içinde

Sosyal Medya ve Yalnızlık Çelişkisi

Günler, haftalar ve yıllar geçtikçe sosyal medyaya karşı kullanım oranı, buraya harcanan süre artmaktadır. Sosyal medyayı öyle kullanıyoruz ki; insan türünün canlılığını kaybetmeye başladık. Twitter’da, Facebook’da, Instagram’da… Daha birçok dijital ağda hep varız, varlığımızı sürdürüyoruz. Hayatın canlılığı, gerçekliği küçük ekranların içine sıkışmış durumda.

Bireycilik, yalnızlık, kahramanlık adı altında bizlere kendimizi iyi hissettirilmeye çalışılıyor. Batı kültürünün bir oyunu da insanlara “bireycilik kültürü” sunmasıdır. İnsanlara kendi yaşadığı hayattan daha güzel bir dünyanın da aslında var olduğunu, kişinin dünyasının sadece tanıdıklarından ve çevresinden ibaret olmadığı aşılanıyor. İnsanlar sosyal medyada güzel ve hız odaklı hayatlar yaşadıkları yanılgısına kapılıyor. Bir nevi “Rüyadaki Dünya”yı sunuyor sosyal medya. Facebook’da güzel ev mobilyası reklamının tanıtımını gören kadın, kendi koltuk takımına itici gözlerle bakmaya başlıyor; ya da 2007 model Doblo marka araba sahibi biri, yeni çıkan TOGG arabasını görünce, kendi arabasına burun kıvırıyor. Böyle olunca istek ve memnuniyetlerimizi sınırlandıramıyoruz. Yenilikleri ve farklılıkları gördükçe biz de onlar gibi farklı ve yeni olmak istiyoruz. Gerçeklikten ve doğruluktan kopup istek ve arzularımıza direksiyonu devrediyoruz. Peki bunun önüne geçmek mümkün mü?

İnsan davranışlarının sebep ve sonuçları zamana, mekana ve duruma göre farklılık gösterir. Bu olağan bir şeydir. Ancak istek ve arzularımız gerçeklikten uzaklaşır, anlık duygu doyumlarına yerini bırakırsa o noktada kırılma gerçekleşir. İstediğimiz nesneye, kişiye ve hayale ulaşamamak direncimize, motivasyonumuza negatif etki eder. Bunun sonucu da sağlık sorunlarına yol açacak noktalara gidebilir. Özellikle dijital çağ, bizi yalnızlık kapanına sürüklemekte, bundan hoşnut olmaya itmektedir. Hayatın akışına ve hızına geç kalan insan kendini yalnız ve mutsuz hissetmeye başlıyor bir süre sonra.

Geçenlerde Elon Musk önce Twitter’ı aldı, ardından “Mavi Tik” uygulamasını ücretli olarak kullanıcıların hizmetine sundu. Twitter kullanıcılarının bazıları o, sözümona “avantaj”dan faydalanmak için harekete geçti. Peki bu ücreti ödemeyenler ne olacak? Mutsuz ve gündeme yetişemiyor mu olacaklar? İşte Elon Musk, Twitter’ı özelleştirmeye giderek insanların bu duygulara kapılmasına yol açtı. O ücreti ödemeyenler ya da ödeyemeyenler merak ve heveslerinin kurbanı olmayı seçtiler. Tabii bunu böyle düşünmeyen, yeniliğin kendilerini ilgilendirmediğini, konunun kendilerine dokunmadığını düşünen insanlar da yok değil. Her ne kadar tercih meselesi gibi aynadan gözüküyor olsa da günümüz dünyası ve yalnızlık algısının boyut değiştirdiği düşünülünce olayın boyutu da değişmektedir. Örneğin Mavi Tik uygulamasının fiyatı 8 dolar. Yani Türk Lirası cinsinden 148 TL civarı oluyor. Peki bu Mavi Tik’in başlıca özellikleri neler:

  • Abonelik alan kişiler dolandırıcılığa karşı yanıtlarda, bahsetmelerde ve aramada öncelikli olacak.
  • Diğer kullanıcılara göre de daha uzun videolu paylaşımda bulunabilecekler.
  • Mavi tik alan kişiler, almayan kişilerin yarısı kadar reklam görecek.

Elon Musk bir de bu ayrıcalığa sahip olmak isteyen Twitter kullanıcılarından birtakım beklentileri de sunuyor. Onlar da şunlar:

  • Profil resminiz olmalı.
  • Kapak resminiz olmalı.
  • Tam adınız olmalı.
  • İnternet siteniz ekli olmalı.
  • Doğrulanmış telefon numaranız olmalı.
  • Doğrulanmış e-posta adresiniz olmalı.
  • Paylaşımlarınız herkese açık olmalı.
  • Son 6 ay içinde hesabınıza giriş yapmış olmalısınız.
  • Hesabınız son 12 ay içinde Twitter kurallarını ihlal ettiği için kısa bir süre bile olsa kilitlenmemiş olmalı.

