşlar ellerinden geldiğince yardım etmeye çalışmakta. Fakat hala bazı yerlere yardım ulaşmamış ya da erzaklar yeterli gelmemektedir. <h2><strong>Depremden Etkilenen İllerde Nasıl Yardıma Ulaşabilirsiniz?</strong></h2> <h2><strong>GAZİANTEP</strong></h2> Gaziantep Valilik No: (0342) 231 33 17 Gaziantep AFAD No: (0342) 336 26 92 Buradaki depremden etkilenen vatandaşlar, valilik üzerinden konaklama başvurusunda bulunabilirler. Şehir değiştirecek ve değiştirmeyi düşünen vatandaşlar da gidecekleri valiliklere ulaşarak KYK yurtları ya da otellerde uzun süreli konaklamaya erişebilirler. <strong>Konaklama ve Beslenme</strong> <ul> <li>Gaziantep - Çiçek Plaza Düğün Salonu</li> <li>Gaziantep - İncilikaya Spor Salonu</li> <li>Gaziantep - Şehitkamil Belediyesi Beykent Spor Salonu</li> <li>Gaziantep - Olimpik Yüzme Havuzu</li> <li>Gaziantep - Gazikent Spor Salonu</li> <li>Gaziantep - Çok Amaçlı Spor Salonu</li> <li>Gaziantep - Şahinbey Belediyesi Kapalı Spor Salonu</li> <li>Gaziantep - Dülükbaba Gençlik Kampı</li> <li>Gaziantep - İslahiye Gençlik Merkezi</li> <li>Gaziantep - Oğuzeli Spor Salonu</li> <li>Gaziantep - Nizip Gençlik Merkezi</li> <li>Gaziantep - Nizip Stadyum</li> <li>Gaziantep - Nizip Spor Salonu</li> <li>Gaziantep - Yavuzeli Spor Salonu</li> <li>Gaziantep - Araban Spor Salonu</li> <li>Gaziantep - Öğretmenevi ve Akşam Sanat Okulu</li> <li>Gaziantep - Ortadoğu Fuar Merkezi</li> <li>Hasan Kalyoncu Üniversitesi (Cami ve spor salonunda yer olduğu ve yemek ikramının olduğu bilgisi var.)</li> <li>Gaziantep - Sanko Park yanı Masal Parkı'nda battaniye dağıtımı bulunmakta.</li> <li>Gaziantep - Parkantep Harikalar Diyarı girişinde barolar lokali açık ve çadır kuruldu.</li> </ul> <strong>Ulaşım</strong> Havaalanına rezervasyon yaptırarak THY ve Pegasus Havayolu Şirketleriyle Adıyaman, Gaziantep, Adana, Diyarbakır ve Malatya'dan İstanbul ve Ankara'ya ücretsiz bir şekilde ulaşılabilir. <strong>Yemek Dağıtım Adresleri</strong> <ul> <li>Vlove Inocova (24 saat çorba, çay ve kahve ikramı yapılıyor.) Adres: 15 Temmuz Mah. Prof. Dr. Necmettin Erbakan Cd No. 74 27000 Şehitkamil/Gaziantep</li> <li>Lavash Ciğer (Toplu çorba dağıtımı yapılıyor. Adres: Güvenevler, 27560 Şehitkamil/Gaziantep</li> <li>Gazi Köşk Kebap (Çorba ve makarna dağıtımı yapılıyor.) Adres: Yaprak, No:, Abdullah Kepkep Sk. No:26, 27080 Şehitkamil/Gaziantep</li> <li>Huqqabaz Iconova (Sıcak yemek servisi yapılıyor.) Adres: 15 Temmuz Mah. Prof. Dr. Necmettin Erbakan Bulvarı, No:74/MR Iconova Cadde, Şehitkamil/ Gaziantep. (Google haritalarda Osmangazi, 27560 Şehitkamil/Gaziantep diye aratılabilir.)</li> <li>Beyoğlu Et Lokantası (Saat 06.00’dan itibaren sıcak çorba servisi yapılmakta.) Adres: Emek, 27060 Şehitkamil/Gaziantep</li> </ul> <strong>Kıyafet, Erzak, Battaniye</strong> <ul> <li>Forum DeFacto mağazasında yardım yapılacak.</li> <li>Nurdağı Kültür Merkezi civarında yardım tırı mevcuttur.</li> </ul> <strong>Eczane</strong> <ul> <li>Canlar Eczanesi Ulaş Mah. 24 Nolu cadde 21/A Şahinbey/Gaziantep</li> <li>Nurdağı Hastanesi Karşısı Sahra hastanesi ve eczanesi</li> <li>Seyyar/Tır Eczane (Gaziantep/Islahiye’de, İtfaiye Meydanı’nda)</li> <li>Zeynep Eczanesi (Batıkent, 9088. Cd. No:21-C, 27560 Şehitkamil/Gaziantep)</li> <li>Eren Bahar Eczanesi (Pirsultan, 59082 Nolu Sokak No:13/b, 27500Şehitkamil/Gaziantep)</li> </ul> <strong>Akaryakıt</strong> <ul> <li>Şehitkamil İlçesi Özemin Petrol</li> </ul> <h2>MALATYA</h2> <strong>Beslenme ve Erzak</strong> <ul> <li>Başharık Mah. Özlem Ekmek</li> <li>Hasan Varol Mah. Battalgazi Ekmek Fırını</li> <li>Gezipark karşısı Ekmek Fırını</li> <li>Temelli Ata Ekmek</li> <li>Eski belediye önünde erzak yardım dağıtılıyor.</li> <li>Malatya Park AVM yanı çadır kent kuruluyor.</li> <li>Hacı Ali Çiftliği Semiz Oğlu Fırını</li> <li>Göztepe Mah. ŞOK Marketten gıda, tuvalet kağıdı vb. ihtiyaçlar karşılanabilir.</li> <li>Merkez Spor Salonu, Malatya Öğretmenevi ve Çok Amaçlı Spor Salonu'nda hem konaklayabilir hem de gıda ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.</li> </ul> <strong>Ulaşım</strong> Havaalanına rezervasyon yaptırarak THY ve Pegasus Havayolu Şirketleriyle Adıyaman, Gaziantep, Adana, Diyarbakır ve Malatya'dan İstanbul ve Ankara'ya ücretsiz bir şekilde ulaşılabilir. Sadece THY için rezervasyon yaptırmaya gerek yok. En yakın havalimanına gittiğinizde terminallerde sıraya alınacaksınız. Sıranız geldiğinde sakince uçaklara geçmelisiniz. <strong>Konaklama</strong> <ul> <li>Hürriyet Parkı https://goo.gl/maps/6iLWq3pQV5QNqVZQ9</li> <li>Dedekorkut Sosyal Tesisleri</li> <li>Salköprü Semt Konağı https://goo.gl/maps/EbJA5WEr22wbuAA47</li> <li>Özalper Semt Konağı https://goo.gl/maps/K4U1xm2YmWe6zuz29</li> <li>Akçadağ belediyesi</li> <li>Akçadağ Anadolu Lisesi https://goo.gl/maps/zwDCxGZjajxrioxs6</li> <li>Arapgir Belediyesi https://goo.gl/maps/6tbMt4H97ZpZ5pbn9</li> <li>Darende Hükümet Konağı https://goo.gl/maps/wfwWMJZdhcH3bMa57</li> <li>Battalgazi Belediyesi</li> <li>Doğanyol Lisesi https://goo.gl/maps/RYrkx5ptuKL6iJBJA</li> <li>Malatya Kuluncak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü https://goo.gl/maps/kUWpfn81AQgLLR8V8</li> <li>Malatya cemevi (barınma ve yemek için 7/24 açık)</li> <li>ASKON Malatya Şubesi https://goo.gl/maps/c72Fkbfppur9TjwD8</li> <li>Malatya Nikah Sarayı https://goo.gl/maps/D33FtbH2TqugpUMDA</li> <li>Malatya Otobüs Terminali (MAŞTİ) https://goo.gl/maps/DDX1xwakfqRTkwwAA</li> <li>Arapgir Nazar Hotel https://goo.gl/maps/eHbRgikd7fisHK5M7</li> <li>Akçadağ Şehit Alper Güde Teknik Lise ve Çok Programlı Lise https://goo.gl/maps/m2fcShS3kFZMd1Te7</li> <li>Malatya Bahçeşehir Koleji https://goo.gl/maps/c9TfRgijxeQAjGvp8</li> <li>Yeşiyurt Merkez Spor Salonu https://goo.gl/maps/qqDkPrJq116qVmjY8</li> <li>Osman Çağlı Kapalı Yüzme Havuzu https://goo.gl/maps/YtstRDHT3barn1LF9</li> <li>Malatya Beydağı Gençlik Merkezi https://goo.gl/maps/niy1dGAuRVQzrCUv8</li> <li>Eşref Bitlis Erkek Öğrenci Yurdu https://goo.gl/maps/ebWSA7gygcGDEGSo9</li> <li>İlhan Akıncı KYK Erkek Öğrenci Yurdu https://goo.gl/maps/uH3LaDR92gCwE78v8</li> <li>Battalgazi Kız Öğrenci Yurdu https://goo.gl/maps/328HayvTVT9qXxCLA</li> <li>Orduzu Fuar Merkezi</li> </ul> Valilik Paylaşımı Deprem sonrasında evlerini terk etmek zorunda kalan vatandaşlara kapısını açan kurum ve işletmeleri aşağıdaki haritada bulabilir ve size en yakın noktaya gidebilirsiniz: https://go.ahb.app/guvenliharita <h2>KAHRAMANMARAŞ</h2> <strong>Olası Konaklama Adresleri</strong> <ul> <li>Sütçü İmam Üniversitesi Avşar Kampüsü Konferans Salonları (Elektrik, su ve yemek mevcuttur.)</li> <li>Kahramanmaraş Öğretmenevi</li> <li>Kahramanmaraş Gazi İlkokulu</li> <li>Mado Akdeniz Mesleki ve Teknik</li> <li>Anadolu Lisesi Uygulama Oteli</li> <li>Merkez Konteynerkent</li> <li>Batıpark Spor Salonu</li> <li>12 Şubat Stadı</li> <li>ASKON Kahramanmaraş Şubesi</li> <li>Maraş Cemevi (Yemek yardımı da mevcuttur.)</li> <li> Saim Çour Spor Salonu</li> <li>Kafum</li> <li>Atatürk Parkı</li> <li>Pazarcık Otobüs Terminali</li> <li>Kahramanmaraş Spor Tesisleri</li> <li>DSİ 20. Bölge Müdürlüğü</li> <li>AFAD Hizmet Binası ve AKOM Birliği Yeri</li> <li>Tarımsal Araştırma</li> <li>Hobi Bahçesi</li> <li>Mevcut Konteynerkent Yanı</li> <li>Yeniyurt Mahallesi</li> <li>TÜRKOĞLU TCDD Lojistik Merkez Alanı</li> <li>NURHAK Kullar Eski Belediye Yan</li> <li>GÖKSUN Yantepe</li> <li>ELBİSTAN Devlet Hastanesi Binası</li> <li>EKİNÖZÜ Spor Alanı</li> <li>AFŞİN Fidanlık Park Alanı</li> <li>ÇAĞLAYANCERİT 1-2 Nolu Bar</li> <li>ANDIRIN Yeni Mahalle</li> </ul> Not: Battaniye, yiyecek ve giyecek ihtiyacı olanlar 168'i arayarak ve konumlarını bildirerek ihtiyaçlarını giderebilirler. <ul> <li>Barınma, sıcak yemek, su, kıyafet için AFAD Çadırları: Elbistan Pınarbaşı Mesire Alanı</li> </ul> <strong>Yemek Dağıtımı</strong> <ul> <li>Haydarbey Dora Park karşısı Nisa Fırın (Ücretsiz ekmek dağıtımı) Adres: 91039 Sk. Akdo Apt. Altı 17/A, 46100 Onikişubat/Kahramanmaraş</li> <li>Üngüt İlkokulu (Elektrik mevcut ve yemek dağıtımı var.) Adres: Kahramanmaraş Merkez</li> <li>Belediye parkında yemek dağıtımı mevcut.</li> <li>Pınarbaş'ında yemek dağıtımı mevcut.</li> <li>Cengiz Topel, 281. Sk. 37-29, 46700 Pazarcık/Kahramanmaraş adresinde günboyu çorba dağıtımı olacak (Bilgi 07.02.23 tarihinde saat 17:30'da yapılmıştır.) Pazarcık Cemevi önüne yardım tırlarının da geleceği bilgisi eklenmiş.</li> <li>Esentepe Akdo'nun yanında çocuk hastanesi üzerindeki yolda Duygu Ekmek Fırını'nında ekmek dağıtımı mevcut.</li> </ul> <strong>Gıda Yardımı</strong> <ul> <li>Kahramanmaraş Dulkadiroğlu Beyazıtlı Mah., 12021 Sk., Çağatay Apt. No:15 Daire 1</li> <li>Kahramanmaraş Dulkadiroğlu Azerbaycan Bulvarı Denizbank tırları</li> <li>Kahramanmaraş Dulkadiroğlu İsmet Paşa, Trabzon Blv., 46100 Kahramanmaraş Merkez Kahraman Valiliği Önü</li> <li>Yunus Emre, İsmet Karaokur Blv. No:1 D:No:1, 46060 Merkez/Kahramanmaraş Necip Fazıl Kültür Merkezi</li> <li>Kahramanmaraş Onikişubat Şazi Bey, Haydar Aliyev Blv. No:3, 46040 Piazza AVM</li> <li>Kahramanmaraş Onikişubat Gedemenli Mah, Hayvanat Bahçesi, Prof. Dr. Necmettin Erbakan Blv, 46050 Ulusoy Market</li> <li>Nurettin Aydın, 46700 Pazarcık/Kahramanmaraş Atatürk Parkı</li> <li>Menderes, İstasyon Cd. No:1, 46700 Pazarcık/Kahramanmaraş Pazarcık Belediyesi Yanı</li> </ul> <strong>Erzak, Battaniye, Kıyafet</strong> <ul> <li>Afşin Gençlik Merkezi'nde çadırlar kuruluyormuş.</li> <li>Afşin Meydan ve pazar yeri</li> <li>Avşar Kampüsü yardım tırı</li> </ul> <strong>Eczane</strong> <ul> <li>TEB Tır Eczane ve Konteyner Eczaneleri Necip Fazıl Şehir Hastanesi Yörükselim Ek Hizmet Binası (Merkez), Pınarbaşı, Afşinbey Cad. Afşin</li> </ul> <strong>Akaryakıt</strong> <ul> <li>Onikişubat İlçesi Saylak Petrol</li> <li>Türkoğlu İlçesi Nempet Yakıt</li> </ul> <strong>Güvenli Toplanma Alanları</strong> <ul> <li>(Pazarcık) Mehmet Emin Arıkoğlu Parkı</li> <li>(Pazarcık) Sevgi Parkı</li> <li>(Pazarcık) Kapalı Pazar Yeri ve Parkı</li> <li>(Türkoğlu) 23 Nisan Parkı</li> <li>(Türkoğlu) Kent Meydanı</li> <li>(Türkoğlu) Mesire Alanı</li> <li>(Göksun) Belediye İş Merkezi</li> <li>(Göksun) Sehit Mehmet Parlak Parkı</li> <li>(Göksun) Cevher Dudayev Parkı</li> <li>(Afsin) Sehit Omer Erüstün Meydanı</li> <li>(Afsin) Site 1 Kapali Spor Salonu</li> <li>(Afsin) Efsus İlkokulu</li> <li>(Elbistan) Açık Pazar Arkasi</li> <li>(Elbistan) Mehmet İnan Park</li> <li>(Elbistan) Esentepe Parkı</li> <li>(Andırın) Hükümet Konağı</li> <li>(Andırın) Kapalı Spor Salonu</li> <li>(Andırın) Yatılı Bölge İlkögretim Okulu</li> <li>(Çağlayancerit) Recep Tayip Erdogan Parkı</li> <li>(Çağlayancerit) Belediye Parkı</li> <li>(Çağlayancerit) Kent Meydanı</li> <li>(Çağlayancerit) Ekinözü</li> <li>(Çağlayancerit) Abdurrahim Karakoç Ortaokulu</li> <li>(Çaglayancerit) Yukari içme ve Öztürk 1</li> <li>(Nurhak) Kapalı Spor Salon</li> <li>(Nurhak) Lisesi</li> <li>(Nurhak) Cumhuriyet Meydanı</li> </ul> <strong>ŞANLIURFA</strong> AFAD Şanlıurfa İletişim: 0414 313 72 90 Deprem bölgesinden çıkışlı uçuşların hepsi ücretsiz olmakla beraber flypgs.com adresinden rezervasyon yaptırırılabilir. <strong>Geçici Barınma Merkezleri</strong> <ul> <li>Ceylanpınar Çadırkenti</li> <li>Akçakale çadırkenti</li> <li>Harran Konteynerkenti</li> <li>Suruç Çadırkenti</li> <li>Turgut Özal Parkı Afad Çadırları</li> <li>11 Nisan Kapalı Spor Salonu</li> <li>İpekyol Gençlik Merkezi</li> <li>Ahmet Yesevi Salonu 11 Nisan Tam Olimpik Yüzme Havuzu</li> <li>Bahçelievler Gençlik Merkezi mpi</li> <li>Harran Yurdu A Blok</li> <li>Şanlıurfa Yurdu</li> <li>Birecik Spor Salonu</li> <li>Karaköprü Gençlik Merkezi</li> <li>Karaköprü Kapalı Spor Salonu</li> <li>Yenice Kapalı Spor Salonu</li> <li>Akçakale Spor Salonu</li> <li>Akçakale Gençlik Merkezi</li> <li>Harran Spor Salonu</li> <li>Ceylanpınar Spor Salonu Ceylanpınar Gençlik Merkezi</li> <li> Viranşehir Gençlik Merkezi</li> <li> Siverek Spor Salonu</li> <li>Siverek Gençlik Merkezi</li> <li>Halfeti Spor Salonu Hilvan Spor Salonu, Gençlik Merkezi</li> <li>Suruç Spor Salonu</li> <li>Suruç Gençlik Merkezi</li> <li>Bozova Gençlik Merkezi</li> <li>Uğur Okulları Viranşehir Kampüsü Adres: Özal mahallesi 1431 sk.No:2 Viranşehir/Şanlıurfa</li> <li>Urfa Oteli Adres: Urfa/Alahan</li> </ul> <strong>Ücretisiz Konaklama Sağlayan Oteller</strong> <ul> <li>Joker Hill Side</li> <li>Kemer Asi̇doma Sui̇t</li> <li>Antalya Mogons Exclusi̇ve</li> <li>Antalya Tahta Vi̇lla Otel</li> <li>Antalya Otel Grand Kayalar</li> <li>Antalya Club Pinara Otel</li> <li>Antalya Zi̇nbat Otel</li> <li>Antalya Özkaymak Falez Otel</li> <li>Alanya Cleopatra Yıldız Otel</li> <li>Antalya Laren Family Otel</li> <li>Antalya Expo Palas Otel</li> <li>Antalya Moli̇no Otel</li> <li>Antalya Laren Si̇a Si̇de Otel</li> <li>Antalya Ali̇na Otel</li> <li>Alanya Bebek Otel Cleopatra</li> <li>Select Apart Alanya</li> <li>Si̇de Su Otel</li> <li>Summer Rose Manavgat</li> <li>Esvida Otel Kemer</li> <li>Belkon Club Belek</li> <li>Der Inn Otel Konya Altı</li> </ul> <strong>Beslenme</strong> <ul> <li>Urfa Merkez Bilecik</li> <li>Urfa Anadolu Lisesi</li> <li>Ufuk koleji</li> <li>Tatvera Kahvaltı Künefe Kebap (Çorba dağıtımı mevcut.)</li> </ul> <strong>Nöbetçi Eczaneler</strong> <ul> <li>Mi̇lli̇ Eczanesi̇ (Eyyübiye) 24:00'a kadar açık.</li> <li>Erdem Eczanesi̇ (Adres: Dedeman Otel İleri̇si̇ Eski̇ Çocuk Hastanesi̇ Karşısı Şanlıurfa/Merkez)</li> <li>Mak Eczanesi̇ (Adres: Şanlıurfa Merkezde Atakent Mah. Eski̇ Uğur Çadırcı Ofi̇si̇nden Ormana Gi̇den Yol Üzeri̇ 11 Nolu Sağlık Ocağı Karşısı Karaköprü İlçe Emni̇yet Müdürlüğü Yakını)</li> <li>Yazar Eczanesi̇ (Adres: Şanlıurfa Merkez Paşabağı Mh. Oduncu Pazarı Karşısı Ursu Hastanesi̇ Yanı)</li> <li>Seden Eczanesi̇ (Adres: Şanlıurfa Merkez Maşuk Toki̇ A101 Bi̇ti̇şi̇ği̇) 24:00'a kadar açık.</li> <li>Yeni̇ Pi̇azza Eczanesi̇ (Adres: Şanlıurfa Merkez Pi̇azza Alışveri̇ş Merkezi̇ içi̇ İpekyolu Kapı gi̇ri̇şi̇)</li> <li>Işil Eczanesi̇ (Adres: Şanlıurfa Merkez Devteşti̇ Mah. Açıksu Cad.Şanmar Market hizası</li> <li>Batikent Eczanesi̇ (Adres: Şanlıurfa Merkez Akabe Toki̇ Batıkent Avm altı 22:00'a kadar açık.</li> <li>Zerga Eczanesi̇ (Adres: Şanlıurfa Merkez Yeni̇şehi̇r Mah. Yunusemre Cad (24 Metre Yolu Sonu), Academi̇a Hastanesi̇ yanı)</li> <li>Üni̇versi̇te Eczanesi̇ (Adres: Şanlıurfa Merkez Harran Üni̇versi̇tesi̇ Karşısı Osman Bey Kampüsü) 22:00'a kadar açık.</li> <li>İbrahi̇m Hakan Eczanesi̇ (Adres: Şanlıurfa Merkez Devteşti̇ Mah. 9615 Sk. No: 22 Arıcı Halısahası aşağısı 27 Nolu Sağlık Ocağı Yanı IMKB Li̇sesi̇ Arkası 24:00'a kadar açık.</li> <li>Şanlıurfa Eczanesi̇</li> <li>(Adres: Şanlıurfa Merkez Mali̇ye Aşağısı 1. Toplama Merkezi̇ Karşısı Eski̇ Hal Pazaryeri̇</li> <li>Semra Eczanesi̇ (Adres: Şanlıurfa Merkez Muradi̇ye Mah. Eski̇ Mezat Yolu/Eyübbi̇ye)</li> <li>Arslan Eczanesi̇ 24:00'a kadar açık.</li> <li>Gökçen Eczanesi̇</li> <li>Dağ Eczanesi̇</li> <li>Kılıç Eczanesi̇</li> <li>Yusuf Eczanesi̇</li> <li>Eli̇f Eczanesi̇</li> <li>Mi̇ray Eczanesi̇</li> <li>Kalender Eczanesi̇</li> <li>Heli̇n Eczanesi̇</li> <li>Çınar Eczanesi̇</li> <li>Can Eczanesi̇</li> </ul> <h2>HATAY</h2> <strong>Eczane</strong> <ul> <li>İskenderun Yeni Devlet Hastanesi Halkbank ATM'si yanında eczane açılmıştır. Kronik hastalar için ilaçlar da bulunmakta.</li> <li>İlaç ihtiyacı için Türk Eczacılar Birliği Tırları Hatay İletişim: Ecz. Aysel Özgür 0544 209 24 90</li> <li>İskenderun Seyyar Eczane (Adres: İskenderun Yeni Devlet Hastanesi Bahçesi) Hatay Defne Armutlu Petrol Ofisi'nde eczane kuruldu. Antakya "Şifa diyaliz merkezi" tedavi için açıldı.</li> <li>Ünal Eczanesi</li> <li>Tekin Eczanesi</li> <li>Yusuf Eczanesi</li> <li>Serifoğlu Eczanesi</li> <li>Damla Eczanesi (18.00’a kadar açık.)</li> </ul> <strong>Ulaşım</strong> <ul> <li>Ali Osman Ulusoy - Hatay’dan Samsun - Ordu - Giresun - Trabzon (Hareket noktası: Hatay Otogar Önü 10.02.2023 16:30 (Hatay Ali Osman Ulusoy Şubesi'ni arayarak bilgi alabilirsiniz.)</li> <li>İskenderun’dan Mersin’e tren kalkıyor. Saatler: 09.00 - 12.00 - 15.00 - 18.00 - 21.00</li> </ul> <strong>Akaryakıt</strong> <ul> <li>Dörtyol İlçesi - Hidayet Petrol</li> <li>Adliye Önü Denizbank yardım aracı</li> <li>Antakya Maraş boğazı - Lukoil</li> </ul> <strong>Yemek Dağıtım Alanları / Gıda - Erzak Dağıtım Noktaları</strong> <ul> <li>Defne - Sümerler yardım tırı ulaştı (Adres: Odabaşı mah. Akademi hastanesi arkası Antakya Belediyesi Ek Hizmet Binası yanı)</li> <li>Defne Sevsen Nevzat Şahin Ortaokulu bahçe giriş kapısı (yemek dağıtımı)</li> <li>Antakya Macrocenter arkası (gıda - erzak yardımı)</li> <li>Hatay/İskenderun Deniz Er Eğitim Alayı (barınma / 3500 - 4000 yatak kapasiteli)</li> <li>Hatay AFAD Serinyol Havalimanı kavşağı (yardım tırı) İskenderun İş bankası Adliye Şubesi önü (yemek dağıtımı)</li> <li>İBB Mobil Mutfak Odabaşı Mahallesi, Atatürk caddesi</li> <li>Hatay Artes Otel (Yemek, su, barınma)</li> <li>Çevre yolu üzeri Doğa Koleji yakını Zeus Yüzme Havuzunun olduğu yer (seyyar mutfak )</li> <li>İskenderun EXPO alanı (erzak dağıtım)</li> <li>Hatay Samandağı Kültür Merkezi/tokiler ve denizdeki stadyum (yardım tırı)</li> <li>Antakya parkı (Kızılay çadırı)</li> <li>Antakya ve Samandağ Cemevi (gıda - barınma)</li> <li>Günay Oto (çadır)</li> <li>Çınar Otel Bahçesi (çadır)</li> <li>Hatay - Atatürk Parkı (çadır )</li> <li>Adliye Şubesi ve Prime AVM - yiyecek</li> <li>Antakya - Köprübaşı (yardım tırı) Adnan Menderes Cad. Emir Apart. A blok - Kent merkezinde Belediye binasının 200 mt arkasında (yardım tırı)</li> <li>Hatay Devlet Hastanesi önü (yardım tırı)</li> <li>İskenderun / Narduzu Bulvarı (yemek-gıda-battaniye-yatak)</li> <li>Samandağ kültür merkezi ve Samandağ halk eğitim merkezi (erzak yardımı)</li> <li>İskenderun Sarı Seki Organize Sanayi Bölgesi Altın Ateş Grup (su, gıda, ısınma, barınma)</li> </ul> <strong>Ek Bilgiler</strong> <ul> <li>2. Ordu komutanlığı bünyesindeki kışlalar barınma ihtiyacı için açıldı.</li> <li>Samandağ - Karaçay Bedii Sabuncu Anadolu lisesi (ısıtıcı ve Erzak dağıtımı)</li> <li>Samandağ - Kumluca Belediyesi aşevi kuruldu</li> <li>Odunpazarı bölgesinde çorba ve yemek dağıtımı başladı.</li> <li>Belen İlçesi Tuna Sk. (sıcak yemek ve gıda yardımı)</li> <li>Samandağ ve Defne Aşevleri (Adres: Odabaşı Mah. Akademi Hastanesi arkası Antakya Belediyesi Ek Hizmet Binası yanında seyyar mutfak kurulmuş.)</li> <li>Hatay Valiliği önü sıcak yemek dağıtımı</li> <li>İhtiyaç sahiplerinin yönlendirebilecekleri (Adres: Üniversite Yolu Sok., No:2C, Gürsel Mah., İskenderun, Hatay)</li> <li>CHP İlçe Teşkilatları yer arayan ailelere yardımcı oluyor.</li> </ul>
Pazartesi sabahı erken saatlerde ülkeyi vuran şiddetli deprem <strong>“ciddi iletişim kesintilerine”</strong> neden oldu. <strong>SpaceX CEO’su Elon Musk, Starlink terminallerini Türkiye’ye göndermeyi teklif etti. </strong> Yerel saatle 04:17'de Gaziantep ilinin Nurdağı ilçesinde meydana gelen 7.8 büyüklüğündeki depremde Türkiye ve Suriye’de 4.800’den fazla kişi öldü ve binalar yerle bir oldu. Türkiye-Suriye sınırında yer alan deprem sarsıntıları, aralarında Suriye ve Lübnan’ın da bulunduğu birçok ülkede hissedildi. <strong>Dünya Sağlık Örgütü</strong> ölü sayısının 20 bini geçebileceği uyarısında bulundu. https://twitter.com/emin_adin/status/1622431281832157184?ref_src=twsrc%5Etfw%7Ctwcamp%5Etweetembed%7Ctwterm%5E1622440235203264517%7Ctwgr%5Ecc84228ee0db84bde0a97d751f7b6f100c61fd11%7Ctwcon%5Es2_&ref_url=https%3A%2F%2Finterestingengineering.com%2Finnovation%2Fearthquake-turkey-elon-musk-starlink <em>"Starlink henüz Türk hükümeti tarafından onaylanmadı. SpaceX onaylanır onaylanmaz gönderebilir."</em> Sabahın erken saatlerinde meydana gelen depremde vatandaşlar uykudaydı ve depreme hazırlıksız yakalandı.<strong> Türkiye’nin afet yönetim kurumu AFAD</strong> salı günü yaptığı açıklamada, Türkiyede 3.381 ölüm olduğunu söyledi. Suriye'de ise ölü sayısı 1.444 olarak belirlendi. <h2>Türk Hükümeti Henüz Starlink Uydularını Onaylamadı</h2> Ana depremden on bir dakika sonra, ana depremin merkez üssünün yaklaşık 32 kilometre kuzeybatısında 6,7 büyüklüğünde güçlü bir artçı sarsıntı meydana geldi. Ardından 5.6 büyüklüğündeki bir başka şiddetli artçı şok daha meydana geldi. Sosyal medyada paylaşılan video ve görüntülerde çok sayıda yıkılan bina ve sokaklarda korkuya kapılan vatandaşlar görülüyor. Kurtarma operasyonları devam ederken, ölü sayısının önümüzdeki saatlerde artması muhtemel. Büyük deprem ayrıca ciddi iletişim eksikliklerine neden oldu. Yale Tıp Fakültesi Radyoloji ve Biyomedikal Görüntüleme Yardımcı Doçenti <strong>Mehmet Emin Adin</strong>, bu konuya dikkat çekerek, Elon Musk’ın Starlink uyduları ile yardım edip edemeyeceğini sormuştu. Musk, Starlink’in henüz Türk hükümeti tarafından onaylanmadığını belirterek yanıt verdi. Hükümet onay verir vermez <strong>SpaceX</strong>’in hizmet göndereceğini de sözlerine ekledi. Fakat, <em>Bloomberg</em> kimliği açıklanmayan üst düzey bir Türk yetkilinin, Musk’ın teklifine minnettar olmalarına rağmen, Türkiye’nin yeterli uydu kapasitesine sahip olduğunu ve baz istasyonlarının pil gücüyle çalıştığını söylediği bildirildi. <img class="alignnone wp-image-59511" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/02/turkeyrc1.jpeg-300x220.jpg" alt="" width="1045" height="766" /> <h2>Starlink, Doğal Afetler Sırasında Çok Yardımcı Oldu</h2> SpaceX'in Starlink'i, doğal afetlerde bağlantısı kesilen evleri birbirine bağlamadaki faydasını ve güvenilirliğini kanıtladı. Geçen yıl, bölge batı kıyısındaki orman yangınlarından büyük ölçüde zarar gördüğünden, Washington kırsalındaki birkaç küçük kasaba Starlink bağlantıları aldı. Starlink ayrıca 2022'de Avustralyalı sel kurbanlarının yardımına koşmuştu. Yeni Güney Galler'deki sel felaketinin ortasında, sörfçü Mick Fanning'in bir tweet'i, Hollywood aktörü Chris Hemsworth'u doğrudan Starlink ile iletişime geçmeye sevk etti. SpaceX not aldı, internet sistemini hızlandırmayı teklif etti ve birkaç Starlink terminali teslim edildi. Türkiye, <strong>Starlink uydu takımyıldız</strong>ının geliştirilmesinde önemli bir oyuncu olmasına rağmen, ülkenin <strong>Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü</strong>'nün SpaceX ile birlikte çalışmasıyla, Starlink hizmetinin Türkiye'de ne zaman kullanıma sunulacağına dair bir bilgi yok.
Pazartesi sabahı erken saatlerde,<strong> 7.8 büyüklüğündeki deprem</strong> Türkiye ve Suriye’yi kasıp kavurdu, ardından dokuz saat sonra 7.5 büyüklüğünde bir artçı sarsıntı gelişti. <strong>Can kaybı 3432'ye ulaştı</strong>, arama kurtarma çalışmaları devam etmekte; ancak, yardıma ihtiyacı olan her bölgeye yardım ulaşmamış durumda. Yerel faylar böylesine büyük bir ilk sarsıntıya uyum sağladığından, <strong>artçı şoklar</strong> bölgeyi sallamaya devam edecek ve bilim adamları sürecin sadece günler değil, aylarca hatta yıllarca sürebileceğini söylüyor. Küçük bir ihtimal de olsa orijinal depremden daha büyük bir artçı deprem olabilir. Riverside’daki California Üniversitesi’nden bir jeofizikçi olan <strong>David Oglesby</strong>, <em>“Artçı şok riski, esasen ana şoktan hemen sonra olması çok muhtemel, ancak bu depremden yıllar sonra fark edilebilen artçı şoklar olacaktır”</em> diyor. “<em>Şu anda, bu bölgede 5, muhtemelen 6 büyüklüğünde çok daha fazla artçı sarsıntı olacağını tahmin edebiliyorum. Bu, yapması kolay bir karar çünkü tarihsel olarak, istatistiksel olarak konuşursak, bu neredeyse garanti."</em> Bu, <strong>Türkiye ve Suriye’deki insani krizini</strong> daha da korkunç bir şeye dönüştürecektir. “<em>İnsanlara şunu söyleyemeyiz: Tamam, güzel, bitirdin. Bu korkunçtu ve artık bitti. Çünkü Dünya böyle işlemiyor,”</em> diyor deprem jeoloğu <strong>Wendy Bohon</strong>.<em> “Bu insanların, çok büyük bir travma geçirdikten ve böylesine yıkıcı bir deneyimden geçtikten sonra, uzun bir süre depremlerin sarsıntılarını hissetmeye devam edeceklerini bilmek gerçekten berbat.”</em> <img class="alignnone wp-image-59503" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/02/turkey-earthquake-damage-promo-videoSixteenByNine3000-v2-300x169.jpg" alt="" width="1188" height="669" /> Depremler, levha tektoniğinin ürünleridir: Levhalar, yer kabuğunda bağımsız hareket eden, ancak faylar boyunca birbirine temas eden büyük kaya kütleleridir. Bohon, <em>“Sonunda, stres ve gerginlik kayaları bir arada tutan sürtünmenin üstesinden gelecek ve bu kayalar bir depremde kırılacak” diyor. “Taşlar kırıldıklarında, enerjiyi dalgalar halinde serbest bırakırlar ve bu dalgalar bizim titrerken hissettiğimiz şeylerdir.”</em> Pazartesi sabahı ana şok, Türkiye’nin güneyinde iyi bilinen bir fay hattı olan Doğu Anadolu Fayı’nın yaklaşık 125 millik bölümünü vurdu. Spesifik olarak, bu bir <strong>“doğrultu atımlı”</strong> depremdi, yani fay kırılana kadar yatay olarak hareket eden iki kaya kütlesi arasında oluşan stres anlamına geliyordu. Yeraltı da çok sığdı, yani yüzeyde daha yoğun bir sarsıntı yarattı.<strong> (Kaliforniya’daki San Andreas Fayı da bir doğrultu atımlı faydır – 1906’da San Francisco’yu fiilen yok eden fay buydu.)</strong> <strong>Genel olarak konuşursak, ana şok ne kadar büyükse artçı şoklar da o kadar büyük olur ve zaman geçtikçe sıklığı ve şiddeti azalma eğilimi gösterir.</strong> Deprem bölgelerinin haritasını incelediğimizde çeşitli yoğunluklarda artçı sarsıntılar, orijinal depremin fay hattı boyunca ve kuzeydeki farklı ama bağlantılı bir fay hattında, 7.5 büyüklüğündeki artçı sarsıntının çarptığı görülüyor. Scripps Oşinografi Enstitüsü’nde bir sismolog olan<strong> Alice Gabriel</strong>, <em>“Kabuk gerçekten orada ezilmiş olduğundan, bu gerçekten karmaşık bir fay sistemidir”</em> diyor. Bu karmaşıklık, bir hatada olanların orada kalmadığı anlamına gelir.<strong> 7.5 büyüklüğündeki deprem</strong>e yol açan stres bir süredir artıyor olabilir ve ana şoktan gelen sarsıntı onu serbest bırakmış olabilir. <strong>Amerika Birleşik Devletleri Jeoloji Araştırması</strong>’nda bir deprem jeoloğu olan <strong>Austin Elliott</strong>, <em>“Saatini biraz ilerletti, böylece sonunda muhtemelen biraz daha erken olacak olan büyük depremi yaşadı”</em> diyor. Bu tür artçı şoklar<em> basit bir şekilde anlatılması gerekirse diğer depremlerdir—</em>onları farklı kılan hiçbir şey yoktur. Sadece bu kadar büyük bir deprem, yer kabuğundaki gerilimi o kadar önemli ölçüde değiştirir ki, yerel olarak diğer tüm depremlerin oranını artırır. <img class="alignnone wp-image-59504" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/02/Turkey-Syria-earthquake-2023-09-300x200.webp" alt="" width="1340" height="893" /> Günler veya haftalar sonra korkunç artçı şoklar gelebilir. Örneğin 2015 yılında Nepal'de meydana gelen 7,8 büyüklüğündeki depremi 17 gün sonra 7,3 büyüklüğündeki bir deprem izledi. Elliott, bir depremin kendisinden daha güçlü bir artçı şok üretme olasılığının yalnızca yüzde 5 olduğunu söylüyor; (Bu durumlarda terminoloji daha da kafa karıştırıcı hale geliyor: İlk başta 6.4 büyüklüğündeki deprem ana şoktu. Ancak 7.1'i vurduğunda ana şok etiketini devraldı ve 6.4'teki deprem ön şok oldu.) Bu sismik aktiviteyi, bir fırtınadan sonra yerleşen eski bir evin jeolojik eşdeğeri olarak düşünün. Bohon,<em> "Yeni konumuna yerleştikten sonra birkaç gün gıcırdayacak"</em> diyor. Benzer şekilde, hem depremin meydana geldiği belirli fay hem de civardaki ayrı faylar sonraki günler ve aylar için ayarlanır. Fırtına ne kadar güçlüyse, o kadar çok gıcırdıyor ve ana şok ne kadar güçlüyse, artçı şoklar da o kadar güçlü. Bohon,<em> "Deprem, tüm bölgedeki kabuktaki yerel stres rejimini değiştirdi"</em> diyor. <em>“Böylece bazı yerlerde deprem olasılığını artıracak, çünkü sisteme biraz stres kattı ve diğer bölgelerde deprem olasılığını azaltacak, çünkü stresi biraz azalttı.”</em> Türkiye ve Suriye'deki kurtarma çabaları için, devam eden sarsıntı olasılığı gerçek sorunlar teşkil ediyor. Oglesby,<em> “Caddedeki binalar yıkıldıysa ambulanslarınızı nasıl geçireceksiniz?” Kurtarıcılarınızı nasıl geçireceksiniz? Yerinde barınan insanlara bile yemeğini nasıl ulaştıracaksın?” </em>diye sormakta. Oglesby,<em> "Bunun yerleştirilmesi neredeyse en kötü durum senaryosu,"</em> diye devam ediyor. <em>“Bu bölge, özellikle de Suriye'nin kuzeyinde, depremden önce bile muazzam bir insani krizin yaşandığı bir bölge. Burada gezegendeki en savunmasız insanlardan bazılarına sahipsiniz.”</em>
Biliyorsunuz ki bu sabah 4 sularında Kahramanmaraş, Pazarcık ilçesinde 7,4 şiddetinde deprem oldu ve 10'dan fazla ilde hissedildi. Açıklamalara göre <strong>912 vatandaşımız hayatını kaybetti, 5 bin 385 kişi yaralandı.</strong> <strong>Peki Depremden Etkilenen Depremzedelere Nasıl Yardım Edebilirsiniz?</strong> <strong>Hızlı Bir Şekilde Yardım Gönder</strong> <ul> <li> <h2><strong>AFAD YARDIM HATTI</strong></h2> </li> </ul> DEPREM yazıp 1866'ya göndererek 20 TL bağışta bulunabilirsiniz. Yetişkin ve bebek kıyafeti, battaniye, mont, uyku tulumu, hijyenik ped, kışlık bot, ısıtıcı, ıslak mendil, powerbank, atkı, bere, eldiven, bebek bezi, bebek maması, konserve yiyecek, çadır, içme suyu, medikal malzeme gibi eşyaları paketleyerek en yakın belediye ve muhtarlık gibi kanallardan deprem bölgelerine iletebilirsiniz. Tam detayları belediyelerin sayfalarından öğrenebilirsiniz. <ul> <li> <h2>KAN BAĞIŞI - KANVER.ORG</h2> </li> </ul> kanver.org adresinden en yakın kan bağışı merkezine ulaşarak kan bağışında bulunabilirsiniz. <ul> <li> <h2>SAHADA GÖREV - AFETHARİTASİ.COM</h2> </li> </ul> afetharitasi.com aracılığıyla saha gönüllüsü olmak için başvuruda bulunabilirsiniz. <img class="alignnone wp-image-59487" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/02/FoQbk48X0AAYO9c-211x300.jpeg" alt="" width="1391" height="1978" /> <ul> <li> <h2>GÖNÜLLÜ ÇEVİRMEN</h2> </li> </ul> Deprem bölgelerinde İngilizce, Almanca, Kürtçe, Arapça gibi dilleri bilen çevirmenlere ihtiyaç duyuluyor. Çevirmen siteleri ve sosyal medya hesaplarını aratarak gönüllü çevirmenlik için ilanınızı yayınlatabilirsiniz. <ul> <li> <h2>GÖNÜLLÜ DANIŞMAN</h2> </li> </ul> Depremden etkilenen vatandaşlara gönüllü bir şekilde online ya da sahada psikolojik danışmanlık vermek için yine sosyal medya hesapları üzerinden ilan yayınlayabilirsiniz. <ul> <li> <h2>İHBARDA BULUN</h2> </li> </ul> Göçük altında kalan vatandaşlarımız için ihbarda bulunup sosyal medya hesaplarından hikayeler paylaşın. Ayrıca daha büyük kitlelere ulaşmak için AHBAP platformuna başvurun. AFAD Enkaz Bildirim Formu'nu kullanın. <img class="alignnone wp-image-59489" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/02/afadbaskanlik_329251671_229214909456786_6570749384319408276_n-300x300.jpg" alt="" width="1217" height="1217" /> <ul> <li> <h2>DOĞRU BİLGİ</h2> </li> </ul> Doğru bilgiler paylaştığınıza emin olun. Kısa bir twitter araması ile bilginin doğru olduğunu kontrol edin ya da resmi kaynakları takip edin. Bilginin güncel olmasına dikkat edin. Bilgi paylaşırken saat, tarih ve konum bilgisi eklemeyi unutmayın. Ad-soyad ve telefon numaralarını da eklemek çok önemli. Resmi kurumları etiketleyin ve yayılmasını sağlayın. Bildirdiğiniz çağrı ile ilgili süreç bittiyse paylaşımınızı silin ve süreçin sonucunu paylaşın. <ul> <li> <h2>DEPREME HAZIRLIKLI OL</h2> </li> </ul> AKUT ve AFAD sitesinden depreme dair bilgileri okuyun ve ona göre kendinizi deprem öncesi, sırası ve sonrası olarak hazırlayın. <ul> <li> <h2>KOORDİNATLARINI ÖĞREN</h2> </li> </ul> NEREDEYIM yazıp 7777'ye göndererek konumunuza dair koordinatlarınızı öğrenebilirsiniz.
<strong>Türkiye bu sabah depremle uyandı.</strong> Bu sabah (06.02.2023) sularında Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesinde 7,4; Gaziantep'in Nurdağı ilçesinde 6,4 büyüklüğünde iki deprem meydana geldi. Bu depremlerin yanı sıra Adıyaman'da da depremler meydana geldi. Malatya, Batman, Bingöl, Elazığ, Kilis, Diyarbakır, Mardin, Siirt, Şırnak, Van, Muş, Bitlis, Hakkari, Adana, Osmaniye ve Hatay’da da hissedilen deprem, vatandaşları korkuttu. Yerin 7 kilometre altında gerçekleşen deprem, çok büyük yıkımlara yol açtı. <strong>Çok sayıda ölü ve yaralı var.</strong> Verilere göre, 10 şehirde 1710 bina yıkıldı. Saat 10.00 itibariyle toplam 284 kişinin yaşamını yitirdiği, 2,323 kişinin yaralandığı açıklandı. Kahramanmaraş’ta 70, Malatya’da 47, Adıyaman’da 13, Diyarbakır’da 14, Şanlıurfa’da 18, Osmaniye’de 20, Adana’da 10, Kilis’te 8 ve Hatay’da 4 kişi hayatını kaybetti. Ara ara sarsıntıların hissedildiği bölge illerinde valilikler koordinasyonunda kriz masaları oluşturuldu. Bakan Soylu, 4.derece alarm verildiğini ve bu alarmın uluslararası bir yardım çağrısı olduğunu belirtti. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, deprem bölgesindeki şehirlerde evlerine dönemeyenlerin il müftülükleri ve din görevlilerinin rehberliğinde uygun olan camilerde istedikleri kadar kalabileceklerini bildirdi. Gaziantep'te Gaziantep Kalesi'nin yıkıldığı gözlemlendi. <img class="alignnone wp-image-59479" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/02/1-300x225.jpg" alt="" width="1243" height="932" /> <h2>Deprem bölgelerinde arama ve kurtarma çalışmaları büyük bir hızla devam ediyor.</h2> Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay, "Depremin ardından bakanlarımız bölgeye gitti. Son derece ağır hava şartlarıyla mücadele ediyoruz. Maraş'ta 70 vatandaşımızı kaybetmiş bulunuyoruz. Bu sayıların artacağını tahmin ediyoruz. Allah rahmet eylesin. Maraş'ta 200 kişi yaralandı. 300 bina yıkıldı. Burada kesinleşmedikçe bu sayıları doğrudan sizlerle paylaşmak istemiyoruz. Her biri bir can. Hatay'da 4 can kaybımız, 7 yaralımız var. Osmaniye'de 20 kaybımız var, 200 yaralımız ve 83 yıkılan binamız var. Adıyaman'da 13 kaybımız, 22 yaralımız, 100 yıkılan binamız. Diyarbakır'da 14 kaybımız var. Urfa'da 18 kaybımız, 200 yaralımız ve 60 yıkılan bina var. Antep'de 80 kaybımız, 600 yaralımız var. Kilis'te 8 yaralımız, Adana'da 10 kaybımız, 118 yaralımız var. Malatya'da da yine 47 kaybımız 550 yaralımız, 300 yıkılan binamız var. Toplam 284 vefatımız, 2 bin 23 yaralımız ve 1710 yıkılan binamız var. Toplam 2786 arama kurtarma ekibimiz sahada, her an bu sayı artıyor. Barınma itibarıyla gerek bölgelere çadır, battaniye sevkiyatı yapıldı, yapılıyor. Ne yazık ki hastanelerimizle alakalı İskenderun Hastanesi eskiydi. İskenderun'daki hastanede bir yıkım söz konusu. Okullarımızın, yurtlarımız sapasağlam yerinde." dedi. Depremden etkilenmeyen birçok il, deprem bölgelerine asker, itfaiye gibi yardımlar gönderdi. Milli Savunma Bakanlığı, "TSK İnsani Yardım Tugayı unsurları ile AFAD'ın talepleri kapsamında nakliye uçakları göreve hazırdır. Taleplerin karşılanması için koordinasyona başlanmıştır." dedi. <h3>Kapalı tüm telefon hatları açıldı</h3> Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada depremden etkilenen bölgedeki vatandaşların mağdur olmamasıadına tüm GSM operatörlerinin kapasitesi arttırılarak kapanan <strong>telefon hatlarının açılacağı ve internet hizmeti sağlayacağı bildirildi.</strong> Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı da teyakkuza geçerek, vatandaşların kesintisiz iletişim sağlamaları için arama sağlayan operatörlere talimat vererek borç nedeniyle kapalı tüm mobil, internet ve sabit hatların görüşmeye açılmasını sağladı. <strong>Elon Musk Türkiye'ye Uydularını Göndermeye Hazır</strong> Elon Musk, Starlink uydularının "Türkiye onaylar onaylanmaz Starlink uydularını yollayabilir" diye Twitter hesabından yazdı. Depremden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun.
Son günlerde ara ara 3 ve 5 şiddetleri arasında sallantılar yaşayan İstanbul'u, 5 Şubat sabah saat 03:15'te 3.1 şiddetinde bir deprem daha salladı. 3.2'lik sallantının deprem üssü, şehrin Avrupa Yakası'nda kalan Kağıthane ilçesidir. Başta <strong>Kağıthane</strong> olmak üzere İstanbul'un Avrupa Yakası'ndaki birçok ilçede deprem hissedildi. Bilim Akademisi üyesi<strong> Prof. Dr. Naci Görür,</strong> <strong>İstanbul depremi</strong> ile ilgili açıklamada bulunarak, Kağıthane depremine özel bir anlam yüklenmemesi gerektiğini söyledi. Tam açıklamasında ise şu cümleleri kullandı: <em>"Arkadaşlar, Kağıthane verilerine geç ulaştığım için tekrar özür dilerim. Biliyorsunuz, Marmara Denizi dışında İstanbul’da karada daha önce de depremler oldu. Özellikle Tuzla, Pendik, Kartal hattında 4,0’e varan depremler oldu. Bu depremler Kuzey Anadolu Fay Zonuna bağlı küçük küçük faylar üzerinde oluyor. Kağıthane depremi de öyle. Bu tür faylar haritalanmamış olsa bile KAF boyunca olabilir. KAF zonunu sadece Marmara içerisinde dar bir zon olarak düşünmeyin. Kağıthane depremine bu açıdan bakın ve özel anlam yüklemeyin. Sevgiyle. Not: Bu konuyu dostum Celal Şengör ile de tartıştık. Selam ve sevgileri var."</em> <h2>Denizlerdeki Depremler</h2> Sabahki depremden sonra sabah 09:06'de <strong>Akdeniz'de 3.6 büyüklüğünde bir deprem</strong> meydana geldi. Öğlen saatlerinde, 15:49'da 3.6 şiddetinde <strong>Marmara Denizi'nde bir deprem</strong> meydana geldi. <h2>İzmir'de Peş Peşe İki Deprem</h2> Saat 09:18'de İzmir, Gaziemir'de 3.1 büyüklüğünde bir sallantı oldu. Daha sonra 10:32'de 3.2 şiddetinde tekrar sallandı.
Çoğumuz gün içinde, ister okul olsun, ister iş, isterse de ev işlerinde daha çok odaklı ve üretken olmak isteriz. Hatta daha iyisi, her gün<strong> tükenmişlik hissetmeden üretken olmanın yolları</strong>nı ararız. Peki buna ulaşmak için neyi atlıyoruz? Başlangıç seviyesindeki çalışanların ve üst düzey yöneticilerinin tükenmişlik hissinin etkileri hemen aynıdır. Hiçbir sektörün buna karşı bir bağışıklığı yoktur. 2019 yılında <strong>Dünya Sağlık Örgütü</strong> tükenmişliği tıbbi bir teşhis olarak sınıflandırdı. <strong>WHO</strong> tükenmişliği, "başarılı bir şekilde yönetilemeyen kronik iş yeri stresinin sonucunda oluşan bir sendrom" olarak tanımlamakta. <strong>Tükenmişlik Sendromu Yaşamadan Daha Fazla Üretken Olmanın 2 Anahtarı</strong> Tükenmişliğe ve "<strong>kronik iş yeri stresi</strong>"ne yol açan alışkanlıkları azaltırken gün içinde nasıl daha fazla üretken olabiliriz? <h2>1. Ekranından Uzaklaş</h2> 1,057 ABD ofis çalışanının 2019 yılındaki anketine göre, çalışanların %87'si ortalama günde 7 saat olmak üzere iş yerinde vaktinin çoğunu ekrana bakarak geçiriyor. Laptoplarımız ve iş için kullandığımız cihazlarımız bizim için hayati bir önem taşır. Fakat kaçımız bilinçli bir şekilde <strong>ekran kullanımını azaltmak</strong> için çabalıyor? 05 Ekran ve cihazlarımızdan düzenli olarak uzaklaşmak ve ara ara 5-10 dakika mola vermek gün içindeki stresimizi kontrol etmek ve dinlenmek için çok önemli. Ekrana bakarak geçirdiğiniz bir işiniz varsa -hatta iş harici de çok fazla ekranla vakit geçiriyor olabilirsiniz- ara ara ayağa kalkın biraz yürüyün, camdan dışarıyı seyredin ya da yakınınızda olan biriyle sohbet edin. Bu hem beyninizi biraz olsun boşaltacak, hem de sürekli oturmaktan oluşan sırt, bel ve boyun ağrılarınıza iyi gelecektir. Bu sayede de stresinizin seviyesi azalarak,<strong> stres yönetimi</strong>nizi kolaylaştıracaksınız. Yukarıda bahsettiğim çalışma <em>"her 90 dakikada bir mola veren çalışanların daha yüksek odak seviyesine ve üretken olmasına sebep olduğunu"</em> buldu. O yüzden, bilgisayarınızı kapatın ve kısa bir yürüyüşe çıkın. Bu, bir sonraki göreviniz için beyninizin şarj olmasına yardım edecektir. <h2>2. İş Odaklı Aralıklar</h2> Benzer konuyu araştıran insan performansı bilimi uzmanları, en iyi performansın dinlenme olduğu sonucuna vardılar. Eğer daha fazlasını başarmak için kendinizi gittikçe daha fazla zorluyorsanız, uzmanlar sadece yarısını doğru yaptığınızı söylüyor. Eğer daha çok başarılı olmak için kendinizi zorlamayı, çok çalışmak için ihtiyacınız olan iyileşmeyle beraber dengeleyebildiğinizde, yaptığınız her şeyi geliştirebilirsiniz. Pek çok çalışanın ihmal ettiği yedi veya sekiz saatlik yeterli uykuya ek olarak, iş gününüz boyunca akıllı molalar vermek ve daha uzun çalışmama sürelerine sahip olmak, daha üretken olmanın anahtarlarıdır. Başka bir deyişle, çalıştığınız her 1 saatte 10 dakikalık bir mola verirseniz bu, size çok zorlu ve stresli işiniz için daha çok üretken olmanıza yardımcı olacaktır. Verimliliğe yönelik bu <strong>aralık temelli yaklaşım</strong> iş yerinde de benimsenebilir. Görünüşe göre, bir iş günü boyunca en yüksek düzeyde üretkenliği korumanın sırrı, daha uzun çalışmak değil, sık sık ara vererek daha akıllıca çalışmaktır.
<strong>Mısır'daki arkeologlar Ölüler Kitabı'ndan (the Book of the Death) bölümleri içeren 16 metre uzunluğunda bir papirüs buldular.</strong> 2,000 yıldan daha eski bir belge, Sakkara'nın güneyinde<strong> Djoser'in Basamaklı Piramidi</strong>'nin güneyindeki bir mezarda bir tabutun içinde bulundu. Ölüler Kitabı'ndan bir çok metin var ve yeni keşiflerin analizleri antik Mısırlıların cenaze geleneklerine ışık tutabilir. 14 Ocak Mısır Arkeologlar Günü münasebetiyle düzenlenen bir etkinlikle bağlantılı olarak yayınlanan tercümeye göre, koruma çalışmaları çoktan tamamlandı ve papirüs Arapçaya çevriliyor. <strong>Eski Eserler Yüksek Konseyi</strong> genel sekreteri Mostafa Waziry, açıklamaya göre, bunun Sakkara'da 100 yılı aşkın bir süredir ortaya çıkarılan ilk tam papirüs olduğunu söyledi. <strong>Djoser'in Basamaklı Piramidi</strong>, firavun Djoser döneminde (MÖ 2630'dan 2611'e kadar hüküm sürdü) inşa edildi ve Mısırlıların inşa ettiği ilk piramitti. Basamaklı piramidin etrafındaki alan, binlerce yıldır gömüler için kullanılmıştır. Mısır'ın eski <strong>Eski Eserler Bakanı Zahi Hawass</strong> <em>WordsSideKick.com</em>'a bir e-postayla verdiği demeçte, gerçekten de, yeni keşfedilen papirüsü barındıran tabutun Geç Dönem'e (yaklaşık MÖ 712 ila 332) tarihlendiğini söyledi. Hawass, papirüsün kime ait olduğu ve kesin tarihinin yakında açıklanacağını söyledi. <strong>Ölüler Kitabı</strong>, Mısırlıların diğer amaçların yanı sıra ölülerin yeraltı dünyasında gezinmesine yardımcı olacağına inandıkları bir dizi metne verilen modern bir isimdir. Yeni Krallık döneminde (MÖ 1550 - MÖ 1070 dolaylarında) yaygın olarak kullanıldılar. <img class="alignnone wp-image-59425" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/02/El_pesado_del_corazon_en_el_Papiro_de_Hunefer-300x189.jpg" alt="" width="1300" height="819" /> 16 metre uzunluğunda olmakla birlikte, bu uzunlukta veya daha uzun olan <strong>Ölüler Kitabı papirüsü</strong>nün başka örnekleri de vardır. Chicago Üniversitesi'ndeki araştırma arşivleri başkanı Foy Scalf bir e-postada<em> Live Science</em>'a,<em> "Uzunluk olarak benzer olan birçok el yazması var, ancak eski Mısır dini metinlerinin papirüs el yazmalarının uzunluğu oldukça önemli ölçüde değişebilir"</em> dedi. Son keşifte yer almayan ancak Mısırbilim alanında doktora sahibi olan Scalf, 30 metreden uzun olan Ölüler Kitabı parşömenleri olduğunu kaydetti. <h1>İkinci Papirüs</h1> Bu, geçen yıl Sakkara'da bulunan Ölüler Kitabı'ndan metinler içeren ikinci papirüs gibi görünüyor. 2022'de, Sakkara'da firavun Teti'nin (MÖ 2323 - MÖ 2291 dolaylarında hüküm sürdü) piramidinin yakınındaki bir mezar boşluğunda, Ölüler Kitabı'ndan metinler içeren ve üzerinde<strong> "Pwkhaef"</strong> adlı sahibinin adı yazılı olan 4 metrelik parçalı bir papirüs bulundu. Firavun Teti'nin piramidinin yanına gömülmesine rağmen Pwkhaef, hükümdardan yüzyıllar sonra yaşadı. Bu papirüsün bulunduğu mezar şaftları, Mısır'ın 18. ve 19. hanedanlarına (M.Ö. 1550 - M.Ö. 1186) aittir. Ancak eski bir hükümdarın piramidinin yanına gömülme uygulaması o zamanlar Mısır'da popülerdi. Keşif, antik belgenin resimlerini henüz yayınlamayan Turizm ve Eski Eserler Bakanlığından Mısırlı arkeologlardan oluşan bir ekip tarafından yapıldı. Açıklamaya göre papirüs yakında bir Mısır müzesinde sergilenecek.
