içinde

MuhteşemMuhteşem İnanılmazİnanılmaz

İnançlarınızı Sorgulatacak Bir Bilim Kurgu Dizisi | The Leftovers

HBO yapımı The Leftovers dizisi 3 sezondan ve toplam 28 bölümden oluşmaktadır.

The Leftovers, akıllarda sorular bırakarak başlayıp, sorularla devam ettirip, sorularla da sona eriyor. Çünkü “Cevaplar değil, sorular önemlidir.” diyor dizi felsefesinin temelinde.

Bugünkü yazımda izlediğim süre boyunca birkaç kez bırakıp bitirmek için tekrardan izlemeye başladığım dizi olan The Leftovers hakkındaki görüşlerimi paylaşacağım.

The Leftovers dizisinin konusu dizinin geçtiği zaman diliminden birkaç yıl önce, 14 Ekim’de birden bire insanlığın yüzde ikisi dünya üzerinden kaybolur. Nereye gittikleri, kaybolanları kimin veya kimlerin götürdüğü, neden o insanların götürüldüğü, neden o tarihte götürüldükleri kesinlikle bilinmemektedir. Daha önce The Leftovers kadar anlamlı, gizemli, ilgi çekici ve farklı bir dizi izlememiştim.

Dizinin hikayesi, insanlığın yüzde ikisinin bir anda yok olmasından birkaç yıl sonrasında yapılan anma töreninde başlamaktadır. İzlerken fark ederiz ki insanların yok olma meselesi o kadar da basit bir şey değildir. Çünkü önemli olan şey gidenler değil, geride kalanlardır. Geride kalanlar kendilerini bir bilinmezliğin içinde bulmuştur, kendilerini bu bilinmezliğe hapsetmişlerdir. Var olan bu insanlık kendini üç parçaya ayırmıştır. Bu insanların ilk parçasını bu durum karşısında neye uğradığını anlayamayan, yalnızca yok olan yakınlarının ardından ağlamaktan başka yapacak bir şeyleri olmayan insanlardır.

Bu insanların ikinci parçasını ise, Peder Matt Jamison (Christopher Eccleston) önderliğinde büyüyen bir grup oluşturmaktadır. Matt, ayrılanların Tanrı tarafından alındığını düşünüyordur ve ayrılan herkesin kötü birer insan olduğunu kanıtlama peşindedir.

Ve son olarak bu insanların üçüncü parçasını oluşturan “Guilty Remnants” bulunmaktadır. Bir tarikat olan; insanlığın nefret odağını, kinlerini kustukları beyaz giyimli insanlar; aslında bir nevi hatırlatıcılardır bunlar. Onlara göre ayrılanların, ayrılma nedenleri önemli değil, nereye gittikleri önemli değil, onları kimin götürdüğü de önemli değil. “Nefesinizi boşa harcamayın!”, çünkü asla çözülemeyecek bir bilinmezliğin içerisindedirler. Aile diye bir şey yok; olmamalı.

Ne zaman ayrılacağını bilmediğin birine bağlanmanın bir anlamı da yoktur. Bu bir çeşit zihinsel ve duygusal korunma kalkanı olarak düşünülebilir. Bireysel, zihinsel ve duygusal gelişimlerini tamamlayamamış kesimlerde ailenin, yarardan çok zarar getirdiğini hepimiz biliyoruz. Ama Guilty Remnant‘ın düşüncesi bundan daha farklı” diyerek kendi aralarına diğer insanları da katmak için bu sloganlarını kullanırlar.

“Guilty Remnant” nefesini harcamayan, konuşmayan, kimseyle bağ kurmayan, bir grup olup üyesi olan herkes ölüme hazırdır.

Beyaz giyerler, çünkü kendilerini diğerlerinden farklı olduklarını düşündükleri için bu şekilde dolaşırlar. Her zaman iki kişi olarak gezerler, çünkü Tanrının gözlerinin hep üzerinde olduğunu ve yanlış yapmamaları gerektiğini hatırlamaları gerektiğini düşünürler. Ellerinde hep sigara vardır sürekli içerler, çünkü sigara içmenin kaderlerindeki ölümden daha önce ölüm getireceğine inanmazlar ve sigara bunun kanıtını oluşturmaktadır.

Fakat tüm bu inanç bütünlüğüne, tüm bu Tanrı inancına rağmen dünya üzerindeki bilinen herhangi bir dine mensup değillerdir.

Bir “Guilty Remnant” üyesi olabilmek için kişinin tüm yaşamından vazgeçmesi gerekmektedir. Bu bağlamdan yola çıkarak tasavvufçu olduklarını düşünebileceğimiz bu tarikat, Tanrı’dan başka kimseye bağlı değildir.

The Leftovers dizisinden çıkarabileceğimiz en büyük anlam şudur ki: “Her şeyin bir  anlamının olmasına gerek yoktur. Bilmediğimiz şeyleri biliyormuş gibi davranmamıza da gerek yoktur. Umut diye bir şey olmamalıdır, çünkü umut yaşamanızı engeller. Yalnızca olanlar olmuştur ve yaşam garip bir şekilde devam ediyordur.”

Yine söylemekte fayda var, bu dizi gidenleri konu almamaktadır; kalanların mahvoluşuyla ilgilidir. Hiçbir şeyin gerçekliği hakkında emin olmayız, çünkü dizi bize söylediği şeylerin kanıtlarını sunmaz ve göstermez. Sadece bize bir şeyler söyler ve hangisi bizi ikna ediyorsa onu gerçeklik olarak kabul etmemizi bizden beklemektedir.

Diziyi izlerken her izleyicinin kendisine bir gerçeklik çıkarabileceği bir karakter vardır. Şahsen benim dizi hakkındaki gerçekliğim Nora karakteridir. Nora’nın yaşadıkları ve Nora’nın paralel evren gerçekliğidir.

The Leftovers ekranlara veda eden bir dizidir, uzatmak için devam eden bunun uğruna sürdürülen dizilerin geldiği noktayı gördüğümüz zaman, açıkçası The Leftovers’ı tekrar tekrar izleme fikri kulağa, devam etmesinden daha mantıklı gelmektedir.

Kalbinize ve aklınıza dokunacak olan bu hikayeyi ön yargısız bir şekilde izlemenizi tavsiye ederim.

İzlemeyenler için güzel bir tavsiye olduğunu düşünüyorum.

Şimdiden izleyecek olanlara keyifli seyirler dilerim.

Sevgiyle kalın!

Editör: Sümeyye Vurucu – 21.09.2022

Bu içerik hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorum yapabilir, oy kullanabilir ya da tepki seçebilirsiniz. Gönderinizi oluşturun!

Rapor Et

Usta

vitalis tarafından yazıldı

23, intj, 5w6

Makale YazarıYorumcu

Ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

    Talihsiz Şehzade Beyazıt’ın Eşleri

    10

    Çanakkale Tabyalar 🇹🇷