içinde

500 Bin insanın hayatını mahveden korkunç kaza : Bhopal Felaketi

1969 senesinde Union Carbide şirketi böcek ilacı üretmek için bir fabrika inşa etti. Amaçları tarım alanlarında kullanılacak ilaçlar üretmekti. Bu amaçla yola çıkan fabrika kurulduğu yere büyük bir katkı sağlayacaktı, daha doğrusu o yıllarda öyle düşünülüyordu. Firma inşa için Hindistan’ın Bhopal şehrini tercih etti, fabrikanın %49’u Hindistan Devleti’ne ait olacaktı. Fabrika faaliyete geçtikten 10 sene sonra fabrika sahasına bir üretim tesisi daha eklendi. Bu tesis felaket başlangıcı niteliğindeydi. Fabrika zehirleri 1. Dünya Savaşı’ndan kalma gazlardan elde ediyordu. Gazlar, hidrojen siyenitten 500 kat daha ölümcül olan ve saf koşullarda patlama ihtimali bile bulunan MIC üretiminde kullanılıyordu. Uzmanlar bu tehlikeli gazın depolanması konusunda pek olumlu düşünceye sahip değillerdi, firma bu kimyasalı buhar lokomotifi boyutundaki büyük depolarda muhafaza ediyordu. Firma o yıllarda birçok reklam yaptı ve tesisi insanlara bilim merkezi olarak lanse etti ama tesis adeta bir hayvan çiftliğini andırıyordu. Muson yağmurları ve hasat başarısızlığı fabrikanın zamanla büyük maddi kayıplar vermesini sağladı. Artık firma zor durumdaydı, o günlerde fabrikayı Endonezya ve Brezilya’ya taşıma düşündüler ama bu fikir hayata geçemedi çünkü ne bir alıcı vardı ne de bu maliyet karşılayacak bir kaynakları. İşte o anda akla mantığa uymayan, felaketle sonuçlanacak bir adım atıldı. 

Öncelikle 1980-84 senesinde işçi sayısı azaltıldı ve nerdeyse çalışanların yarısı işten çıkartıldı. En tehlikeli departmanda çalışan MIC metil izosiyanat bölümü çalışanları ise 12’den 6’ye düşürüldü, bakım personeli de 6’dan 2’ye düşürüldü. Artık kontrol odasında sadece bir tane personel vardı ve çoğu eski ve yarım yamalak çalışan 70 ayrı paneli kontrol etmek sadece onu göreviydi. Ayrıca güvenlik eğitimleri de 6 aydan 2 aya düşürüldü. O eğitimde de sadece uyarı yazıları hakkında dersler verildi. İşin can alıcı kısmı ise Hintli çalışanların birçoğunun İngilizce olan yazıları anlayamıyor olmalarıydı. Eylül 1982’de, Bhopal’lideki Jansatta günlük gazetesinde çalışan Raj Keswani, fabrika hakkında şunları söylüyordu: “Bhopal yok olmak üzere. Hepimizin ölmesi sadece 1 saat sürecek, belki en fazla 1.5 saat…” Keswani, fabrikada çalışan Eşref Han ismindeki bir işçinin üzerine fosgen döküldüğünü ve adamın kısa süre sonra öldüğünü yazıyordu. Fabrikanın 1. Dünya Savaşı’ndan kalma gazdan Mic metil izosiyanat ürettiğini, soğutmanın reaksiyonu yavaşlattığını fakat o zamanda depolanmasının çok riskli olduğunu söylüyordu. O tarihlerde diğer üreticilerden Bayer metil izosiyanat kullanmadan aynı zehri üretiyordu fakat bu yöntem Bhopal’dakinden çok daha maliyetliydi. O yüzden şirket bu yöntemi kullanmıyordu. Şirkette çalışanlar steril olmayan koşullardan şikayetçilerdi. 1976 senesinde boruların bakımını yapan bir işçinin üzerine gaz sıçramış işçi de o panik anında gaz maskesini çıkartmıştı ve iddialara göre adam 72 saat içinde ölmüştü.

