içinde

Sakarya Meydan Muharebesi Mi, Yoksa Atatürk’ün Dediği Gibi “Sakarya Melhame-i Kübrası (Kan Gölü)” Mı?

Millet hayati tehlikeye maruz kalmıyorsa savaş cinayettir, diyen Atatürk ve her daim onun önderliğinde yurdu düşman işgalinden kurtarmak için elinden geleni değil, imkansızı başaran Türk milletinin yazdığı bir destandır Sakarya.

1921 yılının ağustos ayındayız. Anadolu geçen yıllarda işgallerle, yakıp yıkmalarla, cana kastetmelerle ve daha dile dökülemeyecek zulümlerle boğuşmuşken sonu gelmeyen saldırılardan birine daha hazırlanmaktadır. Gelecek olan yakınsa da halkın böyle büyük bir savunma ve defetme harekatına hazır olup olmadığı herkesin aklındaki en önemli sorulardan biridir. Yine de korkuya yenilmez, millete ve onun azim ve fedakarlığına sonsuz güveni olan komutanlar; bilirler ki Türk milleti elinden geleni yapacak, kaynaklar yaratılacak, yoktan var etmenin yolları bulunacaktır.

Aynı günlerde Yunan ordusu başında General Papulus isimli bir komutan vardır. Bizi Anadolu’dan kovmaya çalışan güya medeni ve hümanist sırtlan kümesi Yunan ordusuna her türlü silah ve mühimmat desteğini verse de komutan ordusunu Anadolu çölüne sokmak istememektedir. Mücadelenin yaşanacağı aylarda kuraklığa, zorlu arazi şartlarına Türk ordusu kadar alışık ve dayanıklı olmayan Yunan askerlerinin galip gelip gelemeyeceği komutanın kafasındaki en büyük sorudur. Ne var ki Anadolu’ya romantik bir gözle bakan Yunanlılar, askerlerinin aldığı dış desteğe de güvenerek oluşturdukları toplumsal baskı ve belki de cahil cesareti ve Türk milletinin ruhundan bihaber olmaları sebebiyle General Papulus’u mücadeleye zorlarlar. Yalnız toplumsal baskı değil, Ankara fatihi olma hayali de kuran Papulus Yunan ordusunun başında Anadolu’da ilerlemeye başlar.

Sakarya’dan evvel kaybedilen Eskişehir-Kütahya Muharebeleri ordunun, halkın ve subayların galibiyete olan inançlarını tereddüte düşürse de 5 Ağustos 1921’de TBMM Başkanı ve Başkumandan olan Mustafa Kemal, silah arkadaşları ordunun Sakarya Nehrinin doğusuna çekilmesine karar verdiler. Böylece muhtemel Yunan askeri saldırısına karşı iki ordu arasındaki mesafe düşmanları daha sağlıklı gözlemlemeye yarayacak, alınacak tedbirler için zaman da kazandıracak olup muharebe daha geniş bir coğrafyaya yayılacaktı.

Mustafa Kemal’in bu dönem söylediği, “Hatt-ı müdafaa yoktur; sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça vatan terk olunamaz. Onun için küçük büyük her cüzütamı (birlik), bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük büyük her birlik ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki birliğin çekilmeye mecbur olduğunu gören diğer birlikler, ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur.” sözler sadece bizim savaş tarihimiz açısından değil, dünya savaş tarihini de derinden etkileyen stratejik bir kararın varlığını ispatlar niteliktedir. Yani ordumuz herhangi bir coğrafi alanı kaybedince savaşı kaybettik diye bozulmayacak, bir geri mevzi kurarak mücadeleye oradan devam edecektir.

Türk ordusunun Sakarya’nın doğusuna çekilmesinin ardından Yunan birlikleri taarruz/saldırı pozisyonu için tam dokuz gün ilerledi ve düşman ilerleyişi kahraman Türk pilotlarımızca imkansızlıklar içinde uçurulan derme çatma uçaklarla harekat karargahına iletildi. Tarihçilerin dediğine göre işte tam da bu dönemde Yunan ordusu taarruz gücünü kaybetti. 14 Ağustos’ta ileri harekata geçen Yunan birlikleri ancak 23 Ağustos’ta Sakarya’nın doğusundaki kuvvetlerimizi tespit edebildiler.

23 Ağustos’tan sonra iki kuvvet arasında çok çetin mücadeleler yaşandı. Kuşatma planı suya düşen General Papulus güçleri 2 Eylül’de Çal Dağı’nı ele geçirerek Ankara’ya 50 km kadar yaklaşmış oldular. General Papulus için muazzam bir başarının anahtarıydı Ankara. Eğer Ankara düşerse Türklerin kuracağı yeni devletin merkezi de işgal edilmekle kalmayacak o meşhur Sevr Antlaşması zoraki imzalatılacak, sadece Yunanlıların emelleri değil, arkalarındaki medeni (!) Avrupalıların da arzuları gerçekleşecekti.

Birliklerimiz Ankara’ya kadar geri çekilmedi ve Mustafa Kemal’in dediği üzere bir hatla Yunan taarruzuna karşı cansiparane savunma ile 2 Eylül’den 9 Eylül’e kadar mücadele ettiler. Bir haftalık bu sürede Yunan kuvvetleri yıpratılmaya ve savunmaya çekilmeye zorlandı. 5. Türk Süvari Kolordusunun Yunan ikmal birliklerine verdiği ağır tahribat sonucunda cephe gerisinden de gerekli yardımı alamayan düşman ordusu savunmaya geçti.

KADER ANI: ARTIK RÜZGARIN YÖNÜ DEĞİŞİYOR.

Mustafa Kemal’in 10 Eylül’de başlattığı saldırı harekatıyla beraber Yunan kuvvetlerinin toparlanması engellenmiş oldu. O gün Çal Dağı geri alındı ve sonraki günlerde 13 Eylül’e kadar Yunan ordusu Eskişehir-Afyon hattının doğusuna kadar çekildi. 13 Eylül’den itibaren çekilen düşman birlikleri süvari ve piyade tümenlerince takip edilse de mühimmat, teçhizat yoksunlukları sebebiyle saldırı durduruldu.

 İNSANLIĞA SIĞMAYAN YUNAN MEZALİMİ

Çekilmeyle beraber Yunan, esas kirli yüzünü gösterdi. Çekildikleri yerlerde yakılıp yıkılmadık yer bırakmadılar. Zulmün her harfini milletimize yaşattılar. İnsanlıktan nasipsiz olduklarını her adımlarında gösterdiler.

Çekilmeleri sonrasında gelen askerlerimiz kullanılacak tek taş bile bulamadılar. Köprüler Türk birliklerinin ilerlemesini yavaşlatmak için patlatılmış, raylar tahrip edilmiş ve insanımızın yokluklarla var ettiği köylerimiz yakılıp yıkılmıştı.

ACININ HER HECESİ YAŞANDIKTAN SONRA…

22 gün ve gece süren savaş, 100 kilometrelik bir alanda cereyan eden savaştan sonra Yunanlılar savaşı kaybetti(13 Eylül 1922) ama ya insan kayıpları…

Türk ordusunun zayiatı; 5713 ölü, 18.480 yaralı, 828 esir ve 14.268 kayıp olmak üzere toplam 39.289’dur. 1 milyonun üzerinde sivil Türk evsiz kaldı. Yunan ordusunun zayiatı ise 3758 ölü, 18.955 yaralı, 354 kayıp olmak üzere toplam 23.007’dir.

1922 Mayıs ayında Yunan Ordusu Başkomutanı General Anastasios Papoulas ve kurmay heyeti istifa etti ve onun yerine Georgios Hatzianestis atandı.

Mustafa Kemal Paşa TBMM tarafından müşir (mareşal) rütbesine terfi ettirildi ve kendisine ”gazi” unvanı verildi.

Editör: Oğuz Yılmaz – 26.08.2022

Bu içerik hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorum yapabilir, oy kullanabilir ya da tepki seçebilirsiniz. Gönderinizi oluşturun!

Rapor Et

Usta

Cihan TELLİ tarafından yazıldı

BELLUM OMNİUM CONTRA OMNES

Makale YazarıYorumcuÜyelik Yılı

Ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

    1. Şimdi de bize onca belgeye ve köylülerin evlerinde bulunan görüntülere rağmen Yunanı sevimli bizi soykırımcı göstermeye çalışıyorlar. Afyon’da belgelerini ve resimlerini görmüştüm. Köylülere kendi mezarlarını kazdırıp içinde öldürüyorlardı ve sonrasında o mezarları yine öldürecekleri kişilere kapattırıp işkence ediyorlardı. Soykırım Türk’e yapıldığında önemli değil zaten hiçbir zaman bize yapılan zulmün hesabı sorulmadı.

    Bilim İnsanları, Jeomühendislik Simülasyonları ile Dünya Soğutma Stratejilerini Değerlendiriyor

    Özgüvenli Olmak İçin Ne Yapmam Gerek?