içinde

Aşure

Sara perdenin köşesindeki yırtığa baktı ancak dışarıyı görmeye hiç heves etmedi.

Yine nemli bir öğlendi. Yaprak kımıldamıyordu. Yılın aşure zamanıydı. Yüzünde saatlerdir kazan başında durmanın verdiği yorgunluk okunan bir kadın, terden sırtına yapışmış elbisesiyle sokakta aşure dağıtıyordu. Sara perde yırtığına bakarak aşure malzemelerini kafasında saymaya başladı.
Balkonu kapatmak istemişti İbrahim, karısının karnı burnunda halini kimse görsün istemiyordu. Onun için yorgan, yastık kılıfı, çarşaf, tüyleri topakanmış battaniyelerini üst üste tıkıştırıp bağladıkları bir yükün en altında dururdu bu perde. Sara bu kalabalık görüntüden hiç hazlanmazdı, evine biri geldiğinde salonun kenarındaki bu tıkışık görüntü onu utandırırdı. İbrahim bu yüzden son taşınmalarında bir ikinci el dükkanından ucuzca bir masa bulup getirmişti. Yükü koyduklarında ileri geri tıngır mıngır ediyordu ancak Sara masanın kısa kalan ayağını küçük bir tahtayla sabitlemişti.

Pirinç, badem, kuru fasulye, fıstık… Sara mutfağa gitti. Dibinde biraz pirinç, biraz bulgur, biraz şeker kalmış üç kavanoza baktı. Tekrardan yavaş  adımlarla ışık görmeyen dar koridordan balkona döndü. Karnı artık iyiden iyiye büyümüştü. Karısının hamile halini kimse görsün istemezdi İbrahim. O yüzden bu perdeyle balkonu kapatırdı. Sara Ahmed’e hamileyken de kapatmıştı. Perdenin köşesindeki yırtık, eğer Sara şanslıysa demir boşluğuna denk gelirdi. İşte o zaman Sara balkonun köşesinde oturur, bütün sokağı, geleni geçeni izlerdi. Bazen de kafasını duvara dayar, sadece konuşmaları dinler, aradan kelimeler seçmeye çalışırdı. Bu yerleştikleri dördüncü evdi. İbrahim birinci senenin sonunda kiraya gelen zammı  ödeyemezdi hiç. Kira vakti yaklaştı mı daha küçük evler, daha dar sokaklar aramaya başlardı. Artık taşınma usulünü öğrenmişti Sara. Bir keresinde de ev sahibi mahalleliyi öne sürmüştü:  “sizin oğlan” demişti ,”geceleri çok ağlıyor, komşular benim kapımı aşındırıyor.” Sara o an Ahmed’i düşündü. Kocaman pırıl pırıl gözlü Ahmed. O hafta diş çıkarıyordu. Çocuk pek bir keyifsizdi. Yoksa hiç ağlamak, kendine şikayet getirmek Ahmed’in yapacağı bir şey miydi?

Eğer dil bilseydi Sara, mahallelilere de aynı böyle söylerdi. Benim oğlum derdi, ilerde çok büyük adam olacak. Ben onun gözlerindeki pırıltıyı biliyorum. Daha bacak kadar boyuyla her şeyi bilirdi Ahmed. Türkçe konuşmayı bile öğrenmişti çat pat. Sonra, Sara bir gün balkonda otururken aşağıdaki çocuklarla Türkçe konuştuğunu  duymuştu Ahmed’in. Kendi kendine göğsü kabarmıştı oğlunun zekasıyla. Yukarı çıktığında da çocuğa kocaman sarılmıştı.

Havada iyiden iyiye bastıran boğucu, yorucu bir sıcak vardı. Sara’nın tülbentinin altından görülen bebe saçlarından boncuk boncuk ter alnına, kaşlarına düşüyordu. Sokaktaki sesleri dinlemeye başladı. Kapının önünde bir kadın aldığı aşure tabağını kendi kabına döküp boş tabağı kapıdaki kadına uzattı. Delikten göz ucuyla tabağın dibindeki aşure kalıntısını gördü Sara. Başını çevirdi.
Sara kafasını yerdeki hasıra koydu. Hasırın sert yüzeyi sırtını acıttı. Karnını ovmaya başladı. Kız olacak demişti doktor, İbrahim’e. İbrahim muayene odasından çıktıklarında karısına söylemişti. Sara o günkü mutluluğunu hala anımsıyordu.

Hamile olduğunu öğrendiği andan beri tek dileği bir kızı olmasıydı. Bundan önce karnında ölen bebeği geldi aklına. İlk gün kanaması gelmişti de İbrahim’in izin gününü beklemişlerdi hastane için. Eve döndüklerinde İbrahim yatağın üstünde sessiz sessiz ağlayan Sara’nın alnından öpmüştü. “Doktor” demişti, “pek bir bakımsız kaldığını söyledi.” İşte o günden sonra Sara’ya evde ağır iş yaptırmamaya başladı. Yorgan indirilecekse, perde takılacaksa bunu İbrahim yapardı. Sara bir an İbrahim’i anımsadı. İbrahim’in eve geldiğini aşağıdaki boyası dökülmüş eski demir kapının ipinin çekilip tıngırdamasıyla anlıyordu. Ceviz, kuş üzümü… bunlar önden sıcak suda bekletilir.

Sara uzandığı hasırdan doğruldu. Hasırın izini sırtında hissediyordu artık. Sıcak bütün yüzünü terletmişti. Avuçlarının içi yapış yapıştı. Belli belirsiz balkonlardan gelen motor seslerini dinledi. Zil çaldı. Ahmed’i mahalle parkına götüren İbrahim’i düşündü. Ahmed bu parkta çok eğlenirdi. Haftada bir gün gittiği bu toz toprağın her saniye havada olduğu, plastik salıncaklı, mevsimlik bibercilerin önünde durduğu bu park, Ahmed’i çok eğlendiriyordu. Hemen gelmezlerdi.

Tülbentini el yordamıyla boynuna attı.

Karnının altında toplanmış eteğini düzeltti.

Ters yönden açılan tahta kapıyı açtı.

Az önce perde deliğinden gördüğü yorgun kadın, eline gülümseyerek bir kase aşure uzattı.

Rapor Et

Taraftar

Nisa Kuvvetli tarafından yazıldı

Hikaye Yazarı

Ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

      21 Haziran Soyadı Kanunun Kabul Edilmesi

      Beyninizi yakacak 10 film