içinde

HavalıHavalı MuhteşemMuhteşem

Genç Tunç Çağı Batığı: Uluburun Batığı’na Bir Bakış

Tarih hakkında bilgiler yalnızca tarih kitaplarından öğrenilmez. Eski yaşamış toplumların toprak ya da sular altında kalmış yerleşim yerlerinin keşfedilmesi, ölülerini nasıl gömdüklerinin resimleri ve daha birçok görsel ve somut bilgi ile de tarih öğrenilir. Bu keşifler ve buluntular tarihin bilinmesi açısından çok önemli olmakla birlikte aynı zamanda da tarihi öğrenmeyi ilginçleştirir ve sevdirir.

Deniz ve okyanuslar ise insanlık için her zaman büyük bir gizem olmuştur. Bu büyük su kütlelerinin daha insan eli değmemiş ve muhtemelen de hiçbir zaman değemeyecek bir sürü kör noktaları vardır. Bu kör noktalarda nasıl güzellikler ya da tehlikelerin yattığını bilmek yakın gelecekte mümkün değildir. Bu yüzden deniz ve okyanuslar insanlar, deniz arkeologları ve tarihçiler tarafından her zaman bir merak konusu olmuştur. Denizlerde bulunan gemi batıkları deniz arkeologlarını heyecanlandıran olaylardan biridir. Türkiye açıklarında bulunan en önemli batıklardan biri ise Uluburun Batığıdır.

Peki Uluburun Batığı Ne Zaman ve Nasıl Keşfedilmiştir? Uluburun Batığının Önemi Nedir?

Antalya’nın Kaş ilçesi açıklarında 1982 yazında, Bodrum, Yalıkavak’tan bir sünger dalgıcı olan Mehmed Çakır tarafından keşfedilen Uluburun Batığı, araştırmalara göre tahminen milattan önce 1330 ve 1300 yılları arasından kalma olduğu düşünülüyor. Ticari mallar taşıyan kargo gemisi, muhtemelen Antik Likya’nın güney limanından çıkıp, Yunanistan ana karasına doğru gittiği düşünülüyor. Deniz arkeologları, MS 1984’ten başlayarak on bir sezon boyunca siteyi kazdılar ve antik Tunç Çağı Akdeniz’deki ticaret ve kültürel etkileşim hakkında bir mal ve bilgi hazinesi olan 17 tondan fazla eser buldular.

Batığın Kullanıldığı Tarih

Radyoaktif karbon izotopu tekniği ile ve tanımlanabilir çömleklerle batığının tarihi, MÖ 14. yüzyılın sonları ve muhtemelen MÖ 1330 ve 1300 yılları arasında bir tarihte olduğu düşünülüyor. Malesef geminin bir çoğu kurtulamadı fakat omurga ile kalasın bölümleri ve içinde bulunan toplam mal miktarı, geminin boyutunun yeniden yapılandırılmasına yardımcı oldu. Uluburun Batığının 15 metre civarında uzunluğu, 5 metre genişliği ve 20 ton kargo taşıyabildiği tahmin ediliyor. Gövdesi ve omurgası meşe ağacından armatür ve bağlantılarla Lübnan sedirinden yapılmıştır.

Uluburun Gemisinin Basitleşitirlmiş Çizimi

Batığın Kargosu

Enkazın derinliği (44-61 metre) sayesinde Texas A&M Üniversitesi Deniz Arkeolojisi Enstitüsü tarafından arkeolojik kazı yapılmadan önce yağmalanmamıştı. Bununla birlikte, bu derinliğin bir sonucu olarak dalgıçların enkaz üzerinde harcayabilecekleri zaman sınırlı olduğu için 22.400’den fazla dalışla 17 tondan fazla eser ortaya çıkmıştır. Diğer bir zorluk ise enkazın, kargoyu yaklaşık 250 metrekareye yayan dik bir yamaçta parçalanmasıydı.

Geminin ana kargosu hammaddeydi. En büyük madde, 348’i toplam 10 ton ağırlığında olan bakır külçelerdi. Bunlar, Tunç Çağı Akdeniz’inde yaygın olan şekilleri tanımlayan ‘öküz derisi’ ve yuvarlak topuz şekillerine bürünmüşlerdir. Kurşun izotop analizi, külçelerin saf bakır olduğunu ve Kıbrıs’tan geldiğini ortaya çıkardı. Külçeler, denizdeyken hareketlerini en aza indirgemek için gemi ambarı boyunca dört sıra halinde balıksırtı düzeninde yerleştirilmiş.

