içinde

MuhteşemMuhteşem

Yürüme Cesaretini Göstermek Düşme Riskini Göze Almaktır

“Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile tek bir adımla başlar.”

(Lao Tzu)

Evde oturduğumuz yerde, okulda sıkıcı bir dersin ortasında dakikalar geçmek bilmezken ya da iş yerinde aşırı yorucu geçen bir günün bitmesini beklerken sıklıkla gündüz düşlerine dalarız. Neler yoktur ki o gündüz düşlerinde! Ne zamandır uzatmalarını oynadığımızı iyi bildiğimiz halde sırf alışkanlıktan sürdürmeye çalıştığımız yıpratıcı evlilikler, dostluklar, meslekler…

Yıllardır özlemle hayalini kurmamıza rağmen ama sırf cesaret eksikliğinden, risk almamak adına ertelediğimiz yeni iş girişimleri, niyet edip edip hiç çıkmadığımız o seyahatler, “Hayır!” kelimesini duymaktan ölesiye korktuğumuz için başlamamış aşklar, arkadaşlıklar ve daha nice kaçırılan, yaşanmamış ve belki hiç yaşanmayacak anılar…

Oysa ki sahiden unutmuş gibiyizdir, yukarıda yazdığım o oldukça basit ama son derece vurucu cümlenin önemini: “Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile tek bir adımla başlar.” Arzularımızı gerçekleştirmek için önümüzde koskoca dağların değil atılacak tek bir adımın durduğunu.

“Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendime bir sahne buldum oynadım, öyle bir rol vermişler ki, okudum okudum anlamadım.” der Friedrich Nietzsche bir şiirinde. Hayata sadece seyirci olarak katılanlarla izlemekle yetinmeyip kendisine bir sahne bulup oynayanların arasındaki ayrımı vurgular. Elimizdeki rolü anlamasak da kendimize bir sahne bulup oynamak değerlidir. Güvenli köşesine çekilmiş, hiçbir şey yapmadığı halde sürekli herkesin hayatına burnunu sokan, falancanın oğlunu filancanın kızını yerden yere vurmaktan çekinmezken aynada kendine dönüp bir bakmayan fazlaca insanla hayatımız boyunca karşılaşırız. Nedir bu insanları bu kadar saldırgan yapan şey diye düşünürüz bazen, kızmak yerine. Aslında resim gün gibi ortadadır. Düşme riskini göze alamayan insanlar yürüme cesareti gösterenlere içten içe imrenmelerine rağmen kendilerine dayattıkları sınırların ötesine geçemediklerinden acılarını böyle dışa vuruyorlardır. Yani, acı çekmektedirler.

Tek bir hayat ve 90’ların popüler dizisi ‘Olacak O Kadar’ın jeneriğinde belirttiği gibi “Tekrarı yok bunun.” Ölüm döşeğindeki insanların çoğunlukla yaptıkları şeylerden değil, yapmadıkları şeylerden dolayı pişman olduklarının gözlemlenmesi boşuna değil.

Öyleyse bugün yürümeyi yeni öğrenen bir çocuğun ilk zamanlarını hatırlamakta fayda var, ne de olsa hepimiz o süreçten geçtik. Önce ayakta tek başına dengede durmakta güçlük, ilk adımı atmakta zorluk, ilk adım sonrası popo üstü düşme ve acı, pes etmedik ve tekrar ayağa kalktık, ilk adımı başarıyla atma, bir sevinç, ikinci adımı atmakta tereddüt derken: “Voila!” Atılan birkaç çekimser adımın ardından başardık! Artık iki ayağımızın üstündeyiz ve düşe kalka yürümeyi öğrendik. Artık yürümeyi ve düştüğümüzde kalkmayı ve yalnızca tekrar ayağa kalma ve bir adım daha atma cesaretini gösterirsek yürüyebileceğimizi biliyoruz ve yürümek çok güzel değil mi?

Nazım Hikmet’in “Yürümek” şiirinden bir alıntı yaparak yazımı sonlandırıyorum:

“Yürümek; yürümeyenleri arkanda boş bir sokak gibi bırakarak, havaları boydan boya yarıp ikiye, bir mavzer gözü gibi, karanlığın gözüne bakarak yürümek!” 

Editör: Ayşe Tunç – 30.08.2022

Bu içerik hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorum yapabilir, oy kullanabilir ya da tepki seçebilirsiniz. Gönderinizi oluşturun!

Rapor Et

Uzman

burcueken tarafından yazıldı

Makale YazarıYorumcuÜyelik Yılı

Ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

    Çocuklarımızı Nasıl Eğitmeliyiz?

    Öğrenince “Yok Artık!” Diyeceğiniz Birbirinden İlginç Hobiler