Haydi hep birlikte Jeffrey Silverthorne'un 1970'lerde <strong>Rhode Island Eyalet Morgu</strong>'nda yaptığı <strong>musallat edici fotoğraf çekimlerini</strong> ziyaret edelim. <h2>Jeffrey Silverthorne Kimdir?</h2> 1946 yılında Honolulu, Hawaii'de doğan J<strong>effrey Silverthorne</strong> fiziksel ve psikolojik sınırları fotoğraflamasıyla ünlü. Bunun yanı sıra, New York'un trans bireylerini fotoğraflaması, 1970'lerde Rhole Island Eyalet Morgu'nda cesetleri fotoğraflaması ve Meksika-Amerika sınırındaki Boystown genelevinde çektiği fotoğraflarla da bilinmekte. Birçok ödül aldı ve <strong>1986 Ulusal Sanat Vakfı</strong> ödülünün sahibi oldu. Çalışmaları, Musée Nicéphore Niépce'deki kariyer retrospektifi <strong>“The Precision of Silence”</strong> da dahil olmak üzere çok sayıda sergide yer aldı. Başlıca yayınları arasında <strong>"Morgue"</strong>, <strong>"Boystown: The Perfume of Desire"</strong> ve <strong>"Directions for Leaving"</strong> bulunmaktadır. Roger Williams Üniversitesi'nde ders verdiği ve 2022 yılında vefat ettiği Rhode Island'da ikamet etmiştir. <h2>Jeffrey Silverthorne ve Morgue (Morg)</h2> 2017 yılında yayınladığı <strong><em>Morgue</em></strong> adlı kitabında 1972 ve 1973 yıllarında Rhode Island Eyalet Morgu'nda çektiği fotoğraflarına yer veren Silverthrone, 22 fotoğraf büyüklüğüne sahip büyük filmle morgdaki cesetlerin derin fotoğraflarını çekmiştir. Kitabın dipnotunda bu fotoğrafları 25 yaşındayken ve 4 senelik evliyken, daha yeni ikinci çocuğunu kucağına almışken ve<em> "Vietnam Savaşı hala kayıplarını veriyordu. Değişim ve ölüm havadaydı ve morg fiziksel delil bulabildiğim yerdi"</em> diye yazdı. Cinayete kurban gidenleri, kazayla ölenleri ya da intihar edenleri bulmak için morg tam yeriydi. Morgda bu anonim cesetler ifşa edildi; böylece belki kimlikleri belirlenebilirdi. Bu yüzden morg, fotoğrafçılığın özünü test etmek için harika bir yerdi. Walter Benjamin, Roland Barthes ve diğerlerinin belirttiği gibi, fotoğrafın her zaman ölümle özel bir ilişkisi olmuştur. Fotoğraflarda görünen,<em> "olmuş olan ve artık olmayan"</em>dır. Tüm insan fotoğrafları iki kategoriden birine girer: ölmüş insanların resimleri veya ölecek insanların resimleri. En iyi fotoğraflar bu kaçınılmazlığın peşini bırakmaz. Silverthorne'un morgdan çektiği fotoğraflar, bu soğuk adli tıp ortamında bile ölülere büyük bir itibar sağlıyor. Yakın zamanda yerleşmiş, artık cansız olan bebeklerin cesetlerine sevgiyle davranılıyor ve yüzünün alt yarısını kaplayan kurumuş kana rağmen<strong> "Çalılıklarda Bulunan Çocuk"</strong> huzur içinde uyuyor gibi görünüyor. Bu fotoğraflarda yaşam ve ölüm arasındaki sınır bulanık, çünkü fotoğrafların yaptığı şey bu: bütünlük, hareket ve yaşam anılarını tetikleyecek şekilde nesnelerin yüzeyini sunuyorlar. Silverthorne'un dediği gibi,<em> "İyi bir fotoğraf, bir şekilde kadavranın gözündeki camsı sıvının eşdeğerini korur, bu da ölümden çok sonra hayata sadık kalır, oküler bir kanıt."</em> Bu fotoğraf kitabına tepkiniz, ölümden sonra bedenin kutsallığına olan inancınıza bağlı olacaktır. Tepkiler, bunun güzel bir duygudaşlık ve şefkat eseri olduğunu düşünmekten, saldırgan ve acımasız bulmaya kadar değişebilir. Çağdaş Amerikan toplumunda, ölüm çoğunlukla uygunsuz bir gerçek olarak -savaşılması, kaçınılması ve inkar edilmesi gereken bir şey- olarak ele alınır. Ölümün fotoğraf gibi utanç verici bir anakronizm olarak görüleceği bir teknolojik ölümsüzlük çağına girdiğimize inanıyoruz. Sonunda, belki de bugün sosyal medyada fotografik olarak türetilmiş görüntülerin büyüleyici çoğalmasının daha büyük bir amacı olacaktır. Barthes, <em>"Ölüm bir toplumda bir yerlerde olmalı"</em> diye yazmıştı. <em>“Artık (ya da daha az yoğun olarak) dinde değilse, başka yerde olmalıdır; belki de yaşamı korumaya çalışırken ölümü üreten bu görüntüde.”</em> Silverthorne'un Morpheus ve Thanatos'a işaret etmek için hayatta olduğu kadar şefkatle ve inandırıcı bir şekilde ölümü işaret eden <strong>“Uykusunda Ölen Kadın”</strong> imgeleri, bir bebeğin inatçı ayağı ve nefesi kesilmiş iki ölü sevgili, hayatın ne kadar koşullu ve gelip geçici olduğunu hatırlayarak yeniden korumaya ve kutsamaya çalışarak<em> memento mori (öleceğini unutma)</em> geleneğine yeni bir transparanlık seviyesi getiriyor.
<strong>Çinli bilim insanları "süper inekler" dedikleri ineklerden 3 tane klonlamayı başardı.</strong> Yavrular tamamen büyüdüklerinde ortalama bir Amerikan ineğinden %50 daha fazla süt üretebilecek. Klonlama deneyi Çin'in Shaanxi şehrindeki Northwest Tarım ve Ormancılık Bilimleri ve Teknoloji Üniversitesi'nde geçen sene başladı. Bilim insanları Çin çapında bulunan ineklerden doku örneği aldı ve somatik hücre nükleer transferi yöntemi kullanarak oluşturdukları embriyoları taşıyıcı ineklere yerleştirdi. <em>Global Times</em>'a göre danalar geçen ay Lingwu şehrinde sağlıklı bir şekilde doğdu. Doğan ilk yavru 55 kilogram ve ayakta durduğunda 76 santimetre olarak geldi. Yavrular doğdukları ineklerle aynı fiziğe ve deri şekillerine sahip. Çinli bilim insanları yavruların büyüdüklerinde <strong>yılda 18 ton ya da tüm hayatları boyunca 100 ton süt</strong> üreteceklerini söyledi. ABD Tarım Departmanı verilerine göre, ortalama bir Amerikan ineği yılda neredeyse 12 ton süt üretmekte. ABD Gıda ve İlaç Başkanlığı, klonlanmış ineklerin etinin ve sütünün "geleneksel yollarla doğmuş yavruların"kiler kadar tüketim için güvenli olduğunu söyledi. <h2><img class="alignnone wp-image-59400" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/02/istockphoto-1051496306-612x612-1-300x213.jpg" alt="" width="1237" height="878" /></h2> <h2>Holstein Friesian İnekleri</h2> Bu sözde <strong>"süper inekler"</strong> Hollanda ırkı olan ve ortalama bir inekten daha fazla süt üretmesiyle bilinen <strong>Holstein Friesian inekleri</strong> kullanılarak klonlandılar. Çinli bilim insanları geçen sene Dünyanın ilk kutup kurdu klonlamalarıyla manşetlerde yer etmişlerdi, fakat bu süper inek deneyi bilim insanları tarafından yapılan başka bir büyük olay olarak görülüyor. Yüksek derecede süt ve peynir arzı yaşayan Çin, süt ürünlerinin %70'ini diğer ülkelerden ithal etmekte. Global Times'a göre, ulusun sınırları içinde aşağı yukarı 6.6 milyon Holstein Friesian inekleri var ama sadece her 10,000 inekten 5'i yüksek miktarda süt üretebiliyor. Northwest Tarım ve Ormancılık'ta sığır veterineri olan ve deneye liderlik eden Yaping Jin, <em>Global Times</em>'a klonlamanın Çin'in tarım sektörünü tekrar canlandıracağını söyledi. Jin, 200 günden sonra takımının, doğum oranı ortalama %18 olan taşıyıcı ineklere yerleştirilen klonlanmış 100'den fazla embriyo ürettiğini söyledi. Yeni doğmuş danaların daha geniş süper inek sürüsü için bir basamak olarak kullanılacağını da ekledi. "Çin'in mandıra ineklerine olan dışa bağımlılığının üstesinden gelmek için sağlam bir temel olarak, 1000'den fazla süper inekten oluşan bir sürü oluşturmak için iki ila üç yıl ayırmayı planlıyoruz" dedi.
<strong>Iowa Bakım Kliniği</strong>, 66 yaşındaki bakımını üstlendikleri kadının ölüm ilanını verdi. Daha sonra cenaze hizmetlerine sevk edilen kadın, ceset torbasında hava almak için can çekişirken bulundu. Bu yüzden klinik 10,000 dolarlık bir ceza ile karşı karşıya. 1 Şubat 2023'te <strong>Iowa Denetleme ve Temyiz Bölümü</strong>'nün yayınlanan raporunda Iowa Bakım Kliniği'nde yaşamakta olan kadının yanlışlıkla ölüm ilanı verildiğinden bahsediliyor. Kimliği belirsiz kadın Aralık 2021 tarihinden beri kaldığı Glen Oaks Alzheimer Özel Bakım Merkezi'nden 28 Aralık 2022 tarihinde<strong> "senil beyin dejenerasyonu"</strong> sebebiyle Iowa Bakım Kliniği'ne transfer edilmişti. Bakımevinde kaldığı süre boyunca gerekli ihtiyaçlar ve rahat etmesi gerekenler sağlanıyordu. Birkaç gün boyunca 66 yaşındaki kadın hakkında çalışanlar, "azalan" ciğer sesleri ve küçük nöbetler kaydettiler. 3 Ocak 2023 tarihinde C çalışanı tarafından<strong> "nabzını hissedemediğini"</strong> ve o sırada <strong>"kadının nefes almadığını"</strong> söyledikten sonra saat sabah 6'da ölüm ilanı verildi. Çalışan lisanslı bir hemşireyi durumdan haberdar etti. Kadının ailesine haber verildi ve cenaze hizmetleri arandı. Cenaze yöneticisi kısa bir süre sonra saat 7:30'da "LPN D" olarak tanımlanan bir hemşire eşliğinde gelerek, 66 yaşındaki kadın ceset torbasına yerleştirildi. Saat 8:26'da ise Ankeny Cenaze Hizmetleri ve Krematoryumu çalışanları tarafından ceset torbası açıldı. <img class="alignnone wp-image-59393" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/02/332334-300x169.jpeg" alt="" width="1062" height="598" /> Çalışanların kadının göğsünün hareket ettiğini ve hava almak için çabaladığını gözlemledikleri raporda yer etti. Daha sonra cenaze hizmetleri acil durum numarası 911'i ve bakımevini aradı. EMS cihazı (Elektriksel Kas Uyarımı) ile nabız ve solunum tespit edildi, fakat göz hareketi ve sözlü bir cevap alınamadı. Aynı gün yaşlı kadın bakımevine gönderildi. Rapora göre kadın, 5 Ocak'ta ailesinin yanında sabaha karşı vefat etti. Bakımevinin müdürü <strong>Lisa Eastman</strong> olayla ilgili şunları söyledi: <em>"Misafirimizin ailesi ile yakın iletişimdeyiz ve Denetleme ve Temyiz Bölümü tarafından açılan bu olaya dair araştırmayı tamamladık. Misafirlerimize büyük bir ilgi ile hizmet vermekteyiz ve hayat sonu bakımlarını desteklemek için tamamen kendimizi adamış durumdayız. Tüm çalışanlarımız düzenli olarak eğitim alıyorlar, böylece misafirlerimizin hayat sonu bakımlarını ve vefat olaylarını en iyi şekilde destekleyebilsinler.</em> Bakımevi, <strong>ABD Savunma İstihbarat Örgütü</strong> tarafından 10,000 dolar para cezasıyla sonuçlanabilecek iki eyalet ihlaliyle karşı karşıya.
<h2>Michael Jackson Kimdir? Michael Jackson'ın Hayatı</h2> 80'li yılları "Thriller", "Smooth Criminal", "Beat It" ve "Billie Jean" gibi hit şarkılarıyla sallayan <strong>Popun Kralı</strong> ünvanlı sanatçı <strong>Michael Jackson</strong>'ın hayatı beyaz perdeye taşınıyor. Müzik hayatı babasının kurduğu Jackson 5 adlı grupla birlikte sadece 6 yaşında başlamıştı. Küçük yaşlardan itibaren herkesin beğenilerini toplayan Michael Jackson, 1980'li yıllarda, 20'li yaşlarındayken profesyonel stüdyo albümleri çıkararak uluslararası bir yıldıza dönüştü. Müzik kariyeri ve kendine özgü "Ay yürüyüşü" dansı hariç Michael Jackson adını farklı skandallarla da manşetlere yazdırmıştır. Büyük skandallardan birisi ten renginin beyaza dönmesidir. Jackson'ın yaşı ilerledikçe siyah ten renginin yavaş yavaş açılması üzerine, açılan bölgeler siyah makyaj ile kapatılmış; daha sonra beyazlıklar çok fazlalaşınca beyaz makyajla kapatılmıştır. En sonunda tüm vücudu beyaza dönünce makyajlar sonlanmış ve Jackson, bir röportajında vitiligo hastalığına yakalandığından bahsetmiştir. Fakat bazıları bunun doğru olmadığını, aşamalı bir şekilde beyaz ten rengine sahip olmak için renginin açılmasını sağlayan ilaçlar ve tedaviler kullandığını söylemekte. Hakkındaki bir büyük skandal -belki de en büyüğü- ise Jackson'ın, dört kez küçük çocukları taciz etmek, dört kez taciz etmek için küçük çocukları sarhoş etmek, bir kez çocukları taciz etmeye teşebbüs etmek, bir kez Gavin ve ailesini esir tutmak için komplo kurmak ve gasp ile çocuk kaçırmak için komplo kurmakla suçlanmasıdır. <img class="alignnone wp-image-59375" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/02/michael-jackson-musiacl-300x200.webp" alt="" width="1211" height="807" /> <h2>Michael Jackson'ın Hayatı Film Oluyor</h2> Michael isimli Michael Jackson'ın hayatını anlatacak, yönetmenliğini <strong>Antoine Fuqua</strong>'nın yaptığı biyografik filmde Popun Kralı'na yeğeni <strong>Jaafar Jackson</strong> hayat verecek. <em>Michael</em>'ın Popun Kralı olarak bilinen adamın karmaşık mirasını anlatması bekleniyor. Stüdyoya göre film,<em> "onu tüm zamanların en büyük şovmeni haline getiren en ikonik performansları da dahil olmak üzere"</em> hayatının tüm yönlerini keşfedecek. <em>Michael</em> filmi, Jackson'a kariyeri boyunca ve ölümünün ardından yöneltilen çok sayıda çocuk cinsel istismarı iddiasını tasvir etme biçimini etkileyebilecek olan Michael Jackson malikanesinin işbirliğiyle yapılıyor. Jackson, çocuklara yönelik cinsel istismar iddialarını reddetti ve 2003 yılında çocuk tacizinden yargılandı ve suçsuz bulundu. Jackson 2009 yılında 50 yaşında öldü ve her zaman masumiyetini korudu, ancak iddialar onun mirasını gölgelemeye devam ediyor. <img class="alignnone wp-image-59374" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/02/maxresdefault-300x169.jpg" alt="" width="1060" height="597" /> Şarkıcının annesi Katherine Jackson,<em> "Jaafar oğlumun vücut bulmuş hali. Onun, Jackson şovmenlik ve performans mirasını devam ettirdiğini görmek harika"</em> dedi. <em>Bohemian Rhapsody</em>'nin yapımcılığını da üstlenen yapımcı <strong>Graham King</strong>, Jackson'ı canlandıracak oyuncuyu bulmadan önce dünya çapında bir casting yapılması için bir ekip ayarlandığını söyledi. Fakat çokta uzaklara bakmasına gerek yokmuş. King,<em> "Jaafar ile 2 seneden biraz fazla bir zaman önce tanıştım ve Michael'ın ruhunu ve kişiliğini organik bir şekilde taklit etmesi aklımı başımdan aldı. O kadar güçlüydü ki, dünya çapında bir arama yaptıktan sonra bile bu rolü üstlenebilecek tek kişinin o olduğu açıktı. Amcasını canlandırmayı kabul ettiği için çok heyecanlıyım ve dünyanın onu büyük ekranda Michael Jackson olarak görmesi için sabırsızlanıyorum"</em> dedi. <em>"Michael amcamın hikayesine hayat vermekten gurur ve onur duyuyorum. Dünyanın her yerindeki tüm hayranlara, yakında görüşürüz."</em> Fuqua,<em> “Jaafar'ın Michael'ı hayata döndürmesini izlemek inanılmaz derecede heyecan verici” dedi. "Michael'ı taklit etme konusunda doğal bir yeteneğe ve kamerayla harika bir kimyaya sahip olan Jaafar ile ilk tanıştığımda aramızda çok manevi bir bağ vardı."</em> <strong>Michael'</strong>ın ana çekimlerine 2023'te başlanacak. Senaryoyu <em>Gladiator</em>, <em>Skyfall</em> ve <em>Spectre</em>'yi yazan <strong>John Logan</strong> kaleme alıyor. Jaafar Jackson'ın müzik klibini izlemek için:
Uzun ve yorucu bir iş gününün ardından direkt yatağa gitmek isteyebilirsiniz. Fakat bu da sosyal hayatınızı ya da kendinize ayırmanız gereken vakti olumsuz etkileyebilir. Ayrıca sabah erken kalkmakta da zorlanırsınız. Çünkü<strong> gereğinden fazla uyumak</strong> erken kalkacağınız anlamına gelmez. Aksine fazla uyumak kalp krizi riskini arttırır; obezite, diyabet ve baş ve vücut ağrılarına neden olur; depresyona girme olasılığını arttırır; beynin çalışmasını olumsuz etkiler. Fakat endişelenmeyin. Çünkü <strong>erken kalkmanın sırları</strong> bu içerikte saklı. Ünlü meditasyon uygulaması <em>Headspace</em>'de farkındalık öğretmeni olan <strong>Samantha Snowden</strong>, <em>"sabah insanı olmak için yapılan baskılar bayağı yoğun olabilir"</em> diyor. <strong>Peki ya sabah 5'te kalkmak gününüzde bir değişikliğe neden olacak mı? Bazı uzmanlar evet diyor.</strong> İlk olarak daha erken kalkmak özgüveninizi yükseltir. Çünkü erken kalmak bir şey başarmış hissine yol açar diyor Snowden. Ayrıca <strong>stres seviyesini</strong> ve <strong>akıl sağlığını</strong> olumuz etkileyen sürekli acele hissetme durumunu ortadan kaldırır. New York'ta yaşayan Included Health'de davranışsal sağlık tıbbi yöneticisi ve psikiyatr <strong>Dr. Nikole Benders-Hadi</strong>, tipik bir iş gününü <em>"Motivasyon ve olumlama için yararlı olmayan kazanması mümkün olmayan bir yarışta her zaman geri kalınmış hissi gibidir,"</em> diye yorumluyor. Snowden, yavaşlamanın sinir sistemimizdeki gazın salınmasına ve düşüncelerimizi düzenlemeye yardımcı olduğunu söylüyor. Eğer bu ekstra sabah saatlerini, sizi sakinleştirecek şekilde kendinize zaman ayırmak için kullanırsanız, üretkenliği artırabilir ve günün sonunda kendinizi daha az tükenmiş hissetmenizi sağlayabilirsiniz. Güneşten önce uyanmayı düşünüyorsanız ve kendinize <strong>"Sabahları nasıl daha erken uyanabilirim?"</strong> diye soruyorsanız, uzmanlar aşağıdakileri aklınızda bulundurmanız gerektiğini söylüyor: <h2>Uykunuzdan Fedakarlık Etmeyin</h2> Alarmınızın saatini değiştirmek sizi uykunuzdan etmemeli. Zamanla <strong>uykusuzluk</strong>, <strong>anksiyete</strong> ve <strong>depresyon</strong> gibi olumsuz psikolojik rahatsızlıklara ve <strong>kalp rahatsızlığı</strong> gibi kronik hastalıklara yol açabilir. Snowden, <em>"Herkesin farklı şeyleri gerektiren farklı işleri var ve uykusuzluk, duygu düzenleme odaklanma yeteneğimiz açısından bizim için birçok zorluk oluşturabilir"</em> diyor. <em>"Bunlar günü atlatmak, üretken olmak, işimizi iyi yapmak ve sevdiklerimizin yanında olmak için ihtiyacımız olan büyük kapasiteler."</em> Benders-Hadi, <em>"Eğer sabah 5'te kalkmak yeterli ve rahat bir uyku almanıza engel olacaksa, bunu yapmayın"</em> diyor. 5'te kalkmak yerine ilk önce her zamanki alarmınızdan 1 hafta boyunca 1 saat önce, sonraki hafta 1 buçuk ya da 2 saat önce kalkmayı deneyerek kendinize ekstra sabah saatleri kazandırabilirsiniz. <img class="alignnone wp-image-59340" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/02/shutterstock_669173737-300x200.jpg" alt="" width="1158" height="772" /> <h2>Çok Fazla Erken Kalkmadan "Yavaşlayabilirsiniz"</h2> Erken kalkmak, acele etmek zorunda kalmanın rahatsız hissini ortadan kaldırır. Ancak Benders-Hadi, uykudan ödün vermeden bu yavaşlık hissini aşılayabilecek alternatif, daha aşamalı adımlar olduğunu söylüyor. İlk alternatif, seçenek azaltmasıyla ya da stres seviyenizin en yüksek seviyede olmaya meyilli olduğu yoğun sabah günlerinde yapmanız gereken şeylerin listesini azaltmak ile yapılabilir. Benders-Hadi, <em>"Sabah rutininizi tekrar düzenlemeyi düşünün, böylece daha az yapacak şeyiniz olur. Örneğin, sabah giyeceklerinizi akşamdan hazırlayın"</em> diyor. <em>"Kahvaltınızı ve öğle yemeklerinizi ya da bakmanız gereken aile üyelerinizinkileri önceden hazırlayın"</em> diye de ekliyor. Snowden, fazladan 10 dakikayı yavaşlayarak (hatta sabahları duşa biraz daha yavaş yürüyerek), e-postaları hemen kontrol etmeden ve bir iyilik mesajı alıştırması yaparak harcayabileceğinizi söylüyor. Birkaç örnek:<em> “Günüm kolaylıklarla dolsun, bugün bir ihtimal göreyim, ilk görüşmeme iyimser bir tavırla gireyim”</em> diyor. <em>“Vücudunuzun hislerini, o sabahki ruh halinizi kontrol ediyorsunuz ve bunu yargılamadan, açıklıkla gözlemliyorsunuz”</em> diyor. <em>"Bu, sabahınızın ritmini, hızını temposunu belirleyen tonu ayarlar." </em> <h2>Güçlü ve Güçsüz Yanlarınızı Tanıyın</h2> Benders-Hadi, sabahları birkaç saat fazlamızın olmasının hayat kalitemizi arttırıp arttırmayacağı konusunda hepimizin dürüst olmasını öneriyor. Dikkat dağıtan şeyler olmadan, daha sessiz bir ortamda daha iyi çalışanlar veya gün içinde üretken hissetmek için daha uzun bir kişisel bakım rutinine ihtiyaç duyanlar için <strong>erken kalkmak</strong> yararlı olabilir. <em>"Rutindeki değişikliğin daha yüksek üretkenliğe mi yoksa sadece günlerinizi daha fazla mı doldurmanıza yol açacağını da göz önünde bulundurmalısınız"</em> diyor.<em> "Örneğin işle ilgili olarak, her gün tamamlamanız gereken belirli bir iş miktarı var mı, burada daha erken başlamanız daha erken bitirmenizi mi sağlar, yoksa daha erken kalkmak sadece tabağınıza daha fazlasını mı ekler?"</em> <img class="alignnone wp-image-59341" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/02/bigstock-List-Of-Strengths-And-Weakness-282135928-300x200.jpg" alt="" width="1163" height="775" /> <h2>Hemen Uyum Sağlamayı Beklemeyin</h2> Özellikle gece kuşları için erken kalkmayı seçmek hemen rahat hissettirmeyecektir. Snowden, <strong>vücudun günlük ritmi</strong>nin veya <strong>doğal vücut saati</strong>nin yeni rutine uyum sağlaması için zamana ihtiyacı olduğunu söylüyor. Bunun yerine, motive edici hissettiren bir şeyle uğraşmak istediğiniz için kendinize iltifat edin ve sabırlı olun, diyor. <h2>Bir Amacınız Olsun</h2> Yataktan kalkmanın tamamen imkansız olduğu günlerde, ister günlük üretkenliğinizi artırmak, ister okumak, egzersiz yapmak ya da fazladan zamanın tadını çıkarmak için, <strong>yataktan kalkma niyeti</strong>nize geri dönmeniz önemlidir. Sabah erken kalkan diğer insanlarla konuşmak, onları neyin motive ettiğini anlamanıza yardımcı olabilir. Özellikle zor günlerde bir trendi takip etmeyi istemek yeterli olmayacaktır. Snowden, <em>"Motivasyonunuza geri dönme ihtiyacınızla bağlantı kurmanız gerekecek,"</em> diyor. <em>“Buna seni iten nedir? Kişisel olarak gerçekten zevk alacağınız ve bundan elde edeceğiniz faydaların neler olduğunu hayal ediyorsunuz?"</em> diye kendinize sorular sormak bir amaç edinmenize yardım edebilir.
<strong>Dallas, Texas Hayvanat Bahçesi'nden kaçırılan 2 maymun terkedilmiş bir evde bulundu. Polis hala şüphelileri arıyor.</strong> Son zamanlarda ilgili hayvanat bahçesinde yaşanan gizemli olaylar dizisine -bir akbabanın ölümü de dahil olmak üzere- bir yenisi daha eklendi. Polis, pazartesi günü<strong> iki imparator tamarin maymununun kaybolması</strong> ile harekete geçti. Bu maymun türünün eve yakın durması ve hayvanat bahçesi arazisinde olmaması nedeniyle hayvanat bahçesi çalışanları maymunların kaçırıldığını düşünüyor. Dallas polisi salı günü, Dallas'ın 16 kilometre uzağında <strong>Lancaster</strong>'de terk edilmiş bir evde maymunları bulduğunu ve maymunların hayvanat bahçesine teslim edildiğini söyledi. <em>BBC</em> tarafından görülen bir bildiriye göre polis, ipucu aldıktan sonra evi aradı. O bildiride hayvanat bahçesi yetkilileri<em> "2 imparator tamarin maymunumuzun bulunduğunu paylaşmaktan inanılmaz heyecan duyuyoruz"</em> dedi. Devamında ise veterinerlerin hayvanları muayene edeceklerini de ekleyerek polisin tamarinleri hayvanat bahçesine götürmek için ekiplerini aradıklarını söyledi. Keşif, salı günü erken saatlerde Dallas polisinin hayvanlar kaybolmadan önce hayvanat bahçesinde dolaşırken kameralar tarafından görülen bir adamın kimliğini belirlemek için halktan yardım istemesinin ardından geldi. Polis, birinin hayvanların yaşam alanına bir delik açıp iki primatı kaçırdığına inandıklarını söyledi. Bu ayın başlarında <strong>hayvanat bahçesinde bir dizi şüpheli olay</strong>,<strong> dumanlı genç bir pars</strong>ın kesilmiş bir delikten kaçmasıyla başladı. Daha sonra hayvan güvenli bir şekilde bulundu. İşçiler ayrıca<strong> langur maymunları</strong>nın yaşam alanında kasıtlı bir şekilde oluşturulmuş kesikler buldular; fakat, hiçbiri kaçmadı. Geçen hafta, nesli tükenmekte olan bir akbaba,<strong> "olağandışı bir yara" </strong>almış bir şekilde ölü bulundu. Kuş, gezegendeki 6.500 kuştan biriydi ve ölümü <strong>"çok şüpheli"</strong> bir olay olarak kabul edildi. Hayvanat bahçesi personeli, Pin adlı 35 yaşındaki sarkık suratlı akbabayı kaybetmenin yıkıcı olduğunu ve onun <em>"herkes tarafından çok özleneceğini"</em> söyledi. Soruşturmaların hiçbirinde tutuklama yapılmadı ve Dallas polisi, olayların bağlantılı olup olmadığını açıklamayı reddetti. Şüpheli olaylar başladığından beri, hayvanat bahçesi ekstra kameralar ekledi ve geceleri güvenlik devriyelerini artırdı. <strong>Amerikan Hayvanat Bahçesi Bekçileri Derneği</strong>'nin CEO'su Ed Hansen, birinin <em>"Dallas Hayvanat Bahçesi ile gerçekten bir sorunu olduğunu"</em> ancak hayvanat bahçesinin sektörde <em>"mükemmel"</em> bir üne sahip olduğunu söyledi. <strong>İmparator tamarin maymunları, insan bıyıklarını andıran uzun beyaz bıyıkları ile ayırt edilir. Adlarını Almanya'nın bıyıklı son imparatoru II. Wilhelm'den aldıklarına inanılıyor.</strong> Hayvanat bahçesi, 2.000'den fazla hayvanı barındıran 106 dönümlük bir alana sahip ve Teksas'taki en eski ve en büyük hayvanat bahçesi. 2004 yılında 136 kg ağırlığındaki bir goril, bulunduğu yerden kaçıp dört kişiyi yaraladıktan sonra vurularak öldürüldüğünde hayvanat bahçesi manşetlerde yer etmişti.
Hobisini bir nevi Influencer’lığa çeviren, profesyonel hayatında proje yöneticiliği yapan<strong> Tayga Uzdil</strong>, <strong>Tayga'nın Dünyası</strong> kimliğiyle Instagram’da oyun severleri geçmişten günümüze hatta geleceğe de dair Playstation ve video oyunlarının dünyasına doğru keyifli bir yolculuğa çıkarıyor. Kendisi, içimizdeki çocuğun ateşini söndürmeyen paylaşımlarıyla birçok oyun severin buluşma noktası. Röportaj teklifimizi geri çevirmeyip bize değerli vaktini ayırdığı için Tayga Bey'e<strong> Dergio ailesi</strong> adına teşekkürlerimizi sunarım. <ul> <li> <h3>İlk önce bize kısaca kendinizi tanıtmakla başlayabilir misiniz?</h3> </li> </ul> Herkese merhaba, ismim Tayga Uzdil, İstanbul’da yaşıyorum ve 29 yaşındayım. Özel bir şirkette proje yöneticiliği pozisyonunda görev alıyorum, aynı zamanda Instagram’da <em>‘’Tayga’nın Dünyası’’</em> adında bir PlayStation içerikleri paylaştığım bir hesabım var. Ve oyunları çok seviyorum! <ul> <li> <h3>Neredeyse tüm çocukların hayali bir oyun konsoluna sahip olmaktır. Sizin ilk oyun konsolunuz hangisiydi? Onu ilk elinize aldığınızda hissettiklerinizi hatırlıyor musunuz ve ilk hangi oyunu oynamıştınız?</h3> </li> </ul> İlk oyun deneyimimi; 1999 yılında dayımın satın aldığı PlayStation 1 ile yaşama fırsatı buldum. Daha önce böylesine detaylı bir konsol görmediğim için hem şaşırmış hem de heyecanlanmıştım. İlk oyunum ise: günümüzde de oldukça popüler olan Hideo Kojima ve ekibinin geliştirdiği <em>Metal Gear Solid</em>’di. Ama tabii ki; o günlerde İngilizcemin olmamasından ve oyunun dinamiklerinin çok karışık gelmesinden dolayı hızlı bir şekilde <em>Crash Bandicoot</em>’a geçmiştim. <ul> <li> <h3>Sürekli geri dönüp oynadığınız oyun ya da oyunlar hangileri ve bu oyunlara geri dönmenizi sağlayan şeyler neler?</h3> </li> </ul> Sürekli oynadığım ve geri döndüğüm oyunların başında <em>The Witcher 3: Wild Hunt</em> geliyor. Bunun aslında birden fazla sebebi var. <em>The Witcher 3</em>’ün dünyasını oyunu uzun süre oynamayınca özlemeye başlıyorum. O dünyada görev yapmak, tam ana göreve giderken bir anda bir yan görevle karşılaşmak çok hoşuma gidiyor. Bu listeye bir de <em>The Last of Us</em> serisini ekleyebilirim. İlk oyunu birçok defa bitirmiş biri olarak,<em> The Last of Us</em>’ın hikayesi ve hikaye anlatımı çok hoşuma gidiyor ve<em> The Last of Us</em> ile ilgili farklı içerikler gördüğümde içimde oluşan oyuna tekrardan başlama isteğine engel olamıyorum. <ul> <li> <h3>Konsol oyunlarının grafikleri ve oynanışları harici bir de oyuncuyu içine çeken efsanevi müzikleri var. Sizin için en efsanevi parça hangisi ve hangi oyundan?</h3> </li> </ul> Müzik konusunda oyun dünyasında çok başarılı oyunlar var; <em>Red Dead Redemption II, The Last of Us, Uncharted, Grand Theft Auto, Detroit: Become Human</em> gibi… Ama oyun dünyasındaki unutulmaz müzik dendiğinde ilk olarak benim aklıma Kratos ve <em>God of War</em> serisi geliyor. Hem ilk üçlemede yer alan hem de 2018 yılında başlayan İskandinav Mitolojisi’ni anlatan oyunlarda yer alan müzikler çıtayı ayrı bir yere koydu. ‘’The End Begins’’ – <em>God of War II</em>, ‘’God of War’’ – <em>God of War (2018)</em> <ul> <li> <h3>Neden oyun oynuyorsunuz? Oyun oynamak size ne katıyor?</h3> </li> </ul> Çünkü oyun oynarken kendimi mutlu hissediyorum! Bir oyunun dünyasına girmek, oradaki karakterlerle tanışıp gerçek hayattan 2-3 saatliğine uzaklaşmak beni hem rahatlatıyor hem de birçok şey öğretiyor. Oyun oynamayanlar belki bana inanmayacaklar ama oyunların çok ciddi bir öğretici yanı bulunuyor. Her yeni oyunda çok fazla şey öğrenip kendinizi sürekli olarak geliştirmeye devam ediyorsunuz. <ul> <li> <h3>Instagram hesabınızda özellikle Playstation oyunları ve haberlerini paylaştığınız bir hesabınız var. Bu hesabı açmaya neden ve nasıl karar verdiniz? Hesabınızla bu kadar ilgilenen takipçilerinizin olacağını tahmin etmiş miydiniz? Buradan onlara ne söylemek istersiniz?</h3> </li> </ul> Öncelikle buradan hepsine beni destekledikleri ve yalnız bırakmadıkları için çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız! Instagram hesabı fikri şöyle ortaya çıktı: ‘’Ben çok oyun oynuyorum, neden oynadıklarımı insanlarla paylaşmıyorum belki çok beğenirler…’’ Bir gece yarısı hesabımı açtım ve içerikler paylaşmaya başladım. Takipçilerimi PlayStation ve oyunlar hakkında bilgilendirmek şu anda hayatımdaki önemli görevlerden biri! <ul> <li> <h3>İleride YouTube gibi diğer sosyal medya platformlarına da girmeyi düşünüyor musunuz? Aklınızda o platformlar için içerik fikirleri var mı?</h3> </li> </ul> <em>YouTube</em> düşündüğüm ilk platformlardan biri olarak öne çıkıyor. <em>Instagram</em>’da paylaştığım içeriklerin farklı versiyonlarını yine bilgilendirici ve eğlendirici olmak şartıyla <em>YouTube</em>’a taşıyabilirim ama şimdilik Instagram’daki takipçi sayımı olabildiğince artırmayı hedefliyorum. <ul> <li> <h3>Playstation’ın resmi Türkiye hesabı tarafından fark edilmek nasıl bir duygu?</h3> </li> </ul> <em>PlayStation Türkiye</em>’nin hesabımı takip etmeye başlaması bir anda oldu. Çok sevindim, doğru işler yapıyorum ki <em>PlayStation</em>’ın resmi hesabı beni takip etmeye başladı hissi gerçekten motive edici bir durumdu. Örneğin; bu sayede <em>God of War Ragnarök</em>’un Türkiye lansmanına gitme şansı buldum. Orada hem <em>PlayStation Türkiye</em> ekibiyle hem de oyun sektöründen birçok farklı isimle tanıştım. Bunlar çok değerli ve parayla satın alınamayacak tecrübeler… <ul> <li> <h3>Bir oyunun yapımında çalışma şansınız olsaydı hangi oyunda ve departmanında çalışmak isterdiniz?</h3> </li> </ul> Pazarlama ile uğraşıyorum, çok büyük bir markanın (<em>God of War, The Last of Us, Red Dead Redemption, Uncharted</em> gibi) pazarlama ve iletişim departmanında yer almak çok isterdim. Markayı mümkün olduğunca büyük ve farklı kitleye ulaştırmak için oluşturulacak pazarlama stratejilerinde söz sahibi olmak her zaman hayalini kurduğum bir konu oldu. Belki bir gün… <ul> <li> <h3>Son olarak buradan okuyucularımıza ölmeden önce hangi oyunu oynamalarını tavsiye edersiniz?</h3> </li> </ul> Şu oyunu, bu oyunu oynayın demektense oyun oynayın! Yaklaşık 24 senedir aralıksız olarak oyun oynuyorum, eminim ki bu dünyada herkesin seveceği bir oyun var ve bence önemli olan bu oyunları keşfedip onları oynamak deneyimlemek… Çünkü ister <em>PlayStation</em>’da <em>The Last of Us</em> oynayın ister mobil cihazlarda <em>Candy Crush</em>, oyun oynamanın insanları rahatlatan ve mutlu eden bir hobi olduğunu unutmayın.
<em>20. Yüzyıl Stüdyoları (20th Century Studios) "siz dikkat etmediğinizde çocuklarınız için gelen şey"</em>le izleyicileri yüzleştirdiği yeni korku filmi The Boogeyman'in ilk fragmanını yayınladı. Stüdyo, <em>Fox</em>'ta yayınlanan<em> Philadelphia Eagles</em> ve <em>San Francisco 49ers</em> arasında oynanan NFC Şampiyonluk maçının yayınında ilk fragmandan bir parça yayınladı. Ardından pazar öğleden sonra fragmanın tam hali yayınlandı. 2023 yapımı film, daha önce 2005 yılında aynı isimle filmi yapılan ve <strong>Stephen King</strong>'in 1978 yılında yayımlanan aynı ismi taşıyan kısa hikayesine dayanıyor. <em>Black Swan</em>'ın senaryo yazarı Mark Heyman ve <em>A Quiet Place</em>'in yazar ikilisi Scott Beck ve Bryan Woods, yeni film için King'in hikayesini ellerine aldılar. <h2>The Boogeyman Filminin Konusu</h2> Bu<strong> korku-gerilim filmi</strong>, liseli Sadie Harper ve kız kardeşi Sawyer'ın annelerinin ölümünün yasını tutmalarını ve babalarıyla olan gergin ilişkilerini anlatıyor. Sinir bozucu bir hastanın sürpriz ziyareti, insanların ıstırabını besleyen doğaüstü bir varlığı da beraberinde getirir. Beck, Woods ve Heyman'ın uyarlaması Host'un yönetmeni Rob Savage tarafından destekleniyor. Sophie Thatcher (<em>Yellowjackets</em>), Chris Messina (<em>Birds of Prey</em>) ile birlikte rol alıyor. Filmde ayrıca Vivien Lyra Blair (<em>Obi-Wan Kenobi</em>), Marin Ireland (<em>The Umbrella Academy</em>), Madison Hu (<em>Bizaardvark</em>), LisaGay Hamilton (<em>Vice</em>) ve David Dastmalchian (<em>Dune</em>) da yer almakta. Filmin yapımcılığını Shawn Levy (<em>Stranger Things</em>), Dan Levine (<em>Arrival</em>) ve Dan Cohen (<em>The Adam Project</em>) üstleniyor. Baş yapımcılar ise Beck (<em>The Tomorrow War</em>), Wood (<em>The Tomorrow War</em>), John H. Starke (<em>Sicario</em>), Emily Morris (<em>Rosaline</em>), Adam Kolbrenner, Ryan Cunningham (<em>The Tomorrow War</em>) ve Robin Meisinger (<em>The Tomorrow War</em>). Levy'nin yapım şirketi, 21 Laps Entertainment, 20th Century Fox şirketi ile birlikte yer alıyor. Ayrıca yazarın bir vampir klasiği <strong>Salem's Lot</strong> ve <strong>Pet Sematary'</strong>in devam filmi de gelecek filmler arasında. <img class="alignnone wp-image-59277" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/01/stephen-king-on-writing_wide-676dd887ea0b4e5040570d210cc6b88a15cb6994-300x169.jpg" alt="" width="1195" height="673" /> <h2>Stephen King Kimdir?</h2> Stephen King 1947 yılında Portland, Maine, Amerika'da doğdu. Lise'de dilbilgisi okuluna kaltıldı. 1966 yılında liseden mezun olduktan sonra Orono'daki Maine Üniversitesi'nde ikinci sınıftan itibaren okulun gazetesinde haftalık köşe yazıları yazmaya başladı. 1970 yılında lise seviyesinde öğretmen olma hakkı ve İngilizce lisans derecesiyle üniversiteden mezun oldu. King, ilk profesyonel kazancını "The Glass Floor" kısa hikayesiyle kazandı. Öğretmenlik yaparken aynı zamanda da bir dergi için kısa hikayeler yazmaya devam etti. Şu ana kadar 50'den fazla kitap yazarak dünyanın en başarılı yazarlarından biri oldu. King, 2003 Amerikan Ulusal Kitap Ödülleri Madalyası ve 2014 Ulusal Sanat Madalyası sahibidir. Stephen King, roman yazarı eşi Tabitha King ile Maine ve Florida'da yaşamakta. Pek çok kütüphane de dahil olmak üzere bir dizi hayır kurumuna düzenli olarak katkıda bulunmaktalar ve hayırsever faaliyetleri nedeniyle yerel olarak onurlandırılıyorlar. <strong>The Boogeyman 2 Haziran'da sadece sinemalarda yayınlanacak.</strong> Filmin Fragmanı:
<strong>Oyuncu Annie Wersching kanserle mücadelesine 45 yaşında pazar sabah saatlerinde yenik düştü. Ölümünü menajeri Craig Schneider CNN'e bildirdi. </strong> Wersching 2020 yılından beri kanserle mücadele ediyordu. Oyuncunun en bilindik rolü <em>24</em> adlı dizideki FBI ajanı <strong>Renee Walker</strong>'dı. <strong>Wersching'in eşi Stephen Full</strong>'un <em>CNN</em>'e verdiği açıklamada: <em>"Bugün ailemizin ruhunda kocaman bir delik var. Fakat o (Annie Wersching) bu boşluğu doldurmak için bize araçları bıraktı. En basit anlarda bile harikaları bulurdu. Dans etmek için müziğe ihtiyacı olmazdı. Bize, maceranın bizi bulmasını beklememeyi öğretti. "Gidip onu bulun, o her yerde" derdi ve onu bulacağız."</em> diye yazdı. Wersching ayrıca son zamanların gözde oyunlarından biri olan <strong>The Last of Us</strong> video oyununun Tess karakterinin sesi olmuştu. Video oyununa dayanan yeni HBO Max dizisi <em>The Last of Us</em>'ın yaratıcı yönetmeni Neil Druckmann, Wersching'in vefatı hakkında şunu tweetledi: <em>"Az önce canım arkadaşım Annie Wersching'in vefat ettiği haberini aldım. Güzel bir sanatçı ve insanı kaybettik. Kalbim paramparça. Dualarım sevdikleriyle."</em> Ayrıca <em>The Vampire Diaries</em>'in yapımcısı Julie Plec de hesabında şunları yazdı: <em>"24" dizisiyle hayranı olmuştum ve Annie'nin kentteki en ateşli iki vampirin annesini oynayabildiği için çok şanslıyım. Rahat uyu harika ruh Annie."</em> <strong>Handmaid's Tale oyucusu Ever Carradine</strong>, Annie'nin çocuklarını ve eşini desteklemek adına GoFundMe üzerinden bir bağış kampanyası başlattı. Böylece<em> "Annie'yi gururlandıracaklarını bildikleri bir hayatı yaşamaya devam edebilecekler."</em> GoFunMe bağış kampanyasının notunda oyuncunun ailesine ne kadar çok taptığını belirten bir paragraf yer alıyor. <em>"Annie ailesi için yaşadı. İşini ve arkadaşlarının değerini bildi, fakat Steve ve çocukları onun her şeyiydi. Bu yüzden Steve işe ihtiyacı olmanın verdiği stres olmadan yas tutabilmesi için zamanı olmalı. Böylece tatlı anneleri Annie olmadan geleceklerini yönlendirdikleri sırada, 12, 9 ve 4 yaşındaki çocuklarına babalık yapabilir."</em> Wersching, 2000'den 2009'a kadar ve 2010'larda düzenli olarak televizyon dizilerinde yer aldı. 2007'de <em>ABC</em>'nin uzun soluklu dizisi <em>General Hospital</em>'da Amelia Joffe'u canlandırdı. 2008'de, yedinci ve sekizinci sezonlarda Kiefer Sutherland'la birlikte başrolde oynadığı ünlü Fox dizisi <em>24</em>'te FBI ajanı Renee Walker'ı canlandırdığında büyük çıkış yakaladı. Ayrıca <em>Extand, Runaways </em>ve <em>The Rookie</em> dizileri de oyuncunun bir diğer projeleri arasında yer alıyor. <img class="alignnone wp-image-59270" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/01/the-rookie-season2-episode10d-300x200.jpg" alt="" width="1062" height="708" /> Wersching'in diğer dikkate değer TV çalışmaları arasında Amazon Prime'ın 2014 yapımı “Bosch” dizisindeki Harry Bosch'un (Titus Welliver) sevgilisi rolü ve CW'nin “The Vampire Diaries” dizisindeki kötü vampir Lily Salvatore rolü yer alıyor. 2022'de <strong>Star Trek Picard</strong>'da Borg Kraliçesini canlandıran Wersching, kendisini galaksiler arası kötüye dönüştüren makyaj ve protez sanatçılarına şükran mesajları eşliğinde setten tam kostümlü fotoğraflarını sık sık paylaşmıştı. Wersching'in Paramount+'ta yayınlanan <em>Star Trek Picard</em>'daki rolü, oyuncunun IMDb'deki son profesyonel işlerinden biri olarak listeleniyor. Wersching'in eşi pazar günü yaptığı açıklamayı dokunaklı bir anı ile bitirdi. <em>“Oğullarımızı, hayatının gerçek aşklarını, dolambaçlı garaj yolunda ve caddede sürerken, işitme mesafesinden çıkıp dünyaya girene kadar GÜLE GÜLE diye bağırırdı! Hala kulağımda çınladığını duyabiliyorum. Güle güle dostum. 'Seni seviyorum küçük ailem..."</em>
<strong>İran'ın İsfahan kentinde savunma bakanlığına ait mühimmat üretim tesisine insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırı düzenlendi.</strong> Olayla ilgili İsrail ile ABD arasındaki diyaloğa aşina olan üst düzey istihbarat yetkililerine göre cumartesi günü, İsfahan kent merkezinde konumlanan <strong>İran Askeri Tesisi</strong>'ne <strong>Mossad</strong> (İsrail İstihbarat Topluluğu birimlerinden biri) tarafından <strong>bir patlama ile sonuçlanan bir saldırı</strong> gerçekleştirildi. Ne tesisin amacı ne de saldırının oluşturduğu zararın büyüklüğü belli değil; fakat İsfahan, İsrail ve ilerisine kadar ulaşan orta menzilli balistik füze olan Şahab da dahil olmak üzere İran için füze üretim, araştırma ve geliştirmesi için önemli bir merkez. Haftalar önce Amerikalı yetkililer Rusya'nın Ukrayna ile olan savaşında kullanması için İran'ı başlıca drone teminatçısı olarak belirlemişti ve Rusya'nın da aynı zamanda savaşta kullanmak için İran tarafından üretilen füzelere ulaşmaya çalıştıklarına inandıklarını söylemişlerdi. Fakat ABD yetkilileri Rusya'ya olası füze ithalatı için değil de İsrail'in kendi güvenliklerinden endişe duydukları için saldırıyı gerçekleştirdiklerini söylediler. Saldırı Dışişleri Bakanı Antony J. Blinken'in,<strong> Benjamin Netanyahu</strong>'nın başbakan olmasından bu yana ilk defa İsrail'i ziyaret etmeye başlaması sırasında gerçekleşti. Merkez İstihbarat Teşkilatı'nın başkanı William J. Burns geçen hafta İsrail'i ziyaret etti; ancak İsfahan'daki operasyonun konuşulup konuşulmadığına dair herhangi bir şey net değil. Amerikalı yetkililer hemen pazar sabahı saldırıdan Birleşik Devletleri'nin sorumlu olmadığını bildirdiler. Yetkililerden biri, saldırının İsrail tarafından gerçekleştiğini onayladı, fakat hedef hakkında bir şey söylemedi. Bazen İsrail, Birleşik Devletleri'ne bir saldırı olacağı hakkından önden bir uyarı veriyor ya da Amerikalı yetkililere bir operasyonun başladığı hakkında bilgi veriyor. Bu durumda ne olduğu hakkındaki bilgiler açık değil. <img class="alignnone wp-image-59264" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/01/PAGRUMLG3BLAVJL7NTP4U3WVVE-300x169.jpg" alt="" width="1122" height="632" /> İsfahan, hepsinin yıllar önce Çin tarafından sağlanan 4 küçük nükleer araştırma tesisi barındırıyor. Fakat cuma günü saldırıya uğrayan tesisin nükleer tesisi olmadığı tespit edildi. İran bir saldırı olduğunu saklamak için hiçbir çaba göstermedi ve saldırının küçük bir hasara yol açtığını söyledi. Üst düzey İranlı yetkililer, açıklamalarında dronların - görünüşe göre dört ayrı pervaneli bir tür uçak olan quadcopter'ların hepsinin düşürüldüğünü iddia ettiler. İran'ın resmi haber ajansı <em>IRNA</em>, pazar günü insansız hava araçlarının bir mühimmat üretim tesisini hedef aldığını ve karadan havaya savunma sistemi tarafından düşürüldüğünü bildirdi. İran'ın yaklaşık iki milyon nüfuslu bir şehrin ortasına neden mühimmat üretim tesisi kurduğu açık değil. İran dışişleri bakanı <strong>Hüseyin Amir Abdullahiyan</strong> pazar günü Tahran'da düzenlediği basın toplantısında, <em>"İran'ın merkezindeki askeri bir bölgeye korkakça bir insansız hava aracı saldırısının İran'ın barışçıl nükleer programında ilerlemesini engellemeyeceğini"</em> söyledi. Bu, Netanyahu'nun yeniden göreve gelmesinden bu yana İsrail'in İran içinde bilinen ilk saldırısı ve İsrail saldırılarını İran'ın içine doğru genişleten iki selefi ve siyasi rakibi Naftali Bennett ve Yair Lapid altında oluşturulan stratejiyi benimsediğini gösteriyor olabilir. Quadcopter'lar bu tür operasyonların imzası haline geldi.
Bu sene Türkiye kışa geç kavuştu. Neredeyse kışın ilk 2 ayı kurak geçen ülke geneli hava durumu, herkesi korkutmaya başlarken sonunda beklenen kar geldi. Ülke geneli birçok şehir beyaza bürünürken, kar yağmayan illerimizde de yağmur yağışı başladı. Marmara'nın güneybatısı, İç Ege'nin yüksek kesimleri, Batı Akdeniz'in iç kesimlerinin yüksekleri, Karadeniz'in iç kesimleri, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'nun kyuzeyinde karla karışık yağmur ve kar yağması bekleniyor. <strong>Meteroloji hava durumu tahminlerine göre</strong> bugün İç Anadolu'nun doğusu ve Doğu Anadolu'da beklenen kar, yağmaya başladı. Kayseri, Nevşehir, Sivas, Elağız, Muş, Van, Hakkari, Malatya, Erzincan, Bitlis, Tunceli, Bingöl ve Şırnak'ın doğusunda kar yağışları bekleniyordu. Bu illerin birçoğunda sabah saatlerinde <strong>kar yağışı etkisini göstermeye başladı.</strong> Tahminlere göre Şubat ayı ülkenin tamamının asıl yağışlara teslim olacağı ay olabilir denmekte. Şu anki tahminlere göre ise 3-4 Şubat'ta metropol İstanbul'da kar havası olabilir. Şubat ayının soğuk geçmesi beklenirken, Batı bölgelerindeki dağlar da kar yağışı için Şubat'ı bekleyecek. Mart ayı için konuşmak erken olsa da, şu anki tahminler Mart ayının mevsim ortalamalarında seyretmesi bekleniyor. <h2>Ülkemizden Kar Manzaraları</h2> <h2>Bolu</h2> Dün akşam (28 Şubat) saatlerinde Bolu'da kar yağışı başladı ve kar kalınlığı 5 santimetreye kadar ulaştı. D-100 karayolu Bolu Dağı kesimi ve D-100 karayolunun bazı bölgelerinde sürücüler güçlükle ilerledi. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/01/3560500_810x458-800x452.jpg" alt="" width="1282" height="724" /> <h2>Bitlis</h2> Bir diğer<strong> kara teslim</strong> olan ilimiz ise Bitlis<strong>.</strong> Kar yağışının etkisiyle 282 yerleşim yerine ulaşıma kapanırken, 60 iş makinesi ve 80 personel ile yol açma çalışmaları başladı. Kar kalınlığı şehir merkezinde 18 santimetre, yüksek kesimlerde ise 30 santimetreye kadar ulaştı. Meteroloji tahminlerine göre kar yağışı salı gününe kadar devam edecek. <img class="" src="https://i.sozcucdn.com/wp-content/uploads/2023/01/29/bitliste-kar-yagisi-282-yerlesim-yerine-ulasim-yok-_9956_dhaphoto2.jpeg?w=776&h=436&mode=crop" alt="Bitlis’te kar yağışı: 282 yerleşim yerine ulaşım yok" width="1342" height="754" /> <h2>Yozgat</h2> Yozgat'ta ise sağanak yağmurun ardından şehir merkezinde yerini kar yağışına bıraktı. Şehir kısa bir süre içinde beyazlara bürünürken, kar yağışı sürücülere zor anlar yaşattı. Karayolları ve belediye ekipleri tarafından yollarda kar küreme ve tuzlama çalışması yapıldı. <img src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2023/1/29/080113696-f76e3bf2-12c5-4be6-b070-ad80894f8cd548206039.jpg" alt="<p>Yozgat'ta kar yağışı etkili oldu.</p> <p>Kent merkezinde akşam saatlerinde başlayan sağanak yerini kara bıraktı.</p> <p>Kısa sürede kent beyaza bürünürken, sürücüler trafikte zor anlar yaşadı. Bazı vatandaşlar yokuşta kalan araçları iterek yardım etti.</p> <p>Karayolları ve Yozgat Belediyesi ekipleri yollarda kar küreme ve tuzlama çalışması yaptı.</p>" /> <h2>Van</h2> Van'da ise şehir merkezinde kar 10 santimetre, yüksek kesimlerde ise 35 santimetreye ulaştı. Belediye ekipleri yolların kapanmaması için hemen çalışmalara başladı. <img src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2023/1/29/080215762-32c75194-26a0-4d46-bff2-c33b0b28136248205294.jpg" alt="<p>Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün uyarı yaptığı kar yağışı, Van ve ilçelerinde akşam saatlerinde başladı.</p> <p>Şehir merkezinde 10 santimetreyi bulan kar kalınlığı yüksek kesimlerde 35 santimetreye ulaştı.</p> <p>Van Büyükşehir Belediye ekipleri, mahalle ve mezra yollarının kapanmaması için çalışma başlattı. </p>" /> <h2>Kahramanmaraş</h2> Kahramanmaraş'ta başlayan ve yüksek kesimleri beyaza boyanan kar yağışı ile Maraşlılar kendilerini Yedikuyular Kayak Merkezi'ne attılar. <img class="" src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2023/1/29/080556254-ec7c7f6a-a332-41f2-8156-00545739fa4648200934.jpg" alt="<p>Kahramanmaraş’ta sabahın erken saatlerinde yüksek kesimleri beyaza bürüyen kar yağışı sonrası yurttaşlar soluğu Yedikuyular Kayak Merkezi’nde aldı.</p> <p>Kar keyfini yaşayan bir grup vatandaş ise kar yağışını davul zurna eşliğinde kutladı.</p> <p><strong>YOLLAR KAPANDI</strong></p> <p>Elazığ İl Özel İdaresi Yol ve Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğü'nden alınan bilgiye göre, kentin yüksek kesimlerinde kar yağışı ve tipi etkisini sürdürüyor. </p> <p>Elazığ ve Şırnak'ta etkili olan kar yağışı nedeniyle 127 yerleşim yerinin yolu ulaşıma kapandı.</p>" width="1185" height="806" /> <h2>Diğer İllerimiz</h2> Mardin, Adıyaman, Diyarbakır, Hakkari ve Muş'ta da görüntüler farklı değildi. Her ne kadar bazı illerde kar sevinci yaşansa da bazı bölgelerde kazalar meydana geldi. Mersin Erdemli-Karaman Ayrancı yolunun yaklaşık 1,700 rakımında seyahat eden bir araç kar yağışının etkisiyle mahsur kaldı. Aracın kurtarılması için çağırılan çekici de kara saplandı. Daha sonra Erdemli Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü'nden gelen ekipler yolu kepçeyle açtılar.
<strong>Dünya çekirdeği dönmeyi durdurmuş ya da ters yönde dönmeye başlamış olabilir!</strong> Uluslararası bilim insanları tarafından yapılan araştırma gezegenimizin en derin katmanının yavaşladığını, hatta ters yönde dönmeye başladığını ortaya çıkardı. Dünya'nın çekirdeğini saran katmanlar soğan şeklinde pozisyonlanmıştır, hatta deprem ya da volkanik patlamalar gibi doğal afetler çekirdeğin derinliklerinden gelmektedir. Araştırmacılar çekirdeğin döndüğünü ve bilindik bir çekim kaynağı olduğunu yıllardır bildirmekte. <strong>National Geographic</strong>'ye göre Kuzey Işıkları bu olayın bir sonucudur. Dünya kabuk, manto ve iç ve dış çekirdeklerden oluşur. Katı iç çekirdek, yer kabuğunun yaklaşık 5,149 kilometre altında yer alır ve yarı katı mantodan, iç çekirdeğin Dünya'nın kendi dönüşünden farklı bir hızda dönmesine izin veren sıvı dış çekirdek tarafından ayrılır. Neredeyse 3.540 kilometrelik bir yarıçapa sahip olan Dünya'nın çekirdeği, yaklaşık olarak Mars büyüklüğündedir. Çoğunlukla demir ve nikelden oluşur ve Dünya kütlesinin yaklaşık üçte birini içerir. İç çekirdeğin dönüşü, dış çekirdekte üretilen manyetik alan tarafından yönlendirilir ve mantonun yerçekimi etkileriyle dengelenir. İç çekirdeğin nasıl döndüğünü bilmek, bu katmanların nasıl etkileşime girdiğine ve Dünya'nın derinliklerindeki diğer süreçlere de ışık tutabilir. <img class="alignnone wp-image-59198" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/01/q-300x169.jpg" alt="" width="1120" height="631" /> <h2>Dünya Çekirdeğine Neler Oluyor?</h2> <strong>Jeoloji Enstitüsü (</strong><strong>Institute of Geosciences) </strong>en son yapılan araştırmalara göre Dünya çekirdeğinin ters yönde dönebileceğini belirtti. Raporda <em>"Yeni araştırma, çekirdeğin hızının düştüğü ve gezegenin geri kalanının dönme hızına ayak uyduramadığını doğruluyor. Sanki biz, kabuk, çekirdekten ileri gidiyor gibiyiz"</em> deniyor. Araştırmacı<strong> Yi Yang ve Xiaodong Song, </strong>Dünya çekirdeği ile ilgili hükümlerinin bir dizi araştırmaya dayalı olduklarını belirttiler. Takım, geçtiğimiz yıllarda tanımlanan birçok sismik dalgalara baktıklar ve istatistikler Kuzey Alaska ve Güney Sandwich Adaları'nda 200 depremin meydana geldiğine karar verdi. Bu datayı kullanarak, daha sonra dalgaların hızını ve bu etkilerin Dünya çekirdeğinin altındaki çeşitli katmanlarda hissedildiğini ölçebildiler. Buldukları şeyin beklenmedik olduğunu söyleyen<strong> Song</strong>, 2009 yılından bu yana, daha önce zamanla değişen sismik kayıtlar çok az farklılık gösterdiğini belirtti. Bunun da, iç çekirdek dönüşünün durakladığını öne sürmelerine neden oldu. <em>"1980 ile 1990 arasındaki on yıla baktığınızda net bir değişim görüyorsunuz, ancak 2010'dan 2020'ye baktığınızda pek bir değişiklik görmüyorsunuz"</em> diyerek de ekledi. <h2>Dünya Çekirdeğinin Yavaşlaması Nasıl Sonuçlar Doğuracak?</h2> <strong>Pekin Üniversitesi Teorik ve Uygulamalı Jeofizik Enstitüsü</strong> <strong>bilim insanları</strong>, bu bulguların farkında olunmasının önemli olduğunu ama kabuk üzerinde bir etkisi olmayacaklarını söylediler. Araştırmacıların tespit edebildiği tek sonuç, Dünya'nın kendi ekseni etrafında dönmesi için geçen süreyi yılda 0,1 derece uzatabilmesi olduğudur. Bilimsel topluluk çekirdeğin yönündeki değişikliği insanların hissetmeyeceğini belirtti. İlerleyen yıllarda en fazla olabilecek şey, günün son birkaç yıla göre uzaması ya da o da olmazsa saniyenin binde biri kadar kısalmasıdır. Jeoloji Enstitüsü (Institute of Geosciences)'ne göre milyarlarca yıl önce Dünya üzerinde günler yaklaşık 23 saat sürmekteydi. Geçmişte gezegenimiz şimdi olduğundan daha hızlı dönüyordu.
