içinde

Türkiye’deki ekonomik kriz, umudumuzu kaybetmeli miyiz ?

Giriş

 Türkiye’de ekonomi her geçen gün daha kötüye doğru ilerliyor ve insanlar doğal olarak oldukça kaygılılar. Pek çok kişi kendine bu ekonominin düzelip düzelmeyeceğini sorup duruyor. Bazılarımız, özellikle de genç ve kalifiye olanlarımız, ekonomide bir düzelme görülmemesi halinde çoktan yurt dışına çıkma planlarını yapmaya başladılar bile ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu kadar umutsuz olmaya gerek yok çünkü her şey bizim kontrolümüzde. Doğru şeyleri yaparsak ekonomi göz açıp kapayıncaya kadar düzelir, yanlış şeyleri yaparsak her şey çok daha kötüye gider ve söylediğim gibi bu kararı vermek bizim elimizde.

 Öncelikle bir sorun tespiti yaparak başlayalım, şu anda ne durumdayız? Neleri yanlış yapıyoruz ve neleri değiştirmek zorundayız? Hadi başlayalım.

 Ekonomideki Sorunların Analizi

 Öncelikle Türkiye’nin ilk sorunu ekonomi bilimiyle inatlaşmasıdır. Sayın Cumhurbaşkanının ortaya attığı bir tez olan “Faiz sebep enflasyon sonuçtur.” politikası doğrultusunda ekonomi yönetilmektedir ancak bu tezin, ekonomi biliminin gerçekleriyle maalesef alakası yoktur. Bunun kanıtını bulmak hiç de zor olmasa gerek, bu tezin son denemesi geçtiğimiz yılın Eylül ayında gerçekleşti ve faizler %19’dan %14’e kadar indirildi ancak Eylül ayında %19.58 olan enflasyon şu anda %69.97 seviyesine kadar yükselmiştir. Eylül ayını 8,88 seviyesinde kapatan dolar kuru ise Aralık ayında 18’li seviyeleri görmüş daha sonrasında yapılan müdahalelerle ancak düşürülebilmiştir ve bu yazının yazıldığı tarihte ise 15,40 seviyesindedir. Tüm bu verilere ve yüzlerce ekonomistin yazdığı kitaplara bakarsak Sayın Cumhurbaşkanı’nın sunduğu tezin pek de işe yaramadığını söylemek sanıyorum yanlış olmayacaktır.

 Bir diğer problemimiz ise Merkez Bankasının bağımsızlığı olarak karşımıza çıkıyor. Maalesef son üç Merkez Bankası Başkanlarının hepsi görev süresini tamamlayamadan Cumhurbaşkanı tarafından görevlerinden alındılar. Sürekli olarak Başkanı değiştirilen bir Merkez Bankasının bağımsız olması elbette beklenemez. Cumhurbaşkanı’nın Başkanları görevden almasının sebebi ise kendi tezini zorla Merkez Bankasına dayatması olarak karşımıza çıkıyor.
 

 Tüm bunlardan kaynaklanan bir diğer sorunumuz ise stabile yoksunluğu. Sürekli olarak politika değiştiren bir sistemin, dolar kurunun bir gün içinde %30 aşağı-yukarı hareket etme olasılığı olan bir sistemin, elbette stabil olmadığını söylememiz oldukça doğal olsa gerek. Stabilite çok önemli bir şeydir, kimse belirsizlikten hoşlanmaz bu yüzden insanların, özellikle de yatırımcıların bundan 1 yıl sonra ülkenin hangi politikaları uygulayacağını, enflasyonun ve dolar kurunun ne seviyede olacağını az çok tahmin edebiliyor olması gerekmektedir. Bizim bir numaralı hedefimiz riskleri en aza indirmektir.

 Şunu belirtmemiz gerekiyor ki ekonomi sadece ekonomiden ibaret değildir. Bu noktada diğer alanlardaki problemleri de inceleyeceğiz.

Yapısal Alandaki Sorunlar

Türkiye teknik ekonomik sorunların yanı sıra çok sayıda toplumsal, yapısal, örgütsel sorunla da karşı karşıyadır ve elbette tüm bu sorunlar ekonomiyi negatif yönde etkilemektedir. Tek tek bunları inceleyelim.

 Türkiye, World Justice Project tarafından gerçekleştirilen hukuk endeksinde 139 ülke arasında 117. sırada bulunmaktadır. Türkiye’nin aldığı bu puan ülkedeki hukukun bağımsızlığı noktasında derin endişelere yol açmaktadır. Özellikle endeks içindeki “hükümetin kısıtlanması” alt başlığında 139 ülke arasından 134. sırada bulunuyoruz. Şimdi, sizden şöyle düşünmenizi istiyorum, siz Avrupalı bir yatırımcısınız ve Türkiye’ye yatırım yapmak niyetindesiniz. Bu ülkenin verilerini kontrol ederken böyle kötü bir hukuk puanı gördünüz ve doğal olarak aklınıza “ben bu ülkeye yatırım yaparsam ve bir sorun yaşarsam hukuk sistemi bana yardımcı olabilir mi?” sorusu geldi. İşte bu noktada, özellikle de hukuk sisteminin mülkiyet haklarınızı koruyamayacağını düşünüyorsanız o ülkeye yatırım yapmaktan vazgeçmeyi tercih ediyorsunuz.

 Türkiye’nin medya konusunda da çok ciddi sorunları olduğu aşikar. RSF tarafından açıklanan “medyanın zaptı” üzerine olan bir endekste Türkiye 180 ülke arasından 154. Sırada bulunuyor ki bunun oldukça kötü olduğunu söylemeye gerek yoktur diye düşünüyorum. Ayrıca Türkiye’nin Freedom House tarafından hazırlanan raporda 100 üzerinden 32 puan alarak “özgür olmayan ülke” olarak nitelendirildiğini belirtmekte de yarar var.

 Her neyse, bu sorunlar daha uzar gider ancak temel problemlerin anlaşıldığını zannediyorum. Gördüğünüz gibi çok sorunumuz var ancak bunların hiçbirisi çözülmeyecek sorunlar değil, şimdi biraz da çözümlerden konuşalım.

 Türkiye’deki Sorunların Çözümleri

 Öncelikle ekonomik sorunların çözümlerinden başlayalım, burada çok detaya girmeye gerek olduğunu sanmıyorum. Yapılması gereken ilk şey Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bilimsellikten uzak olan tezinden vazgeçmesi ve Merkez Bankasının faizleri artırmasına izin vermesidir. Bu noktada Merkez Bankasının bağımsız bırakılması büyük önem arz etmektedir çünkü Merkez Bankasının ne yaparsa yapsın başına bir felaket gelmeyeceğinden emin bir şekilde hareket etmesi gerekiyor. Merkez Bankası bu ülkenin en yetenekli insanlarının çalıştığı kurumlardan bir tanesidir dolayısıyla bağımsız olarak alacağı kararların en doğru kararlar olacağına şüphe yoktur.

 Bir diğer sorun ise stabilite ve risklerdir. Türkiye’nin bilimsel metotları terk etmiş olması pek çok konuda stabiliteyi kaybetmesine ve belirsizliklerin doğmasına sebep olmuştur, dolayısıyla bu belirsizliklerin yok edilmesi ve risklerin düşürülmesi oldukça önemlidir. Bunu da en basit şekilde istikrarlı bir politika, bilimsel metotlara dönüş ve elbette bağımsız bir merkez bankasıyla başarabiliriz.

 Öte yandan pek çok alanda yapısal reformlar yapılması bir zorunluluktur. Peki, nedir bu yapısal reform denilen şey? Aslında adından da anlaşılacağı üzere bunlar reformdur ancak yapıya etki edecek kadar ciddi, sert ve kimi zaman yıkıcı reformlardır. Bu reformlara başlanarak yargıda bağımsızlığı sağlayacak düzenlemelerden tutun da ülke içindeki özgürlüğe kadar pek çok konuda reform yapmak zorundayız. Medyanın bağımsızlığı sağlanmalı; ülke içindeki kadrolar torpille değil, liyakatle doldurulmalıdır. Komşularımız ve müttefiklerimizle ilişkilerimiz geliştirilmeli, agresif tavırlar yerine diplomatik çözümler tercih edilmelidir. Daha sayılabilecek sayısız yapısal reform bulunmaktadır, daha detaylı bilgi için Mahfi Eğilmez’in yeni çıkan kitabı olan “Yapısal Reformlar ve Türkiye” kitabını okumanızı öneririm.

 Tüm bu noktaları birleştirdiğimizde ise ortaya şöyle bir sorun çıkıyor, tüm bunları mevcut hükümetin yapması imkansıza yakın gözüküyor çünkü yapısal reformlar aslında mevcut olan yapıyı bozmak demektir ve mevcut olanı inşa eden kişinin o yapıyı bozması aşırı zordur. Eğer ki bir şekilde bozarsa bozulan yapının kendiyle beraber mevcut hükümeti de götürmesi oldukça olasıdır. Bunun en basit örneği olarak 2001 krizini örnek gösterebiliriz. O dönem ekonominin başına Kemal Derviş getirilmiş ve kendisi ekonomi yönetimi konusunda bağımsız bırakılmıştır. Derviş-IMF ittifakının sonucu olarak ise bir dizi yapısal reformlar ortaya koyulmuş ancak iş uygulamaya geldiğindeyse bu reformlar yıkıcı etki yaratmış ve mevcut koalisyonun düşmesiyle sonuçlanan bir olaylar dizisi gerçekleşmiştir. Koalisyon sonrasında gelen AKP yönetimi ise planlanan bu programı terk etmemiş, bu sayede ülke ekonomik olarak bir dönem nefes alabilmiştir. Dolayısıyla şunu söylememiz gerekir ki aynı şeylerin yaşanması gerekiyor. Tekrar etmemiz gerekirse, ekonominin düzelmesinin ön koşulu hükümet değişikliğidir çünkü mevcut hükümet zaten çevrelerce güvenini kaybetmiş, ayrıca istese bile reforma gidemeyecek kadar çakılıp kalmıştır.

 Sonuç

Sonuç olarak baktığımızda, çok sorunumuz var ancak her krizde çok sorunumuz vardı. 2001’de de çok sorunumuz vardı, 1994’te de çok sorunumuz vardı yine de Türkiye bu krizlerden çıkmayı başarmış bir ülkedir. Çok sorunumuz var ancak bu sorunlar çözülmesi imkansız sorunlar değil, aksine pek çoğu doğru politikalarla kısa sürede çözülebilecek sorunlardır mesele tamamen o politikaları uygulayacak insanları bulmaktan geçiyor. Dolayısıyla Türkiye bu krize çakılıp kalmayacaktır tarih bizi olması gerektiği yöne doğru yönlendirecektir ve en sonunda bu kriz de “ne zamanlardı ama” diyerek hatırlayacağımız bir dönem olacaktır diye umut ediyorum.

Okuduğunuz için teşekkürler.

 

Rapor Et

Ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

Senin köklerin nerede?

17 Ağustos depremindeki yağmacılar