içinde

Uzm. Psk. Dan. Adem Gültekin ile Deprem Sonrası İyileşme Süreci Üzerine

6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen ve Türkiye tarihinin en büyük depremi olan Kahramanmaraş merkezli depremin üzerinden bir aydan uzun bir zaman geçmesine rağmen kalbimiz ve ruhumuz hala o gündeymiş gibi hissediyor ve normalleşme süreci üzerine düşünüyoruz. Düşündükçe aklımızdaki soru işaretleri artıkça da kendimizi bu süreçte kaybolmuş hissediyoruz. Siz de bu durumdaysanız merak etmeyin, Uzman Psikolojik Danışman Adem Gültekin ile aklınızdaki soru işaretlerini gidermek için bir araya geldik ve cevaplara ulaşma yolunda bir adım daha attık. Bizi kırmayıp vakit ayıran sayın Adem Gültekin’e Dergio ailesi adına teşekkürlerimi sunarım.

  • Sizi tanımayan ve daha yakından tanımak isteyenler için kendinizi kısaca tanıtıp hangi alanlarda çalışmalar yaptığınızdan bahseder misiniz?

Ben uzman psikolojik danışman Adem Gültekin. Aile ve evlilik danışmanlığı, cinsel terapi, oyun terapi ve eğitim danışmanlığı alanlarında hizmet veriyorum aynı zamanda diksiyon eğitmeniyim.

  • 6 Şubat tarihinde yaşadığımız ve gerek fiziki gerek psikolojik sarsıcılığını hala koruyan Kahramanmaraş merkezli büyük depremin ardından her yaş grubu ciddi anlamda etkilendi. Bu süreçte maddi birliğe ek olarak manevi olarak da bir arada olmaya devam ederek yaralarımızı sarabileceğimizin altı sık sık çiziliyor. Sizce bu dönemi olabildiğince az yarayla geçirebilmenin mümkün olduğunu düşünüyor musunuz, eğer öyleyse bunun için ne yapabiliriz?

Evet gerçekten büyük bir felaket yaşandı ve hepimiz çok sarsıldık. Sel felaketi de ayrıca çok üzdü hepimizi .Yaralar birlikte sarılabilir .Elbette deprem öncesi ruh sağlığı, moral seviyesine dönmek zor ama bizim hayata tutunmaktan başka çaremiz yok. Birbirimize maddi manevi destek olarak, birbirimize daha çok sarılarak iyileşebiliriz fakat bu süreci geniş zamana yaymalıyız. Sadece bir iki ay yoğunlaşıp sonra hayatımıza geri dönmek doğru değil.

  • Sınav sürecinin normal şartlarda da başta öğrenciler olmak üzere veliler ve eğitimciler için stresli bir süreç olduğu tartışmasız bir gerçek. 2020 yılındaki pandemi sürecinin ardından bu sene büyük bir deprem felaketi ile karşı karşıya geldik ve sınav iptalinin olmayacağı ancak öğrencilerin bazı konulardan muaf tutulacakları duyuruldu. Psikolojik olarak oldukça yıpratıcı bir süreç içerisindeyken bir öğrenci koçu olarak özellikle sınav senesinde olan öğrencilere neler önerirsiniz?

Ben sınav konularının azaltılmasını çok güzel ve doğru bir karar olarak gördüm. Lakin keşke sınav tarihleri de ertelenebilseydi. Psikolojik olarak toparlanma süreci en az iki ay sürüyor. Deprem psikolojisindeki gençlerle diğer gençlerin aynı sınavda yarışı adil değil diye düşünüyorum. Gençler ne yapabilir sorusunun cevabına gelecek olursak; eğer çok ciddi kaygı bozukluğu, moral bozukluğu , dikkatlerini verememe veya unutma gibi sorunları varsa bir psikolojik destek almaları gerekir. Aşırı derecede sorunları yoksa şunu hiç unutmasınlar ki zoru başarmak her zaman daha çok haz verir ve daha kalıcıdır. Şartlar ne olursa olsun hayallerinden hedeflerinden vazgeçmesinler. Kaybettikleri yakınları için ve yaşayan sevdikleri için çalışmaya devam etsinler. Bu felakete rağmen kazanmak daha kutsal olacaktır. Yalnız olunca psikolojik olarak tedirgin oluyor, çalışma hevesleri olmuyorsa kütüphane ortamları veya birlikte çalışma seçeneklerini dikkate alabilirler.