15 sene önce <em>ATV</em> ekranlarında yayınlanmaya başlayan kayıp kişilerin aradığı, ailelerin birbirini bulmasına yardım edildiği ve cinayetlerin gün yüzüne çıkarılarak faillerinin bulunduğu bir programdır. Sunuculuğunu araştırmacı gazeteci <strong>Müge Anlı</strong>'nın yaptığı, yanında da <strong>avukat</strong> <strong>Rahmi Özkan</strong> ve <strong>Adli Tıp Uzmanı Şevki Sözen</strong>'in bulunduğu programda şu ana kadar 3212 kayıp bulunmuş, 181 cinayet dosyası aydınlığa kavuşturulmuş ve 930 aile kavuşturulmuştur. <em>Televizyon İzleme Araştırma Komitesi (TİAK)</em> verilerine göre Türkiye'nin en çok izlenen gündüz kuşağı programı ünvanını kimseye kaptırmadan yayıncılık hayatına devam etmektedir. Her ne kadar binlerce kişiye umut ışığı olsa da, Müge Anlı'nın bir insan olduğunu ve mükemmel bir varlık olmadığını unutmamak gerekir. Konuştuklarının ne kadarında gerçekten haklı olsa da bazen düşüncesizce sözler söylemeye meyilli olan Anlı, bu sefer komünistleri kızdırdı. Hafta içi her gün ATV ekranlarında seyircisi ile buluşan <em>Müge Anlı ile Tatlı Sert</em> programı canlı yayınında, <strong>komünistler</strong> ve katilleri aynı kefeye oyan Müge Anlı'ya sosyal medyada tepki yağdı. Programda Müge Anlı şu sözleri söyledi: <em>"Kardeşini öldürmüş, komünist, terörist, madde bağımlısı bilmem ne... sonra dizine yatacağım, şey taşı düşüreceğim, böbrek taşı. Olmadı! Ben de olmadı. Ya benim de bir dizilimim var. O dizilim ben de uymadım mı bir daha da yerine oturmuyor yani. E ben de taşları bir diziyorum yani."</em> Komünist görüşleri olan insanları terörist ve katillerle aynı cümle içine koyması, Müge Anlı'nın üstüne gözlerin hızla çevrilmesine sebep oldu. Sosyal medyada göze çarpan tepki paylaşımlarından biri <strong>gazeteci Nasuh Bektaş</strong>'tan geldi. <img class="alignnone wp-image-59185" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/01/odatv_image_82__80b8ef7745384f-300x300.webp" alt="" width="1081" height="1081" /> Bir diğer en çok dikkat çeken tepki ise şöyle: <img class="alignnone wp-image-59187" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/01/resim-340-229x300.webp" alt="" width="1075" height="1408" />
Sosyal medya, komşu gezegenimiz <strong>Mars</strong>'ta çekilen <strong>Ayı Suratı</strong> görüntüsüyle çalkalanıyor! Herhangi bir sonuca varmadan önce hemen belirteyim: şu ana kadar Mars'ta canlı izine rastlanmadı ve gerçek bir ayı da henüz Mars'ta yaşamıyor. Ayı fotoğrafı <strong>NASA</strong> tarafından çekilip yayınlandı. <em>"HiPOD: Mars'ta bir ayı mı?"</em> <em>"Bu şekil biraz bir ayı suratına benziyor. Peki aslında ne?"</em> Mars'tan gelen bu garip görünümlü fotoğraf hiçte şaşırtıcı olmamalı. İnsanların Ay'ın ötesine gitmeyi planlamasıyla, şu anda Kırmızı Gezegen'in birçok kamera görüntüsü çalışma altında ve Dünya'yla ilgili minicik bir benzerlik bile toplanıyor. <h2>Fotoğraf HiRISE Tarafından Çekildi</h2> Bu sefer fotoğraf, <em>Nasa'nın Yüksek Çözünürlüklü Görüntüleme Bilim Deneyi, Mars Yörünge Kâşifi</em>'nin bünyesinde bulunan yüksek çözünürlüklü bir kamera ya da <strong>HiRISE</strong> tarafından çekildi. 1.6 metreden biraz uzun, 12 metre odak uzunluğuyla uzay aracının ayak ucunda konumlanan ve böylece sürekli <strong>Kırmızı Gezegen</strong>'e bakabilen güçlü bir deneydir. Her biri kırmızı bir filtre, yakın kızılötesi ya da yeşil-mavi dalga uzunluğu bantları ile kaplanan 14 dedektör ile donatılmıştır. <em>NASA</em>'nın internet sitesinde bahsedildiğine göre<em> HiRISE</em>, <strong>6 saniye kadar az bir süre içerisinde 28 gigabytes data içeren fotoğrafları kaydedebilir.</strong> 65 kiloluk uzay aracı Mars yüzeyinin aktif yüzey sürecini ve manzarasını araştırmakla görevlendirilmiş ve fotoğrafları 300 kilometre yükseklikten çekmektedir. Yaklaşık 30 santim piksel boyutuyla <em> HiRISE</em> tarafından çekilen her görüntü, Mars yüzeyindeki bir mutfak masası kadar küçük bir nesneyi çözebilir, bu nedenle dev bir Ayı Suratı kaçırılmayacak bir şeydir. <h2>Mars'taki Ayı Suratı</h2> Mars’ta çekilen ve şüpheye yer eden görüntülerden farklı olarak, burada birinin bir Ayı Suratına baktığına dair hiçbir şüphe yok. O zaman soru şu: o, oraya nasıl geldi? <em>NASA</em>'nın açıklaması olabildiğince basit. Bu sadece doğal bir kaya oluşumu. Fotoğrafta görülen şey Mars yüzeyinde yıllarca oluşan bir dizi olayın tesadüfi bir zamanlamasıdır. Ayının gözleri boyut olarak çok küçük olan 2 kraterden oluşuyor. Burun görünümlü tepe ise, muhtemelen bir yanardağ aktivitesi ya da çamur olayı sonucunda oluşmuş V şekilli çökmüş bir yapı. Bu da bizi ayının kafasını oluşturan çember hatlarıyla baş başa bırakıyor. Araştırmacılar, bunu bir süre boyunca çökelmeye maruz kalmış bir yeraltı çarpma krateri şekli olarak açıklıyor. Bunun gerçekleşmesi için şansa bırakılan çok şey var. Ama orada bir yüz görmenizin nedeni aynı zamanda beynimizin yüzleri görmeyi sevmesidir. Bu görüntü, <em>HiRISE</em> tarafından yakalanan binlerce GB veriden ortaya çıkmakta.
Fransız şirket <strong>Eolink</strong>, 15 Avrupa enerji ortağı işbirliğiyle 2025 yılına kadar Bulgaristan'a 5MW su üstünde yüzen açık deniz rüzgarı inşa edecek. Bu, sürdürülebilir enerji çözümlerini geliştirmeyi amaçlayan <strong>Avrupa destekli Karadeniz Yüzen Açık Deniz Rüzgarı'nın (BLOW)</strong> bir parçasıdır. Şirket, türbinin gerilimlerini dağıtmak için bir yerine dört çelik direk kullanarak mevcut endüstri sorunlarını çözdüğünü iddia eden Eolink’in patentli yüzen açık deniz rüzgar türbini tasarımını kullanacak. Bunun genel yapıyı %30 daha hafif yapacağı söyleniyor. Girişime göre türbinleri, kanatlar ve direkler arasındaki daha büyük mesafe sayesinde aerodinamik etkileşimleri azaltarak %10 daha fazla enerji üretebiliyor. Bu tertibat, rüzgarın az olduğu bölgelerde daha fazla enerji üretebilmesi için daha büyük bir çark takılması da dahil olmak üzere, Karadeniz’de maksimum verimlilikle çalışacak şekilde tasarlanacak. <strong>Eolink’in CCO’su Alain Morry</strong> basın açıklamasında,<em> “Dünya Bankası 2021 raporu, yalnızca Karadeniz’de 166 GW’lık şaşırtıcı bir yüzen açık deniz enerjisi ile Güneydoğu Avrupa’da muazzam bir teknik potansiyel olduğunu gösteriyor, bu da Bulgaristan ve Romanya’nın elektrik tüketiminin beş katına eşdeğerdir.”</em> dedi. <em>“Bu proje aracılığıyla, Romanya’da hâlihazırda devam eden/sabit tabanlı açık deniz rüzgar projeleri olan bölge genelinde açık deniz gelişimini katalize etmeyi umuyoruz” diye de ekledi.</em> Ama her ne kadar yenilenebilir enerji gelişmesi AB için olumlu bir adım gibi görünse de, bir sorun var: rüzgar türbini, AB tarafından işletilen mevcut bir gaz platformun bir Bulgar petrol ve gaz şirketi, <strong>Petroceltic</strong>'e güç sağlamak için kullanılacak. Ne yazık ki, bu alışılmadık bir uygulama değil. Hywind Tampen'i bir düşünün; Norveç’in dünyanın en büyük yüzen açık deniz Rüzgar çiftliği ve aynı zamanda ülkenin gaz ve petrol üretimine de güç veriyor. Bir yandan, fosil yakıt üretimini <strong>yenilenebilir enerji</strong> ile güçlendirmek, geleneksel delme veya yakma uygulamalarına kıyasla daha az zararlıdır. Açık deniz rüzgarı için diğer geleneksel endüstrilerin aksine yeni bir endüstriyel örnek geliştirmek olumlu bir gelişme. Rüzgar türbininin imalatı, kurulumu ve işletilmesi sürecinde öğrenilen derslerin gelecekte daha büyük rüzgar çiftliklerine fayda sağlayabileceği de iddia ediliyor. Ama öte yandan bu durum, gezegeni tehlikeye atan gaz ve petrolü hasat etmek için yeşil enerjiyle ilgili bir projeyi finanse eden AB için geriye doğru bir adım gibi görünüyor. Bu, tamamen yenilenebilir enerji kaynaklarına bağımlı hale gelmeden önceki bir geçiş aşamasını temsil ediyor olsa da, blok 2050 yılına kadar karbon nötrlüğüne yönelik iklim hedeflerini tutturmak istiyorsa oyununu hızlandırmalıdır.
<strong>Eski ağır sıklet boks şampiyonu Mike Tyson</strong>, 1900'ların başlarında bir kadınla New York'un Albany şehrinde bir gece kulübünde tanıştığı kadına tecavüz etmekle suçlanıyor. Tyson'ın bir limuzinde tecavüz ettiği kadın, eski boksörü 5 milyon Amerikan doları karşılığında dava açtı. Olaydan sonra kadın, <strong>"fiziksel, psikolojik ve duygusal yaradan"</strong> mağdur olduğunu belirtti. <em>"Suçluluk duygusu, özgüven kaybı, utanç, üzüntü, sinir, depresyon, kaygı bozukluğu, şiddete eğilim, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı ve zalimce tecavüz edilme sonucu kafa karışıklığı yaşadım ve yaşıyorum."</em> <em>"Seksle ilgili sorunlar ve tecavüz sonucu dokunulma dahil ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere ömür boyu süren sorunlar geliştirdim. Erkeklerle ve genel olarak insanlarla sağlıklı ilişkiler yaşayamıyor ve/veya sürdüremiyorum. Kabuslar, panik ataklar ve geçmişe dönük sahneler dahil ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere aşırı duygusal sancılar geliştirdim."</em> Kadının yazılı ifadesinde saldırının tam tarihi belirtilmiyor; yalnızca 1900'lü yılların başlarında -Tyson'ın Indianapolis'te güzellik yarışması katılımcısı <strong>Desiree Washington</strong>'a tecavüz ettiği sıralarda- yaşandığını söylüyor. Mike Tyson, 10 Şubat 1992 yılında Washington'a <strong>tecavüzden 3 sene hapis</strong> yatmıştı. New York'taki yasal işlem, cinsel saldırı mağdurlarına yıllar hatta on yıllar önce meydana gelen saldırılara ilişkin dava açmalarını sağlayan bir yıllık bir pencere tanıyan eyaletin Yetişkin Hayatta Kalanlar Yasası uyarınca açıldı. Yazılı ifadesinde kadın, Tyson'ın limuzinine bindiğini ve boksörün hemen kadına dokunup öpmeye çalıştığını söyledi. <em>"Ona birçok kez hayır dedim ve durmasını söyledim. Fakat bana saldırmaya devam etti. Daha sonra pantolonumu çıkarıp bana vahşice tecavüz etti."</em> Dava <em>Times Union of Albany</em>'de (New York'un Albany şehrinin günlük bir gazetesi) bildirildi. İlgili kadın kimliğinin açıklanmamasını istiyor; eğer açıklanırsa <strong>"ileri ruhsal zarar, taciz, dalga geçilme ya da kişisel utanç"</strong>a sebep olacağından endişeli. Kadının avukatı Darren Seilback kendi yazılı ifadesinde, sadece dava açan kadının sözüne güvenip ofisinin bu davayı üstlenmediğini, ileri araştırmalar yaparak ve bu araştırmalar sonucu kadının sözlerinin<strong> "yüksek derecede doğru"</strong> olduğuna karar verdiğini söyledi. <img class="alignnone wp-image-59110" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/01/21_01_13_274376a3a849561d65ae8a2754d77242_960-300x194.webp" alt="" width="1134" height="733" /> Seilback salı günü dava hakkında daha fazla konuşmayacağını söyledi. Tyson'dan yorum isteyen bir mesaj, onu temsil eden bir ajansa gönderildi. Brooklyn doğumlu 56 yaşındaki Mike Tyson, 1987'den 1990'a kadar tartışmasız dünya ağır sıklet şampiyonu olarak beğeni kazandı, ancak ring dışındaki hayatı çalkantılıydı. Tyson'ın 1980'lerin başında ödüllü fotoğrafçı<strong> Lori Grinker</strong>'in göğsünü tutmaya çalıştığı iddia edilmişti, ancak iddiayı reddetmek yerine <em>DailyMail.com</em>'a, Tyson'ın '17 yaşlarındayken' Lori'nin de 20'li yaşlarının ortalarındayken rızaya dayalı bir cinsel ilişkiye yaşadıklarını söylemişti. <em>"Şu anda 56 yaşında olan Tyson hakkında, "Mike'ın keyfi yerindeyse çok tatlı ve nazik olabiliyordu. Eğer keyifsizse ise tam tersi. Bir keresinde göğsümü tutmaya çalıştı ve ben iterek onu uzaklaştırdığımda sinirlendi ve ışık ölçerimi kara attı. Biraz şımarık bir tarafı vardı ve şampiyon olarak istediğini almaya alışmıştı."</em> Tyson'ın eski eşi oyuncu Robin Givens, boşanma kağıtlarında 1980'lerin sonlarındaki evliliklerini <strong>"kışkırtılmamış şiddet öfkeleri ve yıkım"</strong> olarak tanımlamıştı. Sanırım Mike Tyson sorunlarını ring dışına çıkarmaması gerektiğini unutmuş gibi görünüyor.
Şüphesiz Amerika'nın en prestijli film ödüllerini dağıtan <strong>Akademi Ödülleri</strong> (bir diğer adıyla <strong>Oscar Ödülleri</strong>)'dir. Her sene dünyanın her yerinden film severlerin heyecanla beklediği <strong>Oscars</strong> adaylarının açıklanması. İşte o gün geldi, çattı. <h1>2023 Yılı Oscars Adayları:</h1> <h3>En İyi Kadın Oyuncu</h3> <ul> <li>CATE BLANCHETT Tár</li> <li>ANA DE ARMAS Blonde</li> <li>ANDREA RISEBOROUGH To Leslie</li> <li>MICHELLE WILLIAMS The Fabelmans</li> <li>MICHELLE YEOH Everything Everywhere All at Once</li> </ul> <h3>En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu</h3> <ul> <li>ANGELA BASSETT Black Panther: Wakanda Forever</li> <li>HONG CHAU The Whale</li> <li>KERRY CONDON The Banshees of Inisherin</li> <li>JAMIE LEE CURTIS Everything Everywhere All at Once</li> <li>STEPHANIE HSU Everything Everywhere All at Once</li> </ul> <h3>En İyi Animasyon Filmi</h3> <ul> <li>GUILLERMO DEL TORO'S PINOCCHIO Guillermo del Toro, Mark Gustafson, Gary Ungar ve Alex Bulkley</li> <li>MARCEL THE SHELL WITH SHOES ON Dean Fleischer Camp, Elisabeth Holm, Andrew Goldman, Caroline Kaplan ve Paul Mezey</li> <li>PUSS IN BOOTS: THE LAST WISH Joel Crawford ve Mark Swift</li> <li>THE SEA BEAST Chris Williams ve Jed Schlanger</li> <li>TURNING RED Domee Shi ve Lindsey Collins</li> </ul> <h3>En İyi Sinematografi</h3> <ul> <li>ALL QUIET ON THE WESTERN FRONT James Friend</li> <li>BARDO, FALSE CHRONICLE OF A HANDFUL OF TRUTHS Darius Khondji</li> <li>ELVIS Mandy Walker</li> <li>EMPIRE OF LIGHT Roger Deakins</li> <li>TÁR Florian Hoffmeister</li> </ul> <h3>En İyi Kostüm Tasarımı</h3> <ul> <li>BABYLON Mary Zophres</li> <li>BLACK PANTHER: WAKANDA FOREVER Ruth Carter</li> <li>ELVIS Catherine Martin</li> <li>EVERYTHING EVERYWHERE ALL AT ONCE Shirley Kurata</li> <li>MRS. HARRIS GOES TO PARIS Jenny Beavan</li> </ul> <h3>En İyi Yönetmen</h3> <ul> <li>THE BANSHEES OF INISHERIN Martin McDonagh</li> <li>EVERYTHING EVERYWHERE ALL AT ONCE Daniel Kwan and Daniel Scheinert</li> <li>THE FABELMANS Steven Spielberg</li> <li>TÁR Todd Field</li> <li>TRIANGLE OF SADNESS Ruben Östlund</li> </ul> <h3>En İyi Belgesel Filmi</h3> <ul> <li>ALL THAT BREATHES Shaunak Sen, Aman Mann ve Teddy Leifer</li> <li>ALL THE BEAUTY AND THE BLOODSHED Laura Poitras, Howard Gertler, John Lyons, Nan Goldin ve Yoni Golijov</li> <li>FIRE OF LOVE Sara Dosa, Shane Boris ve Ina Fichman</li> <li>A HOUSE MADE OF SPLINTERS Simon Lereng Wilmont ve Monica Hellström</li> <li>NAVALNY Daniel Roher, Odessa Rae, Diane Becker, Melanie Miller ve Shane Borisi</li> </ul> <h3>En İyi Belgesel Kısa Filmi</h3> <ul> <li>THE ELEPHANT WHISPERERS Kartiki Gonsalves ve Guneet Monga</li> <li>HAULOUT Evgenia Arbugaeva ve Maxim Arbugaev</li> <li>HOW DO YOU MEASURE A YEAR? Jay Rosenblatt</li> <li>THE MARTHA MITCHELL EFFECT Anne Alvergue ve Beth Levison</li> <li>STRANGER AT THE GATE Joshua Seftel ve Conall Jones</li> </ul> <h3>En İyi Film Kurgusu</h3> <ul> <li>THE BANSHEES OF INISHERIN Mikkel E.G. Nielsen</li> <li>ELVIS Matt Villa ve Jonathan Redmond</li> <li>EVERYTHING EVERYWHERE ALL AT ONCE Paul Rogers</li> <li>TÁR Monika Willi</li> <li>TOP GUN: MAVERICK Eddie Hamilton</li> </ul> <h3>En İyi Uluslararası Film</h3> <ul> <li>ALL QUIET ON THE WESTERN FRONT Germany</li> <li>ARGENTINA, 1985 Argentina CLOSE</li> <li>Belgium EO Poland</li> <li>THE QUIET GIRL Ireland</li> </ul> <h3>En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı</h3> <ul> <li>ALL QUIET ON THE WESTERN FRONT Heike Merker ve Linda Eisenhamerová</li> <li>THE BATMAN Naomi Donne, Mike Marino ve Mike Fontaine</li> <li>BLACK PANTHER: WAKANDA FOREVER Camille Friend ve Joel Harlow</li> <li>ELVIS Mark Coulier, Jason Baird ve Aldo Signoretti</li> <li>THE WHALE Adrien Morot, Judy Chin ve Anne Marie Bradley</li> </ul> <h3>En İyi Özgün Müzik</h3> <ul> <li>ALL QUIET ON THE WESTERN FRONT Volker Bertelmann</li> <li>BABYLON Justin Hurwitz</li> <li>THE BANSHEES OF INISHERIN Carter Burwell</li> <li>EVERYTHING EVERYWHERE ALL AT ONCE Son Lux</li> <li>THE FABELMANS John Williams</li> </ul> <h3>En İyi Özgün Şarkı</h3> <ul> <li>APPLAUSE Tell It like a Woman; Söz ve Müzik - Diane Warren</li> <li>HOLD MY HAND Top Gun: Maverick; Söz ve Müzik - Lady Gaga ve BloodPop</li> <li>LIFT ME UP Black Panther: Wakanda Forever; Müzik - Tems, Rihanna, Ryan Coogler ve Ludwig Goransson; Müzik - Tems and Ryan Coogler</li> <li>NAATU NAATU RRR; Müzik - M.M. Keeravaani; Söz - Chandrabose</li> <li>THIS IS A LIFE Everything Everywhere All at Once; Müzik - Ryan Lott, David Byrne ve Mitski; Söz - Ryan Lott and David Byrne</li> </ul> <h3>En İyi Film</h3> <ul> <li>ALL QUIET ON THE WESTERN FRONT Yapımcı - Malte Grunert</li> <li>AVATAR: THE WAY OF WATER Yapımcılar - James Cameron ve Jon Landau</li> <li>THE BANSHEES OF INISHERIN Yapımcılar - Graham Broadbent, Pete Czernin ve Martin McDonagh</li> <li>ELVIS Yapımcılar - Baz Luhrmann, Catherine Martin, Gail Berman, Patrick McCormick ve Schuyler Weiss</li> <li>EVERYTHING EVERYWHERE ALL AT ONCE Yapımcılar - Daniel Kwan, Daniel Scheinert ve Jonathan Wang</li> <li>THE FABELMANS Yapımcılar - Kristie Macosko Krieger, Steven Spielberg ve Tony Kushner</li> <li>TÁR Yapımcılar - Todd Field, Alexandra Milchan ve Scott Lambert</li> <li>TOP GUN: MAVERICK Yapımcılar - Tom Cruise, Christopher McQuarrie, David Ellison ve Jerry Bruckheimer</li> <li>TRIANGLE OF SADNESS Yapımcılar - Erik Hemmendorff ve Philippe Bober</li> <li>WOMEN TALKING Yapımcılar - Dede Gardner, Jeremy Kleiner ve Frances McDormand</li> </ul> <h3>En İyi Prodüksiyon Tasarımı</h3> <ul> <li>ALL QUIET ON THE WESTERN FRONT Prodüksiyon Tasarımı - Christian M. Goldbeck; Set Dekorasyonu - Ernestine Hipper</li> <li>AVATAR: THE WAY OF WATER Prodüksiyon Tasarımı - Dylan Cole ve Ben Procter; Set Dekorasyonu - Vanessa Cole</li> <li>BABYLON Prodüksiyon Tasarımı - Florencia Martin; Set Dekorasyonu - Anthony Carlino</li> <li>ELVIS Prodüksiyon Tasarımı - Catherine Martin ve Karen Murphy; Set Dekorasyonu - Bev Dunn</li> <li>THE FABELMANS Prodüksiyon Tasarımı - Rick Carter; Set Dekorasyonu - Karen O'Hara</li> </ul> <h3>En İyi Animasyon Kısa Filmi</h3> <ul> <li>THE BOY, THE MOLE, THE FOX AND THE HORSE Charlie Mackesy ve Matthew Freud</li> <li>THE FLYING SAILOR Amanda Forbis ve Wendy Tilby</li> <li>ICE MERCHANTS João Gonzalez ve Bruno Caetano</li> <li>MY YEAR OF DICKS Sara Gunnarsdóttir ve Pamela Ribon</li> <li>AN OSTRICH TOLD ME THE WORLD IS FAKE AND I THINK I BELIEVE IT Lachlan Pendragon</li> </ul> <h3>En İyi Canlı Çekim Kısa Filmi</h3> <ul> <li>AN IRISH GOODBYE Tom Berkeley ve Ross White</li> <li>IVALU Anders Walter ve Rebecca Pruzan</li> <li>LE PUPILLE Alice Rohrwacher ve Alfonso Cuarón</li> <li>NIGHT RIDE Eirik Tveiten ve Gaute Lid Larssen</li> <li>THE RED SUITCASE Cyrus Neshvad</li> </ul> <h3>En İyi Ses Efektleri</h3> <ul> <li>ALL QUIET ON THE WESTERN FRONT Viktor Prášil, Frank Kruse, Markus Stemler, Lars Ginzel ve Stefan Korte</li> <li>AVATAR: THE WAY OF WATER Julian Howarth, Gwendolyn Yates Whittle, Dick Bernstein, Christopher Boyes, Gary Summers ve Michael Hedges</li> <li>THE BATMAN Stuart Wilson, William Files, Douglas Murray ve Andy Nelson</li> <li>ELVIS David Lee, Wayne Pashley, Andy Nelson ve Michael Keller</li> <li>TOP GUN: MAVERICK Mark Weingarten, James H. Mather, Al Nelson, Chris Burdon ve Mark Taylor</li> </ul> <h3>En İyi Görsel Efektler</h3> <ul> <li>ALL QUIET ON THE WESTERN FRONT Frank Petzold, Viktor Müller, Markus Frank ve Kamil Jafar</li> <li>AVATAR: THE WAY OF WATER Joe Letteri, Richard Baneham, Eric Saindon ve Daniel Barrett</li> <li>THE BATMAN Dan Lemmon, Russell Earl, Anders Langlands ve Dominic Tuohy</li> <li>BLACK PANTHER: WAKANDA FOREVER Geoffrey Baumann, Craig Hammack, R. Christopher White ve Dan Sudick</li> <li>TOP GUN: MAVERICK Ryan Tudhope, Seth Hill, Bryan Litson ve Scott R. Fisher</li> </ul> <h3>En İyi Uyarlama Senaryo</h3> <ul> <li>ALL QUIET ON THE WESTERN FRONT Senaryo - Edward Berger, Lesley Paterson & Ian Stokell</li> <li>GLASS ONION: A KNIVES OUT MYSTERY Yazar - Rian Johnson</li> <li>LIVING Yazar - Kazuo Ishiguro</li> <li>TOP GUN: MAVERICK Senaryo - Ehren Kruger and Eric Warren Singer ve Christopher McQuarrie; Hikaye - Peter Craig ve Justin Marks</li> <li>WOMEN TALKING Senaryo - Sarah Polley</li> </ul> <h3>En İyi Özgün Senaryo</h3> <ul> <li>THE BANSHEES OF INISHERIN Yazar - Martin McDonagh</li> <li>EVERYTHING EVERYWHERE ALL AT ONCE Yazarlar - Daniel Kwan & Daniel Scheinert</li> <li>THE FABELMANS Yazarlar - Steven Spielberg & Tony Kushner</li> <li>TÁR Yazar - Todd Field</li> <li>TRIANGLE OF SADNESS Yazar - Ruben Östlund</li> </ul> <strong>Sizin favorileriniz hangileri?</strong>
Önümüzdeki martta komaya gireli tam 9 sene olacak ünlü sunucudan güzel haber geldi. 21 Mart 2014 yılında sauna çıkışında kendini iyi hissetmediğini söyleyerek kayıp düşen, düştükten sonra da başını yere çarpan<strong> Kenan Işık</strong>, yaklaşık <strong>8 yıldır komada</strong>. Kazanın ardından hemen hastaneye kaldırılan Işık, acilen ameliyata alındı. 4 saatlik bir ameliyatın ardından ise uzun süreler boyunca komada kaldı. Fakat son zamanlarda sanatçının tedavisi evinde devam ediyor. <h2>Kenan Işık Kimdir?</h2> 1 Ekim 1947 yılında Yusuf Kenan ismi ile Malatya'da hayata gözlerini açan Kenan Işık ilkokul ve ortaokul eğitimini orada almıştır. Ortaokul döneminde Malatya Halkevi'nde amatörce tiyatro yapmaya başlayan Kenan Işık, lise öğrenimini Ankara'da sürdürmüştür. Lise dönemi boyunca da Meydan Sahnesi'nde oyunculuk yapmıştır. Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Kamu Yönetimi Bölümünden mezun olmasına rağmen 1972 yılında Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü sanatçısı olmuştur. Kariyerine tiyatrocu, oyuncu ve sunucu olarak devam eden Kenan Işık, 2014 yılında talihsiz bir olay yaşayarak komaya girmiştir. Fakat son zamanlarda tedavisine evinde devam edilen ünlü sunucu Kenan Işık'tan sevenlerini mutlu edecek bir haber geldi. Eşi <strong>Beril Işık</strong>, 8 yıldır komada olan Kenan Işık'ın sağlık durumu hakkında <em>Haber Globa</em>l'e şunları söyledi: "Yoğun bir şekilde fizyoterapi ve ergoterapi görüyor. Bakışlarıyla etrafındakini takip edebiliyor Tekerlekli sandalyesinde kimi zaman bütün gün oturuyor. Vücudunu artık tamamen kendisi tutabiliyor, dik durabiliyor. Daha önce bunların hiçbirini yapamıyordu." Kendisine acil şifalar diliyoruz!
<strong>Askeri U-2 casus uçakları</strong>, 1960 yılında, özellikle karadan havaya füzeler nedeniyle, Sovyet saldırısına karşı savunmasız hale geldiğinde, Başkan Eisenhower, minimal radar profille, daha önce gelmiş geçmiş herhangi bir hava aracından daha hızlı ve daha yüksek irtifalarda uçabilecek bir uçak inşa etmesi için Lockheed’e emir verdi. <em>Amaç açıktı: imkansızı inşa et ve hızlı yap.</em> İki ülke arasındaki ilişkiler, Domuzlar Körfezi, Küba üzerinde başka bir U-2’nin kaybedilmesi, Berlin Duvarı’nın dikilmesi ve Küba Füze Krizi gibi olaylar nedeniyle daha da kötüleşirken, geliştirilmiş bir casus uçağa umutsuzca ihtiyaç duyuluyordu. Bu projenin birkaç çocuğu daha oldu. Stratejik Keşif için <strong>SR-71—SR, A-12 Oxc4.art/Black Shield</strong>’in devamı niteliğindedir. <strong>SR-71</strong> ilk olarak 22 Aralık 196’da uçtu. Bu uçağı tasarlamak, inşa etmek ve işletmek, dahil olan herkes için gerçek bir zorluktu. Öncelikle <strong>SR-71</strong>’in tasarımında hiçbir bilgisayar kullanılmadı. Her bileşen bir hesap cetveli kullanılarak tasarlanmıştır. Bu uçak hızlı, gerçekten hızlı olacak şekilde tasarlandı. Bu uçağın ulaşabileceği hızlarda oluşan sürtünme ve ısı nedeniyle alüminyum eridiğinden, gövdede veya herhangi bir yerde Mach (uçağın ses oranına olan hızı) 3 uçuşunun ısısına maruz kalabilecek tek bir alüminyum parçası yoktur. <strong>SR-71</strong>’in bir titanyum alaşımı kullanılarak yapılması gerekiyordu. Sorun, ne Amerika Birleşik Devletleri’nin ne de müttefiklerinin önemli titanyum kaynaklarına sahip olmamasıydı. SSCB, dünyanın en büyük nadir metal tedarikçisi ve büyük miktarlarda titanyum üreten tek ülkeydi. ABD, Üçüncü Dünya ülkeleri ve sahte şirketler aracılığıyla çalıştı ve sonunda <strong>SR-71</strong>’i inşa etmek için cevheri ABD’ye kaçırdı. Bu kötü çocuğun gücü -J58 motoru- benzersizdi. İşin püf noktası, uçuş sırasında bir turbojet motorundan bir turbo-ramjet motora geçmek, büyük miktarlarda oksijen açısından zengin havayı emmek ve motor çıkışını önemli ölçüde artırmak için yakmaktı. Art yakıcı modunda, her bir J58, 14,514.96 kilograma kadar itme gücü üretebilir. <strong>SR-71</strong>, birçok uç noktaya sahip bir makineydi. Örneğin, rutin görevler sırasında yüzey sıcaklıkları 300 santigrat dereceye ulaştığında, uçağın bileşen parçaları birkaç inç genişleyecektir. Sonuç olarak, gövde panelleri yere gevşek bir şekilde oturacak şekilde inşa edildi. Karakuş, havaalanına elek gibi sızdı! Ve bariz riskten kaçınmak için, Shell tarafından Lockheed U-2 için geliştirilmiş son derece düşük uçuculuğa sahip özel bir yakıt olan JP-7’yi kullandı. Uçağın kenarı atmosferik sürtünme ile ısınırken, yüksek irtifalarda uçmak, kokpitin dışındaki sıcaklığın eksi 51 santigrat derece olduğu anlamına geliyordu. <img class="alignnone wp-image-59072" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/01/p01c6f50-300x169.jpg" alt="" width="1072" height="604" /> Sonuç olarak, pilotların özel olarak tasarlanmış uzay kıyafetleri giymelerine rağmen donmasını önlemek için ısının uçağın yüzeyine dağıtılması gerekiyordu. Bu renk ısıyı hem yaydığı hem de emdiği için <strong>SR-71</strong> siyaha boyandı. Bu nedenle, "Karakuş" doğdu. Radar profilini azaltmak için bazı önlemlerin alındığı ilk uçak olan <strong>SR-71</strong>’in içe bakan kanatçıklarının yan kirişi hem aerodinamik hem de görünmezlik içindir. Ancak 34 yıllık uzun kariyeri boyunca bu çabalara rağmen, <strong>SR-71 Blackbird</strong>'e, düşman kuvvetleri tarafından binlerce füze atıldı. Ancak insanlı bir uçak için yedi dünya hız ve irtifa rekorunu elinde tutan bir uçak olarak, onları geride bıraktı. Sürekli art yakıcıdayken Mach (uçağın ses oranına olan hızı) 3.2 nominal seyir hızında uçtu ve 85.000 fit orta irtifaya sahipti. Ağabeyi A-12 dışında başka hiçbir operasyonel uçak bunu yapamazdı. Uçağın rakipsiz hizmet siciline rağmen, ABD Hava Kuvvetleri’nin Soğuk Savaş sona erdikten sonra çalışmaya devam etmesi çok pahalıya patlıyordu. SAM sistemlerinin gelişmesi, uyduların ve insansız hava araçlarının (İHA’lar) birincil hava keşif teknolojileri haline gelmesi de <strong>SR-71</strong>’in durumuna yardımcı olmadı. Böylece, ABD Hava Kuvvetleri <strong>SR-71</strong> filosunu 26 Ocak 1990’da emekliye ayırdı. <strong>SR-71A (61-7980/NASA 844)</strong> en son 9 Ekim 1999’da Edwards AFB Air Show and Open House’da 80.100 fit ve Mach (uçağın ses oranına olan hızı) 3.21’de uçtu. Bu, herhangi bir <strong>Blackbird</strong>’ün son uçuşuydu. Lockheed Skunk Works’ün <strong>SR-71</strong>’in izinden gidecek ve konsepti birkaç kademe yukarı taşıyacak bir tasarım üzerinde çalıştığına dair söylentiler olsa da, bu havacılık efsanesini devirip deviremeyeceğini bekleyip görmemiz gerekecek.
Evren ve Güneş sistemi aklımızın alamayacağı kadar büyük ve sürprizlerle dolu. Bu içeriği okurken bile uzayda kim bilir neler oluyor? Güneş sisteminin bu büyüklüğü de gökbilimciler ve uzay severler için hergün keşfedecek yeni şeyleri karşılarına çıkarmakta. <strong>Kuyruklu Yıldız C/2022 E3 (ZTF)</strong> Dünyamızdan en son 50.000 yıl önce geçti. Kuyruklu yıldız tekrar Dünyamızdan görülebilmekte. Fakat yakında bir daha hiç dönmemek üzere Güneş sistemimizden çok uzaklara kayacak. <strong>Kuyruklu Yıldız C/2020 E3 (ZTF)</strong> en son Dünyamızın yakınından geçtiğinde, gezegenimiz Buz Çağı'nı deneyimliyor ve Neanderthal olarak adlandırılan ilk insanlar etrafta dolanıyordu. Kuyruklu yıldız perihelyonu geçip 12 Ocak'ta Güneşin en yakınından geçti. Bu da demek oluyor ki, eğer hala kuyruklu yıldızı gözlemleme şansı bulamadıysanız, kendi gözlerinizle <strong>C/2022 E3 (ZTF) Kuyruklu Yıldızı</strong>'nı görmeniz için önümüzdeki birkaç gün son şansınız olacak. <h2>Yeşil Kuyruklu Yıldız Çıplak Gözle Görülebilecek</h2> Gökbilimciler kuyruklu yıldızı geçen sene mart ayında Kaliforniya'nın San Diego ilçesindeki <strong>Palomar Gözlemevi</strong>'ndeki <strong>Zwicky Geçici Tesisi</strong>'nin geniş-alan araştırma kamerasını kullanarak keşfettiler. Kuyruklu yıldızın Güneşe yaklaştıkça kuyruğunda oluşan yeşil renkten ötürü gece göğünde göze çarpmakta. Önümüzdeki birkaç gün, amatör gökbilimciler için kuyruklu yıldızı çıplak gözle bile görebilmelerini sağlayan en iyi şansı sunacak. <em>"İşte benim Yeşil Kuyruklu Yıldız, Kuyruklı Yıldız C/2022 E3 (ZTF)'yi ilk fotoğraflama deneyimim. Nemli şartlar ve bulutlar yüzünden ayrıca zorluydu, fakat fotoğraflayabildiğim için bile çok heyecanlıyım!"</em> Gökbilimciler çoktan uzay taşının bazı etkileyici görüntülerini yakaladılar. Örnek olarak bir fotoğraf, Güneş fırtınasının etkisiyle oluşan "bağlantı kopması olayında" kuruğunun ikiye ayrıldığını gösteriyor. <em>NASA</em> siteside kuyruklu yıldızın Dünyaya en yakın olacak tarihin 1 Şubat olduğunu belirtti. O zaman çerçevesinde, gezegenimizin yaklaşık 42 milyon kilometre yakınına gelecek. Kozmik nesne son günlerde kademeli bir şekilde daha çok parlamaya başladı ve yakında beş büyüklüğünde bir nesne haline dönüşebilir, bu da karanlık gökyüzünde çıplak gözle görülebileceği anlamına gelmektedir.
Müzik dinleme uygulaması <strong>Spotify</strong> dünya çapınca 600 çalışanını etkileyecek %6 oranında iş gücü kısıtlamasına gideceğini duyurdu. En güncel kazanç raporunda şirket, 9.808 tane tam zamanlı çalışanının olduğunu belirtti. Bu alınan karar ise 600 çalışanı etkileyecek. Son zamanlarda istediği kâr oranına ulaşamayan ve giderlerinin gelirlerini 2'ye katladığından yakınan <em>Spotify</em>, giderlerini başka türlü yollar deneyerek azaltmaya çalışsa da başaramamışa benziyor. Bu nedenle şirket, en son çare olan çalışanların işine son verme stratejisini uygulamaya karar verdi. <em>Spotify</em>'in "haber odası"nda çalışanlarına yazdığı notta <em>"Diğer birçok lider gibi, pandemiden gelen güçlü kârı devam ettirmeyi umdum ve geniş küresel işimizin ve reklamlardaki yavaşlamanın düşük riskli etkisinin bizi izole edeceğine inandım"</em> diyen <em>Spotify</em>'in kurucu ortağı ce CEO'su<strong> Daniel Ek</strong>, bu sözlerine şu cümleleri de ekledi: <em>"Şahsen bu değişiklikler -Spotify'ın geleceği için daha fazla zaman harcayacağım- beni en iyi işi çıkaracağım kısma geri getirecek ve gelecek olan şeyler hakkında daha fazlasını sizinle paylaşmak için sabırsızlanıyorum." </em> Kibar bir bencillikle yazılmış bu uzun notta ise bu durumdan olumsuz etkilenecek çalışanların "yararlanacağı" haklar da şu şekilde: <strong>Kıdem Tazminatı:</strong> Ortalama bir çalışanın yaklaşık 5 ay kıdem tazminatı alacağı tüm çalışanlar için bir temel ile başlayacağız. Bu, yerel ihbar süresi gerekliliklerine ve çalışanın görev süresine göre hesaplanacaktır. <strong>Ücretli İzin:</strong> Tahakkuk eden ve kullanılmayan tüm izinler ayrılan çalışanlara ödenecektir. <strong>Sağlık Hizmetleri:</strong> Çalışanların kıdem süreleri boyunca sağlık hizmetlerini karşılamaya devam edeceğiz. <strong>Göçmenlik Desteği:</strong> Göçmenlik durumu, istihdamlarıyla bağlantılı olan çalışanlar için İnsan Kaynakları İş Partnerleri, hareketlilik ekibimizle uyum içinde etkilenen her bireyle birlikte çalışmakta. <strong>Kariyer Desteği:</strong> Tüm çalışanlara 2 ay süreyle yeni işe yerleştirme hizmeti verilecektir. Daniel Ek'e göre, <em>Spotify'</em>ın şu anki gidişatı uzun vadede yeterli olmadığından şirket işten çıkarma planını uygulamak zorunda kalmıştır.<em> "Neden bu kararı aldığımıza dair bir bakış açısı sunmak için, 2022'de Spotify'ın büyüme, bizim gelir büyümemizi 2 kat geride bıraktı [...] Bildiğiniz gibi, son birkaç ayda maliyetleri dizginlemek için önemli bir ilerleme kaydettik, ancak bu yeterli olmadı,"</em> diye yazdı. Geçen yıl boyunca, <em>Spotify</em>'ın hisseleri %50'ye ve hisse başına 97,91 dolara düştü. Hisseler şu anda piyasa öncesi işlemlerde cuma günkü kapanış fiyatına göre %6,22 artışla 104 dolardan işlem görüyor. Geçen hafta <em>Microsoft</em>, 10.000 kişiyi işten çıkaracağını duyururken, <em>Google</em>'ın ana şirketi 12.000 kişiyi işten çıkaracağını söyledi. <em>Amazon, Meta, Salesforce</em> ve diğer birçok küçük şirket, son haftalarda kendi çalışanlarını işten çıkaracaklarını duyurdular. Maalesef, bugün<em> Spotify</em> da bu talihsiz akıma katılıyor.
<em>Mavi Göl (The Blue Lagoon)</em> ve <em>Güzel Bebek (Pretty Baby)</em> filminin yıldızı<strong> Brooke Shields</strong>, yeni belgeseli<strong> Pretty Baby: Brooke Shields</strong>'de 20'li yaşlarında tecavüze uğradığını anlatıyor! Üniversiteden henüz mezun olduktan sonra, yeni bir filmde rol alma amacıyla bir iş görüşmesine gittiğini düşünen Hollywood'un başarılı yıldızına "sözde iş vereni" tarafından tecavüz edildiğini açıkladı. <h2>Brooke Shields Kimdir?</h2> 31 Mayıs 1965 yılında New York'un Manhattan ilçesinde doğan Brooke Shields, vaktini küçük yaşlardan beri kamera karşısında geçirmiştir. Başta olmak üzere çocuk model ve oyuncu olan Shields, Pretty Baby filmi ile ünlenerek gençlik yıllarında da aynı işleri yapmaya devam etmiştir. <h3>Brooke Shields Sessizliğini 30 Sene Sonra Bozdu!</h3> Hollywood kurulduğundan bu yana dönem dönem adını çirkin olaylara karıştırmış ve karıştırmaya da devam etmektedir. Erkek egemenliğinin fazla olduğunu bu sektörde kadınların iş bulabilmesi için "seksi ve genel güzellik algısına" uyması gerekiyordu. (Şu anda da pek değişen bir şey olduğunu söyleyemeyiz, ancak eskilere göre Hollywood daha kapsayıcı bir durumda.) 11 aylık bir bebekken kameralar karşısına geçmeye başlayan Brooke Shields, Vogue Dergisi'nin kapak yıldızı olduğunda daha sadece 15 yaşındaydı. Yaş gözetmeksizin kadınların sadece cinsel bir obje olarak görülmesi Brooke Shields için de farklı değildi malesef. <img class="alignnone wp-image-59019" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/01/9262cce699ab7fe289dd9bc42b34ac56-300x163.jpg" alt="" width="1073" height="583" /> 57 yaşındaki Hollywood yıldızı neredeyse 30 yıl sonra sektörde gördüğü muameleler hakkında sessiziğini yeni belgeseli<em> Pretty Baby: Brooke Shields</em>'de bozdu. Yeni film için olan görüşmeden sonra Shields'in saldırganı, taksi çağırma bahanesiyle Brooke'u otel odasına götürdü. Daha sonra taksi çağırmak yerine banyoya gitti ve çıplak bir şekilde Shields'in karşısına çıktı. Brooke Shields ile zorla beraber oldu. <h3>Olay için Brooke Shields şunları söyledi:</h3> <em>"Güreş gibiydi... Boğulmaktan falan korktum."</em> <em>"Pek fazla karşı koymadım. Koyamadım. Tamamen donakalmıştım. Bir kez "hayır" dememin yeterli olacağını sandım ve "hayatta kalıp, kurtulmayı" düşündüm."</em> Olaydan sonra arkadaşını ve güvenlik amiri Gavin de Becker'ı aradığını hatırlayan Shields'a arkadaşı bunun<strong> "bu bir tecavüz"</strong> dediğini söyledi. Buna karşılık Shields, <em>"buna inanmak istemiyorum"</em> diyerek bu zamana kadar bu olaydan açıkça bahsetmedi. <img class="alignnone wp-image-59020" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/01/1982-01-gettyimages-56272835-300x158.jpg" alt="" width="1063" height="560" /> 57 yaşındaki yıldız, bir belgeselde yer almanın <em>"hayatındaki doğru bir zaman"</em> olduğunu dile getirdi. Fakat asla işlerine ket vurulmasını istemediğini söyledi. <em>"İçinde bulunduğum sektör gerçekten sizi kapatmaya hazırlanıyor ve ben bunu kaybetmek istemedim. O kurban olmak istemedim."</em> İki parttan oluşacak ve <em>Hulu</em>'da yayınlanacak belgeselde, Shields harici son yılldarda<strong> "MeToo"</strong> hareketiyle ses getiren daha az bilinen Hollywood yıldızlarının da şok edici olayları yer alıyor. İlk bölüm Shields'ın 10 yaşındayken çıplak fotoğraf çekimi ve 11 yaşındayken Pretty Baby filminde "çocuk fahişe" olarak rol alması da dahil olmak üzere gençken yaşadığı cinsel tacizleri anlatıyor.
Kar her ne kadar büyük küçük demeden yağdığı tüm illerde kazalara yol açsa da, bu sene kurak geçen kış, kar yağışının ne kadar önemli olduğunu bize bir kez daha hatırlattı. Kar yağışının sebebiyet verdiği kazalar bir şekilde önlemler alınarak kaçınılsa da, kurak geçen kışın ileriye dönük verdiği zararları önlemek ya pek mümkün değil ya da çok maliyetli. Bu sene kurak geçen kış nedeniyle Türkiye’nin büyüklü küçüklü barajların su oranları büyük ölçüde düştü. Bu durum yetkilileri ve halkı endişelendiriyor. Ülkemizin üç büyük ilinin barajlarındaki doluluk oranları incelendiğinde, ülkenin su durumunun kritik noktalarda olduğu anlaşılıyor. Peki barajlarımızın doluluk oranları tam olarak nedir? İstanbul’un en büyük barajı 235 milyon metreküp kapasitesi ile <strong>Ömerli Barajı'</strong>dır. Fakat bugün itibari ile barajın doluluk oranı yalnızca <strong>%33.49</strong>. İkinci en büyük barajı olan <strong>Darlık Barajı</strong>’nda da durumlar iç açıcı değil. Barajın sadece <strong>%27.94</strong>’ü dolu. Bu iki barajı takip eden <strong>Elmalı Barajı</strong>’nın ise <strong>%26.84</strong>’lük bir kısmı dolu. <img class="alignnone wp-image-59012" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/01/kapak_095428-300x178.jpg" alt="" width="1045" height="620" /> Ankara’nın 1 milyar 220 milyon metre küp kapasiteli en büyük barajı <strong>Çamlıdere</strong>’de ise durum, 295 milyon metreküp dolulukla barajın toplam kapasitesinin sadece <strong>%24.19</strong>’unu doldurmakta. İkinci büyük baraj olan <strong>Eğrekkaya Barajı</strong>’nda durumlar diğer barajlara oranla biraz daha iyi. Barajın <strong>%51.91</strong>’lik kısmı dolu durumda. Fakat 2022 Ocak ayında Ankara’nın toplam baraj su kapasitesi yaklaşık 35 milyon metreküpken, 2023 Ocak ayında sadece 6 milyon 63 bin 475 metreküp. Bu da toplam doluluk oranını %27.19 yapıyor. Aktif kullanılabilen doluluk oranı daha da düşük olmakla birlikte yalnızca %17.33. İzmir’e baktığımızda ise durum şöyle: 134 milyon metreküplük <strong>Tahtalı Barajı</strong> <strong>%39.91 </strong>seviyesinde; 99 milyon metreküplük <strong>Güzelhisar Barajı %60.75</strong> seviyesinde; ve son olarak 3. en büyük baraj olan 37 milyon metreküplük kapasiteye sahip <strong>Gördes Barajı</strong>’nda durum malesef <strong>%4.24 </strong>oranında seyretmekte. <h3>Peki Bu Sene Kar Yağışı Ne Zaman? İstanbul’a Ne Zaman Kar Yağacak?</h3> Aksine sıcaklar mevsim normallerinin yükseklerinde seyrederken bir umut kar yağışı bekleyen İstanbul vatandaşı, Ocak aynının son günlerinde yüzleri gülebilir. İstanbul’a ne zaman kar yağacak sorusunun cevabı için araştırmalar halen yapılmakta. Uludağ gibi önemli kış turizmine ev sahipliği yapan bölgelerimize bile kar yağmamışken, diğer bölgelerde yağmur da pek yağmadı. <img class="alignnone wp-image-59013" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/01/1710719-300x169.jpg" alt="" width="1067" height="601" /> Meteoroloji uzmanlarının yaptıkları araştırmalara göre, İstanbul’da dört gözle beklenen kar yağışı tarihleri belli oldu. Balkanlar üzerinden gelen soğuk hava dalgasıyla birlikte <strong>27-28-29 Ocak</strong> tarihlerinde hava sıcaklıklarında ciddi bir düşüş bekliyor. Bu da haliyle kar yağışlarına sebep olabilir. Belirtilen tarihlere kadar ise hava sıcaklarının ortalama 15 derecede seyretmesi bekleniyor. Bu hafta sonu ise İstanbul’da kar yağışı mümkün görünmüyor. Kar yağışının beklenildiği tarihlerde araçları olanlar kar lastiklerini takmalı, yaya olan vatandaşlarımız ise gerekli önlemleri almayı unutmamalıdır!
Her yeni yıla girdiğimizde uçan arabalar ve <em>Jetgiller</em> ailesindeki gibi bir hayata sahip olup olamayacağımızın tartışmasını yaptığımız büyük bir gerçek. Her ne kadar daha uçan arabalara ya da Jetgiller’in dünyasına ulaşamasak da, teknolojinin çok hızlı bir şekilde ilerlediğini biliyoruz. Teknolojinin içine doğmuş ya da teknoloji ile birlikte büyüdüğümüz için, teknolojik gelişmeler ilk dokunmatik telefonun çıkması ya da internetin bulunduğunda yaratılan etki kadar büyük olmuyor; ya da en azından biz hissedemiyoruz. Fakat biz fark etsek de etmesek de, teknoloji büyük bir hızla ilerliyoruz. Her gün yeni bir uydu uzaya fırlatılıyor, bugün aldığımız elektronik eşyaların, yarın bir üst modeli çıkıyor. O yüzden teknolojiye yetişemememiz çok normal. Teknolojinin ilerlemesi hem harika hem de korkutucu bir olay. Teknolojinin gelişmesi ile savaşlardaki yıkımlar da büyüyor, insansı robotlar da çoğalıyor. İnsansı robotların gelişmesi ile, bu robotların insanların yerini alıp alamayacağı da büyük tartışma konusu. Sanırım bunun cevabını yalnızca yaşayarak öğrenebileceğiz. <h2>Bu hafta insansı robotlarda yeni bir çağın kapısını açtığı tartışılan Boston Dynamics’in robot Atlas’ına bir göz atma vakti geldi:</h2> <strong>Boston Dynamics</strong>'in <strong>Atlas</strong> adlı makineleri, fiziksel beceriler söz konusu olduğunda robot dünyasının insanları olmayı amaçlıyorlar. Çoktan parkur sporu ve jimnastik yapabilen bu makineler, son güncelleme ile eklenen yepyeni becerilerle insanlara hiç olmadıkları kadar benzediler. 2021 yılında <strong>robot Atlas</strong>’ın parkur sporunu başarıyla tamamladığını gördüğümüzde, elleri için kısa ve kalın uzantıları vardı. Çarşamba günü yayınlanan videoda, bugünün Boston Dynamics’in yıldızı robot Atlas’ın kıskaca benzeyen ellerini ve gösteri robotu duygusuna sahip olduğunu görmekteyiz. Bu video, bir insanın yüksek bir platformda çalışırken araç gereçlerini unuttuğu bir iş yeri skecini gözler önüne sürüyor. Video ilerledikçe işçi, robot Atlas’tan araç gereç çantasını getirmesini istediğine şahitlik ediyoruz. Daha sonra robot Atlas, eğlenceli bir şekilde bir köprü kuruyor, çantayı tutuyor, yüksek bir noktaya zıplayarak patronuna çantayı uzatıyor. En sonunda ise jimnastik tarzı bir iniş gerçekleştiriyor. Bu video, görevi tamamlaması için kıskaç tarzı tutamaçlarını ve robotun etrafındakileri duruma uygun bir şekilde kullanarak ağır bir objeyi doğru olarak atmasının bir gösterisini amaçlamakta. Video arkasının gösterildiği sahneler ise robotun, eşyaları nasıl algıladığını ve değiştirdiğinin detaylarını sunuyor. <img class="alignnone wp-image-59007" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/01/Atlas-760x380-1-300x150.jpg" alt="" width="1054" height="527" /> <strong>Robot Atlas</strong> çok yol kat etti. Bir <em>CNET</em> yazarının, robotun ilk versiyonlarından biri için <strong>“karatede berbat”</strong> yorumunu yazmasının üzerinden 10 sene geçmemişti bile. Fakat bugün görüyoruz ki robot Atlas bu yorumu çürütüyor ve üstüne yeni becerilerini gururla sunuyor. Boston Dynamics, robot Atlas’ı yeni teknolojileri ve robot kapasitelerini ölçmek için kullanmakta. Bir başka çok tartışılan insanı robot ise, Atlas’tan çok farklı bir hayvan olan (pardon, robot diyecektim) <strong>“Yapay Zeka Odaklı Tesla Optimus Robotu.”</strong> Tesla’nın ürettiği bu robot daha erken zamanlarında. O yüzden yakın gelecekte herhangi bir<strong> Atlas-Optimus</strong> <strong>karşılaştırması</strong> beklemeyin. İki makine de bizim görüntümüze sahip bilim kurgu rüyasının robotlarının gerçekliğine doğru adım adım ilerletildiğinin canlı bir kanıtı.
<em>Netflix</em>'in <em>Wednesday</em>'i başarıdan başarıya koşarken meğerse dizinin Xavier'i kızlardan kızlara koşuyormuş! Hem de 18 yaşından küçük kızlara! Kanada, Toronto’da yaşayan Wednesday yıldızı<strong> Percy Hynes White</strong>, iddialara göre reşit olmayan kızları sarhoş ederek ilişkiye giriyormuş. Partilerine davet ettiği 18 yaşından küçük kızlara içki ve uyuşturucu vererek onları bilinçsiz duruma getirip cinsel ilişkiye giriyormuş. Daha sonra da kızların rızası olmadan onlara kendisinin çıplak fotoğraflarını yolluyormuş. Geçtiğimiz günlerde <em>Twitter</em>'da White'ın kurbanlarından biri Twitter'da öne çıkarak 21 yaşındaki Wednesday oyuncusunu tecavüzcü iddialarıyla suçladı. Bunun üzerine Twitter'da binlerce kullanıcı bu paylaşımı görüp hızlıca internette yaymaya başladı. İddialar büyüyüp yayıldıktan sonra ise Percy Hynes White <em>Instagram</em> hesabının yorum kısmını kapattı. <h2>21 Yaşındaki Oyuncu Hakkındaki İddialar:</h2> <img class="alignnone wp-image-58968" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/01/38bb5-16741963669586-1920-232x300.jpg" alt="" width="1068" height="1381" /> <em>"Percy Toronto'da yaşıyor ve aşağı yukarı 15 yaşlarından beri o ve arkadaş grubunun “avcı” olmaları, kızları ilişkiye girmeleri ve çıplak fotoğraflar göndermeleri için kandırmalarıyla biliniyorlar. Kız arkadaşlarına, kızlara ve genel olarak insanlara baskıcı, kaba ve tacizci hareketler sergiliyorlardı. Biraz büyüdükten sonra bodrum katında arkadaşlarıyla birlikte, kendilerinin seksi olduklarını düşünüp, kızları kendileriyle ilişkiye girecek kadar sarhoş etmeyi planladıkları partiler düzenlemeye başladılar. Ayrıca kendilerinin de sarhoş oldukları hakkında yalan söylüyorlardı. (Bildiğim kadarıyla) en az 17-20 yaşlarındayken, o zamanlar 13/14 yaşlarında olan arkadaşımın peşine düşüp, sarhoş ederek ilişkiye girerdi. En son ilişkiye girdiklerinde arkadaşım 16, Percy ise 20 yaşındaydı. Ben çok sarhoşken, o partilerden birinde bana da saldırdı. Birçok arkadaşımı köşeye sıkıştırdı, baskı kurdu ve saldırdı. Hakkında tecavüz iddiaları var ve kurbanlarına gülüp, rızaları olmadan kızların çıplak fotoğraflarını internette yayınlardı.”</em> <img class="alignnone wp-image-58969" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/01/2-300x200.jpeg" alt="" width="1220" height="813" /> <em>“16 yaşındaki arkadaşımı, benim aşırı doz almamla uğraşırken onunla ilişkiye girmesi için kandırdı. “Kendi haline bırak, kimin umurunda? Gel, ilişkiye girelim,” dedi ve arkadaşım da gitti.</em> <em>“Son olay Percy’nin suçu değildi ama yine de bu olay onun ne kadar b*ktan bir karakteri, umursamaz olduğu ve reşit olmayan birini ilişkiye zorladığının göstergesi.”</em> <h2>White hakkındaki iddiaların doğruluğu henüz kesin değil. Fakat bu paylaşımdan sonra White’ın kurbanları olduklarını iddia eden birkaç kişiden de paylaşımlar geldi.</h2> <img class="alignnone wp-image-58964" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/01/bf63922c987f4acaf2a3ef2463c028b72c776471-300x138.jpeg" alt="" width="1074" height="494" /> <em>“Bu adamın halkın gözü önünde, birçok genç kız tarafından sevildiğini görmek çok acı verici. Bodrum katında tecavüz edilmeme izin verdi ve bu konuda beni aradığında, iyi olup olmadığımla ilgilenmekten çok polis için endişelendi. Sonrasında ise bir tecavüzcüyü annesinin evinde yaşatmaya devam etti.”</em> <h2>Başka bir kurban ise Percy Hynes White’ın arkadaşına gönderdiğini iddia ettiği fotoğrafları ifşaladı.</h2> <img class="alignnone wp-image-58965" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/01/72ffe-16741962222617-1920-300x300.jpg" alt="" width="1047" height="1047" /> Bu iddialar karşısında<em> Wednesday</em> oyuncusu sessizliğini halen bozmuş değil. Fakat <em>Instagram</em> hesabının yorumlarını kapatması bu iddialardan haberdar olduğunun bir göstergesi. Bu çirkin iddialar yüzünden Wednesday dizisinin hayranları White’ın diziden çıkarılmasını istiyor. White’ın diziden çıkarılıp çıkarılmayacağı hakkında bir şey demek erken ve<em> Netflix</em> de hala bu iddialara karşı bir açıklama yapmadı.
<h2>Hrant Dink Kimdir?</h2> <strong>Hrant Dink</strong>, 15 Eylül 1954 yılında Malatya'da dünyaya geldi. 5 sene Malatya'da kaldıktan sonra ailesi ile birlikte İstanbul'a geldi. Anne ve babası ayrıldıktan sonra, 2 erkek kardeşi ile beraber Gedikpaşa'daki Ermeni Protestan Kilisesi'nin çocuk yuvasında kalmaya başladı. Şişli Lisesi'nden mezun olan Dink, ilkokulda tanıştığı Ermeni Varto Aşireti'ne mensup Rakel Yağbasan ile evlendi. Birlikte 3 çocukları oldu. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji ve daha sonra Felsefe eğitimi gören Dink, "biyoloji felsefesi" düşüncesini gelişmekte olan Türkiye sol siyasetine katılarak ilerletmeye karar verdi. Ermeni kimliği yüzünden siyasi çalışmalarının tehlikeye gireceği ve cemaatin bundan zarar görebileceği endişesiyle, ismini mahkeme kararı ile "Fırat" olarak değiştirdi. (Hrant Dink Kimdir?) Eşi ile Tuzla Çocuk Kampı'nda kimsesiz Ermeni çocuğa sahip çıktıkları için devlet, Hrant Dink'i "Ermeni militan yetiştiriciliği" suçlamasıyla birçok kez göz altına alındıktan sonra tutukladı. 5 Nisan 1996 yılında Türkiye Ermenilerinin anadilini bilmeyen kesimi ile iletişime geçmek, Türkiyeli Ermenilerin devlet sorunlarını kendi sesleri ile dile getirmek, bu sayede de geniş kamuoyunun desteğini almak ve Ermeni kültür ve tarihini ana kaynağından Türkiye toplumu ile paylaşmayı amaçlayan ve adının anlamı <strong>"sabanın toprakta açtığı, içine tohumun konulduğu ve bereketin fışkırdığı yer"</strong> anlamına gelen <strong>Agos</strong> kelimesinden alan gazete, <strong>Luiz Bakar, Hrant Dink, Harutyun Şeşetyan ve Anna Turay</strong>'dan oluşan 4 kişilik bir girişimci grup tarafından kurulmuşur. Sol muhalif kimliğine sahip olan <strong>Agos gazetesi</strong>, bizzat Hrant Dink'in sesinden Türkiye Ermeni toplumu içerisinde var olan eksik yapıya eleştiriler getirmiş, sivilleşmenin ve şeffaflaşmanın önemini vurgulamış, aynı zamanda da topluma alternatif proje önerileri vermiştir. Genel merkezi Şişli, Pangaltı olan Agos gazetesi yayın hayatına halen devam etmektedir. <img class="alignnone wp-image-58932" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/01/hrant-dink-16-yil-once-bugun-katledildi-1674112138-300x164.webp" alt="" width="1079" height="590" /> Hrant Dink hayatı boyunca Türkiye ve Türkiye Ermenileri arasında bir köprü kurma görevini üstlenmiş, bu alanda birçok çalışmalar yapmıştır. <em>Yeni Yüzyıl</em> ve <em>BirGün </em>gazetelerinde köşe yazarlığı yapmış ve Türkiye Ermenistan komşuluk ilişkilerini geliştirmeye çalışmıştır. Birçok kez nefret söylemlerine ve hedef gösterme kampanyalarıyla yüzleşen Dink'in en önemli ya da olaylı denilebilecek hedef gösterilme kampanyası, 26 Şubat 2004 yılında İstanbul Ülkü Ocakları Levent Temiz'in liderliğinde bir grup protestocu Agos Gazetesi'nin kapısına gelerek <strong> "Ya sev ya terk et", "Kahrolsun ASALA", "Bir gece ansızın gelebiliriz"</strong> sloganları attılar. Son olarak, 21 Temmuz 2006 tarihli Agos Gazetesi'nde yayımlanan "301e Karşı 1 Oy" başlıklı haber nedeniyle Hrant Dink, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Arat Dink ve İmtiyaz Sahibi Sarkis Seropyan hakkında dava açıldı. Yazılan haberde, Dink'in Reurters Gazetesi'ne verdiği demeçteki<strong> "Elbette bu bir soykırımdır diyorum. Çünkü sonuç kendisini zaten tanımlıyor ve adını koyuyor. Dört bin yıldır bu topraklarda yaşayan bir halkın bu olanlarla birlikte artık ortadan yok olduğunu görüyorsunuz"</strong> söylemiyle TCK 301 uyarınca <strong>"Türklüğü aşağıladığı"</strong> iddia edildi. (Hrant Dink Kimdir?) <h2>Hrant Dink Neden ve Kim Tarafından Öldürüldü?</h2> Hrant Dink Ermeni ve gazeteci kimliği yüzünden birçok kez ölüm tehditi almıştır. O yüzden ölümü bir süikasta kurban giderek gerçekleşmiştir. Bundan 16 yıl önce 19 Ocak 2007'de Hrant Dink, Agos'un Halakargazi Caddesindeki binası önünde 17 yaşındaki Ogün Samast tarafından başının arkasına ateş edilerek öldürülmüştür.