Yukarıda sayılan özellikleri dikkate aldığımızda aslında kulağa pek de korkunç ve bizden bir şey almıyormuş gibi gözükse de; bizlerden çok şey götürdüğü bir gerçek. Kendimizi Mavi Tik uygulamasına bağımlı, onsuz bir Twitter düşünemez yanılgısını taşıyoruz. İçimizde kendimize engel olamadığımız duyguların esiri oluyoruz. Tereddüt, yalnızlık, habersiz kalma, geç kalma… Bunlardan sadece bazıları. Kendi iç dünyamızın zenginliklerini bırakıp dışarıdan gelen iletilerle mutluluk arıyoruz. Sadece Twitter’la da yalnız kalmıyor bu; diğer sosyal medya hesaplarında da kendi reklamımızı yapıyoruz.

Sosyal medyanın bizi daha çok insanlarla buluşturması, farklı insanlar ve kültürleri tanıtmak için köprü olması gerekirken; artık birbirimize sınırlar çizmeye, set çekmeye başladık. “Küresel Köy” artık yordamlanarak “Ben Merkeziyetçilik” olarak hizmet vermektedir. Diğer insanlarla iletişim kuruyor, enformasyon alışverişi içindeymiş görüntüsü olsa da hepimiz kendi çıkarlarımız doğrultusunda insanlarla kaynaşmaya çalışiyoruz.

Artık eskisi gibi bayramlarda, düğünlerde, hasta ziyaretlerinde bulunmak için fiziksel temaslar, yolculuklar yapmaktan kaçınıyoruz. Onun yerine sosyal medyanın bize sunduğu WhatsApp, Telegram, Facebook uygulamalarını kullanarak görüntüye, sese dayalı iletişimi tercih ediyoruz. Dünya’da sadece 24 saatliğine internete dayalı iletişim ağlarının kesintiye uğradığını düşünelim. Ne olurdu? Hepimiz için hayat durma noktasına mı gelecekti? Peki neden? Cevabı basit: Hepimiz duygularımızı ve zihnimizi cihazların eline bıraktık. Kendimizde olan zihinsel ve fiziksel becerilerin sınırını aşmak için hareket etmiyoruz. Bu da kendimizi yalnızlık hapsinde hissetmemize sebebiyet veriyoruz. Anakontrolü, otokontrole tercih ediyoruz. İşin sonunda kendimizi çıkmaz sokağa girmiş buluyoruz. Bunun önüne geçmek için ne yapabiliriz. Gelin buna bakalım:

  1.  İletişimi olabildiğince yüz yüze yapın.
  2. Telefon veya internetinizdeki kullanım sürelerinizi filtreleyin.
  3. Kısa mesafeler için yürümeyi, uzun mesafeler için de otobüs veya trenleri tercih etmeye özen gösterin.
  4. Konuşmalarınızı yaparken dokunma, sarılma, yardım etme faaliyetlerinize daha çok yer vermeye çalışın.
  5. Dijital iletişim yerine görsel iletişimden faydalanın.

Günümüz dünyasında dijital dünyadan tamamen kopmak mümkün değil olarak görülüyor. Buna rağmen sınırlamalar koyabilir, fazlalıklarımızı dışarı atabilirsiniz. Sadece dijital dünya üzerinden kendimize tanımlamalar ve değerlendirmeler yapamayız. Hayatın doğallığı, kuşların sesi, şelaleden gelen su sesleri, kuşların cıvıltısı, yağmurun sesi… Hayatın doğal akışında da fark etmediğimiz, kulak ardı ettiğimiz o kadar büyük mutluluk kaynakları var ki; belirli kalıplara sıkışıp kalmamız buna engeller koyuyor. Bundan sıyrılmanın yolu da sosyal medyayı hayatımızda ihtiyaç olarak görmekten kurtulup onu yardımcı olarak görmektir. Yalnızlık, dış dünyamızdaki nesnelere yüklediğimiz anlamlarda değil, kendi iç dünyamıza yaptığımız yatırımlarda gizlidir.

Editör: Doruk Adakoğlu – 14.11.2022

Bu içerik hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorum yapabilir, oy kullanabilir ya da tepki seçebilirsiniz. Gönderinizi oluşturun!

Rapor Et

Uzman

Furkan Toprak tarafından yazıldı

1999 yılında Mersin'de doğdum. 22 yaşındayım. Çukurova Üniversitesi İletişim Bilimleri 2. sınıf öğrencisiyim. 2018 yılında Harran Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazanmıştım; devam edemedim. Ardından bir süre bekleyip Çukurova Üniversitesi'nde İletişim Bilimleri bölümüne kaydoldum. Küçükken bir trafik kazası geçirdim. Bu durum sağlığım açısından fizikdel gelişimimi olumsuz etkiliyor. Hedefim bu sitede yazılar yazarak, fotoğraflar paylaşarak farkındalık yaratmak olacaktır.

Makale YazarıYorumcuÜyelik Yılı

Ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

    Haftanın Astrolojik Yorumları ve Tarot Kartları | 14 Kasım – 20 Kasım

    Abisinin En Yakını, Babasının Prensesi, Kuzey Kore’nin “Potansiyel Lideri” Kim Yo Jong Kimdir?