  • Okullar ve benzeri sosyal ortamların afet gibi travmatik olayların ardından iyileşme sürecinin büyük bir parçası olup olmadığı üzerine tartışmalar var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Travma etkisinden kurtulup iyileşmenin iki yolu vardır: kişiler arası ilişkiler ve hareket. İnsanın ilacı insandır. Ne kadar çok sosyal ilişki, paylaşma dayanışma olursa o kadar çabuk iyileşilebilir. Hareketten kastım ise meşguliyet olarak da düşünülebilir. Hareket etmek, sorumluluk almak, çalışmak, üretmek gerekir .Okul ve sosyal ortamlarda bunu fazlasıyla veriyor

  • ‘’Normalleşme’’ sürecine istemeye istemeye de olsa girdik diyebiliriz. Normal hayatına geri döndüğü için vicdan azabı çektiğini dile getirenler oldukça fazla ancak hayatın bizi beklemeden devam ettiği de bir gerçek. Bu konuda bir uzman olarak siz ne yapılmasını tavsiye edersiniz?

Hiçbir şey olmamış gibi davranmak bize ters. Yetişme tarzımız, kültürel milli ve manevi değerlerimiz yas tutmayı, acılara saygıyı bize öğretmiştir. Elbette belirli bir süre bu duygu durumu doğaldır ama hayat devam ediyor ve bizim gülmemiz, üretmemiz, hayata katkı sunmamız gerekiyor. Bizim ağlamamızın depremzede kardeşlerimize katkı sağlamayacağı gibi gülmemiz de zarar vermez. En derin acılar kapandı şimdiye dek, bu da eninde sonunda kapanacak. Bu nedenle hayata dönmek ama yaşananları da unutturmamak gerek.

  • Herkesin duygularını ve yasını yaşama şeklinin kendine özgü olduğunun çokça kez altı çizildi. Kendimize benzer tepki veren insanları daha iyi anlarken farklı tepkiler verenlere genellikle anlam veremiyor ve istemeden zarar verebiliyoruz. Bu gibi durumlarda nasıl bir yol izlememiz gerekir?

Herkes farklıdır. Bireylerin ortak sevinç ve keder anları gibi kendilerine özgü tarzları da çok doğal. Biz başkalarını yargılama, yorumlama yerine kendimize bakmalıyız. Vicdanın sesi dinlenirse el alem ne derin bir önemi yoktur. Saygı, her durumda olduğu gibi bu durumda da esas olmalıdır.

  • Şu sıralarda gündemde olan bir başka terim olan yas cahilliğine değinmeden geçmeyelim. Özellikle belli bir yaş üstündeki insanlardan çokça duyduğumuz ‘’buna da şükür, çok daha kötü durumda olanlar da var’’ gibi cümlelerin iyi niyetle de söylenmiş olsa aslında başka bir yara açabileceği üzerine uyarılar yapılıyor. Kültürümüzde şükretmek büyük bir yere sahip ancak böyle anlarda birine şükretmesini söylemek ne kadar doğru?

Deprem şoku ve üzüntüsü yaşayanların duygu boşalımı esnasında isyan, kabullenmeme ve öfke olabilir. Allah’a, devlete, kendine isyan ederken şükret demek öfke seline neden olur. Şükür insanın içinden geldiğinde güzeldir. Böyle durumlarda ellerini tutalım, sarılalım, yardım edelim, konuşalım ama haline şükret, ya şöyle olsaydı muhabbetine girmeyelim.

  • 26 Şubat akşamı Vodafone Park’ta oynanan Beşiktaş- Antalya Spor maçında Beşiktaş tribününden afetzede çocuklara gönderilmesi üzere sahaya atılan binlerce peluş oyuncak atıldı. İçimizi ısıtan ve yoğun bir duygu seline kapılmamızı sağlayan bu eylem sayesinde çocuklar için oyuncağın ve oyunun yerinin başka olduğunun bir kez daha altı çizildi. Çocuklar için oyunun önemini bir de sizden okuyabilir miyiz?

Beşiktaş taraftarı hepimizi hem ağlattı hem sevindirdi. Aynı zamanda bir spor spikeri olarak o anları canlı anlatmak isterdim. Oyun çocuğun dilidir .oyuncaklar ise kelimeleridir. Çocuk travmanın etkisini oynayarak, kurduğu temalarla dışa vurabilir. Oyun terapisi, masal terapisi seçenekleriyle ve resimlerle çocukların iyileşmesi, kendini ifade etmesi sağlanabilir.

Editör: Fatih Düz – 20.03.2023

Bu içerik hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorum yapabilir, oy kullanabilir ya da tepki seçebilirsiniz. Gönderinizi oluşturun!

Rapor Et

Ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

    Anadilimiz Beyin Yapımızı Nasıl Etkiliyor?

    Gestalt Terapisi | Anı Yaşamayı Öğrenmek