<h3><strong>AmazonSmile artık yüzleri güldürmeyecek!</strong></h3> E-ticaret devi Amazon, 10 sene önce açtığı bağış platformu AmazonSmile'ı istediği etkiyi yapamadıkları gerekçesiyle kapatma kararı aldı. Önümüzdeki ay kapatması planlanan platform binlerce Amazon çalışanının çıkarılması kararıyla da denk gelmekte. Amazon, geçtiğimiz günlerde çalışan maliyetini düşürme amacı ile binlerce çalışanını işten çıkaracağını duyurmuştu. Bu haberin üstüne bir de bağış platformu AmazonSmile kapanıyor! <h2>AmazonSmile Bağış Platformu Nedir?</h2> AmazonSmile programı aynı Amazon sitesi çerçeveleri içinde işleyen,hali hazırda olan hesapları üzerinden kullanıcıların normal bir şekilde alışveriş yapmasına ve satın aldıkları belirli ürünlerin ücretinin %0.5'i seçtikleri kurumlara bağışlamasını sağlayan bir bağış platformudur. Programın açıldığı 2013 yılından bu yana Amazon, 377 milyon dolardan fazla bir bağış toplandığını, ancak artık istedikleri etkiyi yaratamadıklarını ve programın yürütülmesi için yeterli gelmediğini iddia ederek platformu kapatmaya karar verdi. Şirket, basın toplantısında, "Neredeyse 10 seneden sonra, program umduğumuz etkiyi yaratacak kadar büyümedi." dedi. " "Küresel olarak 1 milyondan fazla sayıda uygun kuruluşla, etki yaratma becerimiz genellikle çok zayıftı." diye de ekledi. AmazonSmile 20 Şubat 2023'de kapatılacak. Program kapanana kadar programa kayıtlı olan kurumlar, bağış almaya devam edecek. Amazon, katılan hayır kurumlarına program aracılığı ile "2022 yılında kazandıklarının 3 ayına eşit" olacak iekilde bir kereliğine bir bağış yapacağınuı söyledi. <h2>Amazon Neden Yan Kuruluşlarında Kısıtlamaya Gidiyor?</h2> AmazonSmile'ın kapatılması, Amazon'un Kasım 2022'de ilk defa piyasa değerine 1 trilyon dolar kaybeden ilk halka açık şirket olmasının ardından giderleri kısma çabalarının ardından geldi. Amazon, aynı ay 18.000'den fazla kişiyi işten çıkarmayı planladığını duyurdu ve geçen yıl içinde Amazon Care tele sağlık hizmetini ve Fabric.com perakende sitesini kapatmanın yanı sıra 42 yeni tesis inşa etme planlarını rafa kaldırma da dahil olmak üzere diğer operasyonlarını durdurdu. <h3>AmazonSmile UK Satın Alımımın Ne Kadarını Bağışlıyor?</h3> AmazonSmile, uygun AmazonSmile satın alımlarınızın net satın alma fiyatının (KDV, iadeler ve nakliye ücretleri hariç) %0,5'ini bağışlayacaktır. Satın alma fiyatı, ürün için ödenen tutardan tüm indirimler düşüldükten sonra nakliye ve taşıma, hediye paketleme ücretleri, KDV ve hizmet bedelleri ile tüm indirimler, iadeler ve şüpheli alacaklar düşüldükten sonraki tutardır. Prime Day sırasında (12 Temmuz 2022 00:01 BST'den 13 Temmuz 2022 23:59 BST'ye kadar) özel, sınırlı süreli bir teklif olarak Amazon, tüm uygun AmazonSmile satın alımlarında %1'lik artırılmış bir bağış miktarı uygulayacaktır. Bu, AmazonSmile içinde yapılan olağan bağışın 2 katını temsil ediyor.
Yeni yıl herkes için yeni bir sayfa açarken, film dünyasında da tertemiz sayfalar açılıyor. Bu sene de geçen sene olduğu gibi gözlerimiz çeşitli filmleri görecek. <em>Grinin Elli Tonu, Downtown Abbey</em> ve <em>The Northman</em> gibi yapımlara imza atmış<strong> Focus Features</strong>, 2023 yılında <em>Of An Age, Champions</em> (Woody Harrelson), <em>Inside</em> (Willem Dafoe),<em> A Thousand and One</em> (Teyana Taylor), <em>Polite Society, Book Club: The Next Chapter</em> (Diane Keaton) ve <em>Asteroid City</em> (Scarlett Johansson,Tom Hanks, Tilda Swinton, Maya Hawke, Willem Dafoe, Margot Robbie) filmlerini yayınlamayı planlıyor. Fakat bugün bizim konumuz <strong>Polite Society</strong>. İngiliz-Pakistanlı genç Ria Khan'ın tek bir hedefi var: tehlikeli sahne dublörü olmak. Aslında artık iki hedef: ablasını gelecek düğününden kurtarmak. Bu iki hedef <em>Polite Society</em> filminin ana hatlarını oluşturmakta. <em>We Are Lady Parts</em>'ın senaristi, yaratıcısı ve yönetmeni <strong>Nida Manzoor</strong>, ilk kez <em>Polite Society</em> filmi için yönetmen koltuğuna oturuyor. 2023'ün muhtemelen ses getirecek bu filmini konuşmadan önce isterseniz biraz <em>We Are Lady Parts</em>'dan bahsedeyim. 2021 yılının en iyi İngiliz dizilerinden biri olan <em>We Are Lady Parts</em>, bir durum komedisi olmakla beraber kendine has bir konuya da değinmekte. Diziye adını veren punk rock grubu tamamen Müslüman kadınlardan oluşmakta. Londra'nın zengin ve çeşitli kültür farklılıklarından etkilenen bu grubun hayatı, arkadaşlık, ilişki ve kültürel farklılıklar ile şekil almakta. Kim güçlü Müslüman kadınların oluşturduğu bir punk rock grubu üyelerinin hayatlarına tanıklık etmek istemez ki? <h3>Polite Society Filminin Konusu</h3> Nida Manzoor'un başarılı dizisinden bahsettiğimize göre, gelecekte başarıya ulaşacak filminden bahsetmeye geldi sıra. Filmde <em>Bridgertons</em> dizisinin Priya Kansara'sı Ria'yı, <em>The Umbrella Academy</em>'nin Ritu Arya'sı da Ria'nın ablası Lena'yı canlandırmakta. <em>The Umbrella Academy</em>'de Lila rolüyle aksiyon sahnelerini tavana çıkaran Ritu Arya, bakalım <strong>Polite Society</strong>'de neler yapacak? <strong>Focus Features</strong>'ın yayınladığı fragmana bakılırsa, ikisi belalı bir kardeşler takımı kurmuşa benziyor. Düğünler her zaman başa beladır ve tabii ki de Polite Society düğün belalarını daha güzel anlatamazdı. Ablasını bu baş belası aileden ve düğünden kurtarma sürecinde Ria ve Lena'dan beklenmedik (ya da beklendik, filmi izledikten sonra bu yorumu size bırakıyorum.) hareketler göreceğiz gibi. Bakalım Lena için girilen bu savaşta kötü kayınvalide mi yoksa küçük kardeşimiz Ria mı galip gelecek? <h3>Polite Society Filmi Ne Zaman Vizyona Girecek?</h3> <strong>Polite Society</strong> filmi 28 Nisanda hem sinemalarda hem de Sundance Film Festivali'nde vizyona girecek! <h3>Polite Society Filminin Fragmanı:</h3>
Günden güne kütüphanesi büyüyen ama Türk abonesi küçülen Netflix, buna rağmen Türkiye için tekrar zam yaptı! Daha geçtiğimiz aylarda zam yapmasına rağmen 10 ay içinde 3. zammına imza atan Netflix planlarının eski ve yeni abonelik ücretlerine gelin hep beraber bakalım. <h2>Netflix Abonelik Ücretleri Ne Kadar?</h2> <strong>Netflix</strong>'in Türkiye için 2022'in başında belirlediği Temel Plan fiyatı 26,99 TL, Standart Plan fiyatı 40,99 TL ve son olarak Özel Plan fiyatı için 54,99 TL bir ücret belirlemişti. Her şey buraya kadar gayet güzeldi. Fakat ülkede enflasyonun artması marketteki patatese vurur da Netflix'e vurmaz mı sandınız? Eğer öyle düşündüyseniz, üzülerek söylüyorum, çok yanılmışsınız. Daha sonra Netflix elini zamlara sürmüşken bir zam daha yapayım dedi ve üstteki sırayla fiyatlarını 77,99 TL, 57,99 TL ve 77,99 TL olarak belirledi. Artık bu zam son olur dediğimiz 13 Eylül zammından sonra geçtiğimiz günlerde Netflix tekrar Türkiye pazarı için zam yapmaya karar vermiş anlaşılan. <h2>2023 Netflix Abonelik Ücretleri Ne Kadar Oldu?</h2> Artık bugünden itibaren yeni bir Netflix kullanıcısı olmayı planlıyorsanız yeni abonelik abonelik fiyatlarından ücretlendirileceksiniz. Yani bu demek oluyor ki <strong>Temel Plan 63,99 TL, Standart Plan 97,99 TL ve Özel Plan ise 130,99 TL</strong> olarak ödemeniz gerekecek. Mevcut kullanıcılar ise bu değişliği aşamalı olarak yaşayacaklar. Mevcut üyeler plan değişikliği yapmadıkları takdirde üyelik ücretleri değişmeden 30 gün önce mail üzerinden bilgilendirilecekler. Size önerim Netflix ödemelerinizi belirli bir karttan ödediğinizde ücretin %50'sini geri veren kartları kullanmanız ya da başka dizi ve film izleme sitelerine doğru yola çıkmanız.
<strong>The Mandalorian</strong>'ın 3. sezonunun daha fazla aksiyon, macera ve baş kahramanın Bebek Yoda'ya ebeveynlik yapma girişimlerinin habercisi olan resmi fragmanı yayınlandı!<em> HBO</em>'nun yeni dizisi<em> The Last of Us</em>'ın başrolü <strong>Pedro Pascal</strong>'ı huysuz bir baba figüründe izlemeye bayılacaksınız! <em>The Mandalorian</em>'ın 3. sezonu 8 bölümden oluşacak ve itibarlı kelle avcısı "günahları" için af dilemeye Mandalore'a gidecek. Muhtemelen oraya vardığında sıcak bir karşılama göremeyecek ama neyse ki bu macerasında yalnız değil! Madalorian <strong>Bebek Yoda</strong>, başka bir deyişle Grogu, ile 2. sezonun sonunda yollarını ayırırken, ikili yan ürün olan <strong>Boba Fett'in Kitabı</strong> dizisinde tekrar bir araya gelmişti. Böylece güce duyarlı küçük çocuk, uzayda son derece tehlikeli, çocuklar için güvenli olmayan macerasında Mandalorian'a katılarak bir kez daha yolculuğa çıkıyor. Bir bebek için tabii ki de en iyi ortam değil, ancak bu noktada onları ayrı tutmak muhtemelen onlar için daha tehlikeli olacaktır. <h2>Peki Ya Biz İzleyiciler Olarak Yeni Sezonda Başka Neler Görmeyi Umuyoruz?</h2> <ul> <li> <h3>Yeni Bir Plot Dinamiği</h3> </li> </ul> <em>Boba Fett'in Kitabı</em> 7. bölüm, Din Djarin'in Grogu ile yeniden bir araya geldiğini gördü. Yeniden bir araya gelme, miğferin arkasındaki aktör Pedro Pascal'ın hayranlar kadar mutlu olduğu bir şeydi. Pascal dedi ki: "Böyle ayrılmak, korkunçtu, değil mi? Jon ve Dave beni arayıp Mandalorian ve Grodu söz konusu olduğunda <em>Boba Fett'in Kitabı</em> ile ikinci ve üçüncü sezonlar arasında köprü kuracaklarını söylediler. Bunun harika olduğunu düşündüm. Beklemediğim şey, Bryce Dallas Howard'ın inanılmaz bir şekilde yönettiği çok güzel, yalnız bir bölüm olmasıydı. Ve ayrıca, yeniden bir araya gelmek hem değerli hem de oldukça ani ve doğal oldu." <img class="alignnone wp-image-58861" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/01/baby-yoda-300x169.jpg" alt="" width="1072" height="604" /> <ul> <li> <h3>Mandalore'a Yolculuk</h3> </li> </ul> Geçen sezonun sonu ve <em>Boba Fett'in Kitabı</em>'ndaki olayların gidişatı göz önüne alındığında, bu belli bir şey. Dizinin yaratıcısı Jon Favreau, <strong>Mandalore</strong>'un üçüncü sezonda önemli bir yerde olacağını şimdiden açıkladı: "<em>Boba Fett'in Kitabı'</em>nda, miğferini çıkararak inancı ihlal ettiği için Mandolorian'ın kurtarılması için bir fırsat olduğunu saptadık. Ve bu, Mandalorian grubu arasında zin verilmeyen bir şey. Şimdi, farklı kurallara sahip başka Mandalorian grupları olduğunu biliyoruz. <b>Klon Savaşları</b>'nda Dave ile ve ayrıca seslendirdiğim bir karakterle Mandalorların orada çok farklı olduğunu gördük. Yani bu farklı gruplar bir araya geliyor ve hepsinin nasıl olduğunu öğreneceğiz... Tüm bu toplulukların bağlantı noktası, elbette, sürgün edildikleri ana dünyaları, yani Mandalore." Mandalore, ilk kez bahsedildiğinden beri, hayranların umutsuzca canlı aksiyonda görmek istedikleri bir şey oldu. Din ve diğer birkaç Mandalorian'lı dünyalarının harabelerine doğru yol aldığına göre, şovun yalnızca bir kısmını gördüğümüz farklı Mandalorian mitleri ve geleneklerini genişletmek için mükemmel bir fırsat olacaktır. <img class="alignnone wp-image-58862" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/01/the-mandalorian-chapter-13-the-jedi-300x169.jpeg" alt="" width="1046" height="589" /> <ul> <li> <h3>Devam Filmi İçin Açıklama</h3> </li> </ul> <em>The Mandalorian</em>'ın 3. Sezonu ve Giancarlo Esposito tarafından sağlanan bazı değerli ipuçlarıyla, devam filminin bu kafa karıştırıcı ve inanılmaz derecede sinir bozucu anları için bir bağlam ediniyor olabiliriz: “Kocaman ve keşfedilecek çok şeyi olan bir evrende yaşıyoruz. Bu yüzden bence bu şov, gerçekten cevaplar almaya başlayacağınız üçüncü ve dördüncü sezonda gelecek olan derinlik ve nefes için zemin hazırlamaya başlayacak." <ul> <li> <h3>Uzay Aksiyonu</h3> </li> </ul> <em>The Mandalorian</em>'da aksiyon sahneleri hiçbir zaman çok uzak veya az olmamıştır. Din'in bize defalarca hatırlattığı gibi, <strong>"Ben bir Mandalorian'ım, silahlar benim dinimin bir parçası,"</strong> savaş merkezli bir kültürden geliyor, bu yüzden ara sıra gerçekleşen çatışmalara yabancı değil. Buna rağmen, uzayla alakalı bu dizide uzay gemisi savaşları ile ilgili belirgin bir eksiklik var. Bu, gösterinin en sevilen film ve dizi anıları Millenuim Falcon ve Han Solo'nun İmparatorluktan ve devasa uzay savaşlarından kaçmak için katlandığı süre ve Ölüm Yıldızı'nın yok olmasına yol açan uzay savaşları etrafında dönen Star Wars hayranlarını hem endişelendiren hem de hayal kırıklığına uğratan unsurlarından biri. Neyse ki, Din'in bir uzay savaşında parçalanmadan ayakta kalabilen bir gemisi olduğuna göre, 3. Sezon çok daha fazla uzay savaşı içerecek gibi görünüyor. The Mandalorian 3. Sezon'un ilk fragmanı, uzay it dalaşının bu sezon nihayet parıldayacağını doğruladı. <ul> <li> <h3>Mand'alor Unvanı ve Darksaber Üzerindeki Mücadele</h3> </li> </ul> Moff Gideon'u yendikten sonra Din, başlangıçta Jedi Düzeni'ne katılan ilk Mandaloryalı Tarre Vizsla tarafından yaratılan bir silah olan Darksaber'ın gerçek sahibi oldu. Antik silah, büyüleyici bir geçmişi olan karmaşık bir silahtır. Yıldız Savaşları evreninde meydana gelen birkaç büyük olayın/savaşın merkezinde yer alır. Kılıcı kullanan kişi her zaman Star Wars'daki en zorlu karakterlerden biridir ve genellikle bilinçaltı bir düzeyde silahla bağlantılıdır. <strong>The Mandalorian'ın 3. Sezonu</strong>, karakterlerini Din, Bo-Katan ve Koska Reeves'in nihayet atalarının evlerini özgürleştireceği ve savaşlardan sonra ayrılmak zorunda kalan Mandalorları yeniden bir araya getireceği Mandalor'a götürmeye hazırlanıyor. Ancak işler burada bitmiyor. Hayranlar büyük olasılıkla Din'in Darksaber ile bağlantı kurma sürecine başladığını ve sonunda onun yüzünü kabul edip Mandalorianların lideri Mand'alor olduğunu görecekler. <img class="alignnone wp-image-58863" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/01/the-mandalorian-season-3-300x170.jpg" alt="" width="1068" height="605" /> <ul> <li> <h3>Liderlik Sorunları</h3> </li> </ul> Din bir serseri. İlk başta ne kadar isteksiz veya hoşnutsuz olursa olsun, onun bir yerden bir yere gittiğini, sorunları çözdüğünü ve elinden geldiğince insanlara yardım ettiğini gördük. Onu bir tahtta otururken ve insanları yönetirken hayal etmek zor. İnanılmaz derecede korkutucu olsa da, böyle durumlarda oldukça beceriksizdir ve bir yerde kalmak pek onun tarzı değildir, bu yüzden onun insanlar üzerinde lider olduğu fikri doğru değil. Aynı şey Bo-Katan için söylenemez. Mandalorlara liderlik etme tecrübesine sahip ve her zaman Mand'alor olmaya hazır. O yüzden yeni sezonda liderlik çatışmalarına şahit olabiliriz. <ul> <li> <h3>Daha Fazla Ahsoka</h3> </li> </ul> <em>The Mandalorian, Disney+</em>'ın canlı aksiyon Star Wars evreni için harika bir başlangıç noktası oldu ve daha sonra kendi şovlarını çekecek birçok karakteri tanıttı. En iyi tanıtımlardan biri Bölüm 13: Jedi'daydı; Hayranlar Ahsoka Tano'yu düşmanlarını yok ederken yüzü beyaz ışın kılıçlarının ışığıyla aydınlandığında ilk kez görmüşlerdi. İlk olarak 2008'de Star Wars: The Clone Wars'da tanıtıldı ve o zamandan beri hayranların favorisi oldu. Klon Savaşları, Jedi Order ve Order 66'dan ayrılan Ahsoka'yı çevreleyen onca dramadan sonra, Ahsoka'yı iş başında ve The Mandalorian ile birlikte çalışırken görmek harika. Boba Fett'in Kitabı'nda eski ustasının oğlu Luke Skywalker ile birlikte gösterildiğinde hayranları çok sevindi. Ancak bu küçük karakter görünümleri, sevgili Togruta'yı göreceğimiz son kişiler değil. Ahsoka bu yılın başlarında kendi şovunu yapmaya hazırlanıyor ve hayranlar sabırsızlanıyor. Gelecekte onu sadece kendi şovunda değil, ayrıca Din ve Ahsoka'nın yollarının bir kez daha kesişme şansını göz önünde bulundurursak farklı yerlerde de daha çok görebileceğiz. <img class="alignnone wp-image-58864" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2023/01/jgXopjzXohpuinkAQBQUA6-300x169.jpg" alt="" width="1086" height="612" /> <ul> <li> <h3>Daha Fazla Bryce Dallas Howard Yönetmenliği</h3> </li> </ul> Howard, Bölüm 4: Sığınak ve Bölüm 11: Mirasçı gibi The Mandalorian'ın en iyi bölümlerinden bazılarını, The Book of Boba Fett'ten Bölüm 5: Mandalorian'ın Dönüşü ve Star Wars: Jedi'ın Hikayeleri'nden Sith Lord'u yönetmiştir. Hikaye anlatımıyla bazı inanılmaz işler yaptı ve hayranlar gelecekte ondan daha fazlasını görmekten heyecan duyuyor.
Amerika Birleşik Devletleri'nin tarihi denildiğinde çoğumuzun aklına siyahilere ve azınlık etnik gruplara yapılan ırkçılık geliyordur muhtemelen. Bilindiği üzere Amerika,<strong> siyahi</strong>lerin ve Amerika yerlilerinin kanları üzerine kurulmuştur. Şüphesiz ki<strong> Amerika kıtasının keşfi</strong> yüzyıllar boyunca sürecek olan kan ve vahşetin başlangıcı olmuştur. Amerika'ya gelen Avrupalılar, ilk önce Amerika'nın yerlilerini boyundurukları altına almaya başlamışlardır. Onları köle olarak kullanarak kendilerine ev ve arazi inşaa etmişlerdir. Fakat nüfus arttıkça iş gücü ihtiyacı da artmıştır. Bunun sonucunda Avrupalı Amerikalılar, Afrika'dan siyahi insan getirmeye başlamıştır. Bu insanları arazilerinde köle olarak çok kötü şartlar içinde çalıştırmışlar, işleri bittiğinde -eğer bu süreç içinde ölmedilerse- ya başkasına satmışlardır ya da azat etmişlerdir. Böylelikle büyük bir ırkçılık hareketi başlamıştır. 1890 yılından 1960 yılına kadar Amerika'da<strong> "gün batımı kasabaları"</strong> oluşmaya başlamıştır. Bu yıllar arasında 10,000'e yakın gün batımı kasabası kaydedilmiştir. Bu kasabaların amacı beyaz insanların, büyük çoğunluğu siyahi olmak üzere Çin, Japon, Yahudi ve Amerika Yerlileri'ninde olduğu etnik yapıların temel insan haklarını ellerinden alarak onlar üzerinde üstünlük kurmaktı. Gün içinde beyaz olmayan insanlar bu kasabalarda seyahat edip çalışmaya izinleri olsa bile, gün battıktan sonra bu kasabaları terk etmeleri gerekmekteydi. Eğer gün batımından sonra bu insanlar polislere ya da kasaba halkına yakalanırsa, her türlü fiziksel ve sözlü şiddete maruz kalmaktalardı. Fakat bazen gün içinde bile, kasaba halkı siyahileri ve diğer azınlık gruptan insanları toplum içinde linç edebilmekteydi. Bu kasabalar genellikle Amerika'nın Ortabatı ve Batı kasabalarındalardı. Çünkü 1910 ve 1970 yılları arasında 6 milyon Afrikalı Amerikalı kırsal Güney eyaletlerinden fakirlikten ve ırkçılıktan kurtulmak için Amerika'nın kentsel Kuzeydoğu, Ortabatı ve Batı'ya göç etmeye başlamıştır. Bunu önlemek için ise beyazlar Afrikalı Amerikalıların bu kasabalarda da huzur bulamaması için bir takım "önlemler" almaya başlamışlardır. Kasaba sınırlarına<strong> "Z---i, ____'da Güneşin Üzerine Batmasına İzin Verme," "Gün Batımında Sonra Sadece Beyazlar,"</strong> ve kiralık ya da satılık evlerin önüne<strong> "Yaşamak İçin Güzel Bir Yer... Z---i'lere Yer Yok," "Serin Yaz Ayları, Ilık Kış Ayları, Kar Fırtınasız, Z---i'siz"</strong> gibi tabelalar koyarak kendilerinin gün batımı kasabası olduklarını açık bir şekilde belirtmişlerdir. Siyahilere hizmet veren ve onları çalıştıran işletmeler ise beyazlar tarafından boykot edilmiştir. Siyahi motorcuların bu kasabalardan geçerken polis tarafından takip edilmesi çok yaygındı. Gün batımı kasabalarının yaygınlaşmasıyla siyahiler için uzun yolculuklar yapmak daha da zorlaşmıştı. Çünkü hava karardıktan sonra siyahilerin konaklamasına izin verilen yerler yok denecek kadar azdı. <em>Lovecraft Country</em> adlı diziden bir örnek verecek olursam, gün batımı kasabasından arabasıyla geçen bir siyahinin bu kasabadan çıkması gerekmesine çok az bir zaman kalıyor, kasabanın sınırına da 1 kilometre falan kalmış. Tabii hemen polis bunu fark ediyor ve siyahi sürücünün hızlanmamasını sağlamak için peşine takılıyor. Yani anlayacağınız hava kararmadan kasabadan çıkabileceği halde bunu polis engellemeye çalışıyor. <img class="alignnone wp-image-58778" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2023/01/c7e35bf4-dccd-4be8-9cc0-80268874227b-MJS_greenbook_1947-300x203.jpg" alt="" width="1091" height="738" /> Bu olaylar sonucunda Harlem şehrinde yaşayan postacı <strong>Victor H. Green</strong>, siyahilerin yolculuklarını kolaylaştırması için rehber bir kitap yayınladı. <em><strong>Negro Motorist Green Book (Siyahi Şoförün El Kitabı)</strong></em> adıyla yayınlanan bu rehberde, siyahi yolcuların konaklayabilecekleri yol üstü motellerin listesi ve adresleri listelenmişti. Bu rehber 1936 yılından 1966 yılına kadar yayınlanmış olup, 2 milyon insan tarafından kullanılmıştır.
Eğer hayatımın olmazsa olmazı şarkılardır diyorsanız, bu yazıyı okuduktan sonra sayfayı aşağı kaydırmaya devam edin. Hafta sonu yatağımızda ya da ayaklarımızı uzattığımız koltuğumuzda rahatlarken, bir de yeni şarkılar keşfedersek değmeyin keyfimize! Son yıllarda müzik endüstrisine taht kurmuş Güney Kore müzik endüstrisi <strong>KPOP</strong>, dünyanın büyük bir çoğunluğu tarafından sevilerek takip edilmekte. Sevenlerin yanı sıra KPOP'a önyargıyla bakan bir çok kişi de var ve bu müzik türünün yanından bile geçmeyi hayal etmiyorlar. Fakat dünyadaki her şey biz insanlar için ve önyargılarımızın hapsinden kurtulup, kafamızı rahatlatırsak hayatın tüm güzelliklerinden bol bol yararlanacağımızı düşünüyorum. Haydi sizi bu hafta sonu yeni bir dünya ile tanıştırayım! Buyurun listeye... İyi Hafta Sonları!
Peri masallarının ilk çıkışından bu yana genellikle belirli bir yaştaki kadınların iki rolü vardır: kötü niyetli bir cadı, kötü üvey anne ya da bazen ikisi aynı anda. <strong>Slav folkloru</strong>nun anahtar elementi olan <strong>Baba Yaga</strong>, kötü niyetli bir cadı karakterini gerçek anlamda yaşatmaktadır. Baba Yaga halkbiliminde genellikle şu şekilde tasvir edilir: yaşlı ve çirkin bir kadın olan Baba Yaga, tavuk bacakları üzerinde duran bir evde yaşar, süpürge biçiminde bir sopa ile yere yakın bir şekilde uçar ve çocuklarla beslenir. Fakat yukarıda söylenilenlerden daha karışık ve çok boyutlu bir karakterdir. Kurnazdır ve yardımcı olduğu kadar da bir engeldir. Folklorun en feminist karakteri olarak görülmektedir. <h2>Tarihi</h2> Baba Yaga birçok Slav, özellikle de Rus folklorunda karşımıza çıkmaktadır. Baba Yaga'nın tarihe geçmiş en erken yazılı kaynağı <strong>Mikhail V Lomonosov</strong>'un 1755 yılında yayımlanan <em>Rus Dilbilgisi</em> kitabıdır. Bundan önce en azından 17. yüzyılda yapılmış ağaç baskılarında da boy göstermiştir. Ondan sonra da Rus peri masalları ve folklorunda düzenli olarak bahsedilen bir karakter olmuştur. Hatta <em>Ormana Doğru (Into the Forest)</em> kitabının yazarı <strong>Lindy Ryan</strong>, Baba Yaga'nın tarihte 17. yüzyıldan da önce yer aldığını belirtiyor. Baba Yaga'nın Yunan tanrıçası <strong>Persephone</strong>'un Slav kültürüne yansıyan şekli olduğu düşünülüyor. Persephone'nin ormanlar ve doğanın vahşiliğini temsil ettiğini göz önünde bulundurursak, bunun çokta yanlış bir düşünce olmadığını söyleyebiliriz. Ryan aynı zamanda, "Baba Yaga'nın esintileri birçok kültürde ve hikayelerde yer etmektedir. Kadın ruh Doğa Ana'nın tahmin edilemez ve ehlileştirilemeyen doğasını ve kadınların vahşi doğa ile olan ilişkisini temsil eder." demektedir. Baba Yaga'nın Azerbaycan versiyonu ise "<strong>Küpegiren</strong>"dir. Bu karakter zaman zaman çeşitli yıkımlar getirir, şekil değiştirir; ancak, bir anda güzeller güzeli olur, göğe yükselir ve yere iner. Türk Mitolojisinde de <strong>Yek, Yeg</strong> ya da <strong>Yiğ</strong> olarak bilinir. İnsanlığı yoldan çıkaran kötü bir karakter olarak resmedilir. Tatar dilinde Yeg'in anlamı <strong>"aç gözlü, doymak bilmeyen ruh"</strong>tur. Ayrıca bazı kaynaklarda <strong>"Yeg Yılan"</strong> olarak da karşımıza çıkar. Teleğüt şamanlarının davullarını süslemiş bir görünüt olan bu yılan, şamanlara yardım eder ve insanları "Yula" denen kötü ruhtan korur. Bahsedildiği gibi Baba Yaga, Türk Mitolojisinde ve diğer folklorda da olduğu gibi dualitenin bir simgesidir. Baba Yaga'yı önemli ve gizemli kılan özelliği dualitesidir. Bazen neredeyse bir kahraman, bazen de kötü bir karakter olma özelliğe sahip Baba Yaga, kadınlığın zengin ve dünyevi çağrışımını temsil etmektedir. Ryan ayrıca, "O (Baba Yaga) korkuya, saygıya, dehşete ve tutkuya hükmetmekte. Aldırışsızlığına ve bağımsız kişiliğine, hatta gaddarlığına hayranım ve kadınların çoğu zaman puslu bir önemsizlik bulanıklığına indirgendiği bir dünyada, o bize vahşi ve evcilleştirilemez olduğumuzu ve bu tür özgürlüklerin çoğu zaman bir bedeli olduğunu hatırlatan bir figür." diyor. Aslında, o bir tür <strong>proto-feminist ikon</strong>. <em>Into the Forest</em>'a bir hikayeyle katkıda bulunan yazarlardan biri olan Yi Izzy Yu, "Kesinlikle öyle," diyor. Böyle bir tanımlamayı hak etmesinin yollarından biri de, çocuk doğurmak veya emzirmek yerine onları yiyerek kadınlara uygulanan anaç anne klişesini tamamen alt üst etmesidir. Izzy, "Geleneksel anlamda çekici olmamasına rağmen güçlü. Sıradan kurallar yerine kendi büyülü kurallarına göre yaşıyor," diyor. "Ve her fırsatta kavramsal kategorilere meydan okuyor. Evi bile hem ev hem de tavuk, bu onu bir anlamda eve bağlı yapıyor ama aynı zamanda da 'bağlı' değil. Bu onu, sanırım, <strong>erken bir karavan çingene</strong> yapıyor." <h2>Modern Adaptasyonları</h2> Eğer aranızda <strong>John Wick</strong> hayranları varsa, Baba Yaga ismini Keanu Reeves'in başrol aldığı bu filmden hatırlıyor olabilir. Filmde John Wick adlı karakterimize Baba Yaga denmesinin haklı bir nedeni var. Çünkü düşmanlarına neredeyse mitlerde yer alan karabasanı andıran bir korku yaymaktadır. John Wick Rus mafyası tarafından yetiştirildiği için de Baba Yaga diye anılmaya hak kazanmıştır. Japon anime filmlerinin efsanesi<strong> Hayao Miyazaki</strong> 2001 yılında yayımladığı <em>Ruhların Kaçışı</em> anime filminde Baba Yaga'dan esinlendiği bir karakter oluşturmuştur. Baba Yaga filmlerin yanında müziğinde baş karakteri olmuştur. Rusya'nın önemli piyanistlerinden <strong>Modest Musorgski</strong> tarafından 1874'te bestelenen "Bir Sergiden Resimler" adlı en ünlü piyano bestesi, on piyano parçasının yanı sıra tekrar eden, çeşitli bir gezinti temasından oluşan bir takımdır. Bunun 9. parçası Baba Yaga'yı konu almaktadır. <strong>Neil Gaiman</strong> ise Baba Yaga'yı etik açıdan belirsiz bırakarak, <em>Sandman</em>'de yardımsever,<em> Books of Magic</em> de ise daha çok kötü bir karakter olarak işlemiştir.<strong> BBC Culture</strong>'a Baba Yaga ile ilk 6-7 yaşlarında İngiliz yazar Margaret Storey tarafından yazılan <em>Ejderha'nın Kız Kardeşi ve Timothy Seyahat Ediyor (The Dragon's Sister and Timothy Travels)</em> adlı kitapta karşılaştığını şu sözlerle anlatmıştır: "Tüm cadılardan daha ilginç olduğunu hissettim ve bu hissim Baba Yaga'nın yer aldığı Rus hikayelerini okudukça daha da çoğaldı. Geçtiği hikayelerden daha çok kendi hayatı var gibi görünüyor ve bu peri masalları karakterleri için pek görülmüş bir şey değil."
Hazır Noel'e 2 gün kalmışken sizler için izlemeniz gereken Noel filmlerini derlemek istedik. Ama listenin fazla klasik olmamasını istedik, o yüzden çok fazla kardan adam ve Noel Baba ile karşılaşmayı beklemeyiniz. Her ne kadar her yılın sonunda ülkemizde Noel ve yılbaşı tartışması çıksa da, bunlara aldırmamanızı, sıcak çikolatanızı, bitki çayınızı ya da kahvenizi hazırlamanızı, en beğendiğiniz filminizi açmanızı, sıcak battaniyenizin altına girmenizi ve filmin keyfini çıkarmanızı tavsiye ediyoruz. Olumsuzlukların keyfinizi bozmasına izin vermeyin ve Noel, yılbaşı fark etmeksizin ruhuzunu dinç tutun. Bu içerik fikrini bana veren Nur Bersun Aynur'a teşekkürlerimi sunarım.
1933 yılından 1945'e kadar <strong>Adolf Hitler</strong> liderliğinde bir Nazi Almanyası, Dünyanın, özellikle de Yahudilerin korkulu rüyası oldu. Ancak 1945'ten sonra Yahudiler ve Nazi Almanyasının baskılarından kurtulanlar için bu korku dolu süreç hala bitmiş değil. Alman ırkını üstün görüp, bu "üstün" ırkın kurtuluşunun sadece Almanya'nın düşmanı Yahudilerin soyunun kurutulmasında gören Naziler, bu suçsuz insanları kadın, çocuk, hasta ve yaşlı demeden onlara her türlü eziyet ve öldürme hareketinde bulunmuşlardır. İnsanlıktan yoksun olan bu partinin anahtar elementleri <strong>ırkçı, milliyetçi </strong>ve<strong> demokrasi düşmanı</strong> olmaktı. Buna ek olarak şiddetli bir şekilde <strong>Yahudi</strong> ve <strong>Marksist Sosyalizm</strong> ve<strong> Komünizm</strong> karşıtıydılar. 1933 martında Adolf Hitler Almanya başbakanı olur olmaz ilk<strong> Nazi Toplama Kampı</strong> kuruldu. Bu kampın ilk amacı 10 binlerce Nazi karşıtını bastırmaktı. Genelde bu kampların tutukluları Almanya'nın Komünist Partisi üyeleriydi. Fakat daha sonra işler çığrından çıktı ve bunların yanına "alışılmış suçlular", "asosyaller" (bu tanım sosyal normlara uymayan insanlar için kullanılırdı.), ve Yahudiler de katıldı. Nazi tarihinde binden fazla toplama kampı kuruldu ve 1.65 milyon insan bu kamplara gönderildi. <img class="alignnone wp-image-58049" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/12/10105-1000x632-1-300x190.jpg" alt="" width="1022" height="647" /> İnsanlık tarihinin bu kara sayfası hala kapanmamış, Nazi baskılarından kurtulan insanlar ve ölen insanların yakınları için hala acılar devam etmekte. Geçtiğimiz günlerde bir Nazi toplama kampında, soykırım zamanında 10,505 kişinin ölümünde rol oynayan 97 yaşında bir kadın tutuklandı. <strong>Irmgard Furchner</strong>, 1943 yılından 1845 yılına kadar Nazi işgali altındaki Polonya'nın Gdansk şehri yakınlarındaki <strong>Stutthof Nazi Kampı</strong>'nda katip ve yazar olarak çalışmış. Sivil bir çalışan olmasına rağmen hakim, Furchner'in kampta olup bitenden gayet haberdar olduğuna karar vererek onu suçlu buldu. Bu karar aynı zamanda sivil işçi Furchner'in, Stutthof tutuklularıyla ilgili yazışmalarla doğrudan kamp komutanının yanında çalıştığı için yargılanabileceği anlamına geliyordu. Almanya'nın kuzeyindeki Itzehoe'deki mahkeme sözcüsüne göre, geçtiğimiz salı günü iki yıl ertelenmiş hapis cezasına çarptırıldı. <img class="alignnone wp-image-58048" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/12/280008857_Getty-Images-Europe_Former-Secretary-At-Stutthof-Concentration-Camp-On-Trial_trans_NvBQzQNjv4BqqVzuuqpFlyLIwiB6NTmJwfSVWeZ_vEN7c6bHu2jJnT8-300x187.jpg" alt="" width="1001" height="624" /> Furchner, suçların işlendiği sırada bir ergen olduğu için, 97 yaşındaki kadının mahkemesi bir çocuk mahkemesinde yapıldığını ve mahkemenin CNN'e verdiği bilgiye göre, cezası çocuk şartlı tahliyesi olup yaptırımın ona göre uygulanacağını doğruladı. Mahkemesinden haftalar önce Furchner kaçmaya çalıştı ama görevliler onu birkaç saatte buldu. Birleşik Devletler Soykırım Anıt Müzesi'nin verdiği bilgiye göre, 10 binlerce insan Stutthof Kampı'nda zalim koşullar altında tutulmuş ve 60 binden fazla insan orada ölmüştür. Müzenin aktarımına göre, Stutthof'ta genel olarak Yahudi olmayan Polonyalılar, büyük rakamlarda Varşova'dan, Bialystok ve Nazi işgali altındaki Baltık devletlerinden Yahudiler tutuluyordu. Günümüz Polonya şehri Gdansk yakınlarında bulunan Stutthof'ta, tutukluları öldürmek için çeşitli yöntemler kullanıldı ve haziran 1944'ten itibaren binlerce kişi gaz odalarında öldürüldü. Almanya, çok geç olmadan son yıllarda Nazi savaş suçlarının faillerini adalet önüne çıkarmak için hızlıca çalışıyor. Ancak uzmanlar, olaya karışanların yalnızca küçük bir bölümünün mahkemeye çıkarıldığını söylüyor.
<strong>"İnsanlar olarak genelde dinozorların yeri titreten kükremeleri olduklarını düşünürüz. Fakat son yapılan araştımalar bunun muhtemelen doğru olmadığını gösteriyor.</strong> Onu duymaktan çok hissederdiniz - kalın yaprakların ötesinde bir yerden çıkan derin, içgüdüsel bir zonklama. Bir sis düdüğünün gümbürtüsü gibi, göğüs kafesinizde tınlar ve ensenizdeki tüyleri diken diken ederdi. Kretase döneminin sık ormanlarında bunu duymak korkutucu olurdu. Nesilleri tükenmeden <strong>66 milyon yıl önce</strong>, dinozorların nasıl ses çıkardığına dair elimizde pek bir bilgi yok. Paleontologlar tarafından ortaya çıkarılan olağanüstü taş kalıntılar, bu canlıların fiziksel yeteneklerine dair kanıtlar sunuyor, ancak nasıl etkileşim ve iletişim kurdukları hakkında pek bir şey söylemiyor. Ses elbette fosilleşmez. <strong>Hayvan davranışları</strong>ndan bildiğimiz kadarıyla dinozorlar kesinlikle sessiz değillerdi. Artık yeni, nadir fosiller ve gelişmiş analiz teknikleri ile bilim insanları, dinozorların nasıl ses çıkardıklarına dair olan ipuçlarını bir araya geirmeye başladılar. Bunun tek bir cevabı yok tabii ki de. Dinozorlar gezegenizime <strong>179 milyon yıl</strong> süre boyunca egemen oldular ve o süre boyunca çeşitli şekillere ve boyutlara büründüler. Bazıları 1 kilogramdan az ve muhtemelen 60 santimden kısa <strong>Albinikus</strong> gibi minicikti. Diğerleri bölgede yaşayan en büyük hayvanlar olan ve ağırlığı <strong>72 tona kadar</strong> ulaşabilen titanozor <strong>Patagotitan mayorum'</strong>lardı<em>. </em>Ya 2 ayak üstünde koşarlardı ya da 4 ayak üstünde ağır ağır yürürlerdi. Bu kadar farklı çeşitleri olan bu hayvanlar tabii ki de çeşitli sesler de üretmişlerdir. Bazı dinozorların oldukça uzun boyunları vardı - en büyük sauropodlarda 16 metreye kadar - bu da ürettikleri sesleri büyük olasılıkla değiştirecekti (bir trombon uzatıldığında ne olduğunu düşünün). Diğerleri, nefesli çalgılar gibi, hayvanların ürettiği tonu güçlendirebilecek ve değiştirebilecek tuhaf kafatası yapılarına sahipti. Parasaurolophus tubicen adlı otçul bir hadrosaur olan böyle bir yaratık, bu makalenin başında anlatılan korkunç çağrılardan muhtemelen sorumlu olabilirdi. P. tubicen'in başının arkasından neredeyse 1 metre uzunluğunda çıkıntılı muazzam bir tepesi vardı. Bunun içinde, burundan tepenin dalga tepesine uzanan üç çift içi boş tüp vardı; burada çiftlerden ikisi, kafatasının tabanına ve hayvanın hava yollarına doğru geri sarmak için bir U-virajına sahipti. Diğer çift, tepenin dalga tepesine yakın büyük bir oda oluşturacak şekilde genişti. Toplamda, esas olarak 2,9 metre uzunluğunda bir rezonans odası oluşturuyorlardı. 1995 yılında, New Mexico Doğa Tarihi ve Bilim Müzesi'ndeki paleontologlar, bu sıra dışı görünümlü Parasaurolophus'un neredeyse eksiksiz bir kafatasını ortaya çıkardılar. Bilgisayarlı tabanlı bir tomografi kullanarak, tepenin 350 görüntüsünü çekerek içini benzeri görülmemiş ayrıntılarla görmelerini sağladılar. Daha sonra bilgisayar bilimcilerle birlikte çalışarak organı dijital olarak yeniden yapılandırdılar ve içinden hava üflenirse nasıl davranacağını simüle ettiler. Kazıda çalışanlardan biri olan ve şu anda müzede paleontoloji idarecisi olan Tom Williamson, "Sesi dünya dışı olarak tanımlardım" diyor. "Omurgamdan doğru tüylerimin ürperdiğini hatırlıyorum" diye de ekledi. Bugün canlı hayvanlarda bulabildiği en yakın benzerlikler, Avustralya'da yaşayan güney cassowary'nin titreşen homurtularıdır. Bu uçamayan kuş, yaşadıkları sık ormanda yankılanan<strong> bir dizi derin kükreme ve hırıltı</strong> yayar. Williamson, "Arka planda gürleyen o ürkütücü seslerle sisli bir Geç Kretase yağmur ormanı ortamını hayal etmek benim için kolay," diyor. "Sesler düşük frekanslarda - yoğun çalılıklara nüfuz etmek için gerekli olan şey." <h2>Bu hayvanların fosilleşmiş kalıntıları, bazılarına hadrosaur kafataslarına dayalı müzik aletleri yaratma konusunda ilham bile verdi.</h2> Williamson ve meslektaşları, P. tubicen'in, memelilerde ve modern sürüngenlerde bulunan gırtlak gibi çeşitli ses organlarıyla ve bu organlar olmadan üretmiş olabileceği sesi simüle ettiler. Bir gırtlak veya eşdeğer bir ses kutusu olmasa bile, dinozorun, hayvanın içinden hava üflediğinde, tıpkı bir sürahinin ağzına üflemek gibi, tepenin içinde havanın rezonansa girme şekli nedeniyle bir ses çıkarmış olabileceğini keşfettiler. Williamson, "Yumuşak dokuları korumadık ve örneğin, bu dinozorların memeliler ve kuşlar gibi ses üreten organlara sahip olup olmadığını bilmiyoruz" diyor. "Çok uzun bir yapı olduğu için tepenin rezonansa girmesi için ses üreten bir organın gerekli olmadığı ortaya çıktı." Diğer hadrosaurların kafataslarında, görsel bir gösteri ve seslendirmeye yardımcı olarak ikiye katlandığı düşünülen, çok dramatik olmasa da benzer müzik tepeleri vardı. Çoğu, düşük frekanslı sesler üretebilirdi ve bu hayvanların fosilleşmiş kalıntıları, bazılarına hadrosaur kafataslarına dayalı müzik aletleri yaratma konusunda ilham verdi. Tüm dinozorlar, kafalarının tepesinde bir trompet gibi bir şeyle kutsanmamıştı ve dinozorlardan gelen gırtlak seslerine dair fosilleşmiş bir kanıtımız da olmadığından bazı insanların, bu hayvanların<strong> dilsiz</strong> olabileceği yönünde spekülasyon yapmasına yol açmaktadır. Austin Texas Üniversitesi'nden bir paleontolog olan Julia Clarke, "Elimizde, hava yollarının çapı ve uzunluğu gibi farklı parametreleri hakkında bize bilgi verebilecek fosil ipuçları var. Bugün yaşayan dinozorlarla - kuşlarla nasıl bir ilişki içinde olduklarını görmek için bu geometrileri karşılaştırabiliriz." diyor. Ancak Clarke, yapbozun başka bir parçasını sağlayan başka bir ipucuna sahiptir. 2000'lerin ortalarında, o ve meslektaşları, Antarktika Yarımadası'nın ucundaki küçük bir kara parçası olan <strong>Vega Adası'nda Arjantinli araştırmacılar tarafından on yıldan uzun bir süre önce bulunan erken bir kuş türü</strong>nün korunmuş iskeletinin ayrıntılı bir incelemesini yaptılar. Fosilin kendisi kısmen bir kaya parçasına gömülmüş durumda, ancak Clarke ve ekibi gelişmiş tarama teknikleri kullanarak fosilin görünmeyen parçalarını tespit edebildiler. Daha sonra fosili tarama sonuçlarını kullanarak dijital ortamda yeniden oluşturdular. <h2>Keşif, bu ses üreten organların fosilleşebileceğini ve çoğu dinozor fosilinde bulunmamalarının çok şey anlattığını ortaya koymaktadır.</h2> Ve orada, fosilleşmiş kemik parçalarının arasında şaşırtıcı bir şeyin kalıntıları vardı - kuşlarda bulunan ve dinozorların zamanına dayanan ses üreten organ olan bir <strong>sirenksin mineralize halkaları.</strong> Ait olduğu ilkel kuş - Vegavis iaai adlı kaz benzeri bir yaratık - 66-68 milyon yıl önce, Kretase döneminin sonunda, kuş olmayan dinozorlarla bir arada yaşamış olmalıydı. Bu sıralarda, modern Antarktika'nın bu kısmı ılıman ormanlarla kaplıydı ve sığ denizlerle çevriliydi. V.iaai'nin korna sesleri muhtemelen bu manzaranın bir parçasıydı. Ancak Clarke için keşif, varlığıyla başka bir şeyi daha ortaya koyuyor - bu ses üreten organların fosilleşebileceğini ve çoğu dinozor fosilinde bulunmamaları çok şey ifade ediyor. Kuşlar, daha doğrusu kuş dinozorları, yaklaşık <strong>165-150 milyon yıl önce</strong> Jurassic döneminde theropod dinozorlardan evrimleşmiştir. 66-68 milyon yıl önce yaşamış bir kuşun sirenks'i fosil olarak korunabiliyorsa, neden soyu tükenmiş kuş olmayan kuzenlerinin, örneğin Tyrannosaurus rex'in kalıntıları arasında hiç bulunmadı? Bu, Clarke'ı modern kuşların nasıl ses ürettiklerini daha derinlemesine araştırmaya iten bir sorudur. "Yaklaşık 10.000 kuş türü var , ancak gerçekte hangi sesleri çıkardıkları ve bunu nasıl yaptıkları konusunda şaşırtıcı derecede az bilimsel araştırma yapıldı" diyor. Çalışmaları onu, dünyanın dört bir yanındaki beş yaşındaki çocukların ve sinemaseverlerin ayaklarının altındaki yeri sarsacak bir aydınlanmaya götürdü. <strong>Dinozorlar neredeyse kesinlikle kükremiyordu. Muhtemelen onun yerine öttüler.</strong> Ya da daha doğrusu, güvercinlerin ötmesine veya deve kuşlarının patlamasına benzer şekilde sesler çıkarmış olabilirler. Pek çok modern kuş, sesin sirenksten hava geçirmek yerine boğazı şişirerek, kapalı ağızlı seslendirme olarak bilinen şeyi kullanır. Yaklaşık 240 milyon yıl önce ortak bir atadan ayrılan dinozorların bir başka uzak akrabası olan timsahlar da etraflarındaki suyun vücutlarının etrafında "dans etmesine" neden olabilecek derin gürlemeler oluşturmak için ağızları kapalı bir şekilde ses üretirler. Timsahlar, diğer sürüngenler ve memeliler gibi, sesi üreten bir sirenks yerine bir gırtlağa sahiptir. Ancak çiftleşme körüklerini üretirken bunu atlarlar. Clarke, "Jurassic Park filmleri hata yaptı," diyerek gülüyor. "Dinozorların ilk rekonstrüksiyonlarının çoğu, bugün aslanlar gibi büyük memeli yırtıcı hayvanlardan gelen korkutucu seslerle ilişkilendirdiğimiz şeylerden etkilenmiştir. Jurassic Park filmlerinde büyük dinozorlar için bazı timsah seslendirmeleri kullanılmıştı, ancak ekranda dinozorların kendi sesleri var. Ağızlar kükreyen bir aslan gibi açılır fakat bunu yapmazlardı, özellikle de avlarına saldırmadan veya yemeden hemen önce. Çünkü bu etraftakileri alarma geçirerek elinde bir yemek olduğunu bildirirdi." <h2>Fosiller ayrıca dinozor kulaklarının çalışmasına yardımcı olan bazı hassas kemikleri de ortaya çıkardı.</h2> Bunun yerine Clarke, kuş olmayan birçok dinozorun, bir tür çiftleşme gösterisinin parçası olarak, boğazlarının yumuşak dokularını şişirerek ağızları kapalıyken ses çıkarmış olabileceğine inanıyor. Ancak, sıkıntı anları gibi başka durumlarda da açık ağızlı çağrılar yapmış olabileceklerini söylüyor. "Geç Jurassic veya Erken Kretase'nin manzarasında pek çok farklı türde ses olacak" diyor. Bu, fosil kayıtlarında daha iyi kanıtlar bulunan dinozor anatomisinin başka bir parçası, yani kulakları üzerinde yapılan araştırmalarla desteklenen bir görüştür. Dinozor kafatasları üzerinde yapılan araştırmalar, paleontologların iç kulaklarının nasıl olduğunu yeniden yapılandırmasına olanak sağladı. Birkaç fosil, dinozor kulaklarının çalışmasına yardımcı olan bazı hassas kemikleri de ortaya çıkardı. "Dinozorların orta kulaklarında sadece<strong> üzengi kemiği</strong> vardı - havadaki titreşimleri, ses dalgalarını daha sonra beyin tarafından işlenebilen iç kulağa çeviren kilit bir yapı," diyor doğa tarihi profesörü Phil Manning. Manchester Üniversitesi. "Biz memeliler ayrıca malleus (çekiç) ve incus'a (örs) sahibiz." Manning, bu ek kemiksi işitme cihazları olmadan, dinozorların yalnızca memelilere kıyasla çok daha dar bir frekans aralığını duyabildiklerini söylüyor ve muhtemelen düşük frekanslı sesleri duymaya ayarlanmışlardı. Manning, "Dinozorlardaki üzengiler genellikle oldukça büyüktü; neredeyse T. rex'teki bir kibrit çöpü büyüklüğündeydi, yani daha düşük frekanslara iyi ayarlanmıştı" diyor Manning. "Daha küçük üzengilere sahip küçük dinozor türleri, yüksek frekanslı seslerle ilişkiliydi." Dinozor fosillerinin iç kulaklarındaki koklear kanalların boyutu, işitme yetenekleri hakkında başka bilgiler sunuyor ve aynı zamanda yüksek frekansları da alabileceklerini gösteriyor. Edinburgh Üniversitesi'nde paleontoloji ve evrim profesörü olan Steve Brusatte, "Yaşayan hayvanlardan, koklea ne kadar uzunsa, genellikle o kadar çok ses duyabildiğini biliyoruz" diyor. "Memeli kokleaları, kafatasının küçük bir bölgesine uzunca bir şekilde sığdırmak için bir yılan gibi kıvrılmıştır. Dinozor kokleaları böyle değildir, ancak bazıları oldukça uzundur." Bir tiranozor türü (günümüzde Özbekistan'da Kızılkum Çölü'nde dolaşan Timurlengia euotica adlı Orta Kretase'den at büyüklüğünde bir yırtıcı) üzerinde yapılan ayrıntılı bir çalışma, bu hayvanların iç kulaklarında alışılmadık derecede uzun koklear kanallara sahip olduğunu ortaya çıkardı. Çalışmayı yöneten Brusatte, "Bu, diğer birçok dinozordan daha geniş bir yelpazedeki sesleri duyabildiğini gösteriyor" diyor. Timurlengia'nın tomografi taramalarını incelediğimizde, kokleasının bir dinozor için gerçekten çok uzun olduğunu fark ettik." <h2>Genç dinozorlar, modern kuş yavruları gibi ebeveynlerinin dikkatini çekmek için yuvalarında cikciklemiş olabilir miydi?</h2> Aslında dinozorlar bu uzun kokleaları evrimlerinin oldukça erken bir döneminde, belki de yaklaşık 250 milyon yıl önce, Archosauria olarak bilinen evrim ağacının dallarının ilk günlerinde geliştirmiş olabilirler. New Haven, Connecticut'taki Yale Üniversitesi Peabody Doğa Tarihi Müzesi'nde omurgalı paleontolojisinin yardımcıidarecisi Bhart-Anjan Bhuller, "Gıcırtılı seslere duyarlılık gösteren koklear uzama, kuşları ve timsahları içeren archosaurian 'yönetici sürüngenlerin' kökeninin yakınında meydana gelmiştir" diyor. . Fosilleşmiş kafataslarının üç boyutlu taramalarını kullanarak birkaç arkozorun kulak kanallarını yeniden yapılandırdı. "Bu dönüşümün her türlü olası itici gücünü düşündük ve tüm kanıtlarla tutarlı olan tek şeyin, yüksek düzeyde ebeveyn bakımının ortaya çıkması ve daha spesifik olarak bebeklerin cıvıl cıvıl 'konum çağrıları' kullanması olduğunu fark ettik." Öyleyse, genç dinozorlar, günümüzdeki modern kuş yavruları ve genç timsahlar gibi, ebeveynlerinin dikkatini çekmek için yuvalarında cikciklemiş olabilir miydi? Bhuller bunun mümkün olabileceğini düşünüyor. "Yavru kuşların ve yavru timsahların cıvıldadığı göz önüne alındığında, kuş olmayan yavru dinozorların da cıvıldadığı ve ebeveynlerinin onları dinlediği ve onlara tıpkı timsah ve kuş ebeveynleri gibi baktığı sonucuna varmak mantıklıdır" diyor. "Kuş olmayan yetişkin dinozorların çıkardığı sesler hakkında yüksek perdeli sese olan duyarlılığın ne anlama geldiğine gelince, bu ucu açık bir soru. Çoğu dinozor, özellikle de kuşlarla yakın akraba olanlar, çeşitli sesler çıkardıysa, hiç şaşırmam." Brusatte, çok çeşitli sesleri duyma yeteneğinin, yırtıcıları veya diğer tehditleri tespit etmek veya avlarını daha etkili bir şekilde keşfetmelerini sağlamak gibi birçok yönden yararlı olabileceğini söylüyor. Ancak tehlike konusunda uyarmak, eşleri çekmek, rakipleri sindirmek veya sürülerin beraber olmasına yardımcı olmak gibi birbirleriyle iletişim kurmak için de kullanılabilirdi. Brusatte, "En azından bazı tiranozorların seyahat ettiğini ve belki de sürüler halinde avlandığını biliyoruz, bu nedenle bireyler arasındaki iletişim muhtemelen önemliydi" diyor. Ama bu kadar büyük hayvanların ürettiği bu çeşitli sesler, bizim kulağımıza nasıl gelirdi? Timsahların ve cassowary'lerin patlayan çağrılarının çoğu, <strong>ses ötesi </strong>olarak bilinen düşük frekanslarda insan işitme sınırlarının ötesindedir (Florida'da Cape Canaveral yakınlarında yaşayan timsahların 1980'lerde Uzay Mekiği fırlatma sırasında roketlerin derin gürültüsüne yanıt olarak ses ötesi çağrıları yaptıklarına dair raporlar bile vardır). Fillerin ayrıca uzun mesafelerde infrasound kullanarak iletişim kurdukları biliniyor ve Sumatra gergedanları, kalın orman habitatlarına girmek için kambur balina şarkısını andıran ses ötesi "ıslıklarını" kullanıyor. Düşük frekanslı sesler ve ses ötesi sesleri, özellikle hem açık ortamlarda hem de yoğun orman habitatlarında uzun mesafelerde seyahat ederken iyidir. T. rex büyüklüğündeki hayvanlarda veya Diplodocus gibi dev sauropodlarda ses gerçekten çok düşük olabilirdi. <h2>Dinozorların en büyüğünün birbirlerine mırıldandığını duyabilseydik bile kulağımıza tuhaf gelirdi.</h2> Clarke, "Vücut büyüklüğü ve sıklığı arasında temel bir ölçekleme ilişkisi olduğunu biliyoruz" diyor. "Küçük hayvanlar, bazı tuhaf modifikasyonları olmadıkça, ses tellerinin uzunluğundan dolayı genel olarak daha yüksek frekanslı sesler üretirler. Büyük hayvanlar daha düşük frekanslı sesler üretir ve dinozorlar üst üste dört fil büyüklüğündedir. İnsan kulağının duyabileceği frekans aralığında sesler üretmemişlerdir. <strong>"Ama muhtemelen onları hissedeceksinizdir."</strong> Diğer araştırmalar, dinozorların en büyüğünün birbirine mırıldandığını duyabilseydik bile, bunun kulağımıza tuhaf geleceğini öne sürüyor. Supersaurus gibi devler, sinir sinyallerinin beyinden 28 metre uzunluğundaki boyunlardan aşağıya inmesi için nispeten uzun gecikme nedeniyle ses yetenekleri üzerinde büyük bir kontrole sahip olmayabilir. Bu, ürettikleri herhangi bir çağrının, etraflarındaki olaylara göre oldukça yavaş görünebileceği anlamına gelirdi. Bununla birlikte, bazı paleontologlar, Diplodocus ve Supersaurus gibi dev sauropodların sürüler halinde hareket ederken daha çok dokunsal iletişime güvenmiş olabileceklerini öne sürdüler. Belki de kuyruklarının bu kadar uzun olmasının sebebi, göç ederken komşularıyla neredeyse sürekli temas halinde olmalarını sağlamasından kaynaklanıyordur. Daha küçük dinozorların ciyaklamaları, yumurtadan yeni çıkmış yavruların cıvıltıları ve uzaklarda bir yerlerdeki devlerin tehditkar gümbürtüsüyle yaşayan bir Kretase'yi hayal edebilirsiniz. Kulaklarınıza gelen ve kemiklerinizi titreten böyle bir saldırıyla karşı karşıya kaldığınızda, daha yakından bakmak için kalıp kalmayacağınızı veya sadece dönüp kaçacağınız düşünmeye değerdir.