Bir sonraki en büyük yük, yine “öküz derisi” veya topuz şeklinde toplamda bir tonu aşan 120 saf kalay külçeydi. Analizler, bu külçelerin aslen Türkiye’deki Toros dağlarındaki madenlerden ve Afganistan’dan ya da yakın bir kaynaktan geldiğini göstermektedir; birçoğunun dörde bölünmüş olması, bunların doğrudan madenlerden alınmadıklarını, daha önce başka yerlerde alınıp satıldıklarını gösteriyor. Şimdiye kadarki en büyük buluntu olan yaklaşık 150 Kenanlı kavanozu sakız ağacı reçinesi vardı. Reçine içindeki polen analizi, bunun İsrail’den geldiğini göstermektedir.

Deniz Yolculuğu

Gemide kullanılan yapım teknikleri, muhtemelen mürettebat tarafından kullanılan çanak çömleklerin analizi ve Suriye-Filistin veya Kıbrıs tipi 24 taş çapanın varlığı, geminin ana limanının Levant’ta, muhtemelen Tell Abu Hawam’da (modern Hayfa, İsrail) olduğunu fazlasıyla düşündürmektedir. Bu liman, söz konusu dönemde özellikle ticarette aktifti ve alandaki buluntular, Uluburun Batığındaki buluntulara çarpıcı bir şekilde benzemektedir.

Bilim insanları geminin batmadan önce batıya doğru yol aldığını ve bu nedenle muhtemelen Likya’da (modern Türkiye) bir limandan yeni ayrıldığı konusunda aynı fikirdediler. Çanak çömleklerin çoğunlukla Kıbrıs tipi olması ve çok az Ege malı olması, Uluburun’un harap haldeyken Likya’dan ayrıldığının ve varmadığının güçlü bir kanıtı olarak kabul edilir. Geminin Ugarit’e hizmet veren güneydeki bir limanı terk etmiş olabileceği, gemideki çanak çömlek yüklerinin çoğunda kullanılan kilin kimyasal analizi ve bunun Minet-el Beida’daki depolarda bulunan mallara benzerliği ile ortaya çıkmaktadır.

Eğer gerçekten gemide antik ticaretin tipik bir özelliği olan, bireylerin Kraliyet Ailesinden gelen ve giden kargoları söz verildiği gibi varışlarının güvenliğini sağlamak için takip eden ya da haberci olarak hizmet veren elit statüde iki Miken vardıysa, Uluburun gemisinin nihai varış noktası Yunanistan ana karası olabilirdi. Kargo o dönem için önemliydi ve eğer Uluburun gemisi bir hükümdardan diğerine hediye ulaştıran diplomatik bir elçilik olsaydı, alıcıyı zenginleştirecek ve önemli bir prestij kaynağı olacaktı. Böylesine değerli bir sevkiyatın nihai varış noktasına ulaşmamasının mali ve siyasi sonuçlarının ne olduğu ancak tahmin edilebilir.

Gemi enkazının nedeni muhtemelen hiçbir zaman bilinemeyecek, ancak enkaz kayalık bir burnun yakınında bulunduğundan, beklenmedik rüzgarların gemiyi bu kayalara sürüklemiş ve böylece batmasına neden olmuş olabileceğini varsaymak mantıklı görünüyor. Gemilerde silahların bulunması, deniz ticaretinin korsanlıkla tehdit edildiğini düşünmemizi sağlıyor, ancak bu geminin kaderi doğanın eliyle belirlenmiş olabileceği görülmektedir. Bu, geminin mürettebatı ve yükü için para ödeyen zengin tüccarlar için bir trajediydi. Fakat bu batık sayesinde arkeologlar ve tarihçiler, eski bölgesel etkileşimlere dair büyüleyici bir içgörüye sahip oldular. Uluburun batığı, arkeolojide geçmişin bozulmamış bir zaman kapsülünün nadir rastlanan olaylarından biridir ve bu durumda Tunç Çağı deniz ticaretine ve onu takip edenlere benzersiz bir pencere sunar.

Editör: Doruk Adakoğlu – 11.11.2022

Bu içerik hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorum yapabilir, oy kullanabilir ya da tepki seçebilirsiniz. Gönderinizi oluşturun!

Rapor Et

Usta

Doruk Adakoğlu tarafından yazıldı

Ankara Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı mezunuyum. Serbest çevirmen, yazar ve editör.

Ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

    Ne Kadar Sabırlısın Testi! Sen De Sabrını Sınamak İster misin?

    İstanbulkart’ın Transfobik Uygulamalarını Konuşuyoruz