içinde

MuhteşemMuhteşem

En Tehlikeli Duygu: Umut

İnsanlarda sevgi, özlem, cömertlik, fedakarlık, saygı, kin, haset, cömertlik gibi doğal duygular bulunur. Bu saydığımız duygulardan bazıları örneğin, sevginin karakteristik özelliği genellikle yakınlık, kinin ise uzaklaşmadır. Saydığımız tüm bu duygular belli başlı, üç aşağı-beş yukarı belirli tanımlarla ifade edilebilir. Her duygusal kavram tüm insanlarda istisnalar hariç aynı değerlerde anlamlara sahiptir. Ancak diğer duygulardan hem iç içe hem de onlardan bağımsız olarak hareket ettiğini hissettiren bir duygu vardır. O duygunun adı umuttur. Kulağa her ne kadar hoş bir tınısı varmış gibi gelse de bu duygu hem bir o kadar tehlikeli hem bir o kadar da güvenilir gözüken duygudur. Acıyı tatlıyı, güzeli çirkini, doğruyu yanlışı, azı çoğu birbirinin içinde taşıyan kördüğüm gibidir. Peki bu nasıl oluyor? Bugünkü içeriğimizi “Umut” üzerine yazacağız.

Umut çok rüzgarlı bir günde denize açılan bir gemidir. Lokomotifi iyi kullanmak, geminin alabora olması ihtimaline karşın her daim tetikte olmayı gerektirir. İnsanlar her zaman yaşama ihtimaline inanarak umudu içinde taşır. Peki hayatımızın hangi alanlarında umuda daha fazla belimizi yaslarız?

1) Eğitim: Öğrencilik hayatımızda hepimiz sınavlara girer, çıkarız. Bu sınavlara girmeden önce bir çalışma aşamasından geçeriz. Bu aşamada büyük gayretler gösteririz. Sınavlara çalışalım ya da çalışmayalım hepimiz yüzümüzü güldürecek notlar almayı umut ederiz.

2) Sağlık: Hayatımızda öncelikler sıralamasının ilk basamağını oluşturan yapıdır. Çok büyük bir hastalık geçirirken, ilaç kullanırken duyduğumuz acının sıkıntısından kurtulabilmek adına duayla, tedaviyle başımızda bulunan hastalıktan kurtulma umudunu içimizde taşırız. Örneğin kanser olduğumuzda kemoterapi tedavisi görürüz. Bu hastalıkta birçok kere cihazlara bağlanmak zorunda kaldığımız için her cihaza bağlı kaldığımız zamanlarda umutla kablolardan kurtulmayı bekleriz.

3) İş Görüşmesi: Hayatımızın en önemli dönüm noktalarından biri de iş görüşmeleridir. Özellikle de ilk defa gideceğimiz iş görüşmesi için heyecanımız artar, kalp çarpıntısını daha fazla hissederiz. Gece yatağa girer girmez görüşme heyecanımız başlar. Yatakta bir türlü uyku tutmaz. Bir o yana, bir bu yana döner dururuz. Zaman sanki bizim için geçmek bilmez. Sonra iş görüşmesi senaryolarını, “kendimizi iyi hissedeceğimiz şekilde” ümitle hayal ederiz. Bu yüzden ümidin en fazla hissedildiği yaşam deneyim alanlarından biri de iş görüşmesi dönemlerinde gün yüzüne çıkar.

4) Aşık Olma: Bu durum belki de umuda en çok ihtiyaç duyduğumuz dönem olabilir. Erkek veya kadın olalım. Partnerimiz tarafından ne anlam ifade edildiğimizi günümüzün her anında düşünme ihtiyacı taşırız. Hele de eğer ki; partnerimiz tarafından sevildiğimizi biliyorsak umudumuz kat kat artar. Hayallerimizi somut bir taşın üzerine kondururuz. Onunla ilgili gelecekte yapacaklarımızı evlilik, düğün, nişan gibi aşamaların senaryolarını yazarız, beğenmez sileriz. Sonra tekrardan yazmaya devam ederiz. Her yazdığımız senaryoda umudumuz kartopu misali büyüdükçe büyür. Ancak bu umudun bizim için nelere gebe olduğunu bilmeden büyümesine izin veririz.

5) Deprem Enkazları: Hayatımızda hiçbir zaman yakınlarımızın hastalanabileceği, ölebileceği hissini yaşamak istemeyiz. Çünkü ölüm tarifi olmayan bir acıdır. Bu yüzden özellikle deprem haberlerini izlerken, hele de yakınlarımızın olduğu bir yerde gerçekleşen vakaysa umuda sımsıkı sarılmak zorunda kalırız. Ailemizden herhangi birinin enkaz altında olma, ölmüş olabilme, ağır yaralı olabilme ihtimallerini yüreğimiz kaldıramaz diye düşünürüz. Böyle çaresiz kaldığımız noktalarda başımızı umudun omuzlarına yaslarız.

Umut… Masum gibi gözüken, ancak yeri geldiğinde bizleri dipsiz kuyularda bırakan duygu. Rengi, cismi, şekli, kalıbı olmayan duygu. Belki de duygu da demek doğru değildir. Çünkü tüm duyguların kemikleşmiş vücutları varken; umut için tam olarak  kemik yapısından söz etmek mümkün değildir. Bazen somut bir algıyken, bazen de soyutlaşabilen bir kavram. Tam bir değer bulamıyoruz. Bu yüzden de umut tehlikeli bir sözcüktür. Bu yüzden umudun dengesini korumak gereklidir. Umutlarımızı her zaman sulamak ve büyümesini görebilmek dilekleriyle…

 

Editör: Fatih Düz – 11.11.2022

Bu içerik hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorum yapabilir, oy kullanabilir ya da tepki seçebilirsiniz. Gönderinizi oluşturun!

Rapor Et

Uzman

Furkan Toprak tarafından yazıldı

1999 yılında Mersin'de doğdum. 22 yaşındayım. Çukurova Üniversitesi İletişim Bilimleri 2. sınıf öğrencisiyim. 2018 yılında Harran Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazanmıştım; devam edemedim. Ardından bir süre bekleyip Çukurova Üniversitesi'nde İletişim Bilimleri bölümüne kaydoldum. Küçükken bir trafik kazası geçirdim. Bu durum sağlığım açısından fizikdel gelişimimi olumsuz etkiliyor. Hedefim bu sitede yazılar yazarak, fotoğraflar paylaşarak farkındalık yaratmak olacaktır.

Makale YazarıYorumcuÜyelik Yılı

Ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

    Osmanlı Tarihine Ne Kadar Hakimsin?

    Ölümsüzlüğün Sırrı: Yazmak