Geçtiğimiz yıllarda Meta şirketinin WhatsApp isimli haberleşme uygulamasının kullanıcılarının özel bilgilerini tehlikeye atan<strong> "Gizlilik Politikası"</strong>nı uygulamaya geçireceği duyurulunca, dünyanın her yerinden WhatsApp kullanıcıları <strong>Telegram</strong> isimli haberleşme uygulamasına göç etti. Bu göç nedeni ile WhatsApp milyonlarca kullanıcısını kaybedince geri adım atar gibi oldu ama hepimiz biliyoruz ki kullandığımız tüm uygulamalar öyle ya da böyle bilgilerimizi zaten topluyor. <h3><strong>Peki ya nedir bu Telegram?</strong></h3> Tam ismi ile <strong>Telegram Messenger</strong>, dünya çapında ulaşılabilirliği olan, freemium, çapraz platform, şifreli, bulut tabanlı, uçtan uca şifrelenmiş ve merkezileştirilmiş anında mesajlaşma hizmeti veren bir servistir. Uygulamada mesajlaşabilir, görüntülü ve sesli konuşma yapabilir, çıkarma ve ses dosyaları gönderebilirsiniz. Telegram 2013 yılında Nikolai ve Pavel Durov kardeşler tarafından kurulmuştur. İlk zamanlar Rusya'nın sosyal ağı olan VK'ya bağlıydı ama 1 sene sonra sonra VK'yı hükümet devraldığında buradan ayrıldılar. Pavel Durov hükümet baskısına direndikten sonra VK'daki kalan hisselerini satıp ülkeyi terk etmiştir. Telegram'ın nihai hedefi kar gütmemektir; ancak, kar amacı gütmeyen bir kuruluş olarakta oluşturulmamıştır. Zaten günümüz dünyasında kar gütmediğine inanmak biraz komik olurdu. <strong>Telegram</strong> İngiliz Virjin Adaları'na kayıtlı bir şirket olup, operasyon merkezi ise Dubai'dedir. <h3>Telegram'ın Muhtemelen Bilmediğiniz Özelikleri</h3> <ul> <li><strong>Anında Görüntüleme </strong></li> </ul> Anında Görüntüleme Özelliği ile makalelerinizi hiç zaman kaybetmeden, sayfanın yüklenmesini beklemeden görüntüleyebilirsiniz. Bu özelliği denemek için medium.com ya da techcrunch.com sitesinden bir link paylaşın ve "Anında Görüntüle" seçeneği ile bu deneyimi test edin. Telegram'ın en son güncellemesi ile birlikte bu özellik 2274 sitede kullanılabilir durumda! <img class="alignnone wp-image-57475" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/12/aninda-goruntule-horz-300x237.jpg" alt="" width="729" height="576" /> <ul> <li><strong>Telegraph</strong></li> </ul> Eğer yazılı içerik üretmeyi sevenlerdenseniz bu özellik tam size göre. Telegraph sitesine gidin ve ilk içeriğinizi paylaşın, daha sonra Telegraph ile Telegram kanalınız hikayelerinizi işletebilir. <ul> <li><strong>Tarih Atlama</strong></li> </ul> Bu özellik konuşma içi aramalarınızın bir kurtarıcısı. Konuşma içinde arama kısmına tıklayarak takvim seçeneğini secin ve aramak istediğiniz tarihi bularak kolayca mesajlarınıza ulaşın. <img class="alignnone wp-image-57477" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/12/jump-to-date-horz-300x237.jpg" alt="" width="738" height="583" /> <ul> <li><strong>T.me Link'leri ve QR Kod</strong></li> </ul> Telegram'ınıza yeni kişiler eklemek istiyorsunuz ama numaranızı vermek biraz fazla geliyor olabilir. Bu yüzden Telegram'da kullanıcı adı oluşturarak kolayca hesabınızı yeni tanıştığınız kişilere verebilirsiniz. Ama acele edin. Profilim kısmında kullanıcı adı yerine gelip kullanmak istediğiniz kullanıcı adını yazın ki sizden önce başkaları almasın. Kullanıcı adını paylaşma sırası geldiğinde ise "t.me/kullanıcıadı" linkini kullanabilirsiniz. Ben bu linkle de uğraşamam diyenler, geçici QR kodlarını oluşturarak aynı işlemleri gerçekleştirebilir. <ul> <li><strong>Akıllı Saat Kullanımı</strong></li> </ul> Telegram uygulamanızı Android işlemcili akıllı saatinizden yönetebilir, yazılı ve sesli mesaj yollayabilir, sticker gönderebilir, konuşmalarınızda gezebilir ve bildirimlerinizi alabilirsiniz. <ul> <li><strong>Ödeme Yapabilme</strong></li> </ul> Telegram uygulaması üzerinden bot'ların sunduğu ürün ve hizmetleri satın alabilirsiniz. Bu bot'lar mesajlarına "ödeme yap" seçeneği ekleyebilir ve "ödeme yap" seçeneğine tıkladığınızda kredi kartı bilgilerinizi doldurmanız istenir. Daha sonra adres bilgilerinizi girersiniz ve ödemeyi onaylarsınız. Eğer hesabınız "İki Aşamali Onay" ile korunuyorsa, kredi kartı bilgilerinizi kaydederek bir sonraki işlemlerinizi sadece 2 tıklama ile kolayca gerçekleştirebilirsiniz. <ul> <li><strong>Video Mesajları</strong></li> </ul> Bu özellik ile birlikte video mesajları gönderebilirsiniz. Özelliği kullanabilmek için mikrofon ikonuna tıklayarak kamera moduna çevirin. Daha sonra tek yapmanız gereken kamera ikonuna basılı tutarak videolu mesajınızı kaydetmeniz. İşiniz bittiğinde ise ikonu bırakın ve mesajınız anında karşı tarafa aktarılsın. Telescope video platformu sayesinde ise, herkese açık Telegram kanallarında yayınladığınız videolu mesajlarınızın özel linkleri otomatik olarak oluşturularak Telegram ekosisteminin de sınırlarını aşarak viral olabilir. Bu özellik sosyal medyayı aktif kullanarak bunun üzerinden para kazananlar için çok kullanışlı. <ul> <li><strong>Admin Hakları, Grup Özellikleri ve Kısmi Banlar</strong></li> </ul> Herkese açık ya da belirli konularla ilgilenen kişilere açık bir kanalınız var ve artık kanalınızı tek başına idare edemiyorsunuz. Fakat başka birinin de sizin sahip olduğunuz tüm yeteneklere sahip olmasını da istemiyorsanız, bu özellik tam size göre. Kanalınıza yeni adminler eklediğinizde, admin ekle kısmında bu adminin neler yapıp yapamayacağına dair bir seçenek karşınıza çıkıyor ve bu seçenek ile admininizi belirli özelliklerle donatabilirsiniz. Ayrıca adminlere özel başlıklar da ekleyebilirsiniz. Grupta birçok admin varsa kimin ne yaptığını bilmek kafa karıştırıcı olabilir. Bu yüzden "son hareketler" bölümünden kimin ne yaptığına göz atabilirsiniz. Aynı özellik üyeler için de geçerli. Eğer bir üyeyi tamamen engellemek yerine, bazı özelliklerini kısıtlamak istiyorsanız Telegram üzerinden bunu da gerçekleştirebilirsiniz. Bunlara ek olarak "Yavaşlatma Modu" ile herkesin kaç dakika ara ile mesaj gönderebileceğini de ayarlayabilirsiniz. Grubunuza yeni alt gruplar açarak, grubun karışıklığını azaltabilir, üyelerinize daha verimli bir grup deneyimi yaşatabilirsiniz. <ul> <li><strong>Medya Editleme</strong></li> </ul> Yanlışlıkla yanlış bir fotoğraf ya da video göndermek endişe verici olabilir. Telegram'da herkes için mesajı silme özelliği zaten vardı. Buna ek olarak fotoğrafları ve videoları değiştirebilirsiniz. <ul> <li><strong>Birden Fazla Hesap Ekleme</strong></li> </ul> Telegramda 3 hesaba kadar farklı telefon numaralarıyla profilinize farklı profiller ekleyebilir ve kolayca aralarında geçiş sağlayabilirsiniz. Bildirimler tüm hesaplardan gelebilir ama ayarlardan hangi hesaptan bildirim alıp almak istemediğinizi yönetebilirsiniz. <ul> <li><strong>Planlanmış Mesaj Gönderme ve Hatırlatma</strong></li> </ul> Gönder tuşuna basılı tutun ve "planlanmış mesaj" seçeneğine tıklayın. Ardından hangi tarih ve saatte gönderilmesini istiyorsanız onu ayarlayın. Buna ek olarak, aynı işlemlerle mesajınızı sessiz gönderebilirsiniz. Okulda ya da işte olduğunu düşündüğünüz kişilere mesaj yollarken çok işinize yarayacak. "Kayıtlı mesajlarım"<strong> </strong>kısmından da kendinize hatırlatma mesajları hazırlayabilirsiniz. <ul> <li><strong>Sim Kart Olmadan Kayıt Olma</strong></li> </ul> Telegram'a kayıt olmak için sim kart ve bir telefon numarasına ihtiyacınız vardı ama yeni gelen güncelleme sayesinde numaranızı vermeden de uygulamaya kayıt olabilirsiniz.
<strong>Munchausen sendromu</strong>na sahip kişiler sürekli hastaymış gibi davranırlar ya da bilerek hastalık semptomları yaratırlar. Ana hedefleri<strong> "hasta rolü"</strong> oynayarak insanların onlarla ilgilenmelerini sağlamaktır. Bu şekilde de ilgi odağı olma ihtiyaçlarına cevap bulmaya çalışırlar. Hasta gibi davranmalarının asıl nedeni maddi bir yardım -iş göremezlik maaşı- almak değildir. Bu sendrom adını Alman aristokrat <strong>Baron Munchausen</strong>'den almıştır. <strong>Peki Baron Munchausen kimdir?</strong> Baron Munchausen, Alman yazar Rudolf Erich Raspe'nin 1785'te yayımlanan <em>Baron Münchausen'in Rusya'daki Muhteşem Seyahatleri ve Mücadeleleri</em> adlı kitabının baş karakteridir. Romanda karakterimiz 1735-1739 Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşı'na katılmış ve savaşta yaşanan olayları ve kahramanlıklarını abartarak anlatır. Bir süre sonra bu hikayeyi dinleyenler Munchausen'den şüphelenir ve en sonunda hepsinin yalan olduğu ortaya çıkar. Bu sendroma sahip kişiler de sürekli sağlık durumlarıyla ilgili yalan söylediklerinden dolayı hastalığın adına Munchausen sendromu denilmiştir. <strong>Bu terimi ilk kez İngiliz endokrinolog ve hematolog olan Richard Asher kullanmıştır.</strong> <h3>Munchausen Sendromuna Sahip Kişiler Nasıl Davranırlar?</h3> <ul> <li>Psikolojik sorunları varmış gibi davranırlar. Örneğin, gaipten sesler duyduklarını ya da olmayan şeyler gördüklerini iddia edebilirler.</li> <li>Fiziksel sorunları varmış gibi davranırlar. Örneğin, sürekli bir yerlerinin ağrıdıklarını söyleyebilirler.</li> <li>Kendilerini bile bile hasta etmeye çalışabilirler. Örneğin, açık yaralarını pis yerlere değdirerek yaranın enfekte olmasını sağlamaya çalışırlar.</li> <li>İnternette çeşitli gruplara girerek hasta olsalar bile durumlarını olduklarından daha fazlaymış gibi gösterebilirler. Örneğin, küçük bir motor kazası geçiren birisi ölümden döndüğünü söyleyebilir.</li> </ul> <h3>Munchausen Sendromu Semptomları</h3> <ul> <li>Ciddi ama tutarsız tıbbi geçmiş.</li> <li>Kişilik ve özgüven problemleri.</li> <li>Hastane ve tıp terminolojileri hakkında aşırı bilgiye sahip olma.</li> <li>Birçok ameliyat izlerine sahip olma.</li> <li>Sadece hasta yalnızken yaşanan semptomlar. (Bayılma ya da kriz geçirme vb.)</li> </ul> <h3>Munchausen Sendromuna Ne Sebep Olur?</h3> Bu sendroma sahip kişiler psikiyatrik tedaviyi ya da psikolojik profillerinin oluşturulmasına izin vermedikleri için karışık ve kolay anlaşılamayan bir psikolojik rahatsızlıktır. Buna ek olarak, hastaların neden böyle davrandığı tam olarak bilinmemektedir. Munchausen sendromuna sahip kişilerde gözlemlenen ve bu sendroma sebep olabilecek birçok faktör tespit edilmiştir. Bunlardan bazıları: <ul> <li>Duygusal travma ya da çocukluk döneminde ağır tedavi gerektiren bir hastalık geçirmek,</li> <li>Normal olmayan davranışlara ve düşüncelere sebep olan bir kişilik bozukluğuna sahip olmak,</li> <li>Otorite sahibi insanlara ya da sağlık çalışanlarına karşı bir kin beslemek.</li> </ul> <h3>Çocukluk Travmaları</h3> Genelde ebeveyn ilgisizliği ya da terk edilme yaşayan bireylerde <strong>Munchausen sendromu</strong> görülebilir. Travma sonucunda, bireyler ailesinin ilgisini çekmek adına hasta numarası yapmaya yeltenirler ya da bilerek kendilerini hasta ederler. Çünkü kendilerini değersiz hissettiklerinden dolayı ceza çekmeleri gerektiklerine inanırlar. <img class="alignnone wp-image-56341" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/personality-disordersss-300x188.webp" alt="" width="771" height="483" /> <h3>Kişilik Bozuklukları</h3> Birçok kişilik bozukluğu Munchausen sendromu ile ilişkilendirilmektedir. <ol> <li><strong>Antisosyal Kişilik Bozukluğu:</strong> Doktorları manipüle etmekten ve aldatmaktan zevk alaıp onlar üzerinde güç ve kontrol duygusunu hissederler.</li> <li><strong>Borderline Kişilik Bozukluğu:</strong> Kısaca bu bozukluğa sahip olan bireyler duygularını kontrol etmekte zorlanırlar ve genellikle başkaları hakkında olumlu ile olumsuz duygular arasında gidip gelirler.</li> <li><strong>Narsistik Kişilik Bozukluğu:</strong> Bireyler kendilerini özel sanarlar ve değersiz olmaktan korkarlar.</li> </ol> Ayrıca bireyin dengesizbir kişiliği olması ya da diğer insanlarla anlamlı ilişkiler kurmada zorluk çekmesi de Munchausen sendromunun nedenleri arasına girebilir. Bu sendrom, "hasta rolü" oynayan bireylere diğer insanlardan destek, sevgi ve kabul gibi ihtiyaçlarını karşılayabilen bir kimliğe sahip olmalarını sağlar. <h3>Munchausen Sendromu Nasıl Teşhis Edilir?</h3> Genellikle bu sendroma sahip bireyler doktorları ve çevresini manipüle etmekte iyi olduklarından ve teşhis sürecinde birçok doktorun dahil olması nedeniyle teşhis edilmesi zor bir bozukluktur. Sağlık çalışanları bu kişilerin durumunu tıbben açıklayamazsa, hastaları psikiyatri bölümüne yollar. Burada da beyin hareketleri, hastanın tıp geçmişi gibi etkenleri detaylıca araştırır. Daha sonra tüm elementlere göre doktor hastanın davranışlarına da dayanarak teşhisi koyar ya da koymaya çalışır. Fakat kişilik bozuklukları kalıcı ve neyin gerçek neyin gerçek olmadığına karar vermek kafa karıştırıcı olduğundan, hastaları hastaneye yatırıp daha detaylı bir tedavi planı çıkarmak daha iyi bir çözüm olabilir. Buna göre doktor, kişinin semptomlarının <strong>Mental Bozuklukların Teşhis ve İstatistik El Kitabı, Beşinci Baskı'da (the Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, Fifth Edition (DSM-5)</strong> yer alan kriterlere uyup uymadığına karar verir. <img class="alignnone wp-image-56342" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/GettyImages-469965541_header-1024x575-1-300x168.webp" alt="" width="770" height="431" /> <h3>Munchausen Sendromu ve Munchausen by Proxy Sendromu Arasındaki Fark</h3> <strong>Munchausen by Proxy Sendromu</strong>, Munchausen sendromundan farklı olarak sorumluluğunu üstlendiği kişiyi sürekli hasta olarak görmek ya da bilerek hasta etmektir. Genelde bireyler çocuklarının ya da bakımını üstlendiği kişilerin sürekli hasta olduğunu düşünerek onlara evde tedavi uygularlar. Fakat uyguladıkları tedavi onları ne öldürür ne de iyileştirir. Bu sayede o kişilerin hastalıklarını stabil bir hale getirerek sürekli kendilerine muhtaç bırakırlar. Bu da bir türk çocuk ve yaşlı istismarı olarak görülür. <img class="alignnone wp-image-56343" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/the-act-dee-dee-gypsy-300x200.webp" alt="" width="774" height="516" /> <h3>Munchausen by Proxy Sendromu Konulu Filmler:</h3> <ul> <li>It (Eddie karakteri)</li> <li>The Sixth Sense</li> <li>Everything, Everything</li> <li>Fragile</li> <li>The 9th Life Of Louis Drax</li> <li>A Child's Cry For Help</li> <li>Phantom Thread</li> <li>Love You To Death</li> <li>Mommy Dead And Dearest</li> <li>One Missed Call</li> <li>Repo! The Genetic Opera</li> <li>The Night Listener</li> <li>Loverboy</li> <li>Coraline</li> <li>Bubble Boy</li> <li>Run</li> </ul>
Hazır hafta sonundayken şöyle güzel bir müzik grubu keşfi yapmak iyi olmaz mıydı? Bence çok güzel olurdu. Eğer siz de bana katılıyorsanız, bu içerik tam size göre. <strong>Ayrıca önümüzdeki aylarda çeşitli illerimizde konserleri var.</strong> O yüzden içeriği sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim. <strong>The Away Days,</strong> 2012 yılında İstanbul'da kurulan bir Türk indie pop grubudur. Ayrıca grubun müzik tarzı<strong> "dream pop"</strong> (1980'lerin ortasında Birleşik Kralık'ta ortaya çıkan bir alternatif rock alt türü) ve <strong>"shoegazing"</strong> (dream pop'un daha agresif ve gürültülü bir versiyonu) olarak tanımlanmaktadır. Grup 4 kişiden oluşmaktadır; <strong>Oğuz Can Özen </strong>(vokal, gitar), <strong>Ozan Kınasakal </strong>(gitar), <strong>Orkun Atik</strong> (klavye) ve <strong>Toygun Şenel</strong> (davul) olmak üzere Oğuz Can Özen ve Sezer Koç tarafından kurulmuştur. <img class="alignnone wp-image-56050" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-12-at-2.10.38-PM-1-300x196.jpeg" alt="" width="732" height="478" /> <em>Clash </em>dergisinin editörü Robin Murray "Grubun içeriği School of Seven Bells grubunun keskin tarzıyla ve Ride grubunun ilk zamanlarındaki hızlı davulu ile uyuşuyor." diyerek şunun da dikkatini çekmiştir: "Swervedriver'ın rock şiddetinden de biraz bulunuyor." <em>The Guardian</em>'dan Mischa Pearlman, "Türk alternatif rock'ı büyük bir olay olmayabilir, fakat The Away Days yeteneğinin doğuşu ile yakında bu olabilir." demiştir. Buna ek olarak, <em>Vice</em>'tan Zachary Lipez, grubun tarzını "Reid brothers tarafından eğitilen 2006 Brooklyn, Flying Nun, ve The La’s gruplarının sağlam bir karışımı.'" şeklinde anlatmıştır. Grubun şarkı sözlerinin tamamı İngilizce bestelenmiştir. Diğer üyelerden emin olmamakla birlikte, klavye başındaki Orkun Atik üniversite yıllarından bu yana Amerika'da yaşamıştır. Şu an hala orada mı yaşıyor bilemiyoruz ama uzun yıllar yurtdışında yaşamış olması şarkılarının tamamının ingilizce olarak bestelenmesine neden olmuş olabilir. <h3><img class="alignnone wp-image-56051" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-12-at-2.10.37-PM-300x197.jpeg" alt="" width="725" height="476" /></h3> <h3>Diskografileri</h3> İlk EP'leri "How Did It All Start", 2012 yılında bağımsız bir şekilde çıkışını gerçekleştirmiştir. Daha sonra 2014 yılında, "Your Colour", "Paris", "Best Rebellious" ve "Paris (Portecho Remix)" teklilerini yayınlamışlardır. 2015 yılında ise "THIS" adlı ikinci EP'lerinin çıkışını yapmışlardır. 2016 yılında "World Horizon" ve "Places to Go", daha sonra sırasıyla "You Think You're High" (2018), "Designed" (2019), "Sadness Will Last Forever" (2020) ve "How Many Times" (2021) teklileri yayınlanmıştır. 2017 yılında ise ilk tam albümleri olan ve 12 şarkıdan oluşan <em>Dreamed at Dawn</em> albümünü yayınlamışlardır. <img class="alignnone wp-image-56052" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-12-at-2.10.38-PM-300x197.jpeg" alt="" width="734" height="482" /> 9 tane müzik videosu bulunan grubun teklilerini listeleyecek olursak: <ul> <li>"Galaxies" (2013)</li> <li>"Your Colour" (2014)</li> <li>"Paris" (2014)</li> <li>"Sleep Well" (2014)</li> <li>"Best Rebellious" (2015)</li> <li>"Calm Your Eyes" (2015)</li> <li>"World Horizon" (2016)</li> <li>"White Whale" (2017)</li> <li>"Designed" (2019)</li> </ul> Müzik videolarını YouTube'da bulabilirsiniz. EP'leri ve bazı teklileri hariç, ilk tam albümlerini ve birkaç teklilerini Spotify'da bulabilirsiniz. Spotify'da aylık 205,718 dinleyici ve 34,558 takipçisi bulunan The Away Days, verdikleri enerji ve elektrik ile ilk bakışta İstanbul çıkışlı bir grup olduklarına inanmak güç. Buna ek olarak, yurtdışında <strong>South by Southwest</strong> ve <strong>The Great Escape Festival'</strong>inde performans sergilemişlerdir. İlk teklileri <em>SPIN</em>, <em>NME</em> ve <em>Clash</em> dergilerinde yayınlanan grubun şarkıları, Cheap Monday, H&M ve Topshop mağazalarının favorileri haline gelmiştir. Grubun isminin bir anlamı var mı diye merak ediyorsanız, onun için de bir cevabımız var. Grubun vokalist Oğuz Can Özen: "Gruba The Away Days adını verdik fakat İstanbul ya da Türkiye'ye ait hissetmediğimiz için değil, hiçbir yere ait hissetmediğimiz için. Belki de İstanbul'un müziğimize büyük bir etkisi yoktu fakat bizim için güzel bir ev olma özelliği taşıyor." olarak dile getirmiş. <h2>Gelecek Türkiye Konserleri</h2> <ul> <li>7 Ekim - Zorlu PSM</li> <li>18 Ekim - Kale Fest Çanakkale</li> <li>22 Ekim - Blind (Live Dance)</li> <li>15 Aralık - Babylon</li> <li>16 Aralık - Ankara IF</li> </ul> <strong>The Away Days konser biletlerine Biletix'ten ulaşabilirsiniz.</strong>
Dünyanın her yerinde uzun yıllardan beridir <strong>LGBTİQ+ bireyleri</strong>nin yaşam alanları, temel hak ve özgürlükleri, durmaksızın ister vatandaşlar ister hükümetler tarafından kısıtlanmaktadır. Gay, lezbiyen, interseks ya da trans bireyler cinsel yönelimleri ve cinsel kimlikleri yüzünden, kısaca oldukları kişiler yüzünden toplumun her yerinden dışlanmaktadır. Din ve "Türk-Toplum ve Aile Yapısı" bahane edilerek, <strong>LGBTİQ+ bireyler</strong>e nefret saçılıyor. Hakaretler, işe alınmama, küçük düşürülme ve en sonunda öldürülmeye kadar giden bir kısır döngü içinde yaşamlarını sürmeye çalışan bu bireyler, bunlar yetmezmiş gibi bir de kendilerini sürekli birilerine açıklamak zorunda kalıyorlar. Bu da çok sıkıcı bir durum haliyle. Bu aralar gündemde ise <strong>trans bireyler</strong>, üstte belirtilen konular yetmezmiş gibi bir de şimdi İstanbul'da hizmet veren İETT adlı belediye otobüslerinde kullanılan <strong>İstanbulkart</strong>tan sıkıntı çekmekteler. Birçok belediye otobüsünde ödeme aracı olarak kullanılan kartlar sözde güvenlik amaçlı olarak cinsiyete göre farklı ses ile öğrenci uyarısı vermekte ya da şoförün ekranında yolcunun bilgileri çıkmaktadır. Fakat yasal olarak daha adını ya da cinsiyetini değiştirememiş <strong>trans erkek</strong> ve <strong>trans kadın</strong> bireyler İETT otobüs şoförleri tarafından kendi öğrenci kartlarını kullanmamakla suçlanıp, kartlarına el koyulabiliyor bir de üstüne para cezası kesiliyor. <img class="alignnone wp-image-55994" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/11/00bb-300x194.jpg" alt="" width="769" height="497" /> Konuyu fazla uzatmadan önce bu konu hakkında bilgisi olmayan okuyucular için trans erkek ve trans kadın terimlerinin ne olduğunu ve bireylerin nasıl sıkıntılar çektiğinden kısaca bahsedeyim. Trans bireyler, doğduğu cinsiyet yerine kendilerini karşı cinsiyetten hisseden bireylere deniyor. Bu kişiler cinsiyet uyumlama süreçlerinin olduğu araştırma hastanelerinin psikiyatri bölümüne başvurarak süreçlerinin ilk adımını atarlar. Psikiyatride en az 6 ay süre gözlemlendikten sonra gerekli birimlere ve en son endokrin birimine yollanarak karşı cinsiyetin hormon ilaçlarını almaya başlarlar. Bu sayede hissettikleri ve kendilerini görmek istedikleri bedene sahip olurlar. Fakat bu süreç bedenen ve psikolojik olarak çok uzun ve yıpratıcı bir süreçtir. Bu bireyler kimliklerinde isimlerini ve cinsiyet hanelerini değiştirmeleri için uzun ve zahmetli bir yolda ilerlemek zorundalar. Bu yüzden kullandıkları İstanbulkart'larında haliyle görünüşleri, isim ve cinsiyet hanelerine uymayabilir. Bu da başkasının kartını kullanıyorlarmış gibi bir görüntü oluşturur. Halbuki bu bireyler gayette kendi öğrenci kartlarını kullanmakta. Ancak, ülkemizde LGBTIQ+ bireylerine yönelik haklarla ilgili çalışmalar yapılmadığı gibi bu konularda bilgilendirmeler de yapılmıyor haliyle. Bu yüzden İETT şoförleri tarafından trans bireyler aşağılanmaya ve küçük düşürülmeye maruz kalıyorlar. Bunlara ek olarak okul okuyup, kendini geliştiren, elinde mesleği olan trans bireyler de cinsiyet kimlikleri yüzünden işe alınmamakta. Bir otobüse binerken bile sıkıntı çeken bu insanlar, gün içinde aklınıza ve hayalinize gelemeyecek kadar fazla sıkıntılarla yüzyüze geliyorlar. Belediyeler bu konuda şoförlerini bilgilendirmeli ya da trans bireylerin İstanbulkart'larını, atanan cinsiyet ve seçtikleri isimlerle çıkarmalarına müsade etmeliler. Böyle bir değişiklik yapıldığı taktirde belediyelerin kaybedecek hiçbir şeyi olmayacaktır; aksine binlerce trans bireyin hayatını kolaylaştırmış olacaklardır. <img class="alignnone wp-image-55995" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/11/107650170_tv055000016-300x169.jpg" alt="" width="772" height="435" /> Peki bu kadar şeyi neden anlattım? <strong>Lambdaistanbul</strong> LGBTİ+ Dayanışma Derneği ya da kısaca Lambdaistanbul, 1993 yılında İstanbul'da kurulan ve 2006 mayısında resmileşen LGBTİ+ dayanışma derneğidir. Kuruldukları yıldan itibaren LGBTİQ+ bireylerinin haklarını savunmak üzerine çalışmalar yapmaktadır. 14 Kasım pazartesi saat 20:00-22:00 arasında bu sorunla ilgili derneğin hazırladığı raporu ve deneyimlerin paylaşılması amacıyla çevrimiçi bir etkinlik düzenlenecek. LGBTİQ+ bireyleri ve destekçilerini ya da bu konuda bilgilenmek isteyen kişileri bu etkinliğe davet ediyorlar. Etkinliğe katılamayacak durumda olanlar da bu konuyu sosyal medyalarından paylaşarak ya da yakın çevrelerine anlatarak insan haklarına bir katkı sunabilirler. <strong>Aşağıdaki tweet'ten konuya ilişkin bilgi ve etkinliğe katılım formuna ulaşabilirsiniz:</strong>
Tarih hakkında bilgiler yalnızca tarih kitaplarından öğrenilmez. Eski yaşamış toplumların toprak ya da sular altında kalmış yerleşim yerlerinin keşfedilmesi, ölülerini nasıl gömdüklerinin resimleri ve daha birçok görsel ve somut bilgi ile de tarih öğrenilir. Bu keşifler ve buluntular tarihin bilinmesi açısından çok önemli olmakla birlikte aynı zamanda da tarihi öğrenmeyi ilginçleştirir ve sevdirir. Deniz ve okyanuslar ise insanlık için her zaman büyük bir gizem olmuştur. Bu büyük su kütlelerinin daha insan eli değmemiş ve muhtemelen de hiçbir zaman değemeyecek bir sürü kör noktaları vardır. Bu kör noktalarda nasıl güzellikler ya da tehlikelerin yattığını bilmek yakın gelecekte mümkün değildir. Bu yüzden deniz ve okyanuslar insanlar, deniz arkeologları ve tarihçiler tarafından her zaman bir merak konusu olmuştur. Denizlerde bulunan gemi batıkları deniz arkeologlarını heyecanlandıran olaylardan biridir. Türkiye açıklarında bulunan en önemli batıklardan biri ise Uluburun Batığıdır. <img class="alignnone wp-image-55833" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/dsc_6292-300x199.jpg" alt="" width="767" height="509" /> <strong>Peki Uluburun Batığı Ne Zaman ve Nasıl Keşfedilmiştir? Uluburun Batığının Önemi Nedir?</strong> Antalya'nın Kaş ilçesi açıklarında 1982 yazında, Bodrum, Yalıkavak'tan bir sünger dalgıcı olan Mehmed Çakır tarafından keşfedilen<strong> Uluburun Batığı</strong>, araştırmalara göre tahminen milattan önce 1330 ve 1300 yılları arasından kalma olduğu düşünülüyor. Ticari mallar taşıyan kargo gemisi, muhtemelen Antik Likya'nın güney limanından çıkıp, Yunanistan ana karasına doğru gittiği düşünülüyor. Deniz arkeologları, MS 1984'ten başlayarak on bir sezon boyunca siteyi kazdılar ve <strong>antik Tunç Çağı</strong> Akdeniz'deki ticaret ve kültürel etkileşim hakkında bir mal ve bilgi hazinesi olan 17 tondan fazla eser buldular. <h3>Batığın Kullanıldığı Tarih</h3> <strong>Radyoaktif karbon izotopu tekniği </strong>ile ve tanımlanabilir çömleklerle batığının tarihi, MÖ 14. yüzyılın sonları ve muhtemelen MÖ 1330 ve 1300 yılları arasında bir tarihte olduğu düşünülüyor. Malesef geminin bir çoğu kurtulamadı fakat omurga ile kalasın bölümleri ve içinde bulunan toplam mal miktarı, geminin boyutunun yeniden yapılandırılmasına yardımcı oldu. Uluburun Batığının 15 metre civarında uzunluğu, 5 metre genişliği ve 20 ton kargo taşıyabildiği tahmin ediliyor. Gövdesi ve omurgası meşe ağacından armatür ve bağlantılarla Lübnan sedirinden yapılmıştır. <h3>Batığın Kargosu</h3> Enkazın derinliği (44-61 metre) sayesinde Texas A&M Üniversitesi Deniz Arkeolojisi Enstitüsü tarafından arkeolojik kazı yapılmadan önce yağmalanmamıştı. Bununla birlikte, bu derinliğin bir sonucu olarak dalgıçların enkaz üzerinde harcayabilecekleri zaman sınırlı olduğu için 22.400'den fazla dalışla 17 tondan fazla eser ortaya çıkmıştır. Diğer bir zorluk ise enkazın, kargoyu yaklaşık 250 metrekareye yayan dik bir yamaçta parçalanmasıydı. Geminin ana kargosu hammaddeydi. En büyük madde, 348'i toplam 10 ton ağırlığında olan bakır külçelerdi. Bunlar, Tunç Çağı Akdeniz'inde yaygın olan şekilleri tanımlayan 'öküz derisi' ve yuvarlak topuz şekillerine bürünmüşlerdir. Kurşun izotop analizi, külçelerin saf bakır olduğunu ve Kıbrıs'tan geldiğini ortaya çıkardı. Külçeler, denizdeyken hareketlerini en aza indirgemek için gemi ambarı boyunca dört sıra halinde balıksırtı düzeninde yerleştirilmiş. Bir sonraki en büyük yük, yine "öküz derisi" veya topuz şeklinde toplamda bir tonu aşan 120 saf kalay külçeydi. Analizler, bu külçelerin aslen Türkiye'deki Toros dağlarındaki madenlerden ve Afganistan'dan ya da yakın bir kaynaktan geldiğini göstermektedir; birçoğunun dörde bölünmüş olması, bunların doğrudan madenlerden alınmadıklarını, daha önce başka yerlerde alınıp satıldıklarını gösteriyor. Şimdiye kadarki en büyük buluntu olan yaklaşık 150 Kenanlı kavanozu sakız ağacı reçinesi vardı. Reçine içindeki polen analizi, bunun İsrail'den geldiğini göstermektedir. <h3><img class="alignnone wp-image-55836" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/uluburun-shipwreck_EN-300x200.jpg" alt="" width="764" height="509" /></h3> <h3>Deniz Yolculuğu</h3> Gemide kullanılan yapım teknikleri, muhtemelen mürettebat tarafından kullanılan çanak çömleklerin analizi ve Suriye-Filistin veya Kıbrıs tipi 24 taş çapanın varlığı, geminin ana limanının Levant'ta, muhtemelen Tell Abu Hawam'da (modern Hayfa, İsrail) olduğunu fazlasıyla düşündürmektedir. Bu liman, söz konusu dönemde özellikle ticarette aktifti ve alandaki buluntular, <strong>Uluburun Batığındaki buluntulara</strong> çarpıcı bir şekilde benzemektedir. Bilim insanları geminin batmadan önce batıya doğru yol aldığını ve bu nedenle muhtemelen Likya'da (modern Türkiye) bir limandan yeni ayrıldığı konusunda aynı fikirdediler. Çanak çömleklerin çoğunlukla Kıbrıs tipi olması ve çok az Ege malı olması, Uluburun'un harap haldeyken Likya'dan ayrıldığının ve varmadığının güçlü bir kanıtı olarak kabul edilir. Geminin Ugarit'e hizmet veren güneydeki bir limanı terk etmiş olabileceği, gemideki çanak çömlek yüklerinin çoğunda kullanılan kilin kimyasal analizi ve bunun Minet-el Beida'daki depolarda bulunan mallara benzerliği ile ortaya çıkmaktadır. Eğer gerçekten gemide antik ticaretin tipik bir özelliği olan, bireylerin Kraliyet Ailesinden gelen ve giden kargoları söz verildiği gibi varışlarının güvenliğini sağlamak için takip eden ya da haberci olarak hizmet veren elit statüde iki Miken vardıysa, Uluburun gemisinin nihai varış noktası Yunanistan ana karası olabilirdi. Kargo o dönem için önemliydi ve eğer <strong>Uluburun gemisi </strong>bir hükümdardan diğerine hediye ulaştıran diplomatik bir elçilik olsaydı, alıcıyı zenginleştirecek ve önemli bir prestij kaynağı olacaktı. Böylesine değerli bir sevkiyatın nihai varış noktasına ulaşmamasının mali ve siyasi sonuçlarının ne olduğu ancak tahmin edilebilir. <img class="alignnone wp-image-55837" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/11/801306984492212-300x137.webp" alt="" width="782" height="357" /> Gemi enkazının nedeni muhtemelen hiçbir zaman bilinemeyecek, ancak enkaz kayalık bir burnun yakınında bulunduğundan, beklenmedik rüzgarların gemiyi bu kayalara sürüklemiş ve böylece batmasına neden olmuş olabileceğini varsaymak mantıklı görünüyor. Gemilerde silahların bulunması, deniz ticaretinin korsanlıkla tehdit edildiğini düşünmemizi sağlıyor, ancak bu geminin kaderi doğanın eliyle belirlenmiş olabileceği görülmektedir. Bu, geminin mürettebatı ve yükü için para ödeyen zengin tüccarlar için bir trajediydi. Fakat bu batık sayesinde arkeologlar ve tarihçiler, eski bölgesel etkileşimlere dair büyüleyici bir içgörüye sahip oldular. Uluburun batığı, arkeolojide geçmişin bozulmamış bir zaman kapsülünün nadir rastlanan olaylarından biridir ve bu durumda Tunç Çağı deniz ticaretine ve onu takip edenlere benzersiz bir pencere sunar.
<strong>2 metre 15 santim uzunluğundaki Rümeysa Gelgi, boyu yüzünden daha önce hayatında hiç uçağa binememişti. Geçtiğimiz aylarda ise hayatının ilk uçak yolculuğuna çıktı.</strong> <strong>Türk Hava Yolları</strong>, 6 tane ekonomi koltuğunu çıkartarak daha önce hiç uçağa binemeyen kadını uçaklarında ağırladı. Geçen sene 2 metre 15 santim uzunluğundaki Rümeyse Gelgi, Guinness tarafından <strong>Dünya Rekorları Kitabı</strong>'na girdi. <strong>Rümeysa Gelgi</strong>, 1 Ocak 1997 yılında Karabük'ün Safranbolu ilçesinde doğduğunda Türkiye'de <strong>Wevaver sendromu</strong>na rastlanılan ilk, dünya genelinde ise 27 kişiydi. Çok küçük yaşlarda açık kalp ameliyatı ve göbek fıtığı ameliyatı gibi operasyonlar geçirdi. Hızlı büyümesi uzun uğraşlar sonucu bir ilaç tedavisi sayesinde durduruldu ve artık boyu uzamıyor. Tedaviye başladığında ise 1 metre 72 santim bıyundaydı. Aralık 2013 tarihinde bir hafta arayla iki kez skolyoz ameliyatı olarak 65 derece olan omurga eğriliği 38 dereceye düşürüldü. Sürekli yaşadığı ciddi sağlık sorunları nedeni ile okula gidemedi ve eğitimini evde aldı. Geçtiğimiz eylülde İstanbul'dan San Fransisco'ya uçacak olan uçağı Türk Hava Yolları yetktilileri, Rümeysa Gelgi için 6 koltuğu çıkararak yerine özel sedyemsi bir masa koydular ve 13 saatlik yolculuğu uzanarak geçirmesini sağladılar. <img class="alignnone wp-image-55687" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/dunyanin-en-uzun-boylu-kadini-rumeysa-gelgi-guinness-rekorlar-kitabi-na-girdi-931743-5-300x167.jpg" alt="" width="798" height="444" /> Rümeysa Gelgi, "Gösterdikleri incelik, duyarlılık ve hassasiyetleri için teşekkür ediyorum. THY ile uçmaktan büyük mutluluk ve onur duyacağım." dedi. Kemik uzaması ve daha başka şeylere de yol açan <strong>Weaver Sendromu</strong>'na sahip olan 25 yaşındaki Rumeysa Gelgi daha önce boyu yüzünden hiç uçağa binememişti. Bu sendrom, hızlı boy uzamasının yanı sıra yüz hatlarını etkilemekte, bazı öğrenme ve fiziksel sorunlara da yol açmaktadır. Küçük bir çocukken bile uçaklara sığmakta zorluk çeken Rümeysa Gelgi, Instagram hesabından 6 serilik fotoğraflarla uçak yolculuğunu ölümsüzleştirdi. Instagramda yayınlanan fotoğraflardaki, hava alanı çalışanları ile sedye üzerinde gülümserken ve uçakta kabin görevlileri ile pasta yerkenki halleri ilgi çekti. <img class="alignnone wp-image-55688" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/TELEMMGLPICT000315430066_trans_NvBQzQNjv4BqsAogmHevxtpuCdqPXGE-9x6gDhQVrWbLFsOnJfmHYsw-300x188.jpeg" alt="" width="774" height="485" /> Teklnoloji yazılımı endüstrisinde çalışan Rümeysa Gelgi, etrafta dolanabilmek için genellikle özel bir tekerlekli sandalye kullanmakta, fakat bir baston yardımı ile de yürüyebilmekte. Instagram'da 22 bin takipçisi olan ve Kaliforniya'nın San Fransisco ilçesi'nde yaşayan Rümeysa Gelgi, ayrıca Dünyanın en büyük elleri, parmakları ve sırtı rekorlarını dahil olmak üzere 5 Guiness Rekor'unu elinde tutuyor. Sağ elinin 24,93 santimetre, sağ orta parmağının 11,2 santimetre ve sırtının ise 59,9 santimetre olarak ölçülen Gelgi, <strong>"Toplamda 5 kez dünya rekortmeni olmuş oldum. Çok büyük bir gurur ve çok büyük bir onur. Vücut farklılıkları kategorisinde dünya genelinde bu kadar unvana sahip bir rekortmen daha var mı bilmiyorum."</strong> diye konuştu. Gelgi'den önce 1982 yılında vefat eden dünyanın en uzun kadını 2 metre 43 santim uzunluğunda Çin'de yaşayan Zeng Jinlian'dı. Profiline, <strong>"Aşırı fiziksel bir benzersizlikle doğdum ve onları görünür farkllıkları olan diğer insanların da aynı şeyi yapmasını ve kendileri olmalarına cesaret vermesini umarak elimden geldiğince bilinmelerini ve kutlanmalarını sağlamak istedim." </strong>diye yazdı.
Kraliçe II. Elizabeth'in aslında kraliçe olmaması gerektiğini biliyor muydunuz? Kraliçe II. Elizabeth'in amcası VIII. Edward, aşkı için tahtı kardeşi VI. George'a bırakmasıyla II. Elizabeth krallık soyuna direkt yoldan sahip olmuştur. Babasının zamansız ölümü ile birlikte genç yaşta tahta çıkmıştır. Şans ya da lanet olarak değerlendirilebilen bu ünvan Birleşik Krallık tarihinde tahta en uzun kalan yönetici olan Kraliçe II. Elizabeth'e 70 sene boyunca eşlik etmiştir. 8 Eylül 2022 yılında 96 yaşında Aberdeen, İskoçya'da bulunan Balmoral Kalesi'nde hayata gözlerini yumarak, 73 yaşındaki oğlu III. Charles'a tahtı emanet etmiştir. Başkent Londra da dahil olmak üzere, çeşitli yerlerde cenazesi düzenlenen Kraliçe II. Elizabeth'in mezarı da turistik olarak ziyarete açılmıştır. 15 sene Prenses Diana ile evli kalan ve bu evlilikten iki oğlu bulunan ancak bu evlilik boyunca Camilla ile ilişkisi olan Kral III. Charles, Prenses Diana'nın ölümü üzerine Camilla ile evlenerek ona krallık soyunu vaad etmiştir. Kral III. Charles prensken, Cornwall Düşesi Camilla unvanını almıştı. Kraliçe II. Elizabeth vefat ettikten sonra kralın eşi kraliçe anlamına gelen <strong>konsort kraliçe</strong> olmuştur. <img class="alignnone wp-image-55555" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/11/220207-queen-camilla-mb-0811-441ddb-300x158.webp" alt="" width="759" height="400" /> <strong>Kraliçe II. Elizabeth'in Vefatı Üzerine Tahttaki Son Bir Gelişmeye Gelin Beraber Bir Göz Atalım:</strong> <strong>İngiltere Kralı'nın eşi Camilla</strong>'nın kullanacağı monogram <strong>Buckingham Sarayı</strong> tarafından açıklandı. <strong>Monogram Nedir?</strong> Monogram, bir veya daha fazla harfin ya da başka yazı birimlerinin tek bir simge oluşturmak için üst üste veya yan yana birleştirildiği bir nakıştır. Monogramlar genellikle bir şahsın ya da şirketin baş harflerini birleştirerek yapılır, amaç ayırt edilebilir bir sembol ya da logo meydana getirmektir. (Vikipedi) Camilla'nın kişisel antetleri, kartları ve hediyelerinde kullanılacak olan ve Profesör Ewan Clayton tarafından tasarlanan monogram, Camilla'nın baş harfi "C" ve Latincede kraliçe anlamına gelen Regina kelimesinin baş harfi "R"den oluşmaktadır. <img class="alignnone wp-image-55552" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/Queen-Camillas-new-cypher-20191125_42-78f0b960631641438f5d31da464c53e5-300x200.jpg" alt="" width="761" height="507" /> Buckingham Sarayı, yeni sembolün perşembe günü Westminster Abbey'deki Anma Alanı'na koyacağı Kral'ın eşi Kraliçe'nin haçında kullanılacağını da açıklamasına ekledi. Eylülde saray, Kolluk Kuvvetleri Koleji tarafından üretilen dizaynlardan oluşan ve <strong>Kral III. Charles</strong> tarafından kullanılacak yeni monogramı bizzat kendisi seçilmiştir. Kral Charles'ın monogramı ise hükümet bölümleri, devlet belgeleri ve posta kutularında kullanılacak. Fakat posta kutularında hemen bir dğeişiklik olmayacak. Mevcut posta kutularının yaklaşık 70.000'i, toplamın yaklaşık %60'ı, <strong>Kraliçe II. Elizabeth</strong>'in saltanatından kalmadır. Ancak, Kraliçe Victoria, Edward VII, George V ve VI saltanatından hala kullanımda olan kutular var ve orijinal monogramlar, kutuların değiştirilmesi gerekene kadar kalmaktadır. <img class="alignnone wp-image-55556" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/King-Charles-Camilla-1680023-300x178.jpg" alt="" width="765" height="454" /> Kraliçenin monogram haberi, <strong>Başbakan Rishi Sunak</strong>'ın 8 Mayıs 2023'te Kral Charles'ın tahta çıkmasını işaretleyecek ve Birleşik Krallık'ta ekstra resmi tatil olacağını onayladıktan sonra çıkmıştır. Kral Charles iki gün önce taç giyecek ve kralın eşi kraliçe de aynı tarihte benzer ancak daha basit bir törenle taç giyecektir.
Tamamen tutulan dolunay, kırmızımsı bir renk aldığı için <strong>Kanlı Ay Tutulması</strong> da denilen <strong>Tam Ay Tutulması</strong>, peşpeşe gerçekleşen tam ay tutulmalarından oluşur. <strong>7-8 Kasım 2022 tarihlerinde, Kunduz Ayı tamamen tutulup kırmızıya dönecek! </strong> <strong>Kanlı Ay Tutulması</strong>, ABD'nin batı kıyısı ile birlikte Avusturalya ve Asya'nın güneydoğusundan en iyi şekilde görülecek. <strong>Kanlı Ay</strong> bilimsel bir terim olmamasına rağmen dünya çapında insanlar tarafından Tam Ay Tutulmasını açıklamak için kullanılıyor. Çünkü Ay tamamen tutulduğunda kırmızısımsı bir renge bürünür. <h3><strong>Peki Ya Neden?</strong></h3> <strong>Tam Ay Tutulması</strong>, Dünya'nın gölgesinden geçtiğinde ve Güneş ışığının Ay'ın yüzeyini aydınlatmasını engellediğinde gerçekleşir. Ancak, bazı Güneş ışıkları Ay'ın yüzeyine, Dünya'nın atmosferi aracılığıyla dolaylı yoldan ulaşarak Ay'a kırmızımsı, sarımsı ve turuncumsu bir parlaklık oluşturur. Güneş ışınları atmosferden geçerken, ışık tayfındaki bazı renkler -menekşe tayfına doğru olanlar- <strong>Rayleigh Saçılması</strong> adı verilen bir olay tarafından filtrelenir. Bu, renkli gün doğumlarına ve gün batımlarına neden olan mekanizmanın aynısıdır. Bu etkiden en az kırmızı dalga boyları etkilenir, bu nedenle Ay'ın yüzeyine ulaşan ışığın kırmızımsı bir tonu vardır, bu da tamamen tutulmuş Ay'ın kırmızı bir renk almasına neden olur. Atmosferin bileşimine bağlı olarak, ışık tayfının farklı kısımları filtrelenir, bu nedenle Ay, tam bir Ay tutulması sırasında sarı, turuncu veya kahverengi görünebilir. <img class="alignnone wp-image-55546" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/total-lunar-eclipse-blood-moon-additional-300x169.jpg" alt="" width="776" height="437" /> <h3>Ay Dörtlüsü (Lunar Tetrad)</h3> <strong>Kanlı Ay </strong>terimi bazen iki yıl içinde meydana gelen <strong>dört tam ay tutulması</strong>nı ifade etmek için de kullanılır, bu olay astronomların <strong>Ay Dörtlüsü (Lunar Tetrad)</strong> dediği bir olaydır. Bir dörtlüdeki tutulmalar, aralarında tutulmamış beş Dolunay ile yaklaşık altı ay arayla meydana gelir. Genellikle, üç ay tutulmasından sadece biri tamdır ve on yıl içinde Dünya üzerindeki herhangi bir konumdan yaklaşık dört ila beş tam tutulma görülebilir. Bu, Ay dörtlülerinin nadir görülen olaylar olduğu ve bazılarının bu olaylara özel, hatta dini önem atfetmesine yol açmasına neden olmuştur. 2014-2015 <strong>Ay dörtlüsü</strong>, bazı dini kuruluşların dörtlüdeki tutulmaların son zamanların bir işareti olduğuna dair iddiaları nedeniyle büyük ilgi topladı. Hatta bazıları, İbranice İncil'deki Joel Kitabında, İsa'nın ikinci gelişinden önce Güneş'in kararmasına ve Ay'ın kırmızıya dönmesine atıfta bulunan bir ifadeden sonra tutulmaları Kanlı Aylar olarak adlandırdılar. <h3>Ay Dörtlüleri Ne Kadar Sıklıkla Gerçekleşir?</h3> İtalyan astronom Giovanni Schiaparelli, Ay Dörtlülerinin yüzyıllara göre çeşitlendiğini hesaplanmıştır. Bazı yüzyıllarda bir sürü Ay Dörtlüleri gerçekleşrken, bazılarında ise hiç gerçekleşmez. Örneğin, 1582 ve 1908 yılları arasında hiç<strong> Ay Dörtlüsü </strong>gerçekleşmemişken, 250 sene sonra -1909'dan 2156 yılına kadar- 17 tane Ay Dörtlüsü gerçekleşecek. İçinde bulunduğumuz yüzyıl da ise 8 <strong>Ay Dörtlüsü</strong> göreceğiz. 21. yüzyılın ilk Ay Dörtlüsü 2003-2004 yıllarında, ikincisi 2014-2015 yılları arasında gerçekleşmiştir. Bir sonrakiler ise 2032-2033 yılında olacak. (25/36 Nisan 2032, 18/19 Ekim 2032, 14/15 Nisan 2033, 8 Ekim 2033) <h3>Hasat Ayı (Hunter's Moon)</h3> Ekim ayındaki Dolunay, birçok Kuzey Amerika kültürlerinde aynı zamanda <strong>Kanlı Ay </strong>olarak adlandırılır. Bu isim, avcıların genellikle avlanmak ve önümüzdeki kış için et hazırlamak için zaman harcadıkları Ekim ayında olmasından gelmektedir. Ekim Dolunayı, Avcı Ayı veya Hasat Ayı olarak da bilinir. <strong>Önümüzdeki 5 Tam Ay Tutulmaları;</strong> <ul> <li>7-8 Kasım 2022</li> <li>13-14 Mart 2025</li> <li>7-8 Eylül 2025</li> <li>2-3 Mart 2026</li> <li>31 Aralık 2028-1 Ocak 2029</li> </ul> <strong>Kanlı Ay Tutulması'nı Canlı İzlemek İçin:</strong>
<strong>Henüz dikkat ettiniz mi bilmiyoruz ama yine de haberi verelim: Hollandalı insanların boyu uzun, hatta dünyanın en uzun insanları onlar.</strong> Araştırmalar <strong>Hollandalı bir erkeğin ortalama boyu</strong>nun 1.86 cm, <strong>Amerikalı bir erkeğin ortalama boyu</strong>nun ise 1.76 olduğunu gösteriyor. Peki ya Hollandalılar neden bu kadar uzun? Bu Allah'ın bir lütfu mu? Yediklerinden mi kaynaklı? Yoksa çevresel faktörler mi etkili? Gelin hep birlikte bu gizemi çözelim. Hollanda resmi olarak <strong>dünyanın en uzun insanları</strong>na sahip ülke ünvanına sahip. Büyük ölçüde bilim insanları, bu durumun refah, sağlıklı beslenme ve sağlık hizmetlerinin kalitesinden kaynaklandığına inanıyorlardı. Fakat yeni araştırmalar <strong>Hollandalıların boyunu etkileyen faktör</strong>ün aslında insan evriminden kaynaklandığını gösteriyor. Bilim insanları boyumuzu etkileyen 180 tane genin olduğunu tespit ettiler. Bireysel olarak hepsi çok küçük bir etkiye sahiptir, ancak birlikte bir nüfustaki boy uzunluğunun çeşitinin %80'ine kadarını açıklayabilir. Çevresel faktörler de boy uzunluğunda rol oynayabilir. Örneğin, Hawaii'ye göç eden Japon çocuklar ebeveynlerinden daha uzundur. Bilim insanları bunu fazla süt ve et tüketiminin bir sonucu olduğuna dayandırmaktadır. <img class="alignnone wp-image-55443" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/Dutch-Cheese-680x453-1-300x200.webp" alt="" width="773" height="515" /> Hollandalılar kısa bir süre içinde o kadar çok uzadı ki, uzamalarına neden olan etkinin büyük çoğunluğu değişen çevrelerine bağlanmaktadır. Dünyanın en büyük peynir ve süt üretici ve tüketicilerinden biri olan <strong>Hollandalıların uzamasındaki faktörlerin en büyük nedenleri</strong>nin bunlar olduğu düşünülüyor. Ayrıca bilim insanları <strong>doğal seçilim</strong>in de bir rolünün olup olmadığını merak ediyorlar: boy -potansiyel olarak daha iyi üreme başarısına yol açan- daha iyi bir sağlıkla, çekicilikle, daha iyi bir eğitimle ve yüksek gelir ile bağdaştırılır. Doğal seçilimin arkasında yatan neden aslında çok basit: zaman geçtikçe uzun gene sahip Hollandalı insanlar çoğalmaya başlamıştır. Londra Hijyen & Tropikal Tıp Okulu'nda (London School of Hygiene & Tropical Medicine) davranışsal biyolog olan Gert Stulp, <strong>Hollandalı insanların bu kadar uzun olmalarının nedenleri</strong>ni saptamak amacıyla bir araştırma gerçekleştirdi. 45 yaşının üstü ve Hollandalı ebeveynlerden olan Hollandalı insanları içeren araştırmada, denek olan 42,616 insan, daha uzun erkeklerin genel olarak daha çok çocuklarının olduğu saptanmıştır. Daha uzun olan erkekler onları uzun yapan genleri daha çok aktardıklarından araştırma, <strong>Hollandalı nüfus</strong>un gittikçe daha da uzadığını gösterdi. <img class="alignnone wp-image-55444" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/M8Iow1LEfT2eseWZu-KUJGjuNMgt46LUJnhq6Sqjgi8-300x169.jpg" alt="" width="769" height="433" /> Birleşik Devletler'deki benzer bir çalışma benzer bir şablon göstermemektedir. Stulp'un 1930'ların sonlarında Wisconsin'de doğan insanlarla ilgili araştırması<strong>, ortalama boydaki erkeklerin daha fazla çocuğunun olduğunu ve daha kısa kadınların ortalama boyda çocuklarının</strong> olduğunu gösteriyor. Bu faktörler, Birleşik Devletler'deki doğal seçilimin yeme alışkanlıkları gibi çevresel faktörlerin<strong> tam tersi</strong> olduğunu öne sürüyor, ancak bu muhtemelen Amerikalıların ortalama boyunun neden aynı seviyede olduğunu açıklıyor. 18. yüzyılda Amerikalıların boyunun artışındaki gibi Hollanda nüfusunun yüksekliğindeki artış muhtemelen geçicidir. <strong>Doğal seçilim</strong>, birkaç nesili iyi etkilerken daha sonraki nesillerde dengelenir veya azaltma eğilime gitmektedir.
<strong>Paskalya Adası</strong> Pasifik Okyanusu'nda Şili ve Tahiti Adası'nın arasında yer almaktadır. Ada aşağı yukarı üçgen bir şekle sahip olup, sadece 165 kilometre kare bir alanı kaplamaktadır. Çok sayıda heykellere sahip olan ada, uzun zamandır merak konusu olmuş ve olmaya devam etmektedir. Neredeyse 1000'e yakın oyulmuş <strong>Moai</strong> adlı heykellere sahiptir. İçlerinde tamamlanmamış heykeller bulunan Moai'lerin Paskalya Adası sakinleri için ne öneme sahip olduğu bilinmemektedir. Fakat yerliler bu heykelleri dikmekte ısrarcılardı. Bazı heykeller 11 metre kadar uzunluğunda ve 165 tona kadar ağırlığa sahiptirler. Hepsi insan kafalarından -bazıları üst vücut- oluşmaktadır. Tüm heykeller adadaki yanardağdan alınan taşlara oyulmuştur. Bazıları başka bir tür taştan yapılmış<strong> "pukao"</strong> adlı kırmızı şapkalara ve beyaz mercan gözlere sahiptirler. Palmiye ağacı odunlarından yapılan tekerleklerle taşınarak <strong>"ahu"</strong> denilen taş temellere yerleştirilmiştir. Çoğu milattan sonra 800 ve 1500 yılında inşaa edilmiştir. <img class="alignnone wp-image-55378" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/11/rapa-nui-moai.webp" alt="" width="779" height="438" /> 18. yüzyıla kadar bu küçük adanın nüfusu ada için fazla gelmeye başlamıştır ve nüfus 12.000'e kadar ulaşmıştır. Tek ürün olan tatlı patates artık nüfusu doyuramaz hale gelmiştir. Palmiye ormanları, heykelleri taşımak için yok edilmiştir. 1722 yılında, batı amiral Jacob Roggeveen adaya gelmiş ve yüzlerce heykel olduğunu gezi notlarında belirtmiştir. 1774 yılında Kaptan Cook'un ziyaretinde ise sadece 9 heykelin olduğunu raporlamıştır. Belli ki o yıllarda dramatik bir olay yaşanmış. 1950'lerde Paskalya Adası'na ulaşan Norveçli kaşif ve bilim insanı Thor Heyerdahl'dan bahsetmeden ada hakkındaki herhangi bir yorumun eksik olacağını da söylemeden geçmemek gerekir. Heyerdahl, adada iki farklı tür yerliler olduğunu fark etmiştir: <strong>Hanau Momoko</strong> ve <strong>Hanau Epe</strong> -bir zamanlar "Kısa Kulaklar" ve "Uzun Kulaklar" olarak yanlış çevrilmişlerdir- Hanau Momoko'lar siyah saçlı, Hanau Epe'ler genellikle kırmızı saçlılardı. Kulaklarını uzatmak için ağır küpeler kullanan Hanau Epe'ler'in Hanau Momoko'lardan daha sonra adaya sallarla birlikte Güney Amerika'dan geldiklerinin teorisinde bulunmuştur. Ancak Hanau Momoko'lar diğer Pasifik Adaları'ndan gelen Polinezya'lılar olduğunu düşünmüştür. <img class="alignnone wp-image-55379" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/Easter_Island_Man-horz-300x198.jpg" alt="" width="764" height="504" /> Hanau Momoko'ların, Hanau Epe'lerin köleleri haline gelip, heykelleri inşaa etmeye zorlandıklarına inanan Thor Heyerdahl, heykellerdeki kırmızı şapkaların Hanau Epe'lerin saçlarını sembolize ettiklerini düşünmüştür. Heyerdahl'a göre, Hanau Momoko'lar en sonunda isyan çıkartıp, bu isyanın sonunda çoğu heykeli devirip bazı Hanau Epe'leri öldürmüştür. DNA testi, aslında tüm Paskalya Adası yerlilerinin Polonezyalılardan geldiğini kanıtlamıştır. Şuan ki teoriye göre tüm heykelleri inşaa eden Hanau Momoko ve Hanau Epe'ler belki de ada sakinlerinin 12 klanından ikisiydiler. "Heykelleri devirme savaşları" adanın nüfusu kalabalıklaşınca çıkan klan savaşlarından çıkmıştır. Arkeologlar, Paskalya Adası'nın heykelleri ve Inka'ların heykellerinin benzerliklerinin tesadüf olduklarını söylemektedir. Artık çoğu bilim insanı tatlı patatesin adaya, deniz kuşlarının midesinde geldiğine inanıyor. <img class="alignnone wp-image-55380" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/11/150edfbd-e72e-4bc8-b616-6f79f799cdc9-987x675-1-300x205.jpg" alt="" width="801" height="547" /> Paskalya Adası'nın Moai heykellerinin gizemleri devam etmekte ancak son zamanlarda yapılan arkeolojik çalışmalar bir şeyi kesinleştirmiştir: <strong>Fazla nüfus ve kaynakların aşırı kullanımı büyüyen toplumların sonunu getirmiştir.</strong>
İngiliz araştırmacılar, doğru tedavi yöntemini bulmak için hastanın virüsünün genetik kodunu analiz ederek <strong>411 gündür sürekli COVID-19'a yakalanan hastayı</strong> sonunda iyileştirdiler. <strong>İnatçı Covid enfeksiyonu</strong> -uzun Covid enfeksiyonu ya da sürekli tekrarlayan nöbetlerden farklı olarak- bağışıklık sistemleri zaten düşük olan çok az hastada gerçekleşir. Enfeksiyon hastalıklarında uzmanlaşmış, Guy's and St Thomas' NHS Foundation Trust Hastanesi'nde çalışan hekim Luke Snell, bu hastalar "sürekli yakınmayla" aylarca hatta yıllarca bile pozitif çıkabilirler, dedi. Snell, bu enfeksiyonların, hastaların yarısında ayrıca akciğer iltihabı gibi sıkıntılara yol açtığı için büyük tehlike oluşturduğunu söyledi. Clinical Infectious Diseases dergisinde (Klinik Bulaşıcı Hastalıklar) yayınlanan yeni bir araştırmada, Guy's and St Thomas' NHS Foundation Trust Hastanesi ve King's College London'dan bir grup araştırmacı<strong> 13 aydan daha fazla süredir Covid</strong> olan 59 yaşındaki adamın hastalığı sonunda nasıl atlattıklarını anlattılar. <img class="alignnone wp-image-55132" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/11/long-covid.x0fcbb95a-300x169.webp" alt="" width="730" height="411" /> Böbrek nakli sonucu zayıflayan bağışıklık sistemi yüzünden Aralık 2020'de Covid'e yakalanan 59 yaşındaki hasta bu sene Ocak ayına kadar pozitif çıkmaya devam etti. Birçok kez Covid'e temaslı olup olmadığını ya da sadece inatçı bir virüsten kaynaklı olup olmadığını keşfetmek için araştırmacılar, nanopor dizileme teknolojisi ile hızlı genetik analizi yaptılar. 24 saat kadar kısa bir sürede sonuçları çıkan test, 2020 yılında yaygın olan ama yeni türlerle yer değiştiren B1 varyantına sahip olduğu sonucunu verdi. Önceki türde bir varyanta sahip olduğu için araştırmacılar, adama Regeneron'dan casirivimab ve imdevimab monoklonal antikorlarının bir kombinasyonunu verdiler. Birçok antikor tedavisinde olduğu gibi, Omicron gibi yeni varyantlara karşı bir etki gösteremediği için bu tedavi artık kullanılmıyor. Fakat pandeminin ilk zamanlarındaki bir varyantla savaştığı için bu tedavi 59 yaşındaki hastayı başarılı bir şekilde sağlığına kavuşturdu. <h3>Tedaviye Karşı Koymak</h3> Snell, "Şimdi yaygınlığı artan çok yeni varyantlar, Birleşik Krallık'ta, AB'de ve hatta şimdi ABD'de bulunan tüm antikorlara karşı dirençlidir." dedi. Nisan ayından bu sene Ağustosa kadar ciddi bir şekilde hasta olan 60 yalındaki hastayı kurtarmak için araştırmacılar sayısız tedavi yöntemleri uyguladılar. Ancak hiçbiri işe yaramadı. Snell, "Onun gerçekten öleceğini düşünüyorduk." dedi. <img class="alignnone wp-image-55133" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/newseventsimage_1590593857457_mainnews2012_x1-300x207.jpg" alt="" width="725" height="500" /> Böylece ekip, daha önce birlikte kullanılmayan iki antiviral tedaviyi -Paxlovid ve remdesivir- parçaladı ve ResearchSquare web sitesinde meslektaşlar tarafından değerlendirilmeyen bir ön baskı çalışmasına göre, bunları bilinci kapalı hastaya bir burun tüpü aracılığıyla uyguladı. Snell, "Hasta mucizevi bir şekilde engeli aştı ve belki de şimdi bu çok zor inatçı enfeksiyonları nasıl tedavi ettiğimizin yolu budur." diyen Snell, bu tedavinin normal Covid vakaları için uygulanılamayacağını vurguladı. Nisan ayındaki ECCMID konferansında ekip, ölümünden 505 gün önce testi pozitif çıkan bir adamda bilinen en uzun süre devam eden enfeksiyonu duyurmuştu. Snell, bu "çok üzücü vakanın" pandemi sırasında daha önce ortaya çıktığını ve artık çok daha fazla tedavi seçeneği olduğu için minnettar olduğunu da sözlerine ekledi.
<strong>SpaceX</strong>, en son göklere çıkmasından üç yıldan fazla bir süre sonra, sonunda <strong>Falcon Heavy’yi </strong>yeniden fırlattı. Falcon Heavy, birbirine bağlanmış üç modifiye Falcon 9 roketinden oluşmakta ve bu da onu dünyanın en güçlü operasyonel roketi yapmaktadır. USSF 44 olarak adlandırılan görev, ABD Uzay Kuvvetleri için yörüngeye iki gizli uydu fırlattı. Roket ve yükler, NASA’nın Kennedy Uzay Merkezi’nden Pad 39A’dan Türkiye saati ile 16:41’de gökyüzüne çıktı. Fırlatmadan yaklaşık on dakika sonra, Falcon Heavy’nin iki yan iticileri dramatik bir yan yana iniş için yere indi. Üç yıldan fazla bir süre sonra, Falcon Heavy’nin güçlendiricilerinin aynı anda inişini izlemek hala nefes kesici bir manzara ve hareket halindeki bir mühendislik harikası. <h3>Falcon Heavy: “Dünyanın En Güçlü Operasyonel Roketi” Yeniden Uçuyor</h3> SpaceX, kendi internet sitesinde Falcon Heavy’nin<strong> “iki faktörlü dünyanın en güçlü operasyonel roketi”</strong> olduğunu söylüyor. Kalkışta rokete 5 milyon poundluk muazzam bir itme güç veren üç tane Falcon 9 güçlendirici kullanması sayesindedir. Kalkıştan kısa bir süre sonra, bu güçlendiricilerden ikisi, SpaceX’in mühendislik yeteneklerinin ikonik bir temsili haline gelen ikili bir iniş için Dünya’ya geri döndü. SpaceX, canlı yayınında, ikili inişinin yörünge sınıfı bir roketin 150. ve 151. başarılı inişini oluşturduğuna dikkat çekti. SpaceX, internet sitesinde, bu özel güçlendiricilerin ilk fırlatılışı ve inişi olduğunu ve “bu yıl içinde gelecekteki bir ABD Uzay Kuvvetleri görevinde yeniden uçuşa hazırlanacaklarını” söyledi. Ancak merkezi güçlendirici, planlı bir yeniden giriş gerçekleştirip okyanusa düştüğü için yeniden kullanılmayacaktır. https://twitter.com/SpaceX/status/1587442127214034944?ref_src=twsrc%5Etfw%7Ctwcamp%5Etweetembed%7Ctwterm%5E1587442127214034944%7Ctwgr%5Ea383e802c265e46a3552fe6ad14645ff039cc710%7Ctwcon%5Es1_&ref_url=https%3A%2F%2Finterestingengineering.com%2Finnovation%2Fspacex-launches-the-worlds-most-powerful-rocket Tüm fırlatma, aşağıdaki SpaceX YouTube videosunda görüntülenebilir. ABD Uzay Kuvvetleri, SpaceX’ten sınıflandırılmış yükünün görüntülerini çevrimiçi paylaşmamasını talep ettiğinden, bu özel fırlatma akışı normalden daha kısaydı. Paylaşılan görüntüler, fırlatmaya giden yolu, fırlatmanın kendisini ve hızlandırıcı inişlerini gösteriyor. https://www.youtube.com/watch?v=pY628jRd6gM Yüksek irtifa jeosenkron yörüngesine fırlatılacakları gerçeği dışında <strong>USSF 44 görevinin</strong> uyduları hakkında çok az somut bilgi biliniyor. Bu, Dünya ile aynı hızda yörüngede dönecekleri ve belirli bir uzay bölgesini kaplayacakları anlamına geliyor. Uydulardan biri, Boeing’in bir yan kuruluşu olan Millennium Space Systems tarafından inşa edilen TETRA 1 adlı bir mikro uydu. Diğer uydunun adı ise açıklanmadı. <h2>Bu, Falcon Heavy’nin Dördüncü Başarılı Fırlatılışı</h2> Şu an ve Ocak ayı arasında her uçtuğunda SpaceX’in bir yıl içinde rekor kıracak olan Falcon 9 roketinin aksine, Falcon Heavy, bugünkü fırlatmadan önce toplamda yalnızca üç kez uçmuştu. USSF 44, büyük ölçüde pandemi nedeniyle daha da kötüleşen yük gecikmeleri nedeniyle Haziran 2019’dan bu yana ilk Falcon Heavy fırlatması olacak. Devasa fırlatma sisteminin ilk uçuşu Şubat 2018’de gerçekleşti ve ünlü bir şekilde Elon Musk’ın Tesla Roadster’ını ve uzay giysisi giyen Starman denilen mankeni uzaya fırlattı. Bu tarihi fırlatmada sadece sekiz dakika sonra SpaceX, ilk kez Cape Canaveral’daki bitişik iniş pistlerine aynı anda iki güçlendirici indirdi. https://twitter.com/SpaceX/status/1584313461999181825?ref_src=twsrc%5Etfw%7Ctwcamp%5Etweetembed%7Ctwterm%5E1584313461999181825%7Ctwgr%5Ea383e802c265e46a3552fe6ad14645ff039cc710%7Ctwcon%5Es1_&ref_url=https%3A%2F%2Finterestingengineering.com%2Finnovation%2Fspacex-launches-the-worlds-most-powerful-rocket Geçen hafta, SpaceX Twitter'da Falcon Heavy’nin Fırlatma Kompleksi 39A hangarındaki 27 Merlin motorunun etkileyici bir görüntüsünü paylaştı. SpaceX; elbette, yeni, tamamen yeniden kullanılabilir Mars’a Bağlı Yıldız Gemisi aracını inşaa ediyor. Hepsi, SpaceX için plan yapacak olan Starship, sonunda Falcon Heavy’nin dünyanın en güçlü operasyonel roketi unvanını elinden alacak. Starship’in 33 yeni nesil Raptor motoru sayesinde akıllara durgunluk veren 17 milyon poundluk bir itme gücü üretmesi bekleniyor. Daha bu hafta, bir ABD yetkilisi yeni nesil Starship roketinin Aralık ayında ilk kez yörüngeye ulaşabileceğini bildirildi. Ancak bu bir test uçuşu olacak, yani Falcon Heavy unvanını bir süre daha koruyacak.
Seul, çarşamba günü, Pyongyang'ın Güney'indeki Sokcho kentinden 60 km'den daha kısa bir mesafeye inen bir <strong>füze</strong> fırlatmasından üç saat sonra geri misilleme yaptı. Güney ordusu, bunun kendi topraklarının "kabul edilemez" bir ihlali olduğunu söyledi. Yetkililer, <strong>Kuzey Sınır Hattını</strong> (KSH) geçerek benzer bir mesafeye inen havadan karaya atılan 3 tane füze ateşlendiğini belirtti. Sınır çizgisi, Kuzey ve Güney Kore arasındaki denizde aşağı yukarı orta bir noktayı işaret ediyor, ancak Kuzey sınırı hiçbir zaman bu sınırı kabul etmemiştir. Salı günü Kuzey Kore, Güney Kore ve ABD'nin nükleer silah kullanımına yönelik örtülü bir tehdit olarak görülen ortak askeri tatbikatlara devam etmeleri halinde "tarihin en korkunç bedelini" ödeyecekleri konusunda uyardı. ABD ve Güney Kore istihbaratının Pyongyang'ın gerekli tüm hazırlıkları tamamladığını söylemesiyle, Kuzey'in beş yıllık bir aradan hemen sonra nükleer silah testlerine devam etmesi bekleniyor. <h3>Kim Jong-un Baskıyı Neden Arttırıyor?</h3> <strong>Kısasa kısas füze fırlatmaları</strong>, hafta sonu Seul'de 150'den fazla kişinin ölümüne neden olan kalabalığın ezilmesinin ardından Güney Kore'de ilan edilen ulusal yas dönemine denk geldi. Güney Kore yetkilileri çarşamba günü Kuzey Kore'nin doğu ve batı yönlerine en az 10 tane füze fırlattığını belirtti. Çarşamba günü en az Kuzey Kore füzelerinden birinin 09:00'da (00:00 GMT) güney sınırının 26 km, Sokcho'nun doğusunun 57 km ve Ulleung Adasının kuzey batısının 167 km civarına düştü. Bu füze, Ulleung yerlilerinin evlerini boşaltıp yer altı sığınaklarına gitmelerini söyleyen hava saldırısı uyarısını tetikledi. Güney Koreli ve Japon yetkililer tarafından duyulan fırlatma, Pyongyang'dan çıkan gerilimi hızlı bir şekilde kınandı. Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk-yeol, füzenin Güney Kore karasularının dışına inmesine rağmen bunu "etkili bir toprak işgali" olarak nitelendirdi ve "hızlı ve kesin bir yanıt" sözü verdi. Uluslararası hukuka göre, ülkeler karalarını sınırlayan 12 deniz mili deniz üzerinde yalnızca toprak iddiasında bulunabilirler. Bay Yoon, Kuzey Kore'ye karşı sert bir tavır almayı politikası haline getirdi. Yaklaşık üç saat sonra Güney, savaş uçaklarından Kuzey Kore'nin doğu kıyılarındaki sulara üç hassas havadan karaya füze fırlattı. Ateşlemeler, bu yıl yarımadadaki düşmanlıklarda belirgin bir artış ve Kuzey Kore'den - Japonya üzerinden geçen bir balistik füze de dahil olmak üzere - 50'den fazla füze fırlatılmasına tanık oldu. Pazartesi günü bir ABD nükleer denizaltısı, Ağustos ayında başlayan ABD-Güney Kore ortak tatbikatının bir parçası olarak Güney Kore kıyılarına ulaştı.
<strong>Tumblr</strong> Eylül ayında ima ettği platformda artık çıplaklığa izin vereceği ancak müstehcen görüntülere izin vermeyeceğini belirten bir güncelleme yaptı. Şirket bugün erken saatlerde <strong>topluluk kurallarını</strong> güncelledi. Bu güncelleme, cinselliğe karşı daha önceki izin verici tavrının dışında duran ancak resmi olarak daha geniş bir görüntü yelpazesine izin veren bir dizi kural ortaya koyuyor. “Artık Tumblr’da insan formunu betimleyen içerik de dahil olmak üzere daha geniş bir ifade, yaratıcılık ve sanat yelpazesini memnuniyetle karşılıyoruz. (Evet, çıplak insan formunu içerecek). Bu nedenle, kreasyonlarınız çıplaklık, yetişkin konuları veya cinsel temalar içeriyor olsa bile, artık bunları uygun Topluluk Etiketini kullanarak Tumblr’da paylaşabilirsiniz. Cinsellik içeren eylemlerin görsel tasvirleri Tumblr’da yasak olmaya devam edecek." şeklinde bir açıklamada bulundu. <img class="alignnone wp-image-54919" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/11/5000-300x180.webp" alt="" width="717" height="430" /> Bir yardım merkezi gönderisi ve <strong>Topluluk Rehberleri</strong> biraz daha fazla detay sunuyor. Tumblr’da “çıplaklık, rahatsız edici dil, cinsel temalar veya yetişkinlere uygun konu içeren metin, resim ve videolara” izin verildiğini, ancak “cinsel olarak müstehcen eylemlerin (veya cinsel organlara açıkça odaklanan içeriğin) görsel tasvirlerine” izin verildiğini söylüyorlar. “Bir ana akım müzesinde bulabileceğiniz ve Hindistan’ın Śuṅga İmparatorluğu’ndaki gibi seks eylemlerini tasvir eden tarihsel açıdan önemli sanat” için bir istisna bulunduran Tumblr, kullanıcıların gösterge panellerinde filtreleyebilmesi için olgun bir içerik veya “cinsel temalar” etiketi ile etiketlenmesi gerektiğini belirtti. “Çıplaklık ve diğer yetişkin materyalleri genellikle hoş karşılanır. Sanatınızı yargılamak için burada değiliz, sadece yetişkinlere uygun içeriğinize bir <strong>Topluluk Etiketi</strong> eklemenizi istiyoruz, böylece insanlar isterlerse bunu kontrol panellerinden filtrelemeyi seçebilirler,” diyor topluluk yönergeleri. Ancak, kullanıcılar “yetişkinlere yönelik bağlı kuruluş ağlarına” bağlantı veya reklam yayınlayamazlar, “eskort veya erotik hizmetlerin” reklamını yapamazlar ve “müstehcen” içerik dahil olmak üzere “pedofiliyi teşvik eden” içerik yayınlayamazlar. <img class="alignnone wp-image-54920" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/11/1554240841-300x200.jpeg" alt="" width="719" height="479" /> Verizon'un sahip olduğu daha sonra WordPress.com'un sahibi Automattic'e satılan Tumblr, kadın meme ucu dahil yetişkin içerikleri 2018 yılında yasaklamıştı. Auttomattic CEO'su Matt Mullenweg Eylül sonunda ödeme işlemcileri ve Apple'ın iOS App Store'u gibi internet altyapı hizmetleri, yetişkinlere uygun açık içeriğe genellikle kaşlarını çattığından, yasağı tamamen tersine çevirmek mümkün değildi. Ancak Mullenweg, <strong>Tumblr'ın politikasını</strong>, aynı zamanda müstehcen görüntüleri yasaklayan ancak sanatta çıplaklık için daha az belirsiz koruma sağlayan WordPress.com'unkiyle daha uyumlu hale getirmeyi umduğunu söyledi.
Elon Musk, doğrulanmış hesap olduklarını belirten ve isimlerinin yanında bulunan<strong> "mavi tik"</strong>e sahip olmak isteyen Twitter kullanıcılarının ayda 8 ABD doları ödemeleri gerektiğini açıkladı. Twitter'ı 44 bin dolara satın aldıktan sonra Musk, bu değişikliğin "istenmeyen ve dolandırıcı hesapları önlemek için gerekli" olduğunu açıkladı. Dünyanın en zengin insanı olan Elon Musk, bu abonelik sistemini kullanan kullanıcıların, cevap vermede, aramalarda ve reklamlar konusunda ayrıcalıklı olacaklarını belirtti. <strong>"İnsanlara güç! Blue'ya ayda 8 dolar"</strong> diye tweet atan milyader Musk, eski <strong>mavi tik uygulaması</strong>nı "lordlar ve köylüler" olarak eleştirdi. Ancak Twitter Küresel Politika İletişimi eski Başkanı Nu Wexler, mavi tikler için bir ücret getirilmesinin yanlış bilgiyi tespit etmeyi zorlaştırabileceği konusunda uyarıda bulundu. Wexler BBC'nin Today programına verdiği demeçte, "Birçok platformun mücadele ettiği bir konu olan yanlış bilgiyi tespit etmek, doğrulamanın gazetecilerin, akademik araştırmacıların ve bazı kullanıcıların yanlış bilgiyi tespit etmede veya düşük kaliteli bilgileri filtrelemek için kullandıkları yollardan biridir." "Kira için mavi çek teklif ediyorsanız, yanlış bilgiyi tespit etmeyi gözden geçirmeyi ve yüksek kaliteli bilgi bulmayı zorlaştırırsınız" <img class="alignnone wp-image-54907" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/elon-musk-twitter-1-300x169.jpeg" alt="" width="722" height="407" /> Twitter'ın kullanıcıları <strong>mavi tik</strong> için doğrulamaya yönelik eski yöntemi, kısa bir çevrimiçi başvuru formunu içeriyordu ve ünlüler, politikacılar ve gazeteciler gibi kişilerin kimliklerini koruması için ayrılmıştı. Şirket, sahtekar hesapları engellemek için yeterince çaba göstermediği için dava açılmasının ardından 2009 yılında bu sistemi tanıtmıştı. Ancak Musk, Twitter'ın yıllardır kâr etmeyen işini elden geçirmeye çalışırken büyük bir zorlukla karşı karşıya. Fakat bazı şirketler onun liderliğinde sitede reklam vermekten endişe duysa da Musk, Twitter'ın reklama olan bağımlılığını azaltmak istediğini söyledi. Platformdaki pek çok kişi, değişikliklere yanıt olarak Twitter "bana ödeme yapmalı" yazan yazar Stephen King'in ifadesini tekrarladı. Elon Musk, King'e "Faturaları bir şekilde ödememiz gerekiyor!" diye yazdı. Elon Musk ayrıca, bu olay hakkında şikayet eden kullanıcılara yönelik tweetinde "Tüm şikayet edenlere duyurulur, şikayet etmeye devam edin ama bu 8 dolara mal olacak." yazdı.
Güney Kore'nin emniyet amiri <strong>Itaewon Felaketi</strong>'ne yapılan acil müdahalenin <strong>"yetersiz"</strong> olduğunu söyledi. Olayın ilk haberini alan resmi görevliler, felaketi engellemek için yeterince çabalamadılar. Emniyet amiri Yoon Hee-keun olanlar üzerine, "halkın güvenliği için sınırsız bir sorumluluk" hissettiğini söyledi ve detaylı bir araştırma yapılması için and içti. İç İşleri Bakanı Lee Sang-min de 156 kişiyi öldüren ve 152 kişiyi yaralayan olay için özür diledi. Cumartesi gecesi Seul'un popüler gece hayatının yaşandığı Itaewon Caddesinde, Cadılar Bayramı'nı kutlamak isteyen kalabalık grubun toplanmasıyla birlikte gerçekleşen felaket, Covid-19 kısıtlamalarından sonraki ilk kısıtlamasız kutlamaydı. Ünlü bar ve eğlence mekanlarına, dar sokak ve caddelere sahip Itaewon caddesine Cadılar Bayramı gecesinde 100,000'den fazla kişinin toplandığı söyleniyor. Yoon, olayın ciddiyetiyle ilgili polisin sayısız ihbar aldığını ama müdahalelerinin yetersiz olduğunu belirtti. Seul polisi, öldürücü felaketin başlamasından saatler önce acil durum numarasına gelen ilk ihbarın Seul saati ile 18:34'te gerçekleştiğini <em>BBC</em> habere söyledi. Sonraki 3 buçuk saatte ise 10'dan fazla ihbar gelmişti. İhbar, "Şu anda insanların girip çıktığı sokak çok tehlikeli bu yüzden aşağıya inilemiyor. Fakat insanlar yukarı çıkmaya devam ediyorlar. İzdiham yaşanacak. Ben çok zor bir şekilde kalabalıktan kurtuldum ama çok kalabalık. Sanırım kontrol etseniz iyi olacak." şeklindeydi. <img class="alignnone wp-image-54900" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/11/127473142_54069b9a-f817-4f38-9230-bca5421fe130.jpg-300x169.webp" alt="" width="717" height="404" /> Bunun üzerine polis memuru arayanın, insanların iyi geçiş sağlayamadığını, "ezilip düştüğünü ve sonra büyük bir kaza mı olacağını"mı kastettiğini sordu. İhbarı yapan kişi, "Evet bu, şu anda çok ürkütücü." diye yanıtladı. Eğer polis görevlileri uygun bir şekilde tedbir alıp hareket etseydi, görevlilerin "hızlı, kesin ve yoğun bir soruşturma" başlatabileceklerini söyleyen emniyet amiri, müdahalenin yetersiz olduğunu bir kez daha belirtti. Ulusal Meclis toplantısında, İç İşleri Bakanı Lee Sang-min, "Bir oğlu ve kızı olan ben için bu durum çok üzücü... Durumun ne kadar gerçek dışı olduğununu kelimelerle anlatmak ve kabul etmek imkansız." diyerek vatandaşlardan özür diledi. Polis daha önce, bu yılki Cadılar Bayramı şenlikleri için Covid öncesi partilerden daha fazla memur görevlendirdiklerini söyledi. Salı günü bir kongre üyesi, partinin ana organizatörü olmadığı için polise kalabalık kontrolü ve güvenlik yönetimi için özel bir talepte bulunulmadığını da belirtti. <img class="alignnone wp-image-54901" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/127473146_gettyimages-1437859911.jpg-300x169.webp" alt="" width="724" height="408" /> İktidardaki Halkın İktidar Partisi'nden Yoo Sang-bum yerel radyoda "Sorumlu kimse olmadığı için yasal sorumluluk istemek imkansız." dedi. Ancak Başkan Yoon Suk-yeol salı günü, olayın kalabalık yönetiminin önemini ve Güney Kore'de konuyla ilgili araştırma eksikliğini ortaya çıkardığını söyledi. "Etkinliğin bir organizatörü olup olmadığı konusunda saçmalamak yerine, önemli olan insanların güvenliği için kapsamlı önlemleri almamızdır." dedi ve gelecekte kalabalıkları yönetmek için insansız hava araçlarının ve diğer dijital araçların kullanılmasını önerdi. Başkan Yoon, olaydan önce bile artan siyasi baskılarla ve düşen oylarla karşı karşıyaydı. Polis, hükümete karşı büyük protestoları yönetmek için cumartesi gecesi kaynaklarının bir kısmını şehrin başka yerlerine yönlendirmek zorunda kaldıklarını söyledi.
İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu, İletişim Başkanlığı ve AFAD işbirliği ile hazırlanan ''<strong>Afet İletişim Çalıştayı</strong>''na katıldı. Türkiye Cumhuriyeti İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu, "İlk kez Japonya'da yıllardır yapıldığı gibi 12 Kasım 18.57’de ilk kez bir ülke tatbikatı yapacağız. Radyolar tatbikat anonsu geçecek, televizyonlar tatbikat anonsu geçecek. Otomatik olarak anons geçilecek. Kurulan sistemden tüm Türkiye’ye aynı anda mesaj gelecek." şeklinde bir açıklamada bulunarak <strong>Düzce Depremi</strong>'nin 23. yıl dönümünde bir deprem tatbikatı yapılacağını duyurdu. <img class="alignnone wp-image-54892" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/12-kasim-duzce-depreminin-20-nci-yili-647981-5-300x166.jpg" alt="" width="727" height="402" /> Ayrıca Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi Muhabere Sistemi (GAMUS) ile polis ve jandarma telsizlerinin aynı hat üzerinden iletişime geçmesine yarayan sistemi de Ağrı'da başarı ile gerçekleştirdiklerinden bahseden Süleyman Soylu, bu sistemi savunma sanayine devrettiklerini belirtti. Daha sonra "Hem kırsalda hem de şehirlerde bu iki telsizi, bir afet anında Türkiye'ye bir nükleer saldırı anında ve savaş anında birbiriyle konuşturabilecek alt yapıyı oluşturduk." diyerek ekledi. Ülke çapında gerçekleştirilecek deprem tatbikatına ek olarak, 3 Kasım'da Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, 4-5 gün sonra ise Kredi ve Yurtlar Kurumu Başkanlığı'nın (KYK) tatbikat yapılacağını duyurdu. <h3>99 Düzce Depremi</h3> <strong>1999 Düzce Depremi</strong>, 12 Kasım 1999 Cuma günü saat 18.57'de 7.2 büyüklüğünde gerçekleşen ve merkez üssü Düzce'de yaşanan ve büyük yıkımlar getiren bir depremdir. Pek çok ilin yanı sıra Ukrayna'dan da hissedilen 30 saniyelik bu deprem, çok büyük yıkımlara ve can kaybına sebep olmuştur. <img class="alignnone wp-image-54893" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/11/duzce-depremi-sonrasi-korkutan-sozler-1999-depreminin-devami-300x169.jpg" alt="" width="730" height="411" /> <strong>Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi</strong>'nin açıklamasına göre, 845 kişinin öldüğü ve 4948 kişinin yaralandığı depremde hasar gören ve derhal yıkılması gereken bina sayısı 3395, yıkık ya da ağır hasarlı ev sayısı 12939, iş yeri sayısı ise 2450 olarak tespit edildiği bildirilmiştir.
<strong>Cadılar Bayramı</strong> her sene 31 Ekim'de kutlanılan antik Keltik'lerin Samhain Festivali'nden doğmuş bir gelenektir. Bu festivalde insanlar şenlik ateşi yakar ve ruhları defetmek için çeşitli kostümler giyerlerdi. 8. yüzyılda, Papa 3. Gregory, 1 Kasım'ı tüm azizleri anmaya adamıştır. Bir gün öncesi <strong>Azizler Günü Arifesi</strong> (All Hallows Eve) daha sonrası ise Cadılar Bayramı (Halloween) olarak bilinirdi. Zamanla Cadılar Bayramı, çocukların kapı kapı dolaşıp şeker topladığı, insanların kabaklara yüz şekli vererek oyduğu, festival düzenlediği, kostüm giydiği ve şeker yediği bir gün haline gelmiştir. <h3>Cadılar Bayramı'nın Antik Kökeni</h3> <strong>Cadılar Bayramı'nın kökeni</strong>, antik Keltiklerin Samhain festivaline kadar uzanıyor. Daha çok şimdiki İrlanda bölgesi ve kuzey Fransa bölgesinde 2000 sene önce yaşamış Keltler, yeni yıllarını 1 Kasım'da kutlarlardı. Bugün yazın bitişinin habercisi, hasat ve genelde insan ölümü ile bağdaştırılan karanlık, soğuk kışın başlangıcıdır. Keltler, yeni yıldan bir gün önceki geceyi yaşayanlar ve ölüler dünyasının sınırlarının bulanıklaştığına inanırlardı. Ruhların ölümden dünyaya döndüklerine inandıkları 31 Ekim gecesinde Samhain'i kutlarlardı. Sorun yaratmak ve ekinlere zarar vermeye ek olarak, Keltler dünyadışı varlıkların, Druid'ler yani Kelt rahiplerinin geleceği tahmin etmesini kolaylaştırdıklarına inanırlardı. Tamamen değişken doğaya bağlı olan insanlar için bu kehanetler, uzun ve karanlık kış günleri için önemli bir rahatlama kaynaklarıydı. Bu olayı kutlamak için Kelt rahipleri, Keltik tanrılarına hayvanları kurban etmek ve ekinleri yakmak için toplandıkları büyük kutsal şenlik ateşleri inşaa ederlerdi. Kutlama sırasında, Keltler genellikle hayvan kafaları ve derilerinden oluşan kostümler giyer ve birbirlerine fallar anlatırlardı. <img class="alignnone wp-image-54828" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/GettyImages-3245514-c4c6764-300x169.jpg" alt="" width="767" height="432" /> Kutlama bittiğinde, akşam olmadan söndürdükleri ocak ateşlerini onları gelecek kış boyunca korumaları için kutsal şenlik ateşinden tekrar yakarlardı. Milattan sonra 43 yılına gelindiğinde, Roma İmparatorluğu, Keltik bölgesinin büyük çoğunluğunu fethetmişti. Kelt topraklarını yönettikleri 400 yıl boyunca, Roma kökenli iki festival, geleneksel Kelt Samhain kutlamasıyla birleştirildi. İlki Romalıların vefat edenleri andıkları Ekimin sonlarında bir gün olan Feralia'ydı. İkincisi ise Romalı meyve ağaçlarının, bahçelerin ve meyve bahçelerinin tanrıçası Pomona'yı andıkları gündü. Pomona'nın sembolü elmadır ve bu kutlamanın Samhain'e dahil edilmesi, muhtemelen bugün Cadılar Bayramı'nda uygulanan elma yakalama geleneğini de açıklamaktadır. <h3>Azizler Günü</h3> Milattan sonra 13 Mayıs 609'da Papa 4. Boniface, Roma'daki Pantheon'u tüm Hıristiyan şehitlerin onuruna adadı ve Batı kilisesinde Tüm Şehitler Günü'nün Katolik bayramı oluşturuldu. Papa 3. Gregory daha sonra festivali tüm azizleri ve şehitleri kapsayacak şekilde genişletti ve kutlamayı 13 Mayıs'tan 1 Kasım'a taşıdı. <h3><img class="alignnone wp-image-54829" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/history-origins-halloween-min-300x173.jpg" alt="" width="773" height="446" /></h3> <h3>Cadılar Bayramı'nın Amerika'ya Gelişi</h3> Koloni New England'da katı Protestan inancı olduğundan, Cadılar Bayramı çok kısıtlı bir alanda kutlanıyordu. Cadılar Bayramı Mayland ve güney kolonilerde daha yaygındı. Farklı Avrupalı etnik grupların ve Amerikalı Kızılderililerin inançları ve geleneklerinin etkisiyle, Amerika'ya özel Cadılar Bayramı oluşmaya başladı. İlk kutlamalar, hasat zamanını kutlamak için düzenlenen halka açık "oyun partileri"ni içermekteydi. Komşular ölülerin hikayelerini anlatır, birbirlerine fallarından bahseder, dans eder ve şarkı söylerlerdi. Sömürge Cadılar Bayramı festivalleri de hayalet hikayeleri anlatmak ve her türlü haylazlığı yapmayı içerirdi. 19. yüzyılın ortasına kadar, yıllık sonbahar festivalleri çok yaygındı. Fakat Cadılar Bayramı henüz ülkenin her yerinde kutlanmıyordu. 19. yüzyılın ikinci yarısında Amerika yeni göçmenlerle doluğ taştı. Bu yeni göçmenler, özellikle de "İrlanda'nın Patates Kıtlığı"ndan kaçan milyonlarca Irlandalılar, Cadılar Bayramı'nın ulusal bir şekilde kutlanmasına yardım ettiler.
Son zamanlarda Elon Musk'ın uzun süren Twitter'ı alma serüvenini hepimiz canlı bir şekilde takip ettik. Uzay teknolojisinden Dünya teknolojisine kadar her yerde parmağı bulunan Musk, Twitter'ı satın aldıktan sonra, platforma hız kaybetmeden yenilikler sunmaya başladı. İlk önce sağcı troller için destek hattı kurmayı planlayan Musk, şimdi de ünlü kişiliklerden iş sahiplerine kadar uzanan mavi tik kullanıcılarına sardı. Twitter'da genel olarak aktifseniz, belirli bir büyüklükte takipçi kitleniz, haber muhabiri gibi bir mesleğiniz varsa ya da ünlü bir kişilikseniz, Twitter üzerinden başvuru yaparak <strong>"doğrulanmış hesap"</strong> olduğunuzu belli eden bir <strong>"mavi tik"</strong> rozeti alabiliyorsunuz. Bu hem hesabınızın onaylı ve gerçek olduğunu belli ediyor hem de herkesin gıpta ile baktığı bir hesap haline gelmiş oluyorsunuz. Hesaplarında gıptayla bakılan mavi bir onay işaretine sahip Twitter kullanıcıları, bu durumu korumak için yakında kendilerini Twitter'a ödeme yapmak zorunda bulabilirler. <img class="alignnone wp-image-54787" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/twitter-elon-musk-2022-profile-closeup-300x169.webp" alt="" width="719" height="405" /> <em>Platformer</em>’dan Casey Newton, Twitter yöneticilerinin, profillerinde ücretsiz onay işareti bulunanların bir <strong>Twitter Blue aboneliği</strong> için her ay 5 ABD doları ödemesini yoksa rozetlerini kaybetmeleri gerekeceklerini “kesinlikle düşündüklerini" pazar günü öğleden sonra bildirdi. Newton'ın kaynaklarına göre, yöneticiler hafta sonunu fikir hakkında konuşarak ve önlem hakkında planlar yaparak geçirdiler. Ancak <em>The Verge</em> aboneliğin 5 ABD dolarından daha pahalıya mal olabileceğini öne sürdü. Bu rapor, Twitter’ın yeni bir Twitter Blue aboneliği için 19,99 ABD doları talep etmeyi planladığını ve ödeme yapmazlarsa mavi onay işaretlerinin kullanıcılar tarafından kaybedileceğini belirtiyor. Rapora göre, kullanıcılara mavi tiklerini kaybetmeden önce abone olmaları için 90 gün süre verilecek. Görünüşe göre projede çalışan çalışanlara değişiklikleri uygulamak için 7 Kasım’a kadar süre verilmiş. Mavi tik, bazıları tarafından bir durum sembolü olarak görülür. Hak kazanmak için hesaplar “kayda değer, özgün ve aktif" olmalılar. Buna hükümet yetkililerinin, önde gelen markaları temsil eden kişilerin, haber kuruluşlarının ve gazetecilerin, aktivistlerin, ünlülerin, sporcuların ve diğerlerinin hesapları dahildir. Ayrıca bu hesaplar oldukça nadirdir. 2021’de Twitter’ın para kazanılabilir günlük aktif kullanıcısı Twitter toplamının %0,2’sini ya da 360.000 hesabın oluşturduğu doğrulandı. Yine de, böyle bir gereklilik şirkete, Elon Musk’ın yeni sahipliği altında işten çıkarmalara hazırlandığı bildirilen bir zamanda yeni bir gelir akışı sağlayabilir. <img class="alignnone wp-image-54788" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/Business-Twitter-Blue-Screens-1-Twitter-300x169.webp" alt="" width="728" height="410" /> Birkaç premium avantaj sunan <strong>abonelik hizmeti Twitter Blue</strong>, kullanıcıların bir tweet’i geri almasına, haberleri reklamsız okumasına, yayınlanan bir tweet’i düzenlemesine, yer imlerini klasörler halinde düzenlemesine, DM’lerinde konuşmaları sabitlemesine, 10 dakikaya kadar video yüklemesine ve daha fazlasına izin vermek gibi hizmetler içeriyor. 2021’de piyasaya sürüldüğünde hizmet 3 dolara mal oldu, ancak aylık maliyet Ekim ayında 5 dolara yükseldi. Mavi rozetin tüm Twitter Blue aboneliklerine dahil edilip edilmeyeceğinin şu anda konuşulup konuşulmadığı belli değil. Bu da abonelik hizmetine daha fazla ilgi gösterebilir. Twitter temsilcileri yorum talebine yanıt vermedi.
Eğer bu Netflix hilelerini kullanmıyorsanız çok şey kaçıyorsunuz demektir! Eğer izleme geçmişinize göre sürekli aynı <strong>dizi ve film önerileri</strong>ni görmekten sıkıldıysanız, sadece ekranı aşağı kaydırmakla çabucak yeni ya da ilginizi çekecek bir tarzda içerik bulmanın en iyi yol olmadığını bilmelisiniz. Fakat <strong>Netflix kütüphanesi</strong>ni tam da aradığınız içeriği bulmanıza yarayacak gizli bir filtrelemenin olduğunu biliyor muydunuz? Eğer bunun hakkında bir fikriniz yoksa okumaya devam edin. Çünkü bu içerik tam size göre. Bunu başarmak için ihtiyacınız olan tek şey<strong> </strong><strong>Netflix kodları</strong>nı nasıl kullanmayı bilmeniz gerektiğidir. Bu içerikte bu konu ile ilgili ihtiyacınız olan her şeyi size sunacağım. Pasif bir şekilde Netflix'in algoritmasını kabul etmek yerine Netflix kodlarını öğrenmek hayatınızı kolaylaştıracak. <h3>Nedir Bu Netflix Kodları?</h3> <strong>Netflix kodları</strong> farklı tür ya da alt türlere tekabül eden, algortimanın önerileri kategorize edip sunmasına yarayan bir sayı sistemidir. Örneğin "korku" türünün içinden film ya da dizi aramak yerine, daha kesin sonuçlar almak için "Kasaba Korkuları (81496215)" kısayolunu aratabilirsiniz. Şimdiye kadar Netflix, 36,000 civarında koda sahip. Bu kodların uygulamasında değil de sadece Netflix'in internet sitesinde kullanılabildiğini unutmayın. <h3><img class="alignnone wp-image-54807" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/NetflixCodes-300x215.jpg" alt="" width="719" height="515" /></h3> <h3>Netflix'in Gizli Menüsünü Nasıl Bulabilirim?</h3> Bütün listeye ulaşmak için <strong>netflix-codes.com</strong> adresine ulaşmanız gerekiyor. Sitede anime, yabancı filmler ve klasik filmler gibi yaklaşık 20 kategori bulunuyor. Bu kategoriler daha fazla alt tür kategoriye bölünebiliyor. Örneğin, kodu 8711 olan "korku filmleri" kategorisi, derin sular korku filmleri, zombi korku filmleri, genç çığlıklar ve daha fazlası gibi 12 tane daha koda ev sahipliği yapıyor. <h3><strong>Netflix Kodlarını Nasıl Kullanabilirim?</strong></h3> Bunu yapmanın en kolay yolu <strong>"Better Browse for Netflix"</strong> adlı uzantıyı Chrome'unuza eklemektir. <ol> <li>Chrome Web Mağazası'na gidin ve "Better Browse for Netflix" uzantısını aratın.</li> <li>Chrome'a Ekle'ye tıklayın.</li> <li>Uzantıyı Ekle'ye tıklayın.</li> <li>Yeni bir sekmede Netflix hesabınıza giriş yapın.</li> </ol> Artık Netflix'in anasayfasının en üstünde, Listem kategorisinin yanında "Hepsini Arat" diye bir seçenek göreceksiniz. El ile aramak için ona tıklayın ya da mevcut alt türleri gezin. <img class="alignnone wp-image-54808" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/netflix-codes-2-300x219.webp" alt="" width="721" height="526" /> Başka bir yol ise; <ol> <li><strong>netflix-codes.com</strong> sitesini bilgisayarınızda ya da mobil tarayıcınızda ziyaret edin.</li> <li>Keşfetmek istediğiniz türü ya da alt türü bulun.</li> <li>İstediğiniz türün ya da alt türün yanındaki koda tıklayın.</li> <li>Eğer cihazınızda Netflix uygulaması yüklü ise, uygulama açılacak ve direkt olarak seçtiğiniz türe ya da alt türe yönlendirecektir. Eğer uygulama yüklü değilse, tarayıcı yoluyla Netflix açılacak ve mevcut olan belirli filmlerle dizileri görebileceksiniz.</li> <li>Son olarak izlemek istediğiniz dizi ya da filmi seçin.</li> </ol> Ayrıca tarayıcınızda Netflix kodlarını manuel olarak da kullanabilirsiniz. Bunun için; <ol> <li><strong>netflix-codes.com</strong> sitesini bilgisayarınızda ya da mobil tarayıcınızda ziyaret edin.</li> <li>Keşfetmek istediğiniz türü ya da alt türü bulun.</li> <li>Başka bir sekmede <strong><http://www.netflix.com/browse/genre/KODUGİR> </strong>adresini yazın ama KODUGİR kısmını silerek seçtiğiniz türün ya da alt türün kodunu yazın.</li> <li>Bu sayede koda ait olan mevcut içeriklere yönlendirileceksiniz.</li> </ol>
<em>The Witcher</em>'ın 3. sezonundan sonra Henry Cavill <strong>dizinin ana karakteri Rivyalı Geralt'ı</strong> oynamayacak. 4. sezondan itibaren Henry Cavill'in yerine Liam Hemsworth geçiyor. Hemsworth, "Witcher hayranı olarak Rivyalı Geralt'ı oynama fırsatını yakaladığım için çok sevinçliyim. Henry Cavill inanılmaz bir Geralt'tı. Serüveninin yeni sayfasında, bana dizginleri ve Beyaz Kurt'un bıçaklarını almama izin verdiği için büyük bir onur duyuyorum." yazarak Netflix'in popüler dizilerinden biri olan <em>The Witcher</em>'ın başrolü olacağını Instagram hesabından geçtiğimiz cumartesi günü duyurdu. Buna takiben Henry Cavill de bu haber ile ilgili Instagram hesabından, "Rivyalı Geralt olarak yolculuğum canavarlar ve maceralarla doluydu. Ne yazık ki madalyonumu ve kılıcımı 4. sezon için kenara koyacağım. Yerime Beyaz Kurt'un mantosunu harika Liam Hemsworth alacak. En büyük edebi karakterlerde olduğu gibi, Geralt'ı somutlaştırmak için harcanan zamana ve Liam'ın erkeklerin en büyüleyici ve nüanslısını üstlenmesini görmek için meşaleyi ona derin bir saygıyla devrediyorum." paylaşımında bulundu. <img class="alignnone wp-image-54799" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/AA13wmNc-300x169.jpg" alt="" width="724" height="408" /> <em>The Witcher</em>, 2019 yılında yayınlanmasından itibaren Netflix'te büyük bir başarı elde etti. Tam tarih kesin olmasa da, şu ana kadar 2 sezonu yayınlanan dizinin 3. sezonu, 2023 yılının yarısından önce yayınlanmayacak. Henry Cavill, rolden ayrılmasının nedenini belirtmedi ama DC filmi olan Dwayne "The Rock" Johnson başrollü <em>Black Adam</em> filminde Superman rolüyle küçük bir dönüş yaptıktan sonra, Cavill'ın Superman rolü ile geri döneceği yakın zamanda açıklanmıştı. <em>The Witcher</em> hayranlarını büyük çoğunluğunu üzen bu haber, dizinin 4. sezon reytinglerinde ne gibi bir değişiklik yapacak şu anda pek ön görülemese de, izleyicilerin bir kısmının diziyi Riyvalı Geralt karakterinin Henry Cavill tarafından canlandırdığı için izledikleri aşikar. Ancak Netflix, Henry Cavill'i DC'ye kaptırdığı için pişmanlık yaşayacak gibi duruyor. Tabii ki bu The Witcher'ın reytinglerinde ve popüleritesinde direkt bir düşüş yaşayacağı anlamına da gelmiyor. Liam Hemsworth'un Rivyalı Geralt olarak nasıl bir performans sergileyeceğini merak eden eski izleyiciler yeni sezona devam edebilir ve diziyi hiç izlemeyen kişiler de Liam'ın oyunculuğu için diziye başlayabilir. Diziye "fresh" bir hava katabilirse, Liam Hemsworth'ün başarılı bir Rivyalı Geralt olacağını ve Henry Cavill'i kalplerimizde yaşatabileceğini düşünüyorum. <img class="alignnone wp-image-54801" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/Geralt-of-Rivia-the-witcher-300x200.webp" alt="" width="722" height="481" /> Hayranlar ne kadar üzgün olsalar da Liam Hemsworth'lü The Witcher'da ne gibi yenilikler ya da eklemeler göreceklerini sabırsızlıkla bekliyorlar. Bu <strong>The Witcher dizisi </strong>için bir dönüm ya da çöküş noktası olabilir. Sonucu öğrenmek için en az 2024 yılını beklememiz gerekecek. Öte yandan, Henry Cavill'li yeni bir Superman filminin gelmesi gündemde olduğu için DC ve Superman hayranları heyecan içindeler. Ayrıca Superman DC evreninin en popüler kahramanlarından biri olduğu için Marvel evreni ile gelecekte tekrar kapışabilir. Acaba Superman'imizi yeni macerasında hangi zoruluklar ve düşmanlar bekliyor? Çizgi romanları okuyorsanız, okuduysanız ya da sıkı bir DC evreni takipçisiyseniz teorilerinizi yorumlara bırakabilirsiniz.
<h3>Statik Elektrik Nedir?</h3> <strong>Statik elektrik</strong> hayatın her alanında vardır. Bazen komik bir şekilde ve belirgin olarak, bazen ise gizli ve yararlı olarak her yerde varlığını sürdürür. Kurak kış aylarında statik elektriğin sinir bozucu yanlarının daha fazla olduğu zamanlardır. Örneğin, kapı kollarına ya da kurutucudan yeni çıkmış sıcak battaniyelere dokunduğunuzda elektrik boşaltımı yaşamamız gibi. Statik elektrik gözlemlenebilen ve tanımlanabilen en eski bilimsel olaylardan biridir. Yunan filozof Thales of Miletus, kehribarın yeterince sürtüldüğü takdirde küçük toz partiküllerinin ona yapışacaklarını milattan önce 6. yüzyılda yazmıştı. 300 yıl sonra Theophrastus, Thales'in deneylerini çeşitli taşları sürterek "çekim gücü" gözlemlemiştir. Fakat iki doğa filozofu da gördüklerini açıklayacak tatmin edici bir neden bulamamıştır. Bu, ingilizce "electricity" (elektrik) kelimesinin ilk olarak, "kehribar gibi" anlamına gelen Latince "electricus" kelimesinden türetilmesinden yaklaşık 2.000 yıl önce olmuştu. En ünlü deneylerden bazıları, Benjamin Franklin tarafından elektriğin altında yatan mekanizmayı anlama arayışında gerçekleştirildi -bu, 100 dolarlık banknottan yüzünün gülümsemesinin nedenlerinden biridir.- İnsanlar elektriğin potansiyel faydasını hızlıca fark etmişlerdir. <h3>Bu Küçük Elektrik Kıvılcımları Nelerdir?</h3> Statik elektrik, elektrik yükleri arasındaki interaktif güçten oluşur. Atom ölçeğinde, negatif yükler elektron denilen küçük temel parçacıklarla taşınır. İster sert ve cansız bir taş, ister vücudunuzun yumuşak, canlı dokusu olsun, çoğu elektron, maddenin büyük kısmının içinde düzgünce yer almaktadır. Bununla birlikte, birçok elektron da herhangi bir maddenin yüzeyinde durur. Her farklı madde, bu yüzey elektronlarına kendi farklı karakteristik gücü ile tutunur. İki madde birbirine sürtünürse, elektronlar "zayıf" malzemeden kopabilir ve kendilerini daha güçlü bir bağlama kuvveti ile o maddenin üstünde bulurlar. Bu elektron transferi -statik elektrik kıvılcımları olarak bildiğimiz- sürekli yaşanmaktadır. Kötü şöhretli örneklerden bazıları, çocukların kaydıraktan kayarken, ayağımızı halıya sürterek yürüdüğümüzde ya da el sıkışmak için yünlü eldivenimizi elimizden çıkardığımızda oluşan statik elektrik olaylarıdır. <img class="alignnone wp-image-54773" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/Static-Electricity-300x197.jpg" alt="" width="763" height="501" /> Peki ya bütün bunları neden anlattık? Slow Mo Guys adlı Youtube hesabını yöneten Gavin Free ve Daniel Gruchy, <strong>saniyede 1,75 milyon kare hızındaki</strong> elektrik kıvılcımlarını görüntülediler. Bu bölümde, ElectroBOOM'dan Mehdi ile işbirliği yaparak elektrik kıvılcımları ve şoklarının yavaş çekimde nasıl göründüklerini kaydettiler. Gavin videoda, "Bu kanalda elektrik ile ilgili pek fazla bir şey yapmadık. Çünkü aynı anda iki farklı şeye erişmeyi bekliyorduk." dedi. Peki ya bu iki şey nedir? Yeni ve süper verimli bir yavaş çekim kamerası ile Mehdi'nin yardımı. Mehdi, filme alınacak elektrik kıvılcımlarını üretmek için kendi yaptığı bir Tesla bobini ve bir Marx jeneratörü üretiyor. Ekip daha sonra bu jeneratör tarafından üretilen elektriği <strong>saniyede 1,75 milyon kare hızında</strong> filme alıyor. <img class="alignnone wp-image-54778" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/Static-Electricity-1-300x169.jpg" alt="" width="777" height="438" /> Deney nasıl gitti? Üçlü herhangi yararlı bir görüntü yakalamayı başarabildi mi? Ağır çekimde elektrik nasıl göründü? Deney tehlikeli miydi? Yazının sonundaki video tüm bu soruları ve daha fazlasını yanıtlıyor.
<strong>Lady Gaga</strong>'nın 2019 <em>Joker</em>'in devam filminde oynayacağı haberi interneti sarsmıştı. Daha çok şarkıcı ve söz yazarı olması ile bilinen 36 yaşındaki Lady Gaga aslında gençlik yıllarında <strong>Lee Strasberg Tiyatro ve Film Enstütüsü</strong>'nde 10 sene boyunca genel olarak oyunculuk ve "metot oyunculuğu" dersleri almıştır. Aslında oyuncu olmak isteyen Gaga, oyunculuk için başvurduğu yerlerde çok fazla "Pop" olduğu için geri çevrilmiştir. Buna ek olarak şarkıcı olarak kendine bir yapım şlirketi aradığı sıralarda da çok fazla "tiyatrovari" olduğu için kimse onunla çalışmak istememiştir. Tabii ki Lady Gaga pes etmeyip "Just Dance" teklisi ve ardından gelen ikonik "Paparazzi", "Love Game", "Pokerface" gibi teklileriyle büyük başarı yakalamıştır. <img class=" wp-image-54721" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/Lady-Gaga-jouera-t-elle-Harley-Quinn-dans-Joker-Folie-a-Deux-300x192.jpg" alt="" width="759" height="486" /> Tiyatro okulunda okuması ve sürekli kafasında yeni fikirler dolanan Gaga, bu iki elementi birleştirerek kısa dilm tadında klipler çekip, konserlerinde kılıktan kılığa ve kişilikten kişiliğe girerek tüm Dünyayı kendisine ağzı açık bir şekilde izletmeye devam etmektedir. İlk olarak 2001 yılında <em>The Sopranos</em> dizisinde küçük bir sahnede oynamış ama asıl oyunculuk kariyeri <em>American Horror Story: The Hotel</em> sezonunda başlamıştır. "The Countess" rolünde izlediğimiz Gaga bu rolüyle bir <strong>Golden Globe</strong> kazanmıştır. Daha sonraki büyük rolleri 2018 yılında <strong>Bradley Cooper</strong>'ın yönettiği ve Gaga ile başrolü paylaştığı <em>A Star is Born</em> ve 2021 yılındaki Gucci Ailesi'nin hayatını anlatan <em>House of Gucci</em> filmleridir. İki filmde de ödülleri toplayan Gaga, A Star is Born filmi ile <strong>Oscar</strong> almıştır. <h3>Peki Lady Gaga Gelecek Joker Filmine Ne Katacak?</h3> 4 Ekim 2024 tarihinde gösterime girmesi planlanan <strong>Joker: Folie à Deux</strong>, bir önceki filmden çok farklı bir yol izleyecek. Müzikal film olması kararlaştırılan filmde Lady Gaga'nın yer alması gayet mantıklı bir seçim. Hayranlar filmin karanlık bir müzikal atmosferi olmasını bekliyor. Lady Gaga'nın da müzik kariyerine şöyle bir göz gezdirdiğimizde konserlerinin ve anlatmaya çalıştıklarının karanlık bir tonu olduğunu söyleyebiliriz. Müthiş bir şarkıcı ve gösteri insanı olmasının yanında, Lady Gaga inanılmaz derecede eşsiz ve işine kendini adayan birisi. Müzik harici yaptığı diğer her işte kendisinden parçalar koyan ve detaycı, iyi gözlemci ve yaratıcı bir insan olduğu için <em>Joker</em> filminde de izleyicilerin ve hayranların kendisinden parçalar bulacaklardır. Çok güçlü yönleri var ve inanılmaz derecede çok yönlü bir oyuncu. O yüzden, <strong>Joker: Folie à Deux</strong>'un göstermeyi vaat ettiği tüm kaosu büyük olasılıkla hayranlara sunacaktır. <img class="alignnone wp-image-54722" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/YK0Jl4H8zroksNZ4-637061264978116457-300x167.jpg" alt="" width="769" height="428" /> <em>Joker</em>'ın görüntü yönetmeni <strong>Lawrence Sher</strong>, <em>The Hollywood Reporter</em>'a Lady Gaga'nın filme eklenmesi hakkında, <strong>"Bu film için Lady Gaga çok uygun olacak ve Joaquin'in getirdiği büyüye benzer bir büyü yaratacak. İkisinin kombinasyonu tam olarak umduğumuz şeyi yakalatacak. Bu heyecan verici ve hergün sette büyüyü bulacağız. Ayrıca orada biraz olsun delilik bulmayı da umuyoruz. Biraz kaos olması hoşumuza gidiyor"</strong> dedi. Lady Gaga'nın kimi oynayacağı belirsiz ancak hayranlar <strong>Harley Quinn</strong>'i oynayacağından ümitli. Şimdiden Lady Gaga ve Harley Quinn photoshopları yapılmaya başlandı bile. Acaba Lady Gaga, Joker ile "Kötü bir romantizme kapılacak mı?" (Caught in a Bad Romance, Lady Gaga - Bad Romance)
Louis Bayard'ın <em>The Pale Blue Eye (Soluk Mavi Göz)</em> kitabının <strong>Scott Cooper</strong> imzalı filmi 23 Aralık'ta seçili sinemalara, daha sonra 6 Ocak'ta ise <em>Netflix</em>'e geliyor. 1839 yılında ABD Kara Harp Okulu'nda geçen, <em>The Pale Blue Eye</em>'in başrolü olan <strong>Christian Bale</strong>'in bir cinayeti çözmesi gerekiyor. Her rolü için kılıktan kılığa giren (<em>The Machinist (2004), Batman Begins (2005), The Fighter (2010), Vice (2018) ve Thor: Love And Thunder (2022</em>) Bale, bu film için de sakallı ve huysuz görünümlü bir dedektifi canlandırıyor. Şansına bu gizemi çözmesinde yardımına Kara Harp Okulu öğrencisi <strong>Edgar Allan Poe</strong> yetişiyor. <img class="alignnone wp-image-54646" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/PBE_20211215_07484_R_f-300x166.webp" alt="" width="727" height="402" /> Edgar Allan Poe ismi bir yerden tanıdık geldi mi? Gelmediyse okumaya devam edin! 1809 yılında doğan yazar, şair, editör ve edebi eleştirmen Edgar Allan Poe, gotik tarzın babası olarak biliniyor. Daha çok kısa hikayeleri ve şiirleri ile ün salmıştır. Eserlerinin ortak teması ölüm, sıkıntı ve kaybedilen bir sevgiliye duyulan özlemdir. Amerikan Edebiyatının Romantik Döneminin merkezindeki bir figür olarak görülmektedir. Kişisel hayatında pek şanslı olmadığı gibi bu kötü deneyimleri psikolojisini kötü yönde etkileyerek, kendine has bir yazım ve anlatım tarzı bulmasına neden olmuştur. Bir sürü kısa hikaye ve şiiri bulunan yazarın en önemli eseri "Kuzgun" (The Raven) şiiridir. Bu şiirde yarı uyur vaziyette olan anlatıcımız bir kuzgunla konuşur ya da konuştuğunu sanar. Ayrıca "The Tell-Tale Heart" (Gammaz Yürek) adlı kısa hikayesinde de anlatıcımız yaşlı oda arkadaşının soluk mavi gözünden rahatsız olduğu için yaşlı adamın gözünü görmediği bir anı kollayarak onu öldürür. 3 Ekim 1849'da Poe, Baltimore'daki evinde Joseph W. Walker'ın deyişiyle, "büyük bir sıkıntı ve... acil tıbbi yardım alması gereken" bir vaziyette Walker tarafından bulunmuştur. 7 Ekim 1849 tarihinde saat sabah 5'te öldüğü Washington Medikal Hastanesi'ne götürülmüştür. <img class="alignnone wp-image-54647" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/AAAAQYRgtP6lzBfxvJgCvBXRMEuX5VQnLycXB95uuHSlwi0KgTCB8IXwe7kUiwPhMLGJ7GuAWVMFwvN3B190uXooq3qwNgpKQK7JaKXT6dKh4t_ROVFQjSNEe99I3ELcqDryN9aa-cijhzDXCEaijipydNB7-300x158.jpg" alt="" width="725" height="382" /> <em>Netflix</em> dün <em>The Pale Blue Eye</em> filminin fragmanını yayınladı ve kısa zamanda büyük ilgi topladı. Filmin fragmanında Edgar Allan Poe'nun karakteri bir<strong> kuzgun</strong> tarafından takip edilmekte ve filmin adının da daha önce öğrendiğimiz gibi "Gammaz Yürek" hikayesinde geçen <strong>soluk mavi göz</strong> olması gotik tarzın babası Poe'nun motiflerinin olacağının bir göstergesi. Filmde Edgar Allan Poe genç bir akademi öğrencisidir ve karakteri <em>Harry Potter</em> filmlerinden tanıdığımız <strong>Harry Melling </strong>canlandırmakta. Bale ve Melling'e ek olarak <em>Hannibal</em> dizisi, <em>The Crown</em>, <em>The Fall</em> ve <em>Sex Education</em>'dan tanıdığımız Gillian Anderson; <em>Bohemian Rapsody</em>'nin Lucy Boynton'u; Charlotte Gainsbourg; <em>Harry Potter</em> filmlerinden Toby Jones, Simon McBurney ve Timothy Spall; Harry Lawtey; <em>To Kill a Mockingbird, The Godfather, The Godfather Bölüm II, Apocalypse Now</em> ve <em>The Judge</em>'dan tanıdığımız Robert Duvall'ı izleyeceğiz. Gotik, gizem, macera ve edebiyat unsurlarını sevenler için bu senenin sonunda izlenmesi gereken başlıca filmlerden biri! <h3>Filmin Fragmanı!</h3> https://www.youtube.com/watch?v=fa3bhB-Fptw
En son 2021'de beyaz perdeye gelen <em>Spiral: Testere Devam Ediyor</em> filmini izleyen Testere hayranları, <strong>Jigsaw</strong> karakterini canlandıran <strong>Tobin Bell</strong>'i izleyememenin hayal kırıklığını yaşamışlardır. Ama artık özlem son buluyor! 2023 yılında Cadılar Bayramı'ndan 4 gün önce yayınlanması planlanan serinin 10. filmine, geçtiğimiz günlerde Tobin Bell'in de kadroya eklendiği duyuruldu. Lionsgate ve Twisted Pictures, Tobin Bell ile Testere hayranlarının seri ile ilgili sevdiği her şeyi yakalayacaklarını, onlara yeni tuzaklar ve bulmacalarla tahmin oyununu devam ettireceklerini umuyorlar. <img class="alignnone wp-image-54622" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/lctsYpgcknlaau8Ed824cFvf70l-300x169.jpg" alt="" width="719" height="405" /> <em>Testere VI</em>'ün yönetmenliğini ve <em>Testere I</em>'den <em>Testere V</em>'e kadar editörlüğünü üstlenen Kevin Greutert, 10. filmde de yönetmen koltuğunda oturuyor. <em>Testere</em> serisinin yapımcıları Mark Burg ve Oren Koules, "Tobin ile tekrar bir araya gelmek çok heyecan verici. John Kramer performansı bu seriyi olağanüstü düzeye çıkarmadaki büyünün ve karakteri bu filmin aktif bir parçası" dedi. <h3>Testere Film Serisinin Kısa Tarihi</h3> Psikolojik korku filmleri dendiğinde şüphesiz <em>Testere</em> film serisi ilk 10'a girecektir. Kendine has, gerilimi ve korkuyu arttıran edit yöntemleri ile jumpscare (sahnenin ani değişimi ile izleyiciyi zıplatacak derecede korkutmak) olmadan izleyiciye gerilimi kaliteli bir şekilde iliklerine kadar yaşatan bir film. Testere film serisi şu anda 9 filmden oluşmakta. 2004 yılında ilk filmi yayınlanan <em>Testere</em>'nin aslında bir sene önce çekilen kısa bir filmi mevcut. Bu kısa filmin, Avusturalya'da okudukları film okulundan mezun olduktan kısa bir süre sonra James Wan ve Leigh Whannell tarafından çekilmesi amaçlanıyordu. Bütçeleri kısıtlı olduğu için olabildiğince az mekan ve oyuncu kullanmaları gerekiyordu fakat tüm ayarlamalar yapıldıktan sonra bu kısa filmi çekmeleri için yeterli bütçeleri olmadıklarını fark ettikler. Ama bu <em>Testere</em> filminin sonu değil aksine başlangıcıydı. Sidney'de bir yapımcı 1 sene boyunca filmi çekmeyi kabul edecek bir stüdyo aradı ama malesef başarılı olamadı. Yayıncı temsilcisi Ken Greenblat, senaryoyu okuduktan sonra James ve Leigh'e Los Angeles'a gelmelerini tavsiye etti. Fakat bütçeleri seyahate yetmediği için gitmek istemediler. Bunun üzerine ikilinin temsilcisi Stacey Testro bir şekilde onları gitmeye ikna etti ve bu şekilde 2003 yılında <em>Testere</em> serisinin doğuşuna sebebiyet veren ilk kısa filmleri çekilmiş oldu. <img class="alignnone wp-image-54623" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/CMDrZSoZDKQfxiRntBi9Qf-1-300x150.jpg" alt="" width="710" height="355" /> Başarılı bir açılış yapan <em>Testere I</em> filmi sonucunda <em>Testere II</em> filmine yeşil ışık yandı. Serinin ikinci filminin de güzel bir başarı elde etmesine rağmen Darren Lynn Bousman, James Wan, ve Leigh Whannell 3. filmin çekilmesi üzerine gelen teklifi reddetti. Fakat <em>Testere II</em>'nin yayınlanmasından birkaç hafta sonra yapımcı Gregg Hoffman vefat edince fikirlerini değiştirerek <em>Testere III</em> filmini Hoffman'a adamaya karar verdiler. Daha sonra <em>Testere IV, Testere V, Testere VI</em> ve T<em>estere 3D</em> filmleri peşpeşe yayınlandı. 7 sene sonra <em>Jigsaw</em> onun ardından da 2021 yılında <em>Spiral: Testere Devam Ediyor</em> filmi yayınlandı. <em>Testere</em> filmlerini basit bir korku ya da slasher filmi gibi düşünenleriniz var ise çok yanlış düşünüyorsunuz. Çünkü <strong>Tobin Bell</strong> tarafından canlandırılan ve o meşhur <strong>"I want to play a game"</strong> (Bir oyun oynamak istiyorum) repliğin sahibi olan <strong>Jigsaw</strong> karakteri, hem soğuk kanlılığı hem de çözülmesi gereken birbirinden ilginç ve çetrefilli bulmacalarıyla seriyi bir başyapıt haline getirmiştir. Aktörün sesi ve karakterin konuşma tarzındaki havası da cabası! Hiçbir filmini izlemediyseniz eğer, 2023 yılına kadar 9 filmi de izlemeniz için bir sürü zaman var. O yüzden fazla vakit kaybetmeden seriyi izlemeye başlayın derim!
Steam, 12 Eylül 2003 tarihinde Valve Kuruluşu tarafından geliştirilen oyun satın alabildiğiniz, oyunlar hakkında konuşabildiğiniz ve oyun arkadaşlarınızla iletişime geçebildiğiniz popüler bir oyun sitesidir. 28 farklı dilde kullanabildiğiniz Steam sitesi küresel anlamda büyük bir başarı yakalamış bilgisayar destekli bir oyun ağıdır. Bu site üzerinden lisanslı ve orijinal bilgisayar oyunlarını satın alıp, oyunlarda yakaladığınız başarılarınızı kazandığınız rozetlerle takip edebilirsiniz. Ayrıca bir oyunda ne kadar saat süre harcadığınızı da görme imkanınız var. Epic Games ve EA Origin gibi diğer bilgisayar destekli oyun satın alım sitelerinin yanında Playstation ve XBOX gibi konsol oyunlarıyla benzer hizmetler sunan Steam, bu büyük kuruluşların yanında yer almaya hak kazanıyor. <img class="alignnone wp-image-54392" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/How-to-Install-Non-Steam-Games-on-Steam-Deck-300x169.jpg" alt="" width="772" height="435" /> <h3>Steam Oyun Ücretleri Zamlanıyor mu? Steam Oyun Ücretleri Ne Kadar?</h3> Peki Steam oyunlarının fiyatları hakkında internette dolaşan söylentilere bakarsak, çokta bir söylenti olmadıklarını ve gerçek bilgiler olduklarını söyleyebiliriz. Steamworks belgelendirmeye yapılan en son ki güncellemede,<strong> Valve Steam fiyatları</strong> için bölgesel fiyat tavsiyelerini daha düzenli bir şekilde yenileyeceğini duyurdu. Dünyanın çeşitli bölgelerindeki ülkelerin ekonomik kriz ile yüzleşme ihtimali ya da dövizlerinin (Japon yeni gibi) değerinin azalması gibi nedenlerden dolayı bu yenilemeye başvuracaklarını bildirdi. Ama Valve'nin uygulamaya geçirmek istediği <strong>Steam oyunları fiyat yenileme önerileri</strong> Steam oyun ücretlerine nasıl yansıyacak bunun hakkında pekte kesin bir bilgi yok. Valve'nin bu yeni uygulaması kullanıma geçtikten sonra Steam kullanıcıları eş zamanlı bir şekilde Steam oyunlarına zam gelip gelmediğini kendileri deneyimlemek zorunda kalacaklar. Valve için, Steam oyunlarının fiyatları, geliştiricilerin kendi takdirlerine göre ayarlamasına (veya tamamen yok sayması) bağlı olarak ABD'deki maliyetleri belirlenebilir. Ayrıca, bu fiyatı belirlemek için basit döviz kurlarından tüketici fiyat endekslerini kullanmaya ve farklı ülkeler arasında "satın alma gücü eşitliğini" belirlemeye kadar ki farklı yöntemler kullanılıyor. Valve "Tüm bü faktörler bizi zaman içindeki ekonomik değişikliklere ayak uydurabilmemiz için daha düzenli bir şekilde fiyat önerilerini yenileme sorumluluğuna itti" diye yazdı. <img class="alignnone wp-image-54393" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/aVVGwyeKbyPmdcU6WfmBif-300x169.jpg" alt="" width="763" height="430" /> Genel olarak, son zamanlarda Steam oyun fiyatları videolarda daha sık tartışılan bir konu haline geldi. Daha fazla yayıncı, üçlü A (Triple-A) oyunları için 70 dolarlık fiyatı benimsemeye başlıyor, aksesuarlar daha pahalı hale geliyor ve bazı oyun sistemlerinin fiyatları dünya çapında artıyor. Daha düzenli bir yenileme ile, Valve ayrıca bu yöntemin Steam oyun fiyatlarının sahip olduğu yükün birazını hafifletmeyi umuyor. Fakat bunun bazı geliştiriciler için bir sorun olacağının da farkında. Valve, "Önerilerin, her bir para biriminde fiyatlandırmayı araştırmak için zamanı veya ilgisi olmayan geliştiriciler için yararlı bir veri noktası olmasını umuyoruz" diye de ekledi. Ülkelerde yaşanan ekonomik krizler yüzünden günden güne her şeyin pahalılaşması, oyun piyasasına da yansıyor. Temel ihtiyaçlarını zor karşılayan insanlar kendilerini oyun dünyasında biraz rahatlatmak isterken bir de piyasaya ayak uydurmak için Steam gibi oyun sitelerinde oyunların da zamlandıklarını gördüklerinden bu haber şüphesiz onlar için bir darbe niteliğinde olacaktır.
20. yüzyıl sanatında önemli bir role sahip olan <strong>Pablo Picasso</strong>, 92 yıllık yaşamında yenilikçi ve deneysel bir sanatçıydı. Muazzam bir ressam olmasının yanı sıra, heykeltraş, baskı resimcisi, seramik sanatçısı, oyma baskıcısı ve yazardı. Çalışmaları, çocukluğunun natüralizminden Kübizm, Sürrealizm ve ötesine geçerek olgunlaştı ve onlarca yıl boyunca modern ve çağdaş sanatın yönünü şekillendirdi. Picasso iki Dünya Savaşı yaşadı, dört çocuğu oldu, filmlerde rol aldı ve şiir yazdı. 1881 yılında Málaga, İspanya'da doğan Picasso Mougins, Fransa'da 1973 yılında öldü. <h3>İlk Yılları: 1881-1900</h3> İspanyol olmasına rağmen yetişkin yıllarının çoğunu Fransa'da geçiren <strong>Picasso</strong>, Don José Ruiz y Blasco ve María Picasso y López'in ilk çocukları olarak dünyaya geldi. Katolik olarak yetiştirilen Pablo Picasso, ileriki yıllarda kendini ateist olarak açıkladı. Babası kuş ve diğer hayvanlarının resimlerini çizerek geçimini sağlardı. Sanat dersleri verir ve aynı zamanda da bir müzenin galeri sorumlusuydu. Picasso daha 7 yaşında iken babası ona resim çizmeyi öğretti ve yağlı boya hakkında dersler verdi. Babası oğlu Picasso'nun çabuk kavrayan bir öğrenci olduğunu fark etti. Daha sonra Picasso, 1897 yılında babasının ders verdiği Barcelona'da Güzel Sanatlar Okulu'na katıldı. Picasso çalışmalarına Madrid'de İspanya'nın o zamanlar en iyi sanat akademisi olan Real Academia de Bellas Artes de San Fernando'da başladı. Fakat Picasso sanat fuarlarında dolanarak, Rembrandt, Johannes Vermeer, El Greco, Francisco Goya ve Diego Velaquez'in resimlerini çalışmayı tercih ederek okula kısa bir süreliğine gitmiştir. <h3>Mavi Dönem</h3> 1901-1904 arasında geçen Picasso sanat dönemi<strong> "Mavi Dönem"</strong> olarak adlandırılır. Bu dönemde sanatçı, öncelikli olarak mavinin tonlarını ve arada ara renk dokunuşları kullanarak resimlerini çizdi. Örneğin, 1903 tarihli ünlü sanat eseri "The Old Guitarist", mavi tonların ortasında daha sıcak kahverengi tonlarda bir gitara sahiptir. Picasso'nun <strong>Mavi Dönem</strong> <strong>çalışmaları</strong>, hafif tonlarından dolayı genellikle kasvetli olarak algılanır. Tarihçiler <strong>Picasso'nun M</strong><strong>avi Dönemi</strong>'ni büyük ölçüde sanatçının bir arkadaşının intiharını takiben belirgin depresyonuna bağlar. Mavi Dönem'de tekrarlanan konulardan bazıları körlük, yoksulluk ve çıplak kadındır. <img class="alignnone wp-image-54354" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/article00_1064x-300x202.jpg" alt="Mavi dönem Picasso tablosu" width="769" height="518" /> <h3>Gül Dönemi</h3> <strong>Gül Dönemi</strong> 1904'ten 1906'ya kadar sürdü. Pembe ve gül tonları Picasso'nun sanatına Mavi Dönem resimlerinden daha sıcak, daha az melankolik bir hava kattı. Harlequins, palyaçolar ve sirk halkı bu eserlerde tekrar eden konular arasındadır. <strong>Gül Dönemi</strong>'nde en çok satan eserlerinden biri olan "Pipolu Çocuk"u yaptı. <strong>Gül Dönemi</strong> resimlerinde ilkellik unsurları, Picasso sanat tarzıyla yapılan deneyleri yansıtıyor. <h3><img class="alignnone wp-image-54353" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/garon-la-pipe-1f003f26-e021-4d1b-9c80-dc7f4790be7-resize-750-300x180.jpeg" alt="" width="763" height="458" /></h3> <h3>Afrika Etkisi</h3> 1907'den 1909'a kadar <strong>Afrika sanatı ve İlkelcilik dönemi</strong>nde Picasso, en tanınmış ve en tartışmalı sanat eserlerinden biri olan Les Damoiselles d'Avignon'u yarattı. Palais de Trocadero'daki bir sergide izlediği köşeli Afrika sanatından ve Henri Matisse'e ait bir Afrika maskesinden ilham alan Picasso'nun sanatı bu dönemde bu etkileri yansıttı. İronik olarak, Matisse, Picasso onu yakın çevresine ilk kez gösterdiğinde, "Les Demoiselles d'Avignon"u en çok kınayanlar arasındaydı. <h3><img class="alignnone wp-image-54357" style="font-size: 16px;font-weight: 400" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/image-1-300x169.jpg" alt="" width="760" height="428" /></h3> <h3>Analitik Kübizm</h3> 1907'den 1912'ye kadar sanatçı, sanatta <strong>Kübist </strong>hareketin başlangıcını yaratmak için ressam Georges Braque ile birlikte çalıştı. Resimlerinde toprak tonlarından oluşan bir palet kullanmıştır. Eserler, karmaşık geometrik formlarla yapısız nesneleri tasvir etmektedir. Yedi yıllık romantik partneri Fernande Olivier, "Head of a Woman, Fernande" (1909) dahil olmak üzere sanatçının Kübist eserlerinin çoğunda yer aldı. Tarihçiler onun "Les Demoiselles d'Avignon"da da yer aldığına inanıyor. İlişkileri fırtınalıydı ve 1912'de kesin olarak ayrıldılar. <img class="alignnone wp-image-54359" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/dergio-300x178.jpg" alt="" width="762" height="452" /> <h3>Sentetik Kübizm</h3> Picasso'nun yaşamının bu dönemi 1912'den 1919'a kadar uzandı. Picasso'nun çalışmaları Kübist damarda devam etti, ancak sanatçı bazı eserlerine yeni bir sanat formu, olan kolajı da eserlerine dahil etti. Ayrıca "Mandolinli Kız" (1910) ve "Ma Jolie" (1911-12) gibi birçok <strong>Kübist </strong>resmine insan formunu da eklemiştir. Tanıdığı birçok sanatçı Birinci Dünya Savaşı'nda savaşmak için Paris'ten ayrılmış olsa da, Picasso savaş yıllarını atölyesinde geçirmiştir. <h3><img class="alignnone wp-image-54356" style="font-size: 16px" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/Left-Pablo-Picasso-Girl-with-Mandolin-Right-Georges-Braque-Mandora.-Images-via-wikiart.org_-300x200.jpg" alt="" width="761" height="506" /></h3> <h3>Neoklasizm ve Sürrealizm</h3> 1919'dan 1929'a uzanan Picasso sanat dönemi, üslupta önemli bir değişime sahne oldu. İtalya'ya yaptığı ilk ziyaretin ve I. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin ardından, sanatçının suluboya çalışması "Uyuyan Köylüler" (1919) gibi resimleri, sanatta bir düzenin restorasyonunu yansıtıyordu. <strong>Neoklasik</strong> sanat eserleri, Kübist resimleriyle keskin bir kontrast sunan Picasso, 1920'lerin ortalarında Fransız Sürrealist Hareketi çekişmeye başlayınca, "Üç Dansçı" (1925) gibi <strong>Sürrealizim</strong>den etkilenen resimlerde "Primitivizm" tutkusunu yeniden canlandırmaya başlamıştır. <img class="alignnone wp-image-54351" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/Peasants-Sleeping-Uyuyan-Koylu-300x191.jpg" alt="" width="752" height="479" /> 1927'de 46 yaşındaki sanatçı, İspanya'dan 17 yaşındaki bir kız olan Marie-Therese Walter ile tanıştı. İkisi bir ilişki kurdu ve Marie-Therese, Picasso'nun kızı Maya'yı doğurdu. 1936'ya kadar bir çift olarak kaldılar ve 1937'de tamamlanan 100 neoklasik gravürden oluşan sanatçının "Vollard Suite"ine ilham verdi. Picasso, 30'ların sonlarında sanatçı ve fotoğrafçı Dora Maar ile birlikte çalıştı. 1930'larda, Picasso'nun İspanyol İç Savaşı'nın benzersiz bir tasviri olan ünlü "<strong>Guernica</strong>" gibi eserleri, savaş zamanının şiddetini yansıtıyordu. Tehditkar minotor (yarı insan ayrı boğa bir canavar), sanatının merkezi bir sembol haline geldi ve önceki yıllardaki palyaçonun yerini aldı. <img class="alignnone wp-image-54352" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/guernica-300x131.jpg" alt="" width="747" height="326" /> <h3>Picasso'nun Sanat Üzerindeki Etkisi</h3> 20. yüzyıl sanatının seyri üzerindeki en büyük etkilerden biri olan Pablo Picasso, gördüklerinin tamamen yeni yorumlarını yaratmak için genellikle çeşitli stilleri karıştırdı. Kübizm'in gelişmesinde itici bir güçtü ve kolajı güzel sanatlar düzeyine yükseltti. Gelenekler veya dışlanma korkusuyla engellenmeyen cesaret ve özgüven ile Picasso, onu zanaatında yeni yeniliklere götüren vizyonunu takip etti. Benzer şekilde, hayatı boyunca birçok romantik ilişkisinde sürekli tutku arayışı, sayısız resim, heykel ve gravür yaratması için ona ilham vermiştir. Bu nedenlerden dolayı da 20. yüzyıl sanatı ve sanatçıları için önemli bir kişi haline gelmiştir.
<strong>Dünya çapındaki Whatsapp kullanıcıları 2 saat süren büyük bir kesintiden sonra tekrar uygulamaya erişebildiler. Bu geçen seneden sonra ilk büyük Whatsapp kesintisiydi.</strong> <strong>WhatsApp</strong>, bugün iletişim uygulamasını etkileyen 2 saatlik büyük bir kesintiye uğradı. Hizmet, kullanıcıların bir <strong>“bağlanıyor”</strong> mesajıyla karşılanmalarıyla birlikte, Türkiye saati ile saat 10:00 civarında sorunlar yaşamaya başladı. <strong>WhatsApp web</strong>’i kullanmaya çalışanlar ise, “Bilgisayarınızın etkin bir internet bağlantısına sahip olduğundan emin olun” hatası ile karşılaştılar. İnternet kesintilerini takip eden DownDetector sitesinde bu konu ile ilgili 60.000’den fazla sorun raporu bildirildi ve kesinti küresel olarak kullanıcıları etkiledi. Genelde internet kesintileri 5 dakika içinde çözülebiliyor ama Whatsapp'ın boyutu ve küresel anlamda çok kişi tarafından kullanılması Whatsapp'ı tekrar çalışır hale getirmeyi zorlaştırıyor. Ayrıca çevrimdışı olduğu her dakika şirket için büyük sonuçlar doğuruyor. Facebook'un ana şirketi Meta'nın sahibi olduğu, kullanıcıların internet üzerinden ücretsiz arama yapmalarını ve kısa mesaj göndermelerini sağlayan <strong>WhatsApp</strong>'ın dünya çapında iki milyardan fazla kullanıcısı var. Uygulama, pazar verileri sağlayan bir şirket olan <strong>Statista</strong>'ya göre, bazı ülkelerde mesajlaşma uygulaması kullanıcılarının yüzde 96'sından fazlası tarafından kullanıldığı Afrika, Avrupa ve Güney Amerika'nın bazı bölgelerinde özellikle popüler. Verilere göre, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki mesajlaşma uygulaması kullanıcılarının sadece yüzde 41'i hizmeti kullanıyor. <strong>Meta</strong> sözcüsü Joshua Breckman <strong>The Verge</strong>'e yaptığı açıklamada, “Bazı kişilerin şu anda mesaj göndermekte sorun yaşadığının farkındayız ve<strong> WhatsApp</strong>’ı mümkün olduğunca çabuk düzeltmek için çalışıyoruz” dedi. <img class="alignnone wp-image-54317" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/GettyImages-1203053827-300x200.webp" alt="" width="759" height="506" /> Bu, geçen yıl <strong>Instagram, Messenger, Oculus ve Facebook</strong>’u da kapatan büyük bir kesintinin bir parçası olarak hizmetin çökmesinden bu yana ilk büyük WhatsApp kesintisi. Bu kesinti çözülmeden ve <strong>WhatsApp</strong> tekrar çevrimiçi olmadan önce yaklaşık altı saat sürmüştü. O zamanlar <strong>Facebook</strong> olarak bilinen <strong>Meta</strong>, pazartesi gecesi bir blogda, yönlendiricilerine yapılan yapılandırma değişikliği nedeniyle büyük bir kesinti yaşandığını, kullanıcı bilgilerine yapılan bir saldırı olmadığını söylemişti. Ayrıca CEO Mark Zuckerberg aynı akşam platformların geri açıldığını söyleyen bir özür yayınlamıştı. Özürde "Bugünkü kesinti için üzgünüm. — Değer verdiğiniz insanarla iletişimde kalmak için servislerimize ne kadar çok güvendiğinizi biliyorum" demişti. Bu 2019 yılından sonra <strong>Facebook</strong>'un en kötü kesintisiydi. Türkiye saati ile 18:40 civarlarında başlayan kesinti şirket için hızla yayılan problemlere neden olmuştu. Siteye 24 saatten fazla bir şekilde ulaşılamamıştı ve çalışanlar şirketin mesaj paneli üzerinden birbirleriyle iletişim sağlayamamışlardı. Bazıları <strong>The Verge</strong>'e yaptığı açıklamada iş için kullandıkları Outlook e-mailleriyle iletişimde kaldıklarını söylemişlerdi. <img class="alignnone wp-image-54318" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/1366_2000-300x150.jpg" alt="" width="758" height="379" /> <strong>WhatsApp</strong> kesintileri hala nispeten nadir, ancak hizmet her ay iki milyardan fazla kişi tarafından kullanıldığından, dünya çapında iletişim için önemli etkilere sahip. <strong>WhatsApp</strong> geçen yıl çöktüğünde, Brezilyalı işçilerin işleri de sekteye uğramıştı. Yüz milyonlarca kullanıcısıyla <strong>WhatsApp</strong>'ın en büyük pazarı olan Hindistan'da, kesinti, hayatın durma noktasına gelmesine dair bir hüsran patlamasına neden oldu. Ezici miktarda günlük spam'a, siyasi propagandadan sosyal medya mesajlarına kısa bir soluklanmanın ardından yaşlı amcalardan "günaydın" içerikli sanal çiçeklerle ortam rahatladı.
Filipinler'de sınav sırasında <strong>"Kopya Önleyici Şapkalar"</strong> giyen öğrencilerin fotoğrafları internette hızla yayılarak insanların yüzlerinde gülücük olmasına neden oldu. Legazpi City'de bir üniversitede diğerlerinin sınav kağıtlarına bakmayı önlemek için öğrencilerden çeşitli şapkalar giymeleri istendi. Çoğu karton, yumurta kartonu ve geri dönüşebilen maddelerden el yapımı şapkalar yaptılar. Öğretmenleri<em> BCC</em>'ye <strong>"doğruluk ve dürüstlüğü"</strong> sağlamak için <strong>"eğlenceli bir yol"</strong> aradığını söyledi. Bicol Üniversitesi Mühendislik Yüksekokulu'nda mekanik mühendisi olan Mary Joy Mandane-Ortiz, fikrin <strong>"gerçekten etkili"</strong> olduğunu söyledi. Bu yöntem ekimin 3. haftasında yüzlerce öğrencinin girdiği yakın zamanda düzenlenen vize sınavlarında uygulandı. Profesör Mandane-Ortiz'in öğrencilerden, kağıttan <strong>"basit"</strong> tasarımlar yapmasını istediğini söyledi. Profesör önceki yıllarda Tayland'a uygulanan bir teknikten etkilenmiş. <img class="alignnone wp-image-54184" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/anti-cheating-hat-300x158.jpg" alt="" width="756" height="398" /> 2013 yılında Bangkok'ta bir oda dolusu öğrencinin<strong> "kulak kapağı"</strong> (görüşlerini engelleyen, iki kulaklarının da yanına sıkıştırılmış sayfalar) taktıkları fotoğraf internette büyük bir ilgi görmüştü. Profesör Mandane-Ortiz eğitim gören mühendislerinin bu fikri getirip uygulamaya geçirdiklerini ve bazı durumlarda <strong>"sadece 5 dakika içinde"</strong> buldukları herhangi bir çöple karmaşık şapkalar geliştirdiklerini söyledi. Bazı öğrenciler söylenileni yerine getirmek için şapkalar, kasklar ya da Cadılar Bayramı maskeleri taktılar. <img class="alignnone wp-image-54185" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/sr248evg_anticheating-hats_625x300_24_October_22-300x185.jpg" alt="" width="751" height="463" /> Profesörün, gençlerin özenli tasarımlarını gösteren bir dizi Facebook gönderisi birkaç gün içinde binlerce beğeni topladı ve Filipinli medya kuruluşlarından ilgi gördü. Ayrıca ülkenin diğer bölgelerindeki okullara ve üniversitelere de kendi öğrencilerinin kopya önleyici şapkalar yapmalarını teşvik etmek için ilham verdikleri bilirildi. Profesör Mandane-Ortiz, öğrencilerinin sıkı sınav koşullarına daha iyi çalışmak için motive olarak bu yıl daha iyi performans gösterdiğini söyledi. Birçoğu sınavlarını erken bitirdi ve bu yıl kimsenin kopya çekerken yakalanmadığını da ekledi.
Eğer Playstation kullanıcısı ve mitoloji seven biriyseniz bu haber tam da sizin için! İlk çıkışını 2005 yılında Playstation 2'de gerçekleştiren <em>God of War</em>, <strong>Sony</strong> ve <strong>Playstation</strong>'ın demirbaş franchise'larından biri. Sizi içine alan hikayesi, oyun dinamiği, ses ve görüntü kalitesiyle tam bir baş yapıt! E tabii bir de baş kahramanımız <strong>Kratos</strong> olunca tadından yenmiyor. <strong>9 Kasım 2022</strong>'de (Ön sipariş verenler oyunu 2 Kasım'da oynayabilecekler.) hem Playstation 4 hem de Playstation 5 için çıkışını gerçekleştirecek olan <strong>God of War: Ragnarök</strong> oyunundan önce isterseniz gelin hep birlikte kronolojik sırasıyla <em>God of War</em> franchise'ına bir göz atalım: <img class="alignnone wp-image-54149" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/maxresdefault-5-300x169.jpg" alt="" width="724" height="408" /> <ul> <li> <h3>God of War: Ascension</h3> </li> </ul> Bu oyun Kratos'un istemeden eşini ve kızını öldürdüğü günden 6 ay sonrasında geçiyor. <ul> <li> <h3>God of War: Chains of Olympus</h3> </li> </ul> Kratos'un 5 sene boyunca tanrıların sadık hizmetkarı olduğu ve Helios'u God of Dreams'den kurtarıp Yeraltı dünyasında bir komploya karşı savaştığı dönemde geçiyor. <ul> <li> <h3>God of War</h3> </li> </ul> 10 sene boyunca tanrılara hizmet ettikten sonra Kratos, eski efendisi Savaş Tanrısı Ares'i öldürmek için görevlendirilir. Bu olay Pandora'nın Kutusunu açarak gücünü elde etmek ve bu gücü ileride olacak ihanetler için kullanmayı içerir. <ul> <li> <h3>God of War: Ghost of Sparta</h3> </li> </ul> Ares'in yerine geçen Kratos, kayıp kardeşi Deimos'un hala yaşıyor olabileceğini ve Ölüm Tanrısı Thanatos tarafından tutulduğu ihtimalini öğrenir. Deimos'u bulmak için olduğundan daha acı ve kanlı bir yolculuğa çıkar. <ul> <li> <h3>God of War: Betrayal</h3> </li> </ul> Takip eden olaylar yüzünden Kratos Spartan ordusunu Yunanistan karşısında yalnız bırakır. Savaşçılarının yanında savaşırken, Hera'nın Kratos'u durdurmak için yolladığı dev Argos tarafından yönetilen bir sürü canavarlar tarafından saldırıya uğrar. Ancak canavarları öldüremeden önce Kratos, Olimpos'un Tanrılarına karşı itibarını temizlemek adına bilinmeyen bir süikastçı tarafından öldürülür. Daha sonra Hermes'in oğlu Ceryx, Kratos'a, Kratos'un yolunda bıraktığı yıkımdan giderek endişelenen Zeus'tan bir mesaj iletmesi için gönderilir. <img class="alignnone wp-image-54142" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/gowcover-8964-300x169.webp" alt="" width="730" height="411" /> <ul> <li> <h3>God of War II</h3> </li> </ul> Öfkeyle kendini yiyip bitiren Kratos, Olimpos Tanrılarını endişelendirmek için Spartan ordusunu Yunanistan'da kargaşa çıkarmaları için yollar. Zeus Kratos'a ihanet edip onu öldürünce, Kratos Yeraltı dünyasından döner ve sonunda Zeus'tan intikam alabilmek adına kaderini değiştirmek için bir yolculuğa çıkar. <ul> <li> <h3>God of War III</h3> </li> </ul> <em>God of War II</em>'nin kaldığı yerden devam eden <em>God of War III</em>, Kratos'un macerası, Olimpos Dağı'nda tepeden tırnağa bir yolculuk ve tanrıların kralı Zeus'un vahşice ortadan kaldırılmasını içerir. En sonunda Kratos, korkunç geçmişinin ötesine geçmek için kendi iç benliğiyle de savaşır. <ul> <li> <h3>God of War (2018)</h3> </li> </ul> Yunan Dünyasının yıkımından seneler sonra Kratos, geçmişini geride bırakmaya çalışır ve uzak bir bölgede oğlu Atreus ile hayatında yeni bir sayfa açar. Peki ya bu yıkım dolu döngü kırılabilir mi? <h2>Peki Bizi God of War: Ragnarök'te Neler Bekliyor?</h2> <strong>DİKKAT! SPOILER UYARISI!</strong> Kratos ve Atreus, dünyanın bilinen en zeki adamı olan <strong>Konuşan Kafa Mimir</strong> ve <strong>Huldra kardeşler Sindri </strong>ve <strong>Brok</strong> ile bir kez daha zorlu yolculuklarına çıkmaya hazırlar. Bir önceki oyunda, Kratos'un oğlu<strong> Baldur</strong>'u öldürmesinin üzerine <strong>Freya</strong>'nın kötü bir karaktere dönüşmesini gördük. Freya aynı kötülüğüne <em>Ragnarök</em>'te de devam edecek. Ayrıca akrabaları Baldur'u ve Thor'un oğulları Magni ve Modi'yi öldürmesi üzerine bu oyunda <strong>Thor</strong> ve <strong>Odin</strong> hem bizim hem de güçlü karakter Kratos'un karşısına çıkıyor. <img class="alignnone wp-image-54144" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/god-of-war-ragnarok-svartalfheim-gameplay-screenshot-300x163.webp" alt="" width="720" height="391" /> Bu zorlu yolculuğa çıkmadan önce Kratos ve Atreus ilk önce yanlarına <strong>İskandinav Savaş Tanrısı Tyr</strong> gibi güçlü müttefikler bulacaklar. Aynı zamanda buna geleneksel İskandinav Mitolojisinde Loki'nin çocuklarının annesi, <strong>ateş devi Angrboda</strong> da dahil. <em>Ragnarök</em> tamamen kader ile alakalı! <em>God of War (2018)</em> Kratos'un ölümünü resmeden bir duvar resmi ile bitmişti. Acaba <em>Ragnarök</em>'te Kratos kaderinden kaçabilecek mi? <ul> <li>God of War: Ragnarök PS5 - 699 TL. / God of War: Ragnarök PS4 - 599 TL. / God of War: Ragnarök PS5 Digital Deluxe Sürüm - 789 TL.</li> <li><strong>Dosya Boyutu: </strong>PS4 dosya boyutu 106.7 GB, PS5 dosya boyutu 83.9 GB.</li> </ul> <strong>God of War: Ragnarök'teki Yenilikler:</strong> <ul> <li>9 İskandinav Dünyası da haritada keşfedilebilir olacak.</li> <li>Cory Barlog yerine Eric Williams yönetmen koltuğunda.</li> <li>Bu sefer savaş daha çok havada gerçekleşecek.</li> <li>Bilgisayara gelme olasılığı yüksek.</li> <li>Üçgen tuşu artık baltayı çağırmak yerine "İmza Silah Hareketleri" adında özel bir saldırı tuşu olarak iş görecek.</li> <li>Kalkanların değişik özellikleri olacak</li> </ul> <strong>Ragnarök Fragmanı:</strong>
Country tarzıyla tanıdığımız Taylor Swift hızla ün basamaklarını tırmanmış ve Pop müziğin kraliçelerinden biri haline gelmiştir. Son senelerde şarkılarının haklarını almak için uzun süreçli bir mahkeme ile uğraşarak sonunda mahkemeyi kazanmış olup devamında eski şarkılarını <em>Taylor'un Versiyonu</em> adı altında yeniden yayınlamıştır. Bu Taylor Swift'i ve hayranlarının arasındaki bağı şüphesiz daha da güçlendirmiştir. 21 Ekim 2022 tarihinde <em>Midnights</em> adlı 10. stüdyo albümünü yayınladıktan bir sonraki gece 3'te <em>Midnights (3am Edition)</em> olarak albümün 20 şarkılık bir deluxe versiyonunu yayınladı. Taylor Swift şarkılarında her zaman gerçek hayatından ve duygularından derin bir şekilde bahsettiği için, albümdeki bir şarkı hayranları düşündürdü. <strong>"Bigger than the Whole Sky"</strong> adlı şarkının sözleri bir çok dinleyenini yaptıkları düşük deneyimini hatırlattığından, Taylor Swift'in de düşük yaşadığına dair dedikoduları başlattı. Joe Alwyn ile 2016'dan beri birlikte olan şarkıcı ve söz yazarı Swift'in ilk olarak MET Gala'da tanıştıkları söyleniyor. Nişan ve hamilelik dedikoduları çifti yıllardır takip ediyor. Ama çift ilişkilerinden açıkça pek sık bahsetmeseler de, kaynaklar çiftin ciddi olduklarından eminler. 2020 Ağustos'unda, bir kaynak <em>US Weekly</em>'e çiftin çocuk sahibi olmak hakkında ciddi "tartışmalar" yaşadığını söylemişti. Bu bilgiyi sızdıran kişi ayrıca Taylor Swift'in anne olma fikri düşüncesinden "heyecanlandığını" ve gelecekte bunu dört gözle beklediğini de ekledi. Son haberlere rağmen Taylor Swift, çocuk sahibi olma konusundaki kararsızlığını belirtmişti. "Bilmiyorum" diyerek sahip olduğu ün yüzünden çocuklarının kötü etkileneceğinden ve normal bir hayat sürdüremeyeceklerini görmekte zorlandığını söyledi. <img class="alignnone wp-image-54040" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/taylor-swift-MDNS-300x215.jpg" alt="" width="719" height="515" /> Yine de düşük ihtimali dedikoduları doğrulanmamasına rağmen, Taylor Swift'in her şarkısında ve yeni albümünde de olduğu gibi bir çok şarkının, şarkıcının göz önünde olan ve kişisel yaşamından bir çok ipuçları ve hikayeler barındırdıkları aşikar. Örnek olarak "Vigilante Sh*t" adlı şarkının Kim Kardashian ile Kanye West ayrılığı ya da Scooter Braun ve Yael Cohen ayrılığı hakkında olabileceği düşünülüyor. Ayrıca "Karma" şarkısında da Taylor Swift'in Scooter Braun ve Scoot Borchetta ile yaladığı hak iddiası savaşını anlatıyor gibi gözüküyor. Son olarak <strong>"Bigger than Whole Sky" </strong>şarkısının nakaratını inceleyecek olursak: "Hoşçakal, hoşçakal, hoşçakal Bütün gökyüzünden daha büyüktün Kısa bir zamandan daha fazlasıydın Ve merak edecek çok şeyim var Onsuz yaşayacak çok şeyim var Asla görüşmeyeceğim Ne olabilirdi, ne olurdu Sen nasıl olurdun" dizelerinden anlayabileceğimiz gibi hiç kavuşamadığı birine özlem duyması ve onun nasıl birine dönüşeceğini asla öğrenemeyeceği için merak etmesini çıkartabiliriz. Hiç kavuşamadığı biri bir sevgili de olabilir ama kavuşamadığı o kişi hayatında olsaydı nasıl biri olurdu?, onunla yaşarken ne gibi şeyler deneyimlerdi? analizi ise sahip olamadığı bir bebekten bahsettiği kapılarını da aralamıyor değil. Ama tabii ki her sanat amaçlı yazılmış parçada olduğu gibi bu şarkı da herkes için farklı anlamlar barındırabilir.
Eminim ki hepimiz ergenliğimizde tüm filmlerini izlediğimiz ya da tüm kitaplarını okuduğumuz Alacakaranlık serisine aşinayızdır. İlk Alacakaranlık kitabı 2005'te yayınlansa da, 2008'de büyük perdeye adaptasyonundan sonra daha popüler olmayı başaran bir vampir ile insan arasında geçen efsanevi bir aşk hikayesi. 2008 ve 2012 yılları arasında sırasıyla <em>Alacakaranlık (2008), Yeni Ay (2009), Tutulma (2010), Şafak Vakti: Bölüm 1 (2011)</em> ve son olarak <em>Şafak Vakti: Bölüm 2 (2012)</em>, yayınlanan filmler dünya çapında çok sevildi ve herkes Bella ve Edward'ın günden güne filizlenip yeşeren aşkına tanık oldu. <img class="alignnone wp-image-53995" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/26672dfe7bd247ee76d983e3bbd12679-300x188.jpg" alt="" width="721" height="452" /> 2008 yılında Stephenie Meyer'ın <strong>Geceyarısı Güneşi (Midnight Sun) (2022)</strong> kitabının ilk 12 sayfası yazardan habersiz bir şekilde internete sızdırıldı. Bu da yazarı büyük bir zan ve baskı altında bıraktığı için kitabı yazmaya devam edemedi. Kitabın sızdırılması hakkında Meyer şu sözleri söyledi: <strong>"O zaman tamamen şaşkınlık içindeydim. Taslakların nasıl sızdığını ya da gelecek sızıntılara karşı nasıl korumam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Olayın nasıl gerçekleştiği ile ilgili kafa karışıklığım nasıl ilerleyeceğimi bilmemde işleri zorlaştırdı. Zaten kitapların ve filmlerin popüler olmasından kaynaklı (ki bu inanılmaz ama aynı zamanda da bunaltıcıydı.) büyük bir baskıyla ve halkın gözü önünde olmakla baş etmeye çalışırken sızıntı da bardağı taşıran son damla oldu. O yüzden Geceyarısı Güneşi'ni bir kenara ittim ve bir süre dokunmaya çekindim. Şimdi bu olayın üstünden çok vakit geçtiği için artık beni üzmüyor. Süreci yavaşlattığı için üzgünüm çünkü bekleyen okuyucular için bu zordu. Ama yine de bu kitabı yazmam uzun sürecekti zaten. Yazması ciddi anlamda zor bir romandı."</strong> 2008'deki bu sızıntı yüzünden hayranlar son 10 sene boyunca yeni bir <em>Alacakaranlık</em> kitabı ve filminin çıkıp çıkmayacağı hakkında sosyal mecralarda teoriler üretti. Bazıları için heyecanlı bazıları içinse sıkıntılı bir bekleyişten sonra 2020 yılında Stephenie Meyer Edward'ın bakış açısından ilk hikayeyi anlattığı <strong>Geceyarısı Güneş</strong>'i kitabını yayınladı. Kitabın yayınlanmasını takip eden ilk haftada 1 milyon satış yakalamayı başardı. <img class="alignnone wp-image-53997" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/102049611-twilight-300x169.jpg" alt="" width="726" height="409" /> <h3>Peki bu kitap Alacakaranlık serisine ne katabilecekti?</h3> <strong>Stephanie Meyer:</strong> İlk başta bu kitabı Edward'ın bakış açısından anlatmak sadece eğlenceli bir alıştırmadan ibaretti. Bir gün aklıma birden Bella için okulun ilk gününün Edward'a kıyasla ne kadar sıkıcı olduğu geldi. Yeni bir okula başlamıştı ve ona karşı nazik olmayan güzel bir çocuk görmüştü. Edward'ın tüm hayatı mahvolmuş ve neredeyse toplu katliama yol açacaktı. Bu yüzden ilk bölümü Edward'ın gözünden yazdım ve bu daha heyecan vericiydi[...] Gerçekten de aynı olayları iki farklı bakış açısından tanık olmak, hatta olayın en merkezinde olan iki farklı kahramanın bakış açısından görmek heyecan verici bir olay. Fakat 2015 yılında <em>Grinin Elli Tonu</em>'nun Christian Grey'in bakış açısından anlatıldığı kitap yayınlanınca, bu olay Meyer'i ikinci kez Geceyarısı Güneşi'ni yazmaktan uzaklaştırmıştı. <h3><strong>Okuyucular Edward hakkında neler öğrenecek ya da yeni deneyimler öğrenebilecekler miydi?</strong></h3> <strong>Stephanie Meyer</strong>: Edward insan değil. Bu, onun sesini oldukça etkiliyor. Olabildiğince insan olmaya çabalasa da, istekleri ve ihtiyaçları, içgüdüleri ve öncelikleri bir ölümlününkilerden çok farklı. Bence okuyucular onun ne kadar pesimist olduğunu ve kendini nasıl gördüğünü öğrendiklerinde şaşıracaklar. Bella onu romantik bir kahraman olarak görüyor; Edward ise kendini umutsuz bir kötü adam olarak. Mutlu bir sonu hak ettiğini düşünmüyor. Her ne kadar <em>Alacakaranlık</em> hikayesi Edward ve Bella etrafında dönse de, okuyucular ve izleyiciler tarafından Jasper ve Alice başta olmak üzere diğer karakterlerin de gayet büyük hayran kitleleri var. Stephenie Meyer'a diğer karakterlerin de bakış açısından kitaplar yazacağı sorulduğunda malesef bu soruya olumsuz bir yanıt vererek hayranlarını üzmüştür. <strong>Geceyarısı Güneşi</strong> kitabının kapağındaki nar resmi ise mitolojide Hades ve Perspehone'nin hikayesine bir göndermeymiş. Edward kendisini Hades'e, Bella'yı ise Persephone'ye benzettiği için başından geçen olayları bu mitle paralel olarak düşünerek sindirebilmiş. <h3><img class="alignnone wp-image-53999" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/twilight-e1588607449117-300x169.jpg" alt="" width="721" height="406" /></h3> <h3>Geceyarısı Güneşi beyaz perdeye uyarlanacak mı? Uyarlanacaksa aynı oyuncular mı yer alacak?</h3> Stephenie Meyer: <strong>Geceyarısı Güneşi</strong>'nin beyaz perdeye uyarlanıp uyarlanmayacağını bilmiyorum. Dünyayı Edward'ın bakış açısından görmenin bazı kendine has zorlukları var. En göze çarpanı ise kafasının içinde sürekli sesler duyması. Bence Edward'ın dünyasını keşfetmek için daha fazla zaman olacağından film yerine televizyon dizisine uyarlamak daha mantıklı olacaktır. Ama eğer uyarlarsak, aynı oyuncuları kullanacağımızı düşünmüyorum. Bella ve Edward 17—Rob ve Kristen 30'lu yaşlarındalar. Zaten Robert Pattinson ve Kristen Stewart bir çok röportajında <em>Alacakaranlık</em> serisine dönmek istemediklerini bir şekilde her fırsatta belli ediyorlar. Hatta Robert Pattinson<em> Alacakaranlık</em> zamanlarından utandığını ve Edward karakterinden de nefret ettiğini bir çok kez dile getirmişti. Eğer film ya da dizi olarak yayınlanması planlanacaksa muhtemelen Netflix'in yapımcılığını üstleneceği konuşuluyor. Ama Netflix'ten ya da herhangi bir şirketten filmin ya da dizisinin çekileceğine dair resmi açıklamalar henüz gelmiş değil. Kitabın çıkışından itibaren hala bu konunun konuşulması, hayranlar tarafından büyük bir isteğin olduğunun bir göstergesi. O yüzden Stephenie Meyer ve film şirketlerinin bu isteği göz ardı etmelerinin mantıklı olacağını düşünmüyorum. Ama şu anlık yapımın Netflix'te yayınlanması bir hayalden ibaret. Son olarak yeni filmi beklerken, <em>Alacakaranlık</em> serisini 2015'te yayınlanan <em>Yaşam ve Ölüm: Tekrardan Düşünüldü (Life and Death: Reimagined)</em> kitabı ve 3 ciltten oluşan çizgi roman serisini okuyarak, seriyi tekrar farklı bir bakış açısıyla ziyaret edebilirsiniz.
Hepimiz 2005 yılında kurulan Kaliforniya merkezli YouTube müzik ve video sitesini günlük hayatımızda ve hayatımızın her köşesinde sıkça kullanıyoruz. Müzikten eğitime, eğitimden eğlenceye hayatın birçok köşesinden herkese hitap edecek içerikleri kapsayan<strong> YouTube</strong>, hayatımızın vazgeçilmez bir ögesi. 14 Şubat 2005 yılında Kaliforniya, Amerika merkezli e-ticaret şirketi PayPal'ın eski çalışanları Steve Chen, Chad Hurley ve Jawed Karim tarafından kurulan YouTube, kurulduktan 3 ay sonra günlük 30.000'e yakın ziyaretçi almaya başladı. 15 Aralık 2005 tarihinde resmi olarak kurulmasına kadar günlük 2 milyon video izleyicisi trafiğine ulaşmayı başarmıştır. Bundan sadece 1 sene sonra ise 25 milyon video izlenme sayısına ulaşmıştır. Kurulduğu ilk aylardan itibaren büyük bir başarı ve ilgi yakalayan YouTube 2018 yılında <strong>Premium </strong>adı altında reklamsız ve daha birçok özelliği barındıran bir abonelik başlattı. Reklamsız ve İnternetsiz video izleyebildiğiniz ve arka planda müzik çalma özelliği ile YouTube keyfinize keyif katıldığını söyleyebiliriz. <h3><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/2014-youtube-logo-offices-800x450.jpg" alt="" width="701" height="394" /></h3> <h3>Premium Özellikleri</h3> Reklam kesintisi olmadan podcast, müzik ve sevdiğiniz videoları izleyebildiğiniz abonelik sistemi aynı zamanda İnternet ortamında indirdiğiniz videoları İnternetsiz ortamda da kesintisiz bir şekilde izlemenizi sağlıyor. Arka planda oynatma özelliği ise <em>Youtube Müzik</em> için önemli bir etken olmakla beraber sesli kitap dinlemek isteyenler için de güzel bir olanak. Dahası Youtube penceresini, başka bir uygulamaya geçtiğinizde hala ekranınıza küçük bir pencere olarak görüntülemeye devam edebilirsiniz. Bu sayede arkadaşlarınızla bir videoyu aynı anda izleyerek eş zamanlı bir biçimde konuşma platformları üzerinden video hakkında konuşmanızı sürdürebilirsiniz. Fakat <strong>YouTube</strong> abonelerine bir e-mail yollayarak "Youtube Premium abonelik sistemine" zam yaptırdığını duyurdu. E-mailde ise <strong>YouTube</strong>, <strong>"Biz YouTube Premium'u sevdiğiniz videolara, video yaratıcılarına ve sanatçılarına kesintisiz YouTube deneyimi sağlamak için oluşturduk. […] Bu güncelleme Premium özelliklerini ve YouTube'da izlediğiniz video yaratıcıları ve sanatçılarını daha fazla desteklemeye devam etmemizi sağlayacak."</strong> diyor. <h3><img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/youtube-800x507.jpg" alt="" width="703" height="446" /></h3> <h3>Abonelik Sistemi</h3> Öğrenci planı 9,99 TL'den 19,49 TL'ye; Bireysel plan 16,99 TL'den 29,99 TL'ye; Aile planı 25,99 TL'den 59,99 TL'ye yükseldi. Yeni fiyatların faturalanması 21 Kasım'da ya da ondan sonraki gün başlayacak. 1 aylık ücretsiz denemeden sonra öğrenci planı için abonelik sırasında öğrenci belgenizi yükselterek öğrenci planınızı başlatabilirsiniz. Şu anlık sadece bireysel plan için yıllık abonelik hizmeti sunuluyor. Bunun fiyatı ise 299,99 TL. Aylık 19.16 TL'ye denk geliyor ama yıllık plan için 299.99 TL'yi direkt ödemeniz gerektiğini unutmayın. Aile planı ise 5 kişiye kadar destekliyor. Kişi başı 11.99 TL'ye denk geldiği için arkadaşlarınızla kullanmanız öğrenci planından da daha uyguna geleceği için bu seçeneği de göz önünde bulundurabilirsiniz. Enflasyonun tüm dünyada fazla olmasının da etkisiyle <strong>YouTube</strong>'un böyle bir karar almasını bir şekilde anlayabiliriz ama tüketiciler olarak tabii ki de hoş karşılanmayan bir durum. Eğer bu durumu siz de hoş bulmayan taraftaysanız ve 21 Kasım'dan sonra can sıkıcı bir fatura ile karşılaşmak istemiyorsanız ayarlardan abonelikler kısmına gelerek üyeliğinizi iptal edebilirsiniz.
Marvel Stüdyoları'nın Disney+ dizileri ve filmlerinde birçok keşfedilecek karakterler ve atmosferlerle, hayranların çeşitli konular üzerinde neler olduğuna ve olacağına dair çok fazla seçeneklerinin olması kimse için bir süpriz değil. Fakat bu diziler ve filmlere, kıyısından köşesinden de olsa bir şekilde alakası olan bir karakter var ve bu karakter hala beyaz perdeye ya da televizyona taşınmadı. Marvel Evren'inin köklerini oluşturan bu çizgi roman karakterimizin adı <strong>Mephisto</strong> ama ne yazık ki<strong> Mephisto</strong> hala "Marvel Sinematik Evreni"nde bir yer edinememiş konumda. <h2><strong>Bu Mephisto da Kimin Nesi?</strong></h2> <strong>Mephisto</strong>, 1968 yılında <em>Gümüş Sörfçü (The Silver Surfer)</em> çizgi romanının 3. sayısında tanıtılan şeytani bir karakter. <strong>Mephisto</strong>, "Faust Efsanesi"nde bulunan "Mephistopheles ilmine" dayanarak, Stan Lee ve John Buscema tarafından oluşturulmuştur. Bazıları <strong>Mephisto</strong>'yu Marvel Evreni'nde şeytanın bir türü olarak görürken, bu şeytani karakter, izleri yeraltı dünyasına kadar uzanan varlıklardan biri olarak ilişkilendirilir. Marvel tarihi boyunca, Başta <em>Hayalet Sürücü'ye (Ghost Rider)</em> büyük bir düşman olurken, ciddi ölçüde doğaüstü varlıklarla bağlantılı karakterlerle kendisini yolları kesişmiş bir şekilde bulmuştur. <em>Hellstrom, Doctor Strange, Magik, the Midnight Son</em>s gibi Marvel kötüleriyle ve <em>Spider-Man</em> ile yüzleşmiştir. Fakat bu sayfadaki rolü, <strong>Dünya-616</strong>'nın kanunsuzlarının yüzleşmesi için sadece şeytani bir tehdit olmaktan çok öteye uzanıyor. <img class="alignnone wp-image-53551" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/l-intro-1612228860-300x169.webp" alt="" width="763" height="430" /> <strong>Mephisto</strong>, genelde en umutsuz günlerinde şeytanla anlaşma yaparak şeytana dönüşen karakterlerden daha büyük bir şeyi temsil ediyor. Manipülatif ve sonsuz entrikalarıyla Mephisto, sunuş biçiminden ötürü, asla tamamen yenilmemesi ve genellikle kahramanın bir sonraki hatasını yapmasını karanlıkta pusuya yatarak beklemesiyle neredeyse bir tanrı gibi hissettiriyor. Uçsuz buçaksız gücüyle <strong>Mephisto</strong>, kendisinin sahtesini oluşturdu, <em>the Scarlet Witch gibi (Kızıl Cadı)</em> inanılmaz büyücülerin akıllarını saptırarak ve Dünyanın en ulularını birbirine düşürmüştür. Önemli ve <em>Yenilmezler</em> seviyesinde bir düşman! Hayranların sinematik evrende onu görmek istemesine şaşırmamalı. <h2>WandaVision Katalizörü</h2> Hayranlar ilk olarak <strong>Mephisto</strong>'yu<em> WandaVision</em> kötüsü olup olmayacağı hakkında spekülasyonlar öne sürdüler ve muhtemelen karakter etrafında dönüp dolaşan takıntı da bu sayede başladı. Çizgi romanda <em>Kızıl Cadı</em>'nın gerçekliği, <strong>Mephisto</strong>'nun onun bedenini ele geçirme teşebbüsü nedeniyle şeytanın yeteneklerinden ciddi ölçüde etkileniyor. <strong>Mephisto</strong>, aileye dadanacak baş belası bir fikir olan <em>Kızıl Cadı</em>'nın çocukları, <em>Tommy ve Billy</em>'i yaratmasından sorumlu olmakla biliniyor. Marvel'ın, çizgi romandaki anlatımını televizyona uyarlayacağı ve bu nedenle de <strong>Mephisto</strong>'nun <em>WandaVision</em>'da bir rol oynayacağının doğal bir varsayım olması tamamen mantıklıydı. Her hafta şeytanı açığa çıkaracak çizgi romanla ahenkli absürd imgelerin ilave ipuçları vardı. En başından beri her şeyin sorumlusunun Agatha olduğu ortaya çıkınca bunların hepsinin yanlış olduğu anlaşıldı. Ancak Harkness'ın ortaya çıkması ve Darkhold'un ekrana geri dönmesine rağmen, iplerin başka birinin elinde olduğuna dair bir his vardı. Agatha'nın böcekler, büyü kitapları ve heykellerle dolu gölgeli gizli sığınağı, <strong>Mephisto</strong>'nun ilk çıkışına dair pek çok ipucu içeriyordu. <img class="alignnone wp-image-53552" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/Mephisto-by-Kerry-Gammill-1984-300x158.jpg" alt="" width="767" height="404" /> <h2>Mephisto Dedikoduları Devam Ediyor</h2> <strong>Mephisto</strong>'nun <em>WandaVision</em>'a girişi için yapılan çağrılar mantıklı veya geçerli olsa da, spekülasyon şaşırtıcı bir şekilde burada bitmedi. <em>Loki,</em> Disney+'daki Marvel Stüdyoları'nın ikinci ifşasıydı ve şeytan ve cehennemi içeren görüntüler denkleme hızla dahil edildi. Yine bu yanlış yola götüren öbür dünyadan başka herhangi bir varlığın aksine,<em> Loki</em>'nin kendisinin ikiliği ile bağlantılı sembolizmin bir parçasıydı. Sonra işler daha da saçma bir hale geldi. <strong>Mephisto</strong> için yapılan çağrılar bir nevi parodi haline dönüştü. Sharon Carter'ın <em>The Falcon and the Winter Soldier</em>'daki kötü dönüşü, kendisinin şeytanla bir anlaşma yapmış olabileceğine dair şakalarla karşılandı.<em> Ms. Marvel</em>'in düşmanlarının kozmik olarak kafa karıştırıcı arka planı, kısaca Mephisto iddialarına yol açtı ve elbette, Çok yönlü bir gizli mesaj olan What If…? <em>Scarlet Witch</em>'in <em>Doctor Strange in the Multiverse of Madness</em>'a gelmesi ve orada çözülen şeytani hikaye ile, Chthon'un çekildiği açık olmasına rağmen, <strong>Mephisto</strong> deliliğinin serbest bırakılması neredeyse bekleniyordu. Tekrar tekrar, ister şaka olsun, isterse ciddi bir rakip olsun, projeler canavar figüründen bir görünüm potansiyeli ile çerçevelendi. <h2><strong>Takıntı</strong></h2> Peki Marvel hayranları neden <strong>Mephisto</strong>'ya bu kadar takıntılı? Buna 2 şekilde bakabiliriz. Birincisi, <strong>Mephisto</strong> bayağı ilgi çekici bir karakter. <strong>Mephisto,</strong> kahramanları daha karanlık bir yola sürükleyen inanılmaz bir karakter. Manipülasyon için olan tutkusu onu farklı seviyede bir tehdit haline getiriyor ve güç seviyesi onu, herhangi bir karakterin yüzleşmesi için önemli bir karakter yapıyor. Marvel'in yararlanabileceği kötü adam sayısı az olmasa da <strong>Mephisto</strong>, benzersiz bir hikaye anlatımı fırsatı sunuyor. İkinci olarak, <strong>Mephisto</strong> kullanmak için mükemmel bir oluşum olsa da, ifade ettiği şey yepyeni bir anlatı dünyasının kapısını açıyor. <strong>Mephisto</strong> ile daha fazla doğaüstü hikayeler, dünyalar ve karakterler geliyor. Bu şeytan "Marvel Sinematik Evreni"nde var olsaydı, <em>Ghost Rider</em> kesinlikle gelecekteki bir proje olurdu. Cehennemin gerçek bir yer olarak tanıtılmasının ardından <em>Daimon Hellstrom, Midnight Sons</em> ve hatta diğer şeytani ve şeytani varlıklar etrafında dönen başka hikayelerden bahsetmiyorum bile. <strong>Mephisto</strong>, Marvel Evreni'nin daha karanlık, daha ürkütücü, korku dolu ve baş düşmanı bir canavarı içeren destansı maceralarla dolu bir atış rampasıdır. <img class="alignnone wp-image-53554" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/doctor-strange-los-10-peores-enemigos-que-stephen-strange-ha-enfrentado-clasificados-7-300x150.jpg" alt="" width="762" height="381" /> <h2>Oyuncu Kadrosu Dedikoduları</h2> Son zamanlarda dolaşan dedikodular, hayranlara umdukları gerçek <strong>Mephisto</strong> çıkışını sonunda verebilir. Disney+'ın <em>IronHeart (Demir Yürek)</em> dizisi için Sacha Baron Cohen'in <strong>Mephisto</strong> rolünü üstleneceği bildirildi. Bu dedikonunun en ilgi çekici yönü ise IronHeart ile birlikte "Marvel Sinematik Evreni"deki <strong>Mephisto</strong>'nun çıkış noktası olacağı fikridir. Karakter elbette teknoloji tabanlı ve <em>Tony Stark</em>'ın mirasına dayanıyor. Ancak Disney+ serisi, Anthony Ramos'un Dominique Thorne'un Riri Williams'ı ile birlikte oynadığı rolde <em>The Hood</em>'un birincil düşman olacağını zaten doğruladı. <strong>Mephisto</strong>'nun bu hikayeye katkısı ne olabilir ve ilk çıkışı için neden <em>Ironheart</em> seçiliyor? <h2>Mephisto MCU'ya Ne Sağlayabilir?</h2> Marvel, <em>Avengers</em>'ın yüzleşmesi için <em>Thanos</em> seviyesindeki büyük kötüsünü çoktan ayarladı. <em>Kang</em>, bu "Multiversal" planlarına mükemmel bir şekilde uyuyor. Ancak Marvel'ın doğaüstü tarafı ısınmaya başlıyor. <em>Doctor Strange, Moon Knight, Scarlet Witch, Werewolf by Night, Man-Thing</em> ve <em>Elsa Bloodstone</em>, korku türüne giren ve çizgi romanların karanlık tarafından anlatılardan yararlanan karakterlerdir. MCU, bu hikayeleri birbirine bağlamak ve bu kanunsuzları <em>Kara Şövalye, Blade</em> ve <em>Hayalet Sürücü</em>'ye yol açabilecek belirli bir yöne doğru gitmek istiyorsa, <strong>Mephisto</strong> kesinlikle bunu yapmak için mükemmel bir katalizördür. Karakterlerle köklü bir geçmişi, ortaya koyması kolay bir arka planı olması, herhangi bir kahramanın karanlık taraflarını keşfetmesi için parlak bir hikaye sunması ve hitap etmesi gereken takıntılı bir hayran kitlesi var. Marvel açıkça <strong>Mephisto</strong> takıntısından kaçmayacaktır. Belki bazı projeler için geçerliydi ve diğerlerinin parodisinde biraz komiklik sağladı ama şimdi <strong>Mephisto</strong> gerçekten masada olduğuna göre, MCU'ya gerçekten biraz katkıda bulunabileceği açık.
Bu Pazartesi (24.10.2022) <strong>Anna May Wong</strong>'un Amerikan çeyrekliğine basılarak hazırlanmış çeyreklikler piyasaya sürülecek. Bir yüzünde ilk Amerika Başkanı George Washington'ın resmi, diğer yüzünde ise Anna May Wong'un resmini taşıyacak olan çeyreklik, Wong'a Amerikan Dolarında resmi basılan ilk Asya Amerikalı kadın olarak tarihe geçirecek. Amerikan Darphane Müdürü Ventris Ginbson, Anna May Wong'u şu şekilde tanımlıyor: <strong>"Asyalı Amerikalı oyuncular için görünürlüğü ve çok boyutlu rolleri arttıran cesur bir savunucu." </strong>devamında ise,<strong> "Bu çeyreklik hayatı boyunca yüzleştiği zorluklar ve engelleri aşan Anna May Wong'un başarılarının genişliğini ve derinliğini yansıtmak üzere dizayn edildi."</strong> diye konuştu. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/111.jpg" alt="" width="711" height="403" /> <h3><strong>Peki kimdir bu Anna May Wong?</strong></h3> Doğum adıyla Wong Liu Tsong 1905-1961 yılları arasında yaşamış ilk Çinli Amerikan Hollywood film yıldızı olan <strong>Anna May Wong</strong>, Los Angeles, California'nın Çin Mahallesinde 8 çocuklu bir ailenin 3. çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. 1850'lerde Amerika'ya göç eden büyükbabası vesilesi ile Amerika'da yaşamaya başlamışlardır. Çinçe ismini İngilizce bir isme entegre ederek ailesi tarafından Anna May adını almıştır. 1910'larda film yapımcılığı şirketi New York'tan Los Angeles'a taşınınca, Wong film setlerini ziyaret etmeye başlamıştır. Sık sık okulu ekip, öğle yemeği harçlığı ile film izlemeye giden Wong, 9 yaşındayken sinema yıldızı olmaya karar vermiştir. 1919 yılında casting ajansı gelecek <strong>The Red Lantern (Kızıl Fener)</strong> adlı film için Çinli kadın oyuncular aradığını bildirmiştir. Bunun üzerine babasından habersiz Anna May, babasının arkadaşına filmin asistan yönetmenine kendisini tanıştırmasını rica etmiştir ve böylelikle Anna May ilk rolünü figüran olarak bu filmde gerçekleştirmiştir. <img class="alignnone wp-image-53523" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/anna-may-wong-300x150.jpg" alt="" width="762" height="381" /> Okula giderken aynı zamanda figüranlığa devam etmiş ama bu yeterli gelmemiş olacak ki 1921 yılında tam zamanlı oyuncu olmak için okulunu bırakmıştır. Aynı yıl, <strong>Bits of Life</strong> adlı filmde rol kapmıştır ve daha sonra <strong>Toll of the Sea (1922)</strong> filminde başrol olarak oynamıştır. Adı büyüdükçe, yönetmenler Wong'dan sterotipik roller oynamasını istemiş ve bir sürü ırkçılıkla karşılaşrığından Hollywood'dan ayrılıp kültürünü doğru bir şekilde anlatacak filmler yapabilmek için kendi yapımcılık şirketini <strong>(Anna May Wong Yapımcılık)</strong> kurmuştur. Fakat iş ortağının kötü işler karıştırması sonucu kurulmasından kısa bir süre sonra bu şirkette kapanmıştır. Amerika'da iş bulmaya çalıştıktan sonra Avrupa'ya taşınarak Avrupa'da bir sürü tiyatro ve filmde <strong>(Schmutziges Geld (1928), Piccadilly (1929), The Flame of Love(1930), Tschun Tschi (Operet), A Circle of Chalk(Tiyatro)</strong> oynamıştır. 56 yaşında kalp krizinden öldükten sonra, Asyalı-Amerikalı Sanat Ödülleri ve Asyalı Moda Tasarımcıları ödüllerine adı verildi.
Ejderha denildiğinde çoğumuzun aklına Uzak Doğu ülkeleri gelir. Halbuki, ejderhalar neredeyse her kültürde mevcuttur. Bu mitolojik canavarlar yeri gelir gücü, kuvveti ve kötüyü sembolize eder; yeri gelir aklı, iyiyi ve iyi huyları sembolize eder. Ejderha ismi Farsçadaki <strong>‘‘Ajdahak ya da Ajdaha’’</strong> kelimelerinden türetilerek Türkçeye eklenmiştir. Kelime anlamı olarak ise <strong>"evren"</strong> demektir. İngilizcede ise, Dragon yani ejderha kelimesi Yunanca<strong> "drakon"</strong> yani yılan sözcüğünden türemiştir. <img class="wp-image-52079 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/maxresdefault-3-300x169.jpg" alt="" width="918" height="517" /> Buradan da anlayacağınız gibi ejderhalar genellikle sürüngenimsi ve yılanımsı deriye sahip bir şekilde tasvir edilirler. Batı kültüründe bu ejderhalar ağzından ateşler saçan etçil sürüngenlerdir. Genellikle şeytani olarak görürüler; mağara ve bataklıklarda yaşarlar. Avrupa Edebiyatındaki en önemli 2 ejderhalar <strong>Aziz Yorg</strong>i'nin öldürdüğü ejderha ve <strong>Beowulf</strong>'u öldüren ejderhadır. Avrupa Edebiyatında genellikle şövalyeler bir amaç uğruna çıktıkları yolda ejderhalarla karşılaşır ve onlarla savaşmak zorundadırlar; ya da direkt amaçları etrafı tehdit eden bir ejderhayı öldürmektir. <img class="wp-image-52080 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/Collage-of-illustrations-of-Arauthator-Dragotha-Io-and-Bahamut-dragons-from-Dungeons-Dragons-illustr-300x150.jpeg" alt="" width="906" height="453" /> Bir sürü Avrupalı ejderha türü vardır. Örnek olarak, <strong>Guivre </strong>bacaksız ya da kanatsız olarak tasvir edilir. Kafası üçgenimsidir ve büyük bir sürüngendir. <strong>Lindworom</strong>'un bir çift bacağı vardır ve hiç kanatları yoktur. Amphiptere kanatlı uçan ama bacakları olmayan bir ejderhadır. <strong>Wyvern </strong>kana susamış olarak bilinir ve 2 kanadı ve 1 tane dikenli kuyruğa sahiptir. Son olarak ise <strong>Haneden Ejderhası (Heraldic Dragon)</strong> adından da anlaşılacağı gibi Hanedanlık ve Krallıkların sembolü olan 4 bacaklı, 2 kanatlı bir ejderhadır. Asya ya da Doğu ejderhalarına gelecek olursak, bu ejderhalar genellikle bilgeliğin, sakinliğin ve aklın sembolüdürler. Dünyada en çok bilindik ejderhalar bu olsa gerek ki hemen aklınızda keçi sakallı, kedi bıyıklı, aslan yeleli ve antenli bir ejderha canlandığına yemin edebilirim. Uzak Doğu Asyalıların kültüründe <strong>Yin Yang</strong> önemli bir yere sahip olduğundan, ejderhalarının vücutlarında da 117 tane pul bulunur ve bu pulların 81 tanesi iyiliğin sembolü olan Yang'a sahiptir. Geri kalan 36'sı ise kötülüğün sembolü olan Yin'e sahiptir. Asyalı ejderhaları 3 kategoride toplayabiliriz: 3 ayak parmaklı, 4 ayak parmaklı ve 5 ayak parmaklı. 3 ayak parmaklılar Japonya'ya özgüdür. 4 ayak parmaklılar Endonezya ya da Kore'ye ait olsalar da bazı Çinli ejderhaların da 4 tane ayak parmakları vardır. Fakat Kraliyete mensup Çinli ejderhaların 5 ayak parmağı vardır. Son olarak Asya ejderhaları 5 farklı renge sahiptirler: mavi, sarı, beyaz, siyah ve kırmızı. Sarı ejderhalar en güçlüleridir ama kırmızı ve siyah olanlar da sarılar kadar olmasa da güçlüdürler. Genellikle ağızlarında, çenelerinin altında ya da pençelerinde incilerle çizdiler. Güçlerini o incilerden aldıkları düşünülmektedir. <img class="wp-image-52082 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/f404a7492317c69cf88f2444147fdbbf-300x188.jpg" alt="" width="941" height="590" /> Dünyamız çeşitli kültürlerle doludur. Bu yüzden ejderha mitleri sadece Asya ve Avrupa ile sınırlanmamaktadır. Mississippi Nehri yakınlarında yaşayan Amerikan yerlilerinden Illini halkının ayı kafalı, büyük dişli, geyik boynuzlu, pullu vücutlu, ve kartal pençeli ayı bacaklarından oluşan <strong>Piasa</strong> isimli bir ejderhaları vardır. Etiyopya'da ise 4 kanatlı <strong>Etiyopya Rüya Yılanı (Etiopian Dream Snake)</strong> adında ejderha efsaneleri mevcuttur. <strong>Madagaskarlı Rukh, Arabistan'ın Anqa'sı, Rusya'nın Vekher (rüzgar iblisi), Persli Demaj</strong> ve <strong>Aztekli Kukulkan </strong>da üstte bahsettiğim iki kültüründen farklı kültürlerde yer alan ejderhalara örnek olarak gösterilebilir. Dünyanın dört bir yanında, çoğu kültürün mitleri arasında ejderhalardan bahsedilmektedir. Aynı şekilde Türk mitolojisinde de ejderhalar vardır. Türk mitolojisi Uzak Doğu Asya ülkelerinden en çok Çin'den etkilenmiştir. Buna ek olarak, Hunlar başkentlerine <strong>"Ejderha Şehri</strong>" anlamına gelen <strong>Lung-c'héng</strong> demişlerdir. "Yılan görünümünde de olabilen ejderha, Hun Türklerinin bayrağında kendisinde yer bulmuştur. A<strong>yrıca Türklerin 12 hayvanlı takviminde de ejderha, bir yılı temsil etmiştir. Bu yılda doğanlar baht sahibi, güçlü, kuvvetli ve insanlardan hürmet görürler." (Duman, 2019, s. 489)</strong> O yüzden Türk mitolojisinde bulunan ejderhalar genellikle bolluk, bereket, su gibi özelliklerle anılırlar. Motif ve işlemelerde de çokça yer alan ejderhalarımız Dede Korkut masalları ve Oğuz Kağan Destanı'nda anlatılmıştır. En önemli ejderhalar ise; <strong>Bükrek, Sangal, Badraç, Büke ve Yelbegen (Yelbeğen, Yilbeğen, Celbeğen)</strong>'dir.
Hangi ülkede yaşarsak yaşayalım, her insan yurt dışında okumak ya da yaşamak ister. İster Erasmus olsun ister gönüllük programları ister yurt dışında tam zamanlı okumak. Herkesin hayalinde, aklının bir köşesinde yeni yerler görmek, yeni deneyimler yaşamak mevcuttur. Ülkemiz için konuşacak olursam, Erasmus çoğu öğrencinin kolayca ulaşabileceği bir seçenek. Okulun Website'sinin takip edersiniz, sonra Erasmus sınavı için kaydolursunuz, sınavı geçersiniz ve sabrınızın sınandığı vize almaya kadar uzanan bir belge sürecine girersiniz. Ama uçaktan inip yeni ülkenize ayak bastığınızda "Oh be! Her şeye değmiş." dersiniz. 1 sene ya da bir dönem boyunca ucuz birim ürünler, oraya özgü yemekler ve tarihi binalar, ucuz müze ve sinemalar, haftada 3-4 gün partiler ve biraz da ders... Her şey harika giderken bir bakmışsınız dönüş tarihiniz gelmiş bile. Üzülerek arkadaşlarınızdan ve eğlenceden ayrılır Türkiye'ye dönersiniz. Her yer kalabalık, kaos içinde, marketlerde büyük birim ürünler, partinin p'si yok gibi gibi şeyler. Bunlar harici, yurt dışında siz yeni deneyimler yaşarken, Türkiye'deki arkadaşlarınız da yeni deneyimler yaşadığı için, geriye döndüğünüzde birbirinizin deneyimlerini pek anlayamaz ve küçükte olsa kültür çatışması yaşarsınız. Geriye dönük kültür şoku üstüne bir de <em>hoş geldin Erasmus sonrası depresyon</em>... Peki Erasmus sonrası depresyon yaşadığınızı nasıl anlarsınız? Anladınız diyelim, peki bununla nasıl başa çıkarsınız? <h3><strong>Erasmus Sonrası Depresyon Belirtileri;</strong></h3> <ul> <li>Kendini evinde hissedememek.</li> <li>Dışarı çıkmak, gezmek istememek.</li> <li>Sürekli tekrar yurt dışına çıkmanın yollarını ararken sorumluluklarını yerine getirememek.</li> <li>Yurt dışını kendi ülkenizle karşılaştırıp sürekli kendi ülkenizin açığını bulmaya çalışmak.</li> <li>Çok fazla ya da yeterince uyuyamamak.</li> <li>Hayatınızı boş ve anlamsız sanmak.</li> <li>Sürekli yurt dışındaki anılarınıza bakmak ve ileriye doğru hareket edememek.</li> </ul> <h3><strong>Erasmus Sonrası Depresyonla Nasıl Başa Çıkılır?</strong></h3> <em><strong>Yürüyüşe Çıkın;</strong></em> <img class="alignnone wp-image-51597" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/3UCHGmjM9MwKCCqE-636676164831633538-300x167.jpg" alt="" width="701" height="390" /> Kendinizi çok fazla sosyal medyada gezerken ya da yurt dışı anılarınıza bakıyor olarak bulduğunuzda, kulaklıklarınızı yanınıza alıp 20-30 dakika yürüyüşe çıkın. Pek kullanmadığınız yolları kullanarak değişik yerler görebilirsiniz. Belki yolda bir kedi ya da köpekle karşılaşıp onunla vakit geçirirsiniz. Güzel, komik ya da ilgin. bulduğunuz bir alanı fotoğraflayabilirsiniz. Yürüyüş yapmak sizi enerjik tutar ve endorfin hormonu salgılamaya başladığınız için mutlu hissedersiniz. <em><strong>Günlük/Haftalık Planlar Hazırlayın;</strong></em> <img class="alignnone wp-image-51598" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/k_09211022_ZMN-300x169.jpg" alt="" width="701" height="395" /> Eğer sürekli mutsuz hissettiğinizden günlük planlarınızı, sorumluluklarınızı yerine getiremiyorsanız, kendinize hoşunuza giden kalemler ve ajandalar alın. Eğer elinizle yazmaktan hoşlanmıyorsanız telefonunuza planlayıcı uygulamalar indirerek ya da excel vb. programlarda kendinize günlük, haftalık gibi planlar hazırlayarak sorumluluklarınızı yerine getirmeye başlayabilirsiniz. Plan ve programlı olmak hem sizi bir rutine alıştırır, düzenli olmanızı sağlar, hem kafanızı meşgul eder hem de hazırladığınız plandaki işlerinizi tamamlayıp üstlerine çizgi çektiğinizde ilerlediğinizi görüp gününüzün verimli geçtiğini hissettiğiniz takdirde mutlu olmanın ilk adımını atmış olursunuz. <em><strong>Yeni Hobilerle Gittiğiniz Ülkeyle Bağlarınızı Güçlendirin;</strong></em> <img class="alignnone wp-image-51599" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/productive-hobbies-1024x640-1-300x188.jpg" alt="" width="701" height="439" /> Eğer siz de benim gibi gittiğiniz ülkede kalıcı olmayacağınız için oranın dilini öğrenme zahmetinde bulunmadıysanız, geri döndüğünüzde o ülkenin dilini öğrenmeye başlayabilirsiniz. Bu hem kafanızı meşgul eder, hem kendinizi geliştirir ve yeni bir hobi sahibi olmuş olursunuz hem de Erasmus ülkenizle aranızdaki bağı koparmamış olursunuz. Eğer dil öğrenmek bana göre değil diyorsanız gittiğiniz ülkenin yemek tariflerini evde deneyebilir, o ülkenin müziklerini dinleyebilir, dizi ve filmlerini izleyebilirsiniz. <em><strong>Video Oyunları Oynayın;</strong></em> <img class="alignnone wp-image-51600" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/6155cba610c443dda89100d24e7771d51e35c996-300x169.jpeg" alt="" width="701" height="395" /> Video oyunları bazılarınıza gereksiz gelse de aslında doğru ve verimli bir şekilde oyun oynarsanız bir sürü faydasını görebilirsiniz. Örneğin, Playstation, Xbox ve bilgisayardan Steam üzerinden oyunlar oynadığınızda oyun içindeki görevler hariç ya da o görevlerle bağlantılı olarak kupa/rozet sistemi ile kupa ve rozet biriktirebilirsiniz. Playstationdan örnek verecek olursam, her oyunun kendine göre kupaları var ve belli görevleri ve istekleri yerine getirdiğinizde kupalar açılır ve her kupayı tamamladığınızda Platinyum kupa kazanırsınız. Bu kupalar da Playstation profilinizde sergilenir. Bu sayede online bir şekilde koleksiyon yapabilirsiniz. Bunun haricinde online oyunlarla yeni arkadaşlar edinebilirsiniz. Hikayeli oyunlarla yeni bir hikaye okumuş ya da film izlemiş gibi olursunuz. Bu süreçte de oyunu yabancı bir dilde oynarsanız dil gelişimize katkı sağlarsınız. <em><strong>Bir Amaç Edinin;</strong></em> <img class="alignnone wp-image-51601" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/10/rsz_hedefli_calisma_disiplini_4-300x175.jpg" alt="" width="701" height="409" /> Sosyal ya da çevreye dair konulara değinen derneklere ya da yardıma muhtaç insanlara ve hayvanlara yardım eden kuruluşlara katılarak kendi derdinizi unutup başka insanlara yardım edebilir ve yeni insanlarla tanışarak yeni ortamlara girebilirsiniz. <strong>Kitap Okuyun;</strong> <img class="alignnone wp-image-51602" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/10/kitap-okumak-ve-kediler-300x225.jpg" alt="" width="700" height="525" /> Kitaplığınıza şöyle bir göz gezdirin ve daha sonra hiç kapağına bile dokunmadığınız kitaplarınız olduğunu fark edeceksiniz. Arasından gerçekten okuyacaklarınızı alın ve okumak istemediklerinizi, daha önce okuyup da kitaplığınızda tutmak istemeyeceğiniz kitaplarınızı kenara ayırın. İster bu kitapları sahafa satın ya da kitaplarınız karşılığında sahaftan 2-3 tane kitap alın, ikinci el uygulamalarda satın ya da kütüphaneye ve yardıma muhtaç okullara bağışlayın. Bu sayede hem kitap okuma alışkanlığınıza geri döneceksiniz, hem kitaplığınız temizlenecek ve yeni kitaplarınız olacak hem de bütçenize katkı sağlayıp yardıma ihtiyacı olanlara bir desteğiniz olmuş olacak. Üstekiler harici bütçeniz yetiyorsa bir sonraki gezinizi planlayabilir, Erasmus ülkenizde öğrendiklerinizi yaşamınıza dahil edebilir, bir profesyonelden yardım alabilir ya da arkadaşınızla dertleşebilirsiniz. Ayrıca Erasmus'ta yaptığınız spor vb. şeyleri kendi ülkenizde devam ettirerek bu yeteneklerinizin körelmemesini sağlayabilirsiniz. O da olmazsa yolda gördüğünüz tüm kedi ve köpekleri mıncırabilirsiniz.
Japonya deyince herkesin aklına gelen ilk 3 şeyden birisinin içinde kesinlikle Animeler vardır. Bazıları animeleri çocuklar için yapılan çizgi filmler olarak düşünse de, aslında animeleri birbirinden çeşitli çok derin hayata dair konular işlerler. Çizim oldukları için de hikaye anlatıcılığının sınırı yoktur. Çok çeşitli ve eğlendirici şekilde derin konular izleyicilere anlatılabilir. Ayrıca birbirinden yetenekli dublaj aktörleri de bu kaliteli çizimlere daha da kalite katar. İnsanın Japonca öğrenesi gelir. İlk başta Japonca duymak garip gelse de daha sonra bir Anime izleyeyim de Japonca duyayım bile diyebilirsiniz. Çizim olmalarına rağmen, Anime karakterleriyle empati kurar, onlarla ağlar, onlarla güleriz. Animeler çizgi filmdir diye kesip atan insanlar bence çok şey kaçırıyorlar ve kesinlikle bu önyargılarını kırmaları gerektiğini düşünüyorum. Eğer siz de benim gibi Anime dünyasına yeni girdiyseniz ve nereden başlayacağınız hakkında bir fikriniz yok ise, bu yazımda size çerezlik 10-20 bölümlük animeleri tanıtacağım. Yavaş yavaş anime dünyasını hep birlikte keşfetmeye varım diyorsanız, hadi buyurun listemize bakalım. <h6>Küçük bir not: Sıralamanın bir önemi yoktur.</h6>
Kimse savaşların ne yaşanmasını ne de savaşa ait görüntüleri görmek istemez. Ama savaşlar da aynı yağmurun yağması kadar olağan bir olay ve hayatlarımızın kırık dökük parçalarıdır. O yüzden savaşlarda yaşanan olayları, kayıpları ve acı çeken insanları, hayvanları ve zarar gören doğamızı görmezden gelmememiz ve tarihten bir ders çıkarmamız gerekir. Sanırım Robert Capa' nın da göstermeye ve anlatmaya çalıştığı şey de bu düşünceden pek de uzak değildi. Robert Capa, André Friedmann olarak 1913 yılında Budapeşte' de doğdu. <img class="alignnone wp-image-49342" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/capa_robert_265_1992_410391_displaysize-300x216.jpg" alt="" width="863" height="621" /> Aslında yazar olmak istiyordu ama 1930 yılında gazetecilik ve siyaset bilimi okumak için Berlin'e yerleşti. Alman Fotoğraf Servisi Ajansı'nda <strong>(Deutsche Photodienst Agency)</strong> karanlık odada çalıştı. Daha sonra Nazilerin güçlenmeye başlamasından dolayı Fransa'ya taşındı ve orada Amerikalı olarak gözükmek için ismini Robert Capa olarak değiştirdi. 1936-39 yılları arasında İspanya'ya birçok kez giderek, arkadaşı Gerda Taro ile iç savaşı kaydetmiştir. Bu savaş sırasında tam vurulduktan sonra yere düşerken bir askeri fotoğraflamıştır. "Düşen Asker" <strong>(The Falling Soldier)</strong> olarak bilinen bu fotoğraf sayesinde Capa, <strong>Picture Post</strong> adlı 1938'den 1957'ye kadar İngiltere'de yayınlanan foto muhabir dergisinde<strong> "Dünyanın en iyi savaş fotoğrafçısı"</strong> olarak adlandırılmıştır. <img class="alignnone wp-image-49339" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-4-22-300x139.jpg" alt="" width="932" height="432" /> Dünyanın en iyi savaş fotoğraflarını çeken Robert Capa, tüm hayatı boyunca savaşlardan nefret etmiş ve fotoğraflarında asla savaşı romantize etmemiştir. <strong>Hatta ''Her savaş fotoğrafçısının arzusu işsiz kalmaktır.'' </strong>diyerek, savaşlara olan nefretini de dile getirmekteydi. İşiyle kavgalı bir doğası olduğunu söyleyebiliriz ama her ne kadar savaşları sevmese de, savaşın kanlı, üzgün ve yorgun yüzlerini en iyi şekilde kaydetmeyi başardığını hiç çekinmeden söyleyebiliriz. En ünlü sözüne değinecek olursak: <blockquote><strong>''Eğer fotoğraflarınız yeterince iyi değilse, yeterince yakında değilsinizdir.''</strong> <img class="alignnone wp-image-49345" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/th-6-6-300x197.jpg" alt="" width="775" height="509" /></blockquote> Bu sözünden anlayabiliriz ki, Robert Capa birçok kez kendini tehlikeye atarak fotoğrafladığı savaşları bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir. Savaşın yan askeri olarak adlandırabileceğim Robert Capa, savaşın gerçek askerlerinin yanı sıra can çekişen, yorgun düşen sivil ve çocukların gerçekliklerini, kendi canını hiçe sayarak olayların karelerini en doğru bir biçimde çekmek için canını dişine taktığı belli bir şeydir. 2. Dünya Savaşı çıktığı sırada New York'ta olmasına rağmen hemen Avrupa'ya geri dönerek<strong> LIFE</strong> dergisi için fotoğraf çekmiştir. 100'den fazla fotoğraf çekmesine rağmen karanlık odadaki bir kazadan dolayı mahvolmayan sadece 8 fotoğrafı kalmıştır. Ama bu fotoğraflar Oscar ödüllü <strong>Steven Spielberg'</strong>ün<strong> ''Er Ryan'ı Kurtarmak''</strong> filmine ilham kaynağı olmuştur. Eğer o fotoğraflardan daha fazlası kurtulsaydı bugün kim bilir nasıl görüntülere erişim sağlayabilecektik. 1940'lı yıllarda Hollywood'la çok içli dışlı olan Robert Capa, 1946 yılında Hollywood yıldızı <strong>Ingred Bergman</strong> ile olan ilişkisi sona erince Hollywood'da kalmayı reddederek Türkiye'ye gitmiştir. Artık savaşları fotoğraflamayacağına söz verdikten sonra, 1. Hindiçini Savaşı'nı fotoğraflaması için bir iş gelince kabul ederek, hayatını nasıl yaşadıysa o şekilde de orada bir mayına basarak hayatını kaybetmiştir.
Merhabalar, bugün American Horror Story yapımcılarından Ryan Murphy ve Brad Falchuk'ın muhteşem yapımlarından biri olan "POSE" dizisinin tanıtımını yapmak istedim. 1980 ve 1990'larda New York'ta geçen dizide trans kadınların ve LGBTIQ+ bireylerinin hikayelerini ve toplumdaki yaşam savaşlarını izliyoruz. LGBTIQ+ topluluğunun bir alt kültürü olan "Ballroom" Kültürü (Balo Kültürü)nün etrafında dönen olaylarda başroller Michaela Jaé (MJ) Rodriguez, Dominique Jackson, Billy Porter, Indya Moore, Ryan Jamaal Swain, Charlayne Woodard, Hailie Sahar, Angelica Ross, Angel Bismark Curiel, Dyllón Burnside, Sandra Bernhard, ve Jason A.Rodriguez'den oluşmaktadır. Bu dizinin en sevdiğim özelliği gerçek hayatta trans kadın olan oyunculardan oluşması ve göz alıcı ve eğlendirici VOGUE danslarıdır. <img class=" wp-image-45653 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/resim_2022-09-04_171250550-Cropped-300x169.jpg" alt="" width="627" height="353" /> Yazımda ilerlemeden isterseniz Balo Kültürü ve VOGUE dansları hakkında kısa bir bilgilendirme yapayım. Balo Kültürü 1920'lerde New York'ta beyaz erkekler tarafından başlatılmıştır. Bu balo salonlarında belirli kategorilerde anne ve baba rolü alan kişilerin öncülüğünde aileler birbirleriyle çeşit çeşit kıyafetler ve danslarla yarışırlardı. Drag ve LGBTIQ+ kategorilerinin yanı sıra erkeklerin maskülenliğini, kadınların ise feminenliğini sergilediği bir kategori de mevcuttu. Balo Kültürü'ne ait olan insanlara Drag Queen/King denir. Bu terimin anlamı ise kadınların tipik olarak erkek kıyafetlerini giyip onların davranışlarını sergileyerek ya da tam tersi erkeklerin kadın kıyafeti olarak kabul edilen kıyafetleri giyip, makyaj yapıp kadın davranışları sergileyerek kendilerine ait bir alt ego(kişilik) oluşturmasıdır. Balo Kültürü 1920'lerde başladığında sadece beyaz erkeklerin katılmasına izin verilirdi. Ama siyahi insanlar katılacak ise yüzlerini beyazlatmaları koşuluyla katılabilirlerdi. Fakat zamanla bu baskı ve ayrımcılıklardan bıkan siyahiler 1960'larda kendi Balo kültürlerini oluşturmuşlardır. İlk başta katılım ve yarışma kategorileri az olmuştur ama 10 sene sonra 1970'lerde siyahilerin baloları popüler bir hal almıştır. VOGUE dansı ise hızlı ve keskin kol hareketleri, yerde çeşitli ayak hareketlerinden oluşur. Bu dans aslında queer insanların kendilerini diğerlerine anlatma biçimi haline gelmiştir. <img class=" wp-image-45654 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/resim_2022-09-04_171349404-Cropped-300x169.jpg" alt="" width="676" height="381" /> Peki neden böyle bir kültür var diye sorarsanız eğer, günümüzde bile birçok nefrete maruz kalan LGBTIQ+ bireyler, tabii ki de 1900'ün başlarında da büyük bir nefrete maruz kalıyorlardı. Ayrıca bu kültürün büyük bir parçası olan ve bu kültürle anılan Afrikan-Amerikan ve Latin Amerika'lı insanlar homofobi ve transfobinin yanında ırkçılığı da maruz kalmıştır. Toplumda ve aileleri içinde kendilerini güvende hissedemediklerinden kendilerine güvenli bir ortamı bu "Balo Salonları" sayesinde oluşturmuşlardır. POSE dizimiz de bu kültürün parçası olan trans ve gey insanları konu alarak, seyircileri, onların acı tatlı hayatlarına davet eder. Üzücü hayatlarında nasıl hayata tutunmaya çalıştıklarının yanı sıra, yaşadıkları o acıların arasında mutluluk bulabilmelerine ve nasıl böyle bir hayatta güçlü durabildiklerine tanık oluyoruz. Bunların dışında göz alıcı dans performansları, şatafatlı kıyafet ve makyajları da sıkıcı hayatlarımıza bir nebze renk katıyor. Dayanışma, direniş, cinsiyet, cinsel yönelim, ırkçılık ve insan hakları gibi tartışmaları konuları anlatan bu diziyi bu insanları daha iyi anlamak isteyen herkese öneriyorum. Bir gün ayrımcılığın ve nefretin olmadığı bir dünyaya göz açmamız dileğiyle...
Yerleşik hayatın başından günümüze kadar uzanan cinsiyet kalıpları ve toksik maskülenite, hala başımıza her alanda bela olmaktadır. Kadın olmak her zaman feminen olmayı gerektirmediği gibi erkek olmakta her zaman maskülen olmayı gerektirmez. Kadın ve erkek birer cinsiyettir, feminenlik ve maskülenlik ise insanın kendini dışarıya nasıl ifade ettiği ile alakalıdır. Kadın böyle giyinmeli, erkek böyle giyinmeli gibi basmakalıp kurallar insanların birbirini baskılamak için uydurduğu körelmiş kurallardır. Halbuki insanın nasıl giyindiği, saçını nasıl kullandığı ya da takı olarak ne kullandığı ve yahut hiç bir takı kullanmaması sadece kendisi ilgilendirir. Herkes bu basmakalıp kurallara uysa aynı fabrikadan seri üretim olarak üretilmiş gibi görünürüz. Ama doğamız ne kadar renkli ve farklı ise insanlar da o kadar renkli ve farklıdır. Neyse ki kadın, erkek, non-binary demeden tüm topluma zarar veren bu kalıplar, bazılarımızı kendimizi özgürce, kalıplara sığmadan ifade etmemize engel olamamaktadır. Gelin bu toksikliği ve kalıpları kıran birkaç ünlüye göz atalım ne dersiniz? <ul> <li> <h3><strong>DAVID BOWIE</strong><img class=" wp-image-44905 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/image-300x180.webp" alt="" width="688" height="413" /></h3> </li> </ul> 60'ların başından itibaren cinsiyet kalıplarını çöpe atmış olan, yenilikçi müzik ve moda tarzıyla her zaman her yerde gündem olmuş Bowie, bu konuda 20. ve 21. yüzyıl sanatçılarına bu konuda ışık tutan öncülerden biri olmuştur. <ul> <li> <h3>HARRY STYLES</h3> </li> </ul> <img class=" wp-image-44907 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/harry-styles-sexuelle-ambivalenz-nicht-vorgetaeuscht-300x195.jpg" alt="" width="630" height="409" /> Müzik hayatında ve sahnedeki giyim tarzında Prince, Freddie Mercury, Mick Jagger ve David Bowie'den esinlenen Styles, ilk ünlü olduğu yıllarda insanların hakkında ne dediklerini umursadığı için mutsuz olsa da büyüdükçe bu nefret söylemlerini kulak arkası yaparak solo hayatında adeta küllerinden yeniden doğmuştur. Geniş hayran kitlesini müziği dışında kadın hakları ve LGBTIQ+ konularına adamıştır. Her zaman hayranlarını oldukları kişi olmaya cesaretlendirmektedir. <ul> <li> <h3>LIL NAS X</h3> </li> </ul> <img class=" wp-image-44908 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/09/Lil-Nas-X-2-300x199.jpg" alt="" width="628" height="417" /> 23 yaşında 2 Grammy ödüllü Lil Nas X her ne kadar "Call Me By Your Name" klibi ile tartışma konusu olsa da, kendi hayatını hiçbir kalıba sığdırmadan yaşayanlar arasındadır. Yetenekli şarkıcı LGBTIQ+ gibi marjinal azınlık gruplarına esin kaynağı olup cinsiyet kalıplarına ve toksik masküleniteye giyim tarzıyla dur diyen ünlülerden biridir. <ul> <li> <h3>BILLY PORTER</h3> </li> </ul> <img class=" wp-image-44913" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/billy-porter-300x201.jpg" alt="" width="624" height="418" /> Still ikonu olarak görülen "American Horror Story" ve "Pose" yıldızı Porter, hayatını modayı "cinsiyetsizleştirmeye" adamıştır. Ödül törenlerinde giydiği cinsiyetsiz ya da cinsiyet kalıplarını kıran parçalarıyla birçok kez adını modanın üst köşelerine yazdırmayı başarmıştır. <ul> <li> <h3>CODY FERN</h3> </li> </ul> <img class=" wp-image-44921 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/09/3dee776064ab854a4f39ee276fbedac3-253x300.jpg" alt="" width="633" height="751" /> American Horror Story: Apocalypse, The Assassination of Gianni Versace: American Crime Story, House of Cards gibi büyük yapımlardaki performansı ile ününe ün katan Fern, normalde bilerek giyim tarzı hakkında açıklama yapmayarak giydiklerini yoruma açık bırakmayı tercih etmektedir. Louis Vuitton röportajında başkasının cinsiyet kalıpları yorumlamasınaa göre giyinmektense kendi yorumunu ifade etmeyi seçtiğini söylemiştir.
Howard Phillips Lovecraft 20 Ağustos 1890 yılında Providence, Rhode Island'da doğmuştur. Hayatının büyük çoğunluğu New England, ABD'de geçmiştir. Üzücü ve acı dolu bir yaşam süreceğinden habersiz olan Lovecraft, kendi doğumundan birkaç sene sonra babası akut psikotik (gerçeklikle ve dış dünyadan kopma) yaşar ve daha sonra Lovecraft daha sadece 8 yaşındayken frengiden ölür. Bir süre büyükbabasının serveti ile geçinen H.P Lovecraft, büyükbabasının da ölümünden sonra annesi ile yaşamaya başlar. Annesi oğluna sürekli yabancıların tehlikeli olduğunu ve Lovecraft'ın diğer herkesten üstün ve daha iyi olduğunu söylemesinden dolayı, Lovecraft zamanla zenofobik düşünceler kazanır. Yazıma devam etmeden önce size hemen kısaca zenefobinin ne demek olduğunu açıklayayım. Zenofobi, yabancı korkusu-nefreti anlamında olup, Yunanca ξένος (xenos, yabancı) ve φόβος (phobos, korku) kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur ("Zenefobi"). İlerleyen yıllarda annesi, Sara Lovecraft'ın zihinsel ve bedensel sağlığı kötülereşek sinir krizi geçirir ve eşi gibi Butler Hastanesi'ne yatırılır. Yatırıldıktan 2 sene sonra orada ölür. Doğumdan itibaren kötü bir hayat geçiren Lovecraft, doğru düzgün okula gidememiştir ve eğitimine evde devam etmiştir. Gençliğinde Hope Lisesi'ne gitmiştir ama sinir krizi geçirdiği için diplomasını alamadan okulu bırakmak zorunda kalmıştır. Düzgün bir örgün eğitim alamamasına rağmen Lovecraft, Edgar Allan Poe'nun (19 Ocak 1809 - 7 Ekim 1849) eserlerine ve özellikle de astronomiye ilgisi olmuştur. Astronomi hakkında yüzlerce kitap okuyup, çalışarak kendisini bu konuda geliştirmiştir ama dogmatik düşüncelerini değiştirmek için bir çaba harcamamıştır. Kendi bildiğini okuyan Lovecraft ölümünden sonra eleştirmenler ve edebiyatçılar tarafından ırkçı ve zenefobik olarak anılmış ve hala da öyle anılmaya devam etmektedir. <img class=" wp-image-43173 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/andree-wallin-870x524-1-300x181.jpg" alt="" width="804" height="485" /> Ancak, tüm bunlara rağmen Lovecraft, edebiyata yeni bir alt-tarz kazandırmıştır. Kötü sıfatlar harici kendisi ayrıca "kozmik korku" ya da soyadından aldığı "Lovecraftian korku"nun yaratıcısı olarak da anılır. Scientific American'a göre Lovecraftian korku: <blockquote>"Lovecraft bugün, çoğunlukla doğaüstü varlıklar tarafından karakterize edilen klasik gotik korku hikayelerinin unsurlarını modern bilimkurgu unsurlarıyla karıştıran ilk yazarlardan biri olarak kabul edilir, bunlar bildiğimiz koşullardan tamamen farklı koşullar altında evrimleşmiş yaratıklar olsalar bile, kahramanlar için doğal düşmanlardan kaynaklanan tehditlerdi. Bilimde meraklı öz öğrenimli birisiydi ve o zamanlarda yapılmış birçok jeolojik gözlemi hikayesinde barındırmış, hatta defalarca Richard Evelyn Byrd liderliğindeki 1928-30 keşif gezisinin jeolojik sonuçlarını alıntılamıştır."</blockquote> <img class=" wp-image-43171 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/81d3c3e82d9d5137326b427bc411c611-232x300.jpg" alt="" width="503" height="650" /> Halk arasında karabasan olarak adlandırılan gece terörleri, Lovecraft'ın yaşamı boyunca acı çektiği bir bela haline gelmiştir ve hikayelerinde bu gece terörlerinde gördüğü "Night-gaunts" (balinamsı pürüzsüz bedeni olan uzun ince vücutlu, yarasa kanatlı ve yüzü yerine büyük bir boşluk olan Lovecraft canavarı) gibi bilinmeyen canavarlar hikeyelerinde vücut bulmuştur. Lovecraft'ın en bilinen eseri ise "Cthulhu Mitleri" adı altında toplanan birbirine bağlı kısa hikayeleri olmuştur. Bu hikayalerin baş düşmanları Dagon, Cthulhu, Yog-Sothoth, Nyarlathotep ve Azathoth gibi genellikle ağzının olduğu yerde ahtopot kolları, balık pullu vücütlar, solungaçlar, vücudundan yapış yapış sıvılar akan ya da insanda değişik hastalıklar ya da başka canavarların ve insanların sevişmesinden doğan yarı insan yarı balığımsı varlıklardan oluşmaktadır. Genellikle hikayelerini kısaca özetlemek gerekirse, olaylar bu Cthulhu Mitleri'nin paylaştığı dünyanın elementlerinden olan Miskatonic Üniversitesi ve bu üniversitede bulunan "Necronomicon" adlı şeytani kitaptan doğar. Ya baş kahramanımız Miskatonic Üniversitesi'nde araştırma yapmakta olan bir profesör olup araştırma gezisi sırasında karşısına yukarıda belirtilen canavarlardan bir tanesi çıkar ya da başka bir baş kahramanımız, yolculuğunda "Necronomicon" adlı kitap ile karşılaşır ve başına bin bir türlü bilinmedik bela gelir. Astronomik ögeler fazlasıyla bulunduğu için bu korku hikayelerine "kozmik korku" da denilmektedir. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/15861e3d9d24d99237303a63752dec7a-hp-lovecraft-cthulhu-mythos.jpg" alt="" width="700" height="700" /> Her ne kadar ırkçı ve zenefobik bir yazar olsa da edebiyata önemli bir katkıda bulunan H.P Lovecraft, korku severler ya da korku hikayeleri okumak isteyen arkadaşlar için güzel bir başlangıç olabilir. Yine de tarzı herkese hitap etmese de korku ile ilgilenenler için, bana göre Lovecraftian korkuyu ziyaret etmeden edebiyat hayatlarına devam etmemeleri bir eksiklik olabilir.
İnsanlığın varoluşundan bu yana, hayatımızdaki canlı varlıkların ve cansız nesnelerin çıkardığı sesleri anlayabilmek ve anlatabilmek için insanlık bu sesleri harflerle anlatmaya çalışmıştır. Bu seslere yansıma sözcükleri (onomatopoeic words) diyoruz. İlk önce kelimenin nereden geldiğine bakacak olursak; "<em>onomatopoeia</em>" kelimesi İngilizceye Latinceden ve en sonunda Yunanca "<em>onoma</em>" yani "<em>isim</em>" ve "<em>poienin</em>" yani "<em>yapmak</em>" kelimelerinden geçmiştir. Türkçeye uyarlarsak direkt çeviride buna isim yapmak diyebiliriz. Örneğin, köpeğin çıkardığı sesi HAV HAV olarak, su damlamasının sesini ŞIP ŞIP olarak ve araba kornasını DÜT DÜT olarak anlatırız. Bu sözcükler birbirimizi daha iyi anlamamıza yardımcı olur ve düşündüğümüzde küçük çocukların bile kolaylıkla anlayacağı bir altyapıya sahiptir. Peki diğer dünya dillerinde bu yansıma sözcüklerinin nasıl oluştuğunu ya da Türkçeden farklı bir dilde nasıl söylendiğini hiç düşündünüz mü? <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/onomatopoeia-english-language-onomatopoeia-examples-Cropped-800x450.jpg" alt="" width="687" height="386" /> Her ülkenin ve kabilenin dilleri hemen hemen birbirinden farklıdır. Bu farklılıkların oluşmasının sebebini, coğrafi konumları, gırtlak yapıları ve düşünme şekillerine dayandırabiliriz. Bunları kolay bir örnekle açıklamak gerekirse, ülkemiz içinde bile ağız ve şive denen iki unsur olduğunu göz önünde bulundurabiliriz. Gaziantep ve Muş arasında bile konuşma şekli farklı olurken; başka ülkelerin dilleri ve o dilde oluşturdukları kuralların farklı olması çok normaldir. O yüzden yansıma sözcükleri de her dilde (az benzerlik olabilmesine rağmen) farklıdır. Çünkü her toplumun sesleri adlandırma şekli alfabelerini nasıl seslendirdiklerine dayalıdır. Mesela<em> a</em> sesi bizde "a" iken; İngilizcede "ey" diye seslendirilir. Haydi şimdi size bu sözcüklerden örnekler göstereyim; <img class="alignnone wp-image-42560" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/indir-2.jpg" alt="" width="708" height="501" /> <h2>Tren Sesi</h2> Türkçe - Çuf Çuf Korece - <em>chik chik pok pok</em> (칙칙폭폭) İngilizce - Choo-Choo <h2>Köpek Havlaması</h2> Türkçe - Hav Hav İngilizce - Woof Woof Rusça - Gav Gav (гав-гав) (Eğer küçük köpekse Tyav Tvay) <h2>Ateşin Yanması</h2> Türkçe - Çıtır Çıtır Japonca - <em>pachi pachi</em> (パチパチ) <h2>Kuş Sesi</h2> Türkçe - Cik Cik Yunanca - τσίου τσίου (tsiu tsiu) İngilizce - Tweet Tweet <h2>Kahkaha</h2> Türkçe - Ha Ha Bulgarca - хаха (haha), хехехе (hehe), хихи (hihi) Litvanca - Cha Cha <h2>Bebek Ağlaması</h2> Türkçe - İngaa İngaa Afrikanca - wê Estonca - ää-ää <h2>Kalp Atışı</h2> Türkçe - Küt Küt, Güm Güm Japonca - ドキドキ (<em>doki doki</em>) Danca - Dunk Dunk, Bank Bank <h2>İçme Sesi</h2> Türkçe - Lıkır Lıkır Baskça - Zurrut Lehçe - Gul Gul <h2>Horlama Sesi</h2> Türkçe - Hor Hor Fransızca - Ron Pshi Farsça - Xor-o-pof, Xor-nāse <h2>Mutluluk Belirten Ses</h2> Türkçe - Yuppi Tayca - Suaan Saeh Haeh Haa (สรวลเสเฮฮา) İngilizce - Hurray, Hooray <h2>Eşek Anırması</h2> Türkçe - Aii Aii Arapça - Naheeq (نهيق) İtalyanca - İh Oh Dünyanın her yerinde aynı çıkan bu seslerin farklı dillerde farklı bir şekilde yazıya aktarılması ne kadar da büyüleyici değil mi?
İnsanlığın ilk zamanlarından itibaren ister anaerkil, ister ataerkil toplumlar varlıklarını sürdürmüşlerdir. İnsandaki hayatta kalma içgüdüsü güçlü olan toplumlara, güçsüz olanları ezmenin yollarını aratmıştır. Güçlünün güçsüzü ezdiği gibi, farklı azınlıklar da asırlar boyu ezilmiştir. Çünkü insanlar anlamadığı şeylerden korkar. Bu dünyanın neresine giderseniz gidin 7'den 70'e farklı kulvarlarda var olan bir korkudur. Küçük çocuklar kediden, köpekten korkarken yetişkinler ise kendinden farklı gördüğü insanlardan korkar. Kendinde olmayan fikirlere ve ideallere katlanamazlar ve karşısındaki kişiyi hep bir ezme, hakaret etme ve hatta onu öldüremeye kadar ilerleyebilirler. Bu anlattıklarımın başlıkla ne ilgisi var derseniz eğer cinsiyet kalıpları bu düşüncelerden doğmuştur diyebilirim. Çünkü yerleşik hayatın başlarında erkeklerin kadınların kapasitelerinden korkup onları ezip, pusturmak amaçlı ataerkil toplumun kurallarının temelini attıklarına yemin edebilirim. Korkunun insana her şeyi yaptıracağından hepimizin hemfikir olduğunu varsayabilirim sanırım. Dünyanın yaratılışından itibaren kadınlığın ve feminenliğin çoğu yerde ezik ve alçak olan bir şey olarak görüldüğü belli bir şeydir. Ama aynı zamanda erkeklik ve maskülenlik de tehlike altındadır. -Hangi tarafın daha çok tehlikede olduğundan bu yazımda bahsetmeyeceğim.- Küçüklükten itibaren bizlere öğretilen şey kızlar bunu yapmalı, giymeli, konuşmalı; erkekler bunu yapmalı, giymeli ve konuşmalı olmuştur. Ama düşündüğünüzde her insan, başkalarının özgürlüğünü kısıtlamadığı sürece, kendine ve başkasına zarar vermediği sürece istediği gibi hayatını yaşamakta özgürdür. Sırf elinizde olmayan bir faktör(cinsiyet) yüzünden yaşamınızın kısıtlanmasının ne kadar saçma olduğunu hiç düşündünüz mü? Sırf erkek ya da kadınsınız diye belli bir takı, kıyafet giymenizin ya da bir sporu yapmanızın toplum tarafından kısıtlanması ne kadar acı verici. Bunu ister istemez kendi aramızda hatta kendi kendimize bile yapıyoruz. Bunu giysem ya da yapsam ne derler diye düşünmekten kendi hayatımızı hatta aile bireylerimizin hayatını bile cehenneme çeviriyoruz. Bunu neden yapıyoruz? ya da neden yapmak zorundayız? diye bir kere bile kendinizi sorguladınız mı? Kendi yaşamımdan bir örnek vermem gerekirse, bir keresinde küpe almak için bir dükkana girmiştim. Küpelere bakacaktım, ne taraftalar diye sorduğumda satıcının bana cevabı erkek küpesi mi? olmuştu. Halbuki ben sallanan uzun bir kipe almak istiyordum. Ayrıca belki anneme, sevgilime ya da bir yakınıma alacaktım. Bu bazılarınız, hatta çoğunuz için bu bir sorun gibi görünmezken, hayatımızda gördüğümüz çoğu baskının bir temelidir bu yaşadığım. Başka bir örnek vermem gerekirse, sadece erkeklerin çalışarak ailelerine bakmaları zorunda olmaları fikrini verebilirim gibi. Babalarını kaybetmiş ve lise çağında bir erkek çocuklu bir aile düşünün. Toplumsal cinsiyet kalıplarına göre bu ailede muhtemelen erkek çocuktan çalışıp evi desteklenmesi istenecektir. Annesi, anneannesi, ablası ya da babaannesinin sürekli bu çocuğa sürekli erkek olduğu için okuldan sonra iş bulması hatta okulu bile bıraktırıp tam zamanlı bir işe girmesi istenildiğini düşünün. Ne kadar acı verici. İşlerin, sporların, renklerin, kıyafetlerin cinsiyeti yoktur ve asla da olmayacaktır. Herkes ne severse, kendine ne yakıştırırsa onu giymeli ve yapmalı. Kız olduğu için ev işlerinde annesine yardım etmek zorunda olmak, erkek olduğu için fiziksel olarak ağır işlerde çalışmak zorunda olmak, kadın olduğu için illa feminen giyinmek zorunda olmak, erkek olduğu için feminen şeylerin f'sine bile yaklaşamamak... Biz insanlar, gelişen ve ilerleyen canlılarız. 1000 sene öncesinin zarar veren öğretilerinden arınmamızın zamanı geldi de geçiyor bile. Sonuçta topuklu ayakkabı ilk erkeklerin kullanması için üretilmemiş miydi? Demek ki her cinsiyet her şeyi yapabilirmiş. Herkes birbirini rahat bırakırsa gerçekten daha iyi bir dünyaya kavuşacağımıza eminim. Çünkü gerçekten toplumda rahatsız insan çok. Durup durup acaba şu insana ne yapsam da rahatsız etsem diye düşünen insanların var olduğunu düşünüyorum. Sen neden kırmızı değilsin de beyazsın diye birbirini rahatsız eden insanlarla dolu dünyamız. Bu konuda zorbalık yapan insanların kendini daha çok zorladığını düşünüyorum. Çünkü bir fikre ya da bir takıya, dövmeye kin besleyip bu kin güdülenmesiyle harekete geçmek yorucu olmalı. Uzun lafın kısası hepimiz bir kere dünyaya geliyoruz ve bugünden itibaren birbirimize kin besleyip, hem karşımızdakini hem de kendimizi kısıtlamak yerine özgürce yaşamaya gayret edelim. Hobilerimize odaklanıp ve kişisel hayatımızı zenginleştirelim. Hepinize nefretten arınmış, huzurlu hayatlar dilerim.
Hepimiz orijinal sanatçısından dinlediğimiz şarkıların cover versiyonlarını dinlemeyi severiz diye düşünüyorum. Cover versiyonlar sayesinde bazılarımız yeni sanatçılar keşfeder, bazılarımızın ise favori iki sanatçısı bir şarkıda buluşur. Haliyle bu olay müzik sever arkadaşlarımızı daha çok heyecanlandırır. Bazı coverlar orijinalini aratmasa da, bazı coverlar, coverı yapan sanatçının yorumuyla daha da zenginleşir. Benim de aralarında severek dinlediğim ve size bu içeriği hazırlarken araştırmalarım sırasında keşfettiğim birkaç sanatçının kendi yorumuyla oluşturduğu coverları paylaşmak istedim. Hepinize bol bol müzikli günler dilerim. https://www.youtube.com/watch?v=-cyS2lchEFo&list=PLYSNkjxEmspBmDZpgMbWHi7Vy9bNOinbl&index=3 Jisoo Park ya da sahne adıyla NIve, Güney Koreli bir şarkıcı-söz yazarı, yapımcı ve bestecidir. Bu şarkıyı K-pop olan EXO grubunun güçlü vokollerinden CHEN'in ilk mini albümü "April, and a flower" için yazıp bestelemiştir. Orijinal halini dinlemek isterseniz; https://www.youtube.com/watch?v=JrOrlhjIYVk https://www.youtube.com/watch?v=fn_6i7Wed-c&list=PLYSNkjxEmspBmDZpgMbWHi7Vy9bNOinbl&index=5 Bu cover, sesiyle bizi Norveç dağlarında özgürce koşuyormuşcasına hissettiren Aurora Aksnes'in kendine has Ariana Grande yorumuyla huzura kavuşmak isteyenlere gelsin. Orijinal halini dinlemek isterseniz; https://www.youtube.com/watch?v=kHLHSlExFis https://www.youtube.com/watch?v=Sxe9_meIz8U&list=PLYSNkjxEmspBmDZpgMbWHi7Vy9bNOinbl&index=5 Nottingham, İngiltere'de doğan 28 yaşındaki şarkıcı ve söz yazarı Jake Bugg, kendi tarzından çok uzak olan Dua Lipa'nın pop müziğinin hitlerinden biri olan, Be The One şarkısını bakın bir de Mr. Bugg'ın kendi tarzından dinleyelim. Orijinal halini dinlemek isterseniz; https://www.youtube.com/watch?v=-rey3m8SWQI https://www.youtube.com/watch?v=tXEbk5Y3NRA&list=PLYSNkjxEmspBmDZpgMbWHi7Vy9bNOinbl&index=8 Bence Jake Bugg'a bir coverla doyamayız diye düşünüyorum. Bu da bonus Jake Bugg içeriği olsun. Orijinal halini dinlemek isterseniz; https://www.youtube.com/watch?v=wXhTHyIgQ_U https://www.youtube.com/watch?v=lE_LS7mHBJo Hazır "Circles"dan devam ediyorken, 2010-2015 yıllarını sallayan One Direction grubu üyesi ve 2016'da diğer grup üyeleri gibi solo kariyerine başlayan Niall Horan'dan da bu covera bakmanızı öneririm. Orijinal halini dinlemek isterseniz; https://www.youtube.com/watch?v=wXhTHyIgQ_U https://www.youtube.com/watch?v=eM_FR7I2Ttw One Direction'ın bir diğer başarılı üyesi Harry Styles, idolü ve İngiliz-Amerikan rock grubu Fleetwood Mac'in vokalistleri Lindsey Buckingham ile Stevie Nicks'in buluşması. Orijinal halini dinlemek isterseniz; https://www.youtube.com/watch?v=kBYHwH1Vb-c https://www.youtube.com/watch?v=RWjnC8HSRdU Country ve County pop tarzının kraliçelerinden biri olan Dolly Parton'un hitlerinden birini, daha çok R&B/Soul ve Hip-Hop/Rap tarzında şarkılarını dinlediğimiz 23 yaşındaki genç yetenek Lil Nas X'ten hiç dinlemiş miydiniz? Dinlemediyseniz buyurun bağlantıya. Orijinal halini dinlemek isterseniz https://www.youtube.com/watch?v=Ixrje2rXLMA https://www.youtube.com/watch?v=hpiw3cDWmvc <blockquote class="embedly-card"> </blockquote> Bu da sevgili okuyucularımıza benden bir bonus olsun. Pop müziğinini kraliçelerinden biri olarak anılan Lady Gaga'nın pop dışında, jazz ve rock gibi önemli genre'ları da güçlü sesiyle seslendirebildiğinin kanıtı niteliğinde. Orijinal halini dinlemek isterseniz; https://www.youtube.com/watch?v=TK0Vdb1RUCk <blockquote class="embedly-card">İyi dinlemeler 🎶</blockquote>
Bugün başkenti Vilnius, nüfusu 2.9 milyon (2019) olan Baltık ülkesi Litvanya'dan bahsedelim. Eğer şöyle az nüfuslu kafa dinleyeceği, düzenli, aynı zamanda diğer Avrupa ülkelerine rahatlıkla girip çıkıp hem de diğer Avrupa ülkelerine kıyasla daha ucuz bir yaşam sürmek istiyorum diyenlerin adresi kuşkusuz Litvanyadır. Eski Sovyetler'e rağmen dilleri koruyarak, onu dünyanın en eski Hint-Avrupa Ailesi dili statüsüne getirmişlerdir. Para birimi euro olan bu ülkede 0.25 euro'ya 500gr. ekmek, 0.60 euro'ya 10'lu yumurta, 0.75 euro'ya 1 lt. süt ve 0.30 euro'ya 5 lt. su alabilirsiniz. Gezmek ve öğrenci olmak için çok ideal olan bu ülke dünyada en hızlı halka açık internete sahiptir. <blockquote>"Kuzeydoğu Avrupa’da yer alan Litvanya, kuzeyden Letonya, güneyden Polonya ve Belarus ile çevrilidir. Batısında ise Baltık Denizi ile Rusya’nın sınır ötesi toprağı olan Kaliningrad Oblastı yer almaktadır." (insamer, 2022)</blockquote> Öğrenci bileti ile 2.40 euro'ya trenle başkent Vilinus'tan ülkenin en büyük ikinci şehri Kaunas'a keyifli bir yolculuk yapabilirsiniz. <img class=" wp-image-38818 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/1280px-Vytautas_the_Great_Bridge_from_hill_Kaunas_Lithuania_-_Diliff-300x200.jpg" alt="" width="716" height="477" /> Litvanya'lılar için basketball ikinci din gibi bir şeydir. Kaunas merkezli basket takımı Žalgiris, Lietuvos krepšinio lyga (LKL, Litvanya Basketbol Ligi)'nde mücadele etmektedir. Eğer Basketbol sporunu ya da herhangi bir sporu seviyorsanız, Kaunas'a uğrarsanız Žalgiris'in maçlarına gitmeyi ihmal etmeyin derim. <img class=" wp-image-38820 aligncenter" src="https://dergio.com/wp-content/uploads/2022/08/kaunas-castle-1-300x199.jpg" alt="" width="773" height="513" /> Eğer ben deniz insanıyım diyorsanız, sizin için de önerim var merak etmeyin. Ülkenin güneyinde, Baltık Denizinin kıyısında bulunan ve Litvanya'nın tek limanına ev sahipli yapan, Klaipėda şehri tam sizlik. Balıkçılıkla uğraşan bu şehirde gezilip görülecek güzel kiliseler, doğa manzaraları ve deniz müzesi eminim ki keyfinize keyif katacaktır. Yorgunluğunuzun acısı da Klaipėda Plajı'nda çıkarabilirsiniz. Benim için Litvanya'ya gidip de görmeniz gereken en önemli 2 yer mevcuttur. İlki Kaunas Kalesi. Bugüne kadar Rus İmparatorluğu, Alman İmparatorluğu, 1918-40 yılları arası Litvanya, Nazi Almanyası ve 1990'dan bu yana tekrar Litvanya'ya ait olan bu kaleyi ziyaret ettiğinizde tüm tarihi hissedebileceksiniz. İkinci önermek istediğim yer ise Hill of Crosses (Haçlar Tepesi). Šiauliai şehrinin yaklaşık 12 km kuzeyinde bulunan bir hac bölgesi olan bu yerin çok anlamlı ve bir o kadar da hazin bir hikayesi var. Eski Güney Avrupa siyasi yapısı 1918'de yıkıldığında, Litvanya tekrardan bağımsızlığını ilan eder ve insanlar buraya ülkeleri, sevdikleri ve ülkelerinin huzuru için dua etmeye gelirler. 1918'den beri dua etmeye gelen insanlar büyüklü küçüklü bir sürü haç bırakarak burayı oluşturmuştur. Oraya gelenlerin, haçların düzenini bozmaması da dünyaya bir saygı edinimi olarak akıllara kazınmalı. <img class=" wp-image-38823 aligncenter" src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/Da6Pew9WAAYjp2f-300x204.jpg" alt="" width="652" height="443" /> Son olarak QS Dünya Üniversite Sıralamaları (QS World University Rankings)'a göre dünyanın en iyi üniversitelerinin %3'üne giren Vytautas Magnus Üniversitesi'ni konuşalım. Kaunas ve Vilinus'ta fakülteleri olmasının yanında 40'dan fazla lisans ve yüksek lisans bölümü, 11.000 tane (%10'u uluslararası öğrencilerden oluşmak üzere) lisans ve yüksek lisans öğrencisine sahiptir. Litvanya ve yurtdışı ülkelerle beraber 18 tane Doktora programı verilmektedir. Dünya çapında Türkiye'yede de birçok üniversite dahil 500 partner üniversiteye sahiptir. 30 farklı dil derslerine sahip olan bu üniversitede Türkçe de öğretiliyor. Mentor sistemi ve ESN çalışmaları çok aktif olan bu üniversitede yolunuzu bulmamanız neredeyse imkansız. Çok sevecen ve yabancılara açık olan bu okul Avrupa'da okunacak en güzel üniversitelerden birisi olabilir. Gezilecek, görülecek yerler ve yapılacak birçok etkinliğe ev sahipliği yapan bu canlı ülke, Avrupa'da yaşamak, gezmek ve okumak isteyenler için harika fırsatlar sunuyor. Eğer aklınızda Litvanya diye bir ülke yoktuysa biraz sizi bilgilendirdiğimi umuyorum. Umarım bu yazımdan sonra, bu güzel ülkeyi gezme ya da yaşama fırsatı bulursunuz. Tüm okuyucularıma güzel günler diliyorum.
2008 yılında Just Dance teklisi ile çıkış yapan ve o günden bu yana dünyayı kasıp kavuran Lady Gaga, 4 sene sonra Chromatica Ball adlı dünya turu ile adını tekrar altın harflerle yazdırmaya geri döndü! COVID-19 yüzünden 2 kere ertelenmesinin ardından 17 Temmuz 2020, Düseldorf'ta Chromatica Ball'ın ilk konserine çıkan şarkıcı, Londra, İngiltere'de 2 kere olmak üzere 5 ülkede 6 konser verdi. Şu ana kadar verdiği Düseldorf, Almanya; Stokholm, İsveç; Saint-Denis, Fransa; Arnhem, Hollanda; Londra, İngiltere konserlerinde tüm biletleri satan şarkıcı, Jazz ve Enigma showlarının ardından tekrar Lady'den Gaga haline dönmüş gibi görünüyor. 2 sene önce yayınladığı Chromatica albümünün dünya turuna çok uzun bir süreyle hazırlandığı her halinden belli oluyor! Tur ilk önce 6 farklı tarihle 2020 yazında yapılacaktı ama COVID-19 nedeni ile ertelenmişti. Şu anlık 20 konser listelenen Chromatica Ball Tur'un 6 tanesi Avrupa'da, 12 tanesi Kuzey Amerika'da ve 2 tanesi Asya'da olmak üzere 4 ayağa sahip. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/1410172065-800x533.jpg" alt="Lady Gaga, Chromatica Ball in Dusseldorf (2022)" width="736" height="490" /> Gaga Chromatica Ball'ın sahne tasarımında brütalistik mimari, materiyaller, yapılar, yavanlık ve şeffaflıktan esinlendi. Kendisine ve sanatına gerçekten vahşi ve sert bir bakış eklemiş oldu. Saydamlık ve sanat ile bir hikaye anlatmak istediğini ifade etti. O yüzden bu show her zaman sevmiş olduğum sanat, moda, dans, müzik, teknoloji, şiir ve tüm bunların beraber buluşmasını barındırıyor. diye sahne aksiyonlarını anlattı. Ayrıca turun, "kederin birçok farklı yanını, evresini ve hayatımda deneyimlediğim manik enerjiyi belgeliyor." diye de ekledi. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/lady-gaga-chromatica-ball-1-800x450.jpg" alt="Lady Gaga, Chromatica Ball (2022)" width="723" height="406" /> 4 perde ve finalden oluşuyor. Dinamik görüntüler, hikaye anlatımı ve Gaga'nın yaratıcılığı, Perde Arası kısa filmlerde belli oluyor. Konserin en sonunda ise aksiyon drama tarzındaki Top Gun: Maverick (2022) film müziği olan "Hold My Hand" soundtrack'ini söyleyerek hayranlarını büyük şoka uğrattı. Şarkıyı ilk kez canlı dinleyen Little Monster'lar konserde duygusal anlar yaşadı. Son olarak "Hold My Hand"in yazarlığını ve yapımcılığını Lady Gaga ve BloodPop üstlenirken, Bejamin Rice da ek yapımcılığını üstlenmiştir. <img class="aligncenter snax-figure-content attachment-large " src="https://cdn.wonder.tr/sites/dergio/media/2022/08/chromatica-1_0.jpg" alt="Lady Gaga, Chromatica Ball (2022)" width="772" height="434" /> <span style="font-size: 16px;">Daha turun başındayız ama her yaptığı işte kendisini yenileyen Lady Gaga, ileriki tur tarihleriyle de tüm dünyayı şaşırtacağına inanıyoruz.</span>