Firma ise bu olayın üstünü kapattırmış ve olayı halktan gizlemişti. Yine Ocak 1982’de fosgen kaçağı yüzünden 24 çalışan hastaneye kaldırıldı, bu olaydan 1 ay sonra başka bir sızıntı oldu ve 18 çalışan gazdan etkilendi aynı yıl bir mühendiste hatalı bir işlem sonucunda vücudunun %30’unu yaktı. Firmada sızıntılar hiçbir zaman bitmedi. Ekim 1982’de başka bir sızıntı oldu ve sızıntıyı önleme çalışan metil izosiyanat süpervizörünün vücudu yandı, bir başka 2 işçi de zehirlendi. Sızıntılar 1983-84 senesinde de ara ara devam etti. Tesiste üç yer altı bölümü vardı ve içinde 68.000 litre depolama tankı barındırıyordu. Tanklar güvenlik ekibinin talimatları doğrultusunda %50’den fazla doldurulmadı. Ekim 1984’de içinde sıvı metil izosiyanat olan bir tank arıza yaptı. Bu arızandan sonra fabrikadaki metil izosiyanat üretim tesisi kapatıldı ama bu sadece 1 ay sürdü Aralık 1984’te tesis yeniden aktif hale getirildi. Felaketin tarihi 3 Aralık 1984’ün gece yarısıydı. O tarihte Union Carbide fabrikasının bacasından ince beyaz bir duman süzülmeye başladı. Rüzgarın etkisiyle duman adeta bir sise dönüştü. Kısa bir süre sonra önlenemez bir boyuta ulaştı, caddeleri tamamen sis örtüsü sardı. Hindistan’daki evler zaten son derece korunaksız harabe haldeydi. Dumanın evlere ulaşması 4 dakika bile sürmedi. 

İnsanların bir anda yüzleri kızardı, öksürmeye başladılar ve ağızlara yandı. Kadınlar çocuklarına “biri kırmızı biber yakmış, birazdan geçer hadi yatın.” diyordu. İnsanların mideleri yanıyor, nefes darlığı çekiyor, gözleri tahriş oluyor boğulma hissini kapılıyor ve istifra ediyorlardı. İnsanlar panikle evlerinden kaçtı, koşanlar herkesten daha çok izosiyanat gazı soludu. İzosiyanat gazı havadan 2 kat daha ağırdı bu yüzden nerdeyse zemine kadar ulaştı. Aziz Sultan ismindeki Hintli’nin iki çocuğu vardı, gaz evlerine ulaştığında panikle dışarıya çıktılar. Dar bir sokağa geldiklerinde insanları gördüler bazıları yerdeydi, bazıları kıpkırmızıydı kimisi ise istifra ediyordu. Sanki bir korku filmi sahnesi gibiydi.

Cehennemi yaşıyorlardı. Sonraki gün binlerce insan hayatını kaybetti. Sabah ilk ışıklarını gösterdiğinde korkunç bir tablo kendini gösterdi. Tahminen sadece o gece 8.000 insan hayatını kaybetmişti daha sonra gazdan etkilenip ölenlerde eklenince bu sayı 20.000’in üzerine çıktı. Otopsi sonucunda insanların sadece akciğerlerinde değil aynı zamanda beyinlerinde de ödem oluştuğu tespit edildi. Tesis olaydan sonra Hint Hükümeti tarafından kapatıldı. Birinci soruşturma Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Tesisi tarafından yapıldı. Fabrikanın başkanı ve aynı zamanda Ceo’su Warren Anderson ekibiyle birlikte hemen Hindistan’a gitti ama Hindistan’a gelir gelmez devlet tarafından yakalandı ve hapse atıldı. Ardından 24 saat içinde ülkeyi terk etmesi istendi. Fabrika’daki ekip ve Bhopal’daki kimyacılar değerlendirme yapmak üzere tesise gittiler.

Bhopal’daki hastahaneler tıka basa doluydu, insanlar sızan gazın ne olduğunu bile bilmiyorlardı, zaten birçok doktorun da bu gazın tedavisi hakkında en ufak bir fikri bile yoktu. Şirket belirli bir süre ticari sır diyerek gazın detaylarını açıklamadı. Aileler toplu cenaze töreni düzenlediler, birçok aileye sevdiklerini yakarak bu dünyadan uğurladı. Olayın sembolü haline gelen birçok fotoğraf vardı, bu fotoğraflarla birçok fotoğrafçı ödüller kazandı. Kısa sürede 170.000 insan tedavi edildi, 2.000 fazla manda keçi ve diğer tesise gittiler. Bhopal’daki hastaneler tıka basa doluydu, insanlar sızan gazın ne olduğunu bile bilmiyorlardı, zaten birçok doktorun da bu gazın tedavisi hakkında en ufak bir fikri bile yoktu. Şirket belirli bir süre ticari sır diyerek gazın detaylarını açıklamadı. Aileler toplu cenaze töreni düzenlediler, birçok aileye sevdiklerini yakarak bu dünyadan uğurladı. Olayın sembolü haline gelen birçok fotoğraf vardı, bu fotoğraflarla birçok fotoğrafçı ödüller kazandı. Kısa sürede 170.000 insan tedavi edildi, 2.000 fazla manda keçi ve diğer hayvanlar telef oldu. Balıkçılık faaliyetleri ikinci bir emre kadar yasaklandı. Aynı zamanda büyük bir kıtlık oluştu gazın nüfuz ettiği hiçbir gıda ürünü yenilmedi. 16 Aralık günü tesis metil izosiyanat tesisi tamamen gazdan arındırıldı. Tesisin üzerinde sürekli helikopterler uçtu ve sürekli tesisin üzerine su döktüler. Bhopal’da yaşayan insanların birçoğu tahliye edildi. Sadece 200.000 çocuğun gazdan etkilendiği söyleniyordu.

Bu korkunç bir rakamdı. Belirli bir süre sonra, artık havanın, suyun, bitkilerin ve gıda maddelerinin tamamen güvenli olduğu, tüketilebileceği açıklandı ama çok net bir uyarı vardı: Asla balık tüketmeyin. Hindistan Hükümeti yaralılar için bölgede bir hastane kurdu, ardından bir klinik açtı ve en son da mobil bir sağlık ekibi kurdu ve ekibi şehirdeki hastaları bulması için görevlendirdi. 17 Nisan 1985’te Federal  Bölge Mahkemesi Hakimi John Keenan, Union Carbide Şirketi’nin derhal 5 ile 10 milyon dolar arasında bir meblayı, hastaların tedavisi için Hindistan’a ulaştırmasını emretti. Şirket bu karara karşı çıktı, iki gün sonra da 5 milyon dolarlık bir yardım fonu vermeyi teklif etti. Hindistan Hükümeti ise bu teklifi reddetti. Zira ölenler ve yaralılar düşünüldüğünde bu çok komik bir rakamdı. Mart 1986’da şirket 20 yıl sürecek bir fon ayarlayıp 350 milyon dolar ödemeyi teklif etti. Ardından ABD Bölge Mahkemesi kararıyla dava Hindistan mahkemelerine devredildi. 1988’de Hindistan Hükümeti, şirketten 3,3 milyar dolar talep etti. Hindistan Yüksek Mahkemesi her iki tarafa da Kasım 1988’e kadar anlaşmalarını söyledi. 1989’a kadar süren uzlaşma süreci Şubat 1989’da sonra erdi. Şirket verdiği zararlar yüzünden 470 milyon dolar ödemeyi kabul etti ve taraflar anlaştı. Ek olarak çok daha sonra bu gazdan etkilendiği anlaşılacak insanlar da olabilirdi bu yüzden şirket 100.000 kişiyi kapsayacak bir sağlık sigortasını üstlendi. Hindistan hükümeti gazdan etkilenen insanların tedavi edileceği bir hastahane yapılmak üzere 17 milyon dolar daha talep etti. Şirket bu teklifi de kabul etti. 1991’de yetkililer şirketin sahibi Anderson’u katliam yapmakla suçlayıp 10 yıl hapis cezası verdiler. Bu ceza ABD’ye bildirildi ve Anderson’un Hindistan’a verilmesi istendi 1993 senesinde ABD Yüksek Mahkemesi bu isteğe olumsuz cevap verdi. Bu aynı zamanda Hindistan’daki mağdurların ABD’den bir tazminat talep edemeyeceğini anlamına da geliyordu. 1999’da Greenpeace fabrika çevresindeki toprağı ve suyu analiz etti. Suda ABD Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA) sınırlamalarından 682 kat daha fazla karbon tetraklorür seviyelerine rastladı. İnsanlar hâlâ o suyu içiyor, suda yıkanıyorlardı. Greenpeace 10 yıl sonra 2009’da suyu yeniden inceledi ve bu sefer sınırın 4880 kat üzerinde karbon tetraklorür içerdiğini tespit. Geçen 10 yılda sudaki zehir daha artmıştı. Greenpeace kazadan 20 yıl sonra bölgede yaptığı araştırmada toprakta normalin 6 milyar katı toksik madde olduğunu tespit etti. Bu felaket, 20.000’den fazla insanı öldürdü, yarım milyon insanı etkiledi, 150.000 insanın hayatlarının geri kalan kısmını sakat geçirmesine sebep oldu. 200.000 çocuk zehirli gazı teneffüs etti ve bu olayın izlerini ömür boyu üzerlerinden atamadı.

Kaynak: Youtube – Alfanın Dünyası

Rapor Et

Taraftar

Burcu Aydınlı tarafından yazıldı

Hikaye Yazarı

Ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

Bu gün kaçmak istiyorum

Aşk olmak